Yazılar

Diyet yaparken günlük kaç kalori aldığınızı bilin

Diyet yaparken günlük kaç kalori aldığınızı bilin

Piyasada satılan paketli ürünlerin üzerinde, restoran veya iş yerlerinin menülerinde, akıllı telefon ve akıllı saat uygulamalarında kalori değerleri sıkça karşımıza çıkıyor. Tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerin hem besin hem de kalori değerleri sağlıklı beslenme planında önemli yer tutuyor. Bu nedenle kilo vermek-almak ve formda kalmak isteyen kişilerin bu değerlere dikkat etmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, kalori dengesinin sağlıklı beslenmede önemli bir yer tuttuğunu ancak kalori hesaplamanın takıntı haline getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak konu ile ilgili bilgi verdi. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır

Dyt. Merve SırMakro besinler enerji içerir

Besinlerde bulunan enerji miktarını ölçmek için kullanılan birim kaloridir. İnsan vücudu enerjisini esas olarak karbonhidratlar, proteinler ve yağlardan almaktadır. Kalori, diyette büyük miktarlarda bulundukları için makro besin olarak da ifade edilir. Eser elementler veya vitaminler gibi diğer besin maddelerinin aksine, makro besinler enerji içerir. Ayrıca başka bir enerji kaynağı alkoldür. Besinlerdeki enerji aynı zamanda ‘kalorifik’ değer olarak da bilinir ve kalori veya joule birimleriyle ölçülür. Kalori konuşulduğunda, aslında kilokalori (1000 kalori) anlamına gelir. Öte yandan, makrobesinler farklı kalori içeriğine sahiptir. Vücuda enerji sağlayan besinlerin gram başına düşen kilokalorileri aşağıdaki gibidir.

  • Karbonhidratlar: gram başına 4 kilokalori
  • Proteinler: gram başına 4 kilokalori
  • Yağlar: gram başına 9 kilokalori
  • Alkol: gram başına 7 kilokalori

Ancak unutulmamalıdır ki, vücudun bir yiyecekten gerçekte ne kadar enerji kullanabileceği çeşitli faktörlere bağlıdır.

Vücudun enerjiye ihtiyacı vardır

Vücuttaki bazı süreçlerin olması için enerjiye ihtiyaç vardır. Vücut bu enerjiyi besinlerden almaktadır. Enerji, yiyecek ve içecek, makro besinler yağlar ile karbonhidratlar ve proteinden oluşabilir. Her yiyeceğin farklı bir makro besin bileşimi bulunmaktadır. Hangi gıdada ne kadar enerji olduğunu ölçülebilir hale getirmek için öncelikle kalori ölçülmelidir. Basit bir anlatımla kalori aslında enerjidir. Kilo kaybı söz konusu olduğunda kalorinin her zaman öncelikli olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Çok az sayıdaki insan kilo vermek veya kilo almamak için günde kaç kalori tüketebileceğini hesaplamaktadır. Her insan için tek kalori gereksinimi yoktur. Kişinin günde kaç kalori tüketmesi gerektiği cinsiyete, yaşa ve boy gibi faktörlere bağlıdır. Düzenli egzersiz, spor ve yapılan iş gibi etkenler de önemli rol oynar. Sonuçta, bir şantiyedeki bir çalışanın ofisteki bir çalışandan çok daha fazla enerjiye ihtiyacı bulunmaktadır. Vücut, bazal metabolizma hızı için tedarik edilen miktarın % 70’ine ihtiyaç duyar. Bunun teknik terimi, bazal metabolizma hızıdır. Dinlenir haldeyken vücudun harcadığı enerji miktarı bazal metabolizma hızı olarak ifade edilir. Bazal metabolizma hızı, tüm hayati fonksiyonların sürdürülmesini sağlar. Birçok insan, günlük kalori ihtiyacının çok üzerinde yiyerek aşırı kilolu hale gelmektedir. Günlük kalori ihtiyacı kişiye göre değişmektedir. Günlük kalori ihtiyacı biliniyorsa, kilo vermek veya kiloyu korumak için uygun önlemler alınabilir. Zayıf olanların ise kilo alma konusunda dikkatli olması gerekir. Kalori ihtiyaçlarını kesinlikle bilmeleri önemlidir.

Günlük kaç kaloriye ihtiyaç var?

Kadınların genellikle günde yaklaşık 2 bin kaloriye, erkeklerin ise 2 bin 500 kaloriye ihtiyacı olmaktadır. Bu ihtiyacı hesaplayabilmek için bireysel bazal metabolik hızı hesaplamak gerekir. Bireysel bazal metabolik hızı hesaplamak için birkaç formül vardır. Bunların her biri yalnızca gerçek bazal metabolizma hızının bir yaklaşımı olarak anlaşılmalıdır. Kalori ihtiyacı kişiye özel hesaplanmalıdır. Yaş, kilo ve egzersiz alışkanlıklarının yanı sıra meslek konusu da göz ardı edilmemelidir.

  • Erkekler için formül:

Bazal metabolizma hızı = 1 x vücut ağırlığı x 24

  • Kadınlar için formül:

Bazal metabolizma hızı = 0,9 x vücut ağırlığı x 24

24 sayısı hesaplamaya dahil edilir çünkü bir kilogram vücut kütlesinin dinlenme durumunda günde ortalama 24 kilokalori tükettiği varsayılır.

Fazla yemek sağlık sorunlarına neden olur

Bir yetişkinin mide hacmi ortalama bir litredir. Daha fazla yendiğinde mide diğer organlara baskı yapar. Bu bir dolgunluk hissinin oluşmasına neden olur. Karındaki dolgunluk hissi, bağırsak bölgesinde yutulan hava veya aşırı gaz oluşumundan da kaynaklanabilir. Özellikle çok yağlı yiyecekler, yoğun tatlandırılmış ve şişkin yiyecekler tokluk hissine ve diğer mide bağırsak sistemi şikayetlerine neden olabilir. Yemeğin bileşimine bağlı olarak hipoglisemi veya yüksek serotonin seviyeleri de yorgunluğa yol açabilir. Yüksek karbonhidratlı besinler tüketildiğinde, kandaki glikoz artışı ve insülin hormonunun artan salınımı yok olur. İnsülin, vücut hücrelerine şeker akışını teşvik ederek kan şekeri seviyesinin tekrar düşmesine neden olur. İnsülin salgılanması, yemekten sonra aşırı artarsa, ‘hipoglisemi’ olarak bilinen kan şekerinin düşmesine neden olur. Ancak beyin enerji kaynağı olarak kan şekerine bağlı olduğu için performans belirli bir süre kısıtlanabilir.

Besinlerin kalori içerikleri önemli ama takıntı haline getirilmemeli

Birçok insan besinleri tüketmeden kalori içeriklerini göz ardı etmektedir. Diyet konusunda en iyi bilinen kural şudur: Yaktığınızdan daha az kalori alırsanız kilo verirsiniz.

Yağ, karbonhidrat ve proteinden alınan kaloriler farklıdır. Vücut, kalorileri farklı şekilde işlemektedir. Genel olarak kalori kaynakları yağ, karbonhidratlar ve protein olarak üçe ayrılır. Karbonhidratlar ve yağ, obezitenin yaygın nedenleri arasındadır. Çoğu karbonhidrat ve yağ vücudumuz tarafından kolaylıkla sindirilebilir. Spor yaparken aynı anda çok fazla enerji harcamak her zaman işe yaramaktadır. Öte yandan sindirimi zor olan proteinin kilo vermeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Vücudun hiç sindirmediği kaloriler de vardır. Gıda ambalajındaki kalori tabloları, enerjinin ne kadarının vücut tarafından gerçekte kullanıldığına dair herhangi bir bilgi sağlamamaktadır.

Kalori tabloları yanıltıcı olabilir

Kalori tabloları temelde vücuda ne kadar enerji sağlandığına dair bir kılavuzdur. Bununla birlikte, fruktozdan elde edilen 100 kalori, sağlıklı yağlardan alınan 100 kalori ile karşılaştırılamaz. Çünkü fruktoz vücutta tamamen farklı metabolik süreçleri tetiklemektedir. İştah yaratan insülin seviyelerini yükseltmekte, aynı zamanda vücudun enerji tüketimini uzun vadede azaltmaktadır. Mesela kuruyemişler çok fazla yağ içerir ve çikolatadan daha fazla kalori içerdikleri için kalori bombası olarak kabul edilir. Ancak temiz kalori kaynağı olan kuruyemişler kilo alımının kontrolünü kaybetmeye neden olmaktadır. Bu nedenle kuruyemişlerin kalorilerine bakmak yanıltıcı olabilmektedir.  Herkes vücut kaloriyi farklı kullanmaktadır. Yaş, cinsiyet, boy, bireysel bağırsak florası, hastalıklar ve günün saati kaloriyi kullanmada etkili olan faktörlerdir.

Okula başlayacak çocuklarınızın sağlığını kontrol altında tutun

Okula başlayacak çocuklarınızın sağlığını kontrol altında tutun

Okula yeni başlayan çocukların sağlıklı bir yaşam sürdürmesi, derslerindeki başarısı ve ailelerin fark edemeyeceği hastalıkların ortaya çıkabilmesi için okul öncesi sağlık kontrolleri büyük önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aslı Mutlugün Alpay, okul dönemi öncesinde çocukların sağlığı için anne babalara önemli önerilerde bulundu.

Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aslı Mutlugün Alpay

Uz. Dr. Aslı Mutlugün Alpay

Diş problemleri bile çocuğunuzun öğrenmesini zorlaştırabilir

Okul öncesi yaptırılması gereken sağlık kontrollerinin en önemlisi, işitme ve görme muayeneleridir. İşitme ve görme sorunu yaşayan çocuklar, öğrenme güçlüğü yaşar. Görme ve işitme taramasının yanı sıra büyüme gelişme döneminde çocuklarda diş kontrolleri de yapılmalıdır. Çocukların dişle ilgili yaşadığı küçük sorunlar da öğrenme ve kavramayı zorlaştırabilir. Tanısı, çocukluk döneminde erken konulması gereken bir grup hastalık vardır. Bu hastalıklar aileler tarafından fark edilemeyebilir. Okul öncesi check-up yaptırılan çocuklarda bu hastalıklar tespit edilerek tedavisine başlandığında, çocukların okuldaki kavrama ve öğrenme geriliğinin de önüne geçilmektedir.

Aşı kontrolü yapılmalı

4-6 yaş arasında yapılması gereken difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci, kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşılarının tamamlanmış olup olmadığı kontrol edilmelidir. Bunun yanında kan ve idrar sayımları da ihmal edilmemelidir. Özellikle okul döneminde çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığı için uyku düzeni ile düzenli bir hayatının olmasına dikkat etmek gerekir. Çocukların enfeksiyon hastalıklarından korunmasını sağlamak için mutlaka tuvalet hijyeni ile doğru el yıkama alışkanlığının kazandırılması gerekir.

 Uzman yardımı gerekebilir

Okula yeni başlayan çocukların yaşadığı büyük sorunların başında sosyalleşme gelmektedir. Bu durum özellikle anne babaların kaygı seviyesinin yükselmesine ve endişelenmelerine neden olmaktadır. Bu amaçla çocukların okula yeni adım attığı bu dönemde anne ve babaların dikkatli olması gerekir. Ailelerde oluşabilecek endişeler, çocukların okula uyum sürecini uzatmaktadır. Annelerin çocukları okuldayken okul bahçesinde beklemesi veya sınıfa kadar girerek her an çocuğu ile olması önerilmemektedir. Anne ve babalar, çocuklarının okula karşı isteksiz olduğunu fark eder etmez bir uzmana başvurmalıdır.

Sağlıklı beslenme okul çağında başlamalı

Yaşamın her döneminde sağlıklı kalabilmek için yeterli beslenme oldukça önemlidir. Özellikle çocukların büyüme ve gelişmesinin hızlandığı, öğrenmenin daha kolay olduğu okul çağı döneminde beslenmenin önemi daha da artmaktadır. Okul çağındaki çocuklarda sabah kahvaltısı çok önemli olduğundan, aileler mutlaka okula göndermeden önce çocuklarının kahvaltılarını yaptırmalıdır. Bunun yanı sıra çocukların süt veya meyve gibi besinlerle ara öğün almaları sağlanmalıdır. Okul kantinlerinde satılan yiyeceklerin seçimi konusunda da aileler çocuklarını uyarmalıdır. Çocuklar içeceklerini de önem sırasına göre tercih etmelidir.  Gün içinde yeterli su tüketimi çok önemlidir. Asitli içecek ve hazır meyve suları yerine; ayran ve meyvenin kendisi seçilebilir. Ayrıca çocuklar evden çıkmadan önce beslenme çantaları hazırlanmalı; ceviz, fıstık ve meyvelerle ara öğün yapmaları sağlanmalıdır.

Karın zarı kanserinin belirtisi

Karın zarı kanserinin belirtisi

Karın zarı kanseri veya tıp dilindeki adıyla ‘peritoneal karsinomatozis’ diğer organları etkileyen kanserlerle birlikte ortaya çıkıyor. Tedavisi zor ve hastalığın gidişatını kötü etkileyen bir durum olarak ön plana çıkan karın zarı kanserinin tedavi edilebilmesi için altta yatan kanserin belirlenmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, karın zarı kanseri hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Başka bir kansere bağlı olarak gelişiyor

Karın zarı ya da periton, karın duvarlarının iç yüzünü ve bu boşlukta yer alan tüm organları koruyan ve saran zardır. Periton, bağ dokularıyla karın duvarının iç yüzüne ve organlara yapışıktır. Karın içi organları kaplayan ince bir tabaka olan karın zarının (peritonun) kötü huylu tümör hücreleri tarafından tutulmasına ya da etkilenmesine peritoneal karsinomatozis yani karın zarı kanseri denir. Genellikle ileri evrelerde teşhis edilen bu kanser türü başka bir kanserin karın zarına yayılması sonucu oluşur. Ancak nadiren başka sebebe bağlı olmayan primer periton kanseri de olabilir.

Karın zarı kanserine yol açan kanserler

Karın zarı kanserine yol açan bazı kanser türleri vardır. Bunlar ise yumurtalık, rahim veya rahim ağzı gibi jinekolojik kanserler ile kalın barsak, mide, pankreas, safra kesesi, safra yolları gibi gastrointestinal sistem kanserleridir. Bazen meme ve akciğer kanseri de karın zarına yayılıp peritoneal karsinomatozis yapabilir. Direkt peritonun kendi kanseri, mezotelyoma da görülebilir. Mezotelyoma özellikle evleri boyamada asbestin yaygın kullanıldığı Nevşehir’in bazı bölgelerinde aynı ailede çok fazla kişide görülmüştür ancak çok nadir bir tümördür. Bazen apendiks organında görülen mukosel de yaygın karın zarı kanserine sebep olabilmektedir.

Karın içinde su birikmesi ortaya çıkıyor

Karın zarı kanserinin nedeni tam bilinmese de, periton hücrelerinde oluşan mutasyonla kontrol dışı büyümeyle kanser başlamaktadır. Peritoneal karsinomatozis daima ilerlemiş kanser hastalığının bir göstergesidir ve belirgin olarak azalmış yaşam beklentisi ile beraber seyreder. Peritonun tümöral tutulumu ciddi bir tıbbi tedavi sorunu oluşturmaktadır çünkü tedavisi zor hatta imkansızdır. Periton içerisine yerleşmiş olan tümör hücreleri peritonun açıklıklarından bütün peritona ve altındaki organlara yayılabilir. Peritoneal karsinomatozis  olan kişilerde karın zarı etkilendiği için karında yoğun su birikmesi görülür. Peritoneal karsinomatozis bebeklerde ve çocuklarda çok nadirdir ama bazı çocukluk çağı kanserlerinde de görülebilir.

Karın zarı kanseri kimlerde olur?

Nedeni belli olmayan karın zarı kanserine yakalanma konusunda yapılan araştırmalarda bazı kişilerin risk taşıdığı düşünülmektedir.

  • İleri yaş bir risk faktörüdür. 60 yaşın üzerindeki kişilerde daha çok görülmektedir.
  • Genetik faktörler önemlidir. Kişinin ailesindeki karın zarı kanseri öyküsü riski artırmaktadır.
  • Kadınlarda meme kanseri geçmişi olması önemli bir etkendir.
  • Obezite ve durağan yaşamın diğer kanser türlerinde olduğu gibi karın zarı kanserinde etkili olduğu bilinmektedir.
  • Rahim içindeki endometrium tabakasının rahmin dışındaki bölgelerde büyümesi sonucu gelişen ve sıklıkla ağrıyla başlayan endometriozisin karın zarı kanseri gelişiminde etkili olduğu belirlenmiştir.

Karın zarı kanserinin 10 belirtisine dikkat!

Karın zarı kanseri, ilk evresi boyunca hiç belirti göstermeyebilir. Sebep olan kanser araştırılırken hastanın tomografi veya PET gibi sonuçlarında karın zarı tutulumu görülür. Ameliyat için açılan hastanın karın zarında yama tarzında tümör odakları görülebilir. İlerleyen dönemde ise şu belirtiler başlayabilir:

  1. Karında periton sıvısı yani asit birikmesi ve buna bağlı göbek fıtığı ile nefes darlığı gibi şikayetler
  2. Karın ağrısı ve karında şişkinlik hissi
  3. İştahsızlık, yemek yemede isteksiz olma
  4. İdrar ve dışkı alışkanlıklarındaki değişiklik
  5. Kas erimesi
  6. Bulantı ve kabızlık bazen de ishalin olması
  7. Özellikle ayak bileklerinin şişmesi
  8. Solunum problemlerinin başlaması
  9. Olağandışı kilo alımı ya da kilo kaybının ortaya çıkması
  10. Aşırı yorgunluk yaşanması

Tümör hücrelerinin büyümesi karın içindeki diğer organlarda fonksiyon bozukluklarına sebep olabilir. Örnek olarak, bağırsaklarda daralmaya bağlı tıkanıklıklar veya idrar akışının engellenmesine bağlı böbrek yetmezliği ortaya çıkabilir.

Doğru zamanda uygun tedavi planı önemli

Karın zarı kanseri genellikle başka bir tümörden yayılan invaziv kanserin ileri bir formu olduğundan tedavisi zor olabilir. Çoğu peritoneal karsinomatozis tümörü kemoterapiye yanıt olarak çok fazla küçülmez. Bu nedenle, birçok doktor semptomları yönetmek, ağrıyı hafifletmek ve yaşam kalitesini iyileştirmek için palyatif bakıma odaklanır. Maalesef tedavide çok fazla bir seçenek de yoktur. Peritoneal karsinomatozaya sebep olan altta yatan kanserin tedavi edilmesi esastır.  Kanserin yayılmış olduğu karın zarının soyulması, kanser sıçramış organların çıkarılması ve aynı ameliyatta karın içine özel hazırlanmış ısıtılmış kemoterapi verilmesi şeklinde bir tedavi yöntemi birçok merkezde uygulanmaktadır. Karın zarı kanserinin neden olduğu hastalık nedeniyle ortaya çıkan kusma, bulantı, idrar ve dışkı alışkanlığı değişiklikler kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyecektir. Tedavi edilmediği zaman kısa sürede ölüm riski maalesef mevcuttur. Karın zarı kanseri maalesef çoğu zaman ilerlemiş kanseri gösterdiğinden tedavisi çok zor hatta imkansızdır. Ama hastanın şikayetlerine sebep olan başta karın içi su toplanması olmak üzere diğer belirtilerini azaltmak mümkündür.

Güneş yanığı değil alerji çıkabilir

Güneş yanığı değil alerji çıkabilir

Güneş alerjisi, güneş ışınlarına doğrudan maruz kalınması sonucunda ciltte kızarıklık, kaşıntı, kabarıklık, şişlik ve döküntü ile kendini belli ediyor. Güneş ışınlarının uzun süreli oluşturduğu maruziyetin devam ettiği durumlarda ise güneş hassasiyeti şiddetlenebiliyor. Ancak genelde yaz aylarında oluşan güneş yanığı ile güneş alerjisi karıştırılabiliyor. Güneş alerjisi oluşması durumunda ise diş macunu ve yoğurt gibi maddelerin cilde kesinlikle sürülmemesi ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ayşe Gökçe Tümtürk, güneş alerjisiyle ilgili bilgi vererek, konu ile ilgili önemli uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Güneş alerjisi nadir görülüyor

Güneş alerjisi ile güneş yanığını birbirinden ayırmak gerekir. Pek çok insan güneş yanığı ile güneş alerjisinin aynı şey olduğunu zannetmektedir. Güneş alerjisi çok nadir görülen bir sağlık sorunudur. Güneş alerjisi güneşe çıkıldığı anda başlayarak kendini kaşıntı, kızarıklık, kabarıklık ve şişlikle belli eder. Aslında güneş alerjisi ürtiker gibi aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Çeşitli ilaçlar ile kozmetik maddelerin ultraviyole radyasyon (UVR) ile birlikte etki göstermesi sonucu ortaya çıkan döküntüler ve bağışıklık sisteminin etkili olduğu güneş alerjileri, güneş ışınlarına karşı vücudun gösterdiği bir reaksiyondur. Ancak her döküntü güneş alerjisinin belirtisi değildir. Güneş yanığı ise ölçüsüz güneşe maruz kalan her insanda cilt renginde koyulaşmayla(bronzlaşma) ve kızarmayla başlamaktadır. Güneş alerjisi kadınlarda erkeklere oranla 3 kat fazla görülmektedir.

Güneş alerjisinin 4 belirtisi

Güneş alerjisinin belirtileri; kaşınma, batma hissi, döküntü ve ciltteki kırmızımsı lekelerdir. Kurdeşen cildin büyük bir bölümüne yayılırsa farklı belirtiler de görülebilmektedir.

  • Düşük tansiyon ortaya çıkabilir.
  • Şiddetli baş ağrısına neden olabilir.
  • Mide bulantısı bile olabilmektedir.
  • Nefes alıp vermede zorluk yaşanabilmektedir.

Güneş alerjisi hızlı başlar

Güneş yanığı, güneş ışınlarına maruz kalınmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Korumasız uzun süre güneş altında kalmak ciltte yanığa neden olacaktır. Ancak güneş alerjisinin oluşması için güneş altında 1-2 dakika bile kalmak yeterli olmaktadır. Hatta saniyeler içinde güneş alerjisi olanlarda kaşıntı, şişlik, yanma, batma gibi ürtiker denilen reaksiyon ortaya çıkmaktadır. Güneş yanığı ise en erken 15-20 dakika içinde güneşle temas eden vücudun açık bölgelerinde oluşmaktadır. Esmer tenlilerde cilt koyulaşması şeklinde, beyaz ve kızıl tenlilerde ise kızararak gerçekleşmektedir. Esmer tenlilerde yanığın oluşması, beyaz ve kızıl tenlilere göre daha uzun sürmektedir. Güneş yanığı foto alerji ve güneşle tetiklenebilen pek çok hastalığa neden olabilmektedir. Yanık, uzun vadede ciltte tamiri mümkün olmayan DNA hasarına, malignmelanom olarak bilinen cilt kanserine, göz çevresinde ve deride erken yaşlanmaya yol açacaktır. Bunun için güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmak gerekmektedir. Güneş ürtikeri de olarak bilinen güneş alerjisi ise ciltte kurdeşen tablosuna neden olan nadir görülen bir alerjik reaksiyondur. Kırmızı renkli lekeler ya da şeritler ile kendini belli eden alerji, ağrılı ve kaşıntılı bir sürecin başlamasına neden olmaktadır. Uzun veya kısa süreli olabilen alerji, güneşe maruz kaldıktan hemen sonra başlamakta, vücudun bu duruma neden tepki verdiği tam olarak bilinmemektedir. Kronik hale gelebilen güneş alerjisi tedavi edilebilmektedir.

Güneşten korunmak için koruyucu kullanın

Güneş koruyucular kimyasal ve fiziksel olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu koruyucular kendi içinde avantaj ve dezavantajlara sahiptir. İkisi arasındaki tercih; kişinin cilt tipine, cilt hassasiyetine ve tercih ettiği dokuya göre yapılmalıdır.

Kimyasal güneş koruyucular organik bileşikler içerir. UV ışınlarını absorbe eder. Cilt yüzeyinin altında gerçekleşen kimyasal reaksiyonla cildi UV ışınlarından koruyan bir güneş koruyucu olarak düşünülebilir. Hafif ve yapışkan olmayan bir dokuya sahiptir. Fiziksel güneş koruyuculara kıyasla ciltte daha kolay yayılır.

Bununla birlikte cilt tarafından emildiği için gözenekleri tıkama olasılığı vardır, ayrıca mutlaka güneşe çıkmadan dakikalar önce uygulanmalıdır.

Fiziksel güneş koruyucular cilt yüzeyinde işlev gören titanyum dioksit veya çinko dioksit gibi aktif mineral bileşenler içerir.

Bu koruyucular UVA ve UVB ışınlarına karşı koruma sağlar, genellikle geniş spektrumludur.

Cilt yüzeyinde çalıştığı ve cilde nüfuz etmediği için gözenekleri tıkama olasılığı daha azdır.

Eğer aceleyle dışarı çıkılması gerekiyorsa, önceden güneş koruyucu uygulayacak vakit yoksa cildi güneş ışınlarından korunduğundan emin olmak için fiziksel bir güneş koruyucu tercih edilmelidir. Kimyasal güneş koruyucudan farklı olarak ter ve sebum nedeniyle pütürlenerek ciltten dökülebilir. Bu nedenle birkaç saatte bir yeniden uygulanması bir zorunluluktur. Ayrıca ciltte beyazlık bırakacağı için cilt tonunu değiştirebilir.

Güneş alerjisi için alınması gereken tedbirler

Güneş yanığı kışın kardan yansıyan ışınlarla bile oluşurken, güneş alerjisi en sık yaz mevsiminde ortaya çıkmaktadır. Güneş alerjisi olanların yazın tatile çıkmadan dermatoloji hekiminden öneri alması gerekir. Cilt alerjisi olanlar güneşin zararlı ışınlarından korunacak ekstra tedbirler almalıdır.

  • Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için 11.00-16.00 saatleri arasında uygun güneş koruyucular kullanılmalıdır.
  • Vücudun D vitamini sentezi ihtiyacının %90’ı güneş ışınları vasıtasıyla deri tarafından karşılanır. Cildin ürettiği D vitamini depolanır ve kışın yeterli güneş alınamayan durumlarda depodan kullanılır. Günde 10-15 dakika güneş ışınlarının dik geldiği öğlen saatlerinde güneşlenmek D vitamini sentezi için yeterlidir. Güneş alerjisinden korunmak için şapka ve gözlük kesinlikle kullanılmalıdır.
  • Uzun kollu, hava alabilen kumaştan yapılmış açık renkli geniş kıyafetler tercih edilmelidir.
  • Güneş alerjisi olan çocuklar için yaz mevsimi boyunca daha fazla tedbir alınmalıdır. Güneş koruyucu kullanmadan kesinlikle güneşe çıkartılmamalıdırlar. Çocuklar suya her girip çıktığında güneş koruyucuları yenilenmelidir.

Kavunun faydaları

Kavunun faydaları

Güzel tadı, hoş kokusu ve ağızda bıraktığı aroması ile yaz ve sonbahar aylarında en çok tüketilen meyvelerden biri olan kavun, zengin besin içeriğiyle ön plana çıkıyor. Kavun, lifli ve sulu yapısı ile kilo vermeye yardımcı olurken, pek çok sağlık sorunun önlenmesi sürecine de katkıda bulunuyor.  Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, kavunun faydaları ve nasıl tüketilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kalorisi düşük, vitamin ve mineral içeriği yüksek

Kavun düşük kalorili ve oldukça lifli bir meyvedir. 150 gramında yani bir porsiyon kavunda 1,5 gram lif bulunur. Kavunun 150 gramı tat ve su durumuna göre 25-50 kilokalori (kcal) içerir. Çok miktarda sarı ve turuncu meyve beta karoteni açısından zengindir. Lif içeriği yüksek olan kavun bağırsakların çalışmasına da yardımcı olur.

İçeriğinde türüne göre değişebilen çok sayıda önemli mineral ve vitamin vardır. A, C, B1, B2, B5 vitamini ile potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum, fosfat açısından zengindir. Fitokimyasallar da içermektedir. Likopen ve beta-karoten gibi bitkisel besinler bulunmaktadır.

Bir porsiyon kavunda 11,84 karbonhidrat (g), 2,00 protein (g), 0,18 yağ(g), 1,62 lif (g), 16,20 sodyum (mg), 327,60 potasyum (mg) ve 19,80 kalsiyum (mg), 0,61 vardır.

Kavun, vücut hücrelerini UV ışınlarından koruyan özellikle yüksek bir E vitamini içeriğine sahiptir. Bu fitokimyasallar serbest radikalleri yakalar ve hücre hasarını önler. A vitamini karpuzlarda ve tatlı kavunlarda bol miktarda bulunur. Cildi ve saçı esnek tutar, göz sağlığı için önemlidir.

Ayrıca kavun çekirdekleri; A, B ve C vitaminleri ile magnezyum içermektedir. İçeriğinde demir, kalsiyum ve değerli yağlar bulunmaktadır. Kavun çekirdekleri bütün olarak yutulmamalı, çiğnenmeli, öğütülmeli veya doğranarak tüketilmelidir.

Olgun tatlı bir kavunda % 10 oranında şeker vardır. Bu nedenle 100 gram posa başına yaklaşık 55 kilokaloriyle önemli bir enerji kaynağıdır. Yüksek oranda potasyum ve provitaminin yanı sıra A vitamini ile değerli kalsiyum, C, B1 ve B2 vitamini, fosfor ve demir değerleriyle dikkat çeker. Kavunun ana kısmı yaklaşık % 85’i ​​sudan oluşur.

Özellikle spor aktivitelerinden sonra veya aralarda harika bir susuzluk gidericidir.

Kavunun en çok bilinen faydaları şöyle sıralanmaktadır:

  1. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Düzenli olarak tüketildiğinde içeriğindeki potasyum ve C vitamini bağışıklık sistemini destekler. Bağışıklık sistemi güçlendirdiği için hastalıklara karşı vücut direnci sağlar.
  2. Damar tıkanıklığını önlemede etkilidir. Kalbe ve kansızlığa iyi gelir, tansiyonu düzenler. Kavunu aşırıya kaçmamak şartıyla kalp hastalarının tüketmesi gerekir. Zengin besin değerleri nedeniyle kansızlık sorunu olanlarda etkilidir. Ayrıca kalp krizi riskini düşürür. Kalp damar sorunu olanların özellikle yaz aylarında kavunu düzenli olarak tüketmeleri önerilir.
  3. Böbrek taşları ve kumlarının düşmesine yardımcı olur.
  4. Yatıştırıcı etkisi nedeniyle sinir sistemi üzerinde olumlu etkiye sahiptir. Uyku sorunu olanlara iyi gelir.
  5. İdrar söktürücü özelliği vardır. Kabızlığa iyi gelir.
  6. Cildi nemlendirir, romatizma ağrılarını hafifletir.
  7. Sindirilmesi kolay olan meyveler arasında yer alan kavun, kilo vermek isteyen ancak metabolizma hızı yavaş olanlara önerilir. Diyet programlarında yer alan kavun hızlı bir şekilde kilo vermeyi sağlamakta ve metabolizmayı da hızlandırmaktadır.

 Kavun alırken dikkat etmeniz gerekenler

Olgunlaşması uzun süren kavunu alırken bazı kriterler göz önünde bulundurulmalıdır. Öncelikle olgun olanları tercih edilmelidir. Ancak kabuğu nedeniyle olgunluk derecesi belirlenememektedir. Ancak koku ve kabuğu olgunluğu konusunda ipuçları vermektedir. Bu nedenle kavun alırken kabuğu çok sert olmayan, kabuğunda çatlak veya ezik bulunmayan, hoş ve tatlı kokulu olanları tercih edilmelidir. Kabuğa bastırıldığında hissedilen yumuşaklık olgunluk derecesini belirtmektedir. Olgun kavunlar aromatiktir. Bu nedenle satın alırken yoğun bir koku yayanlar belirlenip alınmalıdır.

Kavunu ikiye bölüp streçleyerek muhafaza edin

Kabuğu sağlam olarak dilimlenmemiş kavun, serin bir yerde bir hafta saklanabilir. Dilimlenmiş kavunlar yakından incelenmeli ve küf kontrolü yapılmalıdır. Küçük ebatta dilimlenen kavunlar çok çabuk bozulur. İkiye kesilmiş kavun buzdolabında sorunsuz bir şekilde saklanabilir ancak streç film ile kaplanmalıdır. Çabuk bozulmaması için dilimleme sırasında kavunun çekirdekleri tamamen çıkarılmalıdır. Kavunlar, üretim sırasında ya da sonrasında kötü hijyen koşullarında patojenlerle temas edebilir. Ayrıca, enfekte kişiler, uygun şekilde hijyenik değillerse patojenleri doğrudan kavuna bulaştırabilir.

Patojenler eller yoluyla veya kontamine mutfak eşyaları (bıçaklar, tahtalar) yoluyla insanlara bulaşabilir. Gıda enfeksiyonu riskini en aza indirmek için, kavun dilimlerken genel mutfak hijyeni kurallarına uyulması önemlidir: Ellerin yıkanması, temiz bıçak ve kesme tahtaları kullanılması çapraz bulaşmayı önleyecektir. Bu kurallar toplu yemek yapan işletmelerde de kesinlikle uygulanmalıdır.

 Çocuklar için de çok yararlı

Aşırıya kaçmamak şartıyla kavun her öğün tüketilebilir. Kavun kahvaltıda tüketilebileceği gibi yemeklerden sonra ve tokluk hissi vermesi nedeniyle ara öğün olarak tercih edilebilir.

A ve C vitamini açısından zengin olan kavun, potasyum ve kalsiyum içeriği nedeniyle çocukların kesinlikle tüketmesi gereken bir besindir. Kolay yenebilir olması, tadı ve kokusu nedeniyle çocuklar tarafından da tercih edilmektedir. 8-9 aylık bebeklerde diğer meyveler gibi ezildikten sonra az miktarda verilmelidir. Çocukların kavuna karşı herhangi bir alerjisi yoksa tüketmeleri kesinlikle önerilmektedir.

Şeker hastaları dikkat etmeli

Şeker içeriği yüksek olan kavunun aşırı tüketimi bazı sorunlara neden olabilir. Şeker hastaları fazla tüketmemeli, en azından ne kadar tüketeceği uzman doktor ve diyetisyenler tarafından belirlenmelidir.  Kavun alerjisi olanlar bu meyveden uzak durmalıdır. Kavuna karşı aşırı seviyede alerjisi olanlarda ‘anafilaksi’ olarak bilinen şiddetli bir reaksiyon ortaya çıkabilmektedir.

Mide bulantısı hangi hastalıkların habercisi

Mide bulantısı hangi hastalıkların habercisi

Mide bulantısı, vücudun farklı bölgerinden gelen uyarılar sonucunda kusma hissiyle birlikte ortaya çıkıyor. Genellikle bir sorunun belirtisi olan mide bulantısı, kusma hissiyle birleştiğinde kişinin günlük yaşamını zorlaştırıyor. Bu problemden kısa sürede kurtulmak için bulantının kaynağının belirlenmesi ve buna yönelik önlemler alınması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroentereloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, mide bulantısı hakkında bilgi verdi.

Pause Dergi, Pause Sağlık

Bulantının nedeni her zaman mide olmayabilir

Mide bölgesindeki rahatsızlıkla beraber kusma hissinin oluşmasına mide bulantısı adı verilmektedir. Yetişkinlerin nerdeyse yarısı her yıl 1 defa bulantı şikayetiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bulantının nedeni her zaman mide kaynaklı olmayabilir.

Mide bulantısının kaynağının belirlenmesi önemli!

  • Gastroözofagal reflü hastalığı mide içeriğinin geri gelmesine sebep olarak midede yanma ve bulantı hissi yapabilir.
  • Bakteri ve virüsler mideyi etkileyerek bulantıya yol açabilir. Gıda kaynaklı bakteriler gıda zehirlenmesine sebep olup bulantı yapabilir.
  • Başta kanser hastalarında kullanılan kemoterapi ilaçları olmak üzere çok sayıda ilaç bulantı nedenidir.
  • Hareket hastalığı ve deniz tutması olanlarda, beyne iletilen mesajların duyularla senkronize olmaması mide bulantısı, baş dönmesi veya kusmaya neden olabilir.
  • Yoğun ağrı, bulantı semptomlarına katkıda bulunabilir. Özellikle pankreatit, safra kesesi ve böbrek taşları gibi ağrılı durumlar bulantının nedenidir.
  • Baharatlı veya yüksek yağlı yiyecekler gibi belirli yiyecekleri aşırı yemek mideyi bozabilir ve mide bulantısına neden olabilir. Alerjiniz olan yiyecekleri yemek de mide bulantısına neden olabilir.
  • Midede veya ince bağırsaktaki ülserler veya yaralar mide bulantısına yol açabilir. Yemek yediğinizde, ülser yanma hissine ve ani mide bulantısına neden olabilir.
  • Vertigo yani kulak kristallerin oynaması ve kulak enfeksiyonları bulantı-kusma veya baş dönmesi yapabilir.
  • Bağırsak tıkanıklığı yani ileus, kalp krizi, menenjit, migren, karaciğer yetmezliği veya karaciğer kanseri olanlarda bulantı ilk bulgulardan olabilir.

Mide bulantısıyla birlikte bu belirtiler varsa ciddiye alın

Mide bulantısı; ezici göğüs ağrısı, yoğun bir baş ağrısı, çene ağrısı, terleme veya sol kolda ağrı gibi kalp krizi semptomları eşlik ediyorsa derhal tıbbi yardım alınmalıdır. Boyun tutulması, ense sertliği, nefes almada zorluk ya da bilinç değişikliği ile birlikte ortaya çıkan mide bulantısında ise menenjit-beyin kanaması durumu sözkonusu olabilmektedir. Öte yandan, zehirli bir madde solunduğundan ya da yutulduğundan şüphe edilirse acil tıbbi yardım gerekir. Mide bulantısı nedeniyle 12 saatten fazla yeme ve içme olmadıysa kesinlikle uzman doktordan görüş alınmalıdır. Ayrıca şiddetli karın ağrısı veya kramp, bulanık görme, yüksek ateş ve boyun tutulması, baş dönmesi, aşırı susuzluk, zayıflık, seyrek-koyu idrara çıkma varsa dikkatli olunmalı ve vakit kaybetmeden bir sağlık kurumuna gidilmelidir.

Bu öneriler mide bulantısını azaltıyor

  • Araçların ön koltuğunda oturmak hareket hastalığını hafiflettiği için bulantı oluşmayabilir.
  • Hareket hastalığına, bir antihistaminik olan dramamin gibi ilaçlar veya deniz tutmasını hafifletmek için skopolamin içeren bantlar yardımcı olabilir.
  • Mide bulantısının altında yatan nedeni gidermek için ilaç kullanmak yardımcı olabilir. Reflü için mide koruyucular veya baş ağrısı için ağrı kesiciler alınabilir.
  • Vücudun susuz kalmaması için gerekli sıvı desteği almak mide bulantısının oluşturabileceği komplikasyonları azaltır. Su veya elektrolit içeren sıvılardan, sık yudumlar almak iyi gelir.
  • Yiyecekleri yeniden yemeye başladığınızda, mideniz sakinleşene kadar BRAT diyetine (muz, pirinç, elma püresi ve kızarmış ekmek) bağlı kalmanız faydalı olacaktır.
  • Yemeklerden sonra yoğun fiziksel aktiviteden kaçınmak da mide bulantısını en aza indirebilir.
  • Baharatlı veya yüksek yağlı yiyeceklerden kaçınmak bulantıyı engelleyebilir.
  • Boş bir mide ya da güçlü kokulu yiyecekler mide bulantısını tetikleyebilir veya daha da kötüleştirebilir. Bulantıya neden olma olasılığı daha düşük olan gıdalardan olan kraker, kızarmış ekmek gibi basit yiyecekler bulantıya iyi gelebilir.
  • Yemek kokuları mide bulantısını tetikleyebilir. Bu nedenle, dondurma, jöle, soğutulmuş meyveler gibi daha az koku üreten soğuk gıdalar tüketilerek bulantının oluşması engellenebilir.
  • Protein açısından zengin yemekler, mide bulantısını azaltmada yüksek karbonhidratlı veya yüksek yağlı yemeklerden daha üstündür. Protein, gastrin salgısını artırarak mide aktivitesini normalleştirmeye yardımcı olabilir. Kafeinsiz çay veya taze meyve dilimleri ile su içmeyi deneyin.
  • Yemek pişirirken ve hazırlarken gelen koku mide bulantısını artırabilir. Mümkünse mutfakta uzun süre kalınmamalıdır.
  • Mide bulantısı ve kusma, ağzınızda hoş olmayan bir tat bırakabilir ve bu da yemek yemenizi engelleyebilir. Bunun için dişlerinizi düzenli olarak fırçalayın.
  • Çok tatlı, baharatlı, güçlü kokusu olan yiyecekler ile alkol ve kafeinden uzak durun.
  • Migren ataklarını tetikleyebilen titreyen ışıklı ortamlar, ısı ve nem ile deniz yolculukları, parfüm ve yemek kokuları gibi güçlü kokulu ortamlarda bulunmayın.
  • Kızartılmış yiyecekler, peynir ve süt gibi süt ürünleri, et ve lifli gıdalar tüketmeyin.
  • Düz yattığınızda reflü artar, mide bulantısı ve genel rahatsızlık hissini artırabilir. Mideyi sıkıştırmak yani sıkmak fazla hareket bulantıyı arttırır. Onun için az hareket, dik durma ve karnı sıkıştıracak durumlardan uzak durmak faydalı olabilmektedir. Yemekten sonra en az 30 dakika uzanmaktan kaçının, çünkü bu durum mideye baskı uygulayarak mide bulantısını daha da kötüleştirebilir.
  • Kapalı ortamlarda pencere açmak veya bir vantilatörün önüne otururak beklemek iyi gelebilir. Temiz hava, birçok insanda mide bulantısı semptomlarını hafifmektedir.
  • Boynun arkasına yerleştirilen yatıştırıcı, serin bir kompres mide bulantısını hafifletmeye yardımcı olabilir. Mide bulantısında meydana gelen vücut ısısındaki artışı engeller.
  • Bulantı semptomlarını hafifletmek için vücudun belirli bölgelerine baskı uygulanabilir. Bileğin iç kısmı gibi. Basınç noktasına dairesel hareketlerle birkaç dakika bastırmak bulantıyı hafifletecektir.
  • Meditasyon ve derin nefes alma birçok soruna iyi gelmektedir. Burnunuzdan yavaşça nefes alın, nefesinizi üç saniye tutun ve yavaşça nefes verin.
  • Papatya çayı mide bulantısına iyi gelmektedir. Mide bulantınız olduğunda uyumanıza yardımcı olabilecek yatıştırıcı bir etkiye sahiptir.
  • Sitrik asit içeren limon, sindirime yardımcı olduğu ve mideyi yatıştırdığı bilinmektedir. Suya sıkılmış limon suyunu yudumlayarak gün içinde içmek yararlı olabilir. Mide bulantısı kabızlıktan kaynaklanıyorsa limonlu ılık su içmek bağırsaklarınızı uyarabilir.
  • Zencefil, mide bulantısı için tartışmasız en popüler ev ilacıdır. Taze zencefil kökü demlenerek içilebilir.
  • Nane yağının kemoterapi tedavisine bağlı mide bulantısıyla mücadelede güvenli ve etkili bir yol olduğu bilinmektedir. Nane kapsülü alınabilir veya nane çayı denenebilir.
  • Hamilelikle ilişkili mide bulantısı için bir tedavi olarak B-6 vitamini (piridoksin) ve antihistamin doksilamin kombinasyonu araştırmalar sonucunda onaylanmıştır. B-6 vitamini günde 30- 100 miligram arasında, 1 ila 3’e bölünmüş dozlarda 3 haftaya kadar alınabilir. Bununla birlikte, çok fazla B-6 vitamini alınması mide bulantısı şikayetlerini kötüleştirebilir. Anormal kalp ritmi, karıncalanma, kas tonusunda azalma gibi ciddi yan etkilere de neden olabilir.

Ceviz kullanımında şunlara dikkat edin

Ceviz kullanımında şunlara dikkat edin

Ceviz, besin değerleri açısından lifler, vitaminler ve mineraller ile sağlıklı yağlar içerdiği için son yıllarda süper gıda olarak tanımlanıyor. Ceviz, tadı ve kullanım alanı çeşitliliği ile de en çok tercih edilen yağlı tohumlar grubuna giriyor. Kuruyemiş sınıfında değerlendirilen cevizin vücut üzerinde çok sayıda olumlu etkisi bulunuyor. Düzenli tüketildiğinde bağışlık sistemini güçlendiriyor, cilde parlaklık veriyor ve kırışıklık oluşumunu engelliyor. Kandaki melatonin seviyesini yükselterek uyku düzenine katkı sağlıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, ceviz hakkında bilgi vererek, nasıl tüketilmesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık

Ceviz kabuklu saklanmalı

Sonbahar ve kış mevsiminde tazeliğini uzun süre koruyan ceviz uygun şartlarda kurutulduktan sonra çiğ olarak hemen tüketilmeyecekse kabuklu olarak saklanmalıdır. Serin, kuru bir yerde muhafaza edildiğinde uzun süre tazeliğini korumaktadır. Eğer kabuğu kırıldıysa, hava almayan uygun saklama kaplarında 6 ay buzdolabında, 1 yıl da derin dondurucuda muhafaza edilmelidir. Çiğ ve kavrulmuş ceviz neredeyse aynı miktarda kalori, protein, yağ, karbonhidrat ve lif içerir. Çiğ ve uygun koşullarda kurutulmuş kuruyemiş arasındaki besin değeri farkları minimum düzeydedir. Ancak cevizi çiğ olarak tüketmek her zaman daha sağlıklıdır. Çiğ olarak değil kavrulmuş olarak tüketilecekse, yaklaşık 15-25 dakika boyunca en fazla 140 santigrat derecede kavrulmalıdır. Yüksek ısı derecesinde yapılan kavurma işleminde zararlı maddeler (akrilamid, trans yağlar) oluşabilmektedir. Bu sıcaklıkta yapılan kavurma işleminde ise cevizin besin değerlerinin kaybı en aza inecektir. Yağ asitleri neredeyse hiç zarar görmeyecek, amino asitler ve şekerler arasındaki reaksiyon olarak tanımlanan akrilamid oluşma olasılığı azalacaktır. Yapılan araştırmalarda akrilamidin maddesinin, kansere neden olduğu belirlenmiştir. Kavrulmuş ceviz ise sadece birkaç gün bekletilmelidir. Çünkü kavrulmuş kuruyemişlerin dayanıklılığı son derece düşüktür.

Rengi, kokusu ve tadı kontrol edilmeli

Kurutulmuş ya da kavrulmuş ceviz satın alırken renk, koku ve tat kontrol edilmelidir.  Özellikle kavrulmuş kuruyemişler genellikle ülkemizde yağlanmış, tuzlanmış ya da şekerli olarak paketlerde satılmaktadır. Bu yüzden paket içeriğine dikkatlice bakılmalı, zararlı katkı maddesi içeren ürünler alınmamalıdır. Cevizi öğütme işlemi ise kesinlikle evde yapılmalıdır. Çiğ kuruyemişlere bakterilerin bulaşma (kontamine) olasılığı düşüktür. Ancak çiğ ve kavrulmuş kuruyemişler uygun şekilde kurutulmadıysa küf toksinleri oluşabilmektedir. Gıda kontrolleri sırasında ithal edilen sert kabuklu yemişlerin bozulma olasılığının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Her zaman küf toksinini gidermek için önlem alınmalıdır.

Cevizin 4 önemli faydası

Yapılan araştırmalarda cevizin vücut üzerindeki olumlu etkisi kanıtlanmıştır. Cevizin besin değerleri, Orta Çağ’dan erken döneme kadar bilim adamları tarafından araştırılmaktadır. Yaklaşık 90 besin maddesi içeren ceviz, insan sağlığı üzerinde son derece olumlu bir etkiye sahiptir.

 

  • Magnezyum, çinko, bakır, demir, fosfor, bir dizi vitamin içeren ceviz; iyi yağlar, folik asit, demir ve potasyum açısından zengindir. Sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda gerçek bir süper gıdadır.
  • Antioksidanların bolluğu nedeniyle, yaşlanmaya bağlı hastalıklar, kanser ve kardiyovasküler sistem hastalıklarını önlendiği bilinmektedir.
  • Ceviz glütensiz bir diyet için de uygundur. Vejetaryenler ile veganlara bir dizi besin ve vitamin desteği sağlamaktadır.
  • Yapılan araştırmalarda, düzenli ceviz tüketenlerde kötü kolesterol olarak tanımlanan LDL’nin yemeklerden sonra ortaya çıkan oksidatif hasarını önlediği belirlenmiştir.

Ceviz bağırsaklara iyi geliyor

Cevizin yapraklarının mide ve bağırsak problemlerinin çözümünde yardımcı olduğu bilinmektedir. Kendisi kadar değerli olan ceviz yaprakları, Orta Çağ’da tıbbi amaçlar için kullanılmıştır. Mukoza zarının iltihaplanmasına karşı koyabilecek yüksek acı ve tanen içeriğine sahiptir. Ceviz yapraklarından yapılan çay idrar söktürücü etkiye sahiptir ve mide bulantısı ile ishale iyi gelmektedir. Ceviz yaprakları, ayrıca cilt sorunları ile uçuk ve aşırı terleme konusunda destekleyici tedavi olarak kullanılmaktadır. Kadınlar için ceviz yaprağı çayının adet düzensizliğine iyi geldiği ve adet kramplarını hafiflettiği belirlenmiştir.

Ceviz kilo vermede etkili

Akşamları televizyon başında cips veya çikolata yeme alışkanlığınız varsa bunun yerine daha sağlıklı olan ceviz tüketebilirsiniz.  Lezzetli ve doyurucu olduğu için açlık hissini azaltmaktadır. Yapılan araştırmalarda da cevizin açlık hissini azalttığı ve iştahı önlemeye yardımcı olduğu belirlenmiştir. Sağlıklı yağ oranının yüksek olması nedeniyle cevizin 100 gramında yaklaşık 674 kalori vardır. Sağlıklı bir şekilde kilo kaybetmek ve öncelikle kaloriye odaklanmak için ceviz tüketirken son derece dikkatli olunmalıdır. Günde 8 tam cevizden fazlası tüketilmemelidir.

Şekeri kontrol altında tutuyor

Yüksek oranda protein ve yağ içeren ceviz, vücuda bol miktarda enerji sağlar ve uzun süreli tokluk hissi oluşturur. Cevizin düşük karbonhidrat yüzdesi nedeniyle kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutması şeker hastaları için ilginç bir detaydır. Az miktarda ceviz tüketiminin bile diyabet gelişme riskini azalttığı belirlenmiştir. Araştırmalar, haftada sadece bir avuç cevizin şeker hastalığına yakalanma riskini dörtte bir oranında azaltabileceğini göstermiştir.

Ceviz kolesterolü düşürüyor

Cevizin kolesterolü düşürdüğü bilinmektedir. Birçok hastalıkla ilişkili olan yüksek kolesterol aynı zamanda hafızayı olumsuz etkilemekte, strese neden olmakta ve koroner kalp hastalığı riskini artırmaktadır. Ayrıca kolesterolün, kanser ve felç riski ile bağlantılı olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, kolesterol düzeyine dikkat etmek ve diyet yoluyla düşürmek sağlık açısından önemlidir. Ceviz yüksek oranda alfa-linolenik asit (omega-3 yağ asitleri) ve alfa-linoleik asit (omega-6 yağ asitleri) içerir. Yağların birbirine oranı, sağlıklı kolesterol bilincine sahip bir diyeti desteklemek için önemlidir. Cevizin, LDL kolesterolünü yağlı deniz balıklarından daha fazla düşürdüğü belirlenmiştir.

 Suyu da kendisi kadar yararlı

Ceviz yapraklarının yüksek ‘tanen’ içeriği vardır. Kaynatılarak elde edilen ceviz suyu; akne, egzama veya ülserler gibi cilt rahatsızlıklarının yanı sıra yüzeysel olarak iltihaplanan cilt, ağız ve boğazdaki mukoza zarının tedavisinde kullanılabilmektedir. Ellerde ve ayaklarda aşırı terleme sorununa iyi gelmektedir. 2 ila 3 gram kurutulmuş ceviz yaprağı, 100 ml su ile 10-15 dakika kaynatıldıktan sonra kullanılmalıdır. Cevizin kabukları yüzyıllardır Anadolu’da kök boya olarak kullanılmaktadır. Ancak ceviz kabuğunun tüketilmesi önerilmemektedir.

Ceviz yağı vitamin deposu

Soğuk pres yöntemiyle cevizin yağı çıkartılmaktadır. Son yıllarda ülkemizde ceviz yağı, lezzetli ve değerli bir yağ olarak öne çıkmaktadır. Ceviz yağı, olgunlaşmış ve kısmen kavrulmuş cevizden yapılmaktadır. Yoğun, lezzetli bir tada sahip bu yağ, tüm dünyada sağlıklı bir yağ olarak kabul edilmektedir. Ceviz yağı, yaklaşık % 73 çoklu doymamış yağ asitleri, % 18 tekli doymamış yağ asitleri ve yaklaşık % 9 doymuş yağ asitlerinden oluşmaktadır. Omega-3 yağ asitlerine ek olarak, özellikle yüksek B ve E vitamini içeriği ile dikkat çekmektedir. Antihipertansif ceviz yağı, ayrıca yağ metabolizmasını harekete geçirmekte, cilt tahrişlerine karşı kullanılmakta ve ciltteki mantar oluşumunu engellemektedir. Ceviz yağının dezenfekte edici etkisi de vardır. Besin değerlerinin kaybolmaması için ceviz yağı her zaman belli ısı derecesinde tutulmalıdır. Ceviz yağı, kızartmalar için uygun değildir.

Ceviz tansiyonu da düzenliyor

Ceviz kalbe iyi geldiği bilinmektedir. Çok sayıdaki çalışmada, cevizin besin bileşiminin kardiyovasküler sistem üzerinde yararlı bir etkiye sahip olduğunu belirlenmiştir. Cevizin tansiyonu düzenlediği için yüksek tansiyon hastaları üzerindeki etkisi kanıtlanmıştır. Antioksidanlar ve omega-3 yağ asitlerinin mükemmel sinerjik kombinasyonu sayesinde damar sertliğini azaltmakta ve kalp krizi riskini düşürmektedir. Ceviz zihin sağlığı için önemlidir. Cevizin içindeki bileşenlerin beyin gelişimine olumlu etkileri vardır. Düzenli ceviz tüketimi hafızayı da güçlendirmektedir.

Hamileler için de ceviz önemli

Zengin ve dengeli beslenme özellikle gebelik sürecinde önemlidir. Anne adayları sadece kendilerinden değil aynı zamanda doğmamış çocuklarının sağlıklı gelişiminden de sorumludur. Ceviz, yüksek oranda folik asit ve demir içeriği nedeniyle düzenli olarak tüketildiğinde büyüyen bebeğin gelişimi üzerinde olumlu etkileri olmaktadır. Ancak gebeler tüketmeden önce uzman hekim görüşü almalıdır.

Düzenli tüketildiğinde kanseri önlemeye yardımcı oluyor

Melatonin ve omega-3 yağ asitlerinin veya doymamış yağ asitlerinin oranının kanserin seviyesini düşürdüğü ve kötü huylu hücrelerin büyümesini engellediği üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Sağlıklı bileşenler, serbest radikalleri nötralize ederek hücreleri erken yaşlanmaya karşı korumaktadır. Özellikle düzenli olarak ceviz tüketmek prostat kanseri ve meme kanseri gelişme riskini azaltmaktadır.

Reflüyü nasıl yeneriz?

Reflüyü nasıl yeneriz?

İnsanların yaklaşık % 20’sinde görülen reflü, açlık süresinin uzaması nedeniyle Ramazan ayında daha büyük bir sorun haline geliyor. Yaşam konforunu bozan reflüyü Ramazan ayında kontrol altına alabilmek için yaşam tarzında değişiklik yapmak ve basit tedbirleri uygulamak gerekiyor. Reflü tedavi edilmediğinde ise yemek borusu hasarına ve ilerleyen dönemde kansere bile yol açabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroentereloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, safra ve asit reflüsü hakkında bilgi vererek, önemli uyarılarda bulundu.

 Reflünün iki çeşidi

Safra reflüsü, karaciğerde üretilen bir sindirim sıvısı olan safranın mide ve bazı durumlarda yemek borusuna geri kaçması durumunda ortaya çıkarken, mide asidinin yemek borusuna geri kaçması nedeniyle ise asit reflüsü oluşmaktadır. Asit reflüsü, yemek borusu dokusunda tahrişe ve iltihaplanmaya neden olduğu için ‘gastroözofagal reflü’ hastalığına da yol açabilmektedir. Asit reflüsünün aksine safra reflüsü, diyet veya yaşam tarzındaki değişikliklerle maalesef tamamen kontrol edilememektedir. Ciddi vakalarda ise cerrahi gerekmektedir.

 

Safra reflüsünün belirtileri

Tedavi yaklaşımları farklı olduğundan dolayı safra reflüsünü, asit reflüsünden ayırt etmek gerekir. Belirti ve semptomları benzer olan bu iki sorun aynı anda da ortaya çıkabilmektedir. Safra reflüsünün belirtileri ise şunlardır:

  • Şiddetli olabilecek üst karın ağrısı
  • Sık sık mide ekşimesi ile göğse ve bazen boğaza yayılan yanma hissi ve ağızda kalan ekşi bir tat
  • Mide bulantısı
  • Yeşilimsi sarı bir sıvı (safra) kusma
  • Bazen öksürük veya ses kısıklığı
  • İstenmeyen kilo kaybı

 

Safra sindirim için önemli

Safra, yağları sindirmek ve yıpranmış kırmızı kan hücreleri ile bazı toksinleri vücuttan atmak için gereklidir. Safra, karaciğerde üretilir ve safra kesesinde depolanır. Az miktarda bile yağ içeren bir yemek yenilse safra kesesindeki küçük bir tüpten ince bağırsağa (yani duodenuma) safra salgılaması için sinyal verilir.

Mide zarı iltihaplanabilir

Onikiparmak bağırsağında safra ve yiyecekler karışır. Mide çıkışında bulunan bir kas halkası olan ‘pilorik kapakçık’, tek seferde yaklaşık 3,5 mililitre veya daha az sıvılaştırılmış yiyecek salmaya yetecek kadar hafifçe açılır. Bu açılma safra ve diğer sindirim sıvılarının mideye geçmesine izin vermez. Safra reflüsü durumunda, kapakçık düzgün kapanmaz ve safra mideye kaçar. Bu, mide zarının iltihaplanmasına (yani safra reflü gastritine) yol açabilir.

Safra reflüsünün sonucunda ortaya çıkan 4 sorun

  • Yapılan araştırmalarda safra reflüsünün gastriti artırarak mide kanserine yol açabileceği belirlenmiştir.
  • Safra yemek borusuna kaçarsa gastroözofagal reflü hastalığı benzeri şikayetlere sebep olur. Güçlü asit baskılayıcı ilaçlara rağmen hastalar fayda görmüyorsa safra reflüsünden şüphelenmek gerekir.
  • Mide asidine veya safraya uzun süreli maruz kalmak, yemek borusunun alt kısmındaki dokuya zarar verir. Hasar görmüş yemek borusu hücrelerinin kansere dönüşme riski artmaktadır. Hayvan çalışmalarında, safra reflüsünün Barrett’s özofagusa neden olduğu belirlenmiştir.
  • Asit ve safra reflüsü ile özofagus kanseri arasında bir bağlantı vardır ve bu oldukça ilerleyene kadar teşhis edilemeyebilir. Yapılan araştırmalarda, tek başına safra reflüsünün yemek borusu kanserine neden olduğu tespit edilmiştir.

Safra reflüsünün nedeni bunlar olabilir

 Cerrahi komplikasyonlar: Safra reflüsünün oluşmasında midenin tamamen veya kısmen alınması veya kilo kaybı için mide baypas ameliyatı dahil mide ameliyatları sorumlu olabilmektedir.

Peptik ülserler: Mide ve bağırsak ülserleri ‘pilorik’ kapağı tuttuğu zaman kapak düzgün bir şekilde kapanmayabilir ve reflüye sebep olur.

Safra kesesi ameliyatı: Safra kesesi çıkarılmış kişiler, bu ameliyatı olmayanlara göre önemli ölçüde daha fazla safra reflüsüyle yüz yüze gelir.

Modern yöntemlerle hızlıca teşhis konulabiliyor

Reflü teşhisi, sadece hastanın şikayetlerini dinleyerek konulabilmektedir.  Ancak asit reflüsü ile safra reflüsü arasında ayrım yapmak için, hasar-zedelenme-ülser seviyesini görmek ve kanser öncesi değişiklikleri kontrol etmek için bazı testler yapmak gerekmektedir.

 Endoskopi: Boğazdan kameralı, ince, esnek bir tüp ile (endoskop) girilerek midede ve yemek borusunda safra, peptik ülser veya iltihaplanmanın araştırılması işlemidir.  Ayrıca Barrett’s özofagusu veya yemek borusu kanserini test etmek için doku örnekleri yani biyopsi alınabilir.

PH metre: Bu testte, ucunda bir prob bulunan ince, esnek bir tüp (kateter) burundan yemek borusuna gönderilir. Prob, yemek borusundaki asidi 24 saatlik bir süre boyunca ölçer. Böylece yemek borusunun asit veya safra maruziyeti belirlenir.

Yemek borusu empedansı: Bu test, gaz veya sıvıların yemek borusuna geri akıp akmadığını ölçer. Asidik olmayan (safra gibi) maddeleri kusan ve asit probu ile tespit edilemeyen kişiler için faydalıdır.

Reflü şikayetlerini azaltan 7 öneri

 Yaşam tarzında yapılacak değişiklikler ve ilaçlar, asit reflüsü için çok etkili olabilir, safra reflüsünün tedavisi zordur. Ancak birçok insan hem asit reflüsü hem de safra reflüsünü birlikte yaşadığı için, şikayetler yaşam tarzı değişiklikleri ile hafifleyebilmektedir.

  1. Sigarayı bırakın: Sigara içmek mide asit üretimini artırarak, mide kapaklarını gevşeterek ve yemek borusunun korunmasına yardımcı olan tükürüğü kurutarak reflüyü artırır. Onun için sigara bırakılmalıdır.
  2. Daha küçük porsiyonlar tercih edin: Az ve sık yemek, alt özofagus sfinkterindeki baskıyı azaltarak kapağın yanlış zamanda açılmasını önlemeye yardımcı olmaktadır.
  3.  Yemek yedikten sonra dik durun: Yemekten hemen sonra yatılmamalıdır. Özellikle sahurdan sonra bir süre beklenilmeli, midenin boşalması için zaman tanınmalıdır.
  4.  Yağlı yiyecekleri sınırlayın: İftar ve sahurda yüksek yağlı yemekler yemek, alt yemek borusu sfinkterini gevşetir ve yiyeceğin midenizi terk etme hızını yavaşlatır.
  5. Sorunlu yiyecek ve içeceklerden kaçının: Bazı besinler mide asidi üretimini artırır ve alt yemek borusu sfinkterini gevşetebilir. Ramazan boyunda kaçınılması gereken yiyecekler arasında kafeinli ve gazlı içecekler, çikolata, narenciye yiyecekleri ve meyve suları, sirke bazlı soslar, soğan, domates bazlı yiyecekler ile baharatlı yiyecekler ve nane bulunur.
  6. Yatağınızı kaldırın: Vücudunuzun üst kısmı 10- 15 santimetre yukarıda olacak şekilde uyuyun. Yatağınızın başını bloklarla kaldırmak veya köpük takozda uyumak ekstra yastık kullanmaktan daha etkilidir.
  7. Rahatlayın-stresten uzak durun: Stres altındayken sindirim yavaşlar ve muhtemelen reflü semptomları daha da kötüleşir. Derin nefes alma, meditasyon veya yoga gibi gevşeme teknikleri yardımcı olabilir.

 

Antibiyotik diye kullanılan sarımsağa dikkat

Antibiyotik diye kullanılan sarımsağa dikkat

Dünya mutfaklarının vazgeçilmezi olan sarımsak, yemeklere lezzet verdiği kadar binlerce yıldır ilaç olarak da kullanılıyor. Doğal antibiyotik olarak anılan sarımsak, bağırsakları temizliyor, bağışıklığı güçlendiriyor ve diyabetten kansere kadar pek çok hastalıkla mücadelede beslenme planlarında yer alıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, sarımsağın faydaları hakkında bilgi verdi ve tüketimi hakkında önemli uyarılarda bulundu.

Allicin serbest radikallere karşı korur

Soğansı bitkiler grubunda yer alan sarımsağı ilk olarak tedavi amaçlı Mısırlıların kullandığı bilinmektedir. Sarımsağın içeriğinde % 84.09 su, % 13.38 organik madde, %1.53 inorganik madde bulunmaktadır. 33 çeşit kükürt bileşiği olan sarımsak; çinko, germanyum, A, B1 ve C vitaminleri içermektedir. Sarımsağın içeriğindeki allicin maddesinin öncüsü olan ve kükürt içeren ‘alliin’ bulunur. Sarımsak hücreleri soyulma, kesme veya doğrama ile hasar gördüğünde, havanın etkisiyle içeriğinde bulunan alliin ile hemen reaksiyona giren alliinaz adı verilen bir enzim salınır. Bu reaksiyon sonucunda allicin ortaya çıkar. Allicin, kandaki iki antioksidan enzim olan katalaz ve glutatyon peroksidazın seviyesini yükseltir. Bu şekilde, vücuttaki hücre zarına zarar verebilecek daha fazla serbest radikal önlenebilir.

Sarımsağın besin değerini korumak için uygulanması gerekenler

  • Sarımsağın içeriğinde bulunan allicin, yalnızca sarımsağın hücre duvarları hasar gördüğünde (rendelendiğinde veya kesildiğinde) oluşur. Bu nedenle yapılan araştırmalar sarımsağı kullanmadan önce ezmenin ve ardından yaklaşık on dakika buharla demlenmesine izin vermenin daha sağlıklı olduğunu göstermektedir. Bu, enzim alliinaza koruyucu madde allicin üretmesi için zaman vermektedir.
  • Sarımsağı sadece birkaç dakika pişirerek, en uygun etki elde edilmelidir. Çünkü kükürt bileşikleri ısıya duyarlıdır.

Sarımsağın tansiyonu düşürme etkisi

Damar sisteminin yani yaşlanma sürecinin (damar sertliği gibi) sarımsakla birlikte gerilediği düşünülmektedir. Ayrıca kanın akışkanlığını düzenleyen sarımsak, damarları genişlettiği ve gevşettiği için aşırı yüksek tansiyonun normalleşmesine katkıda bulunur. Sarımsak, kan lipidlerinin (kolesterol) düzenlenmesinde olumlu etkileri olan ikincil bitki maddeleri olan ‘saponinler’ içerir. Böylelikle gelişmiş bir kan akışına ve damarların artan esnekliğine katkıda bulunur. Ajoene ayrıca sarımsakta bulunan bir kükürt bileşiğidir. Pıhtılaştırıcı fibrini parçalayarak kanı doğal olarak inceltir. Tüm bu farklı maddelerin yardımıyla sarımsak, kan sulandırıcı ilaçların aksine tamamen doğal bir şekilde ve yan etkileri olmaksızın kan pıhtılarını etkisiz hale getirebilir ve tromboz ile felçleri önleyebilir.

Doğal antibiyotik sarımsak

Sarımsak geleneksel olarak bağırsak problemleri (şişkinlik, fermantasyon süreçleri ve kramp benzeri ağrı durumları) ile soğuk algınlığı ve grip için kullanılmaktadır. Aynı zamanda iyi bir selenyum kaynağıdır. Selenyum metabolizma, bağışıklık sistemi, tiroid bezi ve sağlıklı cilt ile tırnaklar için önemli olan temel elementtir. Özellikle allicin ve kükürt bileşikleri, her türlü patojen mikroorganizma ve parazitlere (bakteriler, virüsler, mantarlar, amipler, solucanlar) karşı öldürücü özelliğe sahiptir. Bu nedenle sarımsak, kimyasal antibiyotiklerin aksine sağlıklı bağırsak florasının korunmasını destekleyen doğal bir antibiyotik olarak tanımlanabilir. Bağırsak florası, bağışıklık sisteminin en büyük bölümünü oluşturduğu için sarımsak, bağışıklık sisteminin güçlenmesine de katkı sağlamaktadır. Sağlıklı bir bağırsak sistemi ayrıca besin maddelerinin daha iyi emilmesini ve kullanılabilirliğini sağlar, bu da hücrelere daha yararlı öğelerin ulaşması anlamına gelir.

Sistite iyi geliyor

Yapılan bir araştırmada, sulu sarımsak özlerinin hali hazırda antibiyotiklere direnç geliştirmiş olan bakterileri öldürebileceği belirlenmiştir. Bazı bakteriler, her yıl milyonlarca insanı etkileyen mesane enfeksiyonlarına (sistit) neden olabilmektedir. Sarımsak, idrar yolu enfeksiyonlarından dertli olan kişiler tarafından kullanılabilir ve bu sayede iyileşmeyi hızlandırabilir.

Kanserle mücadelede önemli rol oynuyor

Sarımsağın anti-kanser özelliklerinin olduğu yüzyıllardır konuşulmaktadır. Yapılan bir dizi çalışma ile bu bilgi kanıtlanmış durumdadır. Sarımsağın içeriğinde bulunan sülfür bileşiklerinin, kanser önleyici etkisinin olduğu bilinmektedir. Allicinin dönüşümü, yağda çözünen iki madde üretir; dialil sülfür (DAS) ve dialil disülfür (DADS). Sarımsaktaki bu kükürt bileşiklerinin tümör oluşumunda yer alan iki işlemde etkili olduğu varsayılmaktadır. Bu bileşikler, bir yandan kanserojen maddelerin reaktivitesini azaltmakta ve eliminasyonunu hızlandırmaktadır. Böylece DNA daha az zarar görmektedir. Öte yandan, bu bileşikler kanser hücrelerinin büyümesini bozabilir ve böylelikle apoptoz (intihar) yoluyla hücre ölümlerini başlatabilir. Bunu yaparken, tümörlerin yayılmasını engellerler. Sarımsağın kolon kanseri, mide ve yemek borusu kanseri, akciğer ve meme kanseri için önleyici etkileri kanıtlanmıştır.

Prostat kanserine karşı kullanılıyor

Akciğer kanseri konusunda Çin’de yapılan iki araştırma dikkat çekmektedir. Hem sarımsak hem de yeşil çay bu nedenle bu kanser türünde koruyucu faktörler olarak ön plana çıkmaktadır. Bilim adamları sarımsak ve yeşil çayın, tipik akciğer kanseri risk faktörlerinin (sigara içmek, kızarmış yiyecekler yemek vb.) etkisini azalttığını öne sürmektedir. Kullanıma hazır hale getirilen sarımsak preparatları, prostat kanseri ve iyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde uzun süredir kullanılmaktadır. Prostat kanserine olumlu etkileri, anti-enflamatuar, antioksidan ve genel kanseri inhibe edici etkileri ön plana çıkmaktadır.

Sarımsak karaciğeri korur

Sarımsak, hücre duvarlarını güçlendirerek ve organizmanın kendisine zararlı olan toksik maddelerden arınması işlemi olan ‘detoksifikasyon’ işleviyle karaciğeri destekleyerek yıpranmasını önler. Ayrıca sarımsak, ağır metal zehirlenmesinde (cıva, kadmiyum) veya alkol tüketiminin olumsuz sonuçlarını azaltmak için kullanılabilmektedir.

Sarımsağı tüketirken dikkat etmeniz gerekenler

Hem besin değerleri hem de içeriği açısında günlük sarımsak tüketimi belli bir miktarda olmalıdır. Kişinin ek bir hastalığı varsa kesinlikle bir uzman hekimden görüş alınmalıdır. Sağlıklı bir birey günde 2 diş çiğ sarımsak yiyebilir.

 Sarımsak çok fazla tüketildiğinde mide ve bağırsak rahatsızlığına neden olabilmektedir.

Halihazırda kanın pıhtılaşmasını önleyen antikoagülan ilaç kullanan kişiler ile tansiyonu düşük olan kişiler düzenli olarak fazla olmamak şartıyla sarımsak tüketebilir. Ancak, sarımsak kan inceltici ilaçların etkisini artırabilir. Bunun için sarımsak suyu, draje ve tabletleri alınmadan önce uzman hekimle kesinlikle konuşulmalıdır. Taze sarımsak kullanmak söz konusu olduğunda, etkilerinden tam olarak yararlanmak isteniyorsa çiğ olarak yenmesi gerekir. Günlük bir diş sarımsak yeterlidir. Sarımsak yemekler piştikten sonra eklenmelidir. Özellikle yağ, sarımsağın etkinliğini artırabilir.

Sarımsak en çok çiğ olarak tüketildiğinde besin değerlerinden maksimum seviyede yararlanılmaktadır. Ezilip bir kaç dakika bekledikten sonra tüketilmeli, uzun süreli pişirilmemelidir. Yemekler piştikten sonra eklenirse besin değerleri yok olmaz.

Taze sarımsak mı yoksa kuru mu?

Taze sarımsağın aktif bileşenleri her zaman diyet takviyelerinde tercih edilmektedir. Sarımsaktaki ana aktif bileşen olan allicin, hızla az ya da kompleks kükürt bileşiklerine dönüşen kararsız bir bileşiktir. Isıtma, dondurarak kurutma, buharla damıtma veya benzeri yollarla sarımsağın daha sonraki herhangi bir şekilde işlenmesinin, içerdiği allicinin etki seviyesini değiştirmektedir.

Sarımsak kokusu için ne yapılmalı?

Pek çok insan kokusu hoş olmayan sarımsağı tükettikten sonra ağız kokusundan rahatsız olmaktadır. Çoğu zaman süt, zencefil, limon suyu ve nane şekeri en azından bir süreliğine sarımsak kokusunu bastırmaktadır. Sarımsak kış aylarında kilerde ya da kapalı balkonlarda, yazın ise buzdolabının sebze bölmesinde serin ve kuru bir ortamda tutulmalıdır. Bir yumru açıldıktan sonra kurumaması için 10 gün içinde tüketilmelidir. Çünkü temel olarak, ne kadar taze ve sulu olursa o kadar iyidir. Bir başka iyi saklama seçeneği de sarımsağı kavanoz içerisinde yağda bekletmektir.

Gaz sıkışmasına ne iyi gelir?

Gaz sıkışmasına ne iyi gelir?

Gaz sıkışması nedeniyle ortaya çıkan şişkinlik, karın bölgesinde gözle görülür büyüme ve ağrıya neden olduğu için yaşam konforunu ciddi oranda düşürüyor. Gaz sıkışması, karın ağrısına ve midede dolgunluk hissine yol açıyor. Birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkan gaz sıkışmasının kaynağının araştırılması önem taşıyor. Ciddi bir hastalığa işaret etmeyen gaz sıkışması problemi pratik tedbirlerle ortadan kaldırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, gaz sıkışması sorunu ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Yemek düzeni ve bazı besinlerle ilişkili olabilir

Sindirim sisteminin işleyişinden kaynaklanan gaz, doğal bir olaydır. Vücutta sıkışan gaz, anüs ve ağızdan atılır. Oluşan gazın vücut dışına atılamaması sonucunda ise sıkışma ve şişkinlik ortaya çıkar. Yemek yedikten sonra ortaya çıkan aşırı gaz üretimi ya da sindirim sistemi kaslarının hareketindeki bozukluk, karında şişkinliğe yol açar. Yemek düzeni veya besinlere bağlı olarak ortaya çıkan bu durum ayrıca bazı hastalıkların habercisi de olabilmektedir.

Beslenme alışkanlıklarınızı düzenleyerek kendinizi gözlemleyin

 Yemek yerken yutulan hava, bazen karında şişkinlik hissine neden olur. Genellikle yemeklerden sonra geğirme bu durumun bir sonucudur. Ayrıca gazlı ve fermente içecekler de (asitli içecekler, maden suyu gibi) fazladan hava yutulmasına neden olduğu için gaz sıkışmasına yol açar.

Besinlerin bağırsaklarda işlenme sürecinde gaz ortaya çıkmakta ve sıkışabilmektedir. Bazı yüksek lifli yiyecekler insanların büyük miktarlarda gaz üretmesine neden olabilir. Başlıca fasulye ile mercimek gibi baklagiller ve bazı tam tahıllar bu duruma yol açabilir. Yağlı yiyecekler sindirimi ve midenin boşalmasını yavaşlatabilir. Bunun tokluk için faydaları olabilir (ve muhtemelen kilo vermeye yardımcı olabilir) ancak şişkinlik eğilimi olan insanlar için bir sorun olabilir. Yardımcı olup olmadığını görmek için daha az fasulye ve yağlı yiyecekler yenmelidir.

Gaz sıkışmasına yol açan gıdalar

Barbunya, kuru fasulye ve nohut gibi baklagiller

Sarımsak ve soğan

Brokoli ve lahana gibi yeşil sebzeler.

Süt ve süt ürünlerinden peynir ile yoğurt

Bazı meyveler (portakal, kayısı gibi) ile yüksek oranda lif içeren tam tahıllı besinler.

Bu sorunlara dikkat!

Asitli mide salgısının yemek borusuna geri kaçmasıyla ortaya çıkan reflü de gaz sıkışmasına neden olan başka bir nedendir. Halk arasında mide ekşimesi olarak bilinen reflü hastalığı, asitli mide özsuyunun yemek borusuna geri kaçmasıyla ortaya çıkmaktadır. Yemeğin ağza gelme hissiyle beraber gaz sıkışması hali reflü hastalarında çok sık görülmektedir.

İrritabl bağırsak sendromu (IBS) nedeniyle bağırsakta hareketlilik ortaya çıkmaktadır. Hastaların çoğu şişkinlik yaşar ve bunların yaklaşık % 60’ı şişkinliği en kötü belirti olarak bildirir. FODMAP adı verilen karbonhidratlar, özellikle irritabl bağırsak sendromu olan kişilerde şişkinlik ve diğer sindirim semptomlarına neden olabilir. Bunun için yüksek FODMAP içeren (buğday, soğan, sarımsak, brokoli, lahana, karnabahar, enginar, fasulye, elma, armut ve karpuz) uzak durulması önerilir. Bu gruptaki hastalarda gaz sıkışması sorunu sıkça ortaya çıkmaktadır.

Bağırsak hareketlerinin yavaşlaması özellikle ince bağırsakta bakterilerin artmasına neden olabilir. Bakteriler ise gaz oluşumuna yol açabilir.

Çölyak hastalığı da nedenler arasındadır. Gluten içeren besinleri tüketildiğinde bu gruptaki hastaların bağışıklık sistemi, bağırsak hücrelerine zarar verebilir. Bağırsak yapısındaki bozulma gaz sıkışmasının nedenidir.

Bağırsak fıtıkları, kabızlık, kolon kanseri, peptik ülser de gaz sıkışmasının nedenleri arasındadır. Ayrıca pankreasın iltihaplandığı ‘pankreatit’ durumunda da gaz sıkışması görülebilir.

Gıda alerjileri ve enzim eksikliği ya da gıdanın içindeki maddenin sindirilememesi nedeniyle yaşanan gıda intoleransları gaz oluşumunda etkilidir. Mesela laktoz intoleransı, fruktoz intoleransı, yumurta alerjisi ve buğday alerjisi gibi.

Tatlandırıcılar genellikle şekere alternatif olarak kabul edilir. Ancak yüksek miktarlarda sindirim sorunlarına neden olabilirler. Kalın bağırsağınızdaki bakteriler tatlandırıcıları sindirirken gaz da üretebilir.

Gaz sıkışması ve şişkinliğe iyi gelecek öneriler

 İnsanların yaklaşık % 16-30’unda düzenli olarak şişkinlik ve gaz sıkışması yaşadıkları belirlenmiştir. Gaz sıkışması ve şişkinlik konusunda bazı pratik tedbirler alınabilir. Bunlar şöyle sıralanmaktadır:

  1. Şişkinlik ve gaz sıkışması sorunu yaşayan kişiler, genellikle midede yiyeceklere karşı artan hassasiyete sahiptir. Bu nedenle, daha küçük ve az öğünler halinde yemek çok faydalı olabilir.
  2. Besinleri iyi çiğnemek çok önemlidir. Besinlerin küçük parçalar halinde iyice çiğnenmesi yutulan hava miktarını da azaltacaktır.
  3. Bazı yiyecekler diğerlerinden daha fazla gaza veya şişkinliğe neden olduğunu anlamak için bir yiyecek günlüğü tutulmalıdır.
  4. Sakız çiğnemek, pipet kullanmak, konuşurken veya acele yemek de artan miktarda hava yutulmasına neden olduğu için gaz sıkışmasına neden olur.
  5. Gaz sıkışmasına neden olan ksilitol, sorbitol ve mannitol gibi tatlandırıcılardan uzak durulmalıdır.
  6. Kabızlık, şişkinliği ve gaz sıkışmasını artırır. Artan su alımı ve fiziksel aktivite kabızlığa karşı etkili olabilir.
  7. Probiyotik takviyeleri, bağırsaktaki bakteri ortamını iyileştirdiği için gaz ve şişkinlik semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir.
  8. Şişkinlik ve gaz sıkışması ayrıca sindirim sistemindeki kasların işlevinin değişmesinden de kaynaklanabilir. Kas spazmlarını azaltmaya yardımcı olabilecek ‘antispazmolitik’ adı verilen ilaçların yararlı olduğu belirlenmiştir. Nane yağı, benzer şekilde işlev gördüğüne inanılan doğal bir maddedir. Nane yağının, en azından IBS hastalarında şişkinlik ve diğer sindirim semptomlarına karşı etkili olduğu bilinmektedir.
  9. Simetikon etken maddeli ilaçlar; şişkinlik, gaz ve gerilmeyi azaltır. Lubiproston ve linaklotide etken maddeli ilaçlar ise kabızlık sorunu yaşayan irritabl bağırsak sendromundaki şişkinliğin azalmasını sağlamaktadır.