Yazılar

Huawei Petal Search arama motoru algısını değiştiriyor

Huawei Petal Search arama motoru algısını değiştiriyor

Hem lokal hem de global arenada özellikle akıllı telefon pazarında çok önemli bir oyuncuya dönüşen Huawei’nin geliştirdiği Petal Search arama motoru, kullanıcılarına bugüne dek akıllardaki alışılagelmiş “arama motoru” algısını değiştirerek eşsiz bir deneyim yaşama fırsatı sunuyor. Petal Search’ün en büyük amacı Huawei ve diğer Android kullanıcılarının hızlı ve kolay bir şekilde istedikleri bilgiye ulaşmasını sağlamak.

Petal Search sayesinde kullanıcılar aramak istedikleri konu ve uygulamalar için tek bir ana ekranda arama yaparken cihazlarında yeni uygulamalar arayıp indirebilir veya mevcut olanları güncelleyebilir.

Avrupa başta olmak üzere, bugün dünya genelinde 170’ten fazla ülkede, 15 milyondan fazla kullanıcısı olan Petal Search ile, haber, alışveriş, seyahat, spor, finans, vb. birçok kategoride olmak üzere merak edilen son dakika haberler, en yakındaki restoranlar, beğenilen bir yemeğin tarifi, favori dizinin son bölümü, en sevilen şarkıcının son albümündeki parçalar, gelecek haftanın spor etkinlikleri gibi aramalar rahatlıkla gerçekleştiriliyor.

Gizlilik konusunda AB standartlarında sertifika sahibi olan ve kullanıcı verilerini izlemeyen Petal Search, tercihe göre arama dili ve bölgesi seçebilme, arama geçmişini kapatabilme ve uygunsuz içerikleri filtreleyebilme seçenekleri gibi özellikleriyle de kullanıcılarına özel bir deneyim sunuyor.

Projenin oldukça önemli bir kısmının Huawei Türkiye Ar-Ge Merkezi’nde Türk mühendisler tarafından geliştirilip ekosisteme kazandırıldığını söylemek mümkün.

Koronavirüs organ bağışını olumsuz etkiledi

Koronavirüs organ bağışını olumsuz etkiledi

3-9 Kasım Dünya Organ Bağışı Haftası’na özel konuşan Hayata Bağış Derneği Başkanı Hüseyin Yıldırımoğlu, koronavirüsün organ bağışı süreci üzerinde yaşattığı olumsuz etkinin altını çizdi. Hüseyin Yıldırımoğlu, pandemi nedeniyle yoğun bakımdaki yatakların bir bölümünün koronavirüs hastalarına ayrılması, beyin ölümü tespit edilen ve ailesi tarafından organ bağışlayanların koronavirüsü taşımadığını iki kez negatif test sonucuyla kanıtlamanın bağışların düşmesine sebep olduğunu ifade etti.

Hayata Bağış Derneği Başkanı Hüseyin Yıldırımoğlu, Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Koordinatörü Mümin Uzunalan ve Koç Üniversitesi Hastanesi Böbrek ve Pankreas Nakli Merkez Sorumlusu Prof. Dr. Burak Koçak, 3-9 Kasım Dünya Organ Bağışı Haftası’na özel konuştu.

İstatiksel olarak bakıldığında her gün listelerde organ bekleyen hastalardan yaklaşık 30’unu kaybettiklerinin altını çizen Hüseyin Yıldırımoğlu, “Organ bekleyen yaklaşık 27.000 hastamız var, bununla birlikte rakamların çok kolay telaffuz edilmesinden bizler rahatsızız. Bekleyen hastalara vaka ya da rakam yönünden bakmak işin kolay ve vermek istediğimiz mesajı kapsamadığını düşünüyoruz. Bizler bekleyenler için bu rakamların her birinin ayrı hikayeleri, aileleri, arkadaşları, meslekleri kısacası her birinin insan olduğu ve bir hayatın kıymeti biçilemezken her biri çarpı binler olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Olaya böyle bakıldığında bir aile, bir ev, bir apartman, bir sokak, bir mahalle hatta bir şehir dolusu insanın organ beklediğini görüyor ve biliyoruz.” dedi.

Pandemi sürecinin organ bağışı etkisi üzerine konuşan Hüseyin Yıldırımoğlu, “Kadavradan organ nakli, koronavirüs nedeniyle yoğun bakımdaki yataklarının bir bölümünün koronavirüs hastalarına ayrılması, beyin ölümü tespit edilen ve ailesi tarafından organ bağışlayanların koronavirüsü taşımadığını iki kez negatif test sonucu ile kanıtlama süreçleri organ kullanım oranlarında ve organ bağışlarında düşüşe neden oldu. Pandemi döneminde her iş sektöründe değişkenliklere uyum sağlama sağlık sektörü için de geçerli.” diye konuştu.

Bilgisi olmayanların organ bağışı konusunda yanlış yönlendirmelerde bulunduğuna dikkat çeken Hüseyin Yıldırımoğlu şöyle konuştu: “Bunun önüne geçmek için organ bağışı ve nakli konusunda bizlerin daha fazla gerçekleri şeffaf biçimde insanımıza anlatmamız gerekiyor. Organ bağışı konusunda yapılan anket çalışmalarında insanların sağlık sistemine karşı olan kaygıları nedeni ile ani bir kaza veya travma geçirdiğinde cebinden organ bağışı kartı çıkması durumunda kendisinden çok çabuk vazgeçileceği konusunda endişelerinin olduğu tespit edilmiş. Bu mantıkla yoğun bakım yatağında yatan her hasta potansiyel organ bağışçısı olarak gözükür. Bizler her fırsatta beyin ölümünü anlatmaya çalışıyoruz, beyin ölümünün gerçek ölüm olduğuna, geri dönüşümün mümkün olmadığına ve organ dağıtımının Sağlık Bakanlığı tarafından şeffaf şekilde adaletlice dağıtıldığını anlatmaya uğraşıyoruz. Organ herhangi bir yerden satın alacağımız bir obje değil, tek kaynağı insan ve o insanın yapacağı bağışın doğru yere gideceğine inanması ve endişelerinin kaybolması ancak eğitim ve bilgilendirme yoluyla olur. Dernek olarak yaptığımız her etkinlikte amacımız bir kişiye ulaşmak. Bir insanın bakış açısını pozitif olarak değiştirebilirsek bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en büyük manevi tatminimiz olacaktır.”

Organ bağışında yakınlarının mutlaka onay vermesi gerekiyor

Hayatını kaybetmiş her insandan organ bağışının mümkün olmadığını ifade eden Mümin Uzunalan, “Kadavradan organ bağışı için ölümün yoğun bakım şartlarında, vaka suni solunum cihazına bağlıyken gerçekleşmesi gerekir. Ölen kişinin yakınlarının da organ bağışına rıza göstermesi lazım. Kişi sağlığında organlarını bağışlasın ya da bağışlamasın ülkemiz mevzuatına göre mutlaka geride kalan yakınlarının da onay vermesi şarttır.” diye konuştu. Organ nakli için hastaların bekleme süresiyle ilgili net bir zaman vermenin çok zor olduğuna dikkat çeken Mümin Uzunalan, “Canlı vericileri olan hastalar kısa sürede organ nakli imkanına kavuşuyorlar. Ancak canlı vericilerden nakil yapılabilen organlar yalnızca karaciğer ve böbrektir. Gerek canlı vericisi olmayan hastalar gerekse kalp, akciğer, pankreas ve ince barsak yetmezliği yaşayan hastalar için beklenecek zaman belirsizdir.” açıklamasında bulundu.

Organ naklinin bekleme süreci hem hastalar hem de yakınları için çok zorlu geçiyor
Bekleme sürecinin hastalar ve yakınları için çok zorlu bir süreç olduğuna vurgu yapan Koç Üniversitesi Hastanesi Böbrek ve Pankreas Nakli Merkez Sorumlusu Prof. Dr. Burak Koçak, “Bağışçıların nakilden çekinmemesi gerekiyor. Çünkü nakillerin zamanında gerçekleştirilmemesi hastaların sağlığı açısından daha büyük problemlere neden olabilir. Bu önlemler sayesinde nakiller yapılabilmektedir. Hastalarımızın bu noktada organ naklinden çekinmesine gerek yoktur. Öte yandan ülkemizde ne yazık ki kadavradan organ bağışı sayıları da çok düşük. Son yıllarda küçük de olsa artışlar var ama beklentiyle kıyaslandığında arada ciddi farklar bulunuyor. Bunun sonucu olarak da hastaların bekleme süreleri uzuyor, hastalıkları ilerliyor ve bu durum diğer organlarına da zarar vermeye başlıyor. Zaman zaman hastaneye yatarak tedavi olmak zorunda kalmakta, bu yatışların sayısı ve her yatışın ağırlığı gittikçe artmaktadır. Kronik organ yetmezlikleri, hastaların aileleri için de çok sancılı bir süreç. Hastalığın safhalarına bağlı olarak aile yaşantıları; iş gücü kaybı, eğitim-öğretimden uzak kalma, çocuklarda büyüme-gelişme geriliği, ruhsal çöküntüler, sosyal hayattan kopma hatta hastaneye bağımlı bir yaşama bağlı olarak olumsuz etkilenmektedir.” dedi.

Koronavirüs sürecinde organ bağışında yaşanan düşüşe de ayrı bir parantez açan Prof. Dr. Burak Koçak, “Pandemi dönemi özellikle kadavradan organ bağışlarını olumsuz etkiledi. Yoğun bakım yataklarının giderek artan doluluk oranları, bağışçılara kaçınılmaz olarak yapılması gereken koronavirüs taramalarının süreci uzatması, ailelerin süreç hakkında bilgilendirmelerinde yaşanan aksaklıklar gibi bazı nedenlerden bahsedilebilir. Buna karşın, canlı organ bağışçıları için aynı durumlardan bahsetmek mümkün değil. Sevdiklerini yeniden sağlığına kavuşturma arzusundaki vericiler güçlü bir motivasyonla karşımıza çıkıyor. Bizler de onların sağlıklı bireyler olduklarının ve planlanan ameliyatın, ameliyat sırasında ve hayatının kalanında onun sağlığına zarar vermeyeceğinden emin olmamız gerekir. Bu amaçla bir çok test ve değerlendirme modern tıbbın uygulamalarına bağlı kalarak yapılıyor. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de zor günler geçirmemize sebep olan pandemi şartlarının getirdiği ek önlemler de elbette sıkı sıkıya uygulanmaktadır.” diye konuştu.

Dr. Oetker çikolata parçaları üç farklı çeşit olarak raflarda

Dr. Oetker çikolata parçaları üç farklı çeşit olarak raflarda

Dr. Oetker, Bitter Çikolata Parçaları çeşidine ek olarak; Sütlü Çikolata Parçaları ve Sütlü, Bitter, Beyaz Çikolata Parçaları’nı seriye dahil etti.

Dr. Oetker Çikolata Parçaları ile kek, kurabiye, pasta, muffin, tatlı ve benzeri tüm tariflerinize lezzet ve renk katabilir ve ayrıca ısıya dayanıklı oldukları için de fırında hazırlanan tariflerinizde güvenle kullanabilirsiniz.

Dell Technologies Ready Solutions, sağlık ve üretim sektörlerinde yüksek performanslı bilgi işlemi geliştiriyor

Dell Technologies Ready Solutions, sağlık ve üretim sektörlerinde yüksek performanslı bilgi işlemi geliştiriyor

Dell Technologies, sağlık, yaşam bilimleri ve üretim sektörlerinde yapay zeka ve gelişmiş bilgi işlem inovasyonlarına hız kazandırmak üzere yeni Dell EMC Ready Solutions ve HPC bulut hizmeti sağlayıcı ile işbirliklerini duyurdu.

Dell Technologies Veri Merkezli İş Yükleri ve Çözümleri Başkan Yardımcısı Thierry Pellegrino, “Müşterilerimizin geleceği şekillendirmelerine yardımcı olmak amacıyla kendimizi HPC ve yapay zekanın ilerlemesine ve demokratikleşmesine adadık. Yeni çözümlerimiz ve ortaklıklarımız sayesinde dönüştürücü teknolojiyi şu an olduğundan çok daha fazla insanın erişimine açıyoruz.” dedi.

Genom Bilimi için Hazır Dell EMC Çözümleri sayesinde yeni keşifleri mümkün kılma

Genom Bilimi için Hazır Yeni Dell EMC Çözümleri, şirketlerin genomik analizleri hızlı ve ekonomik bir biçimde üretimlerine dahil etmeleri için tasarlandı ve test edildi. Dell EMC PowerEdge sunuculardaki, PowerSwitch ağ oluşturmadaki ve depolamadaki modüler yapı taşları, farklı kullanım durumlarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılandırılabilir. Ayrıca biyobilişim ve iş

Gripte maske, sosyal mesafe ve hijyenin olumlu etkisi var

Gripte maske, sosyal mesafe ve hijyenin olumlu etkisi var

Sonbaharda meydana gelen ısı değişimi, yeni mevsime uyum sağlayabilmeleri için tüm canlılarda bazı değişikliklere yol açıyor. Ağaçların yaprak dökmesi gibi insan vücudunda da mevsimsel dönüşüme hazırlık sırasında bağışıklık sisteminde zayıflamalar olabiliyor.

Aynı zamanda havanın serinlemesi ile nezleye ve gribe yol açan virüslerin sayısının arttığına da dikkat çeken Acıbadem Kadıköy Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, “Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalıkları olanlar bağışıklık sistemlerindeki zayıflık nedeniyle grip salgınından daha çok etkileniyor. Bu nedenle özellikle bu grubun aşı olmasını öneriyoruz” diyor. Dr. Yaser Süleymanoğlu, gripten korunmanın 10 etkili yolunu anlatırken Covid-19 tehdidi ve grip arasındaki ilişki hakkında da “Covid-19 hastalığı geçirmekte olan kişinin grip olup olmayacağını ya da tam grip geçiren kişinin Covid-19’a yakalanıp yakalanmayacağını henüz bilmiyoruz” açıklamasında bulunuyor.

Bağışıklık sistemi zayıf olan gribe yatkın

Sonbahar ve kış mevsiminde ortaya çıkan “rinovirüs, koronavirüs, adenovirüs ve repsiratuvar sinsiyatal virüs” aileleri neredeyse hepimizin yakındığı nezle ve soğuk algınlığı şikayetlerine neden oluyor. Bu rahatsızlıklar daha kolay atlatılsa da yüksek ateşe neden olan grip daha tehlikeli bir hal alabiliyor. Gribe yol açan influenza virüsünün her yıl değişkenlik göstererek yeni bir türüyle ortaya çıktığını kaydeden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, “Bağışıklık sistemimiz bu virüslerin önceki türünü tanıdığı için tekrar nezle ya da gribe yakalanma riski artlar. Hele çocuklar, yaşlılar ya da diyabet, kalp, yüksek tansiyon, KOAH ve astım gibi hastalıkları olanlar, bağışıklık sistemlerinin zayıf olması nedeniyle gribe daha yatkın oluyor” diye bilgi veriyor.

Covid-19 ve grip ilişkisi henüz net değil

Bu yıl akla takılan en büyük soru, halen devam eden pandemi sürecinde Covid-19 ve influenza virüslerinin birbirine olan etkisi ya da risk artırıcı yönleri olup olmadığı. “Grip olmak Covid-19’a yakalanma riskini artırıyor mu? Hastalığın daha ciddi seyretmesine yol açabiliyor mu?” sorularının cevabının henüz bilinmediğini ifade eden Dr. Yaser Süleymanoğlu, şunları söylüyor:

“Bu yıl nezle ve grip salgınının daha az olacağını düşünüyoruz. Çünkü Covid-19 salgınından korunmak için hijyen kurallarına çok dikkat ediliyor. Gribal virüsler damlacık yoluyla yayılıyor. Artık el sıkma, öpüşme gibi sosyal ilişkilerimiz olmadığı için sosyal mesafeye dikkat edildiği için gribin yayılma seviyesi daha düşük olabilir.”

‘Belirtileri dikkate alın, hekime başvurun’

Grip ve Covid- 19’un ortak belirtileri olduğunu, her iki hastalıkta da kırgınlık ve yüksek ateş görüldüğünü hatırlatan Dr. Yaser Süleymanoğlu, “Covid-19’da tat ve koku almada sorunlar, nefes darlığı ve kuru öksürük yaşanıyor. Gripte de burun tıkanıklığı ve boğaz ağrısı daha sık görülüyor. 39 derecenin üstünde ateş, nefes darlığı, şiddetli baş ağrısı, ağır öksürük ve ya genel durum bozukluğu halinde hemen hekime başvurmak gerekir” diye uyarıyor. Grip ve nezleyi önlemek için antibiyotik kullanmanın son derece zararlı olduğunu, antibiyotikler nedeniyle var olan savunma sisteminin çöktüğünü ve bu durumun da virüslerin çoğalmasına zemin hazırladığını vurgulayan Dr. Yaser Süleymanoğlu, etkin korunma yollarını şöyle sıralıyor:

 

  1. Maske takmak, sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uymak,
  2. Bol yeşillik, narenciye, meyve, havuz, soğan, sarımsak, çörek otu ve zerdeçal tüketmek, kısaca protein ve vitaminden zengin beslenmek,
  3. Bol sıvı tüketmek,
  4. Yaşam alanlarını temiz tutmak ve sık sık havalandırmak,
  5. Kalabalıklardan uzak durmak,
  6. Beslenme ile karşılanamıyorsa takviye olarak C ve D vitaminlerini almak,
  7. Aktif, tempolu yürüyüşler yapmak,
  8. Ev ortamını ideal ısı düzeyi olan 21-22 derecede tutmak,
  9. Düzenli bir şekilde günde ortalama 7-8 saat kesintisiz uyumak,
  10. 65 yaşın üzerindekileri, çocukları, hamileleri ve diyabet, astım, KOAH, kalp, börek, kan hastalığı ve hipertansiyon gibi kronik hastalıkları olanları grip ve zatürreye karşı aşılamak.

Günde 2 dakika masaj yaşam enerjinizi tazeler

Günde 2 dakika masaj yaşam enerjinizi tazeler
Bütünsel Tıp Uzmanı Emine Baran fiziksel ve ruhsal birçok sorunun altında vücudumuzdaki enerji akışını sağlayan meridyenlere dikkat çekiyor. Günde sadece iki dakikalık egzersizle birçok rahatsızlığın önüne geçerek, ruhsal ve fiziksel dengenin sağlanabileceğini aktaran Baran “Sadece fizik bedenden değil aynı zamanda enerji bedenlerden de oluşuyoruz. Aura katmanları, meridyen ve çakralarımız, enerji beden ve fizik bedenimizle bir bütünüz. Meridyenler yaşamsal  enerjiyi  dışardan alıp içeriye götüren büyük karayollarıdır. Merdiyenler hem aura üzerinde hemde fizik bedenimizin içine ulaşan geniş bir iletişim  ve enerji iletim ağı, enerji kanallarıdır. İnsanoğlu;  birbirine bağlı 14 enerji kanalının aralıksız, kaliteli, dengeli bir akışta olması ile bedensel ruhsal ve zihinsel sağlığı tam yakalamış olur. Yaşam enerjisini, bedende enerji yolları ile içeriye dağılarak bizi besleyen kanallarımızı kendi kendimize uyararak enerji akışını tazeleyebiliriz”  diyor

Meridyenlerdeki Enerji Akışı Birbirini Dengeler

İlgili meridyendeki titreşim ve enerji akışı bozukluğunun aynı hizadaki meridyenin ve dolayısı ile ilgili organın sistemini bozduğunu aktaran Baran, meridyenlerin çalışma sistemini açıklayarak, kendi kendimize bu dengelemeyi nasıl sağlayacağımızı da açıkladı. “Dalak problemi yaşayan bir kişinin, dalak bölgesindeki meridyeninden enerji doğru akmıyordur. Bu durumda, sadece dalak meridyenine odaklanmak yerine bir önündeki mide meridyenine de odaklanmamız gerekir. İyi çalışmayan bir mide organı ve dalaktan enerji çalıyor olabilir. Kalp meridyenin yoğun çalıştığı durumda ise dolaşımda bir problem olabilir. Kalp kendini korumak için dalak ya da ince bağırsak meridyeninden enerji çekebilir. Kalp kendini korurken ince bağırsak ve dalak problemleri ile karşılaşabiliriz. Vücudumuzda önce enerji beden sonra fiziksel beden hastalanır. Ortaya çıkan hastalıkta, 6 ay ya da 1 sene öncesinden ilgili meridyen titreşimi bozulmuştur.

Günde Sadece 2 dakika masajla vücudumuzu dengeleyebiliriz

Beden de, aynen doğa gibi  ying-yang dediğimiz, aktif ve pasif  yaşamsal enerji dengesi üzerine kuruludur. Aynen bu şekilde vücudumuzdaki meridyenlerde birbirini dengelerler. Bir önceki veya bir sonraki meridyende oluşan enerji akışındaki bozukluk, diğer meridyenleri de etkiler. Fiziksel ve ruhsal birçok hastalık bu enerji akışındaki dengesizlikle var olur.

Günde sadece 2 dakikalık egzersiz ile, vücudumuzdaki meridyen akışını onarabilir, tazeleyebilir ve hayat enerjisinin bedenimizde doğru akışını sağlayabiliriz”.

Bitkisel yağlar yağ ihtiyacımızı karşılayan temel gıda maddeleridir

Bitkisel yağlar yağ ihtiyacımızı karşılayan temel gıda maddeleridir

Günlük beslenme programında mutlaka yer verilmesi gereken yağlar, düzenli ve yeterince kullanıldığında sağlıklı yaşam için vazgeçilmezdir. Ülkemizde ekmek üstü tüketimde de yemeklerde de süt yağı ile birlikte çoğunlukla bitkisel yağların kullanıldığını, hayvansal yağların ise daha çok et veya balık gibi gıdaların tüketimiyle vücuda alındığını söyleyen Ankara Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Tekin, bitkisel yağları hayvansal yağlardan ayıran en önemli özelliğin kolesterol içermemeleri olduğuna dikkat çekti.

Neredeyse her yemeğin temel malzemesi ve lezzet eşlikçisi olan yağ, sağlıklı beslenmenin de olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Yağlar kaynaklarına göre bitkisel, hayvansal, balık ve mikrobiyel yağlar olarak sınıflandırılıyor. Sofralarda en fazla kullanılanları ise bitkisel yağlar ve süt yağı. Hayvansal yağlar ve balık yağı ise genellikle tüketilen gıdalarla birlikte vücuda alınıyor.

‘Bitkisel yağlar kolesterol içermiyor’

Bitkisel yağların zeytin, fındık, soya, ayçiçek, kanola ve mısır gibi çok çeşitli tohum ve meyvelerden elde edildiğini söyleyen Ankara Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Aziz Tekin, bitkisel yağların önemini şöyle ifade ediyor: “Dünya yağ ihtiyacının büyük kısmını bitkisel yağlar karşılamaktadır. Çünkü süt yağı dışındaki hayvansal yağların tüketimi çok sınırlıdır. Bitkisel yağları hayvansal yağlardan ayıran en önemli özellik kolesterol içermemeleridir. Ayrıca, farklı bileşim ve fiziksel özelliklere sahip olmaları nedeniyle, kızartma ve pişirme işlemleriyle birlikte birçok gıdanın bileşiminde yer almaktadırlar.  Gıdalara lezzet vermelerinin yanında, yapılarının oluşmasında da önemli rol oynarlar.”

‘Margarin de bitkisel kaynaklıdır’

Ülkemizde süt yağları dışında hayvansal yağ içeren yemeklik yağ olmadığını söyleyen Prof. Dr. Aziz Tekin, Ülkemizde natürel tüketimde daha çok zeytinyağı kullanılırken, yemeklik ve kızartmalık olarak süt yağı ile birlikte çoğunlukla bitkisel yağlar tercih edilmektedir. Bunlara bir örnek de tamamen bitkisel yağların karışımından oluşan margarinlerdir. Ülkemizdeki yasal düzenlemeler margarinlerde süt yağı kullanımına izin vermektedir, ancak bitkisel ürün özelliğini sürdürmek isteyen üreticiler neredeyse tüm margarin ve yoğun yağları tamamen bitkisel yağlardan üretmektedir. Bu nedenle margarinler “Bitkisel Margarin” olarak adlandırılmaktadır.” dedi.

Prof. Dr. Aziz Tekin,Diğer taraftan, ülkemizde trans yağ konusunda son 14 yılda önemli gelişmeler yaşanmıştır. “Trans Yağ Yoktur” logosu sayesinde trans yağsız üretime geçilebilmiş ve margarin endüstrisi 1 Ocak 2021 tarihinde uygulamaya konulacak “trans yağ yasaklama” düzenlemesine hazır hale gelmiştir.” diyerek margarinlerin trans yağ içermediğinin altını çizdi.

Pankreas tedavisinde beş gelişme

Pankreas tedavisinde beş gelişme

Belirti vermeden ilerlese de, erken dönemde tanısı tesadüfen konsa da, tıptaki teknolojik gelişmeler sayesinde pankreas kanserinin tedavisinde de önemli adımlar atılıyor. Bu sayede pankreas kanseri için sarf edilen karamsar cümleler yerini umut verici açıklamalara bırakıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, teknolojik gelişmelerin pankreas kanserinin radyoterapisi yöntemiyle tedavisinde ve kontrol altına alınabilmesinde büyük katkı sağladığını belirterek “Her seanstan önce hastanın manyetik rezonans görüntülemeleri alınıyor. Organlardaki yer değişikliği saptanıyor. Işın verilecek bölge için yeniden planlama yapılıyor ve böylece hem tümörün yüksek dozda ışın alması sağlanıyor hem de çevredeki normal dokuların korunması mümkün oluyor. Hastaların bu yeni tekniklerden faydalanabilmesi için zamanında radyasyon onkolojisi uzmanlarına yönlendirilmesi büyük önem taşıyor” diye konuşuyor.

Geç belirti veriyor

Dünyada her yıl 450 bin kişi pankreas kanseri tanısı alıyor. Bu hastalık tüm kanserlerin yüzde 2.5’ini oluşturmasına karşın kansere bağlı ölümler açısından erkeklerde ve kadınlarda dördüncü sırada yer alıyor. Ülkemizde erkeklerde daha sık görülen bu hastalığın belirti vermeden ilerlediğini kaydeden Prof. Dr. Enis Özyar, “Hastalık genellikle ileri evrelerde fark ediliyor. Belirtileri arasında kilo kaybı, sarılık, gazlı gaita, karın ve sırt ağrısı, hazımsızlık, bulantı ve kusma yer alıyor” diyor.

Diyabetlilerde risk artıyor

Pankreas kanserine yol açan faktörler ise tütün kullanımı, kimyasal ve ağır metallere maruz kalma, aşırı alkol kullanımı, şeker hastalığı ve diş eti hastalıkları olarak sıralanıyor. Hastalığın görülme sıklığındaki hafif artış nedeniyle obezite ve yaşlılığın risk faktörü olduğu düşünülüyor. Prof. Dr. Enis Özyar, bir çalışmaya göre 50 yaşın altındaki diyabetlilerde 3 yıl içinde pankreas kanseri olma olasılığının yüzde 1 olduğunu belirtiyor. Başka bir çalışmaya göre ise kandaki şekerin her 0,56 mmol/l artışı pankreas kanser sıklığını yüzde 14 oranında artırıyor.

Gelişmeler ile tedavi güncelleniyor

Tıpta yaşanan gelişmeler nedeniyle pankreas tedavisi de sürekli güncelleniyor ve tedavi, hastalığın evresine göre düzenleniyor. İlk evrede cerrahi yöntem uygulanıyor. Tümörün büyüklüğünün cerrahi açıdan sınırda olduğu ikinci evrede ameliyat öncesi kemoterapi ve radyoterapinin ameliyatın başarı şansını artırdığına işaret eden Prof. Dr. Enis Özyar, şöyle devam ediyor:

“Son yıllarda radyoterapi uygulamaları halk arasında ‘noktasal ışınlama’ olarak bilinen stereotaktik ışınlama (SBRT) ile yapılıyor. Bu yöntem ameliyat sonrası kullanılmaz. Cerrahi yapılamayan ancak metastaz yapmamış hastalıkta tedaviye öncelikle kemoterapi ile başlanır ve takiben hastalık hala cerrahi yapılamıyorsa SBRT uygulanır. Metastatik hastalıkta tedavi kemoterapi ve immuno tedavidir. Ancak bu tedaviler, hastanın yaşam süresini uzatmayı hedefler.”

MR görüntüleme ile gelen başarı

Çevresinde mide, oniki parmak bağırsağı gibi hassas organlar olmasından dolayı pankreas kanserinde etkili yüksek doz radyoterapi kullanımından uzun yıllar boyunca çekince duyulduğunu kaydeden Prof. Dr. Enis Özyar, “akıllı radyoterapi” teknolojisi sayesinde radyoterapi kullanımında yeniliklere gidildiğini belirtiyor. Prof. Dr. Enis Özyar’ın verdiği bilgiye göre, klasik radyoterapi tedavisinden farklı olarak her seanstan önce hastanın MR görüntülemeleri alınarak organlardaki yer değişikliği saptanıyor. Işın verilecek bölge için yeniden planlama yapılıyor ve böylece hem tümörün yüksek dozda ışın alması sağlanıyor hem de çevredeki normal dokuların korunması mümkün oluyor. Ayrıca tedavilerde hareketli bir organ olan pankreasın hastanın nefesini tutmasıyla hareketsiz kalması sağlanıyor. Bu sayede stereotaktik ışınlamanın (SBRT) güvenle yapıldığını anlatan Prof. Dr. Enis Özyar, radyoterapideki gelişmelerin hastalara sağladığı faydaları beş ana grupta topluyor.

Lenf bezine sıçrayan ya da cerrahi olarak sınırda bulunan pankreas kanserlerinde ameliyat sonrasında kemoterapi ile birlikte yeni teknolojilerle radyoterapi uygulandığında tümörün kontrol oranları artabiliyor, ayrıca yan etkiler de eski tekniklerle uygulanan tedavilere göre azalabiliyor.

Cerrahi açıdan sınırda olan hastalarda cerrahi öncesi uygulanacak kemoterapi ve radyoterapinin yanı sıra SBRT uygulanması, hastaların ameliyatlarının daha başarılı olmasını sağlayabilir.

Ameliyat yapılamayan ancak uzak organlara metastazı da olmayan hastalarda ise kemoterapi sonrası uygulanan SBRT özellikle akıllı radyoterapi yöntemi ile uygulandığında tümörün lokal olarak kontrol edilebilmesinde yüksek başarı sağlar.

Ameliyat sonrası tekrarlayan ancak uzak organlara metastazı olmayan hastalarda uygulanacak kemoterapi ile eş zamanlı akıllı radyoterapi tabanlı ablatif yüksek dozlu tedaviler önemli hale geliyor.

Metastatik hastalarda pankreastaki lokal hastalığın neden olduğu şiddetli ağrıları azaltmak ya da durdurmak için akıllı radyoterapi ile uygulanacak SBRT önemli bir tedavi seçeneğidir.

Beyin ölümü gerçekleşmiş her 4 kişiden yalnızca birinin organları bağışlanıyor

Beyin ölümü gerçekleşmiş her 4 kişiden yalnızca birinin organları bağışlanıyor

Organ yetmezliğine bağlı ölümler tüm dünyada giderek artıyor. Organ nakli besleme listeleri ise gün geçtikçe uzuyor. Ülkemizde de 26 bin 742 kişi her an bağışlanabilecek bir organla yaşama yeniden tutunmanın hayalini kuruyor. Ancak organ bağışının istenen düzeyde olmamasının yanı sıra Covid-19 pandemisi de organ bekleyen hastaları çok olumsuz etkiliyor. Beyin ölümü bildiriminde ve buna bağlı olarak organ bağışı sayısında azalma olduğuna dikkat çeken Acıbadem International Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır ve Acıbadem International Hastanesi Organ Nakli Merkezi Bölüm Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berber pandemi sürecinde virüs bulaşmayla ilgili organ bağışında bulunacak kişiler kadar organ nakli bekleyen hastaların da endişe duyduklarını belirtiyorlar. Organ nakli bekleme listesindeki hastaların bir bölümünün kendilerine virüs bulaşacağı endişesiyle tedavilerini yarıda kestiklerini ve organ nakli olmaktan çekindiklerini söyleyen uzmanlar, gereken önlemler alındığı takdirde pandemi sürecinde de nakil ameliyatlarının güvenli bir şekilde yapıldığını vurguluyorlar. Prof. Dr. Ülkem Çakır ve Prof. Dr. İbrahim Berber, organ nakli için kadavradan bağışların artması gerektiğine dikkat çekerek, şu bilgileri verdi:

Organ nakli isteği, vasiyettir

Tüm dünyada her yıl 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası’nda organ yetmezliği hastalarına yönelik duyarlılığı ve organ bağışına yönelik farkındalığı artırmayı amaçlayan etkinlikler gerçekleştiriliyor. Tedavisi yalnızca doku ya da organ nakli ile mümkün olan hastalıklar ya da kazalar, nakil gereksinimini oluşturuyor. Organ bağışı kişinin hayattayken kendi özgür iradesiyle, organlarının bir kısmının veya tamamının, ölümünden sonra başka hastaların tedavisinde kullanılmasının bir anlamda vasiyet etmesi anlamına geliyor. Organ bağışı, sadece ülkemizde değil, dünyada da ihtiyacın sağlanamadığı önemli bir sorun. O yüzden daha çok sayıda bağış yapılması gerekiyor. Peki, kimler organ bağışçısı olabiliyor? 18 yaşını aşmış, akıl sağlığı yerinde olan herkes organ bağışında bulunabiliyor. Organ bağışlamak, aynı zamanda başka birine can bağışlamak anlamına geliyor.

Beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden bağış oranı artmalı

Ülkemizde böbrek, kalp, akciğer, karaciğer, pankreas ve ince bağırsak gibi organlar ile kalp kapağı, gözün kornea tabakası, kas ve kemik iliği gibi dokular başarıyla nakledilebiliyor. Nakil için gerekli organlar, beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin organlarının yakınları tarafından bağışlanması sonucu ya da gönüllü kişilerin canlı verici olmalarıyla elde edilebiliyor. Ülkemizde organ nakli bekleme listesinde yer alan 26 bin 742 kişinin bulunacak organla hayata yeniden başlamanın hayalini kurduğuna dikkat çeken Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, şöyle devam ediyor:

“2019 yılı rakamlarına göre geçen yıl gerçekleştirilen 5 bin 759 organ naklinin, 4 bin 381 tanesinin canlı vericiden, bin 378 tanesinin beyin ölümü gerçekleşmiş vericiden yapıldı. Sağlık Bakanlığı verileri de beyin ölümü gerçekleşen her 4 kişiden yalnızca birinin organlarının bağışlandığını gösteriyor. Ülkemiz canlı vericili organ nakillerinde oldukça başarılı ancak organ bağışını desteklemenin en iyi yolun, beyin ölümü gelişen kişilerden alınacak organların artırılması ile mümkün olabilir.” Zorlaşan yaşam koşulları ve yaşamak zorunda olduğumuz zor zamanların organ nakline olan hassasiyetimizi azaltmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ülkem Çakır, sözlerini “Unutmayalım ki bırakacağımız en güzel miras hayatta iken yapacağınız organ bağışıdır” çağrısıyla bitiriyor”

Hem hasta hem bağışçı endişeli!

Organ bağışındaki sorunlara son dönemde Covid-19 pandemisi nedeniyle yenilerinin eklendiğini kaydeden Prof. Dr. İbrahim Berber, “Mart ayından itibaren pandemiye maruz kalan ülkemizde, yılın ilk 10 ayında gerçekleştirilen 3 bin 137 organ naklinin, 2 bin 683 tanesi canlı vericiden, 454 tanesi ise beyin ölümü gerçekleşmiş vericiden yapıldı. Yoğun bakım yataklarının pandemi hastalarına ayrılmak zorunda kalınması beyin ölümü bildirimini ve dolayısıyla bağış sayılarını azalttı” sözleriyle önemli bir noktaya dikkat çekiyor. Bekleme listesindeki hastaların bir bölümünün de kendilerine virüs bulaşacağı endişesiyle tedavilerini yarıda kestiğini ve organ nakli olmaktan çekindiğini ifade eden Prof. Dr. İbrahim Berber, gerekli önlemler alındığı takdirde nakil ameliyatlarının da güvenli bir şekilde yapıldığını vurguluyor. “Gerek canlı vericiden gerekse beyin ölümü gerçekleşmiş vericiden yapılan organ nakillerinde rutin testlerin yanı sıra, Covid-19 antijen-antikor testlerinin yapılması, izolasyon önlemlerine uyulması, süreci kontrollü hale getiriyor” diyerek, hastaların operasyon sonrası yakından takibinin de önem taşıdığını söylüyor.

Burun Estetiği Sonrası COVİD-19 Testi Yapmalı mi?

Burun Estetiği Sonrası COVİD-19 Testi Yapmalı mi?

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Furkan Şengöz, burun estetiği ameliyatının ardından burundan sürüntü yöntemiyle yapılan COVİD-19 testinin burun sağlığı açısından hiçbir sakıncası olmadığını açıkladı. Op. Dr. Furkan Şengöz, burun estetiği yaptıran hastaların telli yüz maskelerini nasıl takmaları gerektiğini anlattı.

Burun estetiği yaptırmak isteyen Türkiye ve yurt dışındaki kişilerin en çok merak ettiği soruların başında

“Estetik sonrası COVİD-19 testi yaptırabilir miyiz”  ?

Op. Dr. Furkan Şengöz; “Burun estetiği ameliyatından bir hafta sonra COVİD-19 testi yaptırılabilir. Burun deliğinden genze doğru girilerek sürüntü alınan testin burun sağlığı açısından bir zararı bulunmamaktadır. Bu test yapılan estetik operasyon açısından bir risk oluşturmaz” dedi. 

Op. Dr. Furkan Şengöz; Burun estetiği yaptıran hastalarımıza nasıl maske takmaları gerektiğini operasyon sonrasında anlatıyoruz. Hastalarımıza cerrahi maskenin tel kısmını biraz daha geniş ve bol bırakmalarını öneriyoruz. Öte yandan maskenin burun estetiği ameliyatının sonuçlarını olumsuz etkileyecek bir yönü de bulunmamaktadır” diye konuştu.