Yazılar

İnce bağırsak hastalığında pratik tanı

İnce bağırsak hastalığında pratik tanı

Kapsül endoskopi, sindirim sisteminin incelenmesi için kullanılan bir tıbbi görüntüleme yöntemidir. Bu işlemde, hasta tarafından yutulan bir kamera kapsülü, sindirim sisteminin farklı bölümlerinden görüntüler kaydeder. Bu kapsül, yemek borusundan geçerek mide, ince ve kalın bağırsağın son kısmına kadar ulaşır. Özellikle ince bağırsak hastalıkları için kullanılan kapsül endoskopi, normal endoskopi ve kolonoskopi gibi geleneksel yöntemlerin yerini alacak bir alternatif değildir. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Yaşar Çolak, kapsül endoskopi işlemi hakkında bilgi verdi.

Kapsül endoskopi içerisinde kamera olan şeffaf bir kapsülün yutulması ile birlikte tüm sindirim sisteminin görüntülenmesi işlemidir. Kapsül endoskopi işlemi tüm sinirim kanalı ile birlikte hemen her zaman ince bağırsakların görüntülenmesi amacıyla kullanılır. Bunun nedeni yemek borusu ve midenin gastroskopi, kalın bağırsağın ise kolonoskopi ile yeterli derecede görüntülenebilmesinin mümkün olmasıdır. Mide ve kolon arasındaki yaklaşık 5-7 metrelik ince bağırsakları bu klasik yöntemlerle görüntüleyebilmek mümkün değildir. Ancak son yıllarda çift balon enteroskopi yöntemi ile ince bağırsakların da endoskopik olarak görüntülenmesi mümkün olmuştur.

Prof. Dr. Yaşar Çolak

En sık ince bağırsak hastalıklarında başvuruluyor

Kapsül endoskopinin en sık yapılma nedeni sindirim sistemi kanaması olan kişilerde gastroskopi ve kolonoskopide kanama odağının saptanamaması ve bu nedenle ince bağırsağın taranmasıdır. İnce bağırsağın hastalıklarının teşhisi için özellikle tercih edilir. İnce bağırsak, diğer endoskopik yöntemlerle kolaylıkla görüntülenemez ve bu nedenle kapsül endoskopi ile bu bölgenin incelenmesi için ideal bir seçenek olabilir. Anemi (kansızlık) gibi nedenlerle kronik kanama yaşayan hastalarda, kanamanın kaynağını bulmak için kapsül endoskopi kullanılabilir.  İnce bağırsakları etkileyen kronik iltihabi bağırsak hastalığı olan Crohn hastalığının teşhisinde ve takibinde kapsül endoskopi yararlı olabilir. Sindirim sistemi poliplerinin teşhis ve takibi için kapsül endoskopi kullanılabilir. Bunun dışında bağırsak iltihapları ve tümör taraması için de tercih edilebilmektedir.

Kapsülün içindeki kamera sürekli fotoğraf çekerek cihaza iletiyor

İşlem öncesi bağırsakların temizlenmesi için ilaçlar ve sıvı bir diyetle temizlik yapılması gerekir. İşlem yaklaşık 10×5 mm’lik şeffaf ve içinde kamera olan bir kapsülün yutulması ile başlar. Kapsülün içindeki kamera sürekli olarak fotoğraf çekmekte ve bu görseller Bluetooth teknolojisi ile kişinin üzerindeki küçük bir cihaza iletilip, kaydedilmektedir. Yaklaşık 6-8 saat içinde ince bağırsakları geçen kapsül kalın bağırsağa ulaşmaktadır. Kapsül tuvalete atılmakla birlikte cihaza kaydedilen görüntüler daha sonra bilgisayara aktarılır ve doktor tarafından bu görüntüler incelenir. Bu sayede ince bağırsağın görüntülenmesi sağlanmış olur. İşlem riski yok denecek kadar azdır. Sadece bağırsaklarda tümör gibi darlığa ve tıkanıklığa yol açabilecek bir hastalık şüphesinde yapılmamalıdır. İşlem oldukça konforlu ve ağrısız bir işlemdir.

Kapsül endoskopi normal endoskopi veya kolonoskopinin alternatifi değildir

Kapsül endoskopi uygulaması oldukça kolay, düşük riskli ve konforlu bir inceleme yöntemidir. Ancak kapsül endoskopi işlem sanılanın aksine standart endoskopi ve kolonoskopi yerine kullanılabilecek bir yöntem değildir. Normal endoskopik işlemlerde mide ve bağırsaklar hava ile şişirilir ve istenen tüm alanlar detaylı olarak istenildiği ölçüde incelenebilir. Endoskopik işlemlerde istenilen alandan biyopsi alınabilir veya tedavi amaçlı bazı işlemler yapılabilir. Bundan dolayı da kapsül endoskopi klasik endoskopik yöntemler yerine kullanılabilecek bir yöntem olarak düşünülmemelidir. Kapsül endoskopide istenen her alan örneğin mide ve bağırsak kıvrımlarının arası net olarak görülemeyebilir. Ancak bazı özel durumlarda kapsül endoskopi oldukça faydalı ve kolay uygulanabilen bir yöntemdir. Kapsül endoskopi sırasında saptanabilen lezyonlar ya sonrasında çift balon endoskopi ya da cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Var olan hastalığa ve hastanın durumu ve ihtiyacına göre uzman doktor en uygun yöntemi belirlemek için kapsamlı bir değerlendirme yapacaktır.

Güneş kremi seçerken şunlara dikkat edin!

Güneş kremi seçerken şunlara dikkat edin!

Güneş ışınlarına uzun süreli ve korunmasız bir şekilde maruz kalmak deri üzerinde çeşitli problemlere yol açabiliyor. Özellikle ultraviyole A ve B ışınlarının neden olduğu bu problemlerin başında güneş yanıkları, deride lekelenmeler, kırışıklıklar ve cilt kanserleri geliyor. Bu hastalıkların yanı sıra akne, rozasea (gül hastalığı), lupus hastalığı, vitiligo gibi dermatolojik rahatsızlıkların alevlenmesinde de güneş önemli rol oynayabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümünden Uz. Dr. Gürkan Yardımcı, güneş ışınlarının cilde etkileri ve güneşten koruyucu kremlerin seçimi hakkında bilgi verdi.

Çocukluk çağından itibaren güneş ışınlarına maruz kalmak açık tenli bireylerde özellikle yüz, kol ve gövdede çillenmeye neden olabilmektedir. Gebelik döneminde ve hormonal ilaç kullanımı olan kişilerde ise özellikle yüz bölgesinde koyu kahverengi-siyahımsı renkte lekelenmelere yol açabilir.

Uzun süreli ultraviyole ışınlarına maruziyet sonucu yüz, saçlı deri, alt dudak, kulak ve el sırtı derisinde sonradan oluşan ve iyileşmeyen yaralar yeni gelişen bir cilt kanserinin habercisi olabilir.

Yaşantısının büyük bölümünü açık havada geçiren kişiler, (denizciler, tarım işçileri, balıkçılar vb.) geçmişinde çok sık güneş yanığı öyküsü olanlar (özellikle ikinci ve üçüncü derece güneş yanığı) risk altındaki grupta yer almaktadır.

Memorial Şişli Hastanesi

Uz. Dr. Gürkan Yardımcı

Yoğun güneş hasarı benleri kansere dönüştürebiliyor

Genetik olarak melanom adı verilen cilt kanserine yatkınlığı olan bireylerin derideki benleri güneş ışınlarının etkisiyle değişim gösterebilir ve kanserleşebilir. Benlerde zaman içerisinde gelişebilecek asimetrik yapılar, renk değişimi, boyutta büyüme, benin sınırlarındaki ve yapısındaki değişiklikler yakından takip edilmeli, gerektiği takdirde bir dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

Güneşten doğru bir şekilde korunmak önemli

Güneş ışınlarının etkisiyle meydana gelebilecek bu sorunları engellemenin yolu ise güneşten doğru bir şekilde korunmaktan geçmektedir. Güneşten korunma seçenekleri arasında şapka ve şemsiye kullanımı, güneş gözlüğü gibi aksesuarları kullanmak, kolları ve bacakları koruyan, pamuklu ve açık renkli giysiler giymek en sık tercih edilen yöntemlerdendir. Ancak çok sık ihmal edilen ve çoğu kişi tarafından yanlış kullanılan güneş kreminin özellikle açıkta kalan deri alanlarında kullanımı oldukça önemlidir. Güneş kremi bilinenin aksine sadece yaz aylarında değil, her mevsim kullanılmalıdır. Kullanılan güneş kreminin SPF yani güneş koruma faktörü ise 30’un altında olmamalıdır.

Yüz bölgesine yarım çay kaşığı kadar uygulanmalı

Dışarıya çıkmadan 20-30 dk önce açıkta kalan tüm deri alanlarına en az SPF 30 özellikli bir güneş kremi sürülmelidir ve bu işlem kapalı ortamlarda bulunulsa bile her 2-3 saatte bir tekrar edilmelidir.  Yüz bölgesi için gereken güneş kremi miktarı ise yaklaşık olarak yarım çay kaşığı kadar olmalıdır. Ancak kulaklar, boyun bölgesi ve dekolte bölgesine de güneş kreminin sürülmesi unutulmamalıdır. Güneş koruyucu kremlerin olarak çoğu suya dayanıklı üretilse de suyla temas sonrasında koruyuculuğu azalmaktadır. Bu nedenle denize ve/veya havuza girip çıktıktan hemen sonra cilt yıkanıp kurulanmalı ve güneş kremi hemen tekrar sürülmelidir.

Hem cilt tipine hem de sürülecek bölgeye uygun olan bir ürün seçilmeli

 Güneş kremi seçerken dikkat edilmesi gerekenler şunlardır;

  1. Güneş kremi seçimi uzman kontrolünde yapılmalıdır. Dermatoloji uzmanı cilt tipinize ve mevcut cilt problemlerinize göre önerilerde bulunacaktır. Gelişigüzel güneş kremi kullanımı cilde zarar verebilir. Her cilt tipi için farklı ürünler bulunmakt
  2. Yüz bölgesi için cilt tipi yağlı olan kişiler su bazlı yapıda olan yağsız, komedojenik olmayan (siyah ve beyaz nokta oluşturmayan) güneş kremlerini tercih etmelidirler. Bu ürünler çoğunlukla jel, jel-krem veya losyon yapıdadırlar.
  3. Cildi kuru olan ve orta yaş üzeri kişiler ise nemlendirme özelliği olan ve antioksidan içeriğe sahip güneş kremlerini tercih edebilirler. Bu ürünler ise genellikle krem ve losyon formundadırlar.
  4. Rozasea hastalığı (gül hastalığı) olan ve cildi aşırı hassas kişiler ise mümkün olduğunda kimyasal içeriği azaltılmış, alerji riski düşük ürünleri kullanabilirler.
  5. Gebelerde ve emziren kadınlarda ise genellikle mineral filtreli olan, yani kimyasal filtre özelliğine sahip içerikleri içeremeyen güneş kremleri seçilmelidir.
  6. Güneş kremlerinin 6 aylıktan küçük bebeklerde kullanımı olası alerjik reaksiyonlardan dolayı önerilmemektedir. Bu yüzden 0-6 ay arası olan bebeklerin fiziksel koruyucu kıyafetlerle güneşten korunmaları gerekmektedir.
  7. Altı aydan daha büyük bebeklerde ise bebekler için özel üretilmiş güneş kremleri tercih edilebilir. Yüz harici vücut bölgeleri için kullanılacak olan güneş kremleri ise daha büyük boyutlarda olan losyonlar ve spreyler olarak kullanılabilir.

Sağlığınızı kalorisiz ve şekersiz içeceklerle destekleyin

Sağlığınızı kalorisiz ve şekersiz içeceklerle destekleyin

Yeteri kadar su tüketmemek ciddi sağlık problemlerine zemin hazırlayabiliyor. Yemekten sonra hala aç hissetmenin, gece ya da gün içerisinde yaşanan açlık krizlerinin bir sebebi de susuzluk olabiliyor. Susuzluk ve açlık hissi beyinde aynı noktayı uyardığı için vücut susuz kaldığında daha fazla yiyeceğe ihtiyacı olduğu hissine kapılabiliyor. Bu sebeple yeterli su tüketimi önem taşıyor. Su tüketimi dolaşım ve sindirim sisteminden endokrin ve sinir sistemine kadar sağlığı destekliyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uz. Dyt. Nur Sinem Türkmen,suyun faydaları ve sağlıklı içecek alternatifleri hakkında bilgi verdi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Uz. Dyt. Nur Sinem Türkmen Az su tüketimi bu sorunlara yol açabilir

  •  Yeteri kadar su tüketmemek, tükürük üretiminin azalmasına sebep olarak ağız ve dudak kuruluğuna yol açar. Ağız kuruluğunu geçirmek için, hiçbir içecek suyun yerini tutamaz. Su harici içecekler ağız ve boğazdaki mukoza membranları kayganlaştırmadıkları için ihtiyaç olan sıvı miktarına ulaşamamaktadır.
  • İdrar rengi sağlık hakkında birçok ipucu vermektedir. Normal şartlar altında idrar rengi saydam, hafif bulanık ve açık renk olmalıdır. Koyu sarı ve turuncu renkler vücudun susuz kaldığına bir işarettir.
  • Yeteri kadar su tüketilmemesi vücutta kansızlığa çok benzer belirtiler gösterebilir. Vücut susuz kaldığında, kandan su almaya başlar ve bu da organlardaki oksijen miktarının azalmasına sebebiyet verebilir.
  • Oksijensizlik ise yorgunluk ve uyuşuklukla birlikte enerjisiz hissetmeye yol açmaktadır.
  • Kıkırdak ve omurga disklerinin yaklaşık yüzde 80’i sudan oluşur. Eklem kireçlenmelerine sebebiyet vermemek için su tüketimine özen göstermek gerekir.
  • Işıltılı bir cilt için bol su tüketmek şarttır. Vücudumuz yeterli su alamadığında kalan su hayati fonksiyonlar için kullanılır ve susuzluk cilt kuruluğu ile gözlemlenebilir hale gelir. Bu etki uzun vadede hızlı yaşlanmaya neden olmaktadır.

 Su sağlığınız için çok önemlidir. Suyu olduğu gibi için veya tercih ettiğiniz malzemelerle tatlandırın. Sade suyu çok sıkıcı buluyorsanız, aromalı su size lezzetli bir alternatif sunabilir.

Birkaç nane yaprağıyla birlikte birkaç dilim limon, misket limonu, salatalık veya portakal ekleyerek bunu evde yapabilirsiniz. Ayrıca donmuş meyveleri veya en sevdiğiniz meyve suyunu bardağınıza damlatabilirsiniz. Yazın su dışında tüketilebilecek sağlıklı içecek alternatifleri şunlardır;

 Soğuk Çay

Çay (siyah, yeşil veya beyaz), iltihaplanmayı azaltmaya yardımcı olabilecek sağlıklı antioksidanlar ve bitki bileşikleri ile doludur. Çalışmalar, düzenli olarak çay içmenin kilo verilmesine ve kan basıncının düşürülmesine yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Yaz mevsiminde, şeker eklenmeden hazırlanabilecek soğuk çaylar, yeterli sıvı tüketiminin sağlanabilmesi için sağlıklı bir alternatif olacaktır.

 Sebze Suları

Sağlıklı bir yaşam için günde en az 3 porsiyon sebze tüketimi oldukça önemlidir. Sebze suları hazırlamak, fazladan birkaç porsiyon sebze tüketmenin hızlı bir yoludur. Meyve suyu yerine, sebze suları tercih etmek şeker ve kalori alımını azaltır, bu nedenle daha iyi bir seçimdir.

Meyveler gibi sebzeler de kesildiklerinde veya sıkıldıklarında besinlerinin bir kısmını kaybederler. Bu nedenle taze yapılmış sebze suları tercih edilmelidir.

Karpuz Suyu

Karpuz suyu, karpuzdan gelen meyve şekeri sayesinde tatlı bir içecek arayanlar için güzel bir seçenektir. Ayrıca potasyum açısından zengindir, kalsiyum ve fosfor da içerir. Karpuz tamamen sıvılaşana kadar ezilerek karpuz suyu yapılabilir. Fakat çok terlerken kaybedilen ana elektrolit olan sodyumdan fakirdir. Bu nedenle, çok sıcak bir iklimde yaşanıyorsa ve karpuz suyu egzersiz sonrası hem serinlemek hem de kaybedilen elektrolitleri geri almak için tercih edilecekse, bir tutam tuz ilave edilerek tüketilebilir.

Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uz. Dyt. Nur Sinem Türkmen

Şalgam Suyu

Şalgam suyu; mor havuç, şalgam ve baharatlarla hazırlanıp soğuk tüketilen bir içecektir. C vitamininden zengindir. 1 bardağı yaklaşık 10-15 kaloridir. Yaz aylarında hem ferahlatır hem de bağırsak sağlığını destekler. Fakat içerdiği tuz ve baharatlar dolayısı ile sık sık tüketilmemelidir. Tansiyon ve kalp hastaları ise hekimlerine danışmadan tüketmemelidir.

Maden Suyu

Maden suyu sade iken kalorisiz ve mineral yönünden zengin bir içecektir. Meyveli maden suları ise, içerisindeki eklenti şekerden dolayı bir bardağında 70 kaloriye kadar çıkmaktadır. Bu sebeple maden suyunu sade tüketmek gerekir. Tatlandırmak için içine meyve dilimleri ekleyerek, limon sıkarak meyve aroması verilebilir.

Soğuk Kahve

Kahve, dünyadaki en popüler içeceklerden biridir. Çay gibi, kahve de sıcak veya buzlu olarak tüketilebilir, bu da onu yıl boyunca çok yönlü bir seçim haline getirir. Kahve, yüksek bir kafein içeriğine sahiptir ve B vitaminleri, manganez, potasyum, magnezyum, fosfor mineralleri içerir. Ayrıca kalp hastalıkları, Tip 2 diyabet, karaciğer hastalığı, Alzheimer, bunama, felç ve kanser riskini azalttığı bilimsel çalışmalarda tespit edilmiştir. Günde maksimum 400 mg’a kadar kafein tüketimi idealdir. Fazla kahve tüketimi;

  • Stres seviyesini artırabilir,
  • Kalp çarpıntısı,
  • Uyku bozuklukları gibi sorunlara yol açabilir.

Yaz aylarında, serinlemek için soğuk kahveler; krema, şurup, şeker eklenmeden hazırlandığı sürece iyi bir tercih olacaktır. Şekersiz bitkisel sütler veya yağsız sütle hazırlanmış latte, soğuk amerikano, soğuk filtre kahveden tüketilerek kalori tasarrufu yapılabilir.

Smoothieler

Yeterli sıvı alımı sağlamak için mükemmel bir seçenek olan smoothieler de, etkileyici bir vitamin, mineral ve faydalı bitki bileşikler yelpazesine sahiptir.

Buzdolabınızda veya dondurucunuzda bulunan hemen hemen her malzeme kombinasyonuyla smoothie yapılabilir. Fakat smoothielerin birden fazla meyve eklenerek yapılması, kan şekeri dengesinin bozulmasına ve kilo alımına neden olabilir. Bu nedenle aşağıdaki 4 gruptan yalnızca 1 çeşit seçerek 4 malzemeyle sağlıklı smoothie’ler hazırlanmalıdır.

1.Grup Meyve: muz, yaban mersini, çilek, ananas, elma

2.Grup Süt: süt, laktozsuz süt, yağsız süt, badem sütü, Hindistan cevizi sütü, yulaf sütü

3.Grup Tatlandırıcı: bal, pekmez

4.Grup Yağ: keten tohumu, Chia tohumu, badem, fındık, ceviz

Ekstra olarak smoothie bir öğün yerine tüketilmek isteniyorsa içine 1-2 yemek kaşığı yulaf ezmesi de eklenebilir.

Limonata

Limonata içine koyulan şeker miktarının artışına bağlı olarak daha kalorili bir hal almaktadır. Limonata evde şeker oranı düşük tutularak yapılabilir. Limonata daha doğal ve daha düşük kalorili olarak tüketilmek isteniyorsa içerisine 1 tatlı kaşığı bal eklenebilir. Günde 1 bardak tüketilmesi hem ferahlamaya hem de C vitamini alımına destek olmaktadır.

Aritmi kalp büyümesi ve yetmezliğine yol açabiliyor

Aritmi kalp büyümesi ve yetmezliğine yol açabiliyor

Ritim bozukluğu kalbin doğal atışının dışındaki durumlar olarak tanımlanıyor. Ritim bozukluğunun kalp içinden veya kalp dışı kaynaklı birçok sebebi bulunuyor. Kansızlık, tiroid bezi bozuklukları, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi ciddi kalp hastalıklarının yanı sıra doğuştan var olan kalp anomalileri nedeniyle de ritim bozukluğu gelişebiliyor. Kalpte ritim bozukluklarının tedavi edilmemesi ciddi problemlere yol açabiliyor. Ritim bozukluğunun hangi sebeplerden kaynaklandığını ve eşlik eden kalp hastalığı olup olmadığını bilmek, tedavi planlaması açısından son derece önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sabri Demircan, kalpte ritim bozukluğu ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Sabri Demircan

Ritim bozukluğunda en sık görülen şikayet çarpıntıdır

Aritmi olarak da adlandırılan ritim bozukluğu, düzenli kalp atımının bozulmasıdır. Ritim bozukluğu nabız düşmesi (bradikardi) ya da nabız yükselmesi (taşikardi) şeklinde olabilir. Toplumda tekleme olarak bilinen, çok sık şikayet sebebi olan ekstrasistol denilen çarpıntı şeklinde de görülebilir. Ritim bozukluğunda hastaların ilk başvuru şikayeti çarpıntıdır. Çarpıntı kişin kalp atışlarını hissetmesi olarak tanımlanmakta olup, kalp yavaş, kuvvetli, hızlı veya düzensiz atabilmektedir. Çarpıntı, hareketten bağımsız hasta istirahatteyken birden başlayabilir ve birden bitebilir. Ritim bozukluğunun türü ve ciddiyetine göre tansiyon düşüklüğü, halsizlik, yorgunluk hatta bayılmalara kadar giden şikayetler de görülebilir. Aritmi tanısı için önce detaylı bir muayene yapılır ve laboratuvar testlerinden yardım alınabilir. EKG, Ekokardiyografi ve 24 saat süren Ritim Holter takibi ile ritim bozukluğu tanısı koymak mümkündür. Tedavi bu verilere göre şekillendirilmektedir.

İlacın yetersiz kaldığı aritmilere girişimsel yöntemler uygulanabiliyor

Birçok aritmi tedavi gerektirmeyecek kadar masum olabilmektedir. Kişinin çok rahatsız hissettiği durumlarda ilaç tedavileri ile ritim bozukluğu tedavi edilebilmektedir. Hayati tehlikeye sebep olabilecek ritim bozukluklarında ise şok verme özelliği olan kalp pilleri gerekebilmektedir. Ritm bozukluğu olan kişilerde elektrofizyolojik çalışma adı verilen işlemle tanı ve tedavi yönteminin belirlenmesi sağlanabilir. Genelde bacak damalarından girilerek toplardamarlardan geçmek suretiyle kalbe kadar ulaşılması ve kalbe elektrot kateter denilen ince kabloların yerleştirilmesiyle gerçekleştirilen girişimsel bir yöntemdir. Kalbin içinden doğrudan alınan elektrik sinyalleri gelişmiş bilgisayarlar aracılığıyla değerlendirilerek normalden sapmalar araştırılır. Aritmiye kalbin elektriksel devresindeki bozulmalar ve aksaklıklar sebep oluyorsa bozuk olan odaya elektrot yani kalp pili yerleştirilmektedir.

Kalp dokusundaki anormal elektrik sinyallerini bloke ediliyor

Nabız yükselmesi sonucu oluşan ritim bozuklukları ilaçlarla ya da ablasyon yöntemiyle tedavi edilebilmektedir. Eğer hastanın ilaçla kontrol edilemeyen taşikardileri varsa, kateter ablasyonu önerilebilir. Kateter ablasyonu, aritmiden sorumlu elektrik hücrelerini yok ederek aritmiyi durdurmayı amaçlayan minimal invaziv bir müdahaledir. Ablasyon tedavisi kalpteki ritim bozukluğunun fazla odaklardan dolayı meydan geldiğinin kesin olduğu durumlarda uygulanmaktadır. Bu prosedürün amacı, kalp dokusundaki anormal elektrik sinyallerini bloke etmektir. Ablasyon yöntemiyle bu fazla odaklar ortadan kaldırılmaktadır. Çeşitli kateter ablasyon cihazları ve teknikleri kullanılabilir. Uygulandıkları enerji türüne bağlı ısı bazlı radyofrekans (RF) ablasyonu ve soğuk bazlı kriyoablasyon olarak iki kategoriye ayrılır.

Ablasyon tedavisi sonrası birkaç içinde günlük yaşama dönülüyor

Ablasyon yöntemi mümkün olduğunda lokal anestezi ile yapılmaktadır. Bunda temel amaç, hastalara ritim bozukluğunu bir şekilde yaşatmaktır. Kasık ya da kolda bulunan toplardamarlardan kateterle kalbe kadar girilir. Uygulama yapılacak bölge lokal bir enjeksiyonla uyuşturulduktan sonra işlem uygulanmaktadır. İşlem kasıktan girilerek yapıldığı için hasta birkaç gün kasık bölgesinde ağrı duyabilmektedir. Hasta birkaç gün içinde gündelik hayatına dönebilir. Aritmi ablasyon tedavisinden sonra hasta sigara kullanıyorsa sigarayı bırakmalıdır. Aşırı çay ve kahve tüketiminden kaçınılmalıdır. Tansiyon ve diyabet gibi eşlik eden hastalıklar varsa kontrolü mutlaka sağlanmalıdır.

Kalp ağrısı varsa doktoru ihmal etmeyin

Kalp ağrısı varsa doktoru ihmal etmeyin

Kalp ağrısı, kalp kasına yeteri kadar kanın ulaşamadığı durumlarda ortaya çıkan göğüs ağrısı veya göğüs bölgesinde rahatsızlık hissi olarak tanımlanıyor. Aniden ortaya çıkan ve çoğu zaman kalp krizi zannedilerek paniğe sebep olan kalp ağrısı pek çok nedenle gelişebiliyor. Kalp krizi geçiren hastalarda da görülen bu rahatsız edici ağrının görmezden gelinmemesi ve en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna gidilerek kalp kontrollerinin yapılması gerekiyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Hatice Betül Erer, Kalp Sağlığı Haftası kapsamında kalp ağrısı ve kalp krizi belirtileri konularında bilgi verdi.

Kalp, insan sağlığı ve yaşam için çok önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle kalp ağrısı çoğu zaman paniğe ve heyecana neden olmaktadır. Kalp ağrısı, istirahatte ya da efor (yürüme, merdiven çıkma, koşma) gibi durumlarda ortaya çıkabilmektedir. Efor ile oluşan göğüs bölgesinde, ağırlık hissi ve baskı hissi şeklinde hissedilen göğüs ağrısının, kalpten kaynaklanması çok yüksek ihtimaldir. Durumun ciddi olup olmadığını anlamak için ise en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Doç. Dr. Hatice Betül Erer

Kalp ağrısının birçok farklı nedeni olabiliyor

Anlık gelişen kalp krizi belirtileri arasında mide ağrısı şikayetleri de yer almaktadır.

Kalp krizinin yanı sıra, kalp damar hastalıklarının temel belirtisi arasında kalp ağrısı ve kol uyuşması bulunmaktadır. Kalp ve damar hastalıklarında görülen tipik göğüs ağrısı, göğsün ön kısmında baskı şeklinde olan bir ağrı olup, kollara ve boyna yayılabilmektedir. İstirahat sırasında da oluşabildiği gibi tipik olarak eforla gelişir. Hasta dinlendiğinde de dakikalar içerisinde azalır ve kaybolur. Yaygın damar hastalıklarında ya da kalp spazmı sırasında dakikalar içerisinde kaybolmaz ve saatlerce devam edebilir. Kalp dışı nedenlerden kaynaklı olarak da göğüs kafesi içerisinde olan sinir ve kas sistemi rahatsızlıkları, akciğer rahatsızlıklarında göğüs ağrıları olabilmekte ve günlerce devam edebilmektedir.

Kas, sinir hastalıkları ve boyun fıtıkları da aynı şekilde kol uyuşması ile bulgu vermektedir. Anlık gelişen kalp krizi belirtileri arasında mide ağrısı şikayetleri de yer almaktadır. Ağrı merkezi kalp olmasına rağmen diğer iç organlarda bu ağrı ve sızı şiddetinden dolayı kasılmalar, sıkışmalar hissedilebilmektedir.

Mutlaka uzmana başvurulmalı

Kalp damarlarının darlığı ya da spazmı ile ortaya çıkan anjina pektoriste ise egzersiz sonrasında oluşan ve 15 ila 20 dk arasında devam eden göğüste yanma, baskı ve ağrı hissi oluşturmaktadır. Daha kısa sürebileceği gibi daha uzun sürede görülebilecek bu ağrılar erken dönemde tedavi gerektirmektedir. Bu tür şikayetleri olan hastaların kalp ve damar hastalıkları uzmanına başvurması gerekir. Kalp damar hastalıkları için efor ile ortaya çıkan nefes darlığı ve tıkanma hissi, göğüste ağrı en büyük belirti olarak karşımıza çıkmaktadır. Kalp ve damar hastalıklarının tespiti için efor testleri, kalp sintigrafisi, stres eko tetkikleri yapılır. Kesin tanı için koroner anjiyografi ve bilgisayarlı koroner anjiyo uygulanmaktadır.

Kalp krizi belirtileri herkeste aynı şekilde ortaya çıkmıyor

Kalp krizi semptomları genellikle aniden başlar, ancak yavaş yavaş da fark edilebilir hale gelebilirler. Kalp krizi esnasında şiddetli baş dönmesi, mide bulantısı, kol, ense, ağrıları olabilir ve hastalar ritim bozukluğu ile bayılabilir. Ağrı beş dakikadan fazla sürer ve dinlenmekle düzelmez. Böyle bir durumdan şüphe duyulduğunda mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekebilir. Kalp krizi belirtileri herkeste aynı değildir. Göğüs sıkışması veya ağrısı olmadan da ortaya çıkabilir. Özellilkle kadın hastalar, yaşlılar ve diyabet ya da kalp yetmezliği olan kişiler tipik göğüs ağrısını daha az hissedebilir ya da daha farklı atipik özellikte yakınmalar tarif edebilirler.

Kalp krizinin 9 belirtisine dikkat!

  1. Göğüste güçlü bir sıkışma veya basınç hissi
  2. Göğüs kemiğinin arkasında bıçaklama, yanma veya baskı yapan ağrı
  3. Sol veya sağ kola, sırta, boyuna veya üst karına yayılan ağrı
  4. Omuz bıçaklarına, boğaza, boyuna ve çeneye yayılabilen üst vücut ağrısı veya uyuşma
  5. Nefes darlığı
  6. Bulantı, kusma
  7. Terleme veya soğuk terleme
  8. Solgunluk
  9. Baş dönmesi

Vücut kanseri kendi gücü ile yeniyor

Vücut kanseri kendi gücü ile yeniyor

Son yıllarda tüm dünya ile birlikte ülkemizde de kanser vakalarında önemli artış yaşanıyor. Bu artış oranları arasında erkeklerde akciğer, kadınlarda ise meme kanseri başı çekiyor. Çağımızın tıbbi ve teknolojik gelişmeleri doğrultusunda geliştirilen yeni nesil tedavi yöntemleri ise hayati risklere neden olabilen tüm kanser türlerinin tanı ve tedavisinde önemli avantajlar sağlıyor. Bu yeni nesil tedavilerin başında gelen immünoterapi, kanser hücreleri tarafından çeşitli yollarla baskılanmış olan bağışıklık sistemimizi yeniden harekete geçirerek kanser ile savaşma kapasitesini arttırıyor. İmmünoterapi, başta akciğer, cilt (malign melanom) ve böbrek kanserleri olmak üzere; baş-boyun, üçlü negatif meme, mesane, karaciğer ve özefagus-mide kanser hastalarının tedavisinde kullanılarak hastanın yaşam kalitesi ve süresini önemli ölçüde artırabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Tuğba Akın Telli, 1-7 Nisan Kanser Haftası nedeniyle inmünoterapi tedavi yönteminin avantajları hakkında bilgi verdi.

Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Tuğba Akın

Doç. Dr. Tuğba Akın

Kanserli hücreler asker hücreleri atlatarak bağışıklık sistemine saldırıyor

Sağlıklı bir insanın vücudunda bulunan ve kansere karşı savaşan T lenfositler asker hücre olarak adlandırılmaktadır. Bağışıklık sisteminde bulunan bu hücreler kanserli hücreleri çoğunlukla vücuttan temizlemektedir. Ancak bazen bir grup kanser hücresi T lenfositlerden kaçarak çoğalmaya devam eder. Aynı zamanda kanser hücreleri T lenfositlere vücuda yabancı olmadığı mesajını vererek bu hücrelerin savunmasından kurtulur ve insan bağışıklık sistemini baskılamaya başlar.

Yeni nesil tedavi yöntemi immünoterapi, kanser tedavisinde çığır açtı

Yeni nesil tedavi yaklaşımlarının başında gelen ve 2011 yılından beri kanser tedavisinde kullanılmaya başlanan immünoterapi, kişinin kendi bağışıklık sistemini aktive ederek kanser hücreleriyle daha etkili savaşmasını sağlamaktadır. Bağışıklık sistemi bir takım hücre ve proteinlerin etkileşimi ve ortak çalışması sonucu kişiyi enfeksiyonlardan koruyan bir savunma sistemidir. Esasında bazı açılardan kanserden de korumaya yardımcı olur. Bağışıklık sisteminin temelini “kendinden olmayan” her şeyin ayırt edilmesi oluşturmaktadır. Bu sistem, vücutta normalde bulunan tüm maddelerin kaydını tutar. Bağışıklık sisteminin tanımadığı herhangi bir yeni protein alarm vererek bağışıklık sisteminin ona saldırmasına neden olur. Örneğin mikroplar, normalde insan vücudunda bulunmayan belirli proteinleri içerir. Bağışıklık sistemi bunları “yabancı” olarak görür ve saldırır. İmmün yanıt, mikrop veya kanser hücreleri gibi yabancı madde içeren her şeyi yok edebilir. Bununla birlikte, kanserde bu yanıt her zaman istediğimiz düzeyde olmayabilir. Bazen bağışıklık sistemi kanser hücrelerini yabancı olarak görmez çünkü hücreler normal hücrelerden yeterince farklı değildir veya çeşitli değişimler göstererek bağışıklık sisteminden kaçabilirler. Bazen de bağışıklık sistemi kanser hücrelerini tanır. Ancak immün yanıt kanseri yok edecek kadar güçlü olmayabilir. Yine kanser hücrelerinin kendileri de bağışıklık sisteminin onları bulup saldırmasını engelleyen bazı proteinler salgılayabilir. İmmünoterapiler tam olarak da bu durumların üstesinden gelebilmek amacıyla son yıllarda artan sayıda preklinik ve klinik çalışmayla kullanılmaya başlandı.

Vücudun kanseri kendi kendine yenmesini sağlayabiliyor

İmmünoterapi tedavisinde bağışıklık sistemi üzerindeki kanserli hücrelerin oluşturduğu baskıyı ortadan kaldırmak ve kanser savaşçısı T hücrelerini kanser dokusuna yönlendirmek amaçlanmaktadır. İmmünoterapi ile kemoterapi ve hedefe yönelik akıllı tedavilere göre daha uzun süreli yanıtlar alınabilmektedir. İmmünoterapi vücutta bulunan T hücrelerinde bir hafıza oluşturarak bağışıklık sisteminin kanserli hücrelere karşı daha aktif rol oynamasını sağlamaktadır. Böylece hedef bağışıklık sistemini yeniden organize ederek vücudun kanseri kendi kendine yenmesini sağlamaktır.

Hastaya özel immünoterapi ameliyat öncesi ya da ameliyat sonrası kullanılabiliyor

Her geçen gün yeni bir kanser türünde farklı evrelerde kullanılan ve hastaya özel uygulanan immünoterapilerin klinik çalışmaları yapılmakta ve kılavuzlar buna uygun değişmektedir. İlk çalışmalar daha çok ileri evre kanserlerde tek başına immünoterapi verilmesi şeklinde yapılmışken, etkinlik verileri sonrasında daha erken evrelerde de hem ameliyat sonrası hem de ameliyat öncesi tedavi döneminde ve bazen de kemoterapi ile kombinasyon şeklinde kullanımı öne çıkmaktadır.

İleri evre akciğer kanserinde sonuç alınabiliyor

İmmünoterapi ile; akciğer, cilt (malign melanom) ve böbrek kanserleri başta olmak üzere baş-boyun, üçlü negatif meme, mesane, özefagus-mide, karaciğer, serviks (rahim ağzı), endometriyum (rahim) ve bazı kolon kanserlerinin tedavisinde başarılı sonuçlar alınmaktadır. İmmünoterapi ile akciğer kanseri tedavisinde de çok önemli başarılar sağlanabilmektedir. Öyle ki immünoterapi tedavisinden önce ileri evre akciğer kanserinde uzun süreli kontrol neredeyse mümkün değildi. Oysaki artık ileri evre akciğer kanserinde bile immünoterapi ile hastalığın tamamen kontrol altına alınması sağlanabilmekte hatta bu yanıtın uzun süreli olması mümkün görünmektedir.

İmmünoterapi tedavisinde saçlar nadiren dökülür

Kemoterapilerden farklı olan etki mekanizmaları sonucunda immünoterapilerin farklı bir yan etki profili bulunmaktadır.  Kemoterapide sık görülen bulantı, kusma, halsizlik, saç dökülmesi, kan değerlerinin düşmesi gibi yan etkiler, immünoterapide nadiren görülmektedir. Ancak inmünoterapinin, bağışıklık sisteminin aşırı aktive olmasına bağlı başka yan etkileri olabilir. Bu yan etkilere erken ve zamanında müdahale etmek hayati önem taşımaktadır ve mutlaka multidisipliner bir ekiple süreci yönetmek gerekmektedir.

Kronik hastalıkları olanlar oruç tutarken şunlara dikkat edin!

Kronik hastalıkları olanlar oruç tutarken şunlara dikkat edin!

Oruç tutmak beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzını yeniden düzenliyor ve sağlığa olumlu etkilerde bulunuyor. Oruç, vücudun kendi kendini iyileştirmesini, organizmanın zararlı maddelerden arınmasını sağlıyor. Bu sene Ramazan ayında oruç yaklaşık 4 saat sürüyor. Sahurla iftar arasında uzun bir sürenin olması kronik sağlık sorunları olup oruç tutmak isteyen kişiler kadar, sağlıklı kişilerin de beslenme açısından dikkatli olmasını gerektiriyor. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Özgür Mollaoğlu, oruç tutmak isteyenlerin ve kronik hastalıkları olanların dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Dr. Özgür Mollaoğlu

 Düzenli ilaç kullanımı sahur ve iftara göre ayarlanmalı

Oruç tutmak sağlığa faydalarının yanında özellikle ileri yaş ve kronik hastalıkları olanlar için sakıncalı durumlar oluşturabilmektedir. İleri yaş grubunun oruç tutmadan önce sağlık kontrolünden geçerek  tansiyon, kan şekeri, böbrek, kalp  ve karaciğer fonksiyonları hakkında bilgi edinmeleri gerekir. Mide sorunları olanların asit fazlalığı, reflü şikayeti olanların asit azaltıcı ilaçlarını sahurdan önce almaları gün içinde mide şikayetlerini azaltacaktır. Ancak  daha önce mide ülseri ya da  kanama gibi mide sorunu olanların doktorları ile görüşmeleri, gerekirse oruç tutmamaları önerilir. Düzenli ilaç kullanması gereken tiroid hastaları doktorlarına danışarak ilaç vakitlerini sahur ve iftara göre ayarlayıp oruç tutabilmektedir.

Kalp ve diyabet hastaları özellikle dikkatli olmalı

Kalp hastaları, yüksek tansiyon ve özellikle insülin kullanan diyabet hastalarının oruç tutmaları sakıncalı olabilir. Bu sebeple doktorlarına danışmadan oruç tutmamaları gerekir. Ayrıca kolesterol, böbrek hastalıkları, diyabet, tansiyon, tiroid, reflü ve mide sorunları olan kişilerin da oruç tutup tutamayacakları konusunda mutlaka konunun uzmanı bir hekimden bilgi almaları gerekmektedir. Aynısı düşük tansiyon, zayıflık ve ileri yaşta olmak için de geçerlidir. Çocukların, hamile ve emziren kadınların da oruç tutmaları önerilmemektedir. Oruç, zayıf veya daha önce ciddi hastalıkları olan kişiler için de uygun olmayabilir. Bu nedenle oruç tutmadan önce kişinin sağlık durumunu değerlendirebilecek doktorlara danışması önem taşımaktadır.

Sahursuz oruç tutmak sağlığınızı bozabilir

Birçok kişi sahura kalkmadan oruç tutmaya çalışmaktadır. Bu açlık dönemini uzatmakta kan şekeri düşmesi riskini artırmakta, konsantrasyon güçlüğü, baş ağrısı, yorgunluk hissine neden olmaktadır. Sahur öğünü atlanmamalıdır. Bu kan şekeri düzeyinin korunması açısından önemlidir. Sahurda mutlaka bol su içilmeli bunun yanında hafif bir kahvaltı ya da az tuzlu, az baharatlı sebze yemeği ya da zeytinyağlı yemekler tercih edilmelidir. Bunun yanında protein içeriği nedeniyle ve tok tutucu etkileri nedeniyle süt ve yumurta önerilebilir. Ekmek olarak beyaz ekmek kan şekerini hızlı yükseltip daha çabuk açlık hissi yaratacağından, kepek ekmeği ya da çavdar ekmeği yenmesi besleyicilik ve tokluk hissi açısından daha faydalıdır. Sahur öğünü yapıldıktan hemen sonra uykuya dönülmemelidir. Aradan en az 1 saat geçmesinde fayda vardır.
Sağlıklı bir iftar için yemekler yavaş yenmeli

Kronik hastalıkları bulunan ve Ramazan ayında oruç tutmak isteyen kişilerin ekstra dikkat etmesi gereken noktalar şöyle sıralanmaktadır:

 

  1. Kronik hastalıkları olan kişilerin doktora danışarak oruç tutması önemlidir.
  2. Oruç tutarken hastalıklarda kontrol altına alınmalı, ilaç kullanımı varsa ihmal edilmemeli, saat ayarlaması yapılmalıdır.
  3. Hastalığa göre yasaklı besinler varsa nasılsa oruç tutuyorum, daha az öğün yapıyorum diye düşünülerek diyet planı bırakılmamalıdır.
  4. Uzun süreli açlık sonrasında iftarda normalde tüketilen miktardan ve çeşitlilikten daha fazlasının yenmemesine dikkat edilmelidir.
  5. İftara bir kase çorba ile başlanmalı, su içilmeli ve 20 dakikalık bir ara vererek ana yemeğe başlanmalıdır.
  6. Yemek yavaş yenmeli, acele edilmemelidir.
  7. Zeytinyağlı yemekler tercih edilmeli, et ve tavuk ızgara olarak yenmeli ve günlük vitamin ihtiyacı için mutlaka  bol yeşil yapraklı sebzeler yenmelidir.
  8. Tatlı olarak şerbetli ve hazmı zor tatlılar yerine az şekerli sütlü tatlılar tercih edilmeli, meyveler yemekten en az 1 -2 saat sonra tüketilmelidir.
  9. Egzersiz yapan ve Ramazan’da da buna devam etmek isteyenlerin iftardan sonra ağır egzersizden kaçınması bunun yerine yemekten 1 saat sonra 30 dakikalık yürüyüş yapmaları önerilir.
  10. Günlük sıvı alımı çok önemli olduğu için sahur ve iftar arasında özellikle bol su içmeye özen gösterilmeli, en az 2-2.5 litre su tüketilmelidir.

Okul hastalıklarına dikkat!

Okul hastalıklarına dikkat!

Okul dönemi genellikle “Hastalık dönemi” olarak da biliniyor. Çocukların sık sık hastalanması da ebeveynleri endişelendiriyor. Bu rahatsızlıkların bazılarından pratik önlemlerle kaçınılırken, bir kısmından da aşılar sayesinde tamamen korunmak mümkün olabiliyor. Bu anlamda aşılanmanın önemi de bir kez daha ortaya çıkıyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Elif Erdem Özcan, okulda görülen hastalıklar ve bunlardan korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Çocuklarını okula gönderirken birçok ebeveyni endişelendiren noktalardan biri, çocukların yakalanabileceği yaygın hastalıklardır. Bu hastalıklar çocukların derslere adaptasyonunu ve okul başarısını olumsuz etkilerken, ebeveynlere de bulaşabildiği için sıkıntılı süreçlere yol açabilir. Bu hastalıklardan bazıları aşılarla önlenebilirken, diğerleri için yapabilecek tek şey çocuğun enfeksiyon kapma riskini önlemeye çalışmak ve bu anlamda hazırlıklı olmaktır.

Okul döneminde yaygın olarak görülen hastalıklar için çocuğun enfeksiyon riskini azaltmak adına bazı adımlar atılabilmektedir. Okul çağında görülen hastalıklar ve korunma yöntemleri şöyle sıralanabilir:

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Elif Erdem Özcan

Soğuk algınlığı: Soğuk algınlığı, okul çağında çocukların sık yakalandığı hastalıklardan biridir. Soğuk algınlığı, okullar veya kreşler gibi kalabalık ve yakın temasa açık ortamlarda kolayca yayılır. Öksürük, hapşırık, burun akıntısı semptomlar gösteren hastalıkta genelde yüksek ateş görülmez. Elleri sık sık yıkamak, elleri burun ve ağza dokundurmamak, sınıf ortamını sık sık havalandırmamak, okullarda ortak kullanım alanlarının temizliğinden emin olmak, çocuğun C vitaminden zengin beslenmesini, bol sıvı alımını sağlamak soğuk algınlığı için alınabilecek önlemlerdendir.

Mide gribi: İshal, karın ağrısı, kusma, bazen de ateşle belirti veren mide gribi bir bağırsak enfeksiyonudur. Enfekte bir kişiyle temas veya bulaş olan yiyecek ya da su tüketimiyle bulaşır. Sık sık elleri yıkamak, yenilen sebze ve meyvelerin iyice yıkandığından emin olmak, emin olunmayan yerden bir şeyler yiyip içmemek, okulda ortak kullanım eşyalarının temizliğinden emin olmak mide gribinin önlemlerinden sayılabilir. Bulaşan çocuğun bol sıvı almasını, muz, ekmek, kızarmış ekmek, yağsız makarna gibi besinlerle beslenmesini sağlamak faydalı olacaktır.

Bademcik enfeksiyonu: Genelde streptococcus pyogenes adlı bir bakterinin neden olduğu hastalık çocuklarda sıkça görülür. Çocuklar, yutkunmakta zorlanır, ateşlenir ve halsiz düşer. Bunu yaşayan çocuğun mutlaka bir pediatri uzmanına görünmesi önemlidir. Reçeteli antibiyotiklerle tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Çocuğun dinlenmesi, yeterli sıvı alması, dengeli beslenmesi hızlı iyileşmesi açısından önemlidir. Korunmak için de bol sıvı içilmesi, C vitamininden zengin beslenilmesi, ellerin sık sık yıkanması gerekir. Bazı çocuklarda bademciklerin alınması da önerilebilir.

El, ayak, ağız hastalığı: Okul çağında en sık görülen hastalıklardan biri de el, ayak, ağız hastalığıdır. Son derece bulaşıcı olan bu hastalık ateş, halsizlik, boğaz ağrısı, ağız ve dil yaraları, eller ve ayaklarda kabarcıklarla kendisini gösterir. Hastalığın yayılmasını önlemek için çocuğun izole edilmesi gerekir. Yetişkinlere de bulaşır. Hastalar öksürme ve hapşırma sonucunda damlacık yoluyla virüsü çevreye bulaştırır. Hasta kişi ile yakın temas etme, öpme, sarılma, lezyonlu deriye dokunma, ortak eşya kullanma sonucunda ya da dışkı ve idrar ile bulaşabilir. Hasta çocuklar okula gönderilmemeli, hasta kişilerden uzak durulmalı, eller sık sık yıkanmalı, hasta bireyle ortak eşya kullanılmamalı, ortam havalandırılmalı, okulda ortak alanların hijyeninden emin olunmalıdır.

Grip: Grip, öksürme ve hapşırma yoluyla havaya kolayca yayılan damlacıklarla bulaşan bir virüstür. Semptomlar ateş, vücut ağrıları, titreme, boğaz ağrısı, yorgunluk ve iştahsızlığı içerir. Tipik vakalar, semptomları evde ilaç, dinlenme ve sıvılarla yönetmek dışında tedavi gerektirmez. Grip semptomları şiddetliyse veya çocuğun gribi komplike hale getirebilecek başka durumları varsa, bir doktora danışmak ve bazen hastaneye yatmak gerekli olabilir. Gripten korunmak için de her yıl grip aşısı yaptırılabilir. Bunun yanında kişisel hijyene dikkat etmek, ortak kullanım alanlarının temizliğinden emin olmak, sağlıklı beslenmek, ortamın havalandırılmasını sağlamak korunma sağlayabilir.

Kırmızı göz: Halk arasında kırmızı göz olarak bilinen konjonktivit, göz kızarıklığı, gözde akıntı, kaşıntı, şişmeyle belirti verir. Bulaşıcıdır. Etkilenen çocuğun okula gönderilmemesi gerekir. Ellerin sık sık yıkanması, gözlerin ovuşturulmaması önleme açısından faydalı olur. Bunun yanında bulaş olan kişiyle aynı malzemeleri kullanmamak gerekir. Bu hastalıkta çocuğun yaşam kalitesi de düşer.

Suçiçeği: Aşılanmayan çocuklar her zaman suçiçeği riski altındadır. Suçiçeği, vücudun her yerinde kırmızı, kaşıntılı, kabarcıklı bir döküntüye neden olur. Diğer semptomlar ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, iştahsızlık ve vücut ağrılarıdır. Suçiçeği virüsünü tedavi edecek bir ilaç yoktur, ancak hastalık sırasında çocuğun daha rahat etmesi için semptomlar tedavi edilebilir. Doktor tarafından önerilen losyonlar veya diğer kaşıntı giderici kremler ile ağrı kesiciler kullanılır. Önlemenin yolu aşıdır.

Bit: Bitler, saça giren, kafa derisinden kanla beslenen ve saç derisine yakın noktalara yumurta bırakan küçük parazitlerdir. Bitler çok bulaşıcıdır ancak tehlikeli değildir. Bitler, kafa derisinde aşırı kaşıntı nedeniyle küçük şişlikler ve yaralar oluşturabilir. Tedavisi ise, ilaçlı şampuanları ve saç bakımlarını içerir. Korunmak için lavanta yağı, çeşitli bit rozetleri önerilebilir.

Menenjit: Beyni saran zarların iltihaplanmasıyla oluşan menenjit sağırlık, nörolojik sekeller epilepsi, zeka geriliği, öğrenme güçlüğü hatta ölüme neden olabilen bir hastalıktır. Ateş, baş ağrısı, ensede sertlik, tepkisizlik, bilinç bulanıklığı, havale, titreme, eklem ağrıları menenjit belirtileri arasındadır. Menenjit farklı bakterilerden veya virüslerden kaynaklanabilmektedir. Hastanede yatarak izlenen bu hastalıkta eğer tahlil sonuçlarında bakteriyel menenjit varsa, doktor menenjitten şüphe ederse antibiyotik tedavisi başlanır. Menenjit hastalığı bulaşıcıdır. Öksürme, hapşırma ile bulaşabilir. Ülkemizde üç menenjit aşısının ikisi aşı takvimimizde bulunmaktadır (pnömokok ve Hib). Meningokok aşıları ise ACWY ve B tipi aşıları olmak üzere iki çeşittir. Gelişmiş ülkelerde aşı takviminde yer alan bu aşılar ülkemizde de bulunmaktadır ve özel olarak uygulanmaktadır. Aşılama sonrasında ömür boyu bağışıklık kazanılır. El yıkama tüm hastalıklarda olduğu gibi menenjiti önleme konusunda da yardımcıdır. Kişisel hijyen eşyalarının başkalarıyla paylaşılmaması gerekir. Sağlıklı beslenmek önemlidir.

Öpücük hastalığı: Halk arasında öpücük hastalığı olarak bilinen Epstein-Barr virüsü nedeniyle ortaya çıkar. Tükürükle ve vücut salgıları yoluyla bulaşır. Çok yakın mesafeden konuşmak, tokalaşmak, aynı malzemeleri kullanmak, ortak kaptan yemek, yakın temas nedeniyle bulaşır. Özellikle kreş çağı çocuklarını etkiler. Bademcik iltihabı, halsizlik, ateş, eklem ağrıları, baş ağrısı gibi semptomları bulunur. Kişisel hijyenin sağlanması, eşyaları ortak kullanmamak, ortamın havalandırılması bunun için alınabilecek önlemlerdendir.

Covid- 19 tehlikesine dikkat!

Tüm bu hastalıklara ek olacak Covid- 19 da çocukları okulda bekleyen tehlikeler arasındadır. Çocukların virüs hakkında bilinçli olması, gerekli hijyen tedbirleri alması, çok önemlidir. Çocukta eğer koronavirüs belirtileri varsa okula gönderilmemeli, PCR testi ile Covid-19’a yakalanıp yakalanmadığı belirlenmeli ve gerekli önlemlerin alınması sağlanmalıdır.

Çocuklarda böbrek taşı neden oluşur?

Çocuklarda böbrek taşı neden oluşur?

Aileler özellikle bebek bezlerinde kırmızı veya pembe lekelenme, parçacıklar veya çocuklarının idrarında kan görünce ile telaşlanabiliyor. Her ne kadar yetişkin hastalığı olarak düşünülse de; çocuklarda ve bebeklerde de böbrek taşı görülebiliyor. Çocuklarda böbrek taşının oluşmasına yol açabilen faktörlerin bilinmesi ve bunlara yönelik önlemler alınması önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Ürolojisi Bölümü’nden Doç. Dr. Onur Telli, çocuklarda ve bebeklerde görülebilen böbrek taşı hakkında bilgi verdi.

Böbrek kanalları içinde bulunan mineral içerikli sert kitlelere böbrek taşı denilmektedir ve bu taşların tam olarak neden oluştuğu bilinmemektedir. Taşlar tipik olarak böbrek ve üreterde oluşur. Birçok böbrek taşı türü vardır. Ama çocuklar arasında en çok kalsiyum oksalat ve kalsiyum fosfat taşları görülür. Bazen, belirli yiyecek ve içecekleri tüketmekten kaynaklı taşlar oluşabilmektedir. Eğer çocuklar idrar yaparken taş düşürürse bunu hekime götürmek, laboratuvar testleri sayesinde taşın türünün bulunmasına ve bir daha oluşmasının önlenmesine yardımcı olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme de çocuklarda böbrek taşına sebep olabilir
Böbrek taşlarının oluşumu için pek çok risk faktörü vardır. En yaygın sebepler olarak şunlar sayılabilir:

  1. Yeterince su tüketmemekten kaynaklı az idrar çıkışı
  2. Ailede taş oluşumu öyküsü
  3. Tuzlu gıdalar, çocukların çok sevdiği abur cubur olarak tanımlanan yiyecekler ve asitli içecekler
  4. Bazı ilaçların kullanımı
  5. Bazı sebeplere bağlı idrar çıkışının engellenmesi
  6. Böbrek enfeksiyonu
  7. Bağırsak hastalıkları

Ani ağrılar, mide bulantısı ve idrar problemleri görülebilir

Bazen çocuklarda böbrek taşları bir belirti vermeyebilir. Ancak taşlar idrar yolunda hareket etmeye başlarsa bazı belirtilere neden olabilir. Sırtta ani ve şiddetli ağrı, mide bulantısı, kusma, kasık ağrısı, mide ağrısı, işeme sırasında yanma veya ağrı, idrarda kan, ateş, idrar yolu enfeksiyonu bu semptomlardan sayılabilmektedir. Küçük çocuklarda aileler bezlerin içinde pembe lekelenmeler fark edebilir ve panikleyebilir. Bunun sebebi de böbrek taşı veya kumu olabilir.

Taş olduğu şüphelenilen bir çocuk için tercih edilen teşhis yöntemi ultrasondur. Bilgisayarlı Tomografi de çok küçük boyuttaki taşları gösterir. Eğer ultrasonda görülmeyen bir durum varsa Bilgisayarlı Tomografi çekilebilir. Bunun yanında kan ve idrar tetkiki de istenir.

Böbreklerin korunması çok önemli

Bir böbrek taşı bir çocukta ağrıya ve çeşitli semptomlara neden oluyorsa, amaç rahatsızlığı hafifletmeye yardımcı olmak ve taşın mesaneye inip idrarla dışarı çıkmasına yardımcı olmaktır. Bu bazen evde çok miktarda su ve diğer sıvıları içerek yapılabilir. Hekimin önereceği ağrı kesiciler de ağrıyı yönetmek için önemlidir.  Hekim, taşın geçişini kolaylaştırmak için başka oral ilaçlar reçete edilebilir. Bazen çocuk üroloji uzmanları, laboratuvarda test edilebilmesi için düşürülen taşın getirilmesini isteyebilir. Bu taşın türünü ve neden kaynaklandığını bulma; bir dahaki sefere aynı tür taşın oluşumunu engellemesi açısından önem taşır. Bazı çocuklarda semptomlar çok şiddetli olabileceğinden damar yoluyla ağrı kesici ve sıvı takviyesi yapılabilir. Bazen, taşlar çok büyük olabilir ve dışarı atılamayabilir. Çocuk ürologları bu durumda taşın büyüklüğüne göre en basit yöntem olan,  taşları küçük parçalara ayırmak için ses dalgalarından yararlanılan litotripsi kullanabilir. Bu yöntem oldukça güvenli bir cerrahi müdahaledir ve böbrekler bu yöntemden zarar görmez. Bazen de çocuk ürolojisi uzmanı hafif bir anestezi altında ameliyathane şartlarında kapalı yöntemler kullanarak lazer yardımı ile taşın kırılmasını önerebilir.

Multidisipliner yaklaşım gerekebilir
Bazı durumlarda çocuk nefroloji uzmanı ve beslenme uzmanıyla multidisipliner bir biçimde tedavi gerekebilir. Nefrolog, taş oluşum sebebini araştırırken; beslenme uzmanı da gelecekte çocukta bir daha böbrek taşı oluşmasını önleyebilecek şekilde beslenme programını oluşturur.

Böbrek taşı riskini azaltmak için…

Çocuklarda daha fazla böbrek taşı gelişme riskini azaltmak amacıyla bazı önemli noktalara dikkat edilmelidir.

  • Sıvı tüketiminin artırılması
  • Tuz ve tuzlu gıdaların kısıtlaması
  • Sebze ve meyvelerin iyi yıkanarak tüketilmesi
  • İşlenmiş gıda, fast food ve gazlı içeceklerden uzak durulması
  • Mısır şurubu içeren yiyecek ve içeceklerden kaçınılması
  • Önerilen miktarda kalsiyum içeren besinlerin tüketilmesi
  • İhtiyaç dışında kalsiyum veya vitamin takviyesi alınmaması

Sağlıksız uyku yüksek tansiyona neden olabilir

Sağlıksız uyku yüksek tansiyona neden olabilir

Genel vücut sağlığı için çok önemli olan düzenli ve kaliteli uyku kalp sağlına da iyi geliyor. Uyku düzenindeki olumsuz değişiklikler ise, pek çok sağlık sorununa davetiye çıkarıyor. Uyku bozukluklarının yol açtığı sorunların başında ise hipertansiyon geliyor. Yüksek tansiyon, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi kardiyolojik sorunlara zemin hazırlayabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Cegerğun Polat, uyku ve hipertansiyon ilişkisi hakkında bilgi verdi.

Hipertansiyon, kanın damar duvarına uyguladığı basıncın yüksek olması durumudur. İlerleyen yaş grubunun üçte birinin muzdarip olduğu bir hastalıktır. Yüksek tansiyon oldukça yaygın bir sorun olmakla birlikte, birçok hastalığın da ortaya çıkış sebebi sayılmaktadır. Hipertansiyon iki şekilde ortaya çıkar. Eğer saptanabilen ikincil bir nedene bağlı değilse, buna ‘esansiyel’ (primer), bir nedene bağlıysa buna ‘ikincil hipertansiyon’ denir. İkincil hipertansiyon; böbrek hastalıkları, böbrek üstü bezi tümörleri, kan damarlarında doğuştan gelen bozukluklar, tiroid hastalıkları ile doğum kontrol hapları, bazı soğuk algınlığı ilaçları, reçetesiz satılan bazı ağrı kesiciler ve bazı reçeteli ilaçlar nedeniyle olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Cegerğun Polat

Uyku- Obezite- Kalp hastalıkları ilişkisi önemsenmeli

Esansiyel hipertansiyonun da ortaya çıkmasını kolaylaştıran bazı etkenler bulunmaktadır. Bunlar yaş, cinsiyet, yüksek miktarda tuz tüketimi, obezite, yüksek kalorili beslenme, düşük aktivite düzeyi, yorgunluk, kişilik özellikleri, stres, uyku bozuklukları gibi etmenlerdir. Burada uyku kısmını ayrı tutmak gerekebilir. Bazen boyun yapısının kısa olması, damak ya da gırtlak yapısı, burunda olan tıkanıklık kişilerin uyku kalitesini bozabilir. Bu yapısal sorunlar derin uykuya dalmayı engellediği gibi vücudun dinlenmesini de önler. Normalde bir erişkinde ortalama uyku süresi 7-8 arasındadır. Bunun sağlanması için kişinin belirli bir saatte uyuyup, belirli bir saatte uyanması gerekir. Uyku sorunları obezitenin önemli bir sebebidir. Bu da vücut ritmini bozar. Dinlenmemiş bir vücut bu nedenle hipertansiyon için büyük bir risk faktörü olur.

Uyku apnesi kalbe zarar veriyor

Uyku apnesi sorunu olanlar kişilerde daha çok hipertansiyon, diyabet ve obezite görülmektedir. Araştırmalar; uyku apnesi şiddetinin fazla olduğu kişilerde hipertansiyon gelişme riskinin 2 kat arttığı, ayrıca uyku kalitesi düşük olanların, dirençli hipertansiyona yakalanma riskinin iyi uyuyanlardan daha fazla olduğu göstermiştir. Bu durum da kalbin yorulup zarar görmesine neden olmaktadır. Bu hasta grubunda kalp damar tıkanıklığı, kalp krizi, hipertansiyon ve inme riski yüksek olmaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gün içindeki şekerleme süresi 15 dakikayı geçiyorsa dikkat!

Uyku apnesi hastaları, gece uyku sorunu yaşadıkları ve tam olarak dinlenemedikleri için uyku ihtiyaçlarını gün içinde gidermeye meyillidir. Belirli aralıklarla ihtiyaç duyulan ‘şekerleme’nin normal süresi 10-15 dakikadır. Eğer bundan daha uzun bir süre uyku ihtiyacı ortaya çıkıyorsa ve kişi bir anda uykuya dalıyorsa, altta yatan nedenin araştırılması ve hastanın tedavisinin bu yönde yapılması uygun olur. Bu tip hastaların önce uyku testinden sonra da mutlaka kardiyolojik muayeneden geçmeleri gerekir. Çünkü sağlıklı bir uyku düzeni olmayan kişilerin hipertansiyon ve kalp ritim bozukluğu riski olabilir. Aynı zamanda kişide kalp krizi ile kalp yetmezliği de gelişebilir. Yapılan tetkiklerde uyku apnesi saptanan kişilerde pozitif havayolu basıncı ile apnenin tedavi edilmesi, tansiyon değerlerinin kontrol altına alınmasında olumlu etki sağlamaktadır.

Hipertansiyon için uykuya dikkat edilmeli

Özellikle gece vardiyasında çalışan kişiler, düzensiz uyku nedeniyle hipertansiyon açısından riskli gruptadır. Çünkü gece çalışma düzeni, vücudun biyolojik ritminin bozulmasına yol açmakta ve tansiyon dengesinde etkili olabilecek hormonların vücuda salınım dengesi de olumsuz etkilenmektedir. Gün ışığı, biyolojik ritmin önemli bir yönlendiricisidir. Kuzey ülkelerinde yaşayanların uyku düzenlerini oturtabilmek için evlerinde siyah perde kullanmalarının nedeni de budur. Gün ışığı ‘uyanıklık’ demektir. Gece sağlıklı uyuyamamak, metabolizmayı da olumsuz etkiler. Bu nedenle çocukların beş yaşından sonra öğle uykularının kaldırılması, gece uykularının etkilenmemesi ve derin uyku ile büyüme hormonunun salgılanabilmesi bakımından önemlidir.