Yazılar

Covid-19 yeni varyantı XE virüsü bilinmeyenleri

Covid-19 yeni varyantı XE virüsü bilinmeyenleri

Tüm dünyada baskın hastalık haline gelen ve 6 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan Covid-19’un varyantı olan Omicron’un yeni bir alt türü daha belirlendi. Omicron’un alt varyantları olan BA.1 ve BA.2’nin birleşmesiyle oluşan yeni XE virüsü tam bir ‘mutant’ tür olarak nitelendiriliyor. Dünyada çok sayıda ülke pandemi nedeniyle alınan önlemleri kaldırmaya hazırlanırken, İngiltere ve Tayland olmak üzere birçok ülkede tespit edilen bu yeni melez mutant virüs endişeye neden oluyor. Memorial Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşegül Ulu Kılıç, XE varyantı ve dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ayşegül Ulu Kılıç

Yeni virüs bir ‘rekombinant’

Omicron varyantının alt türleri olan BA.1 ve BA.2’nin birleşmesiyle ortaya çıkan yeni bir varyantın belirlenmesi sağlık çevrelerinde endişeye yol açmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise daha önce görülen herhangi bir Covid-19 türünden daha bulaşıcı olabilecek yeni bir mutant olan ‘XE’ varyantına karşı uyarıda bulundu. Bu yeni varyantın bir genetik rekombinasyon sonucu oluşan rekombinant bir tür olduğu belirtildi. XE varyantı, Omicron’un önceki iki versiyonu olan, BA.1 ve BA.2’nin ‘mutant’ bir melezi olarak tanımlandı. Bu varyantın, halihazırda en bulaşıcı tür olan BA.2 alt varyantından % 10 daha fazla bulaşıcı olduğu bildirilmektedir. DSÖ’ye göre, Omicron’un bir alt varyantı olan BA.2, virüsün en baskın türüdür ve kendisine tüm sekanslanan vakaların % 86’sını oluşturmaktadır. XE, şu anda vakaların yalnızca küçük bir kısmını oluştururken, son derece yüksek bulaşıcılığı nedeniyle bu melez mutantın yakın gelecekte en baskın tür olacağı düşünülmektedir.

600’den fazla vaka belirlendi

DSÖ yakın zamanda potansiyel olarak belirlenen ve endişeye neden olan yeni tür ile ilgili ilk bulgularını özetleyen bir rapor yayınladı. Bu raporda, XE rekombinantının (BA.1-BA.2), ilk olarak 19 Ocak’ta İngiltere’de tespit edildiğine ve o zamandan beri 600’den fazla vakanın rapor edildiğini duyurdu. İlk tahminlere göre BA.2’ye kıyasla toplumda % 10’luk bir yayılma oranı avantajının olduğunun düşünüldüğü vurgulandı.  Ancak bu bulgunun doğrulanması gerektiği de belirtildi. Öte yandan, hastalığın şiddeti de dahil olmak üzere bulaşma ve hastalık özelliklerinde önemli farklılıklar tespit edilene kadar XE’nin Omicron varyantının bir parçası olarak kategorize edilmesi düşünülmelidir.

XE konusunda dikkatli olunmalı

Bir kişi aynı anda 2 veya daha fazla varyantla enfekte olduğunda ve hastanın vücudunda bunların genetik materyalinin karışmasıyla sonuçlandığında rekombinant bir varyant meydana gelmektedir. Bu olağandışı bir durum değildir ve pandemi boyunca birkaç rekombinant SARS-CoV-2 varyantı tanımlanmıştır. XF, XE ve XD olarak bilinen 3 rekombinantı incelenmesi devam etmektedir. Bunlardan XD ve XF, Delta ve Omicron BA.1’in rekombinantlarıdır, XE ise Omicron BA.1 ve BA.2’nin bir rekombinantıdır. Bugüne kadar Birleşik Krallık’ta 38 tane XF vakası tespit edilmiştir. Ancak Şubat ayı ortasından bu yana bu varyantların hiçbiri görülmemiştir. XD için küresel veri tabanlarına 49 vaka rapor edilmiş olsa da, bunların çoğu Fransa’da belirlenmiştir. Omicron BA.1 ve BA.2’nin bir rekombinantı olan XE türünden çok sayıda vaka tespit edildi. Tüm SARS-CoV-2 varyantlarının yanı sıra rekombinant varyantların da halk sağlığı riski açısından yakından izlenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Belirtiler diğer varyantlarla aynı

XE varyantının belirtileri şöyle sıralanmaktadır:

  • Yüksek ateş, öksürük ve nefes darlığı
  • Yorgunluk ve halsizlik
  • Vücut, baş ve boğaz ağrısı
  • Burun tıkanıklığı ya da burun akıntısı
  • İştah kaybı ve ishal
  • Nadiren tat ve koku kaybı

 Aşılanmak ve önlem almak çok önemli

Bugüne milyonlarca insanın hayatını etkileyen Covid- 19, alt varyantları ile varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bu durumda virüse karşı en önemli kalkan olan aşılanmanın ihmal edilmemesi gerekmektedir. Bununla birlikte kapalı alanlarda maske kullanımı, sosyal mesafe ve gerekli hijyen tedbirlerine dikkat edilmesi önemlidir. Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için sağlıklı beslenmeye özen gösterilmeli, günlük fiziksel aktiviteler çoğaltılmalı ve düzenli sağlık kontrolleri ile genel sağlığın korunmasına önem verilmelidir.

Prostatın belirtileri

Prostatın belirtileri

Erkeklerde genellikle 50’li yaşlardan sonra ortaya çıkan prostat sorunu, müdahale edilmediğinde yaşam konforunu bozarak, zamanla başka sağlık problemlerine neden olabiliyor. Pek çok hastada sık idrara çıkma belirtisiyle başlayan prostat büyümesi tedavide geç kalındığında kansere de dönüşebiliyor. Prostat sağlığını korumak için bilinçli olmak büyük önem taşırken, tanı ve tedavide modern yöntemler hasta konforunu artırıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Bülent Altunoluk, prostat büyümesi ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Bülent Altunoluk

Prostat bir salgı bezidir

Bir salgı bezi olan prostat, mesanenin hemen alt kısmında yer alan, içerisinden idrar kanalının geçtiği ve ayrıca spermleri testislerden getiren tüplerin açıldığı bir organdır. 18-20 gram ağırlığındaki prostat, salgı yapan hücrelerden (tubuloalveolar bezler) oluşmaktadır. Prostat bezinin asıl fonksiyonu meniyi oluşturan sıvının bir bölümünü salgılamaktır. Cinsel ilişki ya da mastürbasyon sırasında çıkan meninin % 90’ı prostat bezinde üretilir. Ayrıca prostat, mesanenin ağzını sıkarak idrarın dışarı kaçmasını önlemektedir. Ters duran bir piramide benzeyen prostat, idrar kesesinin hemen üstünde bulunmaktadır.

Yaş ilerledikçe büyüme oranı artabiliyor

Prostat büyümesi, özellikle idrar yolunu daraltıp sıkıştıracak şekilde prostatın iç kısmındaki bezlerin büyümesiyle kendini gösterir. Bu bezler büyüyünce, idrar akımına karşı bir direnç oluşturur. Dolayısıyla hasta idrarını boşaltabilmek için mesanesini daha güçlü kasmak zorunda kalır. Prostat ergenlik döneminde 2 katına çıkar. 25-30 yaşından sonra ise büyümeye devam eder. Prostat büyümesinin testosteron (erkeklik hormonu) ve östrojen (kadınlık hormonu) ile ilgili olduğu düşünülmektedir. 50 yaşından sonra erkeklerin yarısında prostat büyümesi görülürken, 60 yaşından sonra erkeklerin % 65’inde prostat büyümeye devam eder. 80’li yaşlarda ise bu oran % 90’ın üzerindedir. Prostat bu dönemde elma büyüklüğüne kadar erişebilmektedir.

Prostatın büyüdüğünü gösteren belirtiler

Belirtiler genellikle 50 yaşından sonra başlamakta ve yaş ilerledikçe artarak devam etmektedir. Ancak ailede özellikle prostat kanseri öyküsü varsa 40 yaşından itibaren belirtiler konusunda dikkatli olunmalı ve düzenli kontroller ihmal edilmemelidir.

 

  1. İdrara başlarken bir süre bekleme yani idrar başladıktan sonra çıkışının geç başlaması
  2. Sık sık idrara çıkma hissinin oluşması
  3. Geceleri idrar için kalkmak ve gün boyunca sık sık idrara çıkmak
  4. Mesanenin geç boşalması, işemenin uzun sürmesi
  5. İdrar yaparken yanma hissi
  6. Mesanede sanki idrar kalmış hissinin oluşması
  7. İdrar bittikten sonra damla damla akışın devam etmesi
  8. Sık oluşan idrar yolu enfeksiyonu
  9. Mesanede taş oluşumu

İlaç tedavisi şikayetleri azaltıyor

Prostat büyümesinin ilaçla tedavisi mümkündür. İlaçla yapılan tedavinin amacı hastanın şikayetlerini azaltmaktır. Prostatın neden olduğu tıkanmaya müdahale etmek için “alfa bloker” ilaçları verilmektedir. Yan etkileri düşük olan bu ilaçlar, hastada belli bir süre rahatlama hissi verecektir. Ancak zamanla tıkanmanın derecesinin artması nedeniyle açık ve kapalı prostat ameliyatları gündeme gelecektir. Prostat ameliyatında; kapalı ameliyatlar penis uç kısmından idrar kanalına girilerek yapılmaktadır. Prostatın iç kısmı parça parça kesilerek çıkarılmaktadır. Lazerde ise prostatın iç dokusu buharlaştırılmaktadır.

Göbek yağları nasıl eritiriz?

Göbek yağları nasıl eritiriz?

 Vücuttaki bölgesel yağlanmayla ortaya çıkan aşırı kilo, birçok sağlık sorununa neden olabiliyor. Özellikle göbek bölgesinde başlayan yağlanmanın oluşmaması için dengeli beslenme ile düzenli egzersizin hayatın vazgeçilmezi olması gerekiyor. Göbek eritmek için ise beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması, düzenli olarak minimum 7 saat uyunması ve stresten uzak durulması önem kazanıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, göbek eritme yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Betül Merd

Göbek yağlanmasının nedenlerine dikkat!

Bel ve karın yağları fazla kalori alınması ile artmakta ve abdominal obeziteye neden olmaktadır. Dengesiz ve sağlıksız beslenme, durağan yaşam, yaşlanmaya ve genetik etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan karın yağlanması zamanla tehlikeli boyutlara gelmektedir.

  • Şekerli içecekler aşırı kalori alımına neden olurken, karın ve bel çevresindeki yağlanmanın en önemli nedenlerinden birisi olmaktadır. Şekerli ve gazlı içeceklerin büyük bir bölümünde kalorisi yüksek mısır şurubu kullanılmaktadır.
  • Margarinlerde kullanılan trans yağları ise karın yağlanmasını artırmaktadır.
  • Fast food tipi beslenme trans yağ ve yüksek kalori içerdiği için karın yağlarını arttırıcı etki yapmaktadır.
  • İşlenmiş  ve  paketlenmiş  her türlü  endüstriyel gıdalar, kilo  alımını  ve  karın  yağlanmasını  artırmaktadır.

Yağın hangi bölgede olduğu önemli

Abdominal (karın) yağlanma sonucunda iç organların çalışma düzeni bozularak, vücuttaki genel yağ düzeyi artmaktadır. Vücuttaki yağ oranını değerlendirirken, yağın hangi bölgede olduğu önemlidir. Karın yani göbek bölgesindeki yağlanma vücudun diğer bölgelerindeki yağlanmadan daha tehlikelidir. Vücuttaki bel ve kalça oranı hesaplanarak ideal ağırlık belirlenirken, bel ve kalçadaki yağ oranının yüksek olması abdominal yağlanmaya işaret etmektedir. Yapılan araştırmalarda bel bölgesinde yağlanması olanlar, kalça yağlanması olanlardan daha fazladır. Abdominal yağlanma bel kısmından başlayarak mide, karaciğer ile bağırsakları sarmaktadır. Aşırı iç yağlanma genel sağlığı olumsuz etkiler. Öte yandan, bel kalça oranı hesaplanırken, bel ölçüsü santimetre cinsinden kalça çevresinin ölçüsüne bölünerek bulunur. Erkekler için en ideal kalça oranın 1’in altında, kadınlar için ise 0,8 altında olması gerekmektedir. Bel çevresi erkeklerde 94 santimetre kadınlarda ise 80 santimetrenin altındaysa normal, 94-102 santimetre arasındaki erkekler aşırı kilolu, 102 santimetre ve üzerindekiler ise şişman sınıfına girmektedir.

Göbeği eritmek için uygulanması gerekenler

  1. Kan şekerini kontrol altında tutmak oldukça önemlidir. Kan şekerini kontrol altında tutarak göbek yağlanması engellenir. Kan şekerinin dengeli biçimde artıp azalması nedeniyle aşırı besin tüketimi gerçekleşmez. Tüketilen daha az besin nedeniyle kilo alımı da ortaya çıkmayacaktır. Kan şekerini dengede tutmak için şeker ve şekerli gıdalar günlük beslenme planından çıkarılmalıdır.
  2. Vücutta hızlı parçalanan karbonhidratlardan da uzak durulmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmek yerine protein ağırlıklı beslenme planı uygulanmalıdır. Göbek bölgesindeki yağ oranı düşene kadar günlük karbonhidrat alımı azaltılmalıdır.
  3. Metabolizmayı hızlandırıcı gıdalar tüketilmeli, yağ yakıcı bitki çaylarından destek alınmalıdır.
  4. Günlük program yapılmalı. Uyuma ve yemek süresi ile tuvalete gidilen saat rutinleştirilmelidir. Bu sayede metabolizma daha düzenli çalışacaktır.
  5. Her gün düzenli olarak geceleri minimum 7 saat uyunmalıdır. Bu sayede hormonlar dengeye girecek ve metabolizma hızlanacaktır.

Göbek eritmeye yardımcı besinlerden faydalanın

 Doğal olarak göbekten kurtulmak için de beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, yağ yakma hızını artıran bazı besinlerin tüketilmesi gerekmektedir. Bu besinlerin tamamı metabolizmanın çalışma hızını artırır.

 Elma sirkesi: Elma sirkesinin en temel özelliği kan şekerini ve kolesterolü düzenliyor oluşudur. Bu sayede besin tüketme ihtiyacını minimuma indirir. Ayrıca metabolizmayı da % 20 oranında hızlandırmaktadır. Yemeklerden önce doğru zamanda tüketilen elma sirkesi tokluk hissi oluşturmaktadır. Ancak elma sirkesinin organik olması gerekmektedir.

Chia tohumu: Kilo vermek isteyenler tarafından kullanılan  chia tohumu ülkemizde son 5-6 yıldır çok fazla tüketilmektedir. Besin değerleri açısından tokluk hissi sağlayan chia tohumu,  sayesinde kişinin besin tüketme ihtiyacı azalır. Ayrıca doğal yağlar içerir. Bu yağlar, yağları yakmada oldukça etkili olmaktadır.

 Hindistan cevizi ve yağı: Sağlıklı yağlardan biri olan Hindistan cevizi yağı göbek eritmede de kullanılmaktadır. Hormonları dengeleyen Hindistan cevizi yağı, tiroid hormonunun düzenli çalışmasını sağlayarak metabolizma hızını artırır. Aynı zamanda da fazla besin tüketme isteğini de baskılamaktadır.

 Kefir: İçerisinde bağırsakları düzenleyen probiyotikleri barındırır. Aynı probiyotikler yağ yakım sürecini de hızlandırmaktadır. Eğer göbek bölgenizdeki yağları vermek istiyorsanız her gün düzenli olarak kefir tüketmelisiniz.

Lahana, karnabahar, bürüksel lahanası, brokoli: Tüm bu sebzeler sağlıklıdır. Diyet dönemlerinde haşlanarak tüketilmeleri tavsiye edilir. Ayrıca zeytinyağlı şekilde tüketilmeleri halinde vücuda oldukça faydalıdırlar. Tüm bu özelliklerinin yanında, göbek eritmek isteyenler tarafından tüketilmeleri halinde yağların hızlıca erimesini sağlarlar.

Yüksek protein içeren peynir altı suyu ile tavuk: Protein zengini olan peynir altı suyu ve tavuk tüketmek gerekir.

Bitki çayları: Az miktarda da olsa kafein içeren birçok bitki çayları, metabolizmanın hızını artırır. Diyet dönemlerinde bitki çaylarının tüketilmesi metabolizma hızını % 20 oranında artıracaktır. Gün içerisinde düzenli tüketilirse göbek yağları yakılabilir.

Greyfurt: Oldukça sağlıklı bir meyve olan greyfurt, tadının hafif acımtırak olmasından dolayı pek tüketilmese de konu yağ yakımı olduğunda başı çekmektedir. Özellikle kahvaltıda meyve suyu olarak katkısız şekilde tüketilmesi halinde metabolizma hızını % 30 oranında artırır. Bu artış geçici bir etki değildir ve gün boyu sürmektedir.

Egzama oluşmasını önlemenin yolları

Egzama oluşmasını önlemenin yolları

Birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkan egzama, cildi kurutarak kaşıntıya ve su kabarcıklarına yol açabiliyor. Kış aylarında nem oranının düşmesi ve soğuk hava nedeniyle daha sık görülen egzamanın tedavi edebilmesi için sorunun kaynağının belirlenmesi önem taşıyor. Egzamanın oluşmaması için bazı pratik önlemlerin de alınması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ayşe Gökçe Tümtürk, egzama belirtileri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Uygun olmayan sabunlar egzama nedeni

Tıbbi adı “dermatit” olan egzama cildi kurutan, kaşıntı ve kabarcıklarla kendini belli eden bir deri hastalığıdır. Toplumda çok sık görülen ve değişik tipleri olan egzama, birden fazla sebebe bağlı olarak görülebilmektedir. Egzamanın en önemli nedenleri alerjik reaksiyon, ciltteki kuruluk ve strestir. Ayrıca uygun olmayan sabunların kullanılması, ortamdaki toz ve bazı kimyasalların deriyle teması egzamaya neden olabilmektedir. Ancak egzamanın kesin nedeni tam olarak bilinmemekte, bünyesel uygunluğun da etkisi olduğu düşünülmektedir. Ev kadınları, kuaförler, temizlik işiyle uğraşanlar ile meslekleri gereği ciltleri kimyasallara maruz kalan kişilerde daha çok görülmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ayşe Gökçe Tümtürk

Egzamanın 5 önemli belirtisi

  • Vücudun çeşitli yerlerinde orta çıkan kızarıklıklar.
  • Cildin kuruması nedeniyle belirginleşen kaşıntı.
  • Bölgenin özellikle geceleri kaşınması sonucunda cildin gerginleşerek çatlaması.
  • Zamanla ortaya çıkan küçük ve içi sıvı dolu kabarcıklar.
  • Ciltte başlayan döküntüler ve kabuklar.

Egzama eller, ayaklar, bacaklar ve saç diplerinde; kızarıklık, kaşıntı, pullanma, yanma hissi gibi belirtilerle ortaya çıkar. Derideki kuruluk ilk belirtilerdendir. Egzamalı bölge kaşındıkça tablo daha da ağırlaşmaktadır. Belirtilerin birbirini takip etmesi kaşımaya bağlı olarak devam etmekte, kısırdöngü nedeniyle şikayetler yenilenmektedir.

Egzamanın teşhisi için yama testi yapılmalı

Egzamanın teşhisi dermatoloji hekimlerinin fiziki muayenesiyle konulabilmektedir. Tanıyı netleştirebilmek için yama testi( patch)  yapılır. Şüpheli hastaların sırtına alerjen maddelerin düşük konsantrasyonları yapıştırılır. 48 ile 72 saat arasında deriyle temas eden alerjen maddelere cildin verdiği tepki ölçülür. Test süresince kişinin duş almaması ve terlemeye neden olabilecek aktiviteleri yapmaması gerekir.  Alerji ilacı bu dönemde kullanılmamaktadır aksi halde test negatif çıkar. Bu sürenin sonunda test yapılan bölgede kızarıklık, kabarma ve sulanma varsa sürülen maddenin alerjik etkisi olduğu ortaya çıkacaktır.

Risk faktörlerinden kaçınmak önemli

Egzamanın kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Egzamanın tedavisinde bu soruna neden olan etkenlerden uzak durmak çok önemlidir. Cildin hangi maddeye karşı reaksiyon geliştirdiği belirlenmeli, kaynağa yönelik tedavinin ilk adımı atılmalıdır. Tedavide kortizon dışı bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar, cildi rahatlatan pansumanlar ve lokal kortikosteroidli pomadlar kullanılmaktadır. Nötral sabunlar, bariyer kremleri, nemlendiriciler ve egzama şampuanları rahatlama sağlayacaktır.

Egzamadan koruyan önlemler

  • Egzamaya aday olan kişilerin bulundukları ortam yeterli nem ve ısı oranına sahip olmalıdır.
  • Bulunulan ortamlar sık sık havalandırılmalıdır.
  • Duş alma sıklığı mevsime göre ayarlanmalı, günlük banyo yapılmamalıdır. Banyoda cildi tahriş edecek kese ve lifler kullanılmamalı, su kesinlikle çok sıcak olmamalıdır. Banyodan sonra uygun nemlendirici ürünler ile tüm vücut nemlendirilmelidir.
  • Duşta ve günlük el-yüz yıkamada nötr sabunlar kullanılmalıdır.
  • Bağışıklık sistemini destekleyen gıdalar tüketilmeli ve düzenli spor yapılmalıdır.
  • Egzamaya neden olan alerjenin mutlaka kullanılması gerekiyorsa, teması engelleyen eldivenler kullanılmalıdır.
  • İçinde toz barındıran halı ve battaniye gibi eşyalar uyuma saatlerinde yatak odasında bulundurulmamalıdır.
  • Günlük olarak yeterli miktarda su içilmelidir.

Bu sorunlar inmeye neden olur!

Bu sorunlar inmeye neden olur!

Beyin damarlarının birçok nedene bağlı olarak daralması, tıkanması veya yırtılarak kanın damar dışına çıkması sonucu oluşan serebrovasküler hastalıklar yaşam süresini kısaltabiliyor. Halk arasında ‘inme’ ya da ‘felç’ olarak bilinen serebrovasküler hastalıklar, dünyada ölüm nedenleri arasında 3. sırada yer alıyor. Yaşam kalitesini düşüren bu soruna bazı hastalıklar neden olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, serebrovasküler hastalıklar ve nedenleri ile ilgili bilgi verdi.  

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu

 İnme ya da felç olarak biliniyor

Beyin damarlarında kan akışının zayıflaması veya tamamen durması ya da beyin damarlarının yırtılması sonucu gelişen kanama nedeniyle ortaya çıkan hastalıkların tamamı serebrovasküler hastalıklar (SVH) yani beyin damar hastalıkları olarak tanımlanır. Halk arasında genelde ‘inme’ ya da ‘felç’ olarak bilinen serebrovasküler hastalıklar nedeniyle dünyada ve ülkemizde ölüm oranları yüksektir. Dünyada ölüm nedenleri arasında serebrovasküler hastalıklar 3. sırada yer alırken, bu hastalık sonrasında engelli kalma oranı dünyada 1. sıradadır.

Yaşam tarzının etkisi yüksek

Hastalığın nedenleri arasında genetik faktörleri kadar yaşam tarzının etkili olduğu da düşünülmektedir. Durağan bir yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer alırken; yaş, cinsiyet ve genetik faktörler değiştirilemeyen risk faktörleridir. Cinsiyet açısından değerlendirildiğinde erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülmektedir. İleri yaşlarda ortaya çıkan serebrovasküler hastalıklarda ise daha ciddi tablolarla karşılaşılmaktadır.

SVH’a bu sorunlar neden olabiliyor

Serebrovasküler hastalıkların oluşmasına neden olabilecek birçok faktör mevcuttur. Bunların çoğu değiştirilebilir iken, bazıları (yaş, ırk veya genetik) değiştirilememektedir.

  • Hipertansiyon, serebrovasküler hastalıkların oluşmasında doğrudan etkilidir. Kontrol altına alınamayan yüksek tansiyon (hipertansiyon) beyin damarlarında plak oluşumuna, daralmalara ve tıkanıklıklara neden olmaktadır. Hipertansiyon ilaçlarla kontrol altına alınabilmektedir.
  • Hiperlipidemi, kan yağlarının yüksekliği (kolesterol ve trigliserid) serebrovasküler hastalığın oluşmasında etkili bir faktördür. Kan yağlarının yüksekliği, aktif bir yaşam ve hayat boyu yapılacak diyet ile sorun olmaktan çıkmaktadır. Ayrıca sorun haline geldiyse ilaçlarla da tedavi edilebilmektedir.
  • Diabetes mellitus, yani şeker hastalığı, kanın pıhtılaşmasına neden olarak beyin damarlarındaki yapıyı bozmaktadır. Oluşmaması için sağlıklı hayat tarzı, diyabet ilaçları ve yaşam boyu diyet önemlidir.
  • Sigara içiciliği, serebrovasküler hastalığa zemin hazırlayan önemli etkendir. Damar duvarına olumsuz etki yaparak, damarların büzülmesine, damar içinde plak birikimine ve dolayısıyla inmeye yol açmaktadır.
  • Kalp hastalıkları arasında yer alan kalp kapak hastalıkları, ritim bozukluğu, kalp yetmezliği ile pıhtı oluşumu ve emboliyle seyreden sorunlar serebrovasküler hastalığın nedenleri arasındadır.
  • Uyku apnesi, uykuda üst hava yollarının tıkanıklığı, horlama ve gündüz aşırı uyku hali ile seyreden bir hastalıktır. Son yıllarda yapılan bilimsel yayınlarda, uyku apnesinin serebrovasküler hastalık açısından önde gelen risk faktörü olduğu ortaya konulmuştur.

Tedavisi altta yatan hastalığa göre planlanmalı

Serebrovasküler hastalığın medikal (konservatif- ilaçlarla), girişimsel ve cerrahi tedavisi mevcuttur. Tedavi seçeneklerine inmenin çeşidine, hastanın yaşına, hastaneye başvuru saatine, altta yatan başka hastalıkların varlığına göre karar verilir. Damar tıkanıklığı ile seyreden serebrovasküler hastalıklarda kan akışkanlığını arttıran, kan pıhtılaşmasını azaltan ilaçlara yanı sıra beyin ödemini azaltan, hastanın kan basıncını ve şekerini düzenleyen ve kolesterolünü azaltan ilaçlar uygulanır. Bazı durumlarda, inmeye eşlik eden epileptik nöbetler olabilmektedir. Bu durumda hastanın tedavisine antiepileptik ilaçlar eklenir.

Damar tıkanıklığına bağlı inme geçiren hastalar, hastaneye hızlı başvurdukları sürece hastanın altta yatan hastalıkları açısından uygun koşullar sağlanırsa trombolitik denilen ilaçlarla pıhtıyı eritme tedavisi uygulanabilir. Bunun dışında hastalara mekanik yollarla (yani uygun cihazlarla) pıhtıyı damar yolundan çıkarma operasyonu yapılabilir. Beyin kanaması geçiren hastalarda beyin şişmesini önlemek için ilaç tedavisi, kanamayı boşaltmak için ise beyin cerrahisi tarafından yapılan operasyon uygulanabilir.

Ispanağı sağlıklı tüketmenin 6 kuralı

Ispanağı sağlıklı tüketmenin 6 kuralı

 Mevsiminde düzenli olarak tüketildiğinde vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineral desteğinin sağlanmasında rol oynayan ıspanak, antioksidan özelliği sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklardan korunmaya yardımcı oluyor. Ispanağı tüketirken besin değerlerinin kaybolmaması için bazı kurallara uyulması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, ıspanağın faydaları hakkında bilgi vererek, sağlıklı tüketimi konusunda uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd

 Vitamin açısından zengin

Çeşitli mineral ve vitaminler ile antioksidan özelliği olan ıspanak; karoten, likopen ile zeaksantin gibi pigmentler ve lif açısından oldukça zengin bir sebzedir. Ispanağın 100 gramında 469 mg A vitamini ve 5626 mg provitamin A veya B-karoten, K vitamini, C vitamini, B2 vitamini ve daha düşük konsantrasyonlarda folik asit (B9, tiamin dahil) bulunmaktadır. Ayrıca ıspanak; B1 ve riboflavin veya B2, C, E, K vitaminleri ile E vitamini arasında tokoferoller ve tokotrienoller gibi bilinen bileşikleri barındırmaktadır.

Tam bir mineral kaynağı

Mineral açısından 100 gram ıspanakta 58 mg magnezyum,123 mg kalsiyum, 633 mg potasyum, 4,25 mg çinko, 0,128 mg bakır, 8.75 mg manganez, 120 mg sodyum ve 55 mg fosfor ile 4-35 mg demir bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ıspanak, diyet lifi, B6 vitamini, E vitamini ve omega-3 yağ asitlerinin önemli bir kaynağıdır. Antioksidanlar, polifenoller ve karotenoidler gibi sağlıklı gıda statüsünün ayırt edici özellikleri olan çiğ ıspanağa önemli bileşikler eşlik etmektedir.

Besin değeri açısından zengin

Ispanak, besin değerleri açısından son derece zengin olan koyu yeşil yapraklı bir sebzedir. Çok çeşitli vitamin ve minerallerin yanı sıra insan dokusunun bakımı, iyileştirilmesi ve düzenlenmesi için gerekli olan diyet lifi, protein ve yağ asitlerini kapsayan birkaç önemli mikro besin içerir. 100 gram başına yaklaşık 150 kcal içerir ve folatlar, K vitamini, A vitamini durumunda toplu olarak önerilen günlük miktarın % 49’unu oluşturan çok çeşitli mineral ve vitaminleri sağlar. C vitamini, diyetteki demirin emilimi için önemlidir.

Ispanak mevsiminde tüketilmeli

Ispanağın mevsiminde tüketilmesi gereklidir. Ispanak alındığında her yaprağının tek tek kopartılarak sirkeli su içinde bekletilmesi, aradaki yabancı otların temizlenmesi önemlidir. Yemek olarak hazırlanan ıspanak sık sık ısıtılarak yenmemelidir. Çünkü içindeki nitrat maddesi, ısındıkça nitrite dönüşebilmekte, bu yüzden tekrar tekrar ısıtılması zehirlenmelere neden olabilmektedir.

  1. Besin değerleri açısından ıspanak mevsiminde tüketilmelidir.
  2. Tüketilmeden önce kesinlikle yakınmalı, topraktan ıspanağı geçebilecek bakteriler için yıkama suyuna sirke konmalıdır.
  3. Pişirilmeden önce besin değerlerinin kaybolmaması için küçük parçalara ayrılmamalıdır.
  4. Ispanağın doğranması, içindeki C vitaminini azaltacağından mümkün olduğunca bütün halinde tüketilmesi daha sağlıklıdır.
  5. Pişirme sırasında besin değerlerinin kaybolmaması için yağda uzun süreli yakılarak kavrulmamalıdır.
  6. Mutlaka temiz bir bıçakla doğranmalıdır.
  7. Ispanak ile birlikte kalsiyum içeren yoğurt bir arada tüketilmemelidir. Ispanaktaki demir ile yoğurttaki kalsiyum birbirlerinin emilimini engellemektedir. Bu nedenle beraber tüketildiğinde ıspanaktan beklenen fayda sağlanamaktadır.

 Ispanak vücuttaki pek çok sistem için faydalı

Ispanak bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olmaktadır.  Enfeksiyon sonucu oluşan hastalıkların önlenmesine katkı sağlamaktadır. İnflamatuar özelliği sayesinde düzenli tüketiminde enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski düşmektedir. İçerdiği demir, fosfor ve kalsiyum sayesinde kemiklerin güçlenmesine yardımcı olmakta, içerisindeki A vitamini sayesinde göz sağlığını korumaktadır. Ispanak demir açısından zengindir. Demir eksikliği nedeniyle oluşan anemi hastalığının tedavisine destek olan bir besin kaynağıdır. Ispanak, osteoporoz yani kemik erimesini de önlemeye yardımcı olmaktadır. Kalp krizine neden olan sorunların ortadan kalkmasında kan basıncını düzenleyerek kalp-damar sağlığının korunmasında etkilidir. İçeriğindeki K vitamini, folik asit, lutein ve B-karoten nedeniyle oksidatif stresin azalmasını sağlamakta, yaşlanmanın neden olduğu oksidatif stres riskini azaltmakta, motor ve bilişsel beceriler ile zihinsel kapasiteyi artırmaktadır.

Kalbe ve beyne iyi geliyor

Ayrıca ıspanak, Alzheimer hastalığının gelişimiyle bağlantılı ‘kolinesteraz’ adı verilen bir enzimin aktivitesini bloke etmektedir. Ispanaktaki yüksek magnezyum seviyeleri, B-amiloid adı verilen bir peptidinin neden olduğu nöron ölümü seviyesini azaltarak hipertansiyon, diyabet ve kardiyovasküler hastalık gibi kronik hastalıklarla ilişkili düşük seviyeleri telafi etmektedir. Ispanak, kardiyovasküler sistem ve merkezi sinir sistemi dahil olmak üzere çeşitli fizyolojik sistemler üzerinde etkili olan çok sayıda fonksiyonel bileşiğe sahiptir. Yüksek K vitamini, folik asit, B-karoten ve lutein seviyeleri nedeniyle ıspanak tüketimi, yaşlanma ile ilişkili oksidatif stres riskini azaltabilmekte, dolayısıyla bilişsel ve motor becerilerin yanı sıra zihinsel kapasiteyi de geliştirebilmektedir. Yüksek ve hipokalorik etkisi nedeniyle ideal bir besindir. Antioksidan ve sağlığı geliştirici faydaları, yüksek düzeyde C vitamini ve lif içeriğinin yanı sıra kompleks karbonhidrat ve düşük yağ seviyesi nedeniyle ıspanak, kan şekeri konsantrasyonlarını düzenlemeye, magnezyum yoluyla insülin ihtiyacını azaltmaya yardımcı olmaktadır. Diyabetli hastalarda tokluk artışı sağlayarak kilo kontrolü sağlamaktadır.

Ağız kuruluğu bazı hastalıkların habercisi olabilir

Ağız kuruluğu bazı hastalıkların habercisi olabilir

Ağız içindeki tükürüğün azalmasıyla ortaya çıkan ağız kuruluğu, birçok nedene bağlı olarak gelişebiliyor. Kserostomi olarak da bilinen ağız kuruluğu, diş çürükleri ve ağız içi enfeksiyonlara yol açabiliyor. Bazı ciddi hastalıkların belirtisi de olabilen ağız kuruluğundan kurtulmak için altta yatan nedenin belirlenmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, ağız kuruluğu ve nedenleri hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Mustafa Kaplan

Tükürük üretilmezse ağız kuruluğu görülür

Ağız kuruluğu, tükürük bezlerinin ağız içini ıslak tutmak için yeterli tükürük üretemediği bir durumu ifade etmektedir. Tükürük, bakteriler tarafından üretilen asitleri etkisiz hale getirerek, bakteri üremesini sınırlar ve diş çürümesini önlemeye yardımcı olur. Tükürük ayrıca tat alma yeteneğini geliştirir ve çiğneme ile yutmayı kolaylaştırır. Ayrıca tükürükteki enzimler sindirime yardımcı olmaktadır. Azalmış tükürük ve bunun sonucunda ortaya çıkan ağız kuruluğunun, diş ve diş eti sağlığına, iştah ve yemekten aldığınız zevk üzerinde büyük etkisi olacaktır. Ağız kuruluğu genellikle belirli ilaçların yan etkisinden, yaşlanmaya bağlı sorunlardan veya kanser tedavilerinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu belirtilere dikkat!

Ağız içinde yeterince tükürük üretilmemesi şu belirtilere neden olabilmektedir:

  • Ağızda kuruluk veya yapışkanlık hissi.
  • Sık sık susama.
  • Dilde karıncalanma hissi.
  • Tükürük bezlerinde büyüme.
  • Kalın ve lifli görünen tükürük.
  • Ağız kokusu.
  • Çiğneme, konuşma ve yutma güçlüğü.
  • Boğaz ağrısı ve ses kısıklığı.
  • Kuru veya oluklu dil.
  • Değişen bir tat alma duyusu.
  • Protez takma sorunları.

 

Ağız kuruluğunun nedeni bu sorunlar olabilir

İlaçlar:  Depresyon, yüksek tansiyon ve anksiyete tedavisinde kullanılan bazı ilaçların yanı sıra antihistaminikler, dekonjestanlar, kas gevşeticiler ile ağrı kesici ilaçlar ağız kuruluğu yapabilir.

Yaşlanma:  Birçok kişi yaşlandıkça ağız kuruluğu yaşar. Bu duruma katkıda bulunan faktörler arasında belirli ilaçların kullanımı, vücudun ilaçları işleme yeteneğindeki değişiklikler, yetersiz beslenme ve uzun süreli sağlık sorunları yer alır.

Kanser tedavisi: Kemoterapi ilaçları tükürüğün yapısını ve üretilen miktarı değiştirebilir. Baş ve boynuna uygulanan radyasyon ya da ışın tedavileri tükürük bezlerine zarar vererek tükürük üretiminde belirgin bir azalmaya neden olabilir.

Sinir hasarı: Baş ve boyun bölgesindeki sinir hasarına neden olan bir yaralanma veya ameliyat, ağız kuruluğuna neden olabilir.

Diğer sağlık koşulları: Diyabet-şeker hastalığı, felç, ağızdaki mantar enfeksiyonu (pamukçuk) veya Alzheimer hastalığı, Sjögren sendromu veya HIV/AIDS gibi otoimmün hastalıkları ağız kuruluğu yapabilir.  Böbrek yetmezliği,  tiroid hastalıkları, kansızlık, verem gibi hastalıklar da ağız kuruluğunun nedenidir.

Burun tıkanıklığı: Ağızdan nefes almak, horlamak ve oda havasının kuru olması da ağız kuruluğuna katkıda bulunabilir.

Tütün ve alkol kullanımı: Alkol ve sigara içmek veya tütün çiğnemek ağız kuruluğu şikayetlerini artırabilir.

Uyuşturucu kullanımı: Metamfetamin kullanımı şiddetli ağız kuruluğuna ve “meth ağzı” olarak da bilinen dişlere zararlı bir duruma sebep olur. Esrar da ağız kuruluğuna neden olabilir.

Ağız kuruluğu için önemli öneriler

Tedavinin belirlenmesi ağız kuruluğunun nedenine bağlı olarak yapılmalıdır. Uzman hekim veya diş hekimi şunları yapabilir:

  • Ağız kuruluğuna neden olan ilaçlar değiştirilebilir. Eğer bu mümkün değilse belki doz miktarı azaltılabilir.
  • Ağızı nemlendirecek ürünler kullanılabilir (Ağız gargaraları, yapay tükürük veya nemlendiriciler olabilir). Ağız kuruluğu için tasarlanmış, özellikle ksilitol içeren ağız gargaraları, diş çürümesine karşı koruma da sağlar.
  • Tükürüğü uyaran ilaçlar kullanılabilir.
  • Dişleri korumak önemlidir. Çürükleri önlemek için florürlü ilaçlar veya haftalık klorheksidin kullanılabilir.

İyotun fazlası zarar verebilir!

İyotun fazlası zarar verebilir!

Sağlık için alınması gereken mikro elementler arasında yer alan iyot, ülkemizde belli oranlarda sofra tuzlarına ekleniyor. İyot eksikliği, çocuklarda ve yetişkinlerde çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilirken, vücuttaki iyot fazlalığı ise birçok hastalığa yol açabiliyor. Günlük tuz tüketiminin 5-6 gramı aşmaması öneriliyor ve erişkinlerin günlük 150 mikrogram iyot alması yeterli oluyor. Son günlerde iyot damlası adı altında satılan ürünlerin ise uzman hekimlere danışılmadan alınmaması önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, iyot hakkında bilgi vererek, vücuda alınan aşırı iyotun ortaya çıkarabileceği sorunlar hakkında uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Selim Kurtoğlu

Anne adaylarının iyotu daha fazla alması gerekiyor

İyot, insan vücudundaki tiroid hormonun sentezi için gerekli bir elementtir. Bebeklerin günlük 5 yaşa kadar 90, çocukların ergenliğe kadar 120 ve ergenlikte de yetişkinlerin 150 mikrogram iyot alması gerekmektedir. Gebelik öncesinde günde 150 mikrogram alınması gereken iyot miktarı, hem gebe hem de bebek söz konusu olduğunda bu miktar 250 mikrograma yükselmektedir.  Gebelikte iyot eksikliği anne ve bebekte tiroid hormon yetersizliğine yol açabilmektedir.

İyot bu yollarla vücuda fazladan alınabilir

Tuzların iyotlanmasıyla dünyada ve ülkemizde iyot eksikliği ve oluşturduğu problemler büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Ancak az alınmasının yanı sıra iyotun aşırı miktarda tüketilmesi de önemli sağlık sorunlarına yol açmaktadır.

  • Doğum sırasında sezaryen bölgesine veya rahim kesisine iyotlu antiseptik sürülmesine bağlı annede ve anne sütü yoluyla da bebekte iyot yüklenmesi oluşmaktadır.
  • Uzakdoğu ülkelerinde anne sütünü artırmak amacıyla anneye verilen yosun çorbalarındaki iyot anne ve bebekte iyot yüklenmesine neden olmaktadır.
  • Bebeklerde göbek kordonunun bakımı için iyotlu antiseptik sürülmesi de vücuttaki iyot yükünü artırmaktadır.
  • Bebeklik döneminden sonra aşırı tuz kullanımı veya iyotlu solüsyonların bilinçsizce kullanımı vücutta iyot fazlalığına yol açmaktadır.
  • Son yıllarda iyot damlası şeklindeki ürünlerin bilinçsizce önerildiği ve tiroid hastalarının bu şekilde yanlış yönlendirildiği gözlenmektedir. Ayrıca iyot damlalarının obezite hastalarında kilo verdirici etkisinin olduğu iddiasının bilimsel bir dayanağı yoktur. Bazı damlalarda ne kadar iyot olduğu da bilinmemekte, tüketilmesi nedeniyle vücuda giren aşırı iyot nedeniyle sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir. Halkımızın bu konuda dikkatli olması gerekmektedir.

İyotun fazlası vücuda zararlı

İyot yüklenmesi yenidoğanlarda ve bebeklerde tiroid bezinin çalışmasını durdurarak hipotiroidi tablosuna yol açmaktadır. Diğer yaş gruplarında aşrı iyot alınması, iyot sivilcelerine ve yine hipotiroidiye neden olmaktadır. Tiroid açısından sağlıklı bireylerde ise aşırı iyot alımı otoimmun mekanizmalarla Hashimoto tiroidi hastalığına yol açabilmektedir. Tiroid nodülü bulunan kişilerde iyot alımına bağlı zehirli nodül denilen tablo yani tiroid bezinin aşırı çalışması ortaya çıkabilmektedir.

İyot vücuda nasıl alınmalı?

Ülkemizde iyot eksikliğine bağlı sorunları gidermek için belli miktarlarda sofra tuzlarına iyot katılmaktadır. Işık geçirmeyen paketlerde satılan iyotlu tuzlar, evde saklanırken de yine ışık geçirmeyen ağzı kapalı kaplarda saklanmalıdır. Salatalara normal dozda iyotlu tuzun yeterli miktarda kullanılmasında sakınca yoktur. Ancak tuz, yemek pişerken atılırsa içindeki iyot buharlaşarak kaybolabilmektedir. Bu nedenle tuzun içindeki iyottan yararlanabilmek için yemek piştikten sonra tuzun yemeğe eklenmesi gerekmektedir.

Mide şişkinliğine dikkat!

Mide şişkinliğine dikkat!

İnsanların yaklaşık% 16-30’u düzenli olarak mide şişkinliği şikayeti yaşadıklarını belirtiyor. Birçok soruna bağlı olarak ortaya çıkan mide şişkinliğinin kaynağının araştırılması önem taşıyor. Mide şişkinliği bazen ciddi hastalıkların belirtisi olabilmekle birlikte, çoğunlukla beslenme alışkanlıkları ile sindirim sisteminin tolere edemediği gıdalar nedeniyle de yaşanabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, mide şişkinliği ve alınması gereken önlemler ile ilgili bilgi verdi.

Doç. Dr. Mustafa Kaplan

Şişkinlik karın ağrısına yol açıyor

Mide şişkinliğinin en önemli nedeni sindirim sistemindeki aşırı katı, sıvı veya gazın ortaya çıkmasıdır. Bununla birlikte, bazı insanlarda şişkinliğe sadece hastanın hassasiyetinin artmasının neden olduğu düşünülmektedir. Şişkinlik karın ağrısına, rahatsızlığa ve midede dolgunluk hissine yol açar.  Ayrıca şişkinlik, karın bölümünün olduğundan daha büyük (hamile gibi) görünmesine, spazm ve ağrıya neden olabilir. Sindirim sisteminde mide şişkinliğine yol açan iki gaz kaynağı vardır. Biri bağırsaktaki bakteriler tarafından üretilen gazdır, diğeri ise yediğimiz veya içtiğinizde yutulan havadır. Öte yandan, vücutta biriken aşırı miktardaki sıvı yani ödemin şişkinliğe neden olduğu düşünülür. Ancak şişkinlik vücutta su-ödem toplanması ile aynı şey olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü şişkinliğin kaynağı vücutta biriken gazdır.

Bu hastalıklar şişkinlik yapabilir

  1. İrritabl bağırsak sendromunun (IBS)önemli bir belirtisi mide şişkinliğidir. IBS hastalarının çoğu şişkinlik yaşar ve bunların yaklaşık% 60’ı şişkinliği en kötü semptom olarak bildirir. Bu gruptaki hastalarda mide şişkinliği karın ağrısından bile daha rahatsız edicidir. FODMAP adı verilen karbonhidratlar, özellikle irritabl bağırsak sendromu olan kişilerde şişkinlik ve diğer sindirim semptomlarına neden olabilir. Onun için yüksek FODMAP içeren (buğday, soğan, sarımsak, brokoli, lahana, karnabahar, enginar, fasulye, elma, armut, karpuz) uzak durulmalıdır. Bu yiyeceklerin çoğuna karşı aşırı ilgi varsa, disiplinli bir diyet uygulanmalıdır.
  2. Çölyak hastalığının önemli bir belirtisi karındaki şişkinliktir. Bazı gıdalarda bulunan glutene karşı vücudun gösterdiği reaksiyonun bir sonucu olarak çölyak hastalığı ortaya çıkar. Gluten, buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan bir proteindir. Ancak burada çölyak dışı gluten duyarlılığı olan hastaları ayırmak gerekir.
  3. Ülserin bir belirtisi olan mide şişkinliği ağrıyla birlikte görülmektedir. Mide veya onikiparmak bağırsağı, mide asidi ve pepsin gibi sıvılar tarafından tahrip edilmesiyle ülser oluşmaktadır. Bu süreçte ortaya çıkan gaz, mide şişkinliğine neden olur.
  4. Dispepsi, bir aydan fazla süre devam eden ağrı ile karnın üst bölgesindeki şişlikle kendini belli eder. Halk arasında hazımsızlık olarak bilinen ve çok önemsenmeyen bu sorun nedeniyle geğirme yoluyla gaz çıkarma isteği ortaya çıkar.
  5. Kabızlık mide şişkinliğini artıran bir faktördür. Artan su alımı, fiziksel aktivite kabızlığa karşı etkilidir. Daha fazla çözünür lif almak genellikle kabızlık için önerilir.
  6. Mide ve bağırsak kanserlerinin ilk belirtileri arasında mide şişkinliği vardır. Kanser nedeniyle mide şişkinliği artarak devam eder.

Kadınlarda daha çok görülüyor

Mide şişkinliği genelde yemeklerden sonra, aşırı gaz üretimi veya sindirim sistemi kaslarının hareketindeki bozukluklar nedeniyle ortaya çıkan bir durumdur. Erkeklere oranla kadınlarda daha çok görülen mide şişkinliği problemi yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren önemli bir sorundur. Sindirim sisteminde şişkinliğe neden olan az miktarda oluşan gaz normaldir. Ancak gaz miktarının artması ve sürenin uzaması mide şişkinliğini ciddi bir sorun haline getirir. Hastalarda bazen hayat kalitesini çok etkileyen geğirme, makattan veya ağızdan gaz çıkarma ihtiyacı da olabilmektedir.

Mide şişkinliğine karşı yapılması gerekenler

Mide şişkinliği ciddi bir hastalığın belirtisi değilse, basit bir şekilde uygulanacak tedbirler sayesinde sorun olmaktan çıkmaktadır. Bu konuda alınması fereken önlemler şöyle sıralanmaktadır:

  • Yenilen besinler gaza ve şişkinliğe neden olduğu için küçük ve az öğünler halinde yemek çok faydalı olabilir. Şişkinliğe neden olan hızlı yeme alışkanlığı unutulmalıdır. Buradaki en büyük sorumlu gazlı içecekler olabilmektedir.
  • Besinleri iyice çiğnenmeli, küçük parçalar halinde yutulmalıdır. Çünkü yutulan hava miktarı azalacağından gaza dolayısıyla şişkinliğe dönüşmeyecektir.
  • Bazı besinlerin şişkinliğe yol açtığı düşünülerek, bu yiyeceklerin miktarları azaltılmalıdır.
  • Şeker alkolleri genellikle şekersiz yiyeceklerde ve sakızlarda bulunur. Bu tatlandırıcılar genellikle şekere güvenli alternatifler olarak kabul edilir. Ancak yüksek miktarlarda sindirim sorunlarına neden olabilirler. Kalın bağırsağınızdaki bakteriler onları sindirir, gaz ve şişkinliğe neden olur. Ksilitol, sorbitol ve mannitol gibi şeker alkollerinden uzak durulmalıdır. Sakız ve diğer şeker alkolleri tüketilmemelidir.
  • Bir hastalığa bağlı olmayan midedeki şişkinliğe bazı bitki çayları yararlı olabilmektedir.

 

Kanlı kusmanın nedenleri

Kanlı kusmanın nedenleri

Kanlı kusma olarak bilinen hematemez, birçok soruna bağlı olarak ortaya çıkıyor. Sindirim sistemindeki herhangi bir bölgede başlayan kanamaya endoskopi ve ilaçlarla müdahale edilemediğinde çok kısa sürede hayati tehlike söz konusu olabiliyor. Bunun için kanlı kusmanın neden kaynaklandığının belirlenmesi hayati önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, kanlı kusma ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

 Kanlı kusmanın nedenleri Kanlı kusma olarak bilinen hematemez, birçok soruna bağlı olarak ortaya çıkıyor. Sindirim sistemindeki herhangi bir bölgede başlayan kanamaya endoskopi ve ilaçlarla müdahale edilemediğinde çok kısa sürede hayati tehlike söz konusu olabiliyor. Bunun için kanlı kusmanın neden kaynaklandığının belirlenmesi hayati önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, kanlı kusma ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  Rengi, kanamanın aşamasını gösteriyor Hematemez, kusmayla birlikte ağızdan kan gelmesidir. Hematemez çoğu zaman üst gastroentestinal sistem yani yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağından kaynaklanan kanamalara işaret etmektedir. İnce bağırsağın daha aşağısı ve kalın bağırsaktan kaynaklı kanamalar ise daha çok dışkıda kırmızı renkli kanama ile kendini belli eder. Hematemezi olan kişilerde kusmuğun rengine göre kanamanın aşaması belirlenebilmektedir. Kahve telvesi rengi, midedeki kanın hidroklorik asidin etkisi ile sindirilmesine bağlı olan ve genelde durmuş kanamayı, koyu kırmızı kusma aktif devam eden kanamayı, parlak kırmızı renkli kusma ise çok miktarda ve süratli bir kanamayı işaret etmektedir. Kanlı kusma tek başına anlamlı olmayabilir. Genellikle hematemezi yani kanlı kusması olan hastalarda melena da görülür. Melena, kanın bağırsaklarda sindirilmesi sonucu hastanın katran veya kömür gibi parlak veya bazen mat, siyah renkte ve pis kokulu dışkılamasına verilen isimdir.   Peptik ülser en önemli neden Hematemez ve dolayısıyla üst gastrointestinal sistem (GİS) kanamalarının en sık sebebi peptik ülser hastalığı olabilir. Peptik ülser, en sık olarak onikiparmak bağırsağının ilk kısmında sonra daha az sıklıkla da mide ve yemek borusunda görülmektedir. Nadiren bu organlardaki zedelenmeler de hematemeze sebep olabilir. Hematemeze sebep olabilen en önemli nedenlerden biri de kanserlerdir. Mide, bağırsak ve yemek borusunun kanserleri hatta bazı durumda pankreas kanserleri de hematemeze sebep olabilir.  Sirozu olan hastalarda yemek borusu ve midedeki varislerin kanaması da ciddi ve hayatı tehdit eden kanamaların nedenidir. Gebelerde ve sık-yoğun alkol alan kişilerde şiddetli kusmaya bağlı yemek borusunda yırtıklar ve buna bağlı kanlı kusma olabilir. Yapılan araştırmalarda kanamaların % 80’ini kendiliğinden durmakta, % 20’sinde ise kanama devam etmekte ya da tekrarlamaktadır.   Kan kusmanın nedenleri bunlar olabilir Üst gastrointestinal ( GİS) sistemde kanama öyküsü olan hastaların % 60’ında aynı lezyondan tekrar kanama olduğu için, hastalara önceki kanamalar mutlaka sorulmalıdır. Ek olarak hastanın tıbbi geçmişi, üst GİS kanamaya yol açabilecek veya hastanın sonraki yönetimini etkileyebilecek önemli durumları belirlemek için geçmiş tıbbi öyküsü kesinlikle gözden geçirilmelidir.  Bir hastanın tıbbi özgeçmişinde hekimleri yönlendirecek potansiyel kanamanın nedenleri şunlar olabilir:  1.Karaciğer hastalığı veya alkol kullanımı öyküsü olan bir hastada varise bağlı kanama söz konusu olabilir. 2.	Geçirilmiş aort yani ana kalp damarı ameliyatı olan hastalarda kanama olabilir.  3.	Böbrek hastalığı ve aort darlığı gibi hastalığı olan kişilerde, mide ve bağırsakta damar belirginleşmeleri yani anjiyoektazilere bağlı kanama oluşabilir.  4.	Helikobakter pylori enfeksiyonu, ağrı kesici kullanımı veya sigara kullanma öyküsü olan bir hastada peptik ülser hastalığına bağlı kanamalar görülür. 5.	Sigara ve alkol kullanımı veya H. Pylori enfeksiyonu öyküsü olan hastalarda mide-yemek borusu kanserlerine bağlı kanamalar ortaya çıkabilir.  Kanlı kusma varsa endoskopi yapılmalı Kanlı kusma, ciddi ve acil bir duruma işaret etmektedir. Bu hastaların endoskopi ile mutlaka incelenmesi ve kanama kaynağının bulunması gerekir. Endoskopi, hem tanı hem tedavi hem de kanamanın ileride tekrarlayıp tekrarlamayacağı konusunda fikir veren önemli bir işlemdir. Kanamanın kaynağının bulunması için endoskopi çoğu zaman yeterlidir ama bazen bu hastalara tomografi ve ultrason gibi tetkikler de yapılmaktadır. Hastaların kan sayımı, böbrek değeri gibi kan değerlerine de mutlaka bakılmalı, tansiyon takibi yapılmalı ve kesinlikle EKG çekilmelidir. Kötü durumdaki hastalar mutlaka hastanede gözlem altında tutulmalıdır. Kanlı kusma ile gelen her hastaya ilk olarak mutlaka mide asidini baskılayan ilaçlardan yüksek doz verilmelidir. Gözlem altında tutulması gereken bu hastalara bu ilaçlardan yüksek dozda 3-5 gün devam edilmelidir. Bulantısı olan ve midesi dolu hastalarda hem bulantıyı kesmek hem de midenin boşalmasına sağlayacak bazı ilaçlar verilir. Varis kanaması olan hastalara ise daha özellikli ilaçlar gerekir. Kanlı kusması olan hastaların genelde tansiyon değerleri düşük olduğu için bu hastalara serum tedavisi de verilmelidir. Kanlı kusma ciddi bir durum olduğu için bu hastalar çoğu zaman hastaneye yatış yapılarak tedavi edilir.

Doç. Dr. Mustafa Kaplan

Rengi, kanamanın aşamasını gösteriyor

Hematemez, kusmayla birlikte ağızdan kan gelmesidir. Hematemez çoğu zaman üst gastroentestinal sistem yani yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağından kaynaklanan kanamalara işaret etmektedir. İnce bağırsağın daha aşağısı ve kalın bağırsaktan kaynaklı kanamalar ise daha çok dışkıda kırmızı renkli kanama ile kendini belli eder. Hematemezi olan kişilerde kusmuğun rengine göre kanamanın aşaması belirlenebilmektedir. Kahve telvesi rengi, midedeki kanın hidroklorik asidin etkisi ile sindirilmesine bağlı olan ve genelde durmuş kanamayı, koyu kırmızı kusma aktif devam eden kanamayı, parlak kırmızı renkli kusma ise çok miktarda ve süratli bir kanamayı işaret etmektedir. Kanlı kusma tek başına anlamlı olmayabilir. Genellikle hematemezi yani kanlı kusması olan hastalarda melena da görülür. Melena, kanın bağırsaklarda sindirilmesi sonucu hastanın katran veya kömür gibi parlak veya bazen mat, siyah renkte ve pis kokulu dışkılamasına verilen isimdir.

 

Peptik ülser en önemli neden

Hematemez ve dolayısıyla üst gastrointestinal sistem (GİS) kanamalarının en sık sebebi peptik ülser hastalığı olabilir. Peptik ülser, en sık olarak onikiparmak bağırsağının ilk kısmında sonra daha az sıklıkla da mide ve yemek borusunda görülmektedir. Nadiren bu organlardaki zedelenmeler de hematemeze sebep olabilir. Hematemeze sebep olabilen en önemli nedenlerden biri de kanserlerdir. Mide, bağırsak ve yemek borusunun kanserleri hatta bazı durumda pankreas kanserleri de hematemeze sebep olabilir.  Sirozu olan hastalarda yemek borusu ve midedeki varislerin kanaması da ciddi ve hayatı tehdit eden kanamaların nedenidir. Gebelerde ve sık-yoğun alkol alan kişilerde şiddetli kusmaya bağlı yemek borusunda yırtıklar ve buna bağlı kanlı kusma olabilir. Yapılan araştırmalarda kanamaların % 80’ini kendiliğinden durmakta, % 20’sinde ise kanama devam etmekte ya da tekrarlamaktadır.

Kan kusmanın nedenleri bunlar olabilir

Üst gastrointestinal ( GİS) sistemde kanama öyküsü olan hastaların % 60’ında aynı lezyondan tekrar kanama olduğu için, hastalara önceki kanamalar mutlaka sorulmalıdır. Ek olarak hastanın tıbbi geçmişi, üst GİS kanamaya yol açabilecek veya hastanın sonraki yönetimini etkileyebilecek önemli durumları belirlemek için geçmiş tıbbi öyküsü kesinlikle gözden geçirilmelidir.

Bir hastanın tıbbi özgeçmişinde hekimleri yönlendirecek potansiyel kanamanın nedenleri şunlar olabilir:

 

  1. Karaciğer hastalığı veya alkol kullanımı öyküsü olan bir hastada varise bağlı kanama söz konusu olabilir.
  2. Geçirilmiş aort yani ana kalp damarı ameliyatı olan hastalarda kanama olabilir.
  3. Böbrek hastalığı ve aort darlığı gibi hastalığı olan kişilerde, mide ve bağırsakta damar belirginleşmeleri yani anjiyoektazilere bağlı kanama oluşabilir.
  4. Helikobakter pylori enfeksiyonu, ağrı kesici kullanımı veya sigara kullanma öyküsü olan bir hastada peptik ülser hastalığına bağlı kanamalar görülür.
  5. Sigara ve alkol kullanımı veya H. Pylori enfeksiyonu öyküsü olan hastalarda mide-yemek borusu kanserlerine bağlı kanamalar ortaya çıkabilir.

Kanlı kusma varsa endoskopi yapılmalı

Kanlı kusma, ciddi ve acil bir duruma işaret etmektedir. Bu hastaların endoskopi ile mutlaka incelenmesi ve kanama kaynağının bulunması gerekir. Endoskopi, hem tanı hem tedavi hem de kanamanın ileride tekrarlayıp tekrarlamayacağı konusunda fikir veren önemli bir işlemdir. Kanamanın kaynağının bulunması için endoskopi çoğu zaman yeterlidir ama bazen bu hastalara tomografi ve ultrason gibi tetkikler de yapılmaktadır. Hastaların kan sayımı, böbrek değeri gibi kan değerlerine de mutlaka bakılmalı, tansiyon takibi yapılmalı ve kesinlikle EKG çekilmelidir. Kötü durumdaki hastalar mutlaka hastanede gözlem altında tutulmalıdır. Kanlı kusma ile gelen her hastaya ilk olarak mutlaka mide asidini baskılayan ilaçlardan yüksek doz verilmelidir. Gözlem altında tutulması gereken bu hastalara bu ilaçlardan yüksek dozda 3-5 gün devam edilmelidir. Bulantısı olan ve midesi dolu hastalarda hem bulantıyı kesmek hem de midenin boşalmasına sağlayacak bazı ilaçlar verilir. Varis kanaması olan hastalara ise daha özellikli ilaçlar gerekir. Kanlı kusması olan hastaların genelde tansiyon değerleri düşük olduğu için bu hastalara serum tedavisi de verilmelidir. Kanlı kusma ciddi bir durum olduğu için bu hastalar çoğu zaman hastaneye yatış yapılarak tedavi edilir.