Yazılar

Sezaryen doğumda istmosel riskine dikkat!

Sezaryen doğumda istmosel riskine dikkat!

Sezaryen yöntemi, gebelik ve doğum sırasında istenilmeyen olası durumların meydana gelmesini önleyen, anne ve bebek için hayat kurtarıcı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarında, günümüzde sezaryen doğum ile doğumda ve sonrasında görülen bebek ölümlerinde %10-15 arasında azalma kaydedildiği belirtiliyor. Yapılan çalışmalar, ülkemizde ve dünyada yaklaşık her 5 kadından birinin sezaryen ile doğum yaptığını gösteriyor. Bu doğum şeklinin faydalarının yanında çeşitli komplikasyonları da olabiliyor. Bunlardan biri de sık karşılaşılan istmosel yani sezaryen skar hastalığı olarak tanımlanıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Bölümü’nden Doç. Dr. Arzu Yurci, istmosel hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Arzu Yurci

Gebe kalmaya engel olabiliyor

Sezaryen kesesi yapılan bölgede, kesi yerinin tam olarak iyileşememesi nedeniyle, rahmin ön kas dokusunda meydana gelen keseleşmeye istmosel adı verilmektedir. Bu durum bazen doğumdan kısa bir süre sonra oluşabileceği gibi, uzun bir zaman sonra da oluşabilir ve farklı şekillerde belirti verebilir. Keseleşen bölgede zaman içerisinde adet kanı ve rahim içindeki sıvı birikebilir ve kadında farklı şikâyetlerle kendini göstermeye başlar. En sık görülen şikâyetlerin başında kahverengi, çamur gibi vajinal akıntılar gelmektedir. Özellikle adet sonrası veya adet aralarında lekelenme şeklinde kanamalara neden olabilir. Bunun dışında adet kanamalarında gecikme, kasık ağrısı, vajinal akıntı, ağrılı adet görme, cinsel ilişki sırasında aşırı ağrıya neden olmaktadır. İstmosel kesesi içerisinde biriken kan, spermin hareketlerinin bozulmasına sebep olabilmekte ve bundan dolayı kısırlığa da zemin hazırlayabilmektedir. Bununla birlikte düşük, plesenta previa, anormal plasentasyon, plasenta akreata, sezaryen skar gebeliğine de yol açabilmektedir. Embriyonun burada yer alan cebe yerleşmesi ve düzgün olmayan bir şekilde gelişmesi sonucunda ektopik sezaryen skar gebeliği meydana gelebilmektedir. Sezaryen doğumdan sonra bu şikayetleri olan kadınların mutlaka doktora başvurup, muayene olması gerekmektedir.

Sezaryen yöntemi ile doğum yapmış kişilerde istmosel görülebilmektedir. Normal doğum yapan kişilerde rahimde kesi yapılmadığı için bu tabloya rastlanmamaktadır. İstmosel görüntüleme yöntemlerini kullanarak teşhis edilebilmektedir. Bu görüntüleme yöntemleri transvajinal ultrason, histerosalpengografi, histeroskopi ya da MR olarak sayılabilir. Görüntüleme için en iyi zaman menstrual siklüsün sona ermesinden hemen sonra, erken proliferatif faz olarak ifade edilmektedir.

Hastanın durumuna göre cerrahi yönteme karar veriliyor

Tedavi yöntemleri hastalığın durumuna ve şikayetlerine göre değişebilmektedir. Ayrıca hastanın daha sonra çocuk isteyip istemediğine göre de tedavi planı yapılmalıdır. İstmoselin kesin tedavisi cerrahi olarak o bölgenin çıkartılmasıdır. Bu operasyon günümüzde çoğunlukla histeroskopik veya laparoskopik olarak gerçekleştirilmektedir. Ameliyatı gerçekleştirecek hekim hastanın durumunu değerlendirip hasta için en iyi olacak cerrahi tekniği seçmelidir. Hangi tekniğin kullanılacağı, istmosel defektinin büyüklüğü, hastanın gebelik isteği olup olmadığı, esas şikayetinin ne olduğuna göre belirlenir. Histeroskopi yöntemiyle  vajinal yoldan optik bir aletle girilerek, rahim içi görüntülenir. İstmosel kesesi bu alet yardımıyla düzeltilir. Ameliyat süresi maksimum 20-30 dakika arasıdır. İşlem sonrası hasta aynı gün evine gidebilir. Laparoskopi ile yani içerisinde kamera bulunduran alet ile göbekten yaklaşık 1 cm kesi yapılarak, karın içerisi gözlemlenir, sonrasında yaklaşık yarım cm çapında 2 ek kesiden cerrahi aletler yerleştirilerek istmosel kesesi tamamen çıkarılır, ardından sağlam dokular birbirine dikilir. Ameliyat süresi yaklaşık 30- 40 dakika sürmektedir. Operasyon sonrasında hastalar bir gün gibi kısa sürede taburcu olarak normal yaşamlarına çok kısa sürede dönmektedirler.

Ülkemizde 2 milyonun kişinin sorunu: ‘kalp yetmezliği’

Ülkemizde 2 milyonun kişinin sorunu: ‘kalp yetmezliği’

 Dolaşım sisteminin pompası olan kalbin yeteri kadar verimli çalışmayıp vücudun kan dolaşım ihtiyacını karşılamada yetersiz kalması durumuna ‘kalp yetmezliği’ deniyor. Ülkemizde HAPPY (Heart Failure Prevalence and Predictors in Turkey) çalışmasına göre; 2 milyon üzerindeki kişide değişik evrelerde kalp yetmezliği mevcut. Gelecekte bu sayının artması öngörülüyor. Kalp yetmezliği tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Öyle ki kalp yetmezliğinde sağ kalım oranları, prostat, meme ve bağırsak gibi bazı kanser türlerinden daha düşük. Kalp yetmezliği tehlikeli bir sorun olsa da, erken tanı ve tedavi sayesinde aslında kontrol altına alınabiliyor, bu sayede hastaların yaşam kaliteleri artarken yaşam süreleri de uzuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, toplumda kalp yetmezliği ile ilgili doğru sanılan hatalı bilgilerin erken tanı ve tedaviyi önleyebildiğine dikkat çekerek, doğru sanılan 6 yanlış bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci

Kalp yetmezliği bir hastalıktır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, kalp yetmezliği bir hastalık değil, çeşitli hastalıkların oluşturduğu bir sonuçtur. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, kalp fonksiyonlarının bozulmasına ve kalp yetmezliğine yol açan başlıca nedenleri şöyle sıralıyor:

  • Kalp damar hastalıkları (kalp krizi geçirilmiş veya geçirilmemiş)
  • Kalp kası hastalıkları (kalbin kasılma ve gevşeme fonksiyonunda bozulma)
  • Kalp kapaklarının hastalıkları (darlık veya yetersizlik)
  • Doğumsal kalp hastalıkları
  • Çeşitli ritim bozuklukları
  • Hipertansiyon, diyabet, tiroit problemleri (hipo-hipertroidi), toksik kimyasallar (alkol, çeşitli ilaçlar…)

 Kalp yetmezliği şikayetleri her hastada aynıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kalp yetmezliğinde her hastada şikayet ve bulgular aynı olmayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, “Bazı hastalarda şikayetler kalbin fonksiyon düzeyine göre daha az iken, diğerlerinde daha şiddetli olabiliyor” diyerek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Nefes darlığı, halsizlik-bitkinlik, çabuk yorulma, ayaklarda ve vücutta ödem, kilo artışı, karında şişkinlik, çarpıntı-nabız düzensizliği ile kronik öksürük, kalp yetmezliğinin başlıca şikayet ve bulgularını oluşturuyor.  Hastalarda yetmezliğin derecesine bağlı olarak bu şikayetlerden birkaçı veya çoğu gelişebiliyor”

 Kalp yetmezliği olup olmadığını şikayetlerime bakarak kendim anlayabilirim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kalp yetmezliğinde gelişen belirtilerin bazıları başka hastalıklarda da görülebiliyor. Örneğin nefes darlığı, halsizlik ve çabuk yorulma sorunları; kalp dışında akciğer, kan ve kas hastalıklarında da oluşabiliyor. Ödem-kilo artışına, böbrek ve tiroit hastalıkları da yol açabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu yüzden şikayetlerimizin ilgili branş doktorları tarafından yorumlanması gerektiğine işaret ederek, “Kalp yetmezliği tanısını koymak için fiziki muayene yanında, ekokardiyografi, kardiyak MRI, kan testleri ve gerekirse koroner anjiyografi ile kalp kateterizasyonu yapılıyor” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedaviyle şikayetlerim geçti. Bu durumda ilaçlarımı bırakabilirim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: “Tedavi ile şikayetlerin geçmesi hastanın iyileştiği anlamına gelmiyor. Dolayısıyla ilaçların bırakılması son derece yanlış bir davranıştır” uyarısında bulunan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, “Bazı durumlarda altta yatan nedenin tedavisi ile kalp yetmezliği düzelse bile, çoğu durumda hastalık süreçleri devam eder. İlaçlar ile denge sağlanıp, kalp yetmezliği şikayet ve bulgularının geçtikten sonra tedavinin kontrolsüz bırakılması yetmezlik tablosunun tekrar oluşmasına neden olur. Hastalığın evresine göre ilaçlarda değişiklikler yapılsa bile tedavi yaşam boyu devam eder” diyor. Günümüzde şikayetleri gideren ve altta yatan süreçleri kontrol eden modern ve etkili ilaç tedavilerinin mevcut olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bunların yanı sıra bazı hastalara kalbin kasılma etkinliğini arttıran ve ölümcül ritim bozukluklarını tedavi eden kalp pilleri ile mekanik kalp destek cihazlarının takıldığı bilgisini veriyor. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu sayede hastaların hem yaşam kalitelerinin arttığını hem yaşam sürelerinin uzadığını belirtiyor.

 Kalp hastalarının cinsel hayatı sona erer. YANLIŞ!

DOĞRUSU: “Aksine düzenli bir cinsel yaşam genel sağlık açısından çok önemlidir ve kalp hastaları için de bu durum geçerlidir” şeklinde konuşan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, şöyle devam ediyor: “Kalp yetmezliği, miyokard enfarktüsü, by-pass operasyonu ve stent gibi kardiyak olaylardan sonra cinsel yaşam devam etmelidir. Enfarktüs sonrası 2 hafta, by-pass operasyonu sonrası hastanın durumuna bağlı olarak 6-8 hafta süre ile cinsel aktivite kısıtlaması yeterlidir. Bu süre sonrasında hastanın bireysel performansı ve klinik tablosu göz önüne alınarak serbestleştirilir” Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, seksüel aktivitede harcanan eforun 2 kat merdiven çıkmak veya düz yolda 20 dakika canlı yürümek ile  eşdeğer olduğunu vurgulayarak, “Bu aktiviteleri sorunsuz ve şikayet oluşmaksızın yapan hastalar uygun olarak kabul edilir. Ayrıca hastane ortamında yapılacak olan efor stres testi de karar vermede yardımcı olur” diyor. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, hastalarda gerek kullanılan ilaçlara gerekse kalp hastalığına bağlı çeşitli cinsel fonksiyon bozuklukları oluşabileceğini,  bu durumlarda da gerekli tedavi düzenlemelerin yapılıp Üroloji ve Kadın Doğum gibi diğer branşlardan destek alınabileceğini ifade ediyor.

İlişki sırasında ağrı oluşursa, tüm hastalar dilaltı damar genişletici ilaç alabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Cinsel ilişki esnasında göğüs ağrısı olmuş ise erektil disfonksiyon ilaçlarını kullanmış olan hastalar kesinlikle dilaltı nitrogliserin içeren ilaç almamalıdır, çünkü ciddi ölümcül tansiyon düşüklüğü oluşabiliyor.  Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu durumda cinsel aktiviteye ara verilmesinin yeterli geleceğini belirterek, “Şikayet geçerse ilişkiye daha düşük tempoda devam edilebilir. Geçmez devam eder ise bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır diyor. Eğer hasta bu tür ilaç kullanmıyorsa göğüs ağrısı durumunda dilaltı nitrogliserin kullanabilir. Tüm bu konuları hastanın doktoru ile açıkça konuşmasını öneriyorum.”  diyor.

Bu öneriler hayat kurtarıyor!

  • Kalp yetmezliği hastaları artmış risk grubunda oldukları için enfeksiyonlardan korunmalıdırlar. Bu yüzden hastaların zatürre, influenza ve Covid aşısı olmaları öneriliyor.
  • Mevsimsel etkiler kalp yetmezliği hastaları için önem taşıyor. Dolayısıyla çok sıcak ve soğuk havalarda zorlayıcı fiziksel aktiviteden kaçınılmalıdır.
  • Kıyafetler yaz ve kış için uygun olmalı. Örneğin sıcak havalarda ince açık renkli terletmeyen giysiler kışın ise kalın – koruyucu giysiler giyilmelidir.
  • Sağlıklı ve yeterli beslenmeye mutlaka dikkat edilmeli. Yeterli miktarda sıvı alınmalı ve alkol ile kafeinli içeceklerden kaçınılmalıdır. Diyetteki tuz içeriği azaltılmalı, kardiyolog ve diyetisyen koordinasyonu ile belirlenen kişiye özel diyetler aksatılmamalıdır.
  • Hastanın tedavi disiplini iyi olmalıdır. Düzenli olarak sağlık kontrolü yaptırılmalıdır. Acil durumlar için hastanın ve ev halkının mutlaka bir hareket planı olmalıdır. Acil durumlarda 112 veya diğer özel acil sağlık hizmeti sunan kuruluşlara müracaat edilmelidir.
  • Hasta, aile ve sağlık sisteminin koordineli yaklaşımı yaşam kalitesini ve süresini arttırır.

Unutkanlık ve odaklanmakta zorluk mu çekiyorsunuz?

Unutkanlık ve odaklanmakta zorluk mu çekiyorsunuz?

Günümüzde aşırı derecede unutkanlık ve odaklanamama sorunları ile karşılaşmaktayız. Bu gibi durumların nedeni nörolojik, psikiyatrik, çevresel ve stres kaynaklı olabilir.

Pandemi sürecinde yaşanan sosyal yaşam değişiklikleri ve COVID enfeksiyonu sonrası yaşanan beyin sisi (brain fog) nedeniyle birçok kişi aynı sorunlardan müzdariptir. Bu kişiler genellikle şu cümleleri kurar ‘İşimde ve derslerimde daha başarılı olmak istiyorum. Dikkatimi toplayamıyorum. Odaklanamıyorum. Bir işin tamamını getiremiyorum.’

Sitikolin öncü belleğini ve yürütücü işlevi iyileştirmek için yararlıdır. Ancak birçok yaşlı bu bileşiği yaşa bağlı bellek kaybını ve nöronal bozulmanın azaltılması için kullanılır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Halil Atilla İdrisoğlu

Sitikolin, en iyi biyoyararlı kolin kaynağıdır. Kolin ve asetilkolin karaciğerimizin ve böbreğimizin her zaman ihtiyacı olduğu maddelerdir. Sitikolin bu nedenle güvenli ve biyolojik olarak kullanılabilir kolin kaynağıdır. Lesitin, kalın bitertat vb ürünlerle karıştırıldığında güvenli ve yararlı bir ürün olduğunu yapılan çalışmalar sonucunda bildirilmiştir. Hafızayı geliştirme, bilişsel fonksiyonları artırma ve sözel hafıza oluşunu arttırmayı sağlar. Özellikle COVID enfeksiyonu sonrası çok görülen ‘Beyin Sisi’ olarak bilinen hafıza bulanıklığına da oldukça yararlı olduğu bildirilmiştir. Sitikolin, glutamat seviyelerini düşürür.

Sitikolin nasıl çalışır?

Sitikolin beyin fonksiyonlarını iyileştirir. Kolin miktarını artırır. Fosfolipidlerin üretimini artırır böylelikle hücre stabilizasyonu sağlar. Glutatyon yapımını artırır. Glutatyon anti-oksidan özelliği sayesinde hücreleri oksidatif stresten korur. Glutamatı azaltır. Glutamat nöronlar için zararlıdır.

Sitikolin nörolojide yaşlanma, demans, PH, Kognitif bozukluk ve akut serebral hastalıkta kullanılabilir. Oftomolojide glokom tedavisinde çalışması vardır. Psikiyatride depresyonda yararı gösterilmiştir. Ağrı tedavisine destekte kullanılabilir. Beyin travması sonrasında kullanılabilir. Öğrenmede performansını artırır. Sitikolin birçok devlette ilaç statüsündedir. Orijinal Sitikolin doğal yöntemlerle üretilir. Sitikolin-dopamin ve nöroepinefrin seviyelerini arttırır. Anti apoptotik(hücre ölümünü engelleyici) etki gösterir. (ROS) reaktif oksijen bileşiklerini bloke eder. Enflamasyonu azaltır.  Nöronal demansı azaltır. Anti apoptik etki gösterir. Beyin fonksiyonlarını iyileştirir ve kognitif fonksiyonları iyileştirir. Depresyon ve mood regülasyonu tedavisinde etkisi vardır.

Prof. Dr. Halil Atilla İdrisoğlu beyin sağlığını desteklemek, hafıza, odaklanma ve dikkati güçlendirmek için 11 yaşından itibaren gıda takviyesi olarak sitikolin kullanılmasının yararlı olduğunun kanıtlandığını belirtiyor. Özellikle gün içinde farklı işlerle uğraşmak zorunda olup konsantrasyon bozukluğu yaşayanlarda sitikolin olumlu etkilere sahiptir.

Patolojik yalancılıkla ile başa çıkmanın yolları

Patolojik yalancılıkla ile başa çıkmanın yolları

Bazı insanlar diğerlerinden daha sık yalan söylese de, bu genellikle bir zihinsel sağlık durumunun işareti olmuyor. Ancak patolojik yalan yani yalan söyleme hastalığının farklı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Yalan söyleme hastalığı (mitomani) kişilik bozukluğu gibi, altta yatan bir zihinsel sağlık durumunun bir işareti olabiliyor. Yalan söyleme hastalığı “Patolojik yalan”; antisosyal, narsisistik ve histrionik kişilik bozuklukları dahil olmak üzere çeşitli kişilik bozukluğunun bir belirtisi olarak görülüyor. Borderline kişilik bozukluğu gibi diğer durumlar da sık sık yalan söylemeye yol açabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Yavuz, yalan söyleme hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Seda Yavuz

Başka psikiyatrik rahatsızlıkların belirtisi olabilir

Yalan söyleme hastalığı yani patolojik yalan, yalan söylemenin alışkanlık haline gelmesi durumudur. Psikiyatride mitomani olarak adlandırılır. Bu belirtiye sahip kişilere mitoman denir. Yalan söyleme hastalığı yani “Patolojik yalan” kendi başına bir hastalık değildir, başka psikiyatrik rahatsızlıkların belirtisi olabilmektedir. Bazı kişilik bozuklukları, dürtü kontrol bozuklukları, anksiyete bozuklukları veya depresyon görülen psikiyatri hastalarında yalan söyleme davranışı görülebilir.

Kendileri de yalanlarına inanmaya başlar

Patolojik yalancı, hikayelerini genellikle insanları etkileyeceğine inandığı bir şekilde süsleyen kişidir. Patolojik bir yalancı, normal bir yalancıdan farklı olabilir, çünkü patolojik bir yalancı, söylediği yalanın -en azından toplum içinde- doğru olduğuna inanır ve rolü yapar. Patolojik olarak yalan söyleyen insanlar, günlük olağan iletişimlerinde yalana başvurabilirler ve çoğunlukla bu yalanlara ihtiyaç duyarlar. Yalanlar ve abartmalar olmadan konuşmalarını sürdüremezler. Birey o yalanların içinde kendine hayali bir dünya oluşturur ve söyledikleri yalanlara inanmaya başlarlar.

Yalan makinesi testinden geçebilirler

Bu belirtiye sahip kişiler genellikle odak noktası olmak isterler. Dikkatleri üzerine çekmek için yoğun bir istek ve arzu duyan kişi bunu başarabilmek adına olayları inanılmayacak derecede büyütmeye, abartmaya, dramatize etmeye başlar. Bunu sağlamak için de mecburen yalana başvurur. Patolojik yalancılar genellikle kendilerini doğruyu söylediklerine ikna ederler ve bu da yalan makinesi testlerini ve diğer sorgulamaları değiştirebilir. Bir yalanı yakalandığında, patolojik yalancılar düşmanca davranmaya veya yalan söyledikleri gerçeğini göz ardı etmeye çalışırlar.

Hasta yakınlarının da desteklenmesi gerekiyor

Kişiler “yalan söyleme” şikayetiyle çok nadiren doktora başvururlar. Daha sıklıkla karşılaşılan, kişilerin mecburen tedaviye gelmesi veya getirilmesi ve eşlik eden diğer belirtiler konuşulurken ortaya çıkmasıdır. Mitomani tedavisinde dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan biri yalan söyleme davranışının başka bir psikiyatrik hastalığın belirtisi olup olmadığı eğer eşlik eden bir ruhsal rahatsızlık varsa buna yönelik; antidepresan, antipsikotik veya sakinleştirici ilaçlar kullanılabilir. Mitomanik kişilerin tedavisinde psikoterapi oldukça önemlidir. Ayrıca teşhis sonrası hasta yakınlarının da psikolojik yönden desteklenmesi gerekir.

Yargılamadan destek almaya yönlendirilmeli

Mitomaninin terapisinde kişilerin kötülük yapma amacıyla değil; psikolojik bir dürtüyle yalan söylediği kabul edilerek, fark edilen yalanlara kızgınlıkla veya suçlamayla tepki gösterilmemelidir. Mitomanik kişilerin yalan söylediği fark edildiğinde, konuşma daha fazla devam ettirilmeden, o noktada sona erdirilebilir. Bu davranış esnasında, yalan söylemeye devam edildiği takdirde, kendisiyle konuşulmayacağı belirtilebilir. Bu gibi negatif pekiştirme davranışlarıyla kişilere doğruyu söyleme alıştırılabilir. Mitomani hastalarıyla yalan konusunda konuşulurken destekleyici olunması faydalıdır. Kendilerine başkalarını etkilemelerine gerek olmadığı hatırlatılabilir. Yargılamadan veya utandırmadan, kişilere bu durumla alakalı profesyonel yardım alınması teşvik edilebilir.

Patolojik yalancı ile başa çıkmak için bunlara dikkat edin;

  1. Öfkelenmemeye çalışın. Ne kadar sinir bozucu bir durum olursa olsun, patolojik bir yalancıyla karşılaştığınızda öfkenizin sizi yenmesine izin vermemek önemlidir.
  2. Bu durumun sizinle ilgili olmadığını unutmayın.
  3. Yardımcı ve destek olmaya çalışın.
  4. Tıbbi yardım almasını önerin.

İnciri kabuğuyla birlikte tüketin, çünkü…

İnciri kabuğuyla birlikte tüketin, çünkü…

Ağustos ve Eylül aylarının favorisi incir, yüzlerce minik tohumla dolu ve yenilebilir yeşil veya mor kabuklarıyla hafif, ferahlatıcı ve oldukça lezzetli bir meyve. Bir porsiyon incir, bir adet orta boy incire denk geliyor ve yaklaşık 60 kalori içeriyor. Bir porsiyon incirde; 2 gram diyet lifi, 175 mg potasyum, 25 gram kalsiyum, A, E vitaminleri ve sağlık için oldukça faydalı olan antioksidan maddeler bulunuyor. İncir bu zengin içerikleri sayesinde pek çok sağlık problemine karşı etkili oluyor. Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, ancak kilo verme sürecinde olan kişilerin ve diyabet hastalarının inciri günde bir porsiyondan (bir adet) fazla tüketmemeleri gerektiği uyarısında bulunarak, “Bunun nedeni ise incirin kan şekerini hızlı yükselten ve yine hızlıca düşüren bir meyve olması. Bu durum çabuk acıkmaya sebep olabileceği için kilo verme sürecinizi olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca diyabet hastalığınız varsa, ani kan şekeri yükselmelerine sebep olacağı için diyabet kontrolünü zorlaştırabiliyor. Dolayısıyla bu semptomları önlemek için yanında ceviz, badem veya süt gibi protein içerikli gıdalar tüketmenizde fayda var. Sağlık probleminiz yoksa günde 2 adet incir tüketebilirsiniz” diyor. Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, incirin 6 faydasını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu

Sindirimi kolaylaştırıyor

İncir, içerdiği yüksek lif sayesinde bağırsaktaki sağlıklı bakterilerin besin kaynağı oluyor. Bu etkisiyle bağırsak hareketliliğini artırarak; sindirim sağlığını iyileştirmeye, dışkıyı yumuşatmaya, kabızlığı azaltmaya, gaz ve şişkinlik gibi şikayetlerin giderilmesine katkı sağlıyor. Sağlıklı bir yetişkinin günde en az 25 gram diyet lifi tüketmesi gerekiyor. Günde iki porsiyon incir yenildiğinde bu miktarın yaklaşık yüzde 20’si karşılanabiliyor.

Kalp ve damar sağlığını destekliyor

Vücudumuzdaki tüm sistemlerin eksiksiz çalışması için potasyum elzem bir mineral. Bir adet incirde 175 mg potasyum yer alıyor. Potasyum mineralinin beslenme yoluyla yeterli miktarlarda alınması, damar içi basıncını azaltarak böbreklerdeki süzme hızını artırabiliyor. Bu sayede yüksek tansiyon hastalığı olarak da bilinen hipertansiyonun dengelenmesine yardımcı olabiliyor.

Cildin yenilenmesine katkı sağlıyor

Yapılan çalışmalarda; incir özünün de içerisinde bulunduğu meyve kombinasyonlarının cilt hücreleri üzerinde antioksidan etki gösterdiği ve bu sayede kolajen yıkımını azaltarak cilt yenilenmesini desteklediği tespit edilmiş. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, “Bu anlamda daha çok araştırmaya ihtiyaç duyulsa da, günde bir porsiyon incir daha parlak bir cilde sahip olmanıza katkı sağlar diyebiliriz” bilgisini veriyor.

Tatlı ihtiyacına doğal ve lezzetli bir alternatif

İncir zengin bir lif, bir başka deyişle posa kaynağıdır. Dolayısıyla tatlıya ihtiyaç duyduğunuzda doymuş yağ ve şeker içeren tatlılar yerine, lif ve doğal şeker içeren incirden faydalanmanız kilo verme amaçlı uyguladığınız diyetleri sürdürmenize destek verecektir. Örneğin bir adet inciri 10 adet badem veya bir bardak süt ile yerseniz, kan şekerinin dengelenmesine ve yaşanan tatlı krizlerinin hafiflemesine fayda sağlayarak diyete uyumunuzu daha da arttıracaktır. Dolayısıyla kendinizi tok hissetmenize yardımcı olacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bağışıklık sistemini güçlendirebiliyor

İncir kabuğunun muhteşem mor rengi, bu güzel meyvenin ne kadar çok antioksidan madde içerdiğinin  bir göstergesi. Bir antioksidan çeşidi olan flavonoidlerden ‘antosiyanin’ maddesi hücrelerimizi oksidatif strese karşı adeta bir kalkan gibi koruyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, “Bu nedenle inciri yeterince temizledikten sonra kabuğuyla birlikte tüketmek hücrelerimizi zararlı bileşenlerden korumaya yardımcı olarak bağışıklık sistemimizin de güçlenmesine katkı sağlıyor.” diyor.

Kemik sağlığı için önemli

İçerisinde bol miktarda kalsiyum ve magnezyum da bulunduran incir, mevsiminde taze ve düzenli tüketildiğinde kemikleri güçlendirmeye destek veriyor ve yaşa bağlı oluşan kemik erimesinin hızını yavaşlatmaya katkı sağlayabiliyor.

Bu üç kurala dikkat!

  • Kabızlık problemi yaşıyorsanız, bir adet incir yedikten sonra bir bardak su içmeyi alışkanlık edinin. İncirden alacağınız posa, yeteri kadar suyla birlikte tüketildiğinde bağırsak hareketlerini artırarak kabızlık probleminin çözülmesine katkı sağlıyor. Bu sayede bağırsak hareketleriniz hızlanıyor.
  • Kan şekerinizin yükselmemesi için incirin yanında ceviz, badem, süt veya yoğurt tüketin.
  • İncir yüksek K vitamini içermesine bağlı olarak kan sulandıran etkiye sahip ilaçların vücutta emilmelerini önleyebiliyor. Bu nedenle kan sulandıran ilaç kullanıyorsanız inciri bir porsiyondan fazla tüketmeyin.

Okul öncesi verimli bir tatilin püf noktaları!

Okul öncesi verimli bir tatilin püf noktaları!

Yaz tatilinde pek çok anne baba, çocuklarını sıkmadan, eğlenirken öğrenmelerini de sağlayacakları aktivite arayışında oluyor. Özellikle de okulların açılmasında son aya girdiğimiz bugünlerde, amaç onları derse zorlamak olmasa da, akıllarda ‘eğlenirken öğrenebilecekleri, öğrendiklerini unutmayıp hafızalarını tazeleyebilecekleri’ yöntemleri bulmaya çalışıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Fatma Büşra Kaya “Kışın yoğun eğitim temposunun ardından çocukların eğlenmeleri, gönüllerince zaman geçirip kafalarını boşaltmaları, zihinlerini ve bedenlerini dinlendirip yenilemeleri oldukça değerli. Ancak çocukların okula gitmemesi ve evde geçirilen zamanın artması, hele de okulların açılmasının yaklaşması ile yeni bir rutin oluşuyor. Ebeveyn ve çocuk arasında, geçirilen zamanın değerlendirilmesi açısından çekişmeler başlayabiliyor. Okulların açılmasına bir ay kalmışken, eğlencenin ve sorumlulukların denge içerisinde olduğu bir yaklaşım modeli benimseyebilirsiniz” diyor. Peki ama nasıl? Uzman Klinik Psikolog Fatma Büşra Kaya, okula geri sayımın başladığı bu son bir ayda, ebeveynlere, ilkokul, ortaokul ve lise çağı çocuklarına doğru yaklaşım yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Fatma Büşra Kaya

İlkokul öğrencilerine doğru yaklaşım önerileri;

  • Her gün bir çiçeği sulama sorumluluğu verin. Bu hem bir cana saygı duymayı öğretir, hem sorumluluk duygusu verir, hem de el-göz koordinasyonu gibi ince motor becerilerinin gelişimini destekler. Aynı zamanda sabretmeyi öğretir.
  • Oyun saati oluşturun. Hem eğlendirici hem öğretici aktiviteler yapın. Oyun saatinde televizyon ve bilgisayarı kapatın. Süreyi kısıtlı tutmak kaydıyla gelişimine katkı sağlayacak türde çizgi film geceleri düzenleyin. Evde pet şişelerle bowling salonu hazırlayabilir, algı gelişimine de katkıda bulunabilirsiniz.
  • Çocuğunuzun ilgi alanına göre kitaplar alın. Kendi kitaplığını oluşturmasına yardımcı olun. Okuduğu kitapları başkalarıyla paylaşması için birlikte ayırın.
  • Açık havada piknik, yoga ve spor gibi aktiviteler, mutluluk hormonlarının, dikkat ve odaklanma becerisinin artmasına destek olur. Spor ve sanatla ilgilenmesini sağlayarak, sağlığının yanı sıra, öz disiplin becerisinin gelişmesine, dolayısıyla akademik başarının da artmasına yardımcı olabilirsiniz.
  • Beraber yemek hazırlayarak aranızdaki bağı güçlendirirken, bedensel ve zihinsel gelişimine de destek olursunuz

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ortaokul öğrencilerine öneriler;

  • Daha önce deneyimlemediği, yeni bir spor aktivitesi hem sosyal çevresini genişletmesini sağlar hem de ilgi alanlarını keşfetmesine destek olur.
  • Yabancı dil gelişimini desteklemek adına, seviyesine uygun orijinal dilde filmler izleyin.
  • İlgi alanlarını birlikte keşfedin.
  • Beraber yüzerek, spor aktivitesi yaparak, bisiklete binerek, doğa yürüyüşüne çıkarak ya da aynı müziği dinleyerek zihinsel, ruhsal ve fiziksel gelişimine çok büyük katkı sağlayabilirsiniz.
  • Arkadaşlarıyla bir araya geldiği organizasyonlar düzenleyerek paylaşımını artırın.

Lise öğrencilerine doğru yaklaşım önerileri;

  • Ergen bireyin hayatı deneyimlemesi konusunda teşvik ederek, ruh ve beden sağlığı gelişimi açısından kritik derecede önemli katkı sağlayabilirsiniz.
  • İlgi duyduğu aktiviteye katılımını destekleyin. Spor, sanat aktivitesi, yoga ve meditasyona yönlendirdin.
  • Yaşadığınız bölgede tarihi ve turistik mekanları keşif turuna çıkın, sokakları gezin.
  • Farklı kültürlerin mutfaklarını araştırın, birlikte deneyimleyin.
  • Onun önerdiği dizi ya da filmleri beraber izleyip, ortak paylaşımınızı artırın.

Hangi hastalıklar yazın artıyor?

Hangi hastalıklar yazın artıyor?

Besin zehirlenmesi yaz mevsiminde oldukça sık görülen hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bunun nedeni ise sıcak havalarda mikropların besinlerde daha kolay üreyip çoğalabilmeleri. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; ülkemizde her yıl yaklaşık 6 milyon kişi besin zehirlenmesi sorunu yaşıyor. Mikropları içeren yiyeceklerin tüketilmesi sonucu oluşan besin zehirlenmelerinin çoğu birkaç gün içinde kendiliğinden geçse de, çocuklar, ileri yaştaki kişiler, hamileler ve kronik hastalık taşıyanlar gibi risk grubundaki kişilerde hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesi oluştuğunda dikkat etmeniz gereken en önemli kuralın vücudunuzu susuz bırakmamak olduğuna işaret ederek, “Organlarımıza kan akışının kesintiye uğramaması sıvı dengesinin korunmasıyla mümkün. Sağlıklı düşünmekten normal idrar çıkışına her şey sıvı dengemize ve susuz kalmamamıza bağlı. Bu nedenle gün içinde susamayı beklemeden bolca sıvı tüketmeyi alışkanlık edinin. Ayrıca hasta ve ödemli mide kapasitesini zorlamamak için küçük ve az porsiyonlar tüketin, mide boşalmasını geciktirecek yağlı şeyler yemeyin. Dikkat etmeniz gereken üçüncü kural ise dinlenmek olmalı.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ozan Kocakaya

Mikroplar besinlere nasıl bulaşıyor?

Besin zehirlenmesine yol açan mikroplar; virüs (norovirüs veya rotavirüs), bakteri (salmonella, E.coli) veya parazit (küçük kurtlar gibi) olabiliyor. Dr. Ozan Kocakaya, mikropların besinlere nasıl bulaştığını şöyle anlatıyor:

  • Hasta olan kişiler besinleri hazırlarken ve servis ederken elleri aracılığıyla mikropları yiyeceklere bulaştırabiliyorlar.
  • Hazırlanmış yiyecekler uygun olmayan koşullarda saklanırsa mikroplar yine bulaşabiliyor.
  • Mikroplar besinler üzerinde yaşayabiliyor. Besinler iyi yıkanmadıysa veya üzerlerindeki bakteriler ölene kadar pişirilmediyse hastalık oluşturabiliyor.
  • Mikroplar bir besinden diğerine geçebiliyor. Dolayısıyla yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan kesme tahtası veya bıçaklar düzgün temizlenmediyse yiyeceklerdeki mikrop diğerlerine de bulaşabiliyor.

Hastalarda farklı belirtiler verebiliyor

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesinin belirtilerinin kişiyi hasta eden mikroba göre değiştiğine dikkat çekerek, “Belirtiler besinlerin tüketiminden sonra birkaç saatte görülebileceği gibi, hastalığın gelişmesi günlerce de sürebiliyor.” diyor. Dr. Ozan Kocakaya, en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor:

  • Bulantı
  • Kusma
  • Karın ağrısı
  • İshal (su gibi veya kanlı)
  • Ateş

Nadiren görme bozukluğu, sersemlik, eller ve kollarda uyuşma ile karıncalanma gibi nörolojik bulgular da olabiliyor.

Bu yakınmalarda zaman kaybetmeyin!

Besin zehirlenmesi için risk altındaki gruptaysanız hemen, değilseniz:

  • Ateşiniz 38.5 dereceyi geçiyorsa
  • 24 saatte 6 kezden fazla tuvalete gitmeniz gerektiyse
  • Tuvalette kan gördüyseniz
  • Karın ağrınız şiddetliyse
  • Çok fazla sıvı kaybettiğiniz halde yiyip içemiyorsanız, yorgunluk, ağız kuruluğu, kas krampları, koyu renkli idrar gibi susuzluk belirtileri geliştiyse, hemen bir sağlık kuruluğuna başvurmanız yaşamsal öneme sahip.

Tedavi belirtilere yönelik yapılıyor

Besin zehirlenmesinin tanısı, hastanın belirtileri ve bir hafta kadar öncesinde tükettiği besinlerin sorgulanmasıyla konuyor. Hastalık çoğunlukla kısa sürüyor ve hasta günler içinde düzeliyor. Bu nedenle tam olarak hangi bakterinin hastalığa sebep olduğunu bulmak mümkün olmuyor ve şart görülmüyor. Tansiyonunuz, nabzınız, ateşiniz, kilonuz ölçülüyor, bazı durumlarda kan ve dışkı testleri yapılıyor. Vücutta sıvı eksikliği varsa takviye ediliyor ve belirtilere yönelik tedavi planlanıyor. Besin zehirlenmesinde nadiren antibiyotik gerekebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Besin zehirlenmesine karşı 10 kural!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesine karşı almanız gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Kirli ellerle temas mikropların besinlere kolayca bulaşmasına yol açabiliyor. Bu nedenle ellerinizi tuvaleti kullandıktan, bebek bezini değiştirdikten veya hayvanlarla temas ettikten sonra, en az 20 saniye boyunca, sabunla sık sık yıkamayı alışkanlık edinin.
  • Çiğ süt tüketmeyin, çiğ süt içeren dondurma ve yumuşak peynir yemeyin.
  • Hamileyseniz süt ürünlerine özellikle dikkat edin, yeterince bekletilmiş süt ürünlerini veya ‘pastörize sütten üretilmiştir’ ibareli taze süt ürünlerini tüketin.
  • Meyve ve sebzeleri suya batırarak değil, akan temiz su altında yıkayın.
  • Buzdolabının sıcaklık ayarının 4 derece santigrad veya altında, dondurucunun en az -18 dereceye ayarlı olduğundan emin olun.
  • Mikropların ortadan kalkması için etlerin iyice pişmiş olmasına dikkat edin.
  • Pişmiş yiyecekleri mümkün olan en kısa sürede tüketin. Oda sıcaklığında 2 saatten uzun bekletmeyin, hemen buzdolabına yerleştirin.
  • Pişmemiş etleri hazırlarken veya saklarken diğer yiyeceklerden uzak tutun.
  • Pişmemiş etlerle temas eden kesme tahtası, bıçak ve maşaları temastan hemen sonra temizleyin. Bunlardan akan suların ortamı kirletmesine izin vermeyin.
  • Beklemiş salataları tüketmeyin.

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Yazın aşırı sıcaklarından bunaldığımız bugünlerde, vücudun serin tutulması sanıldığından çok daha fazla önem taşıyor. Öyle ki, serinleyeyim diye yapılan bazı hatalı davranışlar hayati tehlikeye yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı “Aşırı sıcaklar; sıvı ve mineral dengesinde istenmeyen değişimler yaparak,  konsantrasyon bozukluğundan baş ağrısı ve baş dönmesine, çarpıntıdan yorgunluk ve nefes almakta zorlanmaya dek bir çok şikayete neden olabilir. Bu nedenle aşırı sıcaktan ve güneş ışınlarından korunmaya çok özen göstermek, sağlıklı korunmaya ve vücudu serin tutmaya yönelik bazı önlemleri almak çok önemlidir.” diyor. Dr. Meltem Batmacı, yazın sağlıklı bir şekilde vücudu serinletmenin 9 yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Meltem Batmacı

Bu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçının!

Aşırı sıcaklar hemen herkesi etkilese de, özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, hamileler, çocuklar ve bebekler daha fazla risk altında bulunuyor. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin özellikle güneşin çok yoğun olduğu ve dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıda bulunmaması büyük önem taşıyor. Ortamın mümkünse taze hava ile sürekli havalandırılması, güneşten korunmak için güneşlik, perde ve jaluzilerin kapalı tutulması gerekiyor.

Klima kullanırken bu kurallara dikkat edin!

Yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarında imdada yetişen ve adeta kurtarıcı olarak görülen klimanın doğru kullanımı çok önemli. Klimaya doğrudan maruz kalmamak, ortamı aşırı soğutmamak, vücut ısısı yüksekken bir anda soğuğu açmamak, klima temizliğini düzenli olarak yaptırmak olası enfeksiyonlardan korunmak için kritik role sahip. Aksi takdirde bilinçsiz klima kullanımının yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere bazı yaz hastalıklarına çok sık rastlanıyor.

Bol sıvı tüketin!

Yazın terleme ve buharlaşma ile birlikte sıvı kayıpları artacağından bol sıvı alımına özen göstermek, kaybedilen sıvıyı çoğunlukla su içerek yerine koymak gerekiyor. Yaz ayında, her gün mutlaka yaklaşık 2.5-3 litre su için. Alkollü içecekler, çay- kahve vb sıvılar suyun yerini tutmayacağı gibi, aksine sıvı kaybını artıracağından böyle bir hataya düşmeyin. Çok soğuk ve buzlu içeceklerden özellikle kaçının. Tuz kaybı da terleme ile birlikte artacağı için bir bardak maden suyu tüketmekte de fayda var.

Vücut ısısını artıran yiyeceklerden uzak durun!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı beslenmenin de aşırı sıcaklarda kritik rol oynadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle yaz sıcaklarında hafif ve sulu yemekler tüketilmelidir. Yağlı, bol baharatlı/ şekerli yiyeceklerden yaz döneminde çoğunlukla uzak durulmalıdır. Öğünlerde porsiyon kontrolü önemlidir. Aldığımız her bir kaloriyi yakmak için vücut, suya ihtiyaç duyar. Fazla alınan her bir kalori, vücut sıvı dengesini bozar ve kilo artışına da sebep olur. Özellikle bol yağlı, baharatlı, şekerli gıdaların sindiriminde vücut zorlanmaktadır.”

Dışarı çıkarken güneşten korunun!

Dışarı çıkarken ince, açık renkli ve bol giysiler giymeye özen gösterin. Giysinin cazibesine kanarak; sizi terletebilecek kumaştan yapılmış ya da güneş ışınlarını emen siyah gibi koyu renk giysiler giymeyin. Sizi terletmeyecek ve güneş ışınlarından koruyabilecek kumaşlar tercih edin. Isıyı vücutta muhafaza edeceğinden dolayı kat kat giyinmekten kaçının. Geniş kenarlı şapka, UV ışınlarından koruyacak güneş gözlüğü ve güneş koruyucu krem kullanın. Özellikle benleri ya da cilt hastalığı olanların ve açık tenli kişilerin güneşten korunması çok daha kritik rol oynuyor.

Ağır spordan kaçının!

Sıcak yaz aylarında yüksek efor gerektirecek spor ve aktivitelerden uzak durmak gerekiyor. Hafif egzersizler yaparak, yüzerek ya da güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde yürüyüş yaparak hareketsiz kalmaktan kaçının. Spor veya yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için akşam saatlerini tercih edin. Fiziksel aktivitelerin ve sporun ardından vücudunuzu susuz ve mineralsiz bırakmamaya, su içmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Soğuk suyla vücudunuzu serinletin!

Sık sık ve ılık su ile duş alın. Eğer mümkün olamıyorsa gün içerisinde sık sık ellerinizi, ayaklarınızı, yüz ve ensenizi soğuk su ile yıkayın.

Araç içinde dikkat edin!

Dr. Meltem Batmacı “Kapalı, açık, park etmiş araçlarda hiçbir canlıyı bırakmamaya çok dikkat edilmelidir. Araç içi ısı, park edildikten kısa bir süre sonra çok ciddi yükselir ve hayati riske yol açar” diyor.

Güneş çarpmasında bu hataya düşmeyin!

Aşırı sıcaklar ve kavurucu güneş nedeniyle güneş çarpması çok sık yaşanıyor. Güneş çarpması; halsizlik, bulantı, görme değişiklikleri, baş ağrısı, baş dönmesi, kendini kötü hissetme vb. belirtilerle kendini gösteriyor. Güneş çarpması durumunda kişinin hemen serin, hava akımı olan ve gölgeli bir ortama alınması, giysilerinin gevşetilmesi, soğutulmaya çalışılması, bilinç kapalı ise, şuur dalgalı ise mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesi şart. Bilincin kapalı olması durumunda kesinlikle su içirmeye çalışmamak gerekiyor.

Boyun ve sırt kaslarındaki ağrılar her zaman fıtık kaynaklı olmayabilir!

Boyun ve sırt kaslarındaki ağrılar her zaman fıtık kaynaklı olmayabilir!

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doçent Doktor Yeşim Çimen, miyofasiyal ağrı sendromunun özellikle 20-50 yaş arası kesimi ve masa başı çalışanları etkilediğini belirterek, hastalığın ağrı kesicilerle geçiştirilemeyeceğini ve mutlaka tedavi gerektirdiğini söyledi.

Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doçent Doktor Yeşim Çimen, halk arasında “kulunç” olarak bilinen “Miyofasiyal ağrı sendromu” ile ilgili önemli bilgiler verdi. Doç. Dr. Yeşim Çimen, miyofasiyal yani bölgesel ağrı sendromunu “Kasları ve bu kasları saran bağ dokuyu (fasya) etkileyen bir hastalıktır. Hastalıkta kasların içinde dokunmakla sert, ağrılı ve ağrı yayılımı gösteren ‘tetik noktalar’ (kulunçlar) bulunmaktadır. Bu tetik noktaların damarları etkilemek suretiyle kasların beslenmesini ve oksijen alımını bozarak ağrıya neden olduğu düşünülmektedir” ifadesiyle anlattı. Ağrının çok şiddetli boyutlara ulaşabildiğini ve dolayısıyla kişinin fonksiyonel durumunu etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Yeşim Çimen, “Hastalık hem yaşam kalitesini bozar hem de iş gücü kaybına yol açar. Üstelik bel veya boyun fıtığı ile siyatik gibi başka hastalıklarla karıştırılabilir ki bu da esas hastalığın gözden kaçmasına yol açar.  Hasta güçlü ağrı kesiciler kullansa bile, ilaç etkisi geçtiğinde ağrıları tekrar başlar. Bu yüzden ağrı kesicilerle geçiştirilmemeli, hekim muayenesi yapılıp tanı konmalı ve uygun tedavi seçeneklerinden faydalanılmalıdır” diye konuştu.

Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doçent Doktor Yeşim Çimen

Doç. Dr. Yeşim Çimen

Bu etkenler riski artırıyor!

Hastalığın akut ve kronik olmak üzere iki şekilde görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yeşim Çimen “Akut form sıklıkla kendiliğinden veya basit tedavilerden sonra düzelirken kronik formda tedaviye rağmen semptomlar 6 ay veya daha uzun sürebilir” dedi. Hastalığın nedenlerine ve risk faktörlerine değinen Doç. Dr. Çimen “Tekrarlayan travmalar, duruş ve oturuş bozuklukları, uzun süreli aynı pozisyonda kalma, yanlış hareket, aşırı kas zorlamaları, skolyoz ve bacak kısalıkları gibi vücut biyomekaniğinin bozulduğu durumlar, kasların soğuğa maruziyeti (klima altında oturma gibi) olabileceği gibi psikososyal değişkenler ve çevresel stres de en önemli faktörler arasındadır. Genellikle 20-50 yaş grubunda, masa başı çalışanlarda, aynı pozisyonda uzun süreli çalışanlarda (diş hekimleri, aşçılar, el sanatları ile uğraşanlar ve kuaförler gibi), uzun yol şoförlerinde daha sık görülmektedir. Ayrıca hipotiroidi, menopoza bağlı hormonal değişiklikler ve D vitamini eksikliğinin de risk faktörleri arasında olduğu düşünülmektedir“ diye konuştu.

“Bu egzersizleri ihmal etmeyin”

Hastalığın günlük yaşamı etkilemesi halinde fizik tedavi uzman hekimine görünmekte fayda olduğunu dile getiren Doç. Dr. Yeşim Çimen “Hastalığın oluşmaması için uzun süreli sabit pozisyonda kalınmaması, masa başında çalışırken belin yastıkla desteklenmesi, kalça ve dizin aynı düzlemde olması için gerekirse ayak tahtalarından faydalanılması, işe sık sık ara vererek boyun ve sırt egzersizlerinin yapılması gerekir. Bu egzersizleri ihmal etmemek gerekir” dedi.

“Farklı tedavi seçenekleri var”

Doç. Dr. Yeşim Çimen miyofasiyal ağrı sendromunun tedavisi için farklı yöntemler olduğunu belirterek “Çok farklı tedavi seçenekleri var. Fizik tedavi ajanları (TENS, orta frekanslı akımlar, ultrason, lazer), kuru iğneleme, akupunktur tedavisi, nöral terapi, ozon terapisi, mezoterapi, masaj ve manipülasyon tekniklerinden faydalanılıyor” diye konuştu. Egzersizin tedaviye büyük katkısı olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yeşim Çimen şunları söyledi: “Düzenli olarak postür egzersizleri ve gergin kaslar için germe egzersizlerinin yanı sıra yüzme, yürüme gibi aerobik egzersizler de yapılmalıdır. Yüz üstü yapılan pilates egzersizleri hem sırtın öne eğilmesini önler hem de sırt bölgesindeki bu tetik noktaları azaltır.“

Tatilde çocukların sağlığı nasıl korunmalı?

Tatilde çocukların sağlığı nasıl korunmalı?

Yaz aylarında hava sıcaklıklarının artması ile birlikte açık havada daha çok vakit geçirilmesi, hem çocuklar hem de yetişkinler için bazı yaz hastalıklarının görülme sıklığını arttırabiliyor. Parklarda, sokaklarda, yazlık mekanlarda, suda oynayan ve zaman geçiren çocuklarda genellikle güneş yanıkları, güneş çarpması, isilik, yaz ishalleri, göz ve kulak enfeksiyonları, böcek sokmaları ve travmalar görülüyor. Bu durumlardan korunmak için de ailelerin çocuklarının sağlığına daha fazla özen göstermesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan, yazın çocuklarda görülen hastalıklar ve korunma yolları ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Nisa Eda Çullas

  • Güneş yanıklarından korunmalarını sağlayın

Güneş yanıklarının önlenmesi için yaz aylarında 10:00 ile 16:00 saatleri arasında güneşe çıkılmaması, güneşe çıkmadan yaklaşık 30 dakika önce en az 30 ve üzeri koruma faktörlü güneş koruyucu kremlerin kullanılması gerekmektedir. Kremlerin 2 saatte bir ve suya girdikten sonra yenilenmesine dikkat edilmeli, mineral bazlı güneş kremleri tercih edilmelidir. Güneş kremleri bebeklerde altıncı aydan itibaren kullanılabilmektedir. Ayrıca çocuklara pamuklu, açık renkli, bol giysiler giydirilmeli, şapka ile kafası, UV filtreli güneş gözlüğü ile de gözleri korunmalıdır.

  • Açıkta satılan gıdalar ve havuzdaki tehlikeye dikkat edin

Hava sıcaklığının artması gıdaların bozulmasını ve mikropların üremesini kolaylaştırır. İshal, kusma, ateş, ve karın ağrısı gibi yakınmalara neden olabilen yaz ishallerinin görülme riski artabilmektedir.  Ayrıca havuzlarda su yutulması da bu tabloya neden olabilir. Özellikle yaz aylarında açıkta ve uygun hijyen kurallarına uyulmadan hazırlanan yiyecek ve içeceklerden uzak durulması, çocukların temizliğinden emin olunmayan havuzlara girmemesi önerilir. Havuz ayrıca el ayak ağız hastalığı, kulak, göz ve idrar yolu enfeksiyonlarının da görülme sıklığını artırmaktadır.

  • İsilikten korumak için sık sık banyo yaptırın

İsilik, ter ve sıcak hava gibi nedenlerden dolayı ciltteki gözeneklerin tıkanmasıyla oluşan kırmızı kabarcıklardır. İsiliğin önlenmesi için bebeklerin terini emecek yumuşak ve pamuklu giysiler tercil edilmeli, terli kıyafetleri değiştirilmeli, uyuduğu oda havalandırılmalı, sık sık banyo yaptırılmalı ve aşırıya kaçmadan nemlendirici losyonlar kullanılmalıdır.

  • Böcek sokmalarını azaltmak için renkli ve parlak giysilerden kaçının

Yaz aylarında park, bahçe ve yeşil alanlarda daha fazla vakit geçiren çocuklar sivrisinek, arı ve kene gibi pek çok böcek türü ile karşı karşıya kalmaktadır. Böcek sokması riskini azaltmak için bazı önlemler alınmalıdır. Çocuklara böceklerin uçuştuğu alanlarda, durağan su birikintilerinin ve açık çöp kutularının etrafında dolaşmamaları öğütlenmeli, böceklere maruz kalacakları alanlarda uzun kollu kıyafetler ile çorap ve kapalı ayakkabılar giydirilmeli, kıyafetlerin parlak renkli veya çicek desenli olmamasına dikkat edilmeli, çocuklarda parfüm, kokulu sabun ve saç spreyi gibi böcekleri çekecek ürünler kullanılmamalı, kapı ve pencereler sineklik ile kapatılmalıdır.

  • Sinek kovucuları dikkatli kullanın

Sinek kovucular da böcek sokmalarından korunmak için kullanılmaktadır. Piyasada farklı markalarda sinek kovucular bulunmaktadır. Sinek kovucular etken madde olarak DEET (N, N- dietil m-toluamid), permetrin içeren veya bitkisel bazlı olabilir. DEET, Amerikan Pediatri Akademisi ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri tarafından 2 ay ve üzerindeki bebeklerde kullanımı onaylı bir etken maddedir. Talimata uygun şekilde kullanıldığında güvenlidir. Bitkisel bazlı ürünler ise lavanta, sitronella, okaliptus, lavanta, ıtır ve benzeri yağları içerir. Bu maddeler uygun oranlarda evde de hazırlanabilir. Bitkisel ürünler güvenlidir ancak etkinlikleri kısıtlıdır. Yine de, kimyasal içerik yerine bitkisel bazlı ürünlerin kullanılması daha sağlıklı bir yaklaşım olarak görülmektedir. Ayrıca balkonunuzda veya bahçenizde fesleğen veya biberiye bulundurmanız da böcekleri uzaklaştırma konusunda etkili ve güvenilir bir yaklaşımdır. Sinek kovucu bilekliklerin ve ultrasonik sinek kovucu cihazların etkileri ise yeterli düzeyde değildir.

  • Çocuklara oyun için güvenli alanlar oluşturun

Çocukları açık hava oyun parkında oynarken izlemek önemlidir. Ebeveynlerin parkta çocuklara eşlik etmesi, çocukların tehlikeli davranışlarının engellenmesi ve acil bir durumda ilkyardım yapılabilmesi için gereklidir. Oyun parkının geniş olması, zemininin kum, kauçuk veya benzeri bir materyalden yapılmış olması çocukların daha güvenli ortamda bulunmasını sağlar. Çocuğun parkın kendi yaşına uygun alanında oynamasına dikkat edilmeli, top oynama veya körebe, saklambaç gibi hızlı fiziksel aktivite gerektiren oyunların taşıt trafiğine kapalı alanlarda oynanması sağlanmalıdır.