Yazılar

Çocuklarda horlama, geniz etinin habercisi olabilir!

Yaz tatilinde çocuklar daha geç uyuyor, ekran karşısında daha fazla zaman geçiriyor ve sıcak havanın etkisiyle uyku düzenleri değişebiliyor. Bu nedenle aileler horlama ya da ağzı açık uyuma gibi yakınmaları çoğu zaman sadece düzensiz uyku saatlerine veya sıcak havaya bağlayabiliyor. Oysa bu belirtiler bazı çocuklarda geniz eti büyümesinin ilk işaretleri olabiliyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, “Geniz eti büyümesi tedavi edilmediğinde çocuğun uyku kalitesini, işitmesini, okul başarısını hatta büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyebiliyor. Ancak toplumda doğru sanılan bazı yanlış inanışlar nedeniyle aileler çoğu zaman hekime başvurmayı geciktirebiliyor” diyor.

Ülkemizde en sık 3-6 yaşları arasında görülmekle birlikte okul çağındaki çocuklarda da önemli sağlık sorunlarına yol açabilen geniz eti büyümesinin, günümüzde sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerjik hastalıkların da etkisiyle, özellikle Ekim ayı itibariyle en çok karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını belirten KBB Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, geniz eti hakkında toplumda doğru sanılan 5 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Haluk Özkarakaş

Prof. Dr. Haluk Özkarakaş

“Geniz etini aldırırsak bağışıklığı düşer”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Haluk Özkarakaş “Toplumda en sık karşılaşılan yanlış inanışlardan biri, geniz etinin alındığında bağışıklık sistemini zayıflattığıdır. Geniz eti bağışıklık sisteminin bir parçası olsa da vücutta aynı görevi üstlenen çok sayıda lenfoid doku bulunur. Bilimsel çalışmalar, uygun hastalarda yapılan geniz eti ameliyatının çocuklarda kalıcı bir bağışıklık sistemi zayıflığına yol açmadığını göstermektedir. Aksine, nefes alma ve uyku kalitesinin düzelmesi sayesinde çocukların genel sağlık durumu ve yaşam kalitesi olumlu yönde etkilenebilir” diyor.

“Çocuğumda geniz eti büyümesi olsaydı, horlardı”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Geniz eti büyümesi sadece horlama ile sınırlı bir sorun değildir. Burun tıkanıklığı nedeniyle çocuklar ağızdan nefes almaya başlayabilir; gece sık uyanabilir, uykusu sırasında yatakta sık yer değiştirir. Alın, ense, yaka bölgesinde terleme meydana gelir. Hatta bazı annelerin ‘gecede üç kez fanila değişiyorum’ dediği olur. Uykuda nefes durmaları (obstrüktif uyku apnesi) gelişebilir ve buna bağlı olarak çabuk yorulma, dikkat dağınıklığı, davranış değişiklikleri ile okul başarısında düşüş görülebilir. Ayrıca orta kulakta sıvı birikimine ve tekrarlayan kulak enfeksiyonlarına da zemin hazırlayabilir.

“Çocuğum çok küçük, doktora gidersek hemen ameliyat der”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, geniz eti büyümesinde tedavinin her çocuk için aynı olmadığını belirterek “Geniz etinin büyük görünmesi tek başına ameliyat nedeni değildir. Cerrahi kararı; çocuğun nefes almasını, uyku düzenini, horlama veya uyku apnesi yaşayıp yaşamadığını, sık kulak enfeksiyonu geçirip geçirmediğini, işitmesini ve genel yaşam kalitesini birlikte değerlendirerek veriyoruz. Pek çok çocukta düzenli takip ve gerekiyorsa alerjiye yönelik medikal tedavi yeterli olurken, bazı çocuklarda ise ameliyat en doğru tedavi seçeneğini oluşturabiliyor. Bu nedenle sadece ameliyat olur endişesiyle doktora başvuruyu ertelemek, çocuğun sağlık sorunlarının ilerlemesine neden olabilir” diyor. 

“Biraz daha büyüsün geniz eti zaten kendiliğinden küçülür”: DOĞRU/YANLIŞ!

DOĞRUSU: Geniz eti ergenlik dönemine doğru doğal olarak küçülme eğilimindedir. Ancak bu süreç her çocukta aynı şekilde ilerlemez. Eğer geniz eti büyümesi nefes almayı güçleştiriyor, uykuda solunum bozukluğuna neden oluyor, sık kulak enfeksiyonlarına veya işitme kaybına yol açıyorsa yıllarca beklemek doğru bir yaklaşım değildir. Gecikme, çocuğun büyüme-gelişmesini, öğrenmesini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.

“Burun spreyi kullanırsak ameliyata gerek kalmaz”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: KBB Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özkarakaş “Uzun süreli kortizonlu burun spreyleri veya eczanelerde hazırlatılan bazı karışım ilaçların kullanılması iyileşmeyi sağlamamasının yanında kanımca da sakıncalıdır. Alerji varsa doğal olarak steroidli burun spreyleri (alerjik rinit için) kullanılabilir. Ancak geniz etini (adenoid) küçültmez. Eczanelerde hazırlatılan karışım ilaçların içinde antibiyotikler, gümüş eriyikleri bulunabiliyor. Bunların yutulması ileride kortizon etkilerine ve/veya ağır metal birikimlerine neden olabilir. Üstelik geniz etini küçülttüğüne dair bilimsel yayın bulunmamaktadır” diyor. Prof. Dr. Özkarakaş çocukta en az üç ay boyunca; ağız açık nefes alma, terleme ve yatakta sık yer değiştirme üçü bir arada devam ediyorsa geniz eti ve beraberinde tonsillere (kapatıcı büyümesi varsa) cerrahi müdahale gerekli olduğunu, tedavi planının mutlaka doktorun değerlendirmesiyle belirlenmesi gerektiğini söylüyor.

 

 

 

 

 

 

#ÇocukSağlığı #GenizEti #Horlama #UykuApnesi #KBB #ÇocuklardaHorlama #SağlıkHaberleri #AilelereUyarı #ÇocukGelişimi #UykuKalitesi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Hijyen Önlemleriyle Enfeksiyonları Önlemek Mümkün

Yaz mevsiminde artan hava sıcaklıkları, çocukların daha fazla dışarıda vakit geçirmesi, havuz ve deniz kullanımı ile açıkta satılan gıdaların daha sık tüketilmesi, ishal enfeksiyonlarında belirgin bir artışa neden oluyor. Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda görülen ishal, çoğu zaman hafif seyretse de bazı durumlarda ciddi sıvı kaybına yol açarak hastanede tedavi gerektirebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan, yaz aylarında alınacak basit hijyen önlemleriyle ishal vakalarının önemli ölçüde önlenebileceği konusunda bilgi verdi.

Prof. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan

Prof. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan

Park gibi ortak kullanım alanlarında bulaş riski yüksek

Yaz aylarında görülen ishallerin büyük bölümü bakteri, virüs ve parazitlerin neden olduğu enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. Sıcak havalarda bu mikroorganizmaların daha kolay çoğalması, uygun koşullarda saklanmayan gıdaların tüketilmesi, iyi yıkanmamış meyve ve sebzeler ile temiz olmayan su kaynakları enfeksiyon riskini artırmaktadır. Çocukların park, piknik, havuz ve deniz gibi ortak kullanım alanlarında daha fazla zaman geçirmesi de bulaş ihtimalini yükseltmektedir. Özellikle küçük çocukların ellerini ve oyuncaklarını ağızlarına götürme alışkanlığı, mikropların kolayca yayılmasına neden olabilmektedir.

Kış aylarında ishaller daha çok virüslere bağlı görülürken, yaz mevsiminde bakteriyel ve paraziter enfeksiyonlar daha sık karşımıza çıkmaktadır. Rotavirüs, norovirüs ve adenovirüs en sık görülen viral etkenler arasında yer alırken; Salmonella, Campylobacter, Shigella ve bazı Escherichia coli (E.coli) türleri bakteriyel ishallerin önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Giardia ve Entamoeba histolytica ise yaz aylarında görülen paraziter bağırsak enfeksiyonlarının başlıca etkenleri arasında bulunmaktadır.

Bu 12 önemli belirtiyi hafife almayın!

Çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü birkaç gün içinde uygun sıvı desteği ve beslenmeyle düzelmektedir. Ancak bazı belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir çocuk hekimine başvurulması gerekir:

  1. Ağız kuruluğu
  2. Ağlarken gözyaşı olmaması
  3. Gözlerde çöküklük
  4. İdrar miktarında azalma
  5. Aşırı uyku hali
  6. Tekrarlayan kusmalar
  7. Yüksek ateş
  8. Şiddetli karın ağrısı ve karında şişlik
  9. Dışkıda kan görülmesi
  10. Ağızdan sıvı alımının reddedilmesi
  11. Altı aydan küçük bebeklerde görülen ishal
  12. Kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal

 

Ve yedi günden uzun süren şikâyetler mutlaka hekim değerlendirmesi gerektirmektedir. Çocuklarda ishalin en önemli riski ise enfeksiyonun kendisinden çok gelişebilecek sıvı kaybı olmasıdır.

Her ishalde antibiyotik kullanılmamalı

Çocuklarda görülen ishallerin büyük çoğunluğu viral enfeksiyonlara bağlı geliştiği için antibiyotik tedavisi gerektirmemektedir. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı, bağırsak florasının bozulmasına, antibiyotik direncinin gelişmesine ve ishal süresinin uzamasına neden olabilir. Bu nedenle antibiyotik kullanımına yalnızca hekim karar vermelidir.

İshal tedavisinde en önemli yaklaşım ise çocuğun kaybettiği sıvı ve minerallerin yerine konulmasıdır. Anne sütü alan bebeklerde emzirme sürdürülmeli ve mümkünse daha sık emzirilmelidir. Daha büyük çocuklarda ise yeterli sıvı alımı sağlanmalı, yaşına uygun normal beslenmeye devam edilmelidir. Kusmanın eşlik ettiği durumlarda ise az miktarda ve sık aralıklarla beslenme tercih edilmelidir. Sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulmasında oral rehidrasyon solüsyonları (ORS) önemli bir tedavi desteği sağlamaktadır.

Beslenme tedavinin önemli bir parçası

İshal sırasında çocukların beslenmesi tamamen kesilmemelidir. Sindirimi kolay besinlerin tercih edilmesi gerekmektedir. Yoğurt, pirinç lapası, makarna, haşlanmış patates, muz, şeftali, az yağlı et ve hafif sebze yemekleri uygun seçenekler arasında yer alır. Buna karşılık aşırı yağlı, baharatlı ve rafine şeker içeren gıdalardan uzak durulması gerekir. Hazır meyve suları ve gazlı içecekler ise sıvı ihtiyacını karşılamak yerine ishali artırabileceği için önerilmemektedir.

Havuz hijyenine dikkat!

Yaz aylarında ortak kullanılan havuzlar da bağırsak enfeksiyonlarının yayılmasına zemin hazırlayabilir. Dışkıyla kirlenen havuz suyunun yutulması sonucu ishal başta olmak üzere farklı enfeksiyonlar gelişebilir. Bu nedenle çocuklara havuz suyunu yutmamaları öğretilmeli, havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş aldırılmalı, havuzların düzenli dezenfekte edildiğinden emin olunmalıdır. Özellikle bebeklerde havuz suyunun yutulmasını engellemek zor olduğundan ilk yaşlarda ortak havuz kullanımından mümkün olduğunca kaçınılması önerilmektedir.

Deniz suyu ise geniş hacmi nedeniyle genellikle daha düşük bulaş riski taşısa da kanalizasyon karışan veya kirli olduğu bilinen bölgelerde denize girilmemesi gerekir. Ayrıca ishal geçiren çocukların hem hastalık süresince hem de iyileştikten sonraki birkaç gün boyunca havuz ve denize girmemesi, diğer çocukların sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.

El yıkamak en etkili korunma yöntemi

Yaz ishallerinden korunmanın en etkili yolu el hijyenidir. Ellerin yemek hazırlamadan önce ve sonra, yemek yemeden önce, tuvalet sonrası, dışarıdan gelindiğinde ve hayvanlarla temas sonrasında en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanması enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltır. Ebeveynlerin bu konuda çocuklarına örnek olması da doğru alışkanlıkların kazanılmasında önemli rol oynamaktadır.

Yaz tatillerinde güvenilir içme suyu tüketilmesi, açıkta satılan gıdalardan uzak durulması, çiğ veya az pişmiş et ve süt ürünlerinin tüketilmemesi, meyve ve sebzelerin iyice yıkanması da alınabilecek en önemli önlemler arasında yer almaktadır. Ayrıca ilk 6 ay yalnızca anne sütüyle beslenmenin ve bebeklik döneminde uygulanan rotavirüs aşısının, ağır seyreden ishal enfeksiyonlarına karşı önemli koruma sağladığını vurgulamaktadır.

Sonuç olarak, yaz aylarında görülen çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü doğru hijyen uygulamaları, güvenli gıda tüketimi ve yeterli sıvı desteği ile önlenebilir veya hafif atlatılabilir. Ancak özellikle küçük bebeklerde ve kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal vakalarında sıvı kaybı hızla ilerleyebileceği için uyarıcı belirtiler yakından takip edilmeli ve gerektiğinde vakit kaybetmeden çocuk hekimine başvurulmalıdır. Bu sayede ciddi sağlık sorunlarının önüne geçmek mümkün olacaktır.

 

 

#ÇocukSağlığı #Yazİshali #Hijyen #MemorialHastanesi #Çocuklardaİshal #SağlıkHaberleri #HavuzHijyeni #Beslenme #AnneSütü #ElHijyeni #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yaz Aylarında Mantar Enfeksiyonu Alarmı!

Yaz sıcakları, yüksek nem ve terleme ciltte mantar oluşumu riskini artırarak sağlığı tehdit edebiliyor. Özellikle ayak tabanı, parmak araları, kasık bölgesi, koltuk altı ve cilt kıvrımlarında mantar enfeksiyonlarının görülme sıklığı yazın artıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar “Aşırı kaşıntı, kızarıklık, pullanma, yanma, ciltte çatlama veya kötü koku gibi şikayetlere yol açan mantar, kolay bulaşan ve tedavisi ihmal edildiğinde yaygınlaşan bir hastalık” diyor. Özellikle yaz tatilinde bazı hatalı alışkanlıkların da mantara yol açabildiğini vurgulayan Dr. Bayraktar, günlük yaşamda alınacak basit önlemlerle bu riskin azaltılabileceğini söylüyor. Dr. Belma Bayraktar yazın mantara yol açan 6 hatayı ve mantardan korunmanın basit ama etkili yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Belma Bayraktar

Dr. Belma Bayraktar

Islak mayo ile uzun süre kalmak

Deniz veya havuz mayo ya da bikiniyi uzun süre değiştirmemek, cildin nemli kalmasına yol açarak, mantar mikroorganizmalarının çoğalmasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle üşenmemek ya da ‘zaten hava sıcak, bir süre sonra kurur’ diye düşünmemek, mutlaka değiştirmek gerekiyor.

Havuz kenarında çıplak ayakla yürümek

Havuz çevresi, ortak duş alanları ve soyunma odaları mantar bulaşması açısından riskli alanlar arasında yer alıyor. Özellikle ayak mantarı, bu tür ortak kullanım alanlarında temas yoluyla çok kolay bulaşıyor. Bu nedenle terliksiz dolaşmamak büyük önem taşıyor.

Uzun süre kapalı ayakkabı giymek

Sıcak havalarda uzun süre kapalı ayakkabı giymek, ayakların hava almasını engelleyerek terleme ve nem oluşumunu artırıyor. Bu da mantar enfeksiyonuna yol açarak, ayak parmak aralarında kaşıntı, kızarıklık, soyulma ve kötü koku oluşmasına neden oluyor.

Başkasının havlu veya terliğini kullanmak

Kişisel eşyaların paylaşılması mantar enfeksiyonlarının bulaşma riskini artırabiliyor. Bu nedenle özellikle havlu, terlik ve kişisel bakım ürünlerini ortak kullanmamak gerekiyor.

Duş sonrası cildi yeterince kurulamamak

Duş sonrası özellikle ayak parmak araları, kasık bölgesi ve cilt kıvrımlarının nemli kalması mantar için uygun ortam oluşturabiliyor. Bu nedenle cildi tahriş etmeyecek şekilde yumuşak dokunuşlarla cildi kurulamak mantar oluşumunu engellemede önem taşıyor.

Çok sıkı ve hava almayan kıyafetler giymek

Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar “Sentetik ve dar kıyafetler terin buharlaşmasını zorlaştırabildiğinden mantar oluşumunu kolaylaştırabiliyor. Bu nedenle özellikle yaz sıcaklarında pamuklu, rahat ve hava alan kıyafetler tercih edilmesinde fayda var” diyor.

 

 

#MantarEnfeksiyonu #YazSağlığı #Dermatoloji #SağlıkHaberleri #DenizVeHavuz #CiltSağlığı #YazHataları #SağlıkUyarısı #Hijyen #YazTatili #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Hareketsiz yaşam ve aşırı kilo hemoroid riskini artırıyor

Hemoroid, halk arasında basur veya mayasıl olarak bilinen, anal kanaldaki normal damar yastıkçıklarının büyüyerek aşağı doğru sarkması sonucu ortaya çıkıyor. Makattan kanama, kaşıntı, ele gelen şişlik, akıntı ve bazı hastalarda ağrı gibi belirtilerle kendini gösteren hemoroid, kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Şikâyetlerin şiddeti; hemoroidin evresine, yerleşimine ve eşlik eden diğer anal hastalıkların varlığına göre değişiklik gösterebiliyor. Bazı hastalarda yalnızca hafif rahatsızlık hissi görülürken, bazı kişilerde günlük yaşamı olumsuz etkileyen ciddi yakınmalar gelişebiliyor. Tedavide klasik cerrahi yöntemlere alternatif olarak uygulanan lazer hemoroid cerrahisi, kesi ve dikiş gerektirmemesi sayesinde iyileşme sürecini kısaltabiliyor ve hastaların günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmelerine yardımcı olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, hemoroid ameliyatlarında kullanılan lazer yöntemi hakkında bilgi verdi.

Op. Dr. Ali Can Yalı

Op. Dr. Ali Can Yalı

Hemoroid hastalığı dört evrede değerlendiriliyor

  • Evre 1: Kanama görülebilir, ancak dışarı sarkma yoktur.
  • Evre 2: Dışkılama sırasında dışarı çıkar ve sonrasında kendiliğinden içeri döner.
  • Evre 3: Dışarı çıkar ve elle içeri itilmesi gerekir.
  • Evre 4: Sürekli dışarıdadır ve içeri itilemez.

Hemoroid hastalığında evreleme, tedavi planının belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Her evrede uygulanacak yaklaşım farklılık göstermektedir. Erken evrelerde yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç tedavileri yeterli olabilirken, ileri evrelerde girişimsel yöntemler veya cerrahi tedavi gerekebilmektedir. Bu nedenle yalnızca hastanın şikâyetleri değil, muayene bulguları da ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir.

Hareketsiz yaşam ve aşırı kilo hemoroid riskini artırıyor

Toplumda sık görülen hemoroidin birçok nedeni bulunmaktadır. Bu sebepler şöyle sıralanabilmektedir:

  • Kronik kabızlık veya uzun süre ıkınma
  • Liften fakir beslenme
  • Tuvalette uzun süre oturma
  • Gebelik
  • Obezite
  • Ağır kaldırma
  • İleri yaş

Bunlara ek olarak hareketsiz yaşam tarzı, yetersiz sıvı tüketimi ve aile öyküsü de hemoroid gelişme riskini artırabilmektedir. Özellikle masa başında uzun saatler çalışan kişilerde ve düzenli dışkılama alışkanlığı olmayan bireylerde şikâyetler daha sık görülmektedir. Risk faktörlerinin azaltılması, hem mevcut yakınmaların hafiflemesine hem de tedavi sonrasında hastalığın tekrarlama riskinin düşürülmesine katkı sağlayabilmektedir.

Lazer uygulamasıyla hemoroidal damarlar küçültülüyor

Lazer hemoroit cerrahisi, uygun hastalarda hemoroid dokusuna lazer enerjisi uygulanarak damarların küçültülmesini amaçlayan minimal invaziv bir tedavi yöntemidir. Genellikle seçilmiş evre 2 ve evre 3 hemoroitlerde, bazı uygun evre 4 vakalarında da uygulanabilmektedir. Ancak her hemoroit hastası lazer tedavisi için uygun değildir. Bu nedenle tedavi yöntemi, ayrıntılı muayene sonrasında belirlenmelidir. Bu yöntemde amaç, hemoroid dokusunu kontrollü şekilde küçültmek ve çevre dokulara mümkün olduğunca az zarar vermektir. İşlem süresi hemoroidin yapısına ve hastanın klinik durumuna göre değişebilmektedir. Bazı hastalarda aynı seansta ek girişimlere ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu nedenle lazer tedavisi, standart bir uygulama değil kişiye özel planlanan bir cerrahi seçenek olarak değerlendirilmektedir.

Lazer tedavisi daha konforlu bir iyileşme süreci sunabiliyor

Uygun hastalarda lazer hemoroid cerrahisi şu avantajları sağlayabilmektedir:

  • Daha az doku hasarı
  • Daha düşük kanama riski
  • Günlük yaşama daha kısa sürede dönüş
  • Anal kanal anatomisinin daha iyi korunması

Bunlara ek olarak bazı hastalarda işlem sonrası bakım süreci daha konforlu geçebilmekte ve hastanede kalış süresi kısalabilmektedir. Ancak her cerrahi yöntemde olduğu gibi lazer tedavisinde de hastalığın tekrarlama riski bulunmaktadır. Tedavinin başarısı; doğru hasta seçimi, uygun cerrahi teknik ve hastanın yaşam tarzı alışkanlıklarıyla yakından ilişkilidir. Özellikle kabızlığın önlenmesi, lif açısından zengin beslenme ve düzenli tuvalet alışkanlığı kazanılması tedavi sonuçlarını olumlu yönde etkileyebilmektedir.

Başarılı sonuçlar için doğru hasta seçimi belirleyici oluyor

Lazerle hemoroid cerrahisi, uygun hastalarda güvenli ve konforlu bir tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Ancak en doğru tedavi yöntemi; hemoroidin evresi, hastanın şikâyetleri, muayene bulguları ve eşlik eden sağlık sorunları değerlendirilerek genel cerrahi uzmanı tarafından belirlenmelidir. Her hastada aynı tedavi yönteminin uygulanması mümkün olmayabileceği için kişiye özel planlama yapılması büyük önem taşımaktadır. Doğru hasta seçimi yapıldığında lazer tedavisi, hem şikâyetlerin azaltılmasına hem de iyileşme sürecinin daha rahat geçirilmesine katkı sağlayan etkili bir seçenek olabilmektedir.

 

 

 

#Hemoroid #LazerTedavi #GenelCerrahi #SağlıkHaberi #BasurTedavisi #Minimalİnvaziv #YaşamKalitesi #Kabızlık #Obezite #Sağlık #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çocuklarda yazın göz şikayetleri artıyor!

Okulların tatil olmasıyla birlikte çocuklarda telefon, tablet ve bilgisayar başında geçirilen süre artarken, yaz mevsimine özgü çevresel faktörler de göz sağlığı açısından önemli riskler oluşturuyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu “Çocukların gözleri gelişim sürecinde olduğu için uzun süreli ekran maruziyeti ve çevresel faktörler nedeniyle yaz döneminde göz kuruluğu, kızarıklık, kaşıntı ve alerjik göz şikayetleri daha sık görülüyor. Ayrıca koyu renk camlı gözlüklerin koruma sağladığı şeklinde toplumda yaygın bir inanış var. Oysa güneş gözlüğünün yalnızca koyu renk camlı olması UV koruması sağladığı anlamına gelmiyor” diyor. Dr. Çolakoğlu, çocuklarda göz sağlığını tehdit eden 6 yaz riskini sıraladı, alınması gereken önlemlere yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Emel Çolakoğlu

Dr. Emel Çolakoğlu

Ekran süresinde artış

Tatilde çocukların telefon, tablet ve bilgisayar kullanım sürelerinin artması göz yorgunluğu, kuruluk, yanma, batma ve odaklanma problemlerine yol açabiliyor. Bu nedenle ekran süresini birlikte planlamanız, ayrıca ekran karşısında her 20 dakikada bir en az 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre uzaklıktaki bir noktaya bakarak gözlerini dinlendirmesi konusunda alışkanlık kazandırmanız büyük önem taşıyor.

Havuz ve deniz

Havuzdaki klor ve hijyen sorunlarının yanı sıra deniz suyundaki tuz, kum ve mikroorganizmalar gözlerde tahriş, kızarıklık, yanma ve enfeksiyon riskini artırabiliyor. Özellikle havuzda, mümkünse denizde de gözü tam saran koruyucu yüzme gözlüğü kullanılması gözlerin tahriş edici etkenlerden korunmasına yardımcı oluyor. Havuz veya denizden çıktıktan sonra gözlerin temiz suyla durulanması, kirli ellerle gözlere temas edilmemesi, ortak havlu kullanılmaması ve gözlerin ovuşturulmamasına özen gösterilmesi gerekiyor.

Kontakt lensle deniz ya da havuza girmek

Kontakt lensler, denizde ya da havuzda bulunabilen bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmaların lens yüzeyine tutunmasını kolaylaştırarak kornea enfeksiyonu riskini artırabiliyor. Ayrıca klorlu ve tuzlu su, lensin yapısını bozarak gözlerde tahriş, batma ve rahatsızlık hissine yol açabiliyor. Yüzme sırasında kontakt lens kullanılmaması, zorunlu durumlarda ise tek kullanımlık lenslerin tercih edilmesi ve sudan çıktıktan hemen sonra çıkarılarak atılması büyük önem taşıyor.

Güneş ışınları

Dr. Emel Çolakoğlu “Yoğun ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre maruz kalmak gözlerde tahriş ve rahatsızlığa yol açarken, korunmasız UV maruziyeti, katarakt başta olmak üzere bazı göz hastalıklarının gelişme riskini artırabiliyor” diyor. Çocuğun dışarı çıkarken UV korumalı güneş gözlüğü kullanması, güneşe çıplak gözle bakmaması ve çok güneşli ortamlarda şapka takmasının göz sağlığını korumada önemli rol oynadığını vurgulayan Dr. Çolakoğlu “Ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine güneş gözlüğünün yalnızca koyu renk camlı olması UV koruması sağladığı anlamına gelmez. Bu nedenle UV400 veya yüzde 100 UV koruması sağlayan gözlükler tercih edilmelidir” diye konuşuyor.

Yaz alerjileri

Yaz aylarında polenler, çimenler, toz, küf sporları ve diğer çevresel alerjenler çocuklarda alerjik göz şikayetlerini artırabiliyor. Bu durum gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, batma ve göz kapaklarında şişlik gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Çocukların gözlerini ovuşturması, şikayetlerin şiddetlenmesine ve göz yüzeyine zarar verebileceğinden dolayı bundan kaçınmak büyük önem taşıyor.

Klima

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu “Aşırı sıcakların etkisiyle klimalı ortamlarda uzun süre bulunmak gözyaşı filminin daha hızlı buharlaşmasına neden olup gözlerde kuruluk, batma, yanma, kızarıklık ve yabancı cisim hissi gibi şikayetlere yol açabiliyor. Özellikle klimanın doğrudan yüze veya göze üflemesi bu etkileri artırabiliyor. Bu nedenle klimanın hava akımının doğrudan çocukların yüzüne gelmemesine dikkat edilmeli, çok kuru ortamlardan kaçınılmalı ve çocukların gün boyunca yeterli sıvı tüketmeleri sağlanmalıdır” diyor.

 

 

#ÇocukGözSağlığı #YazAlerjisi #UVKoruması #GözKuruluğu #EkranMaruziyeti #GüneşGözlüğü #KontaktLens #HavuzVeDeniz #KlimaEtkisi #SağlıkÖnerileri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yaz Aylarında Kadınlarda Görülen 4 Önemli Sağlık Sorunu

Yaz aylarında deniz, havuz ve açık hava aktiviteleri günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geliyor. Ancak yapılan bazı küçük hatalar, bazı sağlık sorunlarının daha sık görülmesine neden olarak tatil keyfini olumsuz etkileyebiliyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, kadınlarda özellikle yaz aylarında çok sık görülen bazı sorunlara karşı basit ama etkili önlemler alınabileceğini, olası bir sorunda ise mutlaka doktora başvurmak gerektiğini belirterek “Kadınların yaz döneminde yaşadığı bazı şikayetler basit gibi görünse de yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Erken dönemde alınan önlemler ise birçok sorunun gelişmesini önleyebiliyor” diyor. Doç. Dr. Baran, yaz aylarında kadınlarda en sık görülen 4 önemli sorunu ve yaz hastalıklarından korunmada 7 altın kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Vajinal enfeksiyonlar

Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, mantar enfeksiyonları başta olmak üzere vajinal enfeksiyonların daha sık görülmesine zemin hazırlayabiliyor. Özellikle uzun süre ıslak mayo veya bikiniyle kalmak, dar ve hava almayan kıyafetler tercih etmek risk oluşturabiliyor. Kaşıntı, yanma, kötü kokulu akıntı veya rahatsızlık hissi gibi belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden hekime başvurmak gerekiyor. Enfeksiyon riskini azaltmak için mayo ve bikinilerin yüzme sonrasında değiştirilmesi, pamuklu iç çamaşırlarının tercih edilmesi ve genital bölgenin kuru tutulması kritik önem taşıyor.

İdrar yolu enfeksiyonları

Yetersiz sıvı tüketimi, uzun yolculuklar ve tuvalet ihtiyacının ertelenmesi yaz aylarında idrar yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığını artırabiliyor. Sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, kasık ağrısı ve idrarda kötü koku gibi belirtiler enfeksiyonun habercisi olabiliyor. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar böbreklere kadar ilerleyebildiği için belirtilerin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Gün içinde yeterli miktarda su içmek, hijyen kurallarına dikkat etmek ve idrarı uzun süre tutmamak koruyucu önlemler arasında yer alıyor.

Adet düzensizlikleri

Mevsim değişiklikleri, yoğun sıcaklar, tatil dönemindeki uyku ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi bazı kadınlarda adet düzenini etkileyebiliyor. Adet tarihinin gecikmesi ya da beklenenden erken başlaması çoğu zaman geçici nedenlere bağlı olsa da sık tekrarlayan düzensizliklerde altta yatan başka bir sağlık sorunu bulunabiliyor. Bu nedenle adet döngüsündeki belirgin değişikliklerin takip edilmesi önem taşıyor. Düzenli uyku, dengeli beslenme ve stres yönetimi hormonal dengenin korunmasına katkı sağlıyor.

Genital bölgede tahriş ve cilt problemleri

Aşırı terleme, sürtünme ve nemli ortamlar yaz aylarında genital bölgede kızarıklık, tahriş ve hassasiyete yol açabiliyor. Özellikle sentetik kumaşlar ve dar kıyafetler bu şikayetleri artırabiliyor. Kaşıntı ve tahrişin uzun sürmesi enfeksiyonlarla karıştırılabildiğinden, belirtilerin devam etmesi halinde uzman görüşü almak gerekiyor. Günlük hijyene dikkat edilmesi, terleten kıyafetlerden kaçınılması ve cildin hava almasının sağlanması şikayetlerin önlenmesine yardımcı oluyor.

YAZ HASTALIKLARINDAN KORUNMADA 7 ALTIN KURAL!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, keyifli bir yaz tatili geçirmek ve yaz hastalıklarından korunmak için 7 altın kuralı şöyle sıralıyor;

  • Islak mayo ve bikiniyle uzun süre kalmayın.
  • Susamayı beklemeden su için.
  • Tuvalet ihtiyacınızı ertelemeyin.
  • Dar ve sentetik kıyafetleri uzun süre kullanmayın.
  • Genital bölgenin hijyenini abartmayın.
  • Uyku ve beslenme düzeninizi tamamen bozmayın.
  • Kaşıntı, yanma, sık idrara çıkma veya ciltte tahriş gibi belirtiler varsa, doktora başvurmayı ertelemeyin.

 

#YazSağlığı #KadınSağlığı #VajinalEnfeksiyon #İdrarYoluEnfeksiyonu #AdetDüzensizliği #CiltTahrişi #YazHastalıkları #SağlıkHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Bodrum Cennet Koyu’nda Zamansız Bir Kaçış: The Casa Cala Açıldı

The Casa Cala, Bodrum’un en özel noktalarından Cennet Koyu’nda doğayla iç içe konumlanan yeni oteliyle “zamansız bir kaçış” deneyimi sunuyor. Türev Uludağ’ın ev sahipliğinde gerçekleşen özel davetle 11 Temmuz’da kapılarını açan otel, iş, cemiyet ve medya dünyasından seçkin isimleri bir araya getirdi.

The Casa Cala

Cennet Koyu’nda iyi yaşam deneyimi

“Yavaşla. Nefes Al. Yenilen.” mottosuyla hayata geçen The Casa Cala, sade ve zamansız tasarım anlayışıyla Ege’nin dingin ruhunu yansıtıyor. Konaklama, beach, gastronomi ve wellness deneyimini bir araya getiren otel, Anadolu’nun köklü mutfak kültürünü modern Ege yaşamıyla buluşturuyor.

The Casa Cala

Doğaya saygılı, evcil dostu konsept

Tarihi zeytin ağaçları arasında yer alan otel, hem çocuklu aileler hem de evcil dostlar için özgür bir tatil alanı sunuyor. Health Club ve SPA bölümleri, Ege’nin sakinleştirici enerjisinden ilham alan ritüellerle misafirlere bütünsel bir yenilenme vadediyor.

Otelin gastronomi alanındaki iddiası ise Syma Restaurant ile hayat buluyor. Yerel üreticilerden tedarik edilen mevsimsel malzemelerle hazırlanan menü, Ege ve Akdeniz mutfağının rafine yorumlarını sunuyor.

Sürdürülebilirlik, doğaya saygı ve yüksek misafirperverlik standartlarını merkezine alan The Casa Cala, Bodrum’un modern Ege yaşam kültürünü yeniden tanımlayan yeni destinasyonu olarak dikkat çekiyor.

The Casa Cala

#TheCasaCala #BodrumOtel #CennetKoyu #EgeTurizmi #Wellness #SymaRestaurant #TürevUludağ #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Zayıflama İğneleri Hakkında 10 Kritik Bilgi

Son dönemin en çok konuşulan sağlık başlıklarından biri zayıflama iğneleri. Kimileri fazla kilolarından kurtulmak için doktora başvururken, kimileri ise sağlık kontrolünden geçmeden yakın çevresinin tavsiyeleri veya sosyal medyada gördüklerinden etkilenerek bu tedaviye yöneliyor. Ancak dikkat! Acıbadem Altunizade Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu “Son zamanlarda polikliniğime başvuran hastalarımdan en sık duyduğum sorulardan biri, ‘Hocam, şu meşhur zayıflama iğnelerinden ben de başlasam olur mu?’ oluyor. Zayıflama iğneleri obeziteyle mücadelede elimizdeki en güçlü tedavi seçeneklerinden biri haline geldi. Ancak bu iğneler bir mucize değil; doğru hasta seçimi, yakın takip ve yaşam tarzı değişikliğiyle birlikte hekim kontrolünde uygulanması gereken ciddi bir tıbbi tedavidir” diyerek, kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel gerçeklerin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Doç. Dr. Alpay Medetalibeyloğlu, tüm dünyada çığ gibi büyüyen bir salgın olan ve diyabetten kalp hastalıklarına dek çok ciddi komplikasyonlara yol açan obezite tedavisinde önemli bir seçenek sunan zayıflama iğneleri hakkında 10 kritik bilgi verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu

Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu

  • Kozmetik bir ‘kısa yol’ değildir!

Bu iğneler, düğünden önce 3-5 kilo vermek isteyenler için üretilmiş kozmetik ürünler değildir. Obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından kronik bir hastalık olarak kabul edilir. Bu tedaviler, Vücut Kitle İndeksi (VKİ) belirli bir seviyenin üzerinde olan, obezite veya obeziteye bağlı (tip 2 diyabet, hipertansiyon gibi) ek hastalıkları olan bireyler için geliştirilmiştir.

  • Obezitenin yıkıcı komplikasyonlarını önler

Bu iğnelerin en büyük başarısı sadece tartıdaki rakamı düşürmek değildir. Kilo kaybı sağlayarak; kalp krizi riski, uyku apnesi, karaciğer yağlanması ve eklem rahatsızlıkları gibi obezitenin yarattığı hayati komplikasyonları ciddi anlamda geriletir. Asıl zafer, hastanın genel sağlığını geri kazanmasıdır.

  • Tokluk hissi yaratarak çalışır

Midenin boşalmasını yavaşlatarak ve beyindeki iştah merkezine ‘tokum’ sinyali göndererek etki ederler. Yani sizi aç bırakarak değil, porsiyon kontrolünü doğal bir şekilde sağlamanıza yardımcı olarak kilo verdirirler.

  • Kullanım süresi tamamen kişiye özel planlanır

Obezite kronik bir hastalıktır ve kronik hastalıkların tedavisi uzun solukludur. Tansiyon ilacınızı tansiyonunuz düştüğünde bırakmadığınız gibi, bu iğneler de hekiminizin belirlediği süre boyunca (genellikle aylar veya yıllar) kullanılmalıdır. Kullanım süresi hastanın yanıtına, tolere edilebilirliğine ve hedeflenen kiloya göre tamamen kişiye özel planlanır.

  • İlacı bırakınca kilo geri alınır mı?

Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu “En çok merak edilen konulardan biri budur. Evet, eğer ilaç kullanırken beslenme alışkanlıklarınızı ve yaşam tarzınızı kalıcı olarak değiştirmediyseniz, ilacı bıraktığınızda iştahınız eski haline dönecek ve verdiğiniz kiloları geri alma (rebound) riskiniz çok yüksek olacaktır. Bu iğneler size yeni bir yaşam tarzı inşa etmeniz için bir fırsat penceresi sunar” diyor.

  • Doğru dozaj ve uygulama şarttır

İlaçların dozu, vücudun alışması ve yan etkilerin azaltılması için düşük dozda başlanıp haftalar içinde kademeli olarak artırılır. Doz ayarlamasının aceleye getirilmesi ciddi yan etkilere yol açabilir.

  • Sık görülen yan etkilere neden olur

Doç. Dr. Medetalibeyoğlu “En sık karşılaştığımız yan etkiler sindirim sistemiyle ilgilidir. Bulantı, kusma, ishal, kabızlık veya mide krampları görülebilir. Bu yan etkiler genellikle tedaviye ilk başlandığında veya doz artırıldığında ortaya çıkar ve zamanla hafifler” diyor.

  • “Komşum kullanmış, ben de kullanayım” mantığı kesinlikle tehlikelidir!

Geçmişinde pankreatit atağı geçirenler, safra kesesi taşı olanlar veya ailesinde medüller tiroid karsinomu öyküsü bulunanlar için bu ilaçlar riskli olabilir. Bu nedenle “komşum kullanmış, ben de kullanayım” mantığıyla asla başlanmamalıdır.

  • Sağlıklı beslenme ve egzersizle birlikte uygulanmalıdır!

Hiçbir iğne, kötü bir diyetin veya hareketsiz bir yaşamın üstesinden tek başına gelemez. Kas kaybını önlemek için yeterli protein alımı ve direnç egzersizleri tedavinin ayrılmaz parçasıdır.

  • Mutlaka hekim kontrolünde kullanılmalıdır!

İğnelere başlama kararı, doz ayarlaması, yan etki yönetimi ve tedavi sürecinin sonlandırılmasının mutlaka uzman hekim takibinde ve düzenli kontrollerle yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu şöyle diyor: “Klinik deneyimlerimde, doğru hastada ve doğru tıbbi takiple bu iğnelerin hayat kurtarıcı sonuçlar verdiğini görüyorum. Ancak başarının anahtarı ilacın kendisinde değil, sizin bu sürece ne kadar uyum sağladığınızda ve tedavinizi uzman bir hekimle omuz omuza yürütmenizde saklıdır.”

 

 

#Zayıflamaİğneleri #ObeziteTedavisi #SağlıkHaberleri #BilimselGerçekler #YaşamTarzıDeğişikliği #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

İlk altı ay doğrudan güneşe çıkarmayın!

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte birçok aile tatil planı yaparken, bebekli ailelerin aklındaki en önemli sorulardan biri, “Bebeğimizle tatil yaparken nelere dikkat etmeliyiz?” oluyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, ilk bakışta zor gibi görünse de doğru planlama yapıldığında tatilin hem aile hem de bebek için oldukça keyifli bir deneyim olabileceğini belirterek, “Aslında bebekler de tatil yapabilir. Önemli olan onların fizyolojik ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak  ve bazı basit önlemleri almaktır” diyor. Konaklanacak yerde sağlık kuruluşuna ulaşımın kolay olmasının ve hijyen koşullarının göz önünde bulundurulmasının önemine dikkat çeken Dr. Yusuf Çelik, “Kusursuz bir tatil planlamak zorunda değilsiniz. Bebeğinizin ihtiyaçlarını ön planda tuttuğunuz, güvenlik kurallarına dikkat ettiğiniz ve olası risklere karşı hazırlıklı olduğunuz sürece tatiliniz keyifli geçecektir” diye konuşuyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, bebekle yapılan tatilde dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Yusuf Çelik

Dr. Yusuf Çelik

Seyahat öncesi doktor kontrolü şart

Özellikle prematüre doğmuş, kronik hastalığı bulunan veya son dönemde enfeksiyon geçirmiş bebeklerin tatil öncesinde doktoru tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Dr. Yusuf Çelik, seyahate çıkmadan önce rutin aşıların yaşına uygun şekilde tamamlanmış olması gerektiğini vurgulayarak, “Aşılar yalnızca günlük yaşamda değil, seyahat sırasında karşılaşılabilecek enfeksiyonlara karşı da önemli bir koruma sağlamaktadır” diyor.

Sağlık çantanızda bunlar mutlaka olsun

Küçük ama iyi planlanmış bir sağlık çantası tatilde büyük kolaylık sağlıyor. Dr. Yusuf Çelik, çantanızda mutlaka bulunmasını önerdiği malzemeleri şöyle sıralıyor:

  • Bebeğinizin düzenli kullandığı ilaçlar (doktorunuzun önerileriyle hazırlanmalı)
  • Dijital ateş ölçer
  • Doktorunuzun önerdiği ateş düşürücü, alerji ve bulantı giderici ilaçlar
  • Serum fizyolojik ve burun aspiratörü
  • Antiseptik solüsyon
  • Gazlı bez ve yara bandı
  • Yaşına uygun güneş koruyucu
  • Yaşına uygun böcek kovucu ürün
  • Yeterli miktarda bez, yedek kıyafet ve ince bir örtü

 Açıkta bekleyen gıdalardan kaçının

İlk altı ay yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerde emzirmeye devam edilmesinin en doğru yaklaşım olacağını söyleyen Dr. Yusuf Çelik, anne sütünün sadece besin kaynağı olmadığını, aynı zamanda enfeksiyonlara karşı önemli bir koruma sağladığını ifade ediyor.  Ek gıdaya geçmiş olan bebeklerde ise açıkta bekleyen, iyi pişmemiş ve hijyeninden emin olunmayan gıdalardan kaçınılması gerekiyor.

Bol bol sıvı almasını sağlayın

Bebekler, vücut yüzey alanlarının erişkinlere göre daha geniş olması nedeniyle sıcak havalarda çok daha hızlı sıvı kaybediyor. İlk altı ay yalnızca anne sütü alan bebeklerde sıcak günlerde emzirme sıklığının artırılması çoğu zaman yeterli olurken, daha büyük bebeklerde ise su tüketiminin yaşına uygun şekilde desteklenmesi önem taşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, “Az idrar yapma, ağız kuruluğu, gözyaşı olmadan ağlama, huzursuzluk veya aşırı uyku hali, sıvı kaybının erken belirtileri olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.

Yolculuklarda kucağınızda taşımayın

Araba yolculuklarında en önemli güvenlik kuralı,  bebeğin yaşına ve kilosuna uygun, doğru şekilde monte edilmiş otomobil koltuğunda seyahat etmesidir. Çünkü, kısa mesafelerde bile kucakta taşınmaları ciddi yaralanmalara neden olabiliyor. Uzun yolculuklarda bebeğin beslenmesi, altının değiştirilmesi ve hareket edebilmesi için yaklaşık 2 saatte bir mutlaka mola verilmesi öneriliyor. Yaz aylarında araç içi sıcaklığının 22-24°C arasında tutulması ve bebeğin kalın kıyafetlerle giydirilmemesi de konfor açısından önem taşıyor. Uçak yolculuğunda ise ailelerin en çok endişe ettiği konunun kulak ağrısı olduğunu belirten Dr.  Yusuf Çelik, “Kalkış ve iniş sırasında bebeğin emzirilmesi, biberon veya emzik kullanılması orta kulaktaki basınç değişiminin dengelenmesine yardımcı olabilmektedir” bilgisini veriyor.

Bu saatlerde güneş altında kalmasın

Bebeklerin cildi yetişkinlere göre çok daha hassas oluyor. Bu nedenle ilk 6 ay güneş ışığına maruz bırakılmaması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Yusuf Çelik, “Bebeklerin ilk altı ay mutlaka gölgede kalmaları sağlanmalıdır. Aksi halde sıcak çarpması ve güneş yanığı gibi ciddi tablolar gelişebilir. Altı aydan büyük bebekler de bu riskler nedeniyle özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca gölgede tutulmalıdır. İnce pamuklu kıyafetler ve geniş kenarlı şapkalar da güneşten korunmada oldukça etkilidir” diyor. Altı aydan büyük bebeklerde geniş spektrumlu ve tercihen SPF 50 içeren güneş koruyucular kullanılabileceğini ifade eden Dr. Yusuf Çelik,  koruyucunun dışarı çıkmadan yaklaşık 20–30 dakika önce uygulanması ve ihtiyaç halinde yenilenmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Havuz hijyenine dikkat edin

Uygun koşullar sağlandığında deniz bebekler için güzel bir deneyim olabiliyor. Eğer tatilde havuz tercih edilecekse düzenli bakımının yapıldığından ve hijyen kurallarına uyulduğundan emin olmak gerekiyor. Çünkü, yetersiz klorlanmış veya kirli havuz suyu mide ve bağırsak enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Gözlerde kızarıklık ve tahriş, kulak enfeksiyonları ile ciltte döküntü ya da kuruluk görülebiliyor. Ayrıca çok soğuk suda uzun süre kalmak vücut ısısının düşmesine yol açabileceği için havuz suyunun soğuk olmamasına dikkat edilmesi gerekiyor.

 Bebek arabasında sineklik kullanın

Özellikle akşam saatlerinde sivrisinekler bebeklerde ciddi huzursuzluğa neden olabiliyor. Bebek arabasında sineklik kullanılması oldukça etkili bir koruma sağlıyor. Koruyucu losyon ve spreylerin ise mutlaka bebeğin yaş grubuna uygun seçilmesi ve kullanım talimatlarına göre uygulanması önem taşıyor.

Uyku düzenini koruyun

Tatilde günlük rutinler değişse de bebeklerin biyolojik ritmi değişmiyor. Bu nedenle uyku saatlerinin mümkün olduğunca korunması hem bebeğin huzuru hem de ebeveynlerin tatilden keyif alabilmesi açısından önemli. Uyku oyuncağının veya battaniyesinin tatilde de kullanılması ve uyku rutinine devam edilmesi, bebeğin yeni ortama daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olabiliyor.

Bu durumlarda zaman kaybetmeyin!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, aşağıda yer alan durumlarda zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

  • 3 aydan küçük bir bebekte ateş gelişmesi
  • Yüksek ateşin devam etmesi
  • Solunum güçlüğü
  • Sürekli kusma
  • Kanlı veya şiddetli ishal
  • Belirgin sıvı kaybı bulguları
  • Havale
  • Şiddetli alerjik reaksiyon
  • Düşme veya ciddi travma
  • Beslenmeyi reddetme ve belirgin halsizlik

 

 

 

 

#BebekSağlığı #YazTatili #ÇocukSağlığı #AnneBabaİpuçları #GüneştenKorunma #SıvıTüketimi #TatilHazırlığı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Mangolu ve Yeşil Elmalı Sorbe Yazın Yeni Favorisi

Yazın ferahlatıcı lezzetleri artık daha hafif ve meyve odaklı. Golf Dondurma, yeni Golf Manav serisiyle mangolu ve yeşil elmalı sorbe çeşitlerini dondurma severlerle buluşturuyor.

Manav tezgâhlarının renkli ve taze dünyasından ilham alan Golf Manav, yazın enerjisini yansıtan meyveleri serinletici bir yorumla yeniden keşfetmeye davet ediyor. Mangolu Sorbe tropikal ferahlık sunarken, Yeşil Elmalı Sorbe ise hafif ve canlı aromasıyla yazın en serin kaçamaklarından biri oluyor.

Golf Dondurma kalitesiyle hazırlanan bu yeni sorbe serisi, sıcak yaz günlerinde hem lezzet hem de ferahlık arayanların favorisi olmaya aday.

#GolfDondurma #GolfManav #MangoluSorbe #YeşilElmalıSorbe #YazLezzetleri #GıdaHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity