Yazılar

Çocuklarla yolculukta şunlara dikkat edin!

Çocuklarla yolculukta şunlara dikkat edin!

Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emre Çenesiz: “Tatile çıkacaksanız ve gereksiz problemler yaşamak istemiyorsanız çocuğunuzun uyku saatleri, oyun saatleri, yemek saatleri gibi günlük yaşam aktivitelerini tatilde ve tatil öncesinde ertelemeyin.” diyerek yolculuğunuz sırasında dikkat etmeniz gerekenlerin altını çiziyor

  • Bebeğinizin oto koltuğunu almayı unutmayın ve emniyet kemerini bağlayın.
  • Yola çıkma saatinizi bebeğinizin uyku saatine göre ayarlayın.
  • Arabanıza güneşlik takın. Çocuğunuzun çok fazla güneş altında kalmamasına özen gösterin. Mutlaka 50 cc güneş kreminizi çocuğunuzun yüzüne ve vücuduna sürün.
  • Seyahat ederken çocuğunuzun yeterli sıvı tükettiğinden emin olun.
  • Seyahat esnasında çocuğunuzun yanına, kendini güvende hissettirecek yetişkin birini oturtun.
  • 2 saatlik periyotlarla yolculuğunuza ara verin ve çocuğunuzu dinlendirin.
  • Araba yolculuğunda bebeğinizi yarım saatte bir emzirin.
  • Çocuğunuzun yaşına uygun oyuncaklarıyla seyahat etmesini sağlayın.
  • Mevsime uygun kıyafetlerini bavulunuza ekleyin. Pamuklu kıyafetleri tercih ederken naylon içeren kıyafetlerden uzak durun.
  • Uçak seyahati yapacaksanız ve emziriyorsanız inişlerde ve kalkışlarda emzirmeyi tercih edin.
  • Yeni doğum yaptıysanız en az bir hafta sonra yolculuğa çıkın.
  • Deniz yolculuğunda, deniz tutması açısından doktorların tavsiye edeceği ilaçları yanınızda bulundurun.
  • Yolculuk sırasında bebeğinizin beslenme düzenini bozmayacak şekilde yanınızda kavanoz mama ve bisküvi bulundurun.

Sabahları her yanınız ağrıyarak uyanıyorsanız!

Sabahları her yanınız ağrıyarak uyanıyorsanız!

“Sabah yataktan yorgun kalkıyorum. Hiç dinlenmemiş gibiyim”, “Dayak yemiş gibi uyanıyorum”, “Yataktan çıkamıyorum, belim korkunç ağrıyor”, “Sabah kalktığımda çok kötü bir kalça ağrısı yaşıyorum”… Bu ve benzeri şikayetler modern çağın koşuşturmacasında artık neredeyse kanıksanmış durumda. Üstelik yaşa da bakmıyor! Peki bütün gece uyuduğumuz halde neden dinlenemiyoruz? Sabahları kalkarken neden her yerimiz ağrıyor? Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ağrı Kliniği (Algoloji) Uzmanı Prof. Dr. Alp Yentür normalde sabahları uyanınca dinlenmiş hissedilmesi gerekirken güne ağrılarla başlamanın altında birçok neden yatabildiğini söylüyor. Prof. Dr. Alp Yentür sabah ağrılarının altında gizli etkenleri ve başa çıkma yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Alp Yentür

Stresinizi yönetmeyi öğrenin

Stres, vücutta bir dizi fizyolojik değişikliğe neden olur. Farkında olmadan kas gerginliğini artırır ve ağrıya neden olan kimyasal maddelerin salınımına yol açabilir. Günümüzde sık görülen bu olgu, yoğun stres altında olduğunuz dönemlerde kaslarda ortay çıkan gerginliğin neden olduğu ağrılardır. Bu nedenle, stresten tamamen kurtulmak mümkün olmasa da kontrol altına almayı öğrenmeye çalışın, gerekirse profesyonel bir destek alın. Unutmayın; kontrollü yaşadığınız stres sizi tehlikelerden korurken, zinde tutar ancak aşırıya kaçmamak, ipleri elinizde tutmak şartıyla. Yatağa stresli ve gergin girmemeye, özellikle yatmadan hafif egzersizler yapmaya ya da gün içinde pilates gibi kasları geren ve güçlendiren egzersizler yapmaya çalışın.

İdeal kilonuza kavuşun

Fazla kilo sağlığın düşmanı olduğu gibi sabahleyin güne zinde, enerjik ve ağrısız başlamanın da önündeki en büyük engellerden biri. Bu nedenle sağlıklı bir diyetle, varsa aşırı kilolarınızdan kurtulun ve ideal kilonuza ulaşın.

Uyku apneniz var mı kontrol ettirin!

Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Yentür “Uyku apnesi; fazla kilo, anatomik sorunlar ve yatış pozisyonu ile ilişkili olarak uyku sırasında tekrarlayan solunum durması veya azalmasıyla karakterize edilen bir uyku bozukluğudur. Bu kişiler, uyku sırasında oksijen eksikliği yaşayabilir bu da sabah ağrılarına ve yorgunluğa neden olabilir. O nedenle uyku apneniz olup olmadığını öğrenmek için KBB Uzmanına görünmeniz fayda sağlayacaktır” diyor.

Kas ve eklemlerinizi güçlendirin

Halk arasında kireçlenme de denilen “osteoartrit” gibi eklem rahatsızlıklarının, sabahları eklem ağrısı ve sertlikle kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Alp Yentür şöyle konuşuyor: “Eklem kıkırdağının yıpranması sonucu ortaya çıkan bir eklem rahatsızlığı olan osteoartrit, özellikle ileri yaşlarda sabahları görülen eklem ve kemik ağrılarının en önemli nedenidir. Belirgin özelliği yatakta gece boyunca sağa sola dönerken görülen ağrı şikayeti ve yataktan kalktıktan sonra hareket etmeye başlayınca ağrıların kısmen hafiflemesidir. Sabah tutukluğunun süresi kişiden kişiye değişebilir ve genellikle hareketle birlikte azalır. Sabahları eklem sertliği ve tutukluğu yaşayan kişiler hafif egzersizler yaparak rahatlayabilirler. Ancak düzenli egzersizi mutlaka günlük yaşam alışkanlıkları arasına eklemek gerekir. Kilo vermek de şikayetlerin azalmasında etkili olur. Bunlara rağmen sorun devam ediyorsa Ağrı Hekimine başvurulabilir.”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ağrı Kliniği (Algoloji) Uzmanı Prof. Dr. Alp Yentür

Fibromiyaljiniz var mı öğrenin

Yaygın kas ve bağ dokusu ağrısı ile karakterize kronik bir rahatsızlık olan fibromiyalji çoğunlukla “Her yerim ağrıyor, yorgunum, sırtımın ve kollarımın ağrısından duramıyorum, ağrı kesici işe yaramıyor” şeklindeki serzenişlere yol açıyor. Fibromiyaljinin; klasik ağrı kesicilere cevap vermeyen, vücudun her tarafında ağrı, sızlama, halsizlik ve yorgunluk ile kendini gösteren sinsi bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Alp Yentür “Kişi sabah yorgun kalkar hatta kalkamaz. Kalkmak istemez. Sabahları sertlik ve ağrıyla yorgun uyanmak fibromiyalji hastalarında sık görülen bulgudur. Halsizlik, kırıklık, yorgunluk hissi ve yaygın vücut ağrısı gün boyu davam eder. Fibromiyaljisi olanların kardiyo egzersizleri yapmasında fayda var. Haftada 3 kez ve en az 30’ar dakika kalp atışınızı hızlandıracak şekilde yürüyüş veya bisiklet gibi egzersizler yapın. Egzersiz ile birlikte uzun süreli (en az 6 ay) uygun ilaç tedavisine başlamak gerekebileceğinden dolayı mutlaka doktora başvurun” diyor.

Yatış pozisyonuna dikkat edin

Özellikle yanlış yatak veya yastık kullanımı boyun, omuz veya sırt ağrısına yol açabilir. Ayrıca yatış pozisyonuna göre boyun, omuz ve sırtın uygun olmayan pozisyonlarda kalmış olması da ağrı nedenidir. Bu nedenle yatak, yastık ve yatış pozisyonu konusunda doğru yatış tercihleri yaratın. Genellikle sırt üstü yatmak özellikle kilolu kişilerde dilin hava yolunu kapatma olasılığı nedeni ile önerilmez. Reflü olasılığı ve kalbin iş yükünü azaltması nedeni ile ideal yatış şekli olarak sol tarafa yatmak önerilir.  Ancak en rahat ne şekilde yatıyorsanız sizin için ideal olan odur” diyor.

Düzenli egzersiz yapmayı ihmal etmeyin

Sabah ağrıları ve tutukluğunun genellikle dinamik hareketlerle azalacağını ancak aktif olmayan dönemlerde veya uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra tekrar ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Alp Yentür şöyle konuşuyor: “Sabah tutukluğunu ve ağrılarını hafifletmek için eklem hareketlerini ve esneme egzersizlerini düzenli olarak yapmak ve kasların esnekliğini ve gücünü korumak önemlidir. Kronik eklem rahatsızlıklarında ise tıbbi destek gerekir.”

Susuzluk seviyenizi nasıl anlarsınız?

Susuzluk seviyenizi nasıl anlarsınız?

Egzersiz yaparken günde kaç bardak su tüketiyorsunuz? İçtiğiniz su miktarı vücudunuz için yeterli düzeyde mi? Peki susuzluk seviyenizin değerlendirmesini nasıl yapabilirsiniz? İdrarınızın koyu renkte olması size hangi mesajları veriyor? Egzersiz sonrası hidrasyonu sağlamak için önerilerde bulunan Liv Hospital Diyet ve Beslenme Uzmanı Semih Üresin spor, egzersiz ve su tüketimi konusundaki dengenin neden önemli olduğunu anlatıyor.

Susuz kaldığınızı nasıl anlarsınız?
Uyandığınızda susuzluk seviyenizi değerlendirin. Ardından idrarınızın rengini gözlemleyin ve sonra kıyafetsiz olarak kendinizi tartın. Değerlendirmeniz gereken durumlardan ikincisi de sabah idrarınızın açık renkli veya nispeten berrak olmasıdır. Koyu renkli olması endeksin pozitif olduğu anlamına gelir. Ağırlık da günden güne nispeten sabit kalmalıdır ve yaklaşık %1 değişir. Sağlıklı bir şekilde kilo kaybı amaçladığınız bir dönemde dahi olsanız bir günde %1’den fazla değişim olmaması gerekir. Üç endeksten yalnızca biri pozitif olduğunda hidrasyon (vücuttaki suyun belirli oranda tutulması) durumunuzun muhtemelen iyi olduğunu belirtir. Üç endeksten ikisi pozitif olduğunda, muhtemelen susuz kalmışsınızdır ve her üç endeks de pozitif olduğunda susuz kalma olasılığınız çok yüksektir. Böyle bir durumda günlük su tüketiminizi arttırmanız gerekir.

Liv Hospital Diyet ve Beslenme Uzmanı Semih Üresin

Bir su şişesi taşıyın
Çoğu insan susuzluk hissetmediğini ve su içmeyi unuttuğunu söyler. Bu nedenle yanınızda su şişesi taşımak su içmeye devam etme zorunluluğunu pekiştirir. Fakat gün içerisinde belli zamanlarda çok miktarda su içmektense, su alımınızı tüm güne yaymanızda fayda var.
Meyve ve sebze tüketimini arttırın
Sebzeler ve meyveler su içerikleri açısından yüksek besinlerdir. Çeşitli meyve ve sebzelerin su içeriği farklı olmakla birlikte hemen hemen hepsinin en az %80’i sudur. Beslenmenize daha fazla meyve ve sebze eklemek daha fazla su alımınıza ve su içeriği düşük besinlerin alımını sınırlandırmaya yardımcı olur. Karpuz, kavun, çilek, ananas, marul, domates, salatalık yüksek su içeriğine sahip besinlerdir.

Egzersiz öncesi, sırası ve sonrası hidrasyon
Egzersiz öncesi yeterli sıvı alımı önemlidir. Uzun süreli yoğun egzersizler için egzersizden 2-4 saat öncesinden başlayarak kg başına 5-10 ml sıvı tüketmelisiniz.

Egzersiz anında kaybedilen sıvı miktarı yerine konulmalıdır. Bu sebeple her 10-20 dakikada bir büyük bir yudum su almalısınız. Aşırı terlemeniz varsa kaybedilen mineralleri yerine koymak için sporcu içeceklerini tercih edilebilirsiniz.

Egzersiz sonrası hidrasyonu sağlamak için egzersiz öncesi ve sonrası kendinizi tartın ve kaybettiğiniz her kilo yerine 2 ile 3 bardak su için. Su iyi bir seçimdir, çünkü sindirim sisteminizden dokularınıza hızla geçer. Çok terliyorsanız veya 60 dakikadan fazla egzersiz yapıyorsanız, kaybedilen elektrolitleri de yerine koymanız için maden suyunu tercih edebilirsiniz. Sporcu içecekleri vücudunuzun daha verimli bir şekilde yakıt ikmali yapmasına ve yeniden su kazanmasına yardımcı olabilir.

Susama hissiniz gelmeden su tüketmelisiniz. Susama hissinin gelmiş olması vücudun çok fazla susuz kalmış olmasının bir göstergesi olabilir.

Liv Hospital Diyet ve Beslenme Uzmanı Semih Üresin

Sıvılarınızı soğuk tutun
Bu iç sıcaklığınızı düşürmeye yardımcı olacak ve sıvı tüketme isteğinizi arttıracaktır. Şişelerinizi bir gece önceden dondurun.

Düzenli öğün tüketin
Sıcakta egzersiz yaptığınızda, vücudunuz yakıt olarak karbonhidratları daha fazla kullanır. Gün boyunca düzenli öğünler ve atıştırmalıklar yapmak size elektrolitler, enerji için karbonhidratlar ve toparlanma için protein ve yağ sağlayacaktır. Yiyecekler, gün boyunca hidrate kalmanıza yardımcı olacaktır. Ana öğünlerinizi egzersizden 4 saat önce olacak şekilde planlamanız mantıklıdır, çünkü sıcak havada egzersiz yaparken kan akışı bağırsaklarınızdan çalışan kaslarınıza yeniden dağıtıldığından sindirim problemleri yaşayabilirsiniz.
Evde yapabileceğiniz sporcu içeceği tarifi
¼ su bardağı şeker
¼ çay kaşığı tuz
¼ su bardağı sıcak su
¼ su bardağı portakal suyu
2 yemek kaşığı limon suyu
3,5 su bardağı soğuk su
Şekeri ve tuzu sıcak suda eritin; meyve suyunu ve kalan suyu da ekleyin
Dört adet 250 ml’lik porsiyon
50 kalori, 12 gr karbonhidrat, 110 mg sodyum

Kırmızı et tüketiminiz 70 gramı aşmasın, çünkü…

Kırmızı et tüketiminiz 70 gramı aşmasın, çünkü…

Kurban Bayramı’nın geleneksel sofralarında aklımıza ilk gelen şey genellikle kırmızı et tüketmek oluyor. Ancak kırmızı eti abartmak kalp-damar ve bağırsak sağlığı başta olmak üzere vücudun tüm sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bayram sürecinde de sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdürmenin oldukça önem taşıdığına işaret ederek, “Kurban Bayramı’nda özellikle üç kurala çok dikkat etmek gerekiyor; kırmızı eti günde  sadece bir öğün ve kontrollü miktarda tüketmek, etin yağsız olmasına dikkat etmek ve sebze, yani posa tüketimini arttırmak. Zira bayramda bu kurallara dikkat edilmediğinde kilo alımının yanı sıra karında şişkinlik, gaz ve kabızlık gibi sindirim sorunları, kan şekerinde dengesizlik ve çok daha önemlisi kalp krizine kadar varabilen önemli sağlık sorunları gelişebiliyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Kurban Bayramı’nda dikkat etmeniz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Günde 70 gramdan fazla kırmızı et tüketmeyin

Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketimi neredeyse günde 3 öğüne kadar varabiliyor. Ancak yapılan çalışmalardan alınan sonuçlar doğrultusunda, kırmızı etin pişmiş haliyle günde 70 gramdan (2-3 köfte büyüklüğünde et) daha fazla tüketilmemesi öneriliyor. Zira bayramda abartılan kırmızı et tüketimi; hazımsızlık, kabızlık, kilo artışı ve kolesterol seviyelerinde yükseliş ile sonuçlanabilirken, uzun vadeli sonuçlar çok daha yıkıcı olabiliyor. Sağlık otoriteleri ayrıca haftada 350-500 gramdan fazla tüketilen kırmızı etin özellikle kolon kanseriyle ilişkilendirildiğini gösteriyor.

Eti yağsız tercih edin, yağsız pişirin

Kırmızı et doğası gereği yağ içeren bir besin ve içeriğinde temel olarak doymuş yağ barındırıyor. Doymuş yağların fazla tüketimi de kalp damar hastalıklarıyla ilişkilendiriliyor. Kırmızı etin üzerinde görünen beyaz yağ kısımlarını tüketmek, etle alınan doymuş yağ oranını arttırıyor. Bu nedenle kırmızı eti beyaz yağlarından arındırarak tüketmeniz gerekiyor. Ayrıca pişirirken ekstra yağ eklemek zaten yoğun kalorili bir besin olan kırmızı etin kalorisini daha da yükselterek vücuttaki yağ oranının artmasına yol açabiliyor.

Eti en az 24 saat dinlendirin!

Yeni kesilen etin sindirimi zor olduğu için hazımsızlık gibi sorunlar gelişebiliyor. Bu nedenle kırmızı eti kesim sonrasında serin bir ortamda 24 saat dinlendirdikten sonra pişirmeli, kalan kısmı küçük parçalar halinde derin dondurucuya kaldırmalısınız. Küçük paketler şeklinde dondurmanız, çözdürme esnasında güvenli bir ortam sağlayacaktır. Zehirlenmelere yol açabilecek zararlı bakterilerin ette üremesini engellemek için etlerin çözdürme işlemini ise buzdolabında ya da akan su altında gerçekleştirmelisiniz. Pişen bir yemeği oda sıcaklığında maksimum 2 saat bekledikten sonra buzdolabına kaldırmanız da önem taşıyor. Aksi takdirde ette bozulmalara yol açabilecek bakteri sayısı artıyor ve zehirlenmelere neden olabiliyor.

Kahvaltıda ve akşamları kavurma yemeyin!

Kahvaltıda kavurma yerine bol yeşillik, bir adet yumurta, orta yağlı peynir ve zeytin gibi hafif seçenekler tüketmek gün içerisinde alacağınız daha yoğun kalorili besinlerin olumsuz etkilerini dengelemenize yardımcı oluyor. Kavurma gibi yoğun kalorili yiyecekleri akşam yemeği yerine öğle öğününde tüketmeniz sindirim kolaylığı açısından daha uygun oluyor.

Etin yanında bol salata ya da sebze tüketin

Kırmızı etin fazla ya da sık tüketilmesi bağırsak sağlığını bozarak tüm sistemi olumsuz etkileyebiliyor kabızlık, çok daha kötüsü zamanla kolon kanserlerine yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, posalı beslenmenin bu olumsuz etkileri önlemeye yardımcı olabildiğine işaret ederek, “Dolayısıyla Kurban Bayramı’nda tüketeceğiniz kırmızı et miktarını minimal oranda tutmalı ve bağırsak sağlığını posa içeriğiyle olumlu etkileyen salata ve sebze gibi lifli yiyecekleri bu dönemde bolca tüketmelisiniz.” diyor.

Sakatat tüketimine dikkat!

Sakatatlar yüksek oranda kolesterol içeriyor. Bu nedenle kolesterolünüz yüksekse sakatat tüketmemeniz gerekiyor. Kolesterolünüz yüksek değilse dahi sakatatları sıklıkla yerseniz zamanla kolesterol seviyeniz yükselebiliyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Et yediyseniz tatlılardan kaçının

Kurban Bayramı’nda önem vermeniz gereken bir başka nokta ise hayvansal yağ içerebilen çikolata ve tatlı gibi yiyeceklerden kaçınmak olmalı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kırmızı etin yanı sıra bazı çikolata ve tatlıların da hayvansal yağ içerdikleri uyarısında bulunarak, ”Kırmızı et doğasında hayvansal yağ barındırıyor. Çikolata ve tatlılar da hayvansal yağ konusunda masum değildirler. Çikolata süt yağı, tatlılar ise tereyağı gibi hayvansal yağlar içerebiliyor. Bu besinler tıpkı kırmızı ette olduğu gibi kolesterol ve yoğun kaloriye sahipler. Bu nedenle kırmızı et ile bu besinlerin aynı dönemde birlikte tüketilmeleri önem taşıyor.” diye konuşuyor.

Probiyotik içerikli ürünlerden faydalanın

Bayram sürecinde et tüketimin artması veya sağlıklı beslenme rutininin bozulması bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebiliyor, bağırsaktaki iyi ve kötü bakteri dengesini bozabiliyor. Ayrıca bayramda beslenme rutininin değişmesine bağlı olarak gaz, şişkinlik ve kabızlık gelişebiliyor. Dolasıyla bu dönemde kefir ya da probiyotik yoğurt gibi probiyotik yiyeceklerden faydalanmanız bağırsak sağlığını olumlu yönde etkileyecektir.

Bol bol su için

Çoğumuz bayram ya da kutlama benzeri dönemlerde beslenme alışkanlıklarımızı değiştirebiliyor ve su tüketimini azaltabiliyoruz. Ancak bol su tüketimi kabızlığı önlenmek, sindirimi rahatlatmak ve vücudumuzdaki ödemi azaltmak gibi birçok önemli  fonksiyona sahip. Dolayısıyla vücudunuzu susuz bırakmamak için sadece bayramlarda değil, her gün kilo başına 30-35 ml su tüketmeyi alışkanlık edinin.

Haftada 200-300 dakika spor şart!

Bayramda fazla kalori alımını dengelemek ya da beslenme alışkanlıklarının değişmesine bağlı olarak oluşan sindirim problemlerini önleyebilmek için günlük adım sayınızı ya da aktivite düzeyinizi yüksek tutmak önem taşıyor. Sağlıklı yetişkinlerin haftada 200-300 dakika orta tempo egzersiz yapmaları öneriliyor.

Yazın cilt sağlığımız tehlikede!

Yazın cilt sağlığımız tehlikede!

Yaz aylarında havaların ısınması, güneşin sert ışınları ve artan nem cildimizde değişikliklere ve bazı sorunlara yol açabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Andaç Salman, gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda cilt sağlığı için gerekli önlemleri almanın son derece önemli olduğunu vurgularken “Yazın artan sıcaklık ciltte yağlanmaya ve tıkanmış gözeneklere yol açarak sivilceleri yaygınlaştırabiliyor. Ciltte su kaybı oluştuğundan kuruluk, pul pul dökülme ve donuk bir görünüme yol açıyor. Bilimsel araştırmalar da; güneş ışınlarının ciltte kırışıklığın artması, güneş yanığı, güneş lekeleri, erken yaşlanma ve cilt kanseri riskinin artmasında çok büyük etkisi olduğunu gösteriyor” diyor. Cildimizi yaz aylarının olumsuz etkilerinden korumak ve yaz ışıltısı sağlamak için bazı kurallara dikkat etmek hatta bunları yaşam alışkanlığı haline getirmek gerektiğini belirten Doç. Dr. Andaç Salman, 7 altın ipucunu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Andaç SalmanGüneş kremini ihmal etmeyin

Mutlaka güneş kremi ile korunun. Yüksek SPF’li (koruma faktörü en az 30), hem UVA hem de UVB’ye karşı koruma sağlayan bir güneş kremini yeterli miktarda ve özellikle dışarıda vakit geçirirken iki saatte bir yeniden uygulayın. Güneş kremi, cildinizi zararlı UV ışınlarından koruyarak güneş yanığını, erken yaşlanmayı ve koyu lekelerin gelişimini önler.

Derinizi içten ve dıştan nemlendirin

Vücudunuzu ve cildinizi nemli tutmak için gün boyunca bol su için. Ayrıca nem seviyelerini en ideal ölçüde korumak için cilt tipinize uygun, hafif, yağsız bir nemlendirici kullanın. İyi nemlendirilmiş cilt dolgun, parlak ve sağlıklı görünür.

Düzenli olarak cildinizi temizleyin

Ölü cilt hücrelerini ortadan kaldırmak, taze ve parlak cildi ortaya çıkarmak için cilt bakım rutininize nazik bir temizleme ürünü ekleyin. Hücre yenilenmesini desteklemek ve daha pürüzsüz bir cilt elde etmek için alfa-hidroksi asitler (AHA’lar) veya beta-hidroksi asitler (BHA’lar) gibi bileşenler içeren bir temizleyici seçin. Güneş ışınlarına duyarlılık yaratmaması açısından bu ürünleri özellikle gece kullanmaya özen gösterin. Deride tahribata neden olabilecek sert fiziksel ovmalardan kaçının.

Antioksidanlarla beslenin

Diyetinize çilek, yeşillikler, turunçgiller ve fındık gibi antioksidan açısından zengin yiyecekler ekleyin. Antioksidanlar, güneşe maruz kalmanın neden olduğu serbest radikallerle savaşarak cilde verilen zararı en aza indirmeye ve cildinizdeki ışıltıyı korumaya yardımcı olur. Ek koruma için C vitamini serumları gibi antioksidan içeren cilt bakım ürünlerini de kullanabilirsiniz.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Andaç Salman

Hijyene özen gösterin

Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Andaç Salman “Cildinizi temiz tutmaya özen gösterin. Ancak yüzünüzü yıkarken kuruluğa ve tahrişe neden olabileceğinden, derinin doğal yağlarını olumsuz etkileyen sert sabunlardan veya temizleyicilerden kaçının. Günde iki kez dermokozmetik cilt temizleyici ile cildinizi yıkayarak temiz tutun. Bu, gözenekleri tıkayabilen ve cildin görünümünü matlaştırabilen kir, ter ve fazla yağı gidermeye yardımcı olur” diyor.

Mümkünse gölgede kalın

Özellikle güneş ışınlarının en güçlü olduğu yoğun saatlerde, doğrudan güneş ışığında geçirdiğiniz süreyi sınırlayın. Güneşe maruz kalmayı en aza indirmek için gölge arayın, koruyucu giysiler giyin, geniş kenarlı şapkalar ve güneş gözlüğü kullanın. Doğrudan güneşe maruz kalmayı azaltarak cildinizin parlaklığının korunmasına ve güneş yanıklarının önlenmesine yardımcı olursunuz.

Sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürün

Genel yaşam alışkanlıklarınız cilt sağlığınızı doğrudan etkiliyor. Bu nedenle uykusuz kalmamaya dikkat edin, yeterli süre ve kaliteli uyuyun. Düzenli egzersiz yapın ve stres seviyenizi yönetin. İyi dinlenmiş bir vücut ve sağlıklı bir yaşam tarzı, canlı bir cilde katkıda bulunur. Uyku, cildinizin yenilenmesini ve onarılmasını sağlarken, egzersiz kan dolaşımını hızlandırarak cildinize sağlıklı bir ışıltı verir. Meditasyon veya derin nefes alma gibi stres yönetimi teknikleri, stresin cildiniz üzerindeki etkisini en aza indirmeye yardımcı olabilir.

Yol hipnozuna dikkat!

Yol hipnozuna dikkat!

Yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle yola çıkacaklara uyarılarda bulunan Uzman Klinik Psikolog Begüm Demir, vatandaşların “yol hipnozu” konusunda dikkatli olmaları gerektiğini söyledi. Demir, yol hipnozuna yakalanmamak için 2-3 saatte bir 15-20 dakikalık kısa molalar verilmesi gerektiğini belirtti.

Bu yıl 9 günlük bir tatile dönüşen Kurban Bayramı için vatandaşlar yolculuk planlarını çoktan yaptı. Cuma akşamı büyük şehirlerden Anadolu’nun birçok noktasına doğru trafik akışının olacağı tahmin edilen bu dönemde, bayram yolculuklarını felakete dönüştürmemek için çeşitli uyarılar da gelmeye başladı.

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’nden Uzman Klinik Psikolog Begüm Demir, uzun yola çıkacak vatandaşları “yol hipnozu” hakkında uyardı. Yol hipnozunun “gözlerin açık durumda olduğu fakat zihnin uyku ve uyanıklık arasında kaldığı bir durum” olarak tanımlanabileceğini ifade eden Demir, bunun kişide idrak ve bellek seviyesinde azalma meydana getirdiğini kaydetti.

Klinik Psikolog Begüm Demir

“Yol Hipnozu” nedir?

Yol hipnozunun otoyollarda, güzergahın düz ve tekdüze olduğu durumlarda daha sık ortaya çıktığını söyleyen Demir, “Yol boyunca aynı manzaraların tekrar etmesi, sürekli olarak aynı ritimde müzik çalması ve devamlı bir sessizliğin oluşu kişide sıkıcılık hissi oluşturarak hipnoz duruma geçmesine neden olabilir. Yol hipnozu yaşayan kişiler, dikkatin azalmasına bağlı olarak monoton bir sürüş hali gerçekleştirebileceği için önüne çıkan araç ya da başka nesneleri ayırt etmede güçlük yaşayabilir. Yolculuğun son 15-20 dakikası hakkında hiçbir şey hatırlamaz. En son trafik ışığının hangi renk olduğu, en son yön tabelasının ne olduğu hakkında hiçbir fikri olmaz. Kişi sürüş esnasında farkında olmadan araç hızını artırabilir, azaltabilir veya şerit değiştirebilir.  Bu da sürüş güvenliğini tehlikeye atar” ifadelerini kullandı.

“Verimli uyku çok önemli”

Yol hipnozundan korunmak için dikkat edilmesi gerekenlerin başında, kişinin uykusunu verimli şekilde almış ve dinlenmiş olarak yol çıkmasına dikkat çeken Demir, “Uzun süreli yolculuklar kişide dikkat düzeyinin azalmasına ve yorgunluk haline yol açabilir. Bu tip durumlardan korunabilmek için 2-3 saatte bir 15-20 dakikalık kısa molalar vererek yola devam edilmesi faydalı olacaktır. Günün karanlık saatlerinde melatonin hormonunun salgılanma seviyesinin artmasıyla zihin ve bedenin uyku haline geçme süresi kısalır. Bundan dolayı uzun yolculuklarda gündüz saatlerini tercih etmek kişiyi yol hipnozu halinden koruyabilir” açıklamalarında bulundu. Demir, “Yol boyunca farklı ses uyarıları olması faydalı olabilir. Ara sıra farklı ritimlerde müzik dinlemek de zihni monotonluktan uzak tutmaya yardımcı olur. Yolculuk sırasında sürücüye eşlik eden birisinin olması ve arada kısa konuşmalar yapmak da zihnin uyanık kalmasına yardım edebilir. Ek olarak hoparlör ile telefon görüşmesi yapacak olsanız dahi 5-10 dakikadan fazla görüşme yapılmasından uzak durulması önemlidir” dedi.

Klinik Psikolog Begüm Demir

Yol hipnozundan nasıl korunulur?

Demir, yol hipnozundan korunmak için yapılabilecekleri ise şöyle sıraladı: “Yol hipnozunu yaşayan kişiler, sürüş sırasında zihinde bulanıklık yaşamaya başlayarak geçen zamanın farkında olamama veya az önceki anı hatırlayamama durumları yaşayabilir. Ek olarak gözlerde bulanıklık, göz kırpmada sıklık, gözün belli bir noktaya sabitlenmesi, kişinin sürüş esnasındaki hareketlerinin otomatikleşmesi gibi durumlar görülebilmektedir. Kişinin, bu tip belirtileri kendisinde fark ettiğinde aracı uygun bir alana çekerek dışarı çıkması ve temiz hava alarak esneme hareketleri veya kısa yürüyüşler yapması, bedendeki kan dolaşımının artmasını sağlayarak kişinin bilişsel performansını iyileştirebilmesinde ve dikkat düzeyinin artmasında etkili olacaktır.”

Sağlığınızı kalorisiz ve şekersiz içeceklerle destekleyin

Sağlığınızı kalorisiz ve şekersiz içeceklerle destekleyin

Yeteri kadar su tüketmemek ciddi sağlık problemlerine zemin hazırlayabiliyor. Yemekten sonra hala aç hissetmenin, gece ya da gün içerisinde yaşanan açlık krizlerinin bir sebebi de susuzluk olabiliyor. Susuzluk ve açlık hissi beyinde aynı noktayı uyardığı için vücut susuz kaldığında daha fazla yiyeceğe ihtiyacı olduğu hissine kapılabiliyor. Bu sebeple yeterli su tüketimi önem taşıyor. Su tüketimi dolaşım ve sindirim sisteminden endokrin ve sinir sistemine kadar sağlığı destekliyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uz. Dyt. Nur Sinem Türkmen,suyun faydaları ve sağlıklı içecek alternatifleri hakkında bilgi verdi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Uz. Dyt. Nur Sinem Türkmen Az su tüketimi bu sorunlara yol açabilir

  •  Yeteri kadar su tüketmemek, tükürük üretiminin azalmasına sebep olarak ağız ve dudak kuruluğuna yol açar. Ağız kuruluğunu geçirmek için, hiçbir içecek suyun yerini tutamaz. Su harici içecekler ağız ve boğazdaki mukoza membranları kayganlaştırmadıkları için ihtiyaç olan sıvı miktarına ulaşamamaktadır.
  • İdrar rengi sağlık hakkında birçok ipucu vermektedir. Normal şartlar altında idrar rengi saydam, hafif bulanık ve açık renk olmalıdır. Koyu sarı ve turuncu renkler vücudun susuz kaldığına bir işarettir.
  • Yeteri kadar su tüketilmemesi vücutta kansızlığa çok benzer belirtiler gösterebilir. Vücut susuz kaldığında, kandan su almaya başlar ve bu da organlardaki oksijen miktarının azalmasına sebebiyet verebilir.
  • Oksijensizlik ise yorgunluk ve uyuşuklukla birlikte enerjisiz hissetmeye yol açmaktadır.
  • Kıkırdak ve omurga disklerinin yaklaşık yüzde 80’i sudan oluşur. Eklem kireçlenmelerine sebebiyet vermemek için su tüketimine özen göstermek gerekir.
  • Işıltılı bir cilt için bol su tüketmek şarttır. Vücudumuz yeterli su alamadığında kalan su hayati fonksiyonlar için kullanılır ve susuzluk cilt kuruluğu ile gözlemlenebilir hale gelir. Bu etki uzun vadede hızlı yaşlanmaya neden olmaktadır.

 Su sağlığınız için çok önemlidir. Suyu olduğu gibi için veya tercih ettiğiniz malzemelerle tatlandırın. Sade suyu çok sıkıcı buluyorsanız, aromalı su size lezzetli bir alternatif sunabilir.

Birkaç nane yaprağıyla birlikte birkaç dilim limon, misket limonu, salatalık veya portakal ekleyerek bunu evde yapabilirsiniz. Ayrıca donmuş meyveleri veya en sevdiğiniz meyve suyunu bardağınıza damlatabilirsiniz. Yazın su dışında tüketilebilecek sağlıklı içecek alternatifleri şunlardır;

 Soğuk Çay

Çay (siyah, yeşil veya beyaz), iltihaplanmayı azaltmaya yardımcı olabilecek sağlıklı antioksidanlar ve bitki bileşikleri ile doludur. Çalışmalar, düzenli olarak çay içmenin kilo verilmesine ve kan basıncının düşürülmesine yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Yaz mevsiminde, şeker eklenmeden hazırlanabilecek soğuk çaylar, yeterli sıvı tüketiminin sağlanabilmesi için sağlıklı bir alternatif olacaktır.

 Sebze Suları

Sağlıklı bir yaşam için günde en az 3 porsiyon sebze tüketimi oldukça önemlidir. Sebze suları hazırlamak, fazladan birkaç porsiyon sebze tüketmenin hızlı bir yoludur. Meyve suyu yerine, sebze suları tercih etmek şeker ve kalori alımını azaltır, bu nedenle daha iyi bir seçimdir.

Meyveler gibi sebzeler de kesildiklerinde veya sıkıldıklarında besinlerinin bir kısmını kaybederler. Bu nedenle taze yapılmış sebze suları tercih edilmelidir.

Karpuz Suyu

Karpuz suyu, karpuzdan gelen meyve şekeri sayesinde tatlı bir içecek arayanlar için güzel bir seçenektir. Ayrıca potasyum açısından zengindir, kalsiyum ve fosfor da içerir. Karpuz tamamen sıvılaşana kadar ezilerek karpuz suyu yapılabilir. Fakat çok terlerken kaybedilen ana elektrolit olan sodyumdan fakirdir. Bu nedenle, çok sıcak bir iklimde yaşanıyorsa ve karpuz suyu egzersiz sonrası hem serinlemek hem de kaybedilen elektrolitleri geri almak için tercih edilecekse, bir tutam tuz ilave edilerek tüketilebilir.

Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uz. Dyt. Nur Sinem Türkmen

Şalgam Suyu

Şalgam suyu; mor havuç, şalgam ve baharatlarla hazırlanıp soğuk tüketilen bir içecektir. C vitamininden zengindir. 1 bardağı yaklaşık 10-15 kaloridir. Yaz aylarında hem ferahlatır hem de bağırsak sağlığını destekler. Fakat içerdiği tuz ve baharatlar dolayısı ile sık sık tüketilmemelidir. Tansiyon ve kalp hastaları ise hekimlerine danışmadan tüketmemelidir.

Maden Suyu

Maden suyu sade iken kalorisiz ve mineral yönünden zengin bir içecektir. Meyveli maden suları ise, içerisindeki eklenti şekerden dolayı bir bardağında 70 kaloriye kadar çıkmaktadır. Bu sebeple maden suyunu sade tüketmek gerekir. Tatlandırmak için içine meyve dilimleri ekleyerek, limon sıkarak meyve aroması verilebilir.

Soğuk Kahve

Kahve, dünyadaki en popüler içeceklerden biridir. Çay gibi, kahve de sıcak veya buzlu olarak tüketilebilir, bu da onu yıl boyunca çok yönlü bir seçim haline getirir. Kahve, yüksek bir kafein içeriğine sahiptir ve B vitaminleri, manganez, potasyum, magnezyum, fosfor mineralleri içerir. Ayrıca kalp hastalıkları, Tip 2 diyabet, karaciğer hastalığı, Alzheimer, bunama, felç ve kanser riskini azalttığı bilimsel çalışmalarda tespit edilmiştir. Günde maksimum 400 mg’a kadar kafein tüketimi idealdir. Fazla kahve tüketimi;

  • Stres seviyesini artırabilir,
  • Kalp çarpıntısı,
  • Uyku bozuklukları gibi sorunlara yol açabilir.

Yaz aylarında, serinlemek için soğuk kahveler; krema, şurup, şeker eklenmeden hazırlandığı sürece iyi bir tercih olacaktır. Şekersiz bitkisel sütler veya yağsız sütle hazırlanmış latte, soğuk amerikano, soğuk filtre kahveden tüketilerek kalori tasarrufu yapılabilir.

Smoothieler

Yeterli sıvı alımı sağlamak için mükemmel bir seçenek olan smoothieler de, etkileyici bir vitamin, mineral ve faydalı bitki bileşikler yelpazesine sahiptir.

Buzdolabınızda veya dondurucunuzda bulunan hemen hemen her malzeme kombinasyonuyla smoothie yapılabilir. Fakat smoothielerin birden fazla meyve eklenerek yapılması, kan şekeri dengesinin bozulmasına ve kilo alımına neden olabilir. Bu nedenle aşağıdaki 4 gruptan yalnızca 1 çeşit seçerek 4 malzemeyle sağlıklı smoothie’ler hazırlanmalıdır.

1.Grup Meyve: muz, yaban mersini, çilek, ananas, elma

2.Grup Süt: süt, laktozsuz süt, yağsız süt, badem sütü, Hindistan cevizi sütü, yulaf sütü

3.Grup Tatlandırıcı: bal, pekmez

4.Grup Yağ: keten tohumu, Chia tohumu, badem, fındık, ceviz

Ekstra olarak smoothie bir öğün yerine tüketilmek isteniyorsa içine 1-2 yemek kaşığı yulaf ezmesi de eklenebilir.

Limonata

Limonata içine koyulan şeker miktarının artışına bağlı olarak daha kalorili bir hal almaktadır. Limonata evde şeker oranı düşük tutularak yapılabilir. Limonata daha doğal ve daha düşük kalorili olarak tüketilmek isteniyorsa içerisine 1 tatlı kaşığı bal eklenebilir. Günde 1 bardak tüketilmesi hem ferahlamaya hem de C vitamini alımına destek olmaktadır.

Her 7 çiftten biri tüp bebek tedavisine başvuruyor!

Her 7 çiftten biri tüp bebek tedavisine başvuruyor!

Dünyada ve ülkemizde obezite, stresli yaşam koşulları ve sigara kullanımı gibi etkenler nedeniyle infertilite sorunu yaşayan çiftlerin sayısı giderek artıyor. Öyle ki ülkemizde 7 çiftten biri doğal yollarla hamilelik oluşmadığı için tüp bebek tedavisine başvuruyor. Tüp bebek yönteminde baş döndürücü hızla yaşanan gelişmeler sayesinde bazı çiftler yapılan ilk transfer işleminden sonra bebeklerini kucaklarına alabiliyor. Ancak bazılarında ise tedavi başarısızlıkla sonuçlanabiliyor. Gebelik elde edilmediğinde çiftler hayal kırıklığına uğrayarak, tedaviyi bırakabiliyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, günümüzde tüp bebek tedavisinin inferlititede en etkin tedavi yöntemi olduğuna dikkat çekerek, “Aslında tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında buna yol açan etkenler belirlenir ve doğru yöntemler uygulanırsa, çiftlerin çocuk sahibi olma şansları büyük oranda artıyor. Sorunun yumurtadan mı, spermden mi, rahimden veya tüplerden mi kaynaklandığını belirleyip, yeni tedavi öncesi hazırlık yaparak tedaviye başlamak kritik öneme sahiptir” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, tüp bebek tedavisinde başarıyı artıran etkenleri anlattı, önemli önerilerde bulundu.  

Dr. Çağlar Yazıcıoğlu

Tedavi için gecikmemek

Tüp bebek tedavisinin başarısını belirleyen en önemli etken kadının yaşı oluyor. Zira, kadınlarda üreme yeteneği 20-40 yaş arasında en yüksek seviyedeyken, 40 yaşından sonra hızlı bir şekilde düşüyor. Dolayısıyla tüp bebek yönteminde gecikmemek tedavinin başarısında kilit rol oynuyor.

Yumurta rezervine dikkat

Yumurta sayısı kadın yaşından sonra tedavi başarısını belirleyen en önemli 2. faktörü oluşturuyor. İyi yumurtalık rezervine sahip kadınlarda, yumurta sayısının normalde her bir yumurtalıkta 7-8 civarında olması bekleniyor. Yumurta sayısı azlığında anti-müllerian hormonunun seviyesi düşüyor. Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, “Yumurtalık rezervi düşük olduğunda, genç yaşta olsalar bile anne adaylarının tüp bebek tedavisine başvurmaları gerekiyor. Bebek planını ertelemek durumunda olan anne adaylarının da embriyo ya da yumurta dondurma işlemini yaptırmalarında fayda var” diyor.

Kaliteli yumurta ve sperm seçmek

Kaliteli yumurta geliştirmek, kaliteli sperm seçmek, kaliteli embriyo oluşturmak ve iyi yapılan bir transfer, yüksek hamilelik oranını sağlayan en önemli etkenleri oluşturuyor. Zira, kaliteli embriyolar sayesinde hamilelik şansı yüksek oranda artıyor.

Rahim filmi (HSG) önemli

Tüplerde sıvı (hidrosalpinx) veya polip, perde gibi rahim içi sorunlar, embriyo kaliteli de olsa hamileliği engelleyebiliyor ya da düşüklere sebep olabiliyor. İyi çekilmiş rahim tüp filmi bu sorunların tespitinde büyük önem taşıyor.

Üreme organı hastalıklarına dikkat!

Tüp bebek tedavisinde embriyo transferi öncesinde, tüplerde sıvı varsa, rahime sıvı akmaması için tüpler laparoskopiyle kapatılıyor. Rahimde polip, perde ve yapışıklık gibi sorunlarda da rahim içi dokuya zarar vermemeye özen gösterilerek histeroskopi (vajinal yoldan girilerek kamera ile endoskopik olarak yapılan kesisiz ameliyat) operasyonu gerekebiliyor.

Dr. Çağlar Yazıcıoğlu

Genetik analiz yapmak

Tekrarlayan tüp bebek denemelerinin bir başka önemli sebebi ise eşlerde görülen ancak bulgu vermeyen genetik anomaliler olabiliyor. İhtiyaç halinde embriyolardan biyopsi alınıyor. Tek tek dondurulan embriyolardan kromozomları sağlıklı olanları belirleniyor ve rahim hazırlanıyor. Ardından genetik olarak sağlıklı embriyo çözülerek transfer yapılıyor.

İltihaplanmayı gidermek

Vücutta oluşan ve toplumda iltihaplanma olarak bilinen inflamasyon, tüp bebek tedavisinde başarı şansını düşüren bir başka önemli faktörü oluşturuyor. İnflamasyon, mikrobik ya da mikropsuz toksik etkenlere karşı vücudun kendisini korumaya yönelik savunma cevabıdır. Ancak inflamasyon sürekli devam ettiğinde doku ödemi ve yangısal reaksiyon nedeniyle vücuda zarar veriyor. Erkekte ve kadında üreme hücreleri de bundan ciddi anlamda etkileniyor. Sonuç embriyo kalitesine yansıyor. Dolayısıyla tüp bebek yönteminden yüksek başarı elde edilmesi için inflamasyonun mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor.

Sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek

Obezite, sigara ve kalitesiz uyku gibi etkenler de tüp bebek tedavisinde başarıyı önleyebiliyor. Dolayısıyla çiftlerin sigarayı bırakmaları, sağlıklı beslenerek fazla kilolarından kurtulmaları, düzenli spor yapmaları, uyku hijyeni sağlamaları ve antioksidan desteğiyle vücuttaki inflamasyonu azaltmaları, sperm ile yumurtanın kalitesini artırabiliyor. Bu sayede kaliteli embriyo gelişimi ve hamilelik şansı önemli oranda artabiliyor.

Sperm DNA hasarı varsa!

Erkeklerde özellikle aşırı sigara kullanımı, yüksek ısıya maruz kalmak, ortamdaki kimyasal maddeler, bazı hastalıklar nedeniyle kullanılan ilaçlar, kemoterapi ile radyoterapi gibi etkenler spermlerde DNA hasarına yol açabiliyor. Tüp bebek tedavisinde başarıyı artırmak için yüksek sperm DNA hasarı varlığında sigarayı bırakmak, vücut yağ oranını azaltmak, enfeksiyon varsa tedavi etmek, antioksidan kullanmak ve hormonal regülasyon sağlamak embriyonun kalitesi ile tedavi başarısını belirgin olarak artırıyor.

Enfeksiyonları tedavi etmek

Bazı bulgu vermeyen trikomonas ve üreoplazma gibi üreme enfeksiyonları da sperm kalitesini olumsuz etkiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, “Bu etkenlerin genital panel PCR testiyle tespit edilip tedavi öncesinde giderilmesi, özellikle başarısız denemeleri olan çiftlerde kaliteli sperm ve kaliteli embriyo gelişimi açısından önemli oluyor” diyor.

Zayıf karneye veya başarılı karneye nasıl tepki vermeli!

Zayıf karneye veya başarılı karneye nasıl tepki vermeli!

Okullarda bir eğitim öğretim döneminin daha sonuna yaklaşıldı. Milyonlarca öğrenci ve ailesi karne heyecanı yaşarken, kimi çocuklar anne-babasının karşısına ‘teşekkür’, ‘takdir’ ile çıkmanın haklı gururunu kimi çocuklar ise karnesindeki bir veya birkaç zayıfın üzüntüsünü ve tedirginliğini yaşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç her iki durumda da ebeveynlere büyük görev düştüğünü belirterek “Bu süreçte çocukların psikolojisini sağlıklı yönetebilmek ve sonraki dönemler için sağlıklı şekilde motive edebilmek adına ebeveynlerin tutum ve tepkilerinde aşırıya kaçmamaları çok önemlidir” diyor. Peki zayıf ve başarılı karneye en doğru yaklaşım nasıl olmalı? Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç ebeveynlere önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç

Sağlıklı iletişim kurun!

Çocukla empati yapın ve sağlıklı iletişim kurun. İyisiyle, kötüsüyle bir yılın geride kaldığını, zorlandığı konular kadar keyif aldığı konuların da olduğunu hatırlatırken, öncelikle onun fikirlerini dinleyin. ‘Bu karne senin hayat başarını değil, bu yılı nasıl tamamladığını gösteriyor’ şeklinde yaklaşımda bulunun.

Genelleme yapmayın!

Çocuğun başarısızlığını genele yaymayın, sadece konu özelinde yaklaşın. Örneğin; çocuğunuz matematik dersinden zayıf not aldıysa matematiğe karşı yetersiz olduğuna inanırsa, çaba göstermekten vazgeçer. Oysa ona ‘Bu sene matematik dersin zayıf gelmiş olabilir ama bu senin matematikte hiçbir zaman iyi olmayacağın anlamına gelmez, eksiklerini tamamladığın taktirde gelecek sene daha iyi olacaksın’ şeklinde yaklaşmanız onu motive edecektir.

Yapıcı davranın!

Düşük gelen notlarını beraber değerlendirin ancak bu esnada küçük düşürücü, incitici, alay edici bir yaklaşımdan kesinlikle kaçının! Zorlandığı konuları tespit ederken sevgiyle ve şefkatle, motive edici bir üslupla yaklaşın. ‘Sence nerelerde zorlandın, seneye böyle olmaması için bunu nasıl geliştirebilirsin? Biz ebeveynlerin olarak sana nasıl destek olabiliriz?” şeklindeki tutum hem yapıcı hem de çocuk için farkındalık kazandıran bir yaklaşım olacaktır.

Kendinizi de sorgulayın!

Karnedeki zayıf notların nedenlerini sadece çocuğa bağlamak doğru değil. Zira zayıf notların altında birçok etken yatabiliyor. Anne baba olarak yıl boyunca çocuğa nasıl yaklaştığınızdan taşınma, boşanma, aile içinde huzursuzluk ya da kardeş doğumuna dek bir çok faktör doğrudan karne notuna yansıyabileceğinden kendinizi de sorgulamaktan ve bunlardan dersler çıkarmaktan kaçınmayın.

Geliştirebileceği yönlerini gösterin, çabasını takdir edin!

Odaklandığında ve çabaladığında aslında bir çok şeyi yapabildiğini çocuklara hissettirmek ve önceden çaba gösterip başardığı birkaç örneği hatırlatmak çok önemli. Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç “Bu sayede çocuğun kendisini yetersiz hissetme ihtimalini hafifletebilir, onu motive edebilirsiniz. Çabaladıkça çabasını takdir etmek yine pozitif pekiştireç olacak ve bu çabalama davranışının artmasını sağlayacaktır. Örneğin; ‘Bu sene şu dersler için çabaladığını ve o dersin diğerlerine göre daha yüksek olduğunu görüyorum, çabaladığında tüm dersler için bu yükselişin olacağına benim inancım tam’ şeklindeki yaklaşım ona güçlü yönlerini hatırlatacak ve diğerlerini de geliştirmek için ilham olacaktır” diyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç

Gelecek sene temiz bir sayfa için motive edin!

Her tecrübenin geliştirici bir yanı olduğunu vurgularken, bu karne döneminden neleri tecrübe ettiğini sorun, verdiği cevaplar ve çıkarttığı dersler için takdir edin, birlikte yeni eğitim yılı için hedefler koyun. Çocuğa önümüzdeki eğitim yılının yepyeni bir yıl olduğunu hatırlatarak temiz bir sayfa açtığını hissettirmek ve edindiği tecrübelerle daha güçlü olduğunu hatırlatmak yeni dönem için daha güvenli ve emin adımlarla ilerlemesini destekleyecektir.

Başarısını manevi bir hediyeyle kutlayın!

Başarılı bir karnedeyse ödülün abartılmaması, özellikle yüksek maddi değerli hediyelerden kaçınılması gerektiğini vurgulayan Dilara Yamanlar Büyükkoç şöyle konuşuyor: “Çocuğu öncelikle gönülden tebrik edin, başarısını kesinlikle görmezden gelmeyin. Başarıya nasıl ulaştığının tekrar üstünden geçerek, bu başarının ona nasıl hissettirdiği üzerine konuşun. Bu adımlar duygusal anlamda başarıyı içselleştirmesini ve başarısının devamlılığını sağlayacaktır. Başarısını birlikte bir etkinlikle kutlamak, o günün başrol oyuncusu olarak hissettirmek, manevi anlamda onu en çok besleyen, en sağlıklı yaklaşım olacaktır. Abartılı ve pahalı hediyelerden kaçının zira böyle bir yaklaşım bir süre sonra sadece hediye için çalışan, hediye alınmazsa tepkisel olarak çalışmayan çocuklar görmemize neden olabiliyor. ‘Çok akıllı’, ‘çok zeki’ gibi tanımlamalar ise çalışmadan da başarabileceği düşüncesine yol açarak başarı ivmesini düşürebildiğinden bu tür tanımlamalardan kaçının.”

Mesane pili ile sondasız bir yaşam

Mesane pili ile sondasız bir yaşam

Toplumda ‘mesane pili’ olarak bilinen ‘sakral sinir stimülasyonu’ mesane ve bağırsak fonksiyonlarını düzenleyen sinir sistemindeki sorunların tedavisini sağlamak için sinirlerin elektriksel yöntemlerle uyarılması mantığına dayanan bir yöntem. Cilt altına yerleştirilen pil aracılığıyla gönderilen elektrik sinyalleri, sinir demetinin uyarılmasını sağlayarak sorun yaşanan mesane ve bağırsakların işlevlerini düzenliyor. Bu sayede, çeşitli tedaviler denenmiş olmasına rağmen sonuç alınamayan pek çok sağlık probleminin giderilmesini sağlıyor. Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, mesane pili yönteminden özellikle üç önemli sağlık sorununda önemli başarılar elde edilebildiğini belirterek, “Bu yöntem yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebilen mesane işlev bozukluğu, erektil disfonksiyon ve pelvik ağrılarında yüksek oranda fayda sağlayabiliyor. İlaç ve botulinum toksin uygulaması gibi yöntemlerden sonuç alınamayan sağlık problemlerinde hastaların çoğu mesane piliyle tedavi olabiliyor. Örneğin, bu yöntem sayesinde idrarı boşaltamama sorununda kalıcı sonda tedavisine ihtiyaç duyulmuyor, hastalar pil tedavisinin ardından uyguladıkları bazı egzersizler sonrasında idrarlarını kendileri yapabilir hale gelebiliyor. Üstelik çözümü olmayan birçok hastalığın tedavisinde başvurulan mesane pili yan etkisi yok denecek kadar az ve tamamen geriye dönüşümlü bir yöntemdir.” diyor.

Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın

Prof. Dr. Sabri Aydın

Mesane pili tedavisinde hedef nedir?

Omurilik, omurga denilen kemik bir yapının içinde sonlanmasının ardından sinir lifleri olarak omurilik sıvısı içerisinde üzüm salkımı şeklinde sağlı ve sollu olarak vücudun iki yanına dağılıyor. Bir kısım sinir lifleri de sakrum adı verilen kuyruk sokumu kemiğinin içine giriyor ve çeşitli bölgelere dağılıyor. Bu sinirler; idrar torbası (mesane), anal sfinkter, penis, vajina ve pelvis içine ulaşarak, yer aldıkları bölgelerin fonksiyonunu üstleniyorlar. Bu bölgelerde yer alan sinyallerde sorun yaşandığında; idrar yapmakta güçlük çekme, erektil disfonksiyon ve pelvik ile vajinal ağrı gibi önemli sorunlar yaşanıyor. Mesane pili tedavisinde sinirlerin uyarılması yoluyla bozuk sinyallerin düzeltilmesi ve bunun sonucunda hastanın yaşam kalitesini ciddi boyutlarda etkileyen yakınmaların ortadan kaldırılması hedefleniyor.

Mesane piline hangi sorunlarda başvuruluyor?

Sakral sinir stimülasyonu yöntemine, hastaya ilaç ve botulinum toksin uygulaması gibi farklı tedaviler uygulanmış olmasına rağmen sorunun düzelmediği durumlarda başvuruluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, mesane pilinden son derece başarılı sonuçlar alınan sağlık sorunlarını şöyle anlatıyor:

Mesane işlev bozukluğu: Nörojenik mesane olarak adlandırılan ve mesane kaslarının düzgün çalışamaması sonucu gelişen idrara çıkamama, sık idrara gitme ve idrar kaçırma gibi durumlarda

Pelvik ve vajinal ağrılar: Kadınlarda pelvik bölgesinde gelişen kanser gibi çeşitli hastalıklar nedeniyle pelvik ve kuyruk sokumu kemiğinde oluşan ağrıların, yine kadınlarda sebebi bulunamayan kronik pelvik ağrılarının sıklığı ile şiddetinin azaltılmasında

Erektil disfonksiyon: Özellikle genç erkeklerde, sebebi bulunamayan veya bir hastalığın ardından yaşanan erektil disfonksiyonda

 

Acıbadem International

Mesane pilinin süresi nedir?

Günümüzde şarj edilebilen pillerin kullanım ömürleri hiçbir sorun yaşanmadan 15 yıla kadar uzayabiliyor. Haftada bir veya iki kez yarımşar saatlik şarj işlemiyle hastalar günlük hayatlarına çok rahat devam edebiliyor. Pilin ayarlamaları, ameliyatın ardından, doktor kontrolünde 2-4 haftalık bir sürede yapılıyor. Ameliyat sonrasında verilen kontrol cihazları sayesinde hastalar uyarıları kendileri ayarlayabiliyor ve pili istedikleri zaman açıp kapatabiliyorlar.

Mesane pili ameliyatı nasıl uygulanıyor?

Sakral sinir stimülasyonu lokal anestezi altında ve iki aşamada gerçekleştiriliyor. İlk aşamada; elektrod röntgen görüntülemesi altında, özel bir iğneyle hastanın kuyruk sokumu bölgesinden girilerek pelvise ulaşılıyor. Test sinyallerinin ardından, mesane ve bağırsaklara uzanan sinir demeti üzerine kalıcı elektrik kablosu yerleştiriliyor. Elektrodun ucu bir ara bağlantı kablosu aracılığıyla dışarıya çıkarılıp geçici olarak harici bir pile bağlanıyor. Bu işlemle, pil aracılığıyla elektrodun gönderdiği sinyaller sakral sinirin uyarılmasını sağlayarak mesane ve bağırsakların işlevlerini düzenliyor. İşlem sonrasında hasta taburcu ediliyor ve test dönemine alınıyor. Test aşaması olan 7-10 günlük süreçte, hastanın şikayetlerinde iyileşme olursa, yine lokal anestezi altında, 2.5 santimlik bir pil, kalça bölgesindeki cilt altında oluşturulan bir cebin içine, dışarıdan görünmeyecek şekilde yerleştiriliyor. Ardından, pil ilk operasyonda yerleştirilmiş olan elektrik kablosuna kalıcı olarak bağlanıyor. Ameliyat sonrasında hasta aynı gün taburcu oluyor ve günlük yaşantısına dönüş yapıyor.

Yöntemden herkes faydalanabiliyor mu?

Mesane pili ameliyatı, vücuduna cihaz takmakla ilgili sağlık sorunu olmayan (örneğin kronik bir hastalığı olup enfeksiyon riski taşımayan, kalp pili taşımayan) ve psikiyatrik sorun yaşamayan her hastaya uygulanabiliyor.