Yazılar

Vakaların %80’i Hemoroid ile Kanseri Karıştırıyor

Kadınların ve erkeklerin büyük bir bölümünde yaygın bir sorun olan ve halk arasında basur olarak bilinen hemoroid, farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Hemoroid belirtileri, kolon ve rektum kanseri gibi ciddi sorunların belirtilerine benzediği için uzman hekimler tarafından fiziki muayene ve bazı tetkiklerin yapılması hayatı önem taşıyor. Vakaların % 80’inde hastaların kanser ile hemoroidi karıştırdığı biliniyor. Hafif dereceli hemoroidler için ameliyat seçeneğinden önce yaşam tarzı değişiklikleri şikayetlerin hafiflemesini sağlayabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, hemoroid ile ilgili önemli bilgiler verdi.

Op. Dr. Ali Can Yalı

Op. Dr. Ali Can Yalı

Hemoroid toplumda bir tabu gibi görülüyor

Hemoroidler, anal kanalda doğal bulunan damarlı yapılardır. Vücutta dışkı kontrolüne yardımcı olan yastıkçıklardır. Bu damarlı yapılar şiştiğinde veya iltihaplandığında, ortaya çıkan duruma hemoroid ya da basur denilmektedir. Basur toplumda bir tabudur. Utanma duygusu nedeniyle vakaların büyük bir bölümünde erken teşhis mümkün olmamaktadır. Kaşıntı ve rektal kanama belirtileriyle başlayan hemoroidi hastalar çoğu zaman tuvalette fark etmektedir. Rahatsızlığa neden olan şişmiş damarlar ağrıya de neden olmaktadır.

Hemoroidin iki çeşidi bulanmaktadır;

  • Dış hemoroidler. Anüs çevresindeki derinin altında oluşan dış kistler, dışarı doğru çıkıntı yapmaktadır. Dış hemoroidler genellikle şişmiş kan damarları veya sert yumrular şeklinde görüldüğü için daha belirgindir
  • İç hemoroidler. Adından da anlaşılacağı gibi rektumun içindedir. Rektumun içinde oluşan iç hücrelerdir. Hastalar genellikle dışkıda kan gördüklerinde veya hemoroidler anüsün dışına doğru şişecek kadar büyüdüğünde iç hemoroidleri olduğunu fark eder.

7 yaygın belirtisi

Hemoroidin birçok farklı nedeni vardır, en yaygın olanları şunlardır:

  1. Kronik kabızlık veya ishal.
  2. Dışkılama sırasında zorlanma.
  3. Aşırı derecede kilolu olmak.
  4. Tuvalette uzun süre oturma.
  5. Gebelik hali.
  6. Lif oranı düşük beslenme alışkanlığı.
  7. Düzenli olarak ağır kaldırmak.

Bu nedenler anüs çevresindeki damarların basınç altında gerilmesine neden olmakta hatta damarların şişmesine ve kabarmasına yol açmaktadır. Alt rektumdaki bu artan basınç, hemoroid oluşumundan sorumlu tutulmaktadır.

Hemoroidle karıştırılan 4 sorun

Hemoroid ile benzer semptomlara sahip diğer sorunları ayırt etmek önemlidir.

  • Anüs, rektum ve kolon kanserleri: Bu kanserler rektum yakınlarında ortaya çıkabilmekte ve belirtileri hemoroide benzemektedir. 40 yaş sonrasında çok yaygın olarak görülen rektum ve kolon kanseri erken evrede tespit edilmesi hayati önem taşımaktadır. Düzenli olarak yapılan taramalarla kolorektal kanserlerle mücadelede edilebilmektedir. Bazen bu tümörler iyi huylu olurken, bazen de kötü huylu olabilirler. Bu nedenle, doğru teşhis çok önemlidir.
  • Anal fissürler: Anal kanalın iç yüzeyinde oluşan yırtıklar, dışkılama sırasındaki travma nedeniyle oluşur. Ağrının eşlik ettiği yırtıklarda hemoroid belirtisi olan kanama görülebilir. Anal fissürdeki doku yırtılmasıyken, hemoroidlerin ise alt rektumdaki doku yastıklarının zayıflamasından kaynaklandığını söylemek gerekir. Fissürler için yeterli su alımı ve lif açısından zengin besinlerin tüketilmesi gerekir.
  • Kolon polipleri: Bu polipler kanserli olmayan, çoğunlukla yaş ilerledikçe kolon veya rektumun iç yüzeyinde oluşan büyümelerdir. Bunlar ailesel ya da kalıtsal faktörlere bağlı olabilmektedir. Kolon polipleri olan hastalar, hemoroid semptomlarına benzer ağrı veya rektal kanamayla yüzleşebilirler.
  • Divertiküloz ve divertikülit: Gastrointestinal sistemin iç yüzeyinin küçük bölgelerinin zayıflaması ve bağırsakta dışa doğru bir kese oluşmasına neden olan bir durumdur. Bu dışa doğru küçük bir kese gibi görünür. Divertiküller en sık kolonda görülmektedir. Gastrointestinal sistemin herhangi bir yerinde de ortaya çıkabilmektedir. Bağırsak perforasyonu, kanama, apse veya darlık gibi bir komplikasyon olmadığı sürece herhangi bir belirti vermez. Bu nedenle hemoroidle karıştırılmaktadır.

Makat bölgesinde herhangi bir problem yaşandığında öncelikle bir cerraha muayene olmak önemlidir. Muayene olmak daha sonrasında çıkabilecek sorunların ve gecikmiş teşhisin önüne geçecektir.

#Hemoroid #Basur #KolonKanseri #RektumKanseri #AnalFissür #KolonPolipleri #SağlıkHaberi #ErkenTeşhis #GenelCerrahi #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Dispepsi: Basit bir rahatsızlık değil, önemli bir belirti olabilir

Pek çok insan hayatının belli bir döneminde hazımsızlık (dispepsi) sorunu ile karşılaşabiliyor. Çoğu zaman önemsenmeyen ancak yaşam konforunu olumsuz etkileyen bu sorun; beslenme alışkanlıkları ve stresle ilgili olarak ortaya çıkabiliyor. Bazen de hazımsızlık bazı sorunların habercisi olabileceğinden, özellikle buna eşlik eden ve geçmeyen şiddetli mide ağrıları, kilo kaybı veya kanama varsa vakit kaybetmeden uzman doktora başvurmak gerekiyor.  Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Kaplan, hazımsızlık ile ilgili bilgi verdi.

Prof. Dr. Mustafa Kaplan

Prof. Dr. Mustafa Kaplan

Hazımsızlık sindirim sistemi sorunudur

Hazımsızlık, yemek yerken veya yemekten uzun süre sonra bile tokluk hissiyle ortaya çıkan, genelde kramp tarzında karın ağrısı, geğirme ve reflünün eşlik ettiği bir sindirim sistemi sorunudur. Çoğu zaman, altında yatan net bir neden olmayan bu sorun, genellikle beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri, terapi ve ilaçlarla tedavi edilebilir. Dispepsi olarak bilinen hazımsızlık, halk arasında mide rahatsızlığı olarak tanımlanır. Kişi yemeğinin çoğunu bitirmemiş olsa bile, tokluk hissi nedeniyle yeme isteği olmayabilir. Yemekten sonra oluşan rahatsız edici tokluk hissi ağrı ve yanmaya dönüşür.

Mide ekşimesiyle karıştırılmamalı

Mide ekşimesi, mide asidinin mideden çıkıp yemek borusuna geri kaçmasıyla oluşur. Hazımsızlık ve mide ekşimesi semptomları aynı anda ortaya çıkabilir. Dispepsi genellikle hafif bir rahatsızlık olduğundan, birçok insan sorun belirgin hale gelmeden tıbbi yardıma ihtiyaç hissetmez. Dispepsi uzun süreli ve tekrarlayan bir sorun haline geldiğinde, genellikle altta yatan başka bir rahatsızlığın veya bozukluğun sonucu olabilir.

Fonksiyonel hazımsızlık olabilir

Fonksiyonel dispepsi, bağırsak-beyin etkileşiminin bir bozukluğu olarak da ortaya çıkabilir. Bu bozukluk, beyin ve bağırsağın birlikte çalışma biçimindeki sorunlarla ilişkilidir. Birlikte ortaya çıkan semptom gruplarıdır. Bazen bu rahatsızlığa neyin sebep olduğunu tespit edilemeyebilir. Gerekli tetkiklerle teşhis konularak uygun tedavi planlanır.

Hazımsızlığın 7 işareti

Hazımsızlık şu belirtilerle diğer sorunlardan ayrılır;

  • Yemek sırasında erken doyma veya tipik bir yemeği bitirememe durumu.
  • Yemek yedikten sonra gerekenden daha uzun süren rahatsız edici tokluk hissi.
  • Göğüs kemiklerinin hemen alt kısmı ile göbek deliği arasındaki bölge olan üst karın bölgesinde hafiften şiddetliye doğru hissedilen tipik ağrı.
  • Üst karın bölgesinde yanma hissi.
  • Karın bölgesinde şişkinlik veya sıkışma hissetme.
  • Bulantı hissi nedeniyle ortaya çıkan kusma.
  • Besinleri geğirerek çıkarmak.

Hazımsızlık nedeniyle bazen mide ekşimesi de görülebilmektedir. Mide ekşimesi, yemek sırasında veya sonrasında göğsün ortasında oluşan ağrı veya yanma hissidir. Bu his boyun ya da sırtta hissedilebilir.

Bu belirtiler varsa dikkat!

Şiddetli veya sürekli karın ağrısı, kilo kaybı veya iştahsızlık, tekrarlayan kusma, siyah renkli dışkı görünümü, yutma güçlüğü, yorgunluk veya halsizlik hissi ile sarılık olarak da adlandırılan cilt veya gözlerin sararması durumları söz konusu ise zaman kaybetmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır. Çünkü hazımsızlığın bazı belirtileri reflü, mide ülseri, irritabl bağırsak sendromu veya ciddi mide bağırsak hastalıklarının ilk sinyali olabilmektedir. Belirtileri dikkate almamak daha ciddi mide bağırsak hastalıklarının tedavisinde erken teşhis ihtimalini ortadan kaldırmaktadır.

Hazımsızlığın oluşmaması için bazı pratik önlemler alınabilir;

  • Çay, kahve, asitli ve kafeinli içeceklerin tüketimi azaltılmalı.
  • Yatakta baş ve omuzlar yukarıda yatılmalı. Bu uyurken mide asidinin yukarı çıkmasını önleyebilir.
  • Sigara ve alkolden uzak durulmalı.
  • Eğer fazla kilo sorunu varsa verilmeli.
  • Yatmadan 3-4 saat önce yemek yenmemeli.
  • Aşırı baharatlı veya yağlı yiyecekler tüketilmemeli.

#Sağlık #Hazımsızlık #Dispepsi #MideSağlığı #Gastroenteroloji #MemorialHastanesi #SağlıklıYaşam

Kadınlarda idrar kaçırma sorununda pratik önlemler

Her yaştan kadını etkileyen idrar kaçırma sorunu 40 yaşına gelen kadınların yaklaşık % 40’ında görülebiliyor. Hamilelik, doğum ve menopozdan kaynaklanan hormonal değişiklikler ile pelvik taban kaslarının zayıflaması ve mesaneye baskı yapması sonucunda ortaya çıkabiliyor. Doğru teşhis, kişiye özel tedaviler ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde idrar kaçırmadan kurtulmak mümkün olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, kadınlarda sık görülen idrar kaçırma sorunu ile ilgili bilgi verdi.

Doç. Dr. Mehmet Ak

Doç. Dr. Mehmet Ak

İdrar kaçırma sosyal yaşamdan uzaklaştırır

İdrar kaçırma her yaştan ve her sosyal statüden kadın için önemli bir sorundur. Erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülen bir sorundur. Kadınlar yaşlandıkça istemsiz şekilde ortaya çıkan idrar kaçırma sorunu, yaşlanmanın bir sonucu olarak görülmemelidir. Özellikle gebelik sırasında veya idrar yolu enfeksiyonları nedeniyle geçici olarak idrar kaçırma sorunu ortaya çıkabilmektedir. Bu durumlarda yaşam tarzı değişiklikleri (kilo vermek gibi), pelvik taban kas eğitimi ve menopoz sonrası dönemde yapılan müdahale ile sorun olmaktan çıkmaktadır. Günde 10- 15 kez idrara çıkan bir kadının yaşam kalitesi de olumsuz etkilenmektedir. Çünkü bu sorunu yaşayan her kadın sosyal hayattan da uzaklaşmaktadır. İdrar kaçırma günlük yaşamı olumsuz etkiliyorsa bir uzman doktordan destek alınmalıdır.

Kadınlar bu sorunu erteliyor

Kadınlar bu sorunu çoğu zaman sakladıkları için çözümünü de ertelerler. İdrar tutamama bazı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar.

  • Hapşırma ve öksürme, ağır eşyalar kaldırma, ağır egzersiz yapma gibi durumlarda mesaneye baskı uygulandığında idrar kaçağı ortaya çıkabilir.
  • Yoğun bir idrar yapma isteğinin ertelenmesi sonucunda istemsiz idrar kaçırma kaçınılmazdır. Özellikle uyku sırasında gece boyunca sık sık idrara çıkma ihtiyacı olabilmektedir. Ayrıca enfeksiyona bağlı hastalıkta ya da nörolojik bir sorunda ve şeker hastalığı gibi daha ciddi bir sorun nedeniyle ortaya çıkabilmektedir.
  • Taşma tipi idrar kaçırmada ise mesanenin tamamen boşalmaması nedeniyle sık sık veya sürekli idrar damla damla idrar çıkışı olabilmektedir.
  • Fiziksel veya zihinsel sorunlar idrarı kaçırmaya neden olabilmektedir. Örneğin, şiddetli artrit söz konusu ise, zamanında tuvalete yetişmekte sorun çıkmaktadır.
  • Karma tip idrar kaçırmada ise birden fazla idrar kaçırma türü vardır. Genellikle stres bağlı idrar kaçırma ile sıkışma sonucunda sorun olmaktadır.

Her 3 kadından 1’inde var

İdrar kaçırma yani idrar veya mesane kontrolünün kaybı her üç kadından birinde görülmektedir. İdrar kaçırma sorunu belirtilere göre kişiye özel bir tedavi planıyla hareket edilmelidir ve yaşam kalitesinin yükseltilmesiyle çözülebilmektedir.

İdrar kaçırmanın tedavisi ise detaylı bir tıbbi öykü ve belirtilerin ayrıntılı bir şekilde uzman hekime anlatılmasıyla başlamaktadır. İdrar kaçırmanın ne zaman ve ne sıklıkla yaşandığı sorulmalıdır. Mesaneyi etkileyecek sorunun ve semptomlara neden olabilecek diğer durumlar hekim tarafından araştırılmadır. Bunun için fiziksel bir muayene de yapılabilmektedir. Bu muayenede mesane doluyken öksürme istenebilmektedir.

Kegel egzersizi öneriliyor

Pelvik taban kasları yaşla ve daha az fiziksel aktiviteyle zayıflamaktadır. Pelvik taban kas eğitimi olarak da bilinen Kegel egzersizleri, stres kaynaklı idrar kaçırmayı önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Pelvik taban kasları çalıştıran egzersizlerdir. Pelvik taban kasları; rahmi, mesaneyi, ince bağırsağı ve rektumu destekler. Her 10 kadından 4’ünde Kegel egzersizlerini denedikten sonra idrar kaçırma sorununda azalma olduğu görülmüştür. Günlük olarak yapılan Kegel egzersizi özellikle hamilelik döneminde yararlı olabilmektedir. Hamilelik ve doğum sırasında sıklıkla görülen pelvik taban kaslarının zayıflamasını önlemeye yardımcıdır.

Bu önerileri dikkate alın

 Yaşam tarzı değişiklikleri ve pelvik taban kas eğitiminin yanı sıra hem stres hem de sıkışma tipi idrar kaçırmanın tedavisinde günlük yapılacak basit uygulamalar da faydalı olabilmektedir.

  1. Yaşam tarzı değişiklikleri sorunun çözümünde etkilidir. Özellikle sıvı alımı kontrollü olarak yapılabilir.
  2. Mesaneyi 2-3 saatte bir boşaltmak için tuvalete gidilmesi idrar kaçırma sorunu için etkili olabilir.
  3. Dışkılama sırasında zorlanmanın sorun olmaması için kabızlığın kesinlikle tedavi edilmesi gerekir.
  4. Kilo kontrolünün sağlanması sorunu azaltacaktır.
  5. Sigara kesinlikle bırakılmadır. Sigara içmek, pelvik taban rahatsızlığının gelişme riskini 2 kat artırmaktadır. Alkol ve kafein tüketimi de sınırlanmalıdır.

Antioksidan deposu üzümün yararları

Yaz mevsimiyle birlikte sofraları renklendiren üzüm, yüksek besin değeri ve antioksidan içeriği sayesinde ön plana çıkıyor. Anadolu’daki tarihi binlerce yıl öncesine uzanan bu değerli meyve, sadece lezzetiyle değil aynı zamanda vücuda sağladığı faydalarla da dikkat çekiyor. Yeşil, mor veya koyu mavi renkleriyle üzüm, dünyanın dört bir yanında yetiştirilebiliyor ve çekirdekli ya da çekirdeksiz olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Betül Merd, birçok yararı olan üzümle ilgili bilgi verdi.

Uz. Dyt. Betül Merd

Uz. Dyt. Betül Merd

Sıcak iklim meyvesi üzüm

İnce ya da kalın kabuklu ve sulu yapısıyla tatlı bir meyve olan üzüm, sıcak ve güneşli iklimlerde yetişir. Üzüm, cinsine göre yaz ortasında ve sonbahar sonuna kadar hasat edilir.  En olgun hallerinde toplanan meyvenin beyaz, siyah, kırmızı, mor gibi pek çok rengi vardır. Her çeşidinin aroması kendine özgüdür. Tatlılığı doğal şekerlerden gelir ve bu nedenle hem enerji verir hem de ağızları tatlandırır. Üzüm yetiştiriciliğinde Türkiye, dünyada sayılı ülkeler arasında yer almaktadır. Ege Bölgesi başta olmak üzere Manisa, Denizli, İzmir gibi iller hem sofralık hem kurutmalık üzüm üretiminde ön plandadır. Sıcağı seven üzüm, aynı zamanda Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde de verimli şekilde yetiştirilebilir. Dünyada ise İtalya, Fransa, ABD ve Çin büyük üzüm üreticileri arasında yer alır.

Vitamin ve mineral deposu

Su oranı yüksek ve doğal şeker içeriği nedeniyle enerji veren üzüm bir meyvedir. 100 gram taze üzüm yaklaşık 70-80 kcal içerir. Ayrıca içeriğinde;

  • C vitamini, K vitamini, B6 vitamini
  • Potasyum, bakır, manganez gibi mineraller
  • Resveratrol ve flavonoidler gibi antioksidan bileşenler açısından da zengindir.

Resveratrol, üzümün özellikle kabuğunda bulunan bir bileşiktir ve kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkisiyle bilinmektedir.

Üzümün birçok yararı var

Uzun süreli ve dengeli tüketildiğinde üzümün birçok yararı bulunmaktadır.

  1. Kalp sağlığını destekler, kan basıncını düzenlemeye yardımcı olabilir. Yapılan bir araştırmada üzümdeki resveratrol bileşiğinin antioksidan ve antienflamatuar özellikler içerdiği belirlenmiştir.
  2. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Üzüm çok sayıda antioksidan içerir. Kuersetin, mor ve siyah üzümlere renklerini veren bir antioksidandır. Nörodejeneratif hastalıklara karşı koruma sağlar. Araştırmalar, üzümlerin Alzheimer hastalığının başlangıcına karşı bir miktar koruma sağladığını göstermiştir.
  3. Sindirim sistemini destekler, kabızlığa karşı faydalıdır. Ayrıca üzüm, kilo kontrolü sağlamaya yardımcı olabilecek besinler açısından zengin, düşük kalorili bir atıştırmalıktır.
  4. Cilt sağlığına katkı sağlar, özellikle çekirdekli türlerde anti-aging etkileri vardır. Bazı araştırmalar, üzümlerde bulunan bir bileşik olan resveratrolün yaşlanma sürecini yavaşlatabileceğini göstermektedir.
  5. Enerji verir, yorgunluk hissini azaltabilir. Üzümde eser miktarda melatonin bulunur. Melatonin, beyinde üretilen ve dinlendirici bir uykuyu destekleyen bir hormondur
  6. Üzüm kemikleri güçlendirir. K vitamini, kalsiyum, magnezyum ve potasyum açısından zengindir. Bu temel vitamin ve mineraller kemik sağlığını destekler. Bunları yeterli miktarda almamak kemik kırığı riskini artırabilir.

Tüketirken bu kurallara uyun

  • Üzüm sağlıklı bir meyvedir ama porsiyon kontrolü çok önemlidir. Özellikle insülin direnci, diyabet ya da kilo kontrolü hedefi olan bireylerde aşırı tüketimi önerilmez.
  • Taze üzüm için bir porsiyon yaklaşık 15-20 tane (bir küçük salkım) olarak düşünülebilir.
  • Kuru üzüm ise yoğun şeker içerdiğinden, 1 yemek kaşığı kadar ile sınırlandırılmalıdır.
  • Üzümü yanında çiğ badem ya da yoğurt gibi protein içeren gıdalarla birlikte tüketmek, kan şekerinin daha dengeli seyretmesini sağlar.

Görme kaybına yol açan üveit nedir? Belirtileri nedir?

Üveit, gözün içinde ‘uvea’ adı verilen bölümünün iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir tablodur. Genellikle aniden başlayan ve hızla kötüleşen bir tabloyla seyreden üveit hastalığı; göz kızarıklığı, ağrı ve bulanık görme belirtileriyle ortaya çıkıyor. İltihap gözdeki tüm dokuları etkiliyor ve tedavide geç kalındığında ciddi görme kayıplarına neden olabiliyor. Çoğu zaman tedavide başarı elde edilirken, üveit bazen kronikleşerek tedavisi uzun sürebiliyor. Bu sebeple erken tanı büyük önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Ataş, üveit hastalığı ile ilgili bilgi verdi.

Prof. Dr. Mustafa Ataş

Prof. Dr. Mustafa Ataş

Her yıl 4 milyon vaka tespit ediliyor

Bir veya iki gözü etkileyebilen üveit, her yaştan insanda ve çocuklarda da ortaya çıkabilmektedir. Yaygın olarak 20-60 yaşları arasında görülmektedir. Yapılan araştırmalarda bu sorunun 100.000 kişiden 38 kişiyi etkilediği belirlenmiştir. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 4 milyon yeni vaka ortaya çıkmaktadır. ABD’de her yıl 30.000 kişinin üveit hastalığı nedeniyle görme yetisini kaybettiği tahmin edilmektedir. Üveit yetişkinlerde daha yaygındır ve yaş ilerledikçe görülme olasılığı artmaktadır. Çocuklarda daha az yaygın olup, vakaların yalnızca %2 ila %20’sini oluşturmaktadır.

Uvea, gözün sklera (gözün beyaz kısmı) ile retina (gözün arkasındaki ışığa duyarlı tabaka) arasındaki orta tabakadır. Uveanın 3 bölümü vardır:

  • İris (gözün renkli kısmı)
  • Siliyer cisim (merceğin odaklanmasına yardımcı olan gözün kısmı)
  • Koroid (gözü besleyen damar tabakası)

İltihabın gözün neresinde olduğu önemli

Üveit sınıflaması özellikle tanı ve tedavi seçimi açısından yararlıdır, araştırmalarda yol gösterici olmaktadır. Anatomik yerleşime göre sınıflamada; üveit tipi, gözün hangi bölümünün veya bölümlerinin iltihaplandığına bağlı olarak belirlenmektedir.

  • Ön üveit, gözün ön tarafını (kornea ile iris arasında) ve siliyer cismi etkiler. Aynı zamanda iritis olarak da adlandırılır ve en sık görülen üveit çeşididir.
  • Ara üveit, merceğin hemen arkasındaki retina ve kan damarlarını ve ayrıca gözün ortasındaki jeli etkilemektedir.
  • Posterior üveit, gözün arkasındaki retina veya koroid tabakayı etkiler.
  • Panüveit, gözün önünden arkasına kadar uveanın tüm katmanları iltihaplandığında ortaya çıkmaktadır.

 Üveitin en çok görülen 7 belirtisi

Üveit belirtileri gözün hangi bölgesini etkilediğine bağlı olarak değişebilmektedir.

En yaygın olanı anterior yani ön üveittir. İris ve siliyer cismi etkiler ve belirtiler genellikle hasta ve başkaları tarafından görülebilir. Kişinin kendisi tarafından fark edilebilen uçuşan noktalarda artış ve etkilenen gözde görme alanındaki boşluklar veya eksik bölümler öncül belirtilerdir.

Ön üveitin belirtileri şunlardır;

  • Göz ağrısı
  • Kırmızı göz
  • Bulanık görme
  • Işık hassasiyeti (fotofobi)
  • Gözün beyaz ve şeffaf bölümünü ve göz kapaklarının içini kapsayan tabakası olan konjonktivadaki şişlik
  • Göz bebeği şeklinin değişmesi (daireden düzensiz bir şekle dönüşmesi)
  • Gözünüzün ön kısmının alt kısmında (hipopiyon) beyaz sıvı birikmesi

Erken teşhis ile hastalığı önlemek mümkün

Üveitin olası nedenleri enfeksiyon, yaralanma, otoimmün (bağışıklık sistemi ile ilgili) veya inflamatuar (iltihabi) bir hastalıktır. Vakaların %50- %70’inde yapılan tüm araştırmalara rağmen neden belirlenememektedir. Ciddi görme kayıplarına yol açan bu hastalığı, erken teşhis ve tedaviyle önlemek mümkün olmaktadır.

Bilinen en olası nedenler şunlardır;

  • Enfeksiyonlar
  • Sistemik nedenler
  • Yaralanmalar
  • İlaçlar

Enfeksiyonlar, mikroplar (patojenler) vücudunuza girip hasara neden olduğunda ortaya çıkar. Enfeksiyona bağlı üveit genellikle aynı anda yalnızca bir gözü etkiler.

Hastalıklara yol açan bazı sorunlar üveite neden olabilmektedir

Virüsler: Üveite neden olabilen virüsler arasında herpes simpleks virüsü (HSV), varisella-zoster virüsü (suçiçeği ve zonaya neden olur) ve sitomegalovirüs (CMV) bulunur. Ayrıca aşıyla önlenebilir hastalıklarda, özellikle kızamıkçıkta da görülebilir.

Bakteriler: Üveite neden olabilen bakteriler arasında sifiliz ve tüberküloza da neden olan türler bulunmaktadır.

Mantarlar: Üveite neden olabilen mantarlar arasında Candida (kandidiyaz) ve Aspergillus (aspergilloz) gibi küf türleri de dahil olmak üzere çeşitli alt türlerden türler bulunur.

Parazitler: Bunlar arasında kediler gibi evcil hayvanlardan, özellikle enfekte kedi kumundan (toksoplazmoz) ve köpeklerden (toksokariazis) geçebilen parazit türleri bulunur. Az pişmiş domuz eti yendiğinde (sistiserkoz veya toksoplazmoz) ortaya çıkabilmektedir. Ülkemizde çiğ et (çiğ köfte gibi) yeme veya kedi ile yakın temastan kaynaklanan toksoplazmoz önemli bir üveit nedenidir. Hamilelerin çiğ et ve kedi ile yakın temasta dikkatli olmaları gerekmektedir.

Üveite neden olan sorunun belirlenmesi önemli

 Üveitin tipine, yerleşim yerine ve şiddetine göre tedavi şekli değişmektedir. Üveit pek çok nedenden dolayı ortaya çıkabildiğinden, üveit tedavileri büyük ölçüde değişebilmektedir. Üveitin tedavisi yoktur, ancak buna neden olabilecek bazı sorunlar engellendiğinde tedavi süreci başlamış olacaktır. Böyle bir durumda, bu nedeni tedavi etmek üveiti de çözebilmektedir. Üveitin ana tedavisi steroid türü ilaçlarla yapılmaktadır. Gözün içindeki iltihabı azaltmaya yardımcı olan bu ilaçlar üveitin tipine bağlı olarak farklı tipte önerilmektedir. Örneğin; göz damlaları genellikle gözün ön tarafını etkileyen üveit için kullanılırken, enjeksiyonlar ile tabletler genellikle gözün ortasını ve arkasını etkileyen üveit tedavisinde işe yaramaktadır. Bu hastalığın tedavisi devam ederken ek tedavi de gerekebilmektedir. Ağrıyı hafifletmek için göz damlaları da verilmektedir. Bazı özel üveit türlerinde antimetabolit veya biyolojik ajanlar dediğimiz immün sistemi baskılayan tedaviler de verilebilmektedir.

Gastroenteritin 6 önemli belirtileri

Gastroenteritin 6 önemli belirtileri

Gastroenterit, ishal ve kusmaya neden olan çok yaygın bir sağlık sorunudur. Genellikle yaz aylarında bakteriyel veya viral sebeplerden kaynaklanan bu tablo, her yaştan insanı etkiler ve özellikle küçük çocuklarda sık görülür. Halk arasında genel olarak mide ve bağırsak üşütmesi ya da bağırsak bozulması gibi durumlar için kullanılan gastroenterit, sulu ishal ve kramp tarzında gelişen karın ağrısıyla kendini belli ederek bulantı, kusma ve ateşe neden olmaktadır. Bebekler, yaşlılar ve bağışıklık sistemi düşük kişiler için viral gastroenterit ölümcül sonuçlar doğurabilir. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan gastroenterit ile ilgili bilgi verdi.

Doç. Dr. Mustafa Kaplan

Doç. Dr. Mustafa Kaplan

Mide gribi olarak biliniyor

Mide üşütmesi ya da mide gribi olarak da tanımlanan viral gastroenterit, sulu ishal ve kramp tarzında gelişen karın ağrısı, bulantı-kusma ve bazen de ateşle kendini gösteren bir mide-bağırsak enfeksiyonudur. Gastroenteritin en yaygın sebebi daha önceden enfekte olmuş bir kişiyle temas veya kontamine yani virüs bulaşmış besin ya da suyu yemek-içmektir. Eğer kişinin başka bir hastalığı yoksa çoğu zaman bu durum bir iki günde kendiliğinden iyileşir. Ancak bebekler, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler için viral gastroenterit yani mide üşütmesi ölümlere neden olabilmektedir.

Belirtilere dikkat edilmeli

Gastroenteritin en sık görülen belirtileri şunlardır:

  1. Sulu, genellikle kanlı olmayan ishal (kanlı ishal genellikle farklı, daha şiddetli bir enfeksiyon olduğu anlamına gelir)
  2. Karın krampları ve ağrıları
  3. Mide bulantısı, kusma veya her ikisi
  4. Ara sıra kas ağrıları veya baş ağrısı
  5. Düşük dereceli ateş
  6. Bazen iştah kaybı, mide rahatsızlığı, eklem ve baş ağrısı olabilmektedir.

 

En önemli nedeni norovirüsler

Kontamine yani kirli yiyecek veya su yenilip içildiğinde ya da mikrop bulaşmış biriyle mutfak eşyaları, havlular veya yiyecekler paylaşıldığında viral gastroenteriti kapma olasılığı yüksektir. En sık görülen sebebi ise rota ve norovirüslerdir.

  • Norovirüsler: Hem çocuklar hem de yetişkinlerde dünya çapında gıda kaynaklı hastalıkların en sık sebeplerindendir. Özellikle kapalı alanlarda insanlar arasında yayılma olasılığı yüksektir. Çoğu durumda virüsü kontamine yiyecek veya sudan alırsınız, ancak kişiden kişiye bulaşma da mümkündür.
  • Rotavirüs: Parmaklarını veya virüsle kontamine olmuş diğer nesneleri ağızlarına soktuklarında enfekte olan çocuklarda viral gastroenteritin en yaygın nedenidir. Enfeksiyon bebeklerde ve küçük çocuklarda daha şiddetlidir. Rotavirüs ile enfekte olmuş yetişkinlerin semptomları olmayabilir, ancak hastalığı yine de yayabilirler. Ancak neyse ki bu enfeksiyonun aşısı mevcuttur.
  • Bazı kabuklu deniz ürünleri, özellikle çiğ veya az pişmiş istiridyeler de sizi hasta edebilir. Kontamine içme suyu viral ishalin bir nedeni olmasına rağmen, çoğu durumda virüs fekal-oral yoldan geçer (yani virüslü biri, tuvaleti kullandıktan sonra yediğiniz yiyecekleri ellerini yıkamadan tutar)

Doç. Dr. Mustafa Kaplan

Gastroenterit kimlerde olur?

Gastroenterit her yaştan ve ırktan insanı etkiler. Gastroenterite daha duyarlı olabilecek kişiler ise şunlardır;

  • Çocuk bakım merkezlerindeki veya ilkokullardaki çocuklar özellikle savunmasız olabilir çünkü bir çocuğun bağışıklık sisteminin olgunlaşması zaman alır.
  • Yetişkin bağışıklık sistemleri, yaşamın ilerleyen dönemlerinde zayıflar. Özellikle huzurevlerindeki yaşlı yetişkinler, bağışıklık sistemleri zayıfladığından ve mikroplardan geçebilecek başkalarıyla yakın temas halinde yaşadıklarından savunmasızdırlar.
  • Toplu yerlere gidenler veya yurtlarda yaşayanlar.
  • Enfeksiyona karşı direnciniz düşükse, örneğin bağışıklık sisteminiz HIV / AIDS, kemoterapi veya başka bir tıbbi durum tarafından baskılanmışsa.
  • Her gastrointestinal virüsün en aktif olduğu bir mevsim vardır.

Ne yiyip içtiğinize dikkat edin!

Gastroenteritte hastalardan ayrıntılı öyküleri alınmalı, özellikle yenilen gıdalar ve tüketilen içecekler mutlaka sorulmalıdır. Şüphenilen durumlarda kanda enfeksiyonu gösterir CRP, kan sayımı gibi değerlere bakılmalı ve eğer imkan varsa dışkı incelemesi yapılmalıdır.  Hastaya bu şekilde tanı konulup destek tedavisi ve gerekirse ilaç verilmelidir.

Belirtiler 1-3 gün içinde ortaya çıkar

Gastroenteritte hasta mikrobu kaptıktan sonra genelde 1-3 gün içinde belirtiler ortaya çıkar. Şikayetler genellikle bir veya iki gün sürer, ancak bazen 10 güne kadar devam edebilir. Bu nedenle vakit kaybedilmeden doktora gidilmelidir.

  • 24 saat boyunca vücutta su-sıvı tutma sorunu ortaya çıktıysa
  • İki günden fazla süredir kusma oluyorsa
  • Kanlı kusma söz konusuysa
  • Susuz kalındıysa (aşırı susama, ağız kuruluğu, koyu sarı idrar veya çok az idrar varsa veya hiç idrar yoksa ve şiddetli halsizlik, baş dönmesi veya baş dönmesi varsa)
  • Dışkılamada ishal ile beraber kan varsa
  • 8 C’nin üzerinde ateş varsa hasta mutlaka dikkatle takip edilmelidir.

Turpun bilinmeyen faydaları

Turpun bilinmeyen faydaları

Turp içeriğindeki vitamin, mineral ve lifler sayesinde düzenli olarak tüketilmesi önerilen bir besin kaynağıdır. Salataların vazgeçilmezi olan turp, birçok yemeğin yanında garnitür olarak yenmekte, tokluk hissi verdiği için de diyetlerde kullanılmaktadır. Antioksidan içeriğiyle birçok sağlık sorununun oluşmasını engelleyen turp, içerdiği kükürtlü bileşiklerden dolayı gaz yapma ihtimali nedeniyle dikkatli tüketilmelidir. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, vitamin deposu turpun faydaları hakkında bilgi verdi.

Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd

Dyt. Betül Merd

Siyah turp antioksidan deposu

Turp (Raphanus sativus L.) Brassicaceae familyasından sebze olarak tüketilen; ilk olarak Çin, Japonya, Kore ve Güney Asya’da yetiştirildikten sonra günümüzde dünyadaki birçok iklim kuşağında yetiştirilebilen faydalı bir bitkidir. Askorbik asit (C vitamini), folik asit, magnezyum, kalsiyul ve potasyum gibi minarel zengini olan turp, aynı zamanda B6, riboflavin kaynağıdır. Turpta; kuru madde, ham lif, toplam çözünebilir şekerler, C vitamini, protein ve nitrat bulunmaktadır. Turpun % 90-95 su, %5-10 kuru maddeden oluşur. 100 gramında 17 Kcal enerji, 1 gramı protein, 0,1 gramı yağ, 3,6 gramı karbonhidrat, 10 IU A vitamini, 26 miligramı C vitamini, 0,03 miligramı tiamin ve riboflavin, 0,3 miligramı niasin, 30 miligramı kalsiyum, 31 miligramı fosfor, 1 miligramı demir, 18 miligramı sodyum ve 322 miligramı potasyum içermektedir. Bazı türlerinde ise % 3-4’e oranında şeker olduğu bilinmektedir. Yapılan araştırmalarda özellikle siyah turpun köklerinde yüksek oranda antioksidan, beyaz ve kırmızı turpta ise karotenoid olduğu belirlenmiştir.

Sindirimi rahatlatıyor, iştah açıyor

Sindirim sistemini güçlendirici etkisi olan turp aynı zamanda iştah açıcı özelliğe sahiptir. Kabızlığa iyi gelen turp, lif içeriği sayesinde sindirimi rahatlatmaktadır. Bağırsakları çalıştırdığı için sindirimi kolaylaştırmakta, iltihap sökücü özelliği nedeniyle astıma iyi gelmektedir. Bitkisel öksürük şuruplarının büyük bir bölümünde beyaz turp suyu kullanılmaktadır. Tarihsel süreçte cinsel gücü artırdığına inanılan turpun; mesane hastalıkları, romatizma, damar sertliği ve migren üzerinde olumlu etkiye sahip olduğu düşünülmektedir. DNA sarmal kırılmaları önlediği ve kanser önleyici etkisi olduğu, oksidatif kaynaklı hasarı önemli düzeyde azalttığı bilinmektedir. Köklerinin ekstrakte edilen hekzanın kanserli hücreler üzerinde potansiyel kemopreventif etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.

Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd

  • Her ne kadar C vitamini söz konusu olduğunda akla ilk portakal, mandalina ve greyfurt gibi meyveler gelse de kırmız turpta da hatırı sayılır miktarda C vitamini bulunmaktadır. Vücudu birçok hastalıktan koruyan C vitamini aynı zamanda kıkırdak oluşumunda etkili olan kolajen yapımına katkı sağlamaktadır. C vitamini, bağışıklığı destekleyerek vücudu soğuk algınlığından da korumaktadır.
  • Kana oksijen sağlayan kırmızı turp, kırmızı kan hücrelerinin hasarını kontrol edebilmektedir. Kalp damar sisteminin korunmasında rol oynayanturp, antioksidan özelliği sayesinde kalp damar hastalıklarına yakalanma riskinin düşürülmesine katkıda bulunmaktadır. Kırmızı turpta, folik asit ve flavonoid içeriği yüksektir.
  • Tansiyonu düşürme etkisi olan potasyum, turpta çokça bulunmaktadır.
  • Düzenli olarak tüketildiğinde cilt üzerinde olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. Ayrıca turpun kaynatılarak elde edilen suyu saçlı derideki kepeğe ve saç dökülmesine karşı etkilidir.
  • Turp iyot eksikliği sonucunda ortaya çıkan guatır için düzenli olarak tüketilmesi gereken bir besindir. Tiroid hastalıklarına karşı da tüketilebilir.

Turp nasıl tüketilmeli?

Türkiye’de özellikle et ve balık türü besinlerin yanında vazgeçilmez bir garnitür olarak servis edilen, bunun yanı sıra deniz ürünleri ile birlikte tüketilen turp her yemeğin yanında yenebilen vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. Salataların süsü olan turp, besin değerlerinin kaybolmaması için çiğ olarak tüketilmelidir. Fazla olmamak şartıyla özellikle siyah turpu bal ile karıştırarak yemek birçok soruna iyi gelmektedir. Siyah turpu bal ile karıştırarak 1 gün soğukta muhafaza işlemi sonrasında sulu kısımdan sabah akşam birer fincan içilmesi gayet sağlıklıdır. ‘Turp gibi olmak’ deyiminin hakkını veren bu turpu çocuklara düzenli olarak yedirmek gerekir.

Dermoid kistler az bilinen belirtileri

Dermoid kistler az bilinen belirtileri

Dermoid kistler, derinin altında ya da vücut içinde küçük şişlikler şeklinde ortaya çıkıyor. Genellikle kanserli olmayan bu hücreler eğer vücut içindeyse başka bir organa baskı yaparak çeşitli sorunlara yol açıyor. Vücut içindeki ve estetik kaygılara neden olan cilt altındaki kistler ise ameliyatla alınabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Çağdaş Koç, dermoid kistlerle ilgili bilgi verdi.

Dr. Çağdaş Koç

Dr. Çağdaş Koç

Küçük topaklar halinde belirginleşiyor

Dermoid kist deri altında oluşan kistik oluşumlardır. Dermoid kistler kese adı verilen bir hücre cebi içinde büyüyen normal dokulardır. Bu dokular cildin içinde veya altında beklenmedik bir yerde ortaya çıkarak büyümektedir. Dermoid kistler, vücudun herhangi bir yerinde olabilmektedir. Cildin yüzeyine yakın olanlar küçük topaklar halinde görülürken, vücudun içinde de gelişmektedir. Yavaş büyüyen bu kitlelerin içleri yağ ve deri hücreleri içerir. Dermoid kistler bir tümör gibi görünse de, bu kistler çoğu zaman tehlikeli değildir. Ortaya çıktığı bölgeye göre başka organlara baskı yapması söz konusu olduğunda ise ameliyatla alınmaları gerekebilir. Dermoid kistler, epidermoid kistler ya da dermal/epidermal inklüzyon kistleri olarak da adlandırılır.

Genelde baş ve boyun bölgesinde çıkıyor

Vücudun çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan 10 dermoid kistin 8’den fazlası baş ve boyunda görülmektedir. En sık görülen dermoid kist tipi, periorbital dermoid kisttir. Bu kistler, kaşlardan birinin dış kenarına yakın yerde oluşmaktadır.

Diğer yaygın dermoid kist tipleri ise şunlardır;

  • Yumurtalık dermoid kisti: Yumurtalığın üzerinde ya da içinde oluşmaktadır.
  • Spinal dermoid kist: Omurga üzerindeki bölgelerde ortaya çıkar. Belirti vermeyen bu kistler omurgaya veya omurilik sinirlerine baskı yapabilmektedir. Bu nedenle cerrahiyle çıkarılması gerekmektedir.

Nadir görülen dermoid kist türleri şunlardır;

  • Epibulbar dermoid kisti: Gözün yüzeyinde ortaya çıkar.
  • İntrakraniyal dermoid kist: Beyin içinde ortaya çıkan bu kistler tehlikelidir.
  • Nazal sinüs dermoid kisti: Burnun içinde oluşmaktadır.
  • Orbital dermoid kist: Göz çukurunun kemikleri çevresinde belirir.

Anne karnında gelişmeye başlıyor

Dermoid kistlerin oluşumunun anne rahmindeki bebeklerin erken aşamalarında (fetal gelişim) geliştiği bilinmektedir. Bu kistlerin, cilt katmanlarının normalin dışında büyümesi nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir. Bir dermoid kistin oluşması için, ciltte tipik olarak bulunan cilt hücrelerinin, dokuların ve bezlerin bir kesede toplanması gerekir. Bu bezler sıvı üretmeye devam ederek sıklıkla kistin büyümesine neden olur. Bir anlamda embriyonik birleşme sırasında epitel dokusunun o bölgede kalması sonucu oluşmaktadır.

Belirtileri zamanla ortaya çıkıyor

Dermoid kistler birçok insanda belirti vermez. Bazı insanlar büyüdükçe bu kistlerin farkına varmaktadır. Semptomlar dermoid kistin tipine göre değişir.

Örneğin periorbital dermoid kistler kaşların kenarına yakın bir yumru şeklinde ortaya çıkmakta ve sarı tonda olabilmektedir. Zamanla, kistler bölgedeki kemiklerin şeklini de değiştirebilmektedir. Yumurtalık dermoid kisti pelvik bölgede ortaya çıkarak, özellikle adet döneminde ağrıya neden olur. Spinal dermoid kistler ise genelde büyüyen bir yapıya sahip olduğu için, omurilik veya sinirleri sıkıştırarak şu belirtilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır;

  • Yürümekte güçlük.
  • İdrar kaçırma.
  • Bacaklarda ve kollarda güç kaybı ve zayıflık.

Tek tedavi cerrahi yöntem

Dermoid kistlerin tedavisi cerrahiyle yapılmaktadır. Herhangi bir dermoid kist türü için tek etkili tedavi yapılacak ameliyattır. Hangi ameliyatın yapılacağı dermoid kistin türüne göre belirlenir.

  • Periorbital dermoid kistler lokal anestezi altında cilde yapılacak küçük bir kesiyle kistin çıkarılmasıdır. Cilt dikişlerle kapatılmakta ve mümkün olduğunca deri üzerinde az iz bırakılması amaçlanmaktadır.
  • Yumurtalık dermoid kistler için minimal invaziv cerrahi (yumurtalık sistektomi) kullanılmaktadır. Kist büyükse, hem yumurtalık hem de kistin alınması gerekebilmektedir.
  • Spinal dermoid kistlerin çıkarılması için yapılan cerrahide mikroskop ve hassas aletler (mikrocerrahi) kullanılır. Genel anestezi altında yapılan ameliyat sırasında kistin tamamını çıkarılmaktadır.

Mide ağrısına ne iyi gelir?

Mide ağrısına ne iyi gelir?

İnsanların büyük bir bölümü mide ağrısıyla yaşamlarının belli dönemlerinde karşılaşabiliyor. Dönem dönem yaşam konforunu bozan bu sorundan kurtulmak için ağrının kaynağının belirlenmesi gerekiyor. Sorunun esas nedenine göre uzman hekimler tarafından verilen bazı ilaçlar ile her evde bulunabilen bazı besinler ile bitki çayları ağrıyı bir süreliğine hafifletebiliyor. Mide ağrısına eşlik eden kanama, kilo kaybı, sarılık, iştahsızlık, boğazda takılma hissi, erken doyma veya kansızlık varsa, vakit kaybetmeden mutlaka uzman bir hekime başvurulması hayati önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, mide ağrısı ve nedenleri hakkında bilgi verdi.

Memorial Kayseri Hastanesi

Doç. Dr. Mustafa Kaplan

Ağrının karakteri kaynağına işaret ediyor

Halk arasında iman tahtası olarak bilinen bölgenin üzerinde, göğüs ön bölgesinin altında,  karnın üst bölgesindeki ağrı çoğu zaman mide ağrısı olarak adlandırılmaktadır. Ağrı bazen tek noktada başlayarak genellikle sırta, sağa- sola ve bazen göğüs bölgesine yayılabilir. Ağrı kıvrandırıcı, gece uykudan uyandıran şekilde olabileceği gibi uzun süreli sabit bir ağrı da olabilmektedir. Ağrının karakteri, yayılımı, aç veya tokken ortaya çıkması ve eşlik eden durumlara göre kaynağı belirlenir.

Alarm semptomları varsa…

Hastalar tarafından bu bölgenin ağrısı sıklıkla mide ağrısı olarak tanımlansa da başka sorunlar bu ağrıya neden olabilir. Safra kesesi taşı, pankreas iltihabı, kalp ağrısı, kas ağrısı mide ağrısın sebep olabilir. Bu ayrımın yapılabilmesi için ultrason, endoskopi ve EKG yapılması ayrıca hastalardan kan tahlilleri istenmesi gerekebilir. Ağrı uzun süredir devam ediyor, evde uygulanan basit yöntemler ile geçmiyor ve ‘alarm semptomu’ olarak nitelendirilen kanama ve kilo kaybı gibi durumlar varsa mutlaka hastaneye başvurulması gerekir.

Mide ağrısına bu sorunlar eşlik edebilir

  • Mide ağrısı olanlarda ağrı ile beraber bulantı bazen de kusma görülebilmektedir.
  • Ağrı sebebi reflü ise göğüs ön bölgesinde yanma ve yediklerin geriye kaçması, yutmada zorluk, öksürük, ses kısıklığı, boğazda gıcıklanma gibi şikayetler de ortaya çıkabilir.
  • Mide ülseri ağrıları genellikle açlık durumunda yani geceleri artar.
  • Pankreası ilgilendiren hastalıklarda ise sırt ağrısı ve kuşak tarzı ağrı çok belirgindir.
  • Safra kesesi taşına bağlı olan durumlarda genel de sağ üst tarafta yemeklerden sonra şiddetli ağrı olur.
  • Mide ağrısı ile beraber sol kola ve boyuna yayılan ağrıya, nefes alamama, terleme gibi durumlar eşlik ediyorsa mutlaka kalp krizi de akılda tutulmalıdır.
  • Mide ağrısı bazen baş ağrısına da sebep olur.
  • Hamilelikte artan karın içi basınca bağlı olarak reflü ve mide sıkıntıları ve mide ağrısı artar.

Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan

Mide ağrısı için yapılması gerekenler

  1. Her mide ağrısı durumunda mutlaka hastaneye başvurmaya gerek yoktur. Öncelikle evde uygulanabilecek kolay yöntemler denenmeli ve şikayetler geçmezse hastaneye gidilmelidir.
  2. Bu konu ile ilgili güncel kılavuzlarda hastanın ilk defa mide ağrısı oluyor, şikayetleri haftada 1-2 kez gibi az sayıdaysa evinde bulunan anti asit olarak bilinen çiğneme tabletleri veya şurupları (etken maddesi sodyum aljinat + bikarbonat olan reflü baskılayıcı) geçici süreli kullanabilirler. Bu şurupların çoğunda aslında karbonat vardır. Onun için evde 1 bardak suya 1 kaşık karbonat atılıp hazırlanan bir karışım da çoğu zaman mideye iyi gelebilmektedir.
  3. Bu çiğneme tabletleri veya şuruplardan fayda görmeyen kişilerde nispeten daha güvenli olan etken maddesi famotidin benzeri ilaçlardan günde 1 defa alınabilir.
  4. Aslında her evde bulunan mide asidini baskılayan mide koruyucu ilaçlar da (proton pompa inhibitörü ilaç grubu) doktora danışılarak günde 1 defa sabah aç karnına alınacak şekilde başlanabilir. Eğer bu ilaçlar alınacaksa bunların 1 ay boyunda devamlı bir şekilde kullanılmasını tavsiye edilir. Bu ilaçların etkisi genelde 3-5 güne başlamaktadır.
  5. Reflü ve mide ağrısı için özellikle asitli içecekler ve gıdalardan uzak durulması, çay kahve tüketiminin azaltılması, alkol ve sigara kullanılmaması, yatak başının yükseltilmesi, yemek yedikten sonra hemen yatılmaması gibi önlemlere de dikkat edilmelidir.
  6. Sakız çiğnemek çoğu zaman mideye iyi gelir ama sakız şekerli veya tatlandırıcılı ise gaz şikayetine yol açabilir.
  7. Karnı sıkacak kıyafetlerden uzak durulması, karın bölgesinin gevşetilmesi de önerilebilir.
  8. Özellikle yağlı yemekler safra taşına bağlı olan ağrıları artırabileceği için uzak durulmalıdır.
  9. Spor egzersiz iyidir ama ağır egzersizlerde karın içi basınç artıp mide şikayetlerini artırabilir.

Yaşam kalitesini düşüren ve sürekli periyodik olarak tekrarlanan mide ağrısının yok olması için hayat ve beslenme tarzında değişiklik yapılması gerekebilir. Bu aşamada dengeli ve sağlıklı beslenmenin yanı sıra düzenli spor ve aktivite şikayetleri azaltacaktır. Yeterli miktarda su tüketimi ve mide ağrısını azalabilecek doğal besinleri tüketmek yararlı olabilecektir. Bazı besinlerin mide ağrısına iyi geldiği bilinmektedir. Her evde bulunan bazı besin maddelerini tüketmek ve bitki çayları mide ağrısına çözüm olabilmektedir. Ancak buna rağmen ağrı geçmiyorsa mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Uyku sorununuz nasıl çözülür?

Uyku sorununuz nasıl çözülür?

Gizemi henüz çözülemeyen uyku konusunda son yıllarda çok sayıda araştırma yapılıyor. Araştırmalarda uyku sorunu toplumda % 20-40 arasında görülüyor. Geceleri 5 saatten daha az uyuyan 50 yaş üstü kişilerde kronik sağlık sorunlarının ortaya çıkma riski giderek artıyor. Uyku yoksunluğunun beyin, kalp-damar, mide-bağırsak, endokrin ve bağışıklık sistemleri üzerinde zamanla olumsuz etkileri ortaya çıkıyor. Kaliteli bir uyku için bazı pratik önerileri uygulamak gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, uyku ile ilgili bilgi vererek önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu

Uyku kalitesini koruyun

Uyku, canlılar için dinlenme ve onarım sürecidir. İnsanlar düzenli olarak uyuduğunda kalp ve damar, solunum, sinir, endokrin, mide- bağırsak ve bağışıklık sisteminde onarım ve vücut organizasyonunda değişiklikler olmaktadır. Bu sürecin başında olan merkezi sinir sistemi bir komuta merkezidir.  Beynin tüm merkezleri, bu süreçte belirli önemli bir görev üstlenmektedirler. Örneğin, beyin sapından hipotalamusa, orta beyne ve beyin korteksine doğru uzanan yolaklar ve nörotransmitterler (aktif maddeler) devreye girmektedir. Uyanık olma ve uykuyu regüle eden beyin bölgeleri sağlıklı uyku sırasında birbirine dengeli geçiş yaparak uykuya geçişi, uykunun süresini ve evrelerini ve uyanma saatini belirlemektedir. Uykunun NREM süresi boyunca kalp kasında relaksasyon yani gevşeme, kan basıncında, solunum hızında ve metabolik hızda azalma ortaya çıkmaktadır. Uyku sürecinde beyin ve bağışıklık sistemi arasında da karşılıklı haberleşme ve etkileşim olduğu bilinmektedir. Endokrin sistemde de uyku sırasında bazı değişiklikler meydana gelmektedir. Normal uyku sırasında büyüme hormonu ve prolaktin salgısı artarken, kortizol ve tiroit stimulan hormon salgısı azalmaktadır. Bu nedenle yeterli süt salgısının olması için emziren annelerin uykularına dikkat etmeleri ve yeterince uyumaları önerilmektedir.

Uyku süreleri kişiye göre değişiyor

Kimin kaç saat uyuması gerektiğinin kişiye göre değerlendirilmelidir. Bu konuda her yaş için kesin sınırlar yoktur. Bazı insanlar günlük 5-6 saat uyduğunda ve uyandığında kendilerini dinlenmiş ve enerjik hissederken,  bazıları ise 9-10 saat uyuduktan sonra kendilerinin çok iyi dinlendiğini belirtmektedir. Genel olarak 1 yaşından küçük çocuklar günde ortalama 10-16 saat uyurken, ergenlik çağındaki çocukların uyku süresi 8-12 saat olması beklenir. Erişkin insanların uyku süresi yaklaşık 6-9 saat arasında değişmektedir. Yaşlandıkça uyku süresi azalmakta ve uyku daha yüzeyel bir hal almaktadır. Sağlıklı bireyler genellikle gece 1-2 defa uyanarak blok halinde uyur. Gece uykusunun belirli evreleri vardır ve bu evreler birbirine ardışık bir geçiş gösterir. Gece uykusunun sık bölünmesi bu uyku mimarisinin bozulmasına sebep olabilmektedir. Gece uykusu bölünen kişiler gün içinde yorgun, sinirli olmakta, dikkat ve konsantrasyon eksikliği yaşamaktadır. Özellikle vardiyalı çalışan insanlarda olağan uyku saatlerinde meslek gereği uyanık kaldıkları için sıkça dikkat eksikliği, aşırı uyku hali, ruhsal ve fiziksel performans düşüklüğü görülmektedir. Özellikle yaş ilerledikçe, vardiyalı çalışmaya adapte sorunu ortaya çıkar. Ayrıca bu insanlarda uykuya dalma ve sürdürme güçlüğü ile dinlendirici olmayan, yüzeyel uyku da sık görülmektedir. Uykusuzluk kadınlarda erkeklere göre 1,5 katı daha fazla görülmektedir. Özellikle de menopoz sonrası kadınlarda gece terlemeleri ve ateş basmaları nedeniyle uykusuzluk daha fazla ortaya çıkmaktadır.

 Çok fazla uyumak da iyi değil

Gerektiğinden az uyumak kronik hastalıkların dışında belli başlı sorunlara neden olmaktadır. Uykusuzluk, vardiyalı çalışma gibi nedenlerle yeterli süre uyuyamayan insanlarda baş ağrısı, yorgunluk, kırgınlık, enerji ve motivasyonda azalma, ruh hali değişkenliği, trafikte araç kullanırken hata yapma olasılığı, okul performansında azalma, mesleki performansta düşme gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ayrıca çok uyumak veya aşırı uykululuk hali de çok önemsenmeyen bir durumdur. Bu sorun, altta yatan başka bir sorun ve hayatı tehdit eden hastalıkların habercisi olabilir. Başta tıkayıcı uyku apnesi olmak üzere, narkolepsi ve uykuda hareket bozukluğu hastalıklarının gün içinde ortaya çıkan tezahürüdür. Ayrıca depresyon, bunama, kalp, şeker hastalığı ve akciğer hastalıklarında da gün içinde aşırı uykululuk ve çok uyuma gibi belirtiler görülmektedir. Kaliteli bir uyku sonrası kendimizi dinlenmiş ve enerjik hissetmemiz beklenen bir durumdur. İyi bir uyku uyunmadığının kanıtları ise uyandıktan sonra ortaya çıkan yorgunluk, halsizlik, iş ve okul performansında düşme, ruh halinde dalgalanmalar ve odak bozukluğudur.

Bağışıklık sistemi uykuyla bağlantılı

Uyku ile bağışıklık sistemi arasında karşılıklı düzenleyici bir bağlantı vardır. Kaliteli bir uyku uyuyan hastaların bağışıklık sisteminin uyku süresince onarıldığı bilinmektedir. Hastalıkların kolay bir şekilde atlatılabilmesi için yeterli uykuya ihtiyaç vardır. Öte yandan kronik uyku yoksunluğu yaşayan insanlar daha kolay hastalanabilmektedir. Bilimsel çalışmalar göstermiştir ki,  uyku yoksunluğu sırasında bağışıklık sistemine ait bazı değerler baskılanmakta, bazıları da aktive olmaktadır. Bağışıklık sisteminin de uyku üzerine düzenleyici bir etkisi vardır. Bazı moleküllerin, örneğin sitokinlerin artışı, uyku kalitesini ve mimarisini bozmaktadır.  Bilimsel verilerin ışığında değerlendirildiğinde, bağışıklık sisteminin iyi çalışması için yeterli ve kaliteli uykuya ihtiyaç olduğu görülmektedir.

Uykusuzluğa iyi gelen öneriler

Hem kronik hem de akut uykusuzluğun temel sebebinin, strese maruz kalma ve depresyon ile anksiyete gibi psikiyatrik bozukluklar olduğu yapılan araştırmalarda belirlenmiştir. Bunun dışında uykusuzluğa; ortamın gürültüsü, ısısı ve ışığı, yaş, madde ya da ilaç bağımlılığı ile kişinin solunum ve kalp hastalıkları, huzursuz bacaklar sendromu, uyku apnesi ve kötü uyku hijyeni neden olmaktadır.

Öncelikli olarak uyku hijyeninin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi gerekir. Uyku hijyeni konusunda uzmanlar tarafından bilgilendirme yapılmalı kişinin daha doğru ve sağlıklı uyku alışkanlıkları kazanması hedeflenmelidir.

  1. Uyku sorunu olanların her gece aynı saatte yatması ve her sabah aynı saatte kalkması, gündüz uykusundan kaçınması önerilmelidir.
  2. Yatak odasında ses, ışık ve ısı düzenlemesi yapmak önemlidir.
  3. Yatma saatinden en az 6 saat önce kafeinli içecekleri tüketilmemeli, uyku saatine yakın saatlerde yemek yenmemelidir.
  4. Uyku öncesi alkol ve tütün kullanılmamalıdır
  5. Yatma saatinden 3-4 saat öncesine kadar yoğun ve yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.