Yazılar

Kansızlığın sebepleri…

Kansızlığın sebepleri…

Vücutta önemli işlevleri olan B12 vitamini, besinler yoluyla elde ediliyor. B12 vitamini DNA sentezi, hücre bölünmesi ve kan hücrelerinin oluşumda görev alıyor. B12 vitamini eksikliği ise bu fonksiyonların bozulmasına neden oluyor. Bu eksiklik ile ilgili bir tedavi yürütülmediğinde;  anemi (kansızlık), kas güçsüzlüğü, bağırsak problemleri, psikolojik bozukluklar ve geri dönüşü olmayan nörolojik hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Yeliz Zıhlı Kızak, B12 vitamini eksikliği hakkında bilgi verdi.

B12 vitamini (kobalamin) ısıya duyarlı ve diğer B vitaminleri gibi suda çözünen bir vitamindir. Az miktarda da olsa karaciğerde depolanabilir. B12 vitamini; DNA sentezi, enerji üretimi, kırmızı kan hücresi yapımı, sinir sistemi ve beyin fonksiyonlarında görev almaktadır. En önemli işlevlerinden biri gen kopyalanmasında koenzim olarak görev yapmasıdır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Yeliz Zıhlı Kızak

B12 vitamini besinler yoluyla elde ediliyor

Vücudun B12 vitamini ihtiyacı günlük 2-3 mcg’dir. Hamilelerde ve emziren annelerde günlük B12 vitamini ihtiyacı miktarı daha fazladır. Vücuda yeterli miktarda B12 vitamininin alınamaması durumunda B12 vitamini eksikliği ortaya çıkar.  B12 vitamini eksikliğinin birçok nedeni olabilir. En yaygın nedeni B12 vitamini içeren besinler yönünden zayıf beslenmedir. B12 vitamininin alımı sadece besin yoluyla gerçekleşebilir. Özellikle hayvansal ürünler B12 vitamini içermektedir. Hayvansal besin tüketmeyen vejetaryen ve veganlar genellikle B12 vitamini eksikliği yaşarlar. Ayrıca yeme bozuklukları, kullanılan bazı ilaçlar, ileri yaş (65 yaş ve üstü), besin alerjilerinden dolayı B12 açısından zengin besinlerin tüketilememesi, Çölyak ve Crohn hastalıkları gibi sindirim sistemi hastalıkları, hamilelik, sigara ve alkol tüketimi de B12 vitamini eksikliğine neden olabilmektedir.

B12 vitamini eksikliği beyin ve sinir dokusunu etkiliyor

İnsan vücudu B12 vitamini özellikle hayvansal kaynaklı gıdalardan (et, süt ve türevleri, yumurta, balık) temin etmektedir. B12 vitamini eksikliği durumunda vücutta görülen belirtiler; çarpıntı hissi,  üşüme, halsizlik, yorgunluk, uzuvlarda uyuşmalar, dil üzerinde ağrı, ağız ülserleri (aftlar), cilt kuruluğu, saç dökülmesi, kilo kaybı ve ishaldir. B12 vitamini sinir dokusunun sağlığı için gereklidir. B12 vitamini eksikliğinde birincil olarak beyin ve sinir dokusu etkilenmektedir. Depresyon, sinirlilik, unutkanlık, düşünme ve davranışlarda değişiklik, yargılama, hafıza ve anlayış gibi bilişsel kabiliyetlerde azalma B12 vitamini eksikliğinin psikolojik belirtileridir.

Hayvansal gıdalar B12 vitamini açısından zengindir

Besinlerle alım yetersizliği, emilim ve metabolizma bozukluğu olmak üzere farklı etiyolojilere bağlı gelişen B12 vitamin eksikliği olan kişiler; B12 vitamin hapları, iğneleri ve B12 vitamini alımını artıracak şekilde tasarlanan diyetler ile tedavi edilebilirler. B12 açısından zengin besin kaynakları arasında karaciğer, dalak, böbrek, midye, alabalık, karides, ton balığı, süt, peynir, yoğurt ve yumurta yer almaktadır. Özellikle vejetaryen ve vegan beslenen kişilerde bu vitamin eksikliğinin yaşanmaması için B12 vitamini desteği almaları önem taşımaktadır. Ciddi klinik bozuklukları ya da B12 vitamini emilim ve metabolizma problemleri olanlarda öncelikle yeterli yanıt alınıncaya kadar B12 iğne tedavisinin tercih edilmesi daha uygun olmaktadır.

Vajinismus cinsel terapi ile tedavi edilebilinir

Vajinismus cinsel terapi ile tedavi edilebilinir

Vajinismus, hastaların utanıp çekinmesi nedeniyle hakkında pek konuşulmayan cinsel sağlık sorunlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde vajinismus görülme oranının Avrupa’ya göre oldukça yüksek seyrettiği bildiriliyor. Vajinismus cinsel terapi ile etkili bir şekilde tedavi edilebilen bir rahatsızlık olarak tanımlanıyor. Memorial Şişli Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzman Klinik Psikolog Gizem Mine Çölümlü Hengirmen, vajinismus ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Vajinismus vajinaya giriş denendiğinde, vajinanın üçte birini çevreleyen kasların sürekli ve istemsiz kasılmasıdır. Bu kasılmaya tüm bedenin kasılması, bacakların kapanması, korku, kaçınma tepkisi, çarpıntı, terleme, fenalık hissi ve ağlama atakları da eşlik edebilir. Vajinadaki kasılma çoğu zaman cinsel birleşmeye izin vermez. Çok az vakada cinsel birleşme gerçekleşir ancak acılı ve ağrılı sürdürülür. Vajinismus yaygın görülen bir cinsel işlev bozukluğudur.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Gizem Mine Çölümlü Hengirmen

Vajinismus her yaş ve her kesimden kadında görülebiliyor

Cinsellikle ilgili yanlış inanışlar ve tabular vajinismusun gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. ‘İlk gece korkusu ’ ve ‘kızlık zarı ‘ile ilgili yaygın yanlış inanışlar da vajinismus gelişmesini tetikleyebilir. Sağlıklı cinsel yaşamı olan ve hiç sorun yaşamayanlarda da kürtaj, doğum ve hastada olumsuz etki bırakan jinekolojik müdahaleler sonrasında da vajinismus gelişebilir. Vajinismus yaş, eğitim, sosyokültürel ve sosyoekonomik durum fark etmeden hemen her kadında görülebilmektedir. Vajinismusta kadının cinsellikte yaşadığı yetersizlik ve suçluluk duyguları tüm yaşamına yansıyabilir ve kişinin depresyon ve kaygı düzeyi artabilir. Aile içi bağ ve ilişkisel doyum için önemli bir role sahip doğal bir sürecin yaşanamaması, aile içi sosyal sorunlara da neden olabilir, dolayısıyla iş ve toplumsal yaşamı da olumsuz etkileyebilir.

Vajinismus tedavisi olan bir durumdur

Anatomik olarak vajinismuslu kadında herhangi bir problem yoktur, nedeni esas olarak psikojeniktir. Vajinismus tedaviye en hızlı yanıt veren cinsel işlev bozukluğudur. Vajinismusda etkili tedavi yöntemlerinden biri cinsel terapidir. Cinsel terapi çift terapisi şeklinde sürdürülür. Vajinismusu çiftin sorunu olarak ele almak ve partnerin de tedaviye aktif katılımını sağlamak tedavi için çok önemlidir. Vajinismus tedavisinde öncelikle çiftin yaşamış olduğu zorluk değerlendirilir. Ardından çifte cinsel eğitim verilir. Gecikmiş olan cinsel eğitimde yanlış inanışlar düzeltilir, cinsel organ ve cinsel fizyoloji ile ilgili bilgiler çifte aktarılır. Sonrasında da çifte verilen egzersizlerle kademeli olarak kasılma ve kaygının üzerine gidilir. Vajinismus tedavisinde temel amaç kadının korku, kaygı ve kaçınma gibi olumsuzluklar yaşamadığı, çiftin haz aldığı cinsel yaşama ulaşmalarını sağlamaktır.

 

Yazın sağlıklı hamilelik geçirmek için nelere dikkat etmeli

Yazın sağlıklı hamilelik geçirmek için nelere dikkat etmeli

Hava sıcaklıklarının yılın en yüksek seviyelerine çıktığı yaz aylarında pek çok sağlık sorunu da görülebiliyor. Yaz hastalıkları ve bu dönemde ortaya çıkan sağlık sorunları konusunda en riskli gruplar arasında anne adayları yer alıyor. Anne adaylarının yazın bazı noktalara dikkat etmesi hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığı açısından önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Hazel Çağın Kuzey, yaz aylarında hamileler için önemli önerilerde bulundu.

Gebelik süreci, çok farklı heyecanları içinde barındırmaktadır. Bir yandan bebek için yapılan hazırlıklar hızla sürerken, anne adayları için yaz ayları gebelik öncesi döneme göre çok farklı geçebilir. Gebelikte değişen hormonlar anne adaylarında farklı etkilere yol açabilir. Örneğin yalancı menopoz durumu sıklıkla anne adaylarında görülebilmektedir. Gebelikte kadınlar sıcağı daha fazla hissedebilirler. İkinci bir nokta da gebelik döneminde sıvı tüketimi artar; gebelik yaz dönemine denk geldiyse sıvı ihtiyacı daha da yükselebilir. Hormonlar ve sıcağı daha fazla hissetmeleri nedeniyle anne adayları daha fazla terleyebilir ve sıvı kayıpları sık görülür. Bu nedenle gebelerin sıvı tüketimini artırması gerekmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Hazel Çağın Kuzey

Yazın oluşan cilt lekeleri kalıcı olabilir

Yazın yine gebelik hormonlarına bağlı olarak güneş ışınları nedeniyle ciltte de bazı değişiklikler olabilir. Eğer bu dönemde güneş koruyucu kullanılmazsa, bu lekeler kalıcı olabilir. Bu nedenle gebelerin mutlaka koruyucu ürün kullanmaları gerekmektedir. Bunun yanında yaz mevsimindeki bir diğer tehlike de meyvelerin çok çeşitli olması ile ilgilidir. Yaz mevsiminde özellikle glisemik endeksi yüksek meyveler gebelik diyabeti riskini artırdığından gebelerin bu meyveleri büyük miktarlarda tüketmemesi gerekir. Şeker içeriği yüksek meyveler bebekte aşırı kilo alımı veya bebeğin kan şekerinde düzensizliklere de neden olabilmektedir.

Islak mayo nedeniyle kapılan enfeksiyon erken doğumu getirebilir

Düşük tehlikesi veya erken doğum tehlikesi altında bulunmayan, idrar yolu enfeksiyonu ya da vajinal enfeksiyonu olmayan gebeler havuz ya da denize girebilir. Ancak havuzun ve denizin hijyeni farklıdır. Gebelerin çok iyi temizlendiğini bildikleri havuza girmesi gerekir. Havuz ve denizden çıktıktan sonra ıslak mayoyla kalınmaması gerekir. Islak mayoyla durmak enfeksiyonlara neden olabilir. Hamilelikte kadınlar daha fazla enfeksiyona yatkın olurlar, bu enfeksiyonlar böbreklere kadar ilerleyip erken doğumu getirebileceğinden, havuz ya da denizde hijyene ve ıslak mayoya dikkat edilmesi önem taşır.  Bunun yanında gebelikte kramplara daha sık rastlanır. Bu nedenle de gebelerin yüzerken tek başlarına olmamaları önerilir.

Uzun yolculuklarda pıhtı riski yükselebilir

Eğer anne adayının gebeliğinde risk yoksa seyahat edilebilir ancak seyahat sırasında arabayla hareket ediliyorsa 2 saatte bir mola verilmelidir. Çünkü gebelik hormonlarına bağlı olarak pıhtı atma riski bu dönemde yüksektir. Molalarda 10-15 dakikalık yürüyüşler bu riski azaltır. Yolculukta sıvı tüketimi artırılmalı; eğer uzun uçak yolculuğu yapılacaksa varis çorabı kullanılarak uçağın koridorunda yürünmelidir.

Gebelerin tatilde tükettiği besinlere dikkat edilmeli

Tatilde yeme-içme düzeni de çok önemlidir. Özellikle dışarıda, açık büfelerde sıklıkla yemek yenmektedir. Gebelerin iyi pişmemiş etlerden, krema içerikli bozulabilecek gıdalardan, konservelerden, iyi yıkandığı bilinmeyen sebzelerden ve yeşilliklerden uzak durması gerekmektedir. Bu tür besinler enfeksiyon riskini artırarak, anne adayının sağlığını tehlikeye atabilir.

İklim değişikliği alerjiyi tetikliyor

İklim değişikliği alerjiyi tetikliyor

İklim değişikliği 21. yüzyılın başından itibaren en büyük sağlık tehditlerinden biri olarak kabul ediliyor. Atmosferik sera gazlarındaki artışa bağlı olarak yerkürede ısı artışının ortalama 1,5 derece arttığı biliniyor. Küresel ısınma sonucunda alerjik rinit ve astım gibi alerjik hastalıkların sıklığında da bir artış gözleniyor. Memorial Şişli Hastanesi Alerji Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Ayşe Bilge Öztürk, alerjik hastalıklar ve iklim değişikliğinin bu hastalıklara etkisi hakkında bilgi verdi.

Alerji, çevrede ve doğada bulunan ve normalde zararsız olan maddelere karşı bağışıklık sisteminin gösterdiği aşırı duyarlılık reaksiyonlarıdır. Bu reaksiyonlar hafiften şiddetliye kadar çeşitli şekillerde olabilir. Alerjiler çok küçük yaşlarda ya da sonradan ortaya çıkabilir. Alerji, alerjen türüne bağlı olarak kişide farklı reaksiyonlara neden olmaktadır. Solunum yolları, gözler, cilt, sindirim sistemi etkilenebilmektedir. Alerjik hastalıklarda alerjenlerden kaçınmak en önemli korunma yöntemlerinden birini oluşturmaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ayşe Bilge Öztürk

İklim değişikliği polen sezonunu uzatıyor

Küresel ısınma sonucu meydana gelen iklim değişikliği bitkilerin daha erken ve daha uzun süreli polen üretmesine neden olmaktadır. Polen mevsiminin uzaması alerjenlere daha fazla maruz kalmaya ve daha çok etkilenmeye sebep olmaktadır. Ayrıca iklim değişikliği, polen gibi alerjenlerin yapısını da değiştirerek alerjik hastalıkların sıklığını ve alevlenmesini artırmaktadır. Yapısı değişen bu alerjenler hastalık oluşturma potansiyeli daha yüksek hale gelmektedir. Örneğin hiç alerjisi olmayan bir kişide alerji gelişmesini ya da sadece alerjik riniti olan birinde astım gelişmesini sağlayabilmektedir. İklim değişikliği ile birlikte yeni bitki türleri de dünyada yayılmaktadır. Bu bitkiler daha dirençli, sürekli polen üreten, yayılmacı türlerdir. Polen alerjileri bu nedenle gelecekte mevsimsel olma özelliğini yitirebilecek ve polen sezonu uzadığı için hastaların yakınmaları yıl boyu gözlenebilecektir.

Fırtınalar ve seller sonucu alerjenler çok daha fazla yayılıyor

İklim değişikliğine bağlı gelişen fırtınalar ve kasırgalar polenlerin parçalanmasını, uzak mesafelere taşınmasını ve astımlı hastaların fırtınalı günlerde yoğun polene maruz kalmalarını sağlayabilir. Polenler parçalandıktan sonra boyutları küçülecek ve kolaylıkla hava yollarına yerleşecektir. Bu yoğun maruziyet fırtınalı günlerde astım salgınlarına sebep olabilir. Yine iklim değişikliğine bağlı gelişen seller dolayısıyla evlerde ve atmosferde küf yoğunluğunun artacağı da tahmin edilmektedir. Küf miktarı fırtınalar sonrası bir yıl gibi uzun bir süre ev içinde yüksek kalabilmektedir. Ev içinde küf yoğunluğunun artması da astımlı ve alerjik rinitli hastalarda alerjik şikayetlerin artışı anlamına gelmektedir.

Toz ve kum fırtınaları astım ataklarını tetikliyor

Küresel ısınma sonucu artan kuraklığa bağlı olarak çölleşme giderek artmaktadır. Çölleşme sonucu kum ve toz fırtınalarının görülmesi beklenmektedir. Kum fırtınalarının içindeki çeşitli alerjenler ve partiküllere maruziyet astım hastalarında hastalığın daha kötü etkilenmesine sebep olacaktır. Kum fırtınalarının olduğu günlerde astıma bağlı acil başvurularının artacağı düşünülmektedir. İklim değişikliğindeki artış farklı böcek türlerinin ortaya çıkmasına ve buna bağlı sokulmalara da neden olabilir.  Bu da arı ve diğer böcek alerjilerinde bir artış olacağı sonucunu doğurmaktadır.

İklim değişikliğine karşı önlem alınması şart

İklim değişikliği, çevre kirliliği gibi etkiler var olan hastalıkların artmasına ve daha çok insanın hastalanmasına zemin hazırlamaktadır. İklim değişikliğine bağlı olarak alerjik hastalıkların sıklığının artması ve astım salgınları beklenmektedir. İklim değişikliğini önleyici faaliyetlerin uygulanması doğa ve insan sağlığını koruyarak alerjik hastalıklar gibi çeşitli hastalıkların sıklığının azalmasını sağlayabilir.

Güneş hasarı ciltteki kolajen miktarını azaltıyor

Güneş hasarı ciltteki kolajen miktarını azaltıyor

Kolajen; cildi genç ve esnek, eklem ile kemikleri dayanıklı, saçla tırnakları ise güçlü tutuyor. Güneş hasarı, çevre kirliliği, sigara gibi çevresel faktörler kolajen miktarının daha çabuk azalmasına neden olabiliyor. Azalan kolajen cilt, saç, tırnak ve eklem sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü ‘nden Uz. Dr. Füsun Bilgin Karahallı, vücudu oluşturan dokuların yapı taşı olan kolajen ve önemi hakkında bilgi verdi.

Vücutta en fazla bulunan protein tipi kolajendir ve vücut için çok önemlidir. Deri ağırlığının %70’inden fazlasını, deri hacminin ise %30’unu oluşturmaktadır. Kolajen yapısal olarak bir araya gelmiş lif demetleri şeklinde dizilir. Bugüne kadar tanımlanmış 30’ a yakın kolajen tipi bulunmaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uz. Dr. Füsun Bilgin Karahallı

Vücutta en fazla tip 1 kolajen bulunuyor

 İnsanlarda esneklikten sorumlu olan tip 1 ve tip 3 kolajendir. Erişkin cildindeki toplam kolajenin % 80’ini oluşturan tip 1 kolajen molekülü ayrıca kemik ve tendonlarda da bulunmaktadır. Tip 2 kolajen başlıca kemik ve kıkırdak dokuda, tip 3 kolajen sindirim sistemi organlarında ve damarlarda yoğun olarak bulunur, derideki kolajenin ise yaklaşık %10 -15’ini oluşturmaktadır. Tip 3 kolajen en fazla fetüste bulunduğu için fetal kolajen de denmektedir. Tip 4 kolajen deride hücre zarında, tip 5 ise deride bağlayıcı fibrillerde bulunur. Fibril bağ dokularını oluşturan maddelerden biridir. Kolajen oluşumu sırasında meydana gelen hatalar sebebiyle başta deri ve eklem anomalileri olmak üzere birçok doğumsal hastalıklar meydana gelebilmektedir.

Kolajen miktarı azaldıkça ciltte kırışıklar oluşuyor

Kolajen cildin nem dengesini düzenler, cildin esnek, pürüzsüz ve canlı görünmesini sağlar. Saçları ve tırnakları daha güçlü ve parlak yapar. Kolajen 30 yaşından sonra vücutta azalmaya başlamaktadır. Deri yüzeyinin birim alanı başına toplam kolajen içeriğinin her yıl yaklaşık %1 azaldığı bilinmektedir. Yani yaşlandıkça kolajen miktarı azalmaktadır. Deride en fazla tip 1 kolajen olsa da, derimizdeki diğer kolajen tipleri de yaşlanmadan etkilenebilmektedir. Kolajen miktarında azalma kendini ciltte kuruluk, kırışıklık, sarkmalar ve bunun yanında çeşitli sırt, bel, boyun ve eklem ağrıları ile göstermeye başlamaktadır. Saç ve tırnak sağlığını da olumsuz etkilemektedir.

Deri yaşlandıkça tip 3 kolajen miktarı artıyor 

Yaşlanmış deride kolajen, daha genç deride görülen düzgün organize örneklerle kıyaslandığında, halat benzeri demetler şeklinde düzensiz ve kalınlaşmış lifler halinde bulunmaktadır. Genç derideki toplam deri kolajeninin %80’nini tip 1, yaklaşık %15’ini de tip 3 kolajen oluşturmaktadır. Zamanla deri yaşlandıkça, tip 3 kolajenin tip 1’e oranının arttığı görülmektedir. Tip 1 kolajen düzeylerinin güneş ışınlarına maruz kalmış deride  %59 azaldığı; bu azalmanın ışık hasarının yaygınlığıyla ilişkili olduğu saptanmıştır.

Kolajen seviyeleri lazer uygulamaları ve bakımlarla artırılabiliyor

Yapılan çalışmalarda kanıtlanmıştır ki kolajen deri esnekliği ve gerginliği, eklem hasarından korunmak, osteoartrit ve romatizmal ağrıları gidermek ve kemik yoğunluğunu arttırmak için son derece önemli protein yapıdır. Zamanla vücutta azalan kolajen miktarı dışardan takviyelerle artırılabilmektedir. Kolajen içeren cilt ürünleri ile yapılan bakımlarla yaşlanma etkileri ertelenebilmektedir. 30 yaşından sonra uzman bir hekime danışılarak kolajen takviyelerine başlanabilir. Bu takviyeler ilaç şeklinde veya enjeksiyon şeklinde olabilmektedir. Ürün seçimi yapılırken kolajen miktarlarına dikkat etmek önemlidir. Ayrıca ciltte kolajen üretimini artıran lazer uygulamaları ve bakımlarda yine uzman bir hekime danışılarak uygulanabilir. Günümüzde lazer tedavilerinden başarılı sonuçlar alınmaktadır. Yine kolajen yönünden zengin besinler tüketilerek kolajen azalmasını ertelemek mümkündür. Kolajen seviyelerini artıran besinler arasında; kırmızı ve beyaz etler, balık, yumurta, süt ve süt ürünleri, yeşil, kırmızı, turuncu ve sarı renkli C ve A vitamini içeren sebze ve meyveler bulunmaktadır.

Stres görme kaybına neden olabilir

Stres görme kaybına neden olabilir

Stres pek çok hastalık üzerinde kilit rol oynarken göz sağlığını da olumsuz etkiliyor. Genellikle yoğun stres altında olunan dönemlerde meydana gelen santral seröz koryoretinopati yani retinada sıvı birikmesi görme kaybına bile neden olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Göz Merkezi’nden Prof. Dr. Abdullah Özkaya, santral seröz koryoretinopati ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan stres pek çok hastalığın yanında görme sorunlarına da neden olabilmektedir. Yoğun stres altında çalışan, mükemmeliyetçi, A tipi kişiliğe sahip olanlar görme sorunlarına maruz kalabilmektedir. Stres kaynaklı olduğu bilinen santral seröz koryoretinopati kendiliğinden geçebildiği gibi, kronikleşip kalıcı hale de gelebilmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Abdullah Özkaya

Hekime sormadan burun spreyi kullanmayın

Retina altında sıvı toplanması olarak tanımlanabilen santral seröz koryoretinopati, araştırmalara göre genç ve orta yaştaki erişkinlerde daha sık görülebilmektedir. Araştırmalara göre erkeklerde kadınlara göre bu durum daha sık gelişebilmektedir. Hastalığın nedeni tam olarak anlaşılmasa da, kortikosteroid ilaca sistemik şekilde maruz kalmanın bu sorunu ortaya çıkarabileceği düşünülmektedir. Kortikosteroidler, reçetesiz satılan bazı burun spreylerinde ya da iltihap önleyici cilt kremlerinde bulunabilmektedir. Bu nedenle hekime sormadan bu tür ürünlerin kullanmaması önem taşımaktadır.

A tipi kişiliklerde daha sık görülüyor

Santral seröz karyoretinopatinin duygusal sıkıntıları veya A tipi kişilikleri olan hastalar arasında daha sık görüldüğü ortaya çıkmıştır. Bu durum, stres nedeniyle vücudun doğal kortikosteroidler ürettiğiyle açıklanmaktadır. Araştırmalarda A tipi davranış ve stres, psikofarmakolojik ilaç kullanımı, uyku bozuklukları ile bu hastalık arasında bağlantı bulunduğu ortaya konulmakla birlikte; olası risk faktörleri olarak sayılabilmektedir. Kişilik özellikleri ve stres arasındaki bağlantıya, özellikle kortikosteroidler ve katekolamin gibi stres hormonlarının aracılık ettiği ileri sürülmektedir. Hastalığın risk faktörleri arasında ailede buna benzer bir öykünün bulunması, yüksek tansiyona sahip olunması da yer almaktadır. Bazı ilaçların da bu soruna neden olabileceği bilinmekle birlikte, alınan herhangi bir ilaç varsa göz doktorunun bu konuda mutlaka bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Bazı hastalarda belirti de vermeyebilir

Hastalıkla birlikte hastanın görmesinde bulanıklaşma meydana gelmektedir. Ancak bazı hastalarda semptom da görünmeyebilmektedir. Rutin göz muayeneleri bu anlamda çok önemlidir. Göz hekimi, göz bebeklerini büyüterek göz muayenesi yaparken, retinanın da görüntüsünü alır. Bunun yanında Optik Koherans Tomografi uygulanır. Böylece hekim retinayı iyice incelemektedir. Ayrıca gerektiğinde Floresein anjiyografi de yapılabilmektedir.

Erken teşhis edilmesi önem taşıyor

Hastalık bazen tedavi olmadan kendiliğinden düzelebilmektedir. Duruma göre termal lazer tedavileri, çeşitli ilaçlar ve göz enjeksiyonları da tedavi için uygulanabilmektedir. Belirtilere ve hastanın durumuna göre göz hekimi en iyi tedavi seçeneklerini belirleyecektir. Bu hastalıkta erken teşhis önem taşımaktadır, bu sayede kalıcı görme kaybı da önlenebilmektedir. Bunun yanında stresin kontrol altına alınması da önem taşımaktadır.

Sağlık yaşlanmak için ne yapmalı?

Sağlık yaşlanmak için ne yapmalı?

Yaşam sürelerinin uzamasıyla birlikte 60 yaş ve üzerinde kişisel sağlık taramalarının önemi her geçen gün daha çok artıyor. Düzenli check-up uygulamaları, kronik hastalıklardan kansere kadar birçok sağlık sorununun daha başlangıç evresindeyken fark edilmesini sağlayabiliyor. Böylece birçok hastalık daha başlamadan önlenebiliyor ya da pratik bir şekilde tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Geriatri (İleri Yaş Hastalıkları) Bölümü’nden Uz. Dr. Yıldıray Topçu, 60 ve üzeri yaştaki hastalar için check-up yaptırmanın önemi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Yıldıray Topçu

Yaşlılık bir hastalık değildir

Ülkemizde ve dünyada zaman ilerledikçe nüfus yaş ortalaması ve toplum içindeki yaşlı bireylerin oranı artmaktadır. Yaşlılık bir hastalık değildir ama yaşlanma ile birlikte birçok hastalığın sıklığı artmakta, rahatsızlıklar daha ağır seyretmekte, bireylerin başkasına bağımlı olma ve hastalıkların hayati riske yol açma riski artmaktadır. Yaşlanma hızının herkese göre farklı oluşu, bireylerin sahip olduğu sosyal destek ve mevcut kronik hastalıklarının çeşitliliği ileri yaştaki bireylerin kişiye özel değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan iyi olmak için…

Check-up genel olarak kişisel sağlık taramalarının yapılarak genel sağlık durumunun korunmasını ifade etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre sağlıklı olmak sadece rahatsızlıkların olmayışı değil, bir bütün olarak fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan iyi olma hali olarak açıklanır. Dolayısıyla kişilerin sağlık değerlendirmeleri bu açıdan ele alınmalıdır. Sağlıklı olmak uzun yaşamak anlamına gelmese de, genel olarak sağlıklı bireyler daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmektedir. Sigara içmek, gereğinden fazla kalori almak ve hareketsizlik gibi etkenlerin ön planda olduğu olumsuz bir hayat tarzı erken yaşta ölümlere ve sağlıksız yaşama sebep olabilmektedir.

Yaşam tarzı değişiklikleri ile hastalıklar başlamadan önlenebiliyor

Sağlık taramaları hastalık veya risk faktörlerini yakalayarak tedavi etmenin yanında hastalığın risk faktörlerinin de oluşmasını engelleyecek bir etkinlik içermelidir. Örneğin tansiyonu önerilen hedef değerlere ilaç tedavisi ile düşürülmüş bir hastanın olumsuz olay yaşama riski, tansiyonu kontrol altında olmayan bir hastadan oldukça düşüktür. Fakat yine de tansiyon hastalığına yakalanmış ve tansiyonu kontrol altında olan bu hastanın, hiç tansiyon hastası olmamış bir hastadan neredeyse 2 kat fazla olumsuz olay yaşama riski vardır. Sağlık taramalarında yaşam tarzı değişiklikleri önerileri, bazı olumsuz olayların daha başlamadan önüne geçilmesine yardımcı olabilecektir. Yine depresyon, kaygı, ekonomik durum ve sosyal destek sorunlarının taranması, sağlığın korunmasında belirleyici etmenlerdir. Yaşlanma ile bu sorunların ve hastalıkların görülme sıklığının artması ve sonuçlarının daha ciddi seyretmesi yaşlılarda sağlık taramalarının önemini daha da artırmaktadır.

Check-up programları kişiye özel oluşturulmalı

Sağlık taramalarına başvurmak için bireylerin herhangi bir hastalığının olması gerekmemektedir. Sağlık taraması yaptırmak isteyen kişinin ayrıntılı fizik muayenesi yapılmakta, hastalık geçmişi, önceden ve şimdi kullandığı ilaçlar gözden geçirilmektedir.  Kişinin yaşı, beklenen yaşam süresi ve hayat şartlarına göre tarama programı oluşturulmaktadır. Check up taramasında tansiyon ölçümü gibi muayene bulguları ile diyabet (şeker hastalığı), kolesterol gibi kronik hastalıklar için yaşa uygun laboratuvar testleri yapılmaktadır. Bağırsak kanseri, meme kanseri, akciğer kanseri ve prostat kanseri taramaları yapılabilmektedir. Rahim ağzı kanseri taramalarında eksiklik olan bireyler, sağlık kontrollerinin tamamlanması için ilgili branşlara yönlendirilmektedir. Risk altındaki bireyler için aşılama programı oluşturulmaktadır. Bir hastalık olan veya riskini taşıyan kişiler için ilaçlar gözden geçirilmekte, gereksiz ilaçlar kesilmekte ve gerekirse yeni ilaçlar eklenebilmektedir. Risk ve yaş faktörleri göz önüne alınarak osteoporoz (kemik erimesi) ve aort anevrizması (ana atar damar baloncuklanması) taramaları yapılabilmektedir.

Geriatrik sendromlar yaşam kalitesini düşürüyor

Geriatri bölümleri, koruyucu hekimliği benimsemiş ve normal rutin hasta değerlendirmelerine check-up uygulamalarını yerleştirmiş polikliniklerdir. Geriatri bölümlerinde başvuru nedenine yönelik gerekli tanı tedavi çalışmaları sonrasında koruyucu hekimlik hizmetleri verilmektedir. Fiziksel hastalıkların dışında hastalarda depresyon gibi psikolojik hastalıkların varlığı veya hastanın sosyal destek ihtiyacı da irdelenmektedir. Tam olarak hastalık şeklinde tanımlanmayan fakat kişilerin yaşam kalitesini bozan düşme, idrar kaçırma, uyku bozuklukları, beslenme bozuklukları, unutkanlık, işitme ve görme bozuklukları gibi geriatrik sendromların taraması da yapılmaktadır.

60 yaş ve üzeri sağlık taramaları Geriatri Bölümleri’nde yapılabiliyor

Tüm 60-65 yaş üstü bireylerin beklenen yaşam süresi ve kırılganlıkları göz önünde bulundurularak, gereksiz iş yükü ve kaygıya neden olabilecek, kişiye yarar yerine zarar getirebilecek testlerden uzak durularak sağlık taramaları için geriatri (ileri yaş hastalıkları) polikliniklerinde değerlendirilmeleri gerekmektedir. Geriatri poliklinikleri sağlık taramalarını içselleştirmiş, yaşlı bireylerin sağlık taramaları için uygun ve güvenilir birimlerdir.

Tatilcilere alerji uyarısı

Tatilcilere alerji uyarısı

Tatile çıkmak birçok insanın favori etkinliklerinden biridir. Kısa ya da uzun süreli yapılan tatillerde insanlar dinlenir ve enerji toplar. Alerjik bünyeli insanların ise tatile çıkarken sağlıklarına daha fazla dikkat etmeleri gerekebilir. Farklı bir şehre ya da ülkeye gitmek var olan alerjilerini olumsuz etkileyebilir. Bu durumun önlenmesi adına tatile gidilecek yerin iyi araştırılması ve alerji ilaçlarının kişinin yanında olması önem taşır. Memorial Şişli Hastanesi Alerji Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Ayşe Bilge Öztürk, alerji hastalarının tatile çıkarken dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Alerjisi olan birinin günlük hayatta alerjenlerden kaçınması gerekmektedir. Bu her zaman mümkün olamadığı için kişi alerji ilaçlarını hep yanında taşımalı ve mutlaka alerji hastalıkları doktorunun önerilerini uygulamalıdır. Bir alerji hastasının seyahate çıkmadan önce de doktoruna danışmasında fayda vardır. Kişi seyahati süresince ilaçlarının yeterli olduğundan emin olmalı ve gerektiğinde alerjik yakınmalarına yönelik ilaçlarını kullanmalıdır. Alerjiler çeşitli şekillerde olabilir. En yaygın görülen alerjiler arasında; polen, hayvan tüyü, ev tozu akarı, besin alerjileri ve yaz aylarında sık görülen arı alerjileri yer almaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ayşe Bilge Öztürk

Polen alerjiniz varsa;

Polen alerjiniz varsa gideceğiniz yerin polen düzeyini öğrenmelisiniz. Avrupa ülkeleri için polleninfo.org diğer ülkeler için www.wao.org, ülkemiz için ise www.aid.org.tr adresinden bilgi alabilirsiniz. Duyarlı olduğunuz polenin yoğun olduğu bir yere seyahat etmeniz şikayetlerinizin artışına sebep olabilir.

  • Polenlerin yoğun olduğu sabah ve öğle saatlerinde, kuru ve rüzgârlı havalarda zorunlu değilse dışarı çıkmayın.
  • Dışarıya çıktığınızda güneş gözlüğü kullanın. Özellikle gözü çepeçevre saran maske tarzında gözlükler polen alerjisine bağlı göz yakınmalarınızın azalmasına katkıda bulunur.
  • Eğer arabanızla seyahat ediyorsanız, araba camları açık bir şekilde yolculuk etmeyin. Arabanızda polen filtreli klima kullanabilirsiniz.

Hayvan tüyüne alerjisiniz varsa;

Evcil hayvanların da kabul edildiği yerlerde alerjenlere maruz kalabilirsiniz. Duyarlı kişilerin, ev hayvanı olan yerlere ziyaret öncesinde, reçetelenmiş ilaçlarını kullanmayı unutmamaları gerekmektedir.

Ev tozu akarı alerjiniz varsa;

Meteorolojik Veri İşlem Dairesi Başkanlığı Veri Kontrol ve İstatistik Şube Müdürlüğü İstatistik Birimi’nin yayınladığı “Türkiye Yıllık Ortalama Nem Dağılımı” haritasını kullanarak yaşadığınız bölgenin nem düzeyini değerlendirebilirsiniz.  Eğer yaşadığınız bölge nemi %50’nin üstünde ise genel olarak o bölgede akar yoğunluğunun yüksek olduğu söylenebilir. Ev tozu akarı alerjiniz varsa alerjen geçirmeyen yastık, yatak ve yorgan kılıflarını yanınıza alabilirsiniz.

Özellikle uzun zaman geçirilen odalarda yerde halı bulundurulmaması yakınmalarınızı azaltacaktır. Bu nedenle kalacağınız yerde mümkünse halı olmayan odaları tercih edin.

Besin alerjiniz varsa;

  • Besin alerjiniz varsa gideceğiniz yerin yemek servis hizmetleri ile bunu paylaşın.
  • Anafilaksi hikâyeniz varsa yanınızda adrenalin oto-enjektör taşıyın.
  • Mümkünse restoranlarda besinlerin içeriklerini ve hazırlanma şekillerini tam olarak bilen ve sizi aydınlatacak yetkili biriyle konuşun.
  • Yemek siparişlerinden önce besinlerin içeriklerini ve hazırlanma şeklini öğreniniz.
  • Restoranlarda mümkünse tek veya iki bileşeni olan yemekler isteyin.
  • Açık büfelerden kaçının. Böyle yerlerde kolayca besinler birbirine karışabilir.
  • Yiyecek hazırlanan fırınlarda ve mutfaklarda çalışanlar için önemsiz olan küçük bulaşmalar hastalar için riskli olabilir. Mesela, aynı hamur teknesinde hem ekmek hamuru hem de süt içeren kek hamuru hazırlanmış olabilir. Bu da süt alerjik birinde ekmek tüketilmesi sonucunda reaksiyona yol açabilir.
  • Anafilaksi, eser miktardaki alerjenle de olabilir. Onun için “Eser miktarda… içerebilir” ibaresi olan besinlerden kaçının.
  • Resmi ithal izni olmayan ilaçları ve besin destek ürünlerini kullanmayın.

Arı alerjisiniz varsa;

  • Araç ile seyahat ederken pencereleri kapalı tutun.
  • Arıların olduğu mevsimde dışarı çıkarken uzun kollu ve paçası uzun giysiler giymeye dikkat edin.
  • Renkli giysilerin, kozmetik, parfüm veya saç spreylerinin arıları çekeceğini unutmayın.
  • Açıktaki besinlerin ve çöplerin özellikle yaban arılarını çekeceğini unutmayın ve açık alanlarda yemek yememeye mümkün olduğunca özen gösterin.

Romantik ilişkilerde şunlara dikkat

Romantik ilişkilerde şunlara dikkat

Sağlıklı ve doğru iletişim kurmak romantik ilişkilerin yolunda gitmesini sağlıyor. Çiftlerin tartışırken birbirlerine olan yapıcı ya da eleştirel tutum ve davranışları ilişkinin gidişatını belirliyor. Memorial Şişli Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Serpil Endirlik, romantik ilişkilerde sağlıklı iletişim kurmanın önemi hakkında bilgi verdi.
Romantik ilişkiler, kurulan diğer tüm ilişkilerde olduğu gibi öncelikle iletişim kurmak üzerine yapılandırılmıştır. İletişim kurmak, kişilerin düşünce ve duygularının paylaşıldığı veya fikirlerinin farklı farklı yollarla karşı tarafa aktarıldığı bir süreçtir. Konuşma biçimi, ses tonu, ses tonlaması, beden duruşu, jest ve mimikler iletişim açısından çok önemlidir. Her ilişkinin en temel özelliklerinden olan iletişimin doğru ve yapıcı bir düzende yapılması ilişkilerin yolunda giden özelliklerinin artmasına yardımcı olur. Bu özelliklerden bahsederken Gottman araştırmalarının ‘Güçlü İlişki Evi’ olarak tanımladığı ve ilişkinin temel hangi anlamlar üzerine kurulduğunu açıkladığı şemaya bakmak gerekir. Bu şema üzerinden ilerlemek kaydıyla güven ve bağlılık üzerine kurulu olması gereken ilişkilerin olmazsa olmazlarından bir tanesinin de ‘’Çatışmayı yönetmek’’ olduğu görülmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Serpil Endirlik

“Mahşerin Dört Atlısı” olarak tanımlanan bu davranışlardan uzak durun

 İletişimin bize sağladığı desteklerden bir diğeri her ilişkide olan hatta olması gereken tartışmaların gündeme alınma şeklidir. Güçlü ilişkilere sahip çiftlerin tartışırken konuşmaya ses tonlarının daha yumuşak tonla başladığı, aşağılayıcı ve eleştirel tutumlardan uzak durduğu gözlemlenmiştir. Tartışmanın nasıl başladığı %94 oranda nasıl biteceğini belirlemektedir. Yani sert başlangıçlar yerine yumuşak başlangıçlarla iletişime başlamak ilişkiler için çok daha yapıcı bir yol olacaktır. John ve Julia Gottman’ın 35 yılı aşkın süredir çiftlerle yaptığı bilimsel araştırmalarda güçlü ilişkilere sahip çiftlerin ‘’Mahşerin Dört Atlısı’ndan’’ uzak durduğu sonucuna varılmıştır. Mahşerin Dört Atlısı olarak adlandırılan durumlar şunlardır;

Savunma: Çiftlerin çatışma veya iletişim esnasında savunma yapması, karşıdan gelen saldırıyı etkisizleştirmek, suçlamayı tersine çevirmek ve kendi mağdur haline odaklanmak partnerlerin sorumluluk almadığının göstergesi olarak kabul edilmektedir. Problemi çözmek her zaman ilişkilerde öncelik olmasa da savunmaya geçmek kişilerin sorumluluğu karşı tarafa yüklemesine sebep olur. Savunma yerine ilişkilerin ihtiyacı olan ise karşılıklı olarak sorumluluğun paylaşılmasıdır. Bunun için de partnerinizi gerçekten anlamaya odaklanmak, hak verdiğiniz konuları söylemek ve hatalarınız için özür dilemek gibi seçenekleriniz olduğunu kendinize hatırlatabilirsiniz. Düşünce ve duyguların onaylanması da kişilerin kendilerini çok daha iyi hissetmesine yardımcı olmaktadır.

Eleştiri: Eleştiri yapmak farklı alanlarda çeşitleriyle sınıflandırılabiliyor olsa da duygusal ilişkilerimizde yaptığımız eleştirel genelde partner tarafından ‘’Sende bir bozukluk var.’’ şeklinde duyulmaktadır. Partneriniz kişiliğine veya genel olarak özelliklerine sözlü saldırma veya yargılama hali eleştiri olarak tanımlanmaktadır. Burada eleştiri yapmak yerine, ‘Ben’ dili ile duyguların ve ihtiyaçların paylaşılması çok daha yapıcı olacaktır.

Aşağılama:Partnerinize karşı küçük düşürücü sözlerin söylenmesi, dalga geçmek veya taklit yoluyla kendini yüceltme gibi davranışlar karşı tarafa onu küçük gördüğünüz mesajını vermektedir. Yakın ilişkilerde kişiler takdir edilmeyi, sevildiğini hissetmeyi beklerler. Takdiri paylaşma kültürü haline getiren, olumlu ve iyi özelliklerini birbirlerine hatırlatan çiftlerin çok daha uzun süreli güçlü ilişkilere sahip olduğu araştırmalar tarafından desteklenmektedir.

Duvar örme: Son olarak güçlü ilişkilere sahip olmak için uzak durulması gereken temel davranışlardan biri de çatışma esnasında veya günlük iletişim kurarken cevap vermemek, içe kapanmak, mesafe koymak ve uzaklaşmak diğer deyişle iletişimin kesilmesi halidir.

Duvar örmek yerine tartışmalara mola vermek, çiftlerin psikolojik olarak nasıl rahatlayacağını keşfetmesi, konuşması veya gevşemesini sağlayacak şekilde zaman geçirmesi çok daha destekleyici olacaktır.

Tartışırken yapıcı ve yumuşak olmak önemli

Tartışmak ilişkilerin vazgeçilmezi ve normalidir. Tartışmak istememek yerine tartışma şeklinde onarmalar yapmak, yapıcı paylaşımlarda bulunmak, mahşerin dört atlısından uzak durmak, yumuşak başlangıçlar yapmak ve tartışmaların çözülemediği noktada onu diyaloğa çevirebilmek ilişkilerin çok daha güçlü olmasına destek sağlamaktadır. Araştırmaların çiftlerin sorunlarının yalnızca %30’unun tam anlamıyla çözüldüğünü gösterdiği unutulmamalıdır.

Sigara bu hastalıkları tetikliyor

Sigara bu hastalıkları tetikliyor

Vücudun tüm sistemlerini uzun süreli etkileyen “İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları (İBH)”, kişinin aktif ve hareketli dönemlerinde, yaşam kalitesini düşürüyor ve sosyal hayatta pek çok olumsuzluğa yol açıyor. Sigara, bu hastalıkları tetikleyici önemli bir risk faktörü olarak öne çıkıyor. Sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve uygun tedaviler ile bu hastalıklar kontrol altına alınabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. B. Tolga Konduk, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit hakkında bilgi verdi.

İnflamatuar bağırsak hastalığı (IBH), irritabl bağırsak sendromu (huzursuz bağırsak sendromu veya IBS) ile karıştırılmaması gereken, sindirim sisteminin kronik iltihabıdır. Karın ağrısına, ishale, rektal kanamaya, ateşe ve kilo kaybına sebep olan IBH’nin iki türü vardır. Bunlar; Crohn hastalığı ve ülseratif kolit olarak adlandırılmaktadır. Dünya çapında yaklaşık 7 milyon kişi IBH’ya sahiptir. Yaygın bir hastalık olmamasına rağmen, son 20 yılda giderek artan sayıda insana bu hastalıkların teşhisi konulmuştur.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. B. Tolga Konduk

Stres ve beslenme şekli IBH’de etkili

IBH’nın tek bir nedeni olmamakla birlikte, genetik faktörler, immün sistem sorunları, beslenme şekli, stres bu hastalıkta etkili olabilmektedir. IBH’nin semptomları, inflamasyonun şiddetine ve nerede oluştuğuna göre değişir. Semptomlar bazen hafif bazen şiddetli görülür. Hem Crohn hastalığı hem de ülseratif kolit hastalığında görülen belirtiler şöyle sıralanabilir:

  • İshal
  • Karın ağrısı ve kramp
  • İstenmeyen kilo kaybı
  • Dışkıda kan görülmesi
  • İştah azalması
  • Tükenmişlik

Kolon kanseri riskini artırıyor

Sigara içmek, steroid olmayan antiinflamatuar ilaçlar, aile öyküsü IBH’deki en büyük risk faktörlerindendir. Hem ülseratif kolit hem de Crohn hastalığı bazı komplikasyonları getirebileceğinden hekim yardımı almak önemlidir. İki hastalık da kolon kanseri olma riskini artırabilir. Deri, göz ve eklem iltihabına neden olur, pıhtı sorunlarını getirebilir, karaciğer hasarına sebep olabilir. ülseratif kolite özel komplikasyonlar; zehirli megakolon, safra yollarında tutulum, kolon delinmesi, şiddetli sıvı kaybıdır. Crohn hastalığı’na özel komplikasyonlarsa; bağırsak tıkanıklığı, fistül denen akıntılı yapıların oluşması, yetersiz beslenme, anüs çevresi tutulum olarak sayılabilir. Sigarayı bırakanlarda Crohn hastalığının aktivitesi belirgin olarak azalmaktadır. Crohn hastaları sigara kullanmamalıdır.

İlaçlara yanıt alınmazsa cerrahi düşünülebilir

İnflamatuar bağırsak hastalığının teşhisi için kan sayımı, inflamasyon testleri, dışkı incelemeleri ile başlanır. Bağırsak tutulumunun yaygınlığı ve ek semptom veya bulgularına göre bağırsaklar ve iç organlara yönelik MR enterogrefi veya BT enterografi gibi kesitsel görüntülemeler de istenebilir. Sonrasında kolonoskopi incelemesi yapılır. Bazen balon yardımlı enteroskopi gibi yöntemler uygulanabilir. Tüm bu testlerin sonunda tedavi sürecine geçilir.

Tedavide amaç belirti ve bulgulara neden olan inflamasyonu azaltmaktır. Tedavide lokal veya tüm vücuda etkili olabilecek ve yangıyı azaltacak ilaçlar (bağışıklığı baskılayan ilaçlar) verilmektedir. Hangi ilacın kullanılacağı da bağırsakların etkilenen bölgesine göre değişmektedir. Eğer ilaç tedavisinden bir sonuç alınamazsa cerrahi tedaviler uygulanabilir.

Süt ve süt ürünleri semptomları kötüleştirebilir

İnflamatuvar bağırsak hastalıkları bulaşıcı değildir. Hasta, hastalığını çevresindeki insanlara bulaştırmaz. Süt ve süt ürünleri, yağlı besinler, baharatlı besinler, kafein ve alkol ve hatta yoğun lif içeren besinler semptomları kötüleştirebilmektedir. Sindirimi kolay besinler tüketmek, tüketilen besinlerin kaydını tutmak İBH hastaları için oldukça önemlidir. Ayrıca alınan ilaçların, tüketilen besinlerle birlikte kaydının tutulup takip edilmesi, ilaç-besin etkileşiminin gözlemlenmesi açısından faydalı olacaktır.

Dengeli bir diyet uygulanmalı

İnflamatuar bağırsak hastalığı ile yaşamak, hastanın ne yediğine özellikle dikkat etmesi anlamına gelir. Bazı yiyecekleri yemek semptomları hafifletmeye yardımcı olabilirken, bazıları da semptomları daha da kötüleştirebilir. Bu hasta grubu proteine ihtiyaç duyar. Kırmızı et, balık, yumurta, kümes hayvanları tüketilebilir. Hastalığın tanısı konduktan sonra yangıyı yani inflamasyonu artırmasa da semptomlara neden olan gıdaların saptanması gerekir. Örneğin bazı yiyeceklerden sonra dışkı sayısı artarsa, karında şişlik ya da ağrı olursa o yiyecekler beslenmeden çıkarılabilir. Ekmek, yağsız beyaz peynir, bal, iyi pişmiş et, balık, tavuk, pirinç pilavı, haşlanmış patates, haşlanmış sebze, açık çay başlangıç için iyi besinler olabilir. Örneğin bu besinlere yumurta eklenirse ve rahatsızlık yaşanırsa bu besin listeden çıkarılabilir. Kurubaklagiller, koyu kahve, limon, soğan, yağlı ve kızarmış besinler, baharatlar ise hastalık aktivitesini artırmasa da bazı hastalarda rahatsızlık yapabileceği için, bu gıdalarla semptomu olan hastaların yememesi önerilir.