Yazılar

Ani Ateş, Öksürük ve Kas Ağrısına Dikkat! Gripte İlk 48 Saat Hayat Kurtarıyor

Sonbaharın gelmesiyle birlikte influenza (grip) vakalarının görülme sıklığı artabiliyor. Hava sıcaklıklarındaki değişimler, okulların açılması ve kapalı, kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi solunum yolu virüslerinin daha kolay yayılmasına zemin hazırlayabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kristine Koyunseven “İnfluenza, temel olarak A ve B tipleriyle mevsimsel gribe neden olan ve genetik yapısı zaman içinde değişebilen bir virüstür. Bu değişken yapı, influenza virüslerinin toplumda her yıl yeniden dolaşıma girebilmesinin ve grip aşılarının düzenli olarak güncellenmesinin önemli nedenlerinden biridir” diyor.

Influenzanın ani başlayan ateş, kuru öksürük ve kas ağrılarıyla kendini gösterebildiğini, boğaz ağrısı, baş ağrısı, burun tıkanıklığı ve bulantının da eşlik edebildiğini belirten Dr. Koyunseven, özellikle 65 yaş üzeri bireyler, gebeler, kronik hastalığı bulunanlar ve obezitesi olan kişilerde daha ağır seyredebildiğini vurguluyor. Bazı basit ama etkili önlemlerle influenzadan korunmanın mümkün olabildiğini vurgulayan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Koyunseven, 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Kristine Koyunseven

Dr. Kristine Koyunseven

Grip aşınızı olun!

 Influenzadan korunmada en etkili yöntemlerden biri; yıllık grip aşısıdır. Influenza virüsü zaman içinde değişebildiği için aşı içeriği, dolaşımdaki virüslere ilişkin küresel veriler doğrultusunda her yıl güncellenmektedir. Genel olarak 6 ay ve üzerindeki, aşıya engel bir durumu bulunmayan kişilerin yıllık influenza aşısı yaptırmasında büyük fayda vardır. Özellikle komplikasyon riski yüksek kişilerde aşılama hastalığın ağır seyretme ve ciddi sonuçlara yol açma riskini azaltmada önem taşır. Antikor korumasının en yüksek seviyeye ulaşması yaklaşık 2 hafta sürer. Kuzey Yarımküre’de aşı influenza aktivitesi başlamadan önce, tercihen ekim ayı sonuna kadar uygulanmalıdır; ancak bu dönemi kaçıran kişiler influenza sezonu devam ettiği sürece aşı olabilir. Aşının koruyuculuğu kişiye ve dolaşımdaki virüslerle aşıdaki virüs türlerinin uyumuna göre değişebilse de, influenza gelişmesi durumunda hastalığın şiddetini, yoğun bakım gereksinimini ve ölüm riskini azaltabilir.

Sağlıklı ve dengeli beslenin!

Sağlıklı ve dengeli beslenme, bağışıklık sisteminin normal işlevlerini destekleyerek vücudun enfeksiyonlara karşı doğal savunmasına katkı sağlar. Özellikle taze sebze ve meyvelerden zengin, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeni; bağışıklık yanıtı için gerekli vitamin, mineral ve diğer besin öğelerinin karşılanması açısından önemlidir. Öğün atlamak veya aşırı kısıtlayıcı diyetler uygulamak yerine, yeterli ve dengeli beslenme sürdürülebilir bir yaşam biçimi haline getirilmelidir. Ancak sağlıklı beslenmenin tek başına influenzadan korumadığı; aşılama ve diğer koruyucu önlemlerin yerini tutmadığı unutulmamalıdır.

Uyku düzeninize dikkat edin!

Uyku, beyin fonksiyonlarından bağışıklığa kadar vücudun temel bakım süreçlerinden biridir. Metabolik atıkları temizlemek ve bağışıklığı düzenlemek gibi kritik roller üstlenen uyku, yetersiz ve kalitesiz olduğunda bağışıklığı zayıflatarak enfeksiyon riskini artırabilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında influenza gibi solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüldüğü dönemlerde, düzenli ve yeterli uyku bağışıklık savunmasına destek olarak enfeksiyonlardan korunmada önemli rol oynar. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) de influenza önlemleri arasında yeterli ve kaliteli uykunun önemine dikkat çekmektedir.

El hijyenine çok özen gösterin!

El hijyeni, influenza virüsünün eller aracılığıyla göz, burun ve ağız mukozasına taşınmasını önlemeye yardımcı olan önemli koruyucu önlemlerden biridir. Ellerin su ve sabunla düzenli olarak yıkanması veya uygun durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanılması bulaş riskinin azaltılmasına katkı sağlar. Özellikle öksürme, hapşırma veya ortak yüzeylere temas sonrasında ellerin temizlenmesi; yıkanmamış ellerle göz, burun ve ağıza dokunmaktan kaçınılması önemlidir.

Hasta kişilerle temastan uzak durun!

Influenza, öksürme, hapşırma sonrasında ortaya çıkan solunum parçacıklarıyla kolayca bulaşabilir. Bu nedenle hasta kişilerle yakın temastan mümkün olduğunca kaçınmak ve hastalık belirtileri olan kişilerin dinlenerek evde kalması, bulaşın azaltılmasında önemli rol oynar. Özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda yakın teması azaltmaya da özen gösterilmelidir.

Ortamı sık sık havalandırın

Kapalı ve kalabalık ortamların düzenli olarak havalandırılması, havadaki solunum parçacıklarının yoğunluğunu azaltarak influenza gibi solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşma riskinin düşürülmesine yardımcı olabilir. Ev, iş yeri, sınıf ve diğer kapalı alanlarda pencereleri sık sık açarak temiz hava girişini sağlamak önemli bir korunma önlemidir.

Maske takın

Maskeler, öksürme, hapşırma, konuşma ve solunum sırasında çevreye yayılan solunum parçacıklarının yayılımını azaltarak hem hastalığın başkalarına bulaşmasını hem de kişisel maruziyeti azaltmaya yardımcı olur. Etkili bir korunma için maskenin ağız ve burnu tamamen kapatacak şekilde doğru kullanılması önemlidir. İnfluenzadan korunmada maske tek başına yeterli olmayabileceğinden; el hijyeni, ortamların düzenli havalandırılması, hasta kişilerle yakın temastan kaçınma ve aşılama gibi diğer koruyucu önlemlerle birlikte uygulanmalıdır.

Belirtiler başladığında ilk 48 saat önemli!

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kristine Koyunseven “İnfluenza tedavisinde antiviral ilaçlar, hastalık süresinin kısaltılmasına ve özellikle risk grubundaki kişilerde komplikasyonların azaltılmasına katkı sağlayabilir. Tedaviden en yüksek yararın sağlanabilmesi için antiviral ilaçlara, belirtilerin ortaya çıkmasından sonraki ilk 48 saat içinde başlanması önemlidir. Bununla birlikte ağır seyreden veya hastaneye yatış gerektiren durumlarda, 48 saat geçmiş olsa dahi hekim değerlendirmesiyle antiviral tedavi gündeme gelebilir” diyor.

 

 

#İnfluenza #Grip #GripAşısı #SonbaharHastalıkları #Sağlık #EnfeksiyonHastalıkları #BağışıklıkSistemi #DrKristineKoyunseven #AcıbademMaslak #KoruyucuSağlık #GripBelirtileri #Ateş #Öksürük #KasAğrısı #SağlıklıYaşam #ElHijyeni #Maske #SağlıkHaberleri #KışHastalıkları #ViralEnfeksiyonlar

Dolu Kadehi Ters Tut’tan Teoman Klasiğine Yeni Yorum

Türk rock müziğinin sevilen isimlerinden Teoman’ın unutulmaz şarkıları, “Teoman Şarkıları” projesi kapsamında yeni nesil sanatçıların yorumlarıyla müzikseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Projenin yeni konuğu olan Dolu Kadehi Ters Tut, Teoman’ın sevilen eserlerinden **”17″**yi kendine özgü alternatif müzik tarzıyla yeniden yorumladı. Grup, şarkıya kattığı modern dokunuşlarla Teoman’ın müzikal mirasını günümüz dinleyicisiyle buluşturuyor.

Farklı kuşakları aynı müzikal paydada buluşturan “Teoman Şarkıları” projesi, sanatçının zamansız eserlerini yeni yorumlarla yeniden keşfe açarken, şarkıların yıllara meydan okuyan gücünü de ortaya koyuyor.

Dolu Kadehi Ters Tut’un “17” yorumu, Bayhan Müzik ve Avrupa Müzik iş birliğiyle tüm dijital müzik platformlarında dinleyicilerin beğenisine sunuldu.

 

#DoluKadehiTersTut #Teoman #17 #TeomanŞarkıları #YeniYorum #AlternatifMüzik #RockMüzik #TürkMüziği #MüzikHaberleri #YeniŞarkı #AvrupaMüzik #BayhanMüzik #DijitalPlatformlar #MusicNews #TürkRockMüziği

Neslihan Yetişkin’den Bozcaada’da “Aidiyet Bahçesi”

Ekolojik sanatçı Neslihan Yetişkin, yeni sergisi “Aidiyet Bahçesi” ile 1–15 Eylül 2026 tarihleri arasında Bozcaada Itırlı Bahçe’de sanatseverlerle buluşuyor. Sergi, bitkilerin başka topraklarda yeniden kök salma biçimlerinden yola çıkarak insanın yer, ev, bellek ve aidiyetle kurduğu ilişkiye odaklanıyor.

Doğal Malzemelerle Sanat

Sergide balmumu batik ve doğal boyama tekniklerini kullanan Yetişkin; keten kumaşları siyah havuç, meşe palamudu, pas ve doğal boyalarla dönüştürüyor. Doğal renklerin zamanla geçirdiği değişim, eserlerin bir parçası haline geliyor. Sergide ayrıca bir çadır enstalasyonu da yer alarak aidiyet kavramını farklı bir boyuta taşıyor.

Mimari Bellek ve Kökler

“Aidiyet Bahçesi”nin dikkat çekici unsurlarından biri, kentsel dönüşüm nedeniyle boşaltılan bir yapının kömürlüğünde bulunan eski mimari çizimlerin kullanılması. Bu çizimler, bitkiler ve köklerle yan yana gelerek değişen kent ve mekânların bellekte bıraktığı izleri sanatla buluşturuyor.

Doğayla Birlikte Üretim

Uzun yıllardır resim, tekstil ve tasarım alanlarında çalışan Yetişkin, kimyasal boyalara karşı geliştirdiği alerji sonrası doğal malzemelere yöneldi. Anadolu’nun kadim boya reçetelerini araştırarak toprak pigmentleri, kök boyalar ve organik malzemelerle kendi renklerini üretiyor. Doğa, sanatçının üretim sürecinde yalnızca malzeme değil, aynı zamanda eserlerin dönüşümüne katkı sağlayan bir ortak haline geliyor.

Bozcaada ile Bağ

Bozcaada, Yetişkin’in sanat yolculuğunda özel bir yere sahip. İlk kişisel sergisini burada açan sanatçı, adanın yanan ormanlarının küllerini eserlerinde kullanmıştı. Çocuklarla yaptığı çalışmalarla da sanatını adanın doğasıyla buluşturmuştu. “Aidiyet Bahçesi” sergisiyle Yetişkin, bu kez köklenme ve aidiyet üzerine yeni bir düşünsel alan yaratıyor.

 

 

#AidiyetBahçesi #NeslihanYetişkin #BozcaadaSanat #EkolojikSanat #DoğalMalzemeler #SanatSergisi #BellekVeAidiyet #BozcaadaFestivali #KültürSanat #YerelYönetim

Muse Contemporary’de Yeni Sezon: Çakal Düğünü

Muse Contemporary, yeni sezonu Canan Savaş’ın “Çakal Düğünü” başlıklı kişisel sergisiyle açıyor.
18 Eylül – 18 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek sergi, sanatçının yeni üretimlerini bir araya getirerek kişisel hafızayı kültürel mirasla buluşturuyor. Doğa, insan ve insan doğası arasındaki ilişkiyi evrensel bir anlatı üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor.

 Kültürel Hafızanın İzleri
Serginin çıkış noktası, Akira Kurosawa’nın Düşler filmindeki “Tilki Düğünü” sahnesi ile Karadeniz’de aynı doğa olayının “Çakal Düğünü” olarak adlandırılması arasındaki beklenmedik bağdan doğuyor. Bu karşılaşma, farklı coğrafyalarda ortak sembollerle yaşayan kültürel hafızanın görünür kılınmasını sağlıyor.

Malzemeler ve Anlatı
Canan Savaş, ahşap, ip ve Joss Paper gibi malzemelerle görünmeyen hikâyeleri mekâna taşıyor. Ahşap insanı temsil ederken, ip ve Joss Paper kırılganlık ile dayanıklılığı, ritüelleri ve yaşamın dönüşümünü simgeliyor. Yerleştirmeler, doğanın ritmi ile insan hafızası arasında şiirsel bir bağ kuruyor.

Sanatçının Sözü
Sanatçı, “Yanabilir ama kokusu kalır; sonuçta hikâyesi kalır. Bir kız çocuğu bunu babasından dinler…” sözleriyle sözlü kültürün kalıcılığına ve hikâyelerin kuşaklar boyunca aktarılan gücüne dikkat çekiyor. Böylece bireysel bir anı, kıtaları aşan ortak bir kültürel belleğe dönüşüyor.

Canan Savaş’ın “Çakal Düğünü” sergisi, 18 Ekim 2026 tarihine kadar Muse Contemporary’de ziyaret edilebilecek.

 

 

#CananSavaş #ÇakalDüğünü #MuseContemporary #ÇağdaşSanat #SanatSergisi #KültürelBellek #SanatHaberleri #İstanbulSanat #SergiEtkinliği #ContemporaryArt

Küflü Ekmek Sağlığa Neden Zararlı?

Gıda güvenliği uzmanlarına göre ekmeğin bir diliminde küf görülmesi, tüm somunun bozulmuş sayılması için yeterli. Çünkü küf sporları ve kökleri ekmek gibi gözenekli yiyeceklerde hızla yayılır ve görünmez olsa bile sağlığı tehdit edebilir.

Küflü Ekmek Neden Tehlikeli?

Küf lekeleri yalnızca görünen kısmı işaret eder; sporlar ekmeğin diğer dilimlerine de yayılmış olabilir. Küflü ekmek tüketmek mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, öksürük ve ateş gibi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Ekmeği Doğru Saklama Yöntemleri

Marketten alınan ekmek oda sıcaklığında 2–4 gün güvenlidir.

Serin ve kuru ortamda saklamak raf ömrünü bir haftaya kadar uzatır.

Buzdolabında saklamak raf ömrünü 7–14 gün artırabilir, ancak dokusunu sertleştirebilir.

Ekmeği hava geçirmez poşet veya kapta saklamak küf riskini azaltır.

Dilimlenmemiş ekmek daha uzun süre dayanır.

Ekmeği Dondurarak Raf Ömrünü Uzatın

Ekmeği iki kat streç filmle sarıp hava geçirmez poşetle dondurmak, üç aya kadar tazeliğini korur. Çözdürme sonrası kısa süre fırında ısıtmak ekmeğin orijinal dokusunu geri kazandırır.

 

#GıdaGüvenliği #KüflüEkmek #Mutfakİpuçları #GurmeHaber #SağlıklıYaşam #EkmekSaklama #GıdaKoruma #MutfakTrendleri #TazeEkmek #GıdaHaberleri

Bağırsak Tembelliğine Doğal Çözümler

Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik, yetersiz su tüketimi ve liften fakir beslenmenin yanı sıra son dönemde kullanımı giderek artan zayıflama iğneleri de bazı kişilerde sindirim sistemi hareketlerini yavaşlatarak kabızlık sorununu artırabiliyor.

Özellikle masa başı çalışanlar, yaşlı bireyler, hamileler ve yeterince lif tüketmeyen kişilerde kabızlığın daha sık görüldüğünü belirten Dahiliye Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, “Bağırsakları doğal yollarla desteklemek için ilk adım; yeterli su içmek, düzenli hareket etmek ve sofralarda lif açısından zengin doğal besinlere daha fazla yer vermektir.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, kabızlığın nedenleri, bağırsak hareketlerini destekleyen besinler ve hangi belirtilerde hekime başvurulması gerektiği hakkında bilgi verdi.

Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent

Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent

Kabızlık sanıldığından daha yaygın bir sorun

Kabızlığın yalnızca tuvalete çıkamamak anlamına gelmediğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, haftada üçten az dışkılama, sert dışkı, zorlanma hissi ve bağırsakların tam boşalmadığı düşüncesinin de kabızlık belirtileri arasında yer aldığını ifade etti.

Özellikle masa başı çalışanlar, yaşlı bireyler, hamileler ve yeterince lif tüketmeyen kişilerde kabızlığın daha sık görüldüğünü belirten Levent, uzun süren kabızlığın yaşam kalitesini düşürdüğünü ve bazı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceğini söyleyerek, “Bağırsaklarımız yalnızca sindirim sistemi için değil, genel sağlık açısından da büyük önem taşır. Düzenli çalışan bağırsaklar metabolizmayı desteklerken, yaşam kalitesini de artırır. Bağırsakları doğal yollarla desteklemek için ilk adım; yeterli su içmek, düzenli hareket etmek ve sofralarda lif açısından zengin doğal besinlere daha fazla yer vermektir.” dedi.

Bağırsakları çalıştırmanın ilk şartı lif tüketmek

Bağırsak hareketlerini artıran en önemli besin öğesinin diyet lifi olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, liflerin sindirilemeden kalın bağırsağa ulaştığını ve burada dışkının hacmini artırarak bağırsak hareketlerini hızlandırdığını söyleyerek, lif açısından zengin beslenmenin; kabızlığı önlediğini, bağırsak florasını desteklediğini, kan şekerinin dengelenmesine katkı sağladığını, tokluk hissini artırdığını, kalp ve damar sağlığını desteklediğini ifade etti.

Kuru erik doğal bir bağırsak dostu

Kabızlık denildiğinde akla ilk gelen besinlerden birinin kuru erik olduğunu belirten Levent, bunun bilimsel nedenleri bulunduğunu dile getirdi ve “Kuru erik hem yüksek lif içerir hem de doğal sorbitol sayesinde bağırsakların daha düzenli çalışmasına yardımcı olur.” şeklinde konuştu.

Levent, sabah kahvaltısında birkaç adet kuru erik tüketmenin veya akşamdan suda bekletilmiş kuru eriğin suyuyla birlikte yenmesinin bağırsak hareketlerini destekleyebileceğini ifade etti.

İncir ve kayısı da etkili seçenekler arasında

Kuru incir ve kuru kayısının da lif bakımından oldukça zengin olduğunu belirten Levent, bu meyvelerin düzenli ancak kontrollü miktarlarda tüketilmesini önererek, “Özellikle kuru meyveler yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak hareketlerini artırırken aynı zamanda vitamin ve mineral açısından da önemli kaynaklardır.” dedi.

Yeşil yapraklı sebzeleri sofradan eksik etmeyin

Ispanak, semizotu, pazı, marul, roka ve brokoli gibi yeşil sebzelerin bağırsak sağlığını desteklediğini söyleyen Levent, günlük öğünlerde mutlaka sebzeye yer verilmesi gerektiğini belirterek, sebzelerin içerdiği çözünür ve çözünmez liflerin bağırsak hareketlerini doğal şekilde desteklediğini ifade etti.

Tam tahıllar bağırsakların düzenli çalışmasına katkı sağlar

Beyaz ekmek ve rafine un ürünleri yerine tam buğday ekmeği, yulaf, çavdar ve bulgur gibi tam tahılların tercih edilmesini öneren Levent, rafine karbonhidratların lif açısından yetersiz kaldığını, tam tahılların hem bağırsak hareketlerini artırdığını hem de uzun süre tokluk sağladığını belirtti.

Kurubaklagiller bağırsak bakterilerini de besliyor

Nohut, mercimek, kuru fasulye ve barbunyanın yalnızca lif kaynağı olmadığını söyleyen Levent, bu besinlerin bağırsak mikrobiyotasını besleyen prebiyotik özelliklere de sahip olduğunu dile getirerek, “Düzenli baklagil tüketimi hem bağırsak hareketlerini artırır hem de yararlı bağırsak bakterilerinin çoğalmasına katkıda bulunur.” ifadelerini kullandı.

Meyveleri kabuğuyla tüketmek önemli

Elma, armut, kivi ve erik gibi meyvelerin özellikle kabuklarının lif açısından oldukça zengin olduğunu belirten Levent, mümkün olduğunca iyi yıkandıktan sonra kabuklarıyla tüketilmelerini önererek, kivinin bağırsak hareketlerini destekleyen en etkili meyvelerden biri olduğuna dikkat çekti.

Yoğurt ve kefir bağırsak florasını destekliyor

Bağırsakların yalnızca lif değil, sağlıklı bakterilere de ihtiyaç duyduğunu ifade eden Levent, probiyotik içeren yoğurt ve kefirin bağırsak mikrobiyotasını güçlendirdiğini, bağırsak florasının dengeli olmasının sindirim sistemi kadar bağışıklık sistemi açısından da önem taşıdığını kaydetti.

Hareketsizlik bağırsakları yavaşlatıyor

Beslenmenin yanı sıra fiziksel aktivitenin de bağırsak hareketleri üzerinde doğrudan etkili olduğunu söyleyen Levent, düzenli yürüyüş yapan kişilerde kabızlığın daha az görüldüğünü ifade ederek, günde 30 dakikalık tempolu yürüyüşün bile bağırsak hareketlerini belirgin şekilde artırabileceğini söyledi.

Bu belirtiler varsa mutlaka doktora başvurun

Kabızlığın bazı durumlarda ciddi hastalıkların belirtisi olabileceğini hatırlatan Dr. Ayhan Levent, şu uyarılarda bulundu:

“Dışkıda kan görülmesi, ani başlayan kabızlık, açıklanamayan kilo kaybı, şiddetli karın ağrısı, demir eksikliği anemisi, ileri yaşta yeni başlayan kabızlık gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir iç hastalıkları uzmanına başvurulması gerekiyor.”

Bağırsak dostu beslenme uzun vadeli sağlık yatırımıdır

Bağırsak sağlığının yalnızca sindirim sistemiyle sınırlı olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık sistemi, metabolizma ve genel sağlık üzerinde önemli rol oynadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:

“Kabızlığı yalnızca bir sindirim problemi olarak görmek doğru değildir. Liften zengin beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları bağırsakların doğal ritmini korumanın en etkili yoludur. Küçük görünen günlük alışkanlıklar, uzun vadede hem bağırsak sağlığını hem de genel yaşam kalitesini belirler.

 

 

 

#BağırsakSağlığı #Kabızlık #LifliBeslenme #DoğalÇözümler #SağlıkHaberi #Beslenme #PauseDergi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yeni Mağaza Konsepti ve Gıda Güvenliğiyle Büyüme

ŞOK Marketler, 2026 yılının ilk yarısında satışlarını geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak %7 artırarak 167,8 milyar TL’ye ulaştırdı. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) açıklanan sonuçlara göre şirket, mağaza sayısını 11 bin 175’e, çalışan sayısını ise 52 bin 790’a çıkararak güçlü operasyonel yapısı ve yeni mağaza yatırımlarıyla büyümesini sürdürdü.

Yeni Mağaza Konsepti

ŞOK Marketler, Türkiye genelinde açtığı yeni mağazalarla alışveriş deneyimini zenginleştirdi. Standart mağazalara kıyasla daha geniş satış alanına sahip olan yeni konsept mağazalarda; kafe ve yeme-içme alanları, günlük taze fırın ürünleri ve hazır yemek seçenekleri sunuluyor. Bu konsept, tüketicilere modern ve konforlu bir alışveriş ortamı sağlıyor.

Gıda Güvenliği Yatırımları

Şirket, gıda güvenliği alanındaki yatırımlarını genişletmeye devam ediyor. Meyve-sebze tedarik platformlarında kurulan son teknoloji laboratuvarlarda ürünler raflara ulaşmadan önce pestisit analizinden geçiriliyor. Domatesle başlayan uygulama, biber ve narenciye ürünlerini kapsayacak şekilde genişletildi. Analiz sonuçları üreticilere geri bildirim olarak iletilirken, ziraat mühendisleri doğru tarım uygulamaları konusunda eğitim veriyor. Ayrıca sonuçlar QR kod aracılığıyla Cepte ŞOK uygulamasında müşterilerle paylaşılıyor.

Uluslararası Lezzet Ödülleri

ŞOK Marketler’in öz markalı ürünleri, International Taste Institute’un 2026 Üstün Lezzet Ödülleri’nde 13 farklı ürünle ödül kazandı. Bu başarı, markanın gıda kalitesini uluslararası ölçekte kanıtlaması açısından önemli bir adım oldu.

CEO Uğur Demirel’den Açıklama

ŞOK Marketler CEO’su Uğur Demirel: “2026 yılının ilk yarısında güçlü finansal performansımızı operasyonel yatırımlarımız ve verimlilik odaklı yaklaşımımızla destekleyerek büyümemizi sürdürdük. Yeni mağaza konseptimizle müşterilerimize daha modern ve zengin bir alışveriş deneyimi sunuyoruz. Dijital kanallarımızı Cepte ŞOK uygulamasıyla güçlendirirken, sadakat programımız Win ile müşterilerimize avantajlar sağlıyoruz. Gıda güvenliği yatırımlarımızla ise tüketicilerimize güvenle tüketebilecekleri ürünler ulaştırıyoruz. Önümüzdeki dönemde de operasyonel mükemmeliyet, dijitalleşme ve müşteri deneyimine odaklanmaya devam edeceğiz.”

 Gıda Ekonomisinde Katkı

ŞOK Marketler’in yatırımları, Türkiye gıda ekonomisinde sürdürülebilir büyümeye katkı sağlıyor. Hem tüketiciye uygun fiyatlı ve güvenli ürünler sunuluyor hem de üreticilere doğru tarım uygulamaları konusunda destek veriliyor. Bu yaklaşım, perakende sektöründe kalite ve güveni ön plana çıkarıyor.

#ŞOKMarketler #GıdaEkonomisi #PerakendeSektörü #CepteŞOK #GıdaGüvenliği #LezzetÖdülleri #EkonomiHaberleri #TürkiyePerakende #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Vücut direncini arttırmaya yardımcı besinler!

Aşırı sıcaklar, kalabalık ortamlar, düzensiz beslenme alışkanlıkları ve hijyen kurallarının zaman zaman ihmal edilmesi yaz aylarında özellikle çocuklarda enfeksiyon riskini arttırıyor. Son dönemde bağırsak enfeksiyonlarıyla daha sık karşılaşıldığını belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi, “Yaz döneminde ortaya çıkan belirtiler hafife alınmamalı; yüksek ateş, kusma, şiddetli ishal, bilinç değişikliği veya karın ağrısı gibi bulgularda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” diyor. Yaz aylarında görülen enfeksiyonlardan bazı basit ama etkili önlemlerle korunmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Necafi, çocuklarda sık görülen bağırsak enfeksiyonlarının nedenlerini, korunma yollarını ve enfeksiyon sonrası zayıflayan vücut direncini arttırmaya yardımcı beslenme önerilerini anlattı, önemli mesajlar verdi.

Yaz tatilinde çocuklar havuzlarda, denizde, parklarda ve açık alanlarda daha uzun zaman geçiriyor. Bazı hatalı davranışlarsa yaz enfeksiyonlarının kolayca kapıyı çalmasına neden oluyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi, son dönemde özellikle bağırsak enfeksiyonlarına sık rastlanıldığını belirterek, bunun nedenlerini şöyle açıklıyor: “Yaz aylarında çocuklarda görülen bağırsak enfeksiyonlarının çoğu virüs, bakteri veya daha düşük oranda parazitlerden kaynaklanıyor. Ellerin yeterince yıkanmadan yemek yenilmesi, havuz veya deniz suyunun yutulması, uygun koşullarda saklanmayan yiyeceklerin tüketilmesi, iyi yıkanmamış sebze ve meyvelerin yenilmesi, açıkta satılan gıdaların tercih edilmesi, ortak kullanılan oyuncak ve yüzeylerden sonra el hijyenine dikkat edilmemesi ve sıcak havada uzun süre dışarıda beklemiş süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi enfeksiyon riskini önemli ölçüde artırıyor.”

Dr. Meryem Necafi

Dr. Meryem Necafi

Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin!

Bağırsak enfeksiyonlarının genellikle ishal, kusma, karın ağrısı, mide bulantısı ve ateş gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Dr. Necafi, özellikle küçük çocuklarda sıvı kaybının çok kısa sürede ciddi boyutlara ulaşabileceğine dikkat çekiyor. Yüksek ateş, sık kusma, kanlı ishal, ağız kuruluğu, gözyaşının azalması, bıngıldağın çökmesi, idrar miktarında belirgin azalma, aşırı halsizlik ve uykuya eğilim gibi belirtilerin ciddi sıvı kaybına işaret edebileceğini belirten Dr. Meryem Necafi, bu durumlarda mutlaka vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söylüyor.

Az miktarlarda ama sık yedirin, sıvı alımını ihmal etmeyin!

Bağırsak enfeksiyonu geçiren çocuklarda sıvı kaybının hızla yerine konmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi, hastalık sırasında ve sonrasında çocukların iştahında belirgin azalma görülebileceğini söylüyor. Çoğu çocuğun bu dönemde en sevdiği yiyecekleri bile reddedebildiğini belirten Dr. Necafi, “Ebeveynler çocuklarının hiçbir şey yemek istememesi nedeniyle endişelenebiliyor. Oysa enfeksiyon döneminde iştah kaybı sık görülen ve çoğunlukla geçici bir durumdur. Bu süreçte çocuğu yemek yemeye zorlamak yerine, az miktarlarda ama sık aralıklarla beslemek ve yeterli sıvı almasını sağlamak çok daha doğru bir yaklaşımdır” diyor.

Vücut direncini artırmak için!

İyileşme döneminde bağırsak florasının yeniden dengelenmesi ve zayıflayan vücut direncinin artırılması için beslenmenin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Necafi, şu önerilerde bulunuyor:

  • Çocuğunuzun yaşına uygun miktarda yeterli sıvı almasını sağlayın.
  • Ayran, yoğurt ve kefir gibi probiyotik içeren besinlere beslenmesinde yer verin.
  • Muz, elma, şeftali gibi meyveler ile iyi pişirilmiş sebzeler, yumurta, balık, tavuk, baklagiller ve diğer kaliteli protein kaynakları iyileşme sürecini desteklediği için bu besinleri tüketmesine özen gösterin.
  • Sindirimi kolay, ev yapımı çorbalar ve hafif öğünler tercih edin. Tek seferde büyük porsiyonlar yerine küçük ve sık öğünler sunun.
  • Hazır paketli gıdalar, gazlı ve aşırı şekerli içecekler ile yağlı ve ağır yiyeceklerden uzak tutun.

 

 

#YazEnfeksiyonları #ÇocukSağlığı #BağırsakEnfeksiyonu #DoğruBeslenme #VücutDirenci #SağlıkÖnerileri #Hijyen #SıvıTüketimi #ProbiyotikBesinler #SağlıkHaberleri #PauseDergi #PauseDergi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çocuklarda horlama, geniz etinin habercisi olabilir!

Yaz tatilinde çocuklar daha geç uyuyor, ekran karşısında daha fazla zaman geçiriyor ve sıcak havanın etkisiyle uyku düzenleri değişebiliyor. Bu nedenle aileler horlama ya da ağzı açık uyuma gibi yakınmaları çoğu zaman sadece düzensiz uyku saatlerine veya sıcak havaya bağlayabiliyor. Oysa bu belirtiler bazı çocuklarda geniz eti büyümesinin ilk işaretleri olabiliyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, “Geniz eti büyümesi tedavi edilmediğinde çocuğun uyku kalitesini, işitmesini, okul başarısını hatta büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyebiliyor. Ancak toplumda doğru sanılan bazı yanlış inanışlar nedeniyle aileler çoğu zaman hekime başvurmayı geciktirebiliyor” diyor.

Ülkemizde en sık 3-6 yaşları arasında görülmekle birlikte okul çağındaki çocuklarda da önemli sağlık sorunlarına yol açabilen geniz eti büyümesinin, günümüzde sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerjik hastalıkların da etkisiyle, özellikle Ekim ayı itibariyle en çok karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını belirten KBB Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, geniz eti hakkında toplumda doğru sanılan 5 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Haluk Özkarakaş

Prof. Dr. Haluk Özkarakaş

“Geniz etini aldırırsak bağışıklığı düşer”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Haluk Özkarakaş “Toplumda en sık karşılaşılan yanlış inanışlardan biri, geniz etinin alındığında bağışıklık sistemini zayıflattığıdır. Geniz eti bağışıklık sisteminin bir parçası olsa da vücutta aynı görevi üstlenen çok sayıda lenfoid doku bulunur. Bilimsel çalışmalar, uygun hastalarda yapılan geniz eti ameliyatının çocuklarda kalıcı bir bağışıklık sistemi zayıflığına yol açmadığını göstermektedir. Aksine, nefes alma ve uyku kalitesinin düzelmesi sayesinde çocukların genel sağlık durumu ve yaşam kalitesi olumlu yönde etkilenebilir” diyor.

“Çocuğumda geniz eti büyümesi olsaydı, horlardı”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Geniz eti büyümesi sadece horlama ile sınırlı bir sorun değildir. Burun tıkanıklığı nedeniyle çocuklar ağızdan nefes almaya başlayabilir; gece sık uyanabilir, uykusu sırasında yatakta sık yer değiştirir. Alın, ense, yaka bölgesinde terleme meydana gelir. Hatta bazı annelerin ‘gecede üç kez fanila değişiyorum’ dediği olur. Uykuda nefes durmaları (obstrüktif uyku apnesi) gelişebilir ve buna bağlı olarak çabuk yorulma, dikkat dağınıklığı, davranış değişiklikleri ile okul başarısında düşüş görülebilir. Ayrıca orta kulakta sıvı birikimine ve tekrarlayan kulak enfeksiyonlarına da zemin hazırlayabilir.

“Çocuğum çok küçük, doktora gidersek hemen ameliyat der”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, geniz eti büyümesinde tedavinin her çocuk için aynı olmadığını belirterek “Geniz etinin büyük görünmesi tek başına ameliyat nedeni değildir. Cerrahi kararı; çocuğun nefes almasını, uyku düzenini, horlama veya uyku apnesi yaşayıp yaşamadığını, sık kulak enfeksiyonu geçirip geçirmediğini, işitmesini ve genel yaşam kalitesini birlikte değerlendirerek veriyoruz. Pek çok çocukta düzenli takip ve gerekiyorsa alerjiye yönelik medikal tedavi yeterli olurken, bazı çocuklarda ise ameliyat en doğru tedavi seçeneğini oluşturabiliyor. Bu nedenle sadece ameliyat olur endişesiyle doktora başvuruyu ertelemek, çocuğun sağlık sorunlarının ilerlemesine neden olabilir” diyor. 

“Biraz daha büyüsün geniz eti zaten kendiliğinden küçülür”: DOĞRU/YANLIŞ!

DOĞRUSU: Geniz eti ergenlik dönemine doğru doğal olarak küçülme eğilimindedir. Ancak bu süreç her çocukta aynı şekilde ilerlemez. Eğer geniz eti büyümesi nefes almayı güçleştiriyor, uykuda solunum bozukluğuna neden oluyor, sık kulak enfeksiyonlarına veya işitme kaybına yol açıyorsa yıllarca beklemek doğru bir yaklaşım değildir. Gecikme, çocuğun büyüme-gelişmesini, öğrenmesini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.

“Burun spreyi kullanırsak ameliyata gerek kalmaz”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: KBB Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özkarakaş “Uzun süreli kortizonlu burun spreyleri veya eczanelerde hazırlatılan bazı karışım ilaçların kullanılması iyileşmeyi sağlamamasının yanında kanımca da sakıncalıdır. Alerji varsa doğal olarak steroidli burun spreyleri (alerjik rinit için) kullanılabilir. Ancak geniz etini (adenoid) küçültmez. Eczanelerde hazırlatılan karışım ilaçların içinde antibiyotikler, gümüş eriyikleri bulunabiliyor. Bunların yutulması ileride kortizon etkilerine ve/veya ağır metal birikimlerine neden olabilir. Üstelik geniz etini küçülttüğüne dair bilimsel yayın bulunmamaktadır” diyor. Prof. Dr. Özkarakaş çocukta en az üç ay boyunca; ağız açık nefes alma, terleme ve yatakta sık yer değiştirme üçü bir arada devam ediyorsa geniz eti ve beraberinde tonsillere (kapatıcı büyümesi varsa) cerrahi müdahale gerekli olduğunu, tedavi planının mutlaka doktorun değerlendirmesiyle belirlenmesi gerektiğini söylüyor.

 

 

 

 

 

 

#ÇocukSağlığı #GenizEti #Horlama #UykuApnesi #KBB #ÇocuklardaHorlama #SağlıkHaberleri #AilelereUyarı #ÇocukGelişimi #UykuKalitesi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Hijyen Önlemleriyle Enfeksiyonları Önlemek Mümkün

Yaz mevsiminde artan hava sıcaklıkları, çocukların daha fazla dışarıda vakit geçirmesi, havuz ve deniz kullanımı ile açıkta satılan gıdaların daha sık tüketilmesi, ishal enfeksiyonlarında belirgin bir artışa neden oluyor. Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda görülen ishal, çoğu zaman hafif seyretse de bazı durumlarda ciddi sıvı kaybına yol açarak hastanede tedavi gerektirebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan, yaz aylarında alınacak basit hijyen önlemleriyle ishal vakalarının önemli ölçüde önlenebileceği konusunda bilgi verdi.

Prof. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan

Prof. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan

Park gibi ortak kullanım alanlarında bulaş riski yüksek

Yaz aylarında görülen ishallerin büyük bölümü bakteri, virüs ve parazitlerin neden olduğu enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. Sıcak havalarda bu mikroorganizmaların daha kolay çoğalması, uygun koşullarda saklanmayan gıdaların tüketilmesi, iyi yıkanmamış meyve ve sebzeler ile temiz olmayan su kaynakları enfeksiyon riskini artırmaktadır. Çocukların park, piknik, havuz ve deniz gibi ortak kullanım alanlarında daha fazla zaman geçirmesi de bulaş ihtimalini yükseltmektedir. Özellikle küçük çocukların ellerini ve oyuncaklarını ağızlarına götürme alışkanlığı, mikropların kolayca yayılmasına neden olabilmektedir.

Kış aylarında ishaller daha çok virüslere bağlı görülürken, yaz mevsiminde bakteriyel ve paraziter enfeksiyonlar daha sık karşımıza çıkmaktadır. Rotavirüs, norovirüs ve adenovirüs en sık görülen viral etkenler arasında yer alırken; Salmonella, Campylobacter, Shigella ve bazı Escherichia coli (E.coli) türleri bakteriyel ishallerin önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Giardia ve Entamoeba histolytica ise yaz aylarında görülen paraziter bağırsak enfeksiyonlarının başlıca etkenleri arasında bulunmaktadır.

Bu 12 önemli belirtiyi hafife almayın!

Çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü birkaç gün içinde uygun sıvı desteği ve beslenmeyle düzelmektedir. Ancak bazı belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir çocuk hekimine başvurulması gerekir:

  1. Ağız kuruluğu
  2. Ağlarken gözyaşı olmaması
  3. Gözlerde çöküklük
  4. İdrar miktarında azalma
  5. Aşırı uyku hali
  6. Tekrarlayan kusmalar
  7. Yüksek ateş
  8. Şiddetli karın ağrısı ve karında şişlik
  9. Dışkıda kan görülmesi
  10. Ağızdan sıvı alımının reddedilmesi
  11. Altı aydan küçük bebeklerde görülen ishal
  12. Kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal

 

Ve yedi günden uzun süren şikâyetler mutlaka hekim değerlendirmesi gerektirmektedir. Çocuklarda ishalin en önemli riski ise enfeksiyonun kendisinden çok gelişebilecek sıvı kaybı olmasıdır.

Her ishalde antibiyotik kullanılmamalı

Çocuklarda görülen ishallerin büyük çoğunluğu viral enfeksiyonlara bağlı geliştiği için antibiyotik tedavisi gerektirmemektedir. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı, bağırsak florasının bozulmasına, antibiyotik direncinin gelişmesine ve ishal süresinin uzamasına neden olabilir. Bu nedenle antibiyotik kullanımına yalnızca hekim karar vermelidir.

İshal tedavisinde en önemli yaklaşım ise çocuğun kaybettiği sıvı ve minerallerin yerine konulmasıdır. Anne sütü alan bebeklerde emzirme sürdürülmeli ve mümkünse daha sık emzirilmelidir. Daha büyük çocuklarda ise yeterli sıvı alımı sağlanmalı, yaşına uygun normal beslenmeye devam edilmelidir. Kusmanın eşlik ettiği durumlarda ise az miktarda ve sık aralıklarla beslenme tercih edilmelidir. Sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulmasında oral rehidrasyon solüsyonları (ORS) önemli bir tedavi desteği sağlamaktadır.

Beslenme tedavinin önemli bir parçası

İshal sırasında çocukların beslenmesi tamamen kesilmemelidir. Sindirimi kolay besinlerin tercih edilmesi gerekmektedir. Yoğurt, pirinç lapası, makarna, haşlanmış patates, muz, şeftali, az yağlı et ve hafif sebze yemekleri uygun seçenekler arasında yer alır. Buna karşılık aşırı yağlı, baharatlı ve rafine şeker içeren gıdalardan uzak durulması gerekir. Hazır meyve suları ve gazlı içecekler ise sıvı ihtiyacını karşılamak yerine ishali artırabileceği için önerilmemektedir.

Havuz hijyenine dikkat!

Yaz aylarında ortak kullanılan havuzlar da bağırsak enfeksiyonlarının yayılmasına zemin hazırlayabilir. Dışkıyla kirlenen havuz suyunun yutulması sonucu ishal başta olmak üzere farklı enfeksiyonlar gelişebilir. Bu nedenle çocuklara havuz suyunu yutmamaları öğretilmeli, havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş aldırılmalı, havuzların düzenli dezenfekte edildiğinden emin olunmalıdır. Özellikle bebeklerde havuz suyunun yutulmasını engellemek zor olduğundan ilk yaşlarda ortak havuz kullanımından mümkün olduğunca kaçınılması önerilmektedir.

Deniz suyu ise geniş hacmi nedeniyle genellikle daha düşük bulaş riski taşısa da kanalizasyon karışan veya kirli olduğu bilinen bölgelerde denize girilmemesi gerekir. Ayrıca ishal geçiren çocukların hem hastalık süresince hem de iyileştikten sonraki birkaç gün boyunca havuz ve denize girmemesi, diğer çocukların sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.

El yıkamak en etkili korunma yöntemi

Yaz ishallerinden korunmanın en etkili yolu el hijyenidir. Ellerin yemek hazırlamadan önce ve sonra, yemek yemeden önce, tuvalet sonrası, dışarıdan gelindiğinde ve hayvanlarla temas sonrasında en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanması enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltır. Ebeveynlerin bu konuda çocuklarına örnek olması da doğru alışkanlıkların kazanılmasında önemli rol oynamaktadır.

Yaz tatillerinde güvenilir içme suyu tüketilmesi, açıkta satılan gıdalardan uzak durulması, çiğ veya az pişmiş et ve süt ürünlerinin tüketilmemesi, meyve ve sebzelerin iyice yıkanması da alınabilecek en önemli önlemler arasında yer almaktadır. Ayrıca ilk 6 ay yalnızca anne sütüyle beslenmenin ve bebeklik döneminde uygulanan rotavirüs aşısının, ağır seyreden ishal enfeksiyonlarına karşı önemli koruma sağladığını vurgulamaktadır.

Sonuç olarak, yaz aylarında görülen çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü doğru hijyen uygulamaları, güvenli gıda tüketimi ve yeterli sıvı desteği ile önlenebilir veya hafif atlatılabilir. Ancak özellikle küçük bebeklerde ve kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal vakalarında sıvı kaybı hızla ilerleyebileceği için uyarıcı belirtiler yakından takip edilmeli ve gerektiğinde vakit kaybetmeden çocuk hekimine başvurulmalıdır. Bu sayede ciddi sağlık sorunlarının önüne geçmek mümkün olacaktır.

 

 

#ÇocukSağlığı #Yazİshali #Hijyen #MemorialHastanesi #Çocuklardaİshal #SağlıkHaberleri #HavuzHijyeni #Beslenme #AnneSütü #ElHijyeni #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity