Yazılar

Kış hastalıkları için tedbirinizi şimdiden alın

Kış hastalıkları için tedbirinizi şimdiden alın

Kış aylarına girmeye hazırladığımız bu dönemde görülen değişken hava insanların ruhsal durumunu etkilemekle birlikte çeşitli hastalıklara yakalanma riskini de artırabiliyor uzmanlarından Dr.Veysel Umut Sadıkoğlu “Aslında mevsimden bağımsız olarak bağışıklığımızı her zaman güçlü tutmalıyız. Ne kadar güçlü bir bağışıklık sistemimiz var ise o kadar hastalıklara karşı gücümüz var demektir” diyor.

Havaların giderek soğuduğu şu günlerde hüzünlü, kasvetli, bol bulutlu havaları ile uyanmaya başladık. Kış ayları denince yüzümüzü güldüren hatıraların yanında aklımıza öksürük, burun akıntısı, doktor odaları, iğneler ve serumlar da geliyor. Dr. Veysel Umut Sadıkoğlu, yılların verdiği tecrübelere rağmen bu kısır döngüden kurtulamayan birey sayısının azımsanmayacak seviyede olduğunun altını çiziyor.

Yeterli ve düzenli uyku ile bağışıklığı güçlü tutabilirsiniz

Hastalıklara yakalanmada bağışıklığın önemli bir rolünün olduğunu Dr. Veysel Umut Sadıkoğlu, bağışıklığı güçlü tutmak için önce uykuya önem verilmesi gerektiğini söylüyor. Yeterli ve düzenli uykunun önemine dikkat çeken Sadıkoğlu, aynı saatte uyuyup uyanmak gerektiğini ve uykuda karanlık, sessiz, rahat bir ortamın tercih edilmesinin gerektiğini anlatıyor. Fiziksel aktivite, haftanın en az 3 günü 45 dakikadan az olmayan egzersizler de sağlığımızı için büyük önem taşıyor. Dr. Sadıkoğlu “Mümkünse açık havada, oksijeni bol bir bölgede spora uygun kıyafetler ile tok olarak egzersiz yapmaya çalışılmalı” diyor.

Bağışıklıkta beslenmenin yeri çok büyük

Beslenme düzenimizi proteini bol ürünlerden seçerek, kırmızı et, yumurta, peynir, süt gibi ürünleri yeterli miktarda tüketmemiz gerektiğini vurgulayan Dr. Veysel Umut Sadıkoğlu, kızartma, kavurma yerine ızgara, haşlama ve fırın yemeklerinin tercih edilmesi gerektiğini söylüyor. Bağışıklığımızı güçlendirirken Omega-3’ten zengin balıkların ve ceviz gibi kuru yemişlerin tüketilmesi, yeterli vitamin alınması gerektiğini hatırlatan Dr. Sadıkoğlu, özellikle yüksek C vitaminine sahip turuncu meyve ve sebzelerin (portakal, mandalina, kivi, limon, kapya biber) beslenme planımızda olması gerektiğini belirtiyor.

En önemlisi mutluluk

Beta glutenin ana kaynağı tam tahıllar ve yulaf içeren bir beslenme tarzının benimsenmesinin bağışıklığı güçlendirmede fayda sağladığını bildiren Dr.Veysel Umut Sadıkoğlu, beyaz ekmek, makarna yerine tam tahıllı ekmekler ve bulgur tercih edilebileceğini söylüyor. “Bağışıklığımızı güçlendirirken aynı zamanda genç kalmamızı da sağlayacak glutatyon içeren avokado, brokoli, kuşkonmaz gibi ürünler tercih edilmeli” diyen Sadıkoğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor: ”Çinko ve selenyum içeren deniz ürünleri, yağlı tohumlar beslenmede ihmal edilmemelidir. Yüzyılların bize öğrettiği probiyotik kaynağı olan fermente ürünler; kefir, turşu ve yoğurt gibi gıdaların günlük olarak tüketimine özen gösterilmeli. Bütün bunlar önemli ama en önemlisi mutluluk! Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız her derde derman olacaktır… ”

Akciğer kanserinde akıllı ilaçlardan aşıya yeni yöntemler kullanılıyor

Akciğer kanserinde akıllı ilaçlardan aşıya yeni yöntemler kullanılıyor

Tıpta yaşanan gelişmeler, adı bir zamanlar ölümle birlikte anılan hastalıkların tedavisinde bile umut veren sonuçlar alınmasını sağlıyor. Akciğer kanseri tedavisindeki yenilikler de özellikle kanser evresi ilerlemiş hastalarda, yüz güldüren sonuçlar alınmasını sağlıyor. Kansere bağlı ölümlerde ülkemizde, erkeklerde birinci, kadınlarda ise ikinci olan akciğer kanseri; öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, kilo kaybı ve göğüs ağrısı ile kendini gösteriyor. Yüzde 85-90’ı sigara kullanımına bağlı gelişen akciğer kanseri tedavisinde yaşanan gelişmeler özellikle ilerleyen vakalar için de umut veriyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, akciğer kanseri tedavisinde “akıllı ilaç ve immünoterapi” yöntemleri ile yaşam süresinin ve yaşam kalitesinin artırıldığını belirtirken akciğer kanserine yol açan etmenlerden uzak durmak gerektiğini de vurguluyor.

Akciğer kanserinde akıllı ilaçlardan aşıya yeni yöntemler kullanılıyor

En temel neden, sigara

Aktif olarak sigara içmenin yanı sıra sigara içilen ortamlarda bulunmak da akciğer kanserine yol açabiliyor. Sigara içilen süre uzadıkça ve günlük içilen sigara miktarı arttıkça akciğer kanseri gelişme riski de orantılı olarak yükseliyor. Sigaranın yanında “asbest maruziyeti, radyasyon, egzoz gazları, radon, arsenik ve ailede kanser öyküsü” gibi etmenler de bu hastalığa yol açabiliyor. Akciğer kanserinin birinci, ikinci ve üçüncü evrelerinde tedavinin cerrahi yöntemlerle gerçekleştirildiğini anlatan Prof. Dr. Aziz Yazar, “Üçüncü evrede bazen eşzamanlı olarak kemoterapi ve radyoterapi de uygulanıyor. Ancak bu yöntemlerin uygulanamadığı ileri evre akciğer kanseri tedavisinde de yenilikler var” diye bilgi veriyor.

Akıllı ilaçlar ile tedavide başarıyı yükseltiyor

İleri evre küçük hücreli dışı akciğer kanserinde tedaviye başlamadan önce tümör dokusuna testler yapıldığını ve çıkan sonuca göre akıllı ilaç kullanılıp kullanmayacağına karar verildiğini anlatan Prof. Dr. Aziz Yazar, şöyle devam ediyor:

“Bu testlerden birisinin pozitif çıkması durumunda tedavide ilk tercihimiz akıllı ilaçlardan biri olmalıdır. Akıllı ilaçlar tümör hücresi üzerinde bir belirleyiciye (antene) saldırarak tümör hücresinin ölmesine yol açar. Bu ilaçlarla tedavide cevap oranı yüzde 80’e kadar çıkıyor. Hastalığın kontrol altında tutulma süresi de akıllı ilaçlarla kemoterapiye göre daha uzun süreli oluyor.”

Ağızdan alınan akıllı ilaçlar kullanım kolaylığı sağlarken kemoterapiye göre oldukça düşük olan yan etkileri ile de hastanın konforunu artırıyor. Akıllı ilaçlardan birine direnç gelişmesi halinde bir başka akıllı ilaçla tedaviye devam edilebiliyor.

Prof. Dr. Aziz Yazar, damardan uygulanan bevacizumab ve ramucirumab gibi akıllı ilaçların da uygun olan kişilerde kemoterapi ile birlikte kullanıldığında tedavi başarısını artırdığını belirtiyor.

İmmünoterapi ile gelen tedavi başarısı

Ağızdan akıllı ilaç kullanımına uygun olmayan hastaların tedavisinde ise bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi temeline dayanan immünoterapi kullanılıyor. Kanser tarafından devre dışı bırakılan vücudun bağışıklık sistemi düzeltilerek kansere karşı vücudun kendi hücrelerinin savaşmasını sağlanıyor. Bu yolla kansere karşı daha uzun süreli başarı sağlanabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aziz Yazar, ”İmmünoterapi ile tedavide yanıt akıllı ilaçlarla yapılan tedaviye göre daha geç ortaya çıkar. İmmünoterapi kemoterapi ile birlikte verilebildiği gibi kemoterapi olmadan tek başına da kullanılabiliyor. Tümör dokusunda bakılan PD-L1 testinin pozitiflik oranı genellikle immünoterapinin başarısını belirlemede faydalı olabiliyor” diye bilgi veriyor.

İmmünoterapi tedavisi damar yolu ile veriliyor. Yan tesirleri kemoterapiye göre yarı yarıya daha az olan bu tedavi, otoimmün hastalığı olan veya bağışıklık sistemini baskılayan tedavi alan kişilerde kullanılmıyor.

Küba aşısı da immünoterapi ilacı

Küba aşısı olarak bilinen aşının da bağışıklık sistemi üzerinden etki ettiği için immünoterapi grubunda kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Aziz Yazar, “Bu aşı Küba ve Arjantin’de ruhsatlı. Metastatik akciğer kanseri tedavisinde kullanıldığında hayatta kalma oranını artırdığı gösterildi. Yan tesiri yok denecek kadar az olan aşının uygulaması cilt altından yapılıyor” diyor.

Turşunun gücünden faydalanın!

Turşunun gücünden faydalanın!

Bir yandan Covid-19 enfeksiyonu, bir yandan mevsimsel hastalıklar derken bağışıklık sisteminin güçlü olması her zamankinden çok daha önemli. Lezzetli olduğu kadar bağışıklığı güçlendirmeye katkı sağlamasıyla da öne çıkan besinlerden turşuya sofralarda yer vermek gerektiğini belirten Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, “Turşu yararlı bakterilerden oldukça zengin bir besindir ve başta bağırsak sağlığı olmak üzere bağışıklığın güçlenmesinde, metabolizmanın hızlandırılmasında ve kan şekerinin dengelenmesinde sağlığa olumlu katkıları bulunur. Yapılan son bilimsel çalışmalar ise turşunun kanserden koruyucu etkilerinin de olabileceği yönündedir. Ancak bu kadar çok faydası bulunan bir besinin kurulması, saklanması veya tüketilmesi sırasında yapılabilecek birtakım hatalar yararlı bakterilerin yerine zararlı bakterilerin sayısını arttırarak sağlığı olumsuz etkileyebilmektedir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, turşu kurarken, tüketirken ve saklarken dikkat edilmesi gereken 10 önemli kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Turşu yapacağınız besinleri özenle seçin

Turşusunu kuracağınız meyve ve sebzelerin taze, zedelenmemiş ve kaliteli olmasına özen gösterin. Eğer çürümeye veya bozulmaya başlamış bir meyve veya sebzeyi turşu kurmak için kullanırsanız turşu oluşum mekanizmasında gerekli olan yararlı bakterilerin oluşmasını/ çalışmasını engelleyebilir ve zararlı bakterilerin artmasına neden olarak besin zehirlenmelerine yol açabilirsiniz.

Plastik yerine cam kapları kullanın

Turşunuzu kuracağınız kabın cam olmasına dikkat edin. Çünkü sağlığa uygun olmayan plastik kapların yapımında kullanılan kanserojen maddeler turşunun içerisine geçebilir ve bu durum sağlık için oldukça büyük bir risk yaratır. Sağlık için riskinin yanı sıra küresel ısınmayı arttırmamak için de plastik kullanımını en aza indirmemiz gerektiğinden turşu kurmak için en iyi tercihin cam kaplar olduğunu unutmamak gerekir.

Turşu kurmadan önce besin ve kap temizliğine dikkat edin

Turşu kurarken kullanacağınız besinlerin öncesinde çok iyi temizlenmiş olması gerekmektedir. Aynı şekilde kullanacağınız kap, kaşık, kepçe vb. malzemelerin de iyi temizlenmesi gerekmektedir ancak bu malzemelerde temizlik malzemesi kalıntısı da kalmamasına dikkat edilmelidir. Kalıntı temizlik malzemeleri sağlık için risk oluşturmakla beraber mayalanmanın oluşmasını da engeller.

İçme suyu kullanın

Besinlerinizi koyacağınız tuzlu salamura suyun temiz olması oldukça önemlidir. Bu nedenle güvenli olmayan kaynaklardan alınmış veya çok beklemiş suların içerisinde zararlı bakterilerin olduğu unutulmamalı ve turşu için asla kullanılmamalıdır. Temiz olmayan su ile hazırladığınız turşunun içerisinde zararlı bakteriler çok fazla üreyeceğinden besin zehirlenmelerine yol açabilir.

Tuzu kararında kullanın

Uzman Diyetisyen Ece Öneş “Turşu için tuz olmazsa olmazdır. Turşunun oluşum mekanizmasındaki yararlı bakterilerin üremesi ve zararlı bakterilerin oluşumunun engellenmesi için yeterli miktarda tuz varlığı çok önemlidir. Turşunun tuzu az konulduğunda yumuşama ve suda bulanıklaşma görülürken; tuzu fazla konulduğunda ise olgunlaşma süresi uzadığı gibi tadı da fazla tuzlu olacaktır. Bu nedenle hazırlanacak salamura suyunun 1 litre suya 80 gram tuz eklenerek (yüzde 8’lik tuzlu su) hazırlanması oldukça önemlidir” diyor.

Kaya tuzu tercih edin

Eğer turşunuzun yumuşamasını istemiyorsanız tuz tercihinizi kaya tuzundan yana kullanın. Sofra tuzuyla yapılan turşular kaya tuzuyla yapılan turşulara göre çok daha kısa sürede yumuşamaktadır. Kaya tuzu kullandığınızda da yüzde 8’lik (1 litre suya 80 gram kaya tuzu) tuzlu su hazırlamanız yeterli olacaktır.

Sirke ve limon tuzu kullanın

Eğer turşunuzu taze fasulye gibi asitliği az olan bir sebze veya meyveyle kuracaksanız turşu oluşumunu sağlayabilmek için daha fazla tuz koymanız gerekir. Ancak tuzu ne kadar arttırırsanız sağlık açısından o kadar risk oluşturacağından tuz yerine limon tuzu kullanarak aynı mekanizmanın gerçekleşmesini sağlayabilirsiniz. Turşu oluşumunda zararlı bakterilerin kontrolsüz üremesini engelleyen sirkeden de turşu yapımı sırasında destek alabilirsiniz.

Karanlıkta, uygun sıcaklık ve uygun sürede bekletin

Turşunuzu kurdunuz, sıra geldi bekletmeye. Turşunuzun karanlıkta ve 18-20 derecede beklemesi gerekmektedir. Eğer 20 derecenin üzerinde bir sıcaklıkta bekletilirse zararlı bakterilerin hızla artması söz konusuyken 18 dereceden daha düşük bir sıcaklıkta bekletilmesi ideal bir turşu oluşumunu engeller. En ideal bekletme süresi ise genellikle 4-6 haftadır.

Beyaz tabakayı takip edin

Sebze veya meyveleriniz mayalanmaya başladıktan sonra en üst kısımda oluşan beyaz tabakanın takip edilmesi ve görüldüğü anda hemen alınması gerekir. Bu tabaka hemen alınmazsa küf oluşmasına ve dolayısıyla turşunun bozulmasına neden olur. Eğer uygun oranda tuz eklenmediyse ve/veya uygun sıcaklıkta bekletilmediyse beyaz tabaka görülme olasılığı daha yüksektir.

Tüketirken dikkat!

Uzman Diyetisyen Ece Öneş “Turşunun sağlığa yararları oldukça fazladır ancak tuzlu bir besin olduğu ve sodyum içeriğinin yüksek olduğu unutulmamalıdır. Örneğin beyaz lahananın 100 gramında 12 mg sodyum bulunurken 100 gram lahana turşusunda yaklaşık 300 mg sodyum bulunmaktadır. Bu nedenle eğer hipertansiyon hastasıysanız, herhangi bir kalp-damar hastalığınız varsa, kronik böbrek yetmezliği hastasıysanız, sık sık ödem problemleri yaşıyorsanız veya mide problemleriniz varsa turşunun sık tüketilmesi size yarar sağlamadığı gibi zarar verecektir” diyor.

Prematüre doğumlar kabus olmaktan çıktı

Prematüre doğumlar kabus olmaktan çıktı

  1. haftadan önce gerçekleşen doğumlara prematüre doğum adı veriliyor. Erken doğan bebeklerde solunum sorunları, hipotermi, beslenme problemleri yaşanabildiğini belirten Uzm. Dr. Sibel Kılıçaslan, 17 Kasım Dünya Prematüre Günü vesilesiyle önemli bilgiler veriyor.

Bir bebeğin dünyaya gelmesi 9 aylık bir zaman sürer, bu sürecin sonucunda doğum gerçekleşir. Ancak bazen 9 aylık bu süre tamamlanmadan doğum kendiliğinden gerçekleşebiliyor. Bu durum annede ya da bebekte gelişen bazı sağlık problemleri ya da doktorların doğumu erken gerçekleştirmeye karar vermesi nedeniyle ortaya çıkabiliyor.  37’inci haftadan önce gerçekleşen doğumlara “prematüre doğum” adı verildiğini söyleyen Uzm. Dr. Sibel Kılıçaslan, doğum sürecinin 35, 32, 28 hafta gibi daha erken sürelere indikçe doğum sonrası yaşanabilen sorunlarında aynı oranda arttığının altını çiziyor.

Uzm. Dr. Sibel Kılıçaslan, prematüre bebeklerin doğum sonrası yaşadığı sorunlardan birinin solunum sıkıntısı olduğunu belirtiyor. Bebeğin akciğerlerinin dış ortamda kendisi solumayı sağlayacak şekilde gelişmediği için doğum sonrası oksijen veya solunum cihazlarına ihtiyaç duyabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Kılıçaslan, düşük vücut sıcaklığı olan hipoterminin prematüre bebeklerde görüldüğünün altını çiziyor. Uzm. Dr. Sibel Kılıçaslan, normalde bebeğin doğum öncesi son aylarda cilt altı yağ dokusunun arttığını, ancak erken doğum dolayısı ile bebeğin kilosunun azlığı nedeniyle vücut ısısını muhafaza edemediğini ve bu nedenle uzun süre kuvöz içi sıcaklığa ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.

Prematüre bebeklerde enfeksiyon riski yüksek

Prematüre bebeklerde doğum sonrası beslenmenin büyük problem olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Sibel Kılıçaslan, yaşanılan sorunları bebeğin yeterince emme refleksinin gelişmemesi veya emecek gücünün zayıf olması, emilen sütün yeterince sindirilememesi ve bu sebepten kan şekerinin düşme eğilimi olarak sıralıyor.

Bağışıklık sisteminin yeterince gelişmemesi nedeniyle prematüre bebeklerin enfeksiyona eğilimlerinin oldukça yüksek olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Kılıçaslan, bu bebeklerde sarılığının erken başlayıp kısa sürede tehlikeli seviyelere çıkabileceğinin altını çiziyor.

Prematüre bebekler oksijen almak ve ısısını muhafaza etmek ve sarılık tedavisi dolayısı ile günlerce kuvöz içinde ve yoğun bakım ünitesinde kalabiliyor. Beslenmeleri yeterli olmadığı için serum ve burun sondasıyla beslenme ihtiyacı duyabiliyor. Bu durumlar ile karşılaşan ailelerin bebeklerin doğdukları hastane ve çalışan personelin yeterliliği konusunda şüphede kaldığını ve bebeklerin kuvözde kalış süreleri uzadığı takdirde diğer yoğun bakım ünitelerine sevkleri söz konusu olduğunu belirten Uzm. Dr. Sibel Kılıçaslan, “Halbuki doğum öncesi ve doğum sonrası gebelerin ve doğan bebeğin dikkatli bir şekilde takibi, doğum sonrası yaşanabilecek riskleri minimuma indiriyor ve prematüre doğumlar kabus olmaktan çıkıyor” diyor.

Prematüre bebeğin odasında ısı muhafazası sağlanmalı

Uzm. Dr. Sibel Kılıçaslan, prematüre bebeklerin sağlıklı gelişimi için yapılabilecekleri ise şöyle sıralıyor:

Doğum doktoru ile çocuk doktoru iletişim halinde olarak mutlaka anneye doğum öncesi akciğer olgunlaşmasını destekleyen ilaçların yapılması sağlanmalıdır.

Doğum sonrası hem çocuk doktoru hem de hemşireler bebeğe fazla invazif girişimler yani kan almak, hortumla uzun süre ağız, burun temizlemek, vücudu doğum sonrası yıkamak gibi yani bebeği doğum sonrası strese sokacak girişimlerden kaçınmalıdır. Isısı hemen sağlanmalı, minimum ellenmeli ve steril çalışılmalı, kısa sürede beslemeye geçilmeli, oksijen tedavisi sadece gerektiği kadar verilmeli ve kuvözde ve hastanede gerektiği kadar tutulmalı, en kısa sürede anneyi emmesi ve taburcu edilmesi sağlanmalıdır.

Ev ortamı steril hale getirilmeli, ziyaretçi kontrollü sayıda olmalı, bebeğin odasında yeterli ısı muhafazası sağlanmalı, anne sütü vazgeçilmez olmalı, aşılar ve aylık kontroller düzenli olarak yapılmalıdır.

 

Migros’tan “E-Doktor” Hizmeti

Migros’tan “E-Doktor” Hizmeti

Migros, tüm Türkiye’de geçerli olan “e-doktor” hizmeti ile Anadolu Sağlık Merkezi’nin deneyimli uzman hekimleriyle hastaneye gitmeden online görüntülü görüşme imkanı sağlıyor.

Migros ve Anadolu Sağlık Merkezi iş birliğinde başlatılan “e-doktor” hizmeti kapsamında, Migros müşterileri hastaneye gitmeden Anadolu Sağlık Merkezi’nin uzman hekimleri ile online görüntülü görüşme yapabiliyor.

Alanında deneyimli uzman hekimlerle görüntülü görüşmek isteyenler, Türkiye’nin 81 ilinde bulunan Migros mağazalarının kasalarından ve Migros Sanal Market’ten alacakları PNR kodları ile Anadolu Sağlık Merkezi’ni 44 44 276 numaralı  çağrı merkezinden arayarak randevularını kolaylıkla oluşturabiliyorlar.

E-doktor uygulamasından faydalanmak isteyenler; ilk randevu sonrasında 1 ay boyunca sınırsız kullanım hakkı olan online tıbbi danışmanlık görüşmesi, online branş doktoru görüşmesi, 2 seanslık online psikolog görüşmesi ve 4 seanslık online diyetisyen görüşmesi gibi farklı seçenekler arasından ihtiyacı olanı seçebiliyor.

Antibiyotik içerken şunlara dikkat edin!

Antibiyotik içerken şunlara dikkat edin!

Covid-19 enfeksiyonunun tüm hızıyla devam ettiği bugünlerde, bir yandan da her sonbaharda olduğu gibi yine mevsimsel grip ve nezle gibi viral hastalıklar da kapıyı çalmaya başladı! Virüslerin neden olduğu hastalıkların en önemli özelliklerinin başında bulaşıcılığının çok fazla olması gelirken, tedavide bilinen bir ilacının olmaması da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Zira bu noktada pek çok kişi antibiyotiğe sarılarak fayda yerine daha fazla zarar görebiliyor! İşte, tüm dünyada 18 Kasım Antibiyotik Farkındalık Günü ile bilinçsiz antibiyotik kullanımının tehlikelerine karşı farkındalık yaratılması amaçlanıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur “İnsanlık tarihinin önemli dönüm noktalarından biri; antibiyotiklerin bulunması ve böylece pek çok insanın hayatının kurtarılabilmesidir. Ancak enfeksiyonun nedeninin viral ya da bakteriyel kökenli olup olmadığının ayrımı için klinik ve laboratuvar testlerine ihtiyaç vardır. Antibiyotiklerin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerekir, aksi takdirde çok ciddi zararlar verebilir” diyor. Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, bilinçsiz antibiyotik kullanımının 5 önemli zararını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Direnç geliştiriyor

Antibiyotiğin aşırı ve yanlış kullanımı sonucu pek çok bakteri direnç geliştirmiştir. Yani antibiyotik işe yaramaz hale gelir. Bu durum enfeksiyonların tedavi edilememesine neden olur. Antibiyotikler gerekli olduğu zaman kullanılmalı ve önerilen tedavi zamanından önce kesilmemelidir.

Sindirim sistemini bozuyor

Bilinçsiz antibiyotik kullanımı; bulantı, kusma, şişkinlik ve karın ağrıları başta olmak üzere sindirim sisteminin dengesini bozarken, ishale yol açabilir. Ayrıca ağızda yara, diş renginde değişmeye neden olabilir.

Bağışıklık sistemine zarar veriyor

Bağırsak mukozamızdaki yararlı mikropları öldürerek mukozal bağışıklığı bozabilmekte ve yeni enfeksiyonların gelişmesine neden olabilmektedir. Alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında artışa yol açabilir. Derideki kaşıntı ve döküntülerden başka öksürük nefes darlığı gibi ileri alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

Metabolik sorunlara ve obeziteye yol açabiliyor

Özellikle çocukluk çağında yanlış kullanılan antibiyotikler bağırsak floramızı bozarak emilim sorunları yaratmakta ve diyabet hastalığı zemini oluşturup obeziteye neden olmaktadır.

Karaciğer ve böbrek yetmezliğine zemin hazırlıyor

Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur ”Antibiyotikler vücuttan karaciğer ya da böbrek yolu ile atılır.  Pek çok ilaç karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını bozmakta ve yetmezliğe neden olabilmektedir. Covid-19 enfeksiyonu ile mücadele ettiğimiz bugünlerde, bir yandan da sonbaharın kendine özgü hastalıkları ile karşı karşıya kaldığımızda hemen antibiyotiğe sarılmak fayda yerine zarar.

Fast Food geçici mutluluk, obezite ve depresyon getiriyor

Fast Food geçici mutluluk, obezite ve depresyon getiriyor

Pek çok insan hamburger, patates kızartması ve pizza gibi gıdaları tükettiği zaman kendini mutlu hissettiğini belirtiyor ancak bu iyilik hali yerini pişmanlık, kilo alımı ve hastalıklara bırakıyor. Yapılan araştırmalara göre fast food olarak adlandırılan gıdalarla beslenmek, kısa ve orta vadede duygu durum bozukluğu hatta depresyona sebep oluyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Obezite Tanı ve Tedavi Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Murat Çağ, yanlış beslenmenin zararlı etkileri hakkında bilgi verdi.

Trans yağ obeziteye giden yolu kısaltıyor

Doymamış yağ asitlerinin tümüne trans yağ adı verilmektedir. Trans yağ, ürünlerin raf ömrünü artırmaya yarayan hidrojenize edilen endüstriyel bir yağdır. Trans yağlar doğal ürünlerde hemen hemen hiç bulunmamakla birlikte, yirminci yüzyıldan itibaren endüstriyel olarak üretilmektedir. Bu yağlar az miktarda tüketildiğinde bile hastalık yapma riski taşımaktadır. İşlenmiş gıdalar, kızartma yağları, margarinler, patates kızartması, fast food türü ürünler, bazı şekerler, hazır kurabiye, kekler, poğaçalar ve açma gibi ürünlerde trans yağ bulunmaktadır. Trans yağdan zengin gıdalar şeker ve kalori açısından da yüksektir.  Bu faktörlerle birlikte kötü kolesterol olan LDL’yi yükseltmektedir. Bu da diyabet, kalp-damar hastalıkları, kanser gibi pek çok hastalığa neden olmaktadır. Trans yağların bunların dışındaki sebep olduğu sorunlardan biri de, obezite hastalığı ve depresyona benzeyen duygu durum bozukluğudur.

Trans yağlar vücuda beslenme yoluyla veya kozmetik ürünlerle giriş yapmaktadır. Duygu durum bozukluğu ile kanser, kalp-damar hastalıkları, diyabet ve obezite problemleri beslenmeyle direkt ilgilidir. Trans yağlar, bağırsak duvarını tahrip ederek zararlı bakterileri artırır; bu da gerek sindirim sistemi gerekse nöropsikiyatrik sistem olmak üzere birçok soruna neden olmaktadır. Kişi trans yağları hayatından çıkardığında, bağırsak florasıyla birlikte bağırsak duvarını koruyup; birçok hastalığı engelleyebilmektedir.

Sağlıksız yiyecekler bağırsaklardan geçerek kana karışıyor
Trans yağların tüketimi bağırsaklardaki yararlı bakterilerin yerini zararlı bakterilere bırakmasına neden olmaktadır. Obezite hastalığına sebep olan kötü beslenme şekliyle bağırsak çeperindeki geçirgenlik artarak, normalde vücuttan atılabilecek zararlı maddeler kana karışmaya başlamaktadır. Kana karışan maddelerin bir kısmı karaciğerde depolanırken; bir kısmı da nörolojik sistemimize ulaşmaktadır. Buraya ulaşan zararlı bakteriler, başta immün, sindirim ve nöropsikiyatrik sistem olmak üzere pek çok probleme yol açmaktadır. İyi huylu bakterilerin sayısının azalması, bağırsak florasının bozulmasına ve hastalıkların artmasına neden olmaktadır. Kişi yaşamından bu etkenleri çıkararak; bağırsak florasının tahrip olmasına ve böylelikle sağlığının bozulmasına engel olabilmektedir.

Depresyon yeme biçimiyle doğrudan alakalı
Trans yağların tüketimi ile birlikte beynin hipotalamus bölgesindeki iletişim sistemi zamanla bozulmaya başlamaktadır. Bu durumda algılama güçleşmekte, yavaşlamakta ve duygu durumu depresyona yaklaşmaktadır. Genellikle bu durum çeşitli psikiyatrik tedavilerle onarılmaya çalışılsa da beslenme şekli atlanmaktadır. Oysa sürekli hüzünlü bir ruh hali daha çok yemek yeme isteğine sebep olmaktadır. Bu vücudumuzun ya da beynimizin küçüklükte öğretilen mutluluğu arama yöntemidir. Yemek yeme alışkanlıklarının ruh halini direkt olarak etkilediği bilinmektedir. Yapılan pek çok çalışma; rafine şekerler ve trans yağlardan yüksek bir beslenme şekli ile bozulmuş beyin fonksiyonu arasında bir ilişki olduğunu hatta depresyon gibi duygu durum bozukluklarının semptomlarının kötüleştiğini göstermiştir.

“Yedikçe mutlu oluyorum” demeyin

Fast food tüketiminin temelleri genellikle çocukluk çağında atılmaktadır. Ebeveynler, çocuklarına “Sınavdan başarılı olursan sana hamburger ısmarlayacağım” ya da “Yemeğini yersen sana cips, çikolata alacağım” söylemleriyle ödüller vermektedir. Bu da trans yağlı ürünlere olan alışkanlığın artmasına neden olmaktadır. Bunun yanında fast food türü gıdalar tamamen hazza yönelik üretilmektedir. Şekeri yoğun, trans yağdan zengin, tuzu fazla olan bu yiyecekler beyindeki ödül ve zevk merkezlerinde bulunan opiat ve dopamin reseptörlerini uyararak bağımlılığı artırmaktadır. Beyinde artan dopamin nedeniyle kişi kendisine ödül vermiş gibi görünür ve bu tür gıdaları yaşadığı mutlulukla birlikte daha çok tüketmek ister. Çocukluktan gelen ödül alışkanlığı da mutluluğun yemekle eşit olduğu algısını yaratır. Oysa gerçekte olan yenilen gıdanın mutluluk vermesi değil; çocukluktan gelen ve hormonları etkileyen madde etkisiyle mutlu olunduğu zannedilmektedir. Yani kişiler aslında yedikçe mutlu olmamaktadır. Yedikleri anda içinde mutlu olduğu anıların arayışındadır.

Doğru yağları doğru şekilde kullanın
İnsan vücudu için yağ önemlidir ancak zararlı yağlardan uzak durulmalıdır. Örneğin evde pişirilen yemeklerde kullanılan bitkisel yağ fazla kızdırılmamalıdır. Çünkü bitkisel yağları yüksek derecede kızdırmak o yağın yapısını bozmakta ve onu trans yağa çevirmektedir. Yemek pişirirken zeytinyağı kullanılmalıdır. Zeytinyağı hem yemeği lezzetlendirme açısından başarılıdır hem de zeyinyağını denatüralize etmek zordur. Zeytinyağı bağırsakları temizler, ancak kalori yükü nedeni ile miktarına dikkat etmek gerekmektedir. Bunun yanında beslenmeye eklenen balık ve omega-3 yağ asitleri bağırsak sağlığınızı dolayısıyla duygu durumunuzu korur. Ayrıca egzersiz, yeterli uyku ile de beslenme desteklenmelidir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki; günlük beslenmesi, egzersizi ve uykusu dengeli ve düzenli olan kişilerin ruh durumu da bir o kadar sağlıklı olmaktadır.

Obezite hastalığı uygun cerrahi yöntemlerle ortadan kalkıyor

Araştırmalara göre obez bireylerin obez olmayan bireylere göre daha az mutlu olduğu kanıtlanmıştır. Bunun yanında obez bireylerin, obez olmayanlara göre kendilerini daha az başarılı hissettikleri bilinmektedir. Zararlı ürünleri tüketmek kilo aldırırken, gelen mutluluk gerçek bir mutluluk değildir. Şişmanlık hastalığına yakalanan kişiler toplumdan kendilerini izole ederken, depresyona sürüklenmektedir. Bu da özgüven eksikliğine, kaygı bozukluklarına sebep olmaktadır. Obezitenin çözümü beslenme şeklini değiştirmekten geçmektedir. Obezite cerrahisi seçenekleri hem beslenme şeklini düzeltip hem de kişinin sağlıklı bir beslenme tarzını benimsemesi sayesinde tedavide önemli rol oynamaktadır.

Tekirdağ Şehir Hastanesi sağlık dağıtmaya başladı

Tekirdağ Şehir Hastanesi sağlık dağıtmaya başladı

Akfen İnşaat tarafından yapımı tamamlanan Tekirdağ Şehir Hastanesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla kapılarını açtı.

Tekirdağ’ı sağlık alanında da bir çekim merkezi haline getirecek 566 yataklı Şehir Hastanesi’nde 124 poliklinik, 18 ameliyathane ve 102 yoğun bakım ünitesi yer alıyor. 1 milyar 500 milyon TL’ye mal olan Tekirdağ Şehir Hastanesi’nde sağlık personeli haricinde hizmet personeli olarak da 700 kişiye istihdam sağlanacak.

Türkiye’de son yıllarda her alanda gelişme göstererek gözde yerleşimler arasına giren Tekirdağ, Akfen İnşaat tarafından Kamu-Özel İşbirliği (PPP-Public Private Partnership) modeliyle yapımı üstlenilen Şehir Hastanesi’ne kavuştu.

Kamu hastanesi statüsünde vatandaşlara ‘ücretsiz’ sağlık hizmet verecek Tekirdağ Şehir Hastanesi’nde, Sağlık Bakanlığı 25 yıl boyunca kiracı olarak yer alacak. Sistemde tüm tıbbi hizmetlerin sorumluluğu Sağlık Bakanlığı’nca, bilgi işlem, güvenlik, temizlik, yemekhane ve otopark gibi bütün hizmetler, hastanenin yapım ve işletmesini üstlenen Akfen İnşaat tarafından karşılanacak.

Tekirdağ’ı sağlık alanında da bir çekim merkezi haline getirecek hastane Bulgaristan ve Yunanistan’ı da içine alacak şekilde Trakya’nın en gelişmiş entegre sağlık tesisi olarak öne çıkıyor. Buradan hareketle hastane gelecekte sağlık turizmi ile bu ülkelerden de ziyaretçi hasta çekmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Tekirdağ Şehir Hastanesi’nin 566 yatağının 464’ü genel hastane yatak kapasitesine ayrıldı. Bu kapasite 88 tek kişilik ve 187 adet çift kişilik olarak dağılıyor. Hastanede 2 oda yanık birimi için ayrılırken, 8 mahkûm odası da yer aldı.

Tekirdağ Şehir Hastanesi son dönemde dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını nedeniyle yoğun bakım kapasitesi bakımından da öne çıkıyor. Hastanede yer alan 102 yoğun bakım yatağının 46’sı genel yoğun bakıma ayrılırken, 27 yeni doğan, 16 pediatrik, 5 KVC ve 8 de koroner yoğun bakım yatağı yer alıyor. Hastanenin ameliyathanelerinde bulunan hasta hazırlık-ayılma alanları mekanik olarak yoğun bakım odasına çevrilecek şekilde hazırlandı. Tek kişilik hazırlanan yoğun bakım odaları ihtiyaç halinde çift kişilik odaya dönüştürülebiliyor.

 

Acıbadem Kocaeli Hastanesi SGK’lı hastalar da hizmet verecek

Acıbadem Kocaeli Hastanesi SGK’lı hastalar da hizmet verecek

Acıbadem Sağlık Grubu’nun 2006 yılında hizmete sunduğu Acıbadem Kocaeli Hastanesi, hasta yelpazesini genişleterek, 9 Kasım 2020 tarihinden itibaren tüm branşlarda SGK’lı hastaları da kapsayacak şekilde hizmet vermeye başladı.

Hastane Başhekimi ve Direktörü Dr. Mustafa İdiz, 14 yıl önce Kocaeli’ni nitelikli sağlık hizmetleriyle tanıştırmanın ve devam ettirmenin haklı gururunu yaşadıklarını, SGK kapsamında da aynı nitelikte hizmet verileceğini belirtti. Bu güne kadar kardiyoloji, kalp damar cerrahisi ve tıbbi onkoloji birimlerinde SGK kapsamında hizmet verildiğini söyleyen Dr. Mustafa İdiz, “9 Kasım 2020 tarihinden itibaren SGK’lı hastalar, kadın hastalıkları ve doğum, kulak burun boğaz, çocuk hastalıkları, genel cerrahi, ortopedi, dermatoloji gibi hastanede olan diğer tüm uzmanlık alanlarından hizmet alabilecekler” dedi.

6.500 m2 kapalı alana sahip Acıbadem Kocaeli Hastanesi’nde 32 hasta odası ve 61 hasta yatağı bulunuyor. Birçok tıbbi branşta özellikli hizmetler sunan Acıbadem Kocaeli Hastanesi, Türkiye’nin önemli bir sanayi bölgesinde bulunması nedeniyle, iş kazaları ve her türlü travma vakalarına 24 saat müdahale edebilecek donanıma da sahip.

 Pandemide prematüre bebek bakımın da en önemli tedbirler nedir?

 Pandemide prematüre bebek bakımın da en önemli tedbirler nedir?

Bebek bekleyen anne babalar, çocuklarına kavuşmak için gün sayar. Ancak kimi zaman bu kavuşma, olması gerekenden daha önce yaşanır. Hal böyle olunca, doğum haftasına bağlı olarak yaşamsal bazı sorunlarla boğuşmak zorunda olan prematüre bebeğin bakımı için aşırı dikkat isteyen bir süreç başlar. İşte, prematüre bebekler için farkındalık yaratılması amacıyla her yıl 17 Kasım Dünya Prematüre Günü olarak kutlanıyor. Prematüre bebek bakımının zorluklarına bu yıl bir de Covid-19 pandemisinin riskleri eklendiğinde mücadelenin çok daha kritik bir hal aldığını, dolayısıyla prematüre bebeklerin bakımına Covid-19 günlerinde çok daha dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Acıbadem Altunizade Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ferhat Çekmez, “Aynı zamanda üst solunum yolu enfeksiyonlarının da arttığı bu mevsimde daha da dikkatli olunması gerekiyor. Ayrıca korona enfeksiyonlu hamile sayılarında artış görülüyor. Bu da anne adayının ve anne karnındaki bebeklerin sağlık durumunun bozulup prematüre doğum yaşanmasına neden oluyor” uyarısında bulunuyor. Prof. Dr. Ferhat Çekmez, prematüre bakımında ihmal edilmemesi gereken 8 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Önce kendinizi koruyun!

Anne babalar önce kendini korumalı. Maskelerini takmaya, ellerini yıkamaya, eve geldiklerinde kıyafetlerini değiştirmeye özen göstermeli. Böylece kendilerini koruyarak dolaylı yoldan bebeklerini de korumuş olurlar.

Öpmeyin, öptürmeyin!

Prematüre bebeğinizi özellikle de Covid-19 pandemisi sürecinde öpmeyin, kimseye de öptürmeyin. Bebeğinizi mümkün olduğunca kucağa almalarına izin vermeyin.

Kalabalıktan uzak tutun!

Soğuk havalarda bebeklerin dışarı çıkarılmaması ve kalabalık ortamlardan uzak tutulması gerekiyor. Aile büyükleri ve bakıcılar konusunda da hassas davranılmalı. En ufak bir Covid-19 ya da grip belirtisinde bebekle olan temasları kesilmeli.

Ziyaretleri sınırlandırın!

Yoğunbakımda yatan prematüre bebeklerin korunması için ziyaretler sınırlandırılmalı ya da tamamen kesilmeli. Ailelerin bu konuda daha anlayışlı olması hem kendi bebeklerini hem de yoğun bakımdaki diğer minikleri korumak için çok değerli.

Ellerinizi mutlaka yıkayın!

Bebeğe bakım vermeden ya da temasa geçmeden önce mutlaka eller yıkanmalı, ardından da el dezenfektanı kullanılmalı.

Bol bol emzirin!

Yenidoğan Yoğun Bakım ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ferhat Çekmez “Anne sütünün koruyucu özelliği böyle dönemlerde daha hayati hale geliyor. Özellikle annelerin bebeklerine anne sütü verme konusunda fazladan gayret göstermeleri bebeklerin bağışıklıklarının desteklenmesi açısından olmazsa olmaz nitelikte” diyor.

Aşılarına dikkat edin!

Prematüre bebekler için ölümcül olabilen bir virüs de RSV yani respiratuvar sinsisyal virüs. RSV, grip ve soğuk algınlığı gibi belirtilerle ortaya çıkıyor ancak tedavisinde gecikme olursa akciğerleri tehdit ediyor. Prematüre bebeklerin özellikle 1500 gram altında doğanların, doktorların önerisi olursa RSV virüsüne karşı aşılanması vücut dirençlerinin ekstradan düşmesini önlemeye yardımcı oluyor. Ayrıca 6 aydan büyük bebeklere yapılacak influenza aşısı ile bu dönemde onları sarsacak başka virüslere karşı koruma sağlanabilir.

İlaçlarını ve vitaminlerini aksatmayın!

D vitamini, demir ilacı, probiyotik ve 6. aydan sonra omega -3 gibi ilaçlarının düzenli olarak kullanılması onların büyüme ve bağışıklığının daha iyi olup enfeksiyona yakalanma oranını azaltacağından ihmal etmeyin.