Yazılar

İç huzurumu yakalayıp bu dünyadaki yolculuğumun tadını çıkarmak istiyordum…

İç huzurumu yakalayıp bu dünyadaki yolculuğumun tadını çıkarmak istiyordum…

 

Haber spikeri, Tv. programcısı, sunucu, tiyatro oyuncusu, eğitimci ve kitap yazarı… On parmağında on marifet ekranların bayan kahkahası sevgili dostum Saba Tümer; Pause City’s derginin bu ay ki söyleşi konuklarından. “21 Günde Mutluluk” kitabını, hayatını, yaşam tarzını ve bir çok formülü konuştuk. Keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.

 

—Yapmam gereken şey hedef değiştirmekti. Ben de değiştirdim. Bir de içimdeki cevheri, kendimi biliyordum ama birinin de keşfetmesi lazımdı. Nitekim o gün de geldi.

—Bana  “haber sunmak senin için leblebi yemek gibi bir şey başka bir şey yapman lazım geliyor” denilerek gelindi.  Ben inanamadım. Çünkü içimdekini gören bir ben değilmişim. Ondan sonra oturup plan yapmaya başladım.

—Sonuçta hayatın planına geliyor insan. Teslim olmaktan başka bir şey kalmıyor. O zaman da her şey beraberinde geliyor aslında…

—Hayat benden ne bekliyorsa, onu hayata vermeye çalışıyorum. Onun için onu yapacağım, bunu yapacağım diye plan yapmıyorum. Kitap yazmak gibi de bir planım yoktu.

—Hayat benim için plan yapmış. Benim tek yapmam gereken şey, o  hazır planın ne olduğunu anlayıp. O yolda ilerlemek…  Aslında hepimiz için de aynı…

—-Baktım ki eskisi gibi kahkaha atamaz oldum. Kahkaha benim içimden gelen bir şeydi ve bitti. Bir problem vardı bende… “Ne oluyorum ben” diye düşünmeye başladım. Acaba “ben” mutlu mu değilim? Niye mutlu değilim? Bütün bunların arayışları ile başladı her şey.. Benliğimin derinlerde hissedebileceğim, daha kalıcı bir mutluluğun arayışına girdim. Bu arayış içinde deneyimlediğim ve işe yarayan yol ve yöntemleri, süreçleri, süreçler içinde aldığım notları paylaştım. Kitapta bütün bunları anlattım.

—Özel hayatımda yanımdaki kişiyle gündeme gelme ihtiyacım hiç bir zaman olmadı. Ben bana yettim hep.

—Ben affetmenin gücüne çok inanıyorum. Çok güzel bir şey affetmek, affedebilmek. Hem insanoğlu kim ki affetmesin…

P: Sürekli değişen bir kariyere sahipsin… Dönemin en prestijli “haber kanalında” haber sipikerliği. Ciddi bir ortam  Sonra tv programı “bayan kahkaha” ile çok farklı bir Saba Tümer…  Ve kitap…  On parmağında on marifet…  Nasıl oldu bu dönüşüm?

S: Türkiye’nin en prestijli haber kanalında mesleğimi yaparken, en büyük hedefim ana haber sunmaktı. Bir türlü ana habere çıkartılmadım. İyi olmadığım için değil. Çıkartılmadığım için, ben o hedefime ulaşamadım. Önüme taş konulduğu için ana haber sunamadım. Yapmam gereken şey hedef değiştirmekti. Ben de değiştirdim. Bir de içimdeki cevheri, kendimi biliyordum ama birinin de keşfetmesi lazımdı. Nitekim o gün de geldi.

 

Bana  “haber sunmak senin için leblebi yemek gibi bir şey başka bir şey yapman lazım geliyor” denilerek gelindi.  Ben inanamadım. Çünkü içimdekini gören bir ben değilmişim. Ondan sonra oturup plan yapmaya başladım. Yapmam gereken kariyer planlarımdan biri buydu. En önemlisi buydu. Hayat da; beni o noktaya taşıdı. İçimde bu ışık olmasa, belki halen haber sunuyor ve içimdeki yolculuğa çıkamamış olabilirdim. İyi ki insanlar benim önüme taş koymuş da, ben o arayış içine girmişim… Sonuçta hayatın planına geliyor insan. Teslim olmaktan başka bir şey kalmıyor. O zaman da her şey beraberinde geliyor aslında…

 

Plan yapar mısın?

S: Hayat benden ne bekliyorsa, onu hayata vermeye çalışıyorum. Onun için onu yapacağım, bunu yapacağım diye plan yapmıyorum. Kitap yazmak gibi de bir planım yoktu. Çıkı verdi bir anda…  Sadece ben kendimi nasıl mutlu edebilirim diye bir arayış içindeydim. Kendim için bir şeyler yaparken; çıktığım iç yolculuğumda,  ben bunu yapabildiysem, işe yaradıysa, bunu herkes yapabilir dedim. Paylaşmak istedim. Sonuçta ben iç sesimi dinleyip ona kulak verip, o yolda ilerlemeyi seviyorum. Kendim, inadına bir şey yapmak ısrarıyla kendime hiçbir şey dayatmıyorum. Hayatın  yönlendirmesi ile “an” ne getiriyorsa onu yaşamayı tercih ediyorum. Hayat benim için plan yapmış. Benim tek yapmam gereken şey, o  hazır planın ne olduğunu anlayıp. O yolda ilerlemek…  Aslında hepimiz için de aynı…

 

P:Karar alma süreçlerin hızlı mıdır?

S:Karar alama sürecim çok uzun gibi görünür ama kendim uzatırım onu… İlk anda kararımı veririm fakat çok tartardım. Çok düşünürdüm. Kendi kendime çok uzatırdım.  Ama artık öyle değilim. İç sesimi dinliyorum. İçimde olumlu hoş bir kıpırtı olursa, tamamdır diyorum. Hiç bekletmeden kararımı paylaşıyorum. Kitabımın yayınına karar vermem de bu şekilde oldu. Bu bir yolculuk… Kendimi mutlu etmek için iç sesimi dinleme kararı alarak çıktığım bir süreç. Deneyimlerimle ilgili notlar da alıyordum bu zaman içinde ve bir gün paylaşmaya karar verdim.

 

P: Kitabından bahseder misin?

S: Hayatımızda yaşadığımız bazı şeylerin üstünü örtüyoruz ya da örtmeye çalıyoruz. Yani o tarz şeyler… Ben yıllarca bir çok kayıplar ve acılar yaşadım. Her şeyin üzerini de gülerek örttüm ve gayet de iyiydim.  Herkes bana mutluluğun formülünü soruyordu. Ben de cevap olarak, “ gülün kahkaha atın” diyordum. Kendim de bunu uyguluyordum. Yani dıştan içe doğru gidiyordum. Bu yöntem, yıllarca işime yaradı ve aslında bir yere kadar götürdü beni bu… Şükür ki çok da iyi getirdi ama sonra baktım ki eskisi gibi kahkaha atamaz oldum. Kahkaha benim içimden gelen bir şeydi ve bitti. Bir problem vardı bende… “Ne oluyorum ben” diye düşünmeye başladım. Acaba “ben” mutlu mu değilim? Niye mutlu değilim? Bütün bunların arayışları ile başladı her şey.. Benliğimin derinlerde hissedebileceğim, daha kalıcı bir mutluluğun arayışına girdim. Bu arayış içinde deneyimlediğim ve işe yarayan yol ve yöntemleri, süreçleri, süreçler içinde aldığım notları paylaştım. Kitapta bütün bunları anlattım.

 

P: Mutluluğa giden yollarda döngülerden bahsediyorsun. Süreçler var nedir bunlar? Sen ne istiyordun?

S: Mutluluk yolculuğuna çıkarken nereden başlamam gerektiğini arıyordum.  İçten dışa mı, dıştan içe mi? Sonuçta dört bedeniniz. Enerji bedeni, ruhsal bedenimiz, spiritel bedenimiz ve fiziksel bedenimiz… Hepsine hitap etmem lazımdı. Nasıl başlasam dedim. Düşündüm. En güzeli fiziksel bedenimden enerjimi yükseltecek şeyler yapayım deyip, yola çıktım. Yürüyüşe başlayayım, vermek istediğim kiloyu vereyim. Evimi temizleyeyim, istemediğim eşyalardan arınayım, hayatımı bir düzene sokayım. Erken yatayım, erken kalkayım gibi şeylerle döngüler süreçler başladı. Hepimiz insanız, benim Saba Tümer olmam hiç bir şeyi değiştirmiyor. Hepimizin derdi de, tasası da, kederi de hepsi aynı, ortak… Hiç bir şey değişmiyor. Çok paran olsa da aynı güneşin altında güneşleniyorsun. Hiç paran olmasa da aynı güneşte güneşleniyorsun. Sonra dedim ki bana negatif enerji veren etrafımdaki insanları arındırmam lazım deyip arkadaş detoksuna girdim.  Hayat karşıma ne çıkarırsa çıkarsın, iç huzurumu yakalayıp bu dünyadaki yolculuğumun tadını çıkarmak istiyordum…

 

P: Mutluluğun tanımı nedir sana göre?

S: Ne yaşarsan yaşa, bir şekilde sana verilen sunulan hayattan değer alarak,  keyif alarak, başını akşam yastığına huzurlu koyabilmektir. Vicdanınla baş başa kaldığında, huzurla şükürle dolu olabilmektir.  Bu benim mutluluk tanımım…

 

P:Mutsuzluğunu nasıl yaşarsın?

S: Mutsuz olduğum zamanlar olur ama kendi içimde onu çözümlerim. Çevremdekileri dertlendirmek istemem. Analtmam… Belli de etmem çözerim. Mutluluğumu da mutsuzluğumu da paylaşmayı sevmem.

 

P:Başarısızlık seni mutsuz eder mi?

S:Bence hayatta başarısızlık diye bir şey yoktur. Başarısızlık; hayatın insanlara ” yanlış yolda ilerliyorsun” deme şeklidir. “Yolunu değiştir ya da bu yaptığına bir şeyler ekle” diyor. Ona ses vermek, kulak vermek lazım. Sonuçta her şey göreceli…Örn. benim ana habere çıkmamamı beni tanımayan bir insan başarısızlık olarak algılayabilir ama benim için hayatın sunduğu en büyük ödüllerden bir tanesiydi. Bana bir şekilde yol göstermesiydi. Bu herkes için geçerli. Bir insan yaptığı işte başarısızsa ve ya şöyle söyleyeyim istediğini alamıyorsan demek ki; başka bir şey yapması lazım. Kendi kendisine “ne yapmam lazım” diye sorması gerekiyor. Dingin ve sakin bir şekilde, içinden ruhen ve bedenen gelecek cevaba kendimizi açtığımızda, zaten her şey otomatikman geliyor. O kadar da karmaşık değil. Kendini dinlemeyi bilirsen eğer…

 

P: Aşık mısın? Hayatında kimse var mı?

S: Değilim. Hayatım da hiç kimse yok. Hayatımda bir insan olsaydı, bu kitap çıkmazdı. Onun için de bu yolculuğa çıktığım süreçte de, kitabımı yazarken de hiç kimsenin hayatıma girmesine izin vermedim. Yemeğe dahi çıkmadım. İstemedim.

P: Kitap bittiğine göre??

S: Durun bakalım kitap yeni bitti…

P: Özel hayatınla hiç gündem olamadın bunun için de bir yöntemin var mı? Anlatır mısınız?

S: Özel hayatımda yanımdaki kişiyle gündeme gelme ihtiyacım hiç bir zaman olmadı. Ben bana yettim hep.  Özel hayatımla bir çok ilişkileri, deneyimlerimi de kitapta açtım, yazdım hep.

 

P: Özel hayatınla gündem olmamamana rağmen kitabında;  “Saba Tümer” ve “saba “ tercih etme boyutunda karşılaştırmaların var. Anlatır mısın?

S:Kitabımda aslında ben şunu anlatmak istedim. Ben mutlu olma yolculuğuma çıkarken, aktif bir iş yapıyor olsaydım ya da hayatımda sevdiğim bir kişi olsaydı, bu yolculuğu öteleyecektim. Erteleyecektim. Benim o tercihi yapmam gerekirdi. Herşeyden kendimi geri çekip, kendimi bulma sürecimdi bu. Yoksa Saba Tümer’de, Saba’da aynı… Buradaki şey “saba” olarak profesyonel hayatıma bir dur demem gerekiyordu. O koşuşturmanın içinde kendimle ilgili yapmak istediğim şeyleri askıya almalıydım. Bir süre kendimi dinlemem, kendime vakit ayırmam gerekiyordu. O… Yoksa her şey devam ederken ben o iç yolculuğma çıkamazdım. Deneyimleyemezdim.

 

P: Pişmanlıkların var mıdır?

S: İzmir’den ayrılışım…  Kitabımı teyzem ve anneme ithafen yazdım.  Işık teyzemle çok yakındım.

Beni uğurluyorlardı, ayrılacağımız için çok üzgündük. Ben ona çaktırmamaya çalışıyordum ama ondan çok kötüydüm. Yıllar sonra başka bir şehre yaşamaya gidiyordum. İşkoş vedalaşırken bana daha sıkı sarılmak istedi. Öyle yaparsak, hüngür hüngür ağlamaya başlayacaktım. Onun için “Aman ne var bunda!  İki ay sonra geleceğim ” deyip,  sarılmadım. Sarılsak hüngür hüngür ağlayacaktım. Beni göz yaşlarıyla görmesin, üzülmesin diye istemedim.  İki ay sonra değil, bir ay sonra İzmir’e döndüm.  Döndüm ama teyzemin cenazesine… Kitabımda da yazdım zaten. En büyük pişmanlığım oydu.

 

P: Kendini nasıl tanımlarsın?

S: Özgürlüğüne düşkün, eğlenmeyi seven, kafasına koyduğunu yapan bir yapım var. Vefalıyım.. İyiliği hiç unutmam… Önceleri yapılan kötü şeyleri de unutmuyordum. sonra baktım ki kendi üzerimde bir yük.. Kitapta bu bölüm de var. Dedim ki; hiç kimse affedilmemeye değmez. O’nu affetmek illa ki; canım cicim bir tanem demek değil. O’nu gördüğün veya onunla ilgili herhangi bir şey duyduğunda sinirlerinin oynamaması.. Bu da kendine zarar vermemen anlamına gelir. Onun için de ben affetmenin gücüne çok inanıyorum. Çok güzel bir şey affetmek, affedebilmek. Hem insanoğlu kim ki affetmesin…

 

P: Mutluluğa giden yollar nedir?

S: Mutluluğun formülü kendin olmak, kendini bilmek, kendini sevmek, kendine değer vermek. Hayır demeyi öğren… Kendini mutlu et… Sen mutlu olursan etrafında herkes mutlu olur. Mutluluk bir tercih… Acıdan hüzünden beslenmeyi bırakmak gerekiyor. Senin acın benim acım olmaz… Olmaması lazım.

P:Tarzını çaktırmadan değiştiriyorsun… Tanıdığımdan bu yana çok değiştin. Çok çekicici hoş bir Saba oldun. Stilettolar, kırmızı rujlar,  omuzu açık pozlar… Neyin etkisi ile?

S:Bunun için aslında bir şey yapmadım. O bahsi geçenler, olmaya çalışmakla olan bir şey değil. Var olan bir şeydi. İçimde olandı. Haber sunarken daha fomal olmak gerekiyordu. Program daha renkli olan kişiliğimi, orataya koyabileceğim bir ortamdı.

 

P:Alış veriş sever misin?

S: Çılgınca düşünmeden alış veriş yapanlardan değilim. Bir yaz bir de kış başı gibi zamanlarda yaparım. Genelde boşu boşuna saçma sapan paralar ödememek için, indirimleri, ucuzluk dönemlerini beklerim. Bu konuda çılgınlığım yoktur. Ama şöyle bir huyum var.  Alırım, alırım amaa hep aynı şeyi giynirim.

 

P: Sosyal medyayı yoğun kullananlardansın… Kitap tanıtımına yönelik video paylaşımını eleştirenler gündemlerine taşıyanlar da oldu. Ne diyorsun?

S: Sosyal medyada insanların yaptığı eleştirleri görmezden geliyorum. Saygı duyuyorum. Empati yapıyorum beni eleştiren kişilere… Bilmiyorum ki o eleştiriyi yapan, nasıl bir ruh haliyle yazdı, neden yazdı. Sonuçta yazdığı kendi duygularıyla alakalı.. Paylaştığım benimle alakalı. Bu da benim hayatım. Saygı ile karşılıyorum.

P: Dünya liderlerinden en beğendiklerin hangileri?

S: Siyaset veya politika açısından değil ama bir kadın gözüyle Rusya Devlet Başkanı Putin’i çok beğeniyorum. Gerçekten çok hoş bir adam… Çok yakışıklı ve seksi bir erkek bence…

 

P: Hayranı olduğun ünlü var mı?

S: Hayranlık demiyim ama keşke onların sahip olduğu imkanlar burada da olsaydı da, biz de onlar kadar güzel işler yapabilsek dediğim isimler var.  Yaptığı işleri çok beğendim Oprah Winfrey, Ellen Degeneres, Jimmy kimmel…

 

P: Süper gücün olsa ne yapardın?

S: Her kesi mutlu ederdim…

 

P: Nasıl beslenirsin? Buzdolabında ağırlıkla neler olur?

S: Her şeyden beslenirim aslında ama çok yemem… Tatlı yemeyeyim diye badem, kapak çekirdeği içi gibi kuru yemişlerden de yerim.

 

P: Turşu sever misin?

S: Çokk ama ödem yapar diye yiyemiyoruz ki …

 

P:Kendini sever misin? Kendine özel bir davranışından bahseder misin?

S: Evet hem de çok severim kendimi…  Sabah yatak keyfim… Çayımı yatağımda içmeden, gazetemi yatağımda okumadan güne başlamam… Bu keyfim benimiçin çok önemlidir. Uyandığımda yatağımda biraz kendimle vakit geçiririm.  Kahvaltımı alır yatağıma gelirim. Günü yatağımda planlarım. O gün bir yere yetişeceksem, bir işim varsa sırf bu keyfimi yerine getirmek için saatimin alarmını on beş dakika öne alırım. Zaten yataktan çıkınca, hazırlanıp evden çıkmam on dakika…

 

P: Can sıkıcı bir huyun var mı? Seni bile kızdıran?

S: Endişelerim vardı. Kaygılarım vardı. Onlar üzerine çok çalıştım ve halen de çalışıyorum. Onları bertaraf edip hayatımdan çıkarmak için çok uğraşıyorum. Evhamlıyım… Onu yenmek istiyorum.

 

P: Spor yapar mısın? Özel bir tercihin var mı?

S: Yürüyüş ve plates yapıyorum. İnsan yapısına en uygun olan spor yürüyüş olduğu için yapıyorum.    Plates de yatarak yapıldığı için seviyorum…

 

P: Öncelikler listende neler var? Yapmakta kararlı olduğun?

S: Hep mutlu kalmak…

 

P: Nazara inanır mısın?

S:Nazar’a inanırdım. Artık inanmamayı tercih ediyorum. Ama şöyle huylarım var. Çok haz etmediğim biri bana bir hediye verse evime sokmama gibi bir huyum vardır. Her şeyin bir enerjisi vardır. Olumlu olanları almak isterim.

 

P: “Bence başarının sırrı” diye bir sorumuz var. Onu da alabilirsek teşekkürler.

Başarının sırrı kendini bilip kendi hayat yolculuğunda amacını anlayıp, iç sesini dinleyebilmek ve o doğrultuda  yol alabilmek.

Pause Citys Konuk DJ. Aydın Katırcıoğlu

DJ, Aydın Katırcıoğlu

Dj’lik kariyerim babam Yener Katırcıoğlu’na dayanmaktadır. 2 binli yılların başında ekstra düğün, davet ve parti organizasyonlarıyla mesleğe ilk adımlarımı attım diyebilirim. Zaman zaman babamın yerine Sunset Grill & Bar’da çalıştım.

İlk profesyonel deneyimim 2005 yılında Intro Music şirketi ekibine katılmamla başladı. Şirketin anlaşmalı olduğu mekanlarda çalıştım. Kısa bir süre sonra Büyük Kulüp’te çalışmaya başladım. Bir sezon sonra sırasıyla Doğatepe Restaurant, Banyan Restaurant, TOCC Restaurantta Resident Dj olarak çalıştım. Fırsat buldukça düğün ve davet organizasyonlarına devam ettim. Daha sonra ENBE İle birlikte birçok organizasyonda bulundum. 2012 yılında Hotel Les Ottomans’ın Resident Dj ve müzik direktörlüğü görevini üstlendim. 2014 yılı başından itibaren Sunset Grill & Bar’da Resident Dj olarak kariyerime devam ediyorum.

Pause Citys konuk Dj Tolga Saka

Tolga Saka

Profesyonel DJ’lik kariyerine ilk adımı 2002 yılında S&S Music Maker DJ ekibine katılarak başladı. İlk yıllarında düğün ve davetlerin yanı sıra Club 29, Emporio Armani Caffe İstanbul & Bodrum, Reina, Kalua Atina, Bodrum Halikarnas, Margaux, Blackk VIP, Club,Nu-pera/Auf, Billionaire, Interni Bodrum gibi birçok ünlü gece kulübünde DJ’lik ve müzik direktörlüğü görevlerini üstlendi.

Eğlence sektöründe edindiği tecrübelerden faydalanarak, W Hotel için ünlü ‘’Wednesdays are Hot’’ partilerini hazırladı. 2010 yılında Logic Pro’yu kullanmaya başlaması ile müzik prodüktörlüğüne adım attı ve Spike of Love remix’ini hazırladı. Avrupa’nın Santorini, Roma, Venedik, Londra, Nice gibi şehirlerinde düğün davetleri ve organizasyonlarında DJ olarak başarılı performanslar sergiledi.

Tolga Saka yurtiçi ve yurtdışında kurumsal ve özel davet, lansman, düğün organizasyonların da hizmet vermeye devam etmektedir.

Pause Citys Brand Desk; Tüketici hayatına kolaylık, konfor ve değer katacak ürünlere yöneliyor.

Tüketici hayatına kolaylık, konfor ve değer katacak ürünlere yöneliyor.

Çağımız değişiyor, teknolojik devrimler gerçekleşiyor. Pazarlama ve iletişim teknikleri yenileniyor. Elbette ki; bu süreçte “tüketici” de değişiyor. Bu ortamın doğası gereği rekabet bu zincirin en önemli halkası olarak döngüde yerini alıyor.  Artık daha fazla arayış içinde olan, daha farklı beklentileri olan bir “tüketici” var…  Günümüz markaları da çok daha etken yapıda bir tüketici kitlesi ile karşı karşıya…  Marka sadakatini koruyabilmek, beraberinde zayıf ve ani kararlarla satın alma tutumunu değiştirebilecek kitleleri yönetebilmek hiç kolay bir iş değil. Bu noktada; kendi başarı öykülerini yazan, farklı pazarlama teknikleri ile kendini kalıcı yapan, planladıkları reklam kampanyaları ile akıllarda yer eden markalar öne çıkıyor.  Biz de Pause Citys Dergisinin; “Brand Desk” sayfalarında, bu değerli markaları sizlerle bir araya getirmeye devam ediyoruz. Türkiye’de beyaz eşya sektörünün lider markası “Arçelik” bu sayının konuğu… En yeni tasarım ve teknolojileri ile tüketicilerin hayatına kolaylık, konfor ve değer katmayı hedefliyor. Tüketicisinin iletişim anlamında da düzenli nabzını tutan; iletişimin gücünü ve etkisini düzenli olarak takip eden marka, stratejilerine bu veriler ışığında şekil veriyor.

 

Hayatımıza birçok yeni ürünü ilk kez katan Arçelik ekibi ile, Ipsos’un iletişim araştırmalarından sorumlu Genel Müdürü Yasemin Özen Gürelli’nin moderatörlüğünde;  Arçelik Ankastre Serileri’nin son kampanyası GRION üzerine Arçelik Marka ve Pazarlama İletişimi Yöneticisi Derya Ertürk İnsel, Y&R Müşteri İlişkileri Direktörü Aşkın Baş, Mindshare Müşteri İlişkileri Direktörü Gaye Ersöz ile Koç Müzesinde keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Spot: Arçelik markamızla, en yeni teknolojiyi en iyi tasarımlarla harmanlayarak, tüketicilerimizin ihtiyaçlarına yönelik ürün ve hizmeti sunuyoruz. Daha iyi bir gelecek için tüketicilerimizden aldığımız güçle, her gün şevkle ve azimle çalışıyoruz.

 

Spot: On yıl üst üste Lovemark seçilen tek marka olması Arçelik’in doğru yolda ilerlediğini kanıtlıyor.

 

Arçelik markası ile uzun süredir, ilk akla gelen marka ve Lovemark değerlendirmesinde liderliğinizi sürdürüyorsunuz. Bunun için yaptığınız çalışmalar nelerdir, kısaca özetler misiniz?

Derya Ertürk İnsel (Arçelik Marka ve Pazarlama İletişimi Müdürü)

Türkiye’nin en sevilen beyaz eşya markası olmamızı sağlayan unsurların başında, tüketicilerimizle kurduğumuz kuvvetli bağ ve sağladığımız güven geliyor. Arçelik markamızla, en son teknolojileri en iyi tasarımlarla harmanlayarak, tüketicilerimizin ihtiyaçlarına yönelik ürün ve hizmet sunuyoruz. Daha iyi bir gelecek için tüketicilerimizden aldığımız güçle, her gün şevkle, azimle çalışıyoruz. Türkiye’nin en yaygın bayi ve servis ağına sahibiz. Çağdaş perakendecilik anlayışı ile hizmet kalitemizi her zaman en üst noktada tutuyoruz. On yıl üst üste Lovemark seçilen tek marka olması Arçelik’in doğru yolda ilerlediğini kanıtlıyor.

 

Arçelik müşterilerinin hayatına ne kazandırıyor? 

Derya Ertürk İnsel (Arçelik Marka ve Pazarlama İletişimi Müdürü)

Öncelikle şunu söylemeliyim; Arçelik sunduğu ürün ve hizmeti değişen hayat şartları ve yeni müşteri isteklerine göre sürekli geliştiren bir marka. Geçmişten bugüne değişmeyen ortak nokta ise, müşterilerinin hayatları boyunca ihtiyaç duydukları teknolojiyi ve konforu onlar için ulaşılabilir kılması. Burada ulaşılabilirlikten kastımız, sadece dünyadaki en ileri teknolojiyi müşterilerimiz için erişilebilir kılmak değil. Bunun ötesinde Arçelik her zaman müşterilerin ihtiyaçlarını gerçekten anlayarak yenilikleri onlara göre şekillendiren, müşterinin dilinden konuşabilen bir marka oldu.. İşte tüm bunları birleştirdiğimizde, Arçelik insanların hayatına değer katan, onlara kendilerini özel hissettiren bir marka diyebiliriz.

 

Arçelik reklam stratejisi oluştururken sizin için en önemli üç neden, öncelik nedir? 

Derya Ertürk İnsel (Arçelik Marka ve Pazarlama İletişimi Müdürü)

  1. Teknoloji ve üründen çok daha fazlasını sunmak: Arçelik için asıl önemli olan ne üretebildiği değil, ürettiklerinin müşterilerinin hayatına kattıklarıdır. Bu sebeple, tüm iletişimlerimizde de insan hayatına gerçekten dokunan ve onların günlük hayatında fark yaratacak yenilikleri ve tasarımları öne çıkarıyoruz.
  2. Arçelik’in samimi yaklaşımı: Arçelik markasının da bayilerin de insanlarla çok samimi bir ilişkisi var. Arçelik insanlar için sadece bir beyaz eşya markası değil. Bu nedenle premium ürünlerimizin veya yeni bir teknolojimizin lansmanını yaparken bile Arçelik’in bu samimiyetten uzaklaşması düşünülemez.
  3. Arçelik’in tüm Türkiye’yi kapsayıcı marka anlayışı: Arçelik markası için iletişim stratejisi oluştururken ilk dikkat edilen nokta fikrin tüm Türkiye’yi kapsayıp kapsamadığı oluyor. Türkiye’nin her yerine aynı kalitede hizmet ve teknoloji sağlayan bir marka için kapsayıcılık olmazsa olmaz.

 

Son yıllarda ankastre ürünlerine olan talep arttı. Bu alanı sahiplenmek isteyen markalar ciddi iletişim yapıyor. Özellikle Ankastre ürünleri düşündüğünüzde Arçelik’in rekabete karşı konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Derya Ertürk İnsel (Arçelik Marka ve Pazarlama İletişimi Müdürü)

Türkiye’nin lider ev teknolojileri markası Arçelik, ankastre ailesindeki geniş ürün yelpazesi, inovatif ürün özellikleri ve öne çıkan üstün tasarımı ile ankastre kategorisinde de lider konumda. Arçelik Türkiye’nin en çok tercih edilen ankastre markası olarak bu kategoride sahiplendiği iletişim stratejisiyle de rakiplerinden ayrışıyor ve sektöre liderlik ediyor.  Ürünlerin teknolojilerini, tasarımlarını detaylı şekilde anlatmak yerine tüketiciyi hayatın içinden hikayelerle davet ediyor.  Yer aldığı mutfakların; aslında bir mutfağın ötesinde, sevdiklerimiz ile vakit geçirdiğimiz yerler olduğunun altını çiziyor, bu anların değerini hatırlatmak ve bu paylaşım anlarındaki mutluluk ile tüketicilerimizin kalbine dokunuyor olmak iletişimimizin yol haritasını oluşturuyor.

Grion Ankastre reklamının hikayesini, çıkış öyküsünü anlatır mısınız?

Derya Ertürk İnsel (Arçelik Marka ve Pazarlama İletişimi Müdürü)

Türkiye’de mutfak her zaman  evin kalbinin attığı yer olmuştur. Ülkemizdeki tüketicilerimiz  için aile duygusunu pekiştiren ve önemli bir paylaşım anı olan yemek sofraları son dönemdeki evde zaman geçirme trendi ile birlikte daha da önem kazandı. Ipsos’un 2 yılda bir yayınladığı Türkiye’yi Anlama Klavuzu’na da baktığımızda insanların aileleri ve arkadaşları ile bir araya gelmek, zaman geçirmek ve yemek yemek için evlerini daha fazla tercih ettiğini gördük. Bu trendi destekleyecek bir şekilde evde geçirilen keyifli yemek pişirme, sofraya oturma, kahve içme… gibi anları, Arçelik Ankastre Serileri’nin şıklığı ve prestiji ile birleştirmeyi hedefledik. Tüm bu paylaşımların yapıldığı mutfak insanlar için çok önemliyken Türkiye’nin markası Arçelik tüm bu değeri görmezden gelemezdi.  Bu yüzden kampanyamızı mutfağı ve mutfaktaki paylaşım anlarını sahiplenerek mutfağa girme ilhamını verecek şekilde kurguladık.

 

Spot: Aslında sevdiklerimizle beraber olduğumuz her gün özel ve paylaşmaya değerdi, biz de insanlara bunu hatırlatacak bir film yaparak ilham vermek istedik.

 

 

Bu kampanyanın creative aşaması öncesinde nasıl bir strateji çalışması yapıldı? Hangi tüketici içgörülerinden hareket edildi?

Aşkın Baş (Y&R – Müşteri İlişkileri Direktörü):

Bildiğiniz gibi, Arçelik ve Y&R İstanbul 2002’den bugüne uzanan, sadece iletişim ajanslığı üzerine değil, iş ortaklığı üzerine kurulu bir birlikteliğe sahip. Bu uzun dönemli ilişki boyunca, değişen tüketici ihtiyaçlarını hem demografik hem de psikografik olarak sürekli takip ediyoruz. Bu doğrultuda, hem periyodik tüketici araştırmaları, hem ad-hoc araştırmalarla tüketicinin nabzını tutuyor, pre ve post araştırmalarla iletişimlerimizin kendini ne kadar iyi anlattığını ölçümlüyoruz. Tüm bu bilgi birikimi ışığında günümüzde ailedeki bireylerin daha da kendi kabuklarına çekildiklerini gözlemliyoruz. Yaşadığımız çağda türlü türlü kaygılarımız, beklentilerimiz ve zaman kayıplarımız var. Kimi fotoğrafına kaç beğeni alacağının kaygısını yaşıyor, kimi iş yerindeki sorunları eve taşıyor, kimi TV başında programlara takılıp kalıyor. Tüm bunlar da bizi bizden, kendimizden ve ailemizden uzaklaştırmaya başlıyor. Biz de bu durumu tersine çevirecek bir çağrıda bulunmak istedik. Aslında sevdiklerimizle beraber olduğumuz her gün özel ve paylaşmaya değerdi, biz de insanlara bunu hatırlatacak bir film yaparak ilham vermek istedik.

 

Bu kampanyada Arçelik reklamlarında görmeye alıştığımız Çelik ve Çeliknaz’ı görmememizin bir nedeni var mı? Arçelik ankastre kampanyalarını mevcut çatı kampanyasından farklı mı kurguluyor?

Derya Ertürk İnsel (Arçelik Marka ve Pazarlama İletişimi Müdürü)

Çelik ve Çeliknaz, Arçelik markamız için çok önemli bir konuma sahipler. Yıllar içerisinde birer marka maskotundan çok daha önemli marka değerleri haline geldiler. Yaptırdığımız araştırmalarda, tüketicilerin onları birer ünlü gibi konumladıklarını ve daha da önemlisi “onlar artık bizden biri” dediklerini görüyoruz. Bu samimiyeti ve hassas ilişkiyi en sağlıklı şekilde devam ettirmek bizim için çok önemli. Bu doğrultuda, Çelik ve Çeliknaz’ ı iletişimlerimizde konumlandırırken farklı kriterleri göz önünde bulunduruyoruz; hedef kitlelerimiz, iletişim mesajımız, Çelik ailemizin iletişime çıkma sıklığı ve hatta gündemde var olan “robot/yapay zeka ve insan” ilişkileri bu kriter arasında yer almaktadır. Ankastre ürünlerimiz için yaptığımız iletişim kampanyaları, diğer ürün segmentlerimizde de olduğu gibi hem çatı iletişimimizden öğeler barındırıyor hem de kategori özelinde ihtiyaçları kapsıyor.

 

Spot: Hedef kitlemiz açısından video çok önemli, dolaysıyla TV ve Dijital ile mobil mecralar hikayelerin kitlesel erişimini sağlamak için en önemli platform araçları idi.

 

Bu kampanyanın medya planlamasını yaparken nelere dikkat ettiniz? Nasıl bir planlama yaptınız?  

Gaye Ersöz (MindShare – Müşteri İlişkileri Direktörü)

Grion lansmanının merkezine, kampanyanın ana konseptine paralel olarak tüketicilerimizi koyduk ve Grion serisi ile tanışma yolculuklarını planlayarak medya stratejisini oluşturduk. Hedef kitlemiz açısından video çok önemli, dolayısıyla TV ve dijital mecralar hikayelerin kitlesel erişimini sağlamak için en önemli platform araçları idi. Bilinirlik fazında televizyon ve dijital mecrayı, bilinirliğe katkı sağlayacak açık hava uygulamaları ile desteklerken, hedeflemeli reklam modelleri ile ürünlerin farklılaşan özelliklerinin detaylarını dijital kullanımlar ve dergi üzerinden tüketicimize aktardık.

 

Spot: Arçelik olarak medya yatırım sürecini; tamamen ölçülebilir hedefler belirleyerek ve bu hedeflere ulaşacak stratejiyi kurgulayıp, en verimli sonuçlara ulaşacak taktiklerle zenginleştirdiğimiz bir süreç olarak ele alıyoruz.

 

Reklamverenlerin iletişim bütçeleri oldukça limitli. Medya satın alımı yaparken bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne tür aksiyonlar alıyorsunuz?

Gaye Ersöz (MindShare – Müşteri İlişkileri Direktörü)

 

Arçelik markasının medya planlaması tamamen iş hedeflerine göre şekilleniyor. 2016 senesinden bu yana Arçelik medya yatırımlarına tamamen marka için özel olarak hazırlanmış ekonometrik modelleme sonuçlarına göre şekil veriyoruz. Modelleme her sene yenileniyor ve mecraların hedefler doğrultusundaki performansları, markanın baz değerlerinden ayrıştırılarak hesaplanıyor. Böylelikle her bir mecranın Arçelik bilinirlik ve satış hedeflerine yaptığı katkı ölçüsünde bütçe ayrılıyor ve planlamada ROI’nin (yatırımın geri dönüşünün) optimizasyonu esasına göre ilerleniyor. Özetle, biz Arçelik markasının medya yatırım sürecini tamamen ölçülebilir hedefler belirleyerek ve bu hedeflere ulaşacak stratejiyi kurgulayıp, en verimli sonuçlara ulaşacak taktiklerle zenginleştirdiğimiz bir süreç olarak ele alıyoruz.

 

Spot: Markamızın büyüklüğü ve müşteri kitlemizin genişliğinden dolayı tüm iletişim faaliyetlerimizde “kapsayıcı” olmak öncelikli şartımız. Arçelik markamızın pozisyonu gereği, tüm pazarlama faaliyetlerimizde hem geleneksel müşterimize hem de dijitalleşme trendini takip eden omni müşterilerimize ulaşabilen kapsayıcı pazarlama planları oluşturmaktayız.

 

Son yıllarda teknolojideki hızlı değişim ile sizlerin Pazarlama iş süreçlerinde ne gibi değişimlere getiriyor? Dijital dönüşümün getirdiği müşteri alışkanlıklarındaki değişimlere yönelik ne gibi faaliyetler yapıyorsunuz?

Derya Ertürk İnsel (Arçelik Marka ve Pazarlama İletişimi Müdürü)

Belirttiğimiz gibi Arçelik, sunduğu ürün ve hizmetleri değişen hayat şartlarına göre sürekli güncelleyebilen bir marka. İnovasyon ve değişim öğeleri markamızın özünde bulunuyor. Bu öğeler haliyle tüm iş süreçlerimizde ve kurum kültürümüzde de kendisini hissettiriyor. Markamızın büyüklüğü ve müşteri kitlemizin genişliğinden dolayı tüm iletişim faaliyetlerimizde “kapsayıcı” olmak öncelikli şartımız. Arçelik markamızın pozisyonu gereği, tüm pazarlama faaliyetlerimizde hem geleneksel müşterimize hem de dijitalleşme trendini takip eden omni müşterilerimize şabilen kapsayıcı pazarlama planları oluşturuyoruz. Müşterimize dokunduğumuz her noktada onların beklentilerine cevap verecek kurgularla mecra ve müşteriye göre özelleştirilmiş içerikler hazırlıyoruz. Arçelik’te artık dijital dönüşümü yeni bir olgu olarak görmüyor, hayatımızın bir parçası olarak konumluyoruz. Geleneksel mecraların iletişim planlarımızda yer alması gibi omni müşterilerimize ulaşabileceğimiz dijital çözümleri de her zaman iletişim kampanyamızın bir parçası haline getiriyoruz.

 

 

 

Pause Citys konuk Dj Eren AB

Küçük yaşta kendi çapında başladığı müzik tutkusunu ABD’nin New York kentinde DJ’lik yaparak devam ettiren Eren Abdullahoğlu, sahne adıyla Eren AB ismiyle ülkenin yükselen DJ’leri arasında. New York başta olmak üzere ABD’nin bir çok ayrı eyaletinde, kulüplerde ve büyük etkinliklerde çalan DJ Eren AB, bir çok ünlü isimle aynı sahneyi paylaşıyor. DJ AB, ağırlıklı olarak yabancı şarkıların yani sıra Türkçe şarkılara da yer vermiş. DJ’lik mesleğinde, New York gibi binlerce dj arasında, yabancı şarkılara yaptığı remikslerden aldığı olumlu tepkilerle önemli bir yer edinen Eren AB, New York’ta eğlence hayatını bizlere az da olsa anlatama fırsatı buldu.

Son bir kaç yıl içerisinde yaptığı remiksler ile adını yurt dışında duyuran Türk DJ Eren AB, geçtiğimiz yıl piyasaya çıkardığı “Come Fiil Me Up “isimli single albümü ile müzik piyasasında adından söz ettirmeye başladı. Bu yıl çok farklı yeni şarkılarla tekrar müzik listelerine girmeye hazırlanan Eren AB, yeni single albümünü bitirdiğini ve bu yüzden çok heyecanlı olduğunu söylüyor.

Futbolculuk geçmişimin yanısıra, İstanbul’da magazin muhabirliği yaparken, yakından tanıdığım sanatçıların albüm çalışmalarında sürekli onlarla stüdyo da şarkıları dinlerdim. İstanbul’da bir yerel radyo istasyonunda sanatçıları Radyo’ya taşıyarak DJ lige başladım.. Giderek müziğe olan ilgim artınca ben de boş zamanlarda yakın aranjör arkadaşım abim Ulubek Hekimoğlu’nun stüdyosunda çalışmaya başladım. Daha sonra New York’a eğitim için geldiğimde bu işi denemeye karar verdim. New York’ta teknik ve sanatsal eğitimi için Dubspot Müzik okuluna gittim. Alman ve Amerikalı hocalardan iki yıl boyunca ‘DJ’lik ve aranjorluk eğitimi aldım.” Daha sonra Club promotorleri ve etkinlik menajerlerinin dikkatini çektim. Onlarla birlikte çalışmalarım giderek arttı. Daha sonra albüm çıkardım. İlk single albümünü Amerika pazarından çıkardım. Ancak Avrupa bölgesinde çok çalındı oradan çok yoğun ilgi gördüm. İlk çıkardığım “Come Fiil Me Up “isimli şarkımın yeni remiks versiyonu hazırlanıyor. Onları da yaza yetiştireceğim.

Pause Citys konuk Dj Eyüp H. Paralı

Eyüp H. Paralı (a.k.a.) Dj Arturo

PRODUCER / DJ

Profesyonel DJ’lik kariyerine 1999 yılında Babylon’da başladı. Dünyaca ünlü grupların ve DJ’lerin sahne aldığı Babylon’da performans öncesi ve sonrası çaldığı house setleriyle beğeni topladı.

Daha sonraları Anjelique, La Boom, Ulus 29, W Hotel, 360 Istanbul ve bunun gibi İstanbul gece hayatının kült kimligine burunmus bircok gözde kulübunde resident dj lik ve muzik direktorlugu gorevini ustlenmesinin yanisira pek çok event ve organizasyonda performans sergileyen dj, gece içerisinde pek çok müzik tarzını aynı atmosfer içerisinde değişik mix teknikleri ve mantığıyla harmanlayan kendine has bir stil geliştirdi.

EJOOP alias i ile, underground melodilerin daha ağır bastığı tech-house / uplifting /progressive üçlemesinden beslendigi prodüksiyonlarını kendi sahip oldugu dijital plak şirketi ‘PROGRESSIVE DYNAMICS’ ten yayinlamaya baslayan Eyup, 2003 yılında FG 93.7 ailesine katılarak progressive house a olan tutkusunu kendi radyo programina taşıma fırsatı elde etti.

2006-2008 yilinda City & Guilds – School Of London, Ileri Kayit Teknikleri ve Dijital Audio Operasyonlari branslarinda audio engineering (ses muhendisligi) egitimini tamamlayan Eyup, PD’ nin (Production Department) düzenlediği ve dünyaca ünlü isimlerin aynı sahnede buluştuğu (Marcus Schulz, Above&Beyond, Carl Cox, Dubfire, John Digweed, Sasha, Steve Angelo, vs..) Global Gathering, Electronica Festival Istanbul serileri ve ROUTE 2011 de sahnedeki yerini almıştır.

Uluslararasi platformlarda Arturo ve Monosight olarak 2 farkli kulvarda produksiyonlarini yayimlayan Dj, ayni zamanda her sene Ekim ayinda duzenlenen, yuzbinlerce katilimci ile dunyanin en buyuk muzik etkinligi olarak kabul edilen Amsterdam Dance Event’te ulkesini basari ile temsil etmektedir.

Pause Citys konuk DJ Gökhan Karabıyık

 

Pause Citys Dergisi konuk DJ Gökhan Karabıyık

 

Eğitimini tamamladıktan sonra çok büyük hayali olan Dj’lik kariyerine 2005 senesinde Sortie’de başladı. Yaptığı müzik ile kısa zamanda asını duyuran genç DJ, kariyerine Margaux İstanbul, Bianca Beach Bodrum, Blackk İstanbul, Blackk Antalya, Ally Antalya, Biber Nişantaşı, Aqua Şifne, Chocolate Nişantaşı, Ship A Hoy Türkbükü, -Nan Şişhane, Members İstanbul gibi mekanlarda devam ettirdi.

Şimdilerde kışları Whisper Arnavutköy, yaz sezonu Whisper Summer House’un müzik koordinatörlüğü ve DJ’lik yapmaya devam ediyor.

Pause Citys konuk DJ. Özhan Özal

Pause Citys konuk DJ. Özhan Özal

 

Başarılar ile dolu müzik kariyerine, lise yıllarında (1988) enstrüman çalarak başladı. Uzun süre dönemin tanınmış sanatçıları ile birlikte çalışma imkânı buldu ve müzikal anlamda kendine getiriler sağladı. Bu sırada, babasının işleri dolayısıyla sık sık yurt dışına gidip gelmeye başlayan Özhan Özal, oradaki organizasyonları ve gece kulüplerini gezerek, dans müziği ve eğlence hayatı hakkında deneyim kazandı.

1989-1990 yıllarında, yaşamış olduğu bu deneyimlerden yola çıkarak, o yılların popüler şarkılarını kendine has tarzı ile harmanlamaya ve ortaya çıkan çalışmaları etrafındaki DJ’ler ile paylaşmaya başlamıştır. O yıllardan günümüze İstanbul’un en iyi gece kulüplerinde performans göstermektedir.

Müzik tarzı olarak Deep House ve Tribal House ağırlıklı setler çıkartmakla beraber, dans müziğinin bu türevlerinin ülkemizdeki duayeni olarak da bilinir. Ayrıca dans müziğinin Türkiye’deki gelişiminde kilit bir rol oynayan Özhan Özal, dünyada yapılan müzik altyapılarını Türk Pop müziğine uyarlayan ve “yeniden düzenleme” (Remix) kavramını getiren ilk sanatçılardan biridir. O zamanlar attığı bu adım, günümüzde müziğin ülkemizde devam eden eğlence yaşamı kültüründeki rolünün yapıtaşı olmuştur.

Kulüp sahipleri, sanatçılar ve o yıllarda ülkemizde hâkim olan müzik türü dolayısıyla diğer DJ’lerin de sıcak bakmadığı, destek olmadığı bir hareketi yılmadan, tek başına sürdürerek, Türkçe müziğin gece kulüplerine girmesini sağlamış ve kitleleri peşinden sürüklemiştir. Bu hareket Türkiye’de eğlence hayatına da yeni bir soluk getirmiştir.
Daha sonraları prodüksiyon çalışmalarına devam eden Özhan Özal, 1997 senesinde Kiss FM ve Radio Sport’un prodüksiyon menajeri olarak çalışmaya başlamıştır. Aynı zamanda birçok ünlü pop sanatçısının albüm yapımlarında rol almış, düzenlemeler yapmıştır.

Aynı zamanda DJ’lik kariyerini sekteye uğratmadan sürdüren Özhan Özal, kariyerini her geçen gün geliştirmiştir.
Çaldığı Bazı Mekanlar;
Airport İstanbul, Discorium İstanbul, Xtacy İstanbul, Taksim Roxy, Susam Bar, Yess Bar, Senses, Le Cigar, Viila Keyif, İstanbul Havana, Hamam, Barrio Latino, Selam, Fashion Figaro, Catwalk, Vodka, People, Bodrum Dodo Beach, Bodrum Fink, Woo, Ankara Friends & Trends, İstanbul Freinds & Trends, Zihni Friends, Academy 14, Cahide, Avantgarde, Balkon 15, 34.5, Rugan, Gilda, Nişantaşı Kav, Sapphire, Sortie.

Pause Citys konuk DJ Serkan Baykal


Pause Citys konuk DJ Serkan Baykal
19 senedir faal olarak ve yaklaşık 11 senedir profesyonel olarak Dj’ lik hayatına devam etmektedir. Birçok ünlü kulübün yanı sıra Su Ada, Boğaziçi Ünv, Park Orman, Çırağan Sarayı, Four Season gibi bir çok önemli mekanda yer alan organizasyon ve davetlerde performans sergilemiştir.

Dj’ liğe Profesyonel Olarak 2007 Yılında Başladı.
2007 yılında Bağdat Caddesi’ nde “Dj Cadde Team”i kurarak şu anki adı “Cadde Nispet” olan gece kulübünde Dj’ lik hayatının ilk profesyonel adımını atmış oldu. Bu süre içerisinde de birçok kulüpte de performans sergilemeye devam etti.
2008 yılında prodüksiyon firmasında görev almaya başlayarak profesyonel müzik kariyerini bir adım daha öne taşımıştır. Bir çok ünlü simanın düğün organizasyonu, lansman, açılış, kokteyl, özel parti ve konserinde aranılan isim olarak adını yazdırmıştır.
2008 yılında popüler müziği bir kenara bırakıp, bu zaman zarfında LO-FI (LOUNGE, CHILL OUT, AMBIANCE, JAZZ) türünde müzik yaparak sayılı isimlerin arasına girdi. Birçok derleme albüm ile kendi kitlesine ulaşmayı başardı. Bu mesleğe her ne kadar elektronik müziği severek başlasa da, yıllar kendisini, müziğin her türünü dinlemeye yöneltti. Jazz, funk, soul, alternatif ve rock, 80’s ve 90’s kendini kanıtladıktan sonra 2010 yılında Aytunç Bentürk Hot Latin Night ile Murphy’s Kalamış Dance Bar ’da performans sergileyerek latin dünyasına da ayrıca müthiş bir adım atmıştır. Sess Uludağ, Nişantaşı Biber, Kuruçeşme Sortie, Desibel Club, Drone performans sergilemiş, şimdi ise Sess Nişantaşı-Bodrum’da Dj’liğe Biber Bar’larında Müzik Koordinatörü olarak performanslarına devam etmektedir.

Pause Citys konuk DJ Kamer Kutlu





Pause Citys konuk DJ Kamer Kutlu

Profesyonel DJ’lik kariyerine 1999 yılında başladı. Kariyeri boyunca bir çok düğün, davet, nişan, bar-bat mitsvah, defile ve kurumsal etkinliklerde başarılı performanslar sergiledi. Avrupa’nın Sevilla, Barcelona, Madrid, Paris, Lisbon gibi şehirlerinde özel davetlerde ve düğünlerde DJ kabininde bulundu.

DJ ve/veya Müzik Direktörü olarak hizmet verdiği mekanların bazıları;

Frankie İstanbul, Salomanje, Nişantaşı Niş, İstanbul Kalua, mel’S, İstanbul-Bodrum Tampa, Bodrum Havana, Agency Wine Bar, Zanzibar Zorlu, Moda Deniz Kulübü, Büyük Kulüp, Su Ada Pool Bar

 

Performans sergilediği özel gecelerden bazıları;

Nişantaşı CHANEL açılış partisi, W Hotel Istanbul açılış partisi, Harvey Nichols Kanyon açılış partisi, Roberto Cavalli Fashionable Istanbul Party Anjelique, Celebration of Ermenegildo Zegna’s 20th Year in Turkey Esma Sultan Yalısı, Frankie Istanbul Private Party feat. Stephane Pompougnac, Bir çok ELLE Weekend ve ELLE Decor Party, Swissotel The Bosphorus 20th Year Party

Kamer Kutlu tüm bilgi birikimleri ve tecrübesini; Ekim 2018’de kurucu ortağı olduğu The Maker Production şirketi ile sunmaya devam etmektedir.

 

TOP 10

01 – The Weekend – I Feel It Coming ft. Daft Punk

02 – Nana Mouskouri – Que Je Sois Un Ange (Dj Pantelis Remix)

03 – Roisin Murphy – Ancora Ancora Ancora (Severino & Nico De Ceglia Remix)

04 – Claude Challe & Adam Plack – Carmenita Lounging (Opera House Mix)

05 – Mollono.Bass & Ava Asante – Feeling Good (Original Mix)

06 – Peggy Gou – It Makes You Forget (Itgehane)

07 – Purple Disco Machine – Play (Original Mix)

08 – Charles J – Do You Want (Original Mix)

09 – Lenny Kravitz – Low (DIMMI Remix)

10 – Alice Merton – No Roots