Yazılar

Beyin sağlıklı nasıl korunur?  

Beyin sağlıklı nasıl korunur?  

“Sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak ve en başta beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün olacağı açıktır.” diyen Liv Hospital Nöroloji Bölümü, Prof. Dr. Ayhan Öztürk 22 Temmuz Dünya Beyin Günü özelinde akıl ve beyin sağlığının önemine dikkat çekiyor.

Liv Hospital

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

En önemli şey aslında akıl ve beyin sağlığı
İçinde bulunduğumuz yüzyıl son yaşadığımız pandemi örneği ile de açıkça görüldüğü gibi insanlığın belki de kaderini belirleyeceği karar ve tutumları alması gereken bir yüzyıl olacak gibi görünmektedir. İnsanlığın bu yüzyılı daha az hasar ve olumlu sonuçlarla aşabilmesi için ona gereken en önemli şey aslında akıl ve beyin sağlığı olacaktır.
Beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün
Sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak ve en başta beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün olacağı açıktır. Aslında nörolojik hastalıkların dünya üzerinde dağılım ve sıklığı incelenirse neden beyin sağlığı açısından dikkat çekmek gerektiği daha iyi anlaşılacaktır.

Farkındalık yaratmak önemli
Özellikle ağrı gibi bulguları olan yüksek görülme oranına sahip hastalıkları katmazsak bile epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı ve beyin damar hastalıkları gibi toplumun geniş kesimlerinde yüksek görülme yüzdeleri ile etkileyen nörolojik hastalıklar beyin sağlığı ile ilgili bu farkındalığı yaratma çabasının açık nedenidir.

Sağlıklı beyin önemli
Dünyamız eşsiz ve bize kalmış, bizim de çocuklarımıza bırakacağımız bir miras fikri ile yaklaştığımızda sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, çağımızın aynı zamanda hızlı çözüm üretme özelliği nedeniyle tek ihtiyacın iyi korunmuş ve sağlıklı bir beyin olduğunu unutmamalıyız.

Yazın gözlerinizi korumak ‘elinizde’!

Yazın gözlerinizi korumak ‘elinizde’!

Güneşin zararlı ışınlarından (UVA-UVB) en fazla etkilenen organlarımızdan biri şüphesiz gözlerimiz. Ancak gözlerimizi tehdit eden etkenler özelllikle yaz aylarında sadece güneş ışınlarıyla sınırlı kalmıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, yazın güneşin yanı sıra havuzdan kırlara, denizden kumsala, kontakt lensten güneş kremi kullanımına dek mevsimsel özellikler dolayısıyla da gözlerimizin çevresel risklere açık olduğunu, bu nedenle bazı kurallara çok dikkat etmek gerektiğini vurguluyor. Gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde alerjik göz hastalıkları, konjonktivit (göz iltihabı) ve göz enfeksiyonları başta olmak üzere yazın bazı göz rahatsızlıklarının arttığını belirten Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, gözlerde yaz risklerini ve bu tehlikelere karşı alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp

Güneş gözlüğünde görünüşe aldanmayın!

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tüzünalp “Güneşten gelen UV ışınları görme merkezindeki hücreleri yakıcı etki yaptığı için güneş gözlüklerimizi çok doğru seçmemiz gerekir. Hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı koruyucu olan UV400 filtreli gözlük veya polarize cam kullanmamız uygundur. Özellikle çocuk ve yaşlı kişilerde doğru camlı güneş gözlüğü seçimlerimizde çok dikkatli olmalıyız. Boyama şeklinde karartılan camların arkasında gözbebeklerimiz daha büyük olduğu için zarar verici etkiye daha fazla maruz kalmaktadır” diyor.

Havuzda bu kurallara dikkat edin

Mikropların en yoğun üreyebildiği ve bulaşıcılığın en yüksek olduğu ortamlardan biri olan havuzların özellikle hijyen kurallarına yeterince uyulmadığı ve kalabalık olduğu taktirde göz sağlığını doğrudan tehlikeye attığını belirten Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, havuzda uzun süre kalınmaması konusunda da uyarıyor. Dr. Tüzünalp “Havuzlarda mikrop ürememesi için kullanılan klor, uzun yüzme sonrası korneada toksik etkiye yol açarak göz sağlığına zarar verebilir. Bu nedenle yüzme gözlüğü kullanmak ve havuzdan çıkınca da yüzü hemen yıkamak çok önemlidir” diyor. Kontakt lens kullananların da denize veya havuza zorunlu olmadıkça kontakt lensle girmemelerini, gireceklerse de mutlaka yüzücü gözlüğü kullanmalarını öneren Dr. Tüzünalp, aksi halde enfeksiyon ajanlarının kolaylıkla lense yapışarak enfeksiyona sebebiyet verebileceğini söylüyor.

Güneş kremini gözünüze değdirmeyin

Güneşin zararlı ışınlarından korunmak için sürdüğümüz güneş kremlerini göz bölgesine sürerken dikkat etmek ve kesinlikle göze kaçırmamak gerektiğini vurgulayan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tüzünalp şöyle konuşuyor: “Güneş kremi gözlerimize kaçtığı zaman içerisindeki kimyasallar tahrişe neden olabiliyor.  Özellikle çocuklar çok sık ellerini gözlerine götürdükleri ve güneş kremi de yoğun kullanıldığı için göz alerjilerini çok sık görmekteyiz. Güneş kreminin göze kaçması durumunda gözlerin bol suyla yıkanması gerekir.”

Kontakt lensin hijyenine özen gösterin

Yaz aylarında, üzerine güneş gözlüğü takılabildiği için lens kullanımının arttığını belirten Dr. Tüzünalp şu sözlerle uyarıyor: “Lens gözyaşını emerek şeklini koruduğu, sıcak havalar ve klimalı ortamlar ise kuruluğa yol açabildiği için gözyaşı kullanımına daha fazla dikkat etmek gerekir. Suni gözyaşı ile gözler nemlendirilmediği taktirde alerji ve konjonktivit sorunu ile karşı karşıya kalınabilir. Suni gözyaşını hekiminizin bilgisi dahilinde, gözünüzde lens varken her zaman gözlere damlatmalısınız. Lenslerinizi takmadan önce ve çıkarmadan önce de mutlaka ellerinizi yıkamalısınız.”

pause sağlık

Ellerinizi gözünüze, yüzünüze sürmeyin!

Gün içerisinde en çok kirlenen organımız olan ellerin kesinlikle gözlere ve yüze sürülmemesi gerekiyor. El hijyeninin göz sağlığını çok yakından etkilediğini, kirli ellerin yüzle temasının ciddi enfeksiyonlara yol açabileceğini vurgulayan Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, ellerin su ve sabunla sık sık yıkanması gerektiğini söylüyor.

Gölgeye bile güvenmeyin!

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp güneşin zararlı ultraviyole ışınlarına maruz kalmanın katarakt ve retina hastalıklarına yol açabildiğini, bu nedenle güneşin yeryüzüne dik olarak ulaştığı saatlerde, özellikle 10:00 ile 14:00 arasında olabildiğince ışınlardan uzak kalınması, güneş gözlüğüyle bile kesinlikle güneşe bakılmaması gerektiğini vurguluyor. Dr. Tüzünalp gölge alanlara bile güvenmeyip gözlerimizi güneş ışınlarından korunmanın önemli olduğunu belirterek “Güneşli yaz günlerinde gölge alanlarda da mutlaka ultraviyole koruması olan bir güneş gözlüğü kullanmalı, çıplak gözle dolaşmamalıyız. Sadece kendimizi değil çocuklarımızı da güneş gözlüğü ile korumamız gerekir. Açık havada geniş siperlikli bir şapka kullanmak da güneş ışınlarının etkilerini azaltacaktır” diyor.

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Güneşin, denizin ve özellikle de tatil havasının üzerimizde yarattığı olumlu etkiye rağmen, yaz ayları saçlar için yıpratıcı bir mevsim olabiliyor. Gerekli önlemler alınmazsa, güneş ışınlarının yol açtığı hasarlar nedeniyle uçları kırılmış, elastikiyeti azalmış, parlaklığını yitirmiş ve rengi solmuş saçlar, özellikle açık renkli ve ince telli saçları olan kadınlar için kaçınılmaz bir hal alıyor. Havuzun klorlu suyu da tüm bu hasarların katlanarak artmasına neden oluyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, bu nedenle yaz aylarında cildimizin yanı sıra saçlarımızı da güneş ışınlarından korumaya özen göstermemiz gerektiğini belirterek, “Saçlarımıza vereceği zararları azaltmak için ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11:00 – 15:00 saatleri arasında güneş altında kalmamak, şapka ve eşarp gibi aksesuarlar ile korunmak büyük öneme sahip. Bunların yanı sıra UV filtreli saç bakım ürünlerini kullanmak, yıpratıcı kozmetik işlemlerden kaçınmak ve nemi korumak amacıyla bu mevsime özel saç ürünlerini tercih etmek, dikkat etmemiz gereken en önemli kurallardır” diyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, yaz aylarında saçlarımızın yıpranmaması için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Şapka veya eşarbınızı mutlaka takın!

Yaz aylarında ‘ultraviyole ışınlarından korunma’ dendiğinde aklımıza gelen şey, cildimizi korumak oluyor. Ancak saçlarımızı da güneşin zararlı ışınlarına karşı korumayı ihmal etmememiz gerekiyor. Saçlarınızı ultraviyole ışınlarından en iyi şekilde korumayı, güneşe çıkarken kullanacağınız şapka ya da eşarp gibi aksesuarlar sağlıyor. Bu tip aksesuarları, özellikle deniz ve havuz kenarında takmayı mutlaka alışkanlık edinin.

Saçlarınızın rengini açtırmayın!

Saçlarınızı boyatıyorsanız, yaz aylarında koyu renkleri tercih etmenizde fayda var. Zira, koyu renkli kalıcı saç boyaları ultraviyole ışığını zayıflatarak, saç lifindeki proteinin hasarını azaltan pasif bir foto filtre işlevi görüyor. Boya molekülü ışığın enerjisini emerek koruma sağlıyor. Dolayısıyla saç boyasının rengi ne kadar koyu olursa, boya tarafından o kadar fazla ışık koruması sağlanıyor. Ayrıca saç tellerinin doğal ışıktan korunması melanin pigmentiyle gerçekleşiyor. Melanin ultraviyole ışınlarıyla parçalandığında, güneş ışınlarının saçlara verdiği en önemli hasar olan foto ağarma sorunu oluşuyor. Foto ağarma özellikle rengi oksitlenerek sarartılmış saçlarda belirgin görülüyor. Bu nedenle yaz aylarında saçların rengini açma ve açık renklere boyama işlemlerinden kaçınmanız gerekiyor.

Yıpratıcı kozmetik işlemler yaptırmayın

Günlük yaşantımızda hatalı tarama, saçları boyamakta kullanılan oksidatif renklendiriciler, perma ya da kalıcı düzleştirme işlemleri gibi saç sağlığımızı olumsuz etkileyen çok sayıda faktör mevcut. Bu etkenler sonrasında saç hasarı; kırılma, parlaklık ve renk kaybı, kırık saç uçları ile elektriklenme şeklinde kendini gösteriyor. Güneş ışığından zarar gören saç proteinleri nedeniyle saç lifinin çekme direnci azaldığı için saçlar tarandığında, gerildiğinde ve şekillendirici uygulamalar yapıldığında saç tellerinin kırılma riski daha yüksek oluyor. Dolayısıyla yaz aylarında saçları yıpratan etkenlerden kaçınmanız ayrı bir önem taşıyor.

Sıcak su kaynaklarından uzak durun

Yaz aylarında yapılan buhar banyoları, hamam ve sauna kullanımı, sıcak suyla uzun süreli alınan duşlar ve sıcak ısıda kullanılan kurutma makineleri saçlarda belirgin yıpranmaya neden oluyor. Bu dönemde saçlarınızda ortam ısısının yol açtığı buharlaşmayı arttırmamak için kısa süreli ılık banyoları tercih edin ve saçlarınızı doğal ortamda kurumaya bırakın.

Saçları nemlendiren şampuanları tercih edin

Denizin tuzlu ve havuzun klorlu suyu nedeniyle yaz aylarında saç tellerinde belirgin kuruma görülüyor. Bu nedenle yaz aylarında nemlendirme özelliği taşıyan şampuan ve şaç kremleri kullanmanız, dikkat etmeniz gereken bir başka önemli kuralı oluşturuyor.

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Yoğun nem veren maske önemli!

Yaz aylarında saç telleri aşırı kuruyabildikleri için yoğun nem veren maskeler ve durulanma gerektirmeyen nemlendirici saç yağları, bu mevsimin vazgeçilmezleri olmalı. Saçlarınıza haftada bir gün nemlendirici maske yapmayı ihmal etmeyin.

UV filtreli saç bakım ürünlerini kullanın

Saç boyalarına ek olarak, saça bir miktar ışık koruması sağlayabilen çeşitli saç bakım ürünlerinden de faydalanabilirsiniz. Bu ürünler arasında UVB ve UVA güneş koruma faktörleri eklenmiş saç kremleri, maskeler, şekillendirici jeller ve saç spreyleri yer alıyor. Ayrıca,  özellikle UVA ışınlarının boyalı saçın rengini değiştirmesi nedeniyle, boyalı saçlar için tasarlanmış olan saç bakım formülasyonlarına, saç boyasının ömrünü uzatmak amacıyla güneş koruma faktörleri de eklendi. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, “Ancak bu tür koruma yaklaşımlarındaki temel sorun, bu ürünlerin saçta fazla süre kalmamaları ve kafadaki her bir saç telinin tüm yüzey alanını koruyan eşit bir film tabakası oluşturamamalarıdır. Sadece bu ürünlere güvenmek için henüz elimizde yeteri kadar veri mevcut değil” diyor.

Saçlarınıza gerekenden fazla şampuan kullanmayın!

Yaz aylarında daha fazla terlediğimiz için saçlarımızı sık yıkama ihtiyacı duyabiliyoruz. Ancak sık yıkadığınızda her seferinde şampuanlama yaparsanız, zaten sıcaktan nemini kaybetmiş olan saç tellerinizin daha fazla yıpranmasına, daha önemlisi saçlı deride kurumalara ve kepeklenmelere yol açabilirsiniz. Dolayısıyla, temel yapısında hasar oluşmaması için saçlarınızı günde bir kereden fazla şampuanlamaktan kaçınmalısınız.

Havuzda bone kullanın ve çıkınca hemen durulanın

Düzenli olarak klora maruz kalmak saçları kuru ve kırılgan hale getiriyor. Ancak yüzme havuzları en önemli hasarı boyalı saçlara veriyor, zira klor saçların rengini değiştirebiliyor. Bundan kaçınmak için en iyi yöntem havuz kullanımlarında bone takmaktır. Yüzdükten sonra saçlarınızı hemen temiz suyla iyice durulamak da her zaman iyi bir fikir olacaktır.

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Botanik özlerin desteğini alabilirsiniz

Botanik özlerde bulunan antioksidanlar saçlarımızı yaz mevsiminin olumsuz etkilerine karşı koruyabiliyor. Durulanmayan saç kremlerine eklenen ve antioksidan açısından zengin enginar özü (Cynara scolymus L.) ultraviyole ışınlarına maruz kalan saç tellerini yağ ve protein bozulmasından koruyabiliyor. Ayrıca pirinç özü (Oryza sativa L.) saçın gerilebilme gücünü artırırken, tanen açısından zengin nar özü (Punica granatum L.) boyalı kırmızı saçların renginin güneş ışığı nedeniyle solmasını önleyebiliyor. Yapılan çalışmalarda; antioksidan bir molekül olan kuarsetin gibi yüksek miktarlarda flavonoidler içeren hanımeli özü (Lonicera japonica Thunb.) ve çay için de benzer sonuçlar gözlenmiş.

 Güneş saçlarımızı nasıl yıpratıyor?

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, zararlı ultraviyole ışınlarının saçlarımızı nasıl yıprattığını şöyle anlatıyor:

  • Saç telleri, proteinlerin ve yağların dizilimiyle oluşmuş, rengini tıpkı deride olduğu gibi melanin pigmentinden alan karmaşık bir yapı. Yazın yeryüzüne güçlü bir şekilde ulaşan ultraviyole ışınları, saçın bu üç temel maddesine zarar veriyor. Işınların emilmesiyle saçların yapısındaki yağlarda hasar meydana gelince parlaklık azalıyor, proteinlerin parçalanması sonucu liflerin kalitesi bozulunca kırıklar oluşuyor ve pigment hasarıyla da foto ağarma gerçekleşiyor.
  • Ayrıca yaz mevsiminde, yüzde 10 ila 15’ i sudan oluşan saç tellerinde bir yandan yüksek ısı nedeniyle oluşan buharlaşma, diğer yandan tuzlu deniz suyundaki yoğunluk farkı nedeniyle suyun dışarı çekilmesi sonucu belirgin bir nem kaybı görülüyor. Havuz kullanımlarında klorlu su, tüm bu hasarları katlayarak arttırıyor. Bunların ardından da saçlarda belirgin bir kuruma oluşuyor. 

Yazın spor yapmayalım mı?

Yazın spor yapmayalım mı?

Yaz sıcakları ve yoğun nemin iyice bunalttığı bugünlerde açık havada yürüyüş ve spor yapmak da güçleşti. Üstelik kurallarına uygun yapılmadığında sağlığı ciddi şekilde tehdit de edebiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar “Yazın spor ve sıcak birleştiğinde vücut ısısı yükselir, kan sirkülasyonu artar, kalp daha hızlı atar. Daha fazla terlediğimizden dolayı sıvı ve elektrolit kaybı meydana gelerek bayılmadan çarpıntıya, kusmadan bilinç kaybına dek ciddi sorunlara yol açabilir. Yaşlı, çocuk, hamile ve sağlık problemleri olan insanlarda risk daha yüksektir ancak sağlıklı ve aktif insanların da dikkatli olması gerekir. Peki yazın spor yapmayalım mı? Tabi ki yazın spor yapalım ancak bazı kurallara uymak şartıyla!” diyor. Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar yazın spor yaparken dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Susuz kalmayın

Egzersize başlamadan önce vücudumuza yeterince sıvı yüklemiş olduğumuzdan emin olmamız gerekir. Bunun için ağız ve cilt kuruluğu, halsizlik ve susuzluk hissinizin olup olmadığına dikkat edin. Susuzluk hissetmemeniz, vücudunuzda yeterli sıvı bulunduğu anlamına gelmediğinden su içmek için susamayı beklemek gibi bir hataya düşmeyin.  Vücudunuzda yeterli sıvının olduğunu anlamak için idrarınızın açık sarı renkte olup olmadığını kontrol edin. Açık sarı idrar yeterli sıvı alındığını işaret eder. Egzersiz sırasında az az ve sık olarak içinde minerallerin de bulunduğu sıvı tüketmemiz gerekir.

Vücudunuzu dinleyin

Özellikle yaz aylarında spor yapmaya başlamadan önce mutlaka tıbbi kontrollerinizi yaptırın. Spor yapmanızda sakınca oluşturabilecek medikal durumunuz hakkında bilgi sahibi olun. Spor yapmaya başlarken vücudunuzun ne oranda fit olduğunu bilmek önemlidir. Bu sizi hızlı ve aşırı yüklemelerden korur. Egzersizler arasına istirahat dönemleri koymak vücudun kendini yenilemesine yardımcı olur ve sakatlanmaları azaltır. Yaz sıcağında ve yoğun nemli havada egzersiz daha yorucu olacağından vücut ısınızı ve kalp hızınızı dikkatli takip edin, gerekirse durmayı bilin.

Güneşten sakının

Güneşin yakıcı olduğu gün ortasında kesinlikle egzersiz yapmayın. Hava durumunu takip edin. Serin yerleri ve havanın serin olduğu saatleri tercih edin. Sıcak havalarda spor yaparken şapka, güneş gözlüğü, açık renkli ve terlemeyi engellemeyecek giysiler kullanın. Dışarı çıkmadan önce mutlaka en az 30 faktör güneşten koruyucu krem sürün.

Ağır sporlardan kaçının

Aşırı sıcaklarda bilinçsiz yapılan spor sıcak çarpmasına neden olarak halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma, bayılma, koyu idrar, kuru ve sıcak cilt, çarpıntı ve bilinç kaybı gibi şikayetlere yol açabilir. Bu durumda acil tıbbi yardım gereklidir. Bu nedenle yazın uygun şartları sağlamadan özellikle de ağır sporlardan kaçının. Mümkünse uzun mesafeli koşular yerine yüzme gibi yaz sporlarını tercih edin. Bisiklet yaralanmaları da yaz aylarında sık görüldüğü için dizlerde hasar ya da olası bir düşme sonrasında kırıklara karşı dikkatli olun ve bir şikayetiniz olursa doktora görünmeyi ihmal etmeyin. Geç kalınması durumunda sorun daha da ilerleyerek daha ağır bir tedavi gerekebilir.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Spor yaralanmalarına dikkat edin

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar “Uzun süredir hareketsiz bir yaşam tarzınız olup da yeni spora başlıyorsanız vücudunuza yüklenmeyin. Özellikle açık havada uzun süreli tempolu yürüyüş ya da hızlı koşu aşırı yüklenmeye bağlı olarak kıkırdak hasarı, bağ yaralanmaları, burkulma ve stres kırıkları gibi ciddi sorunlara neden olabilir. Bu nedenle hem yaza özel kurallara hem de temponuzu yavaş yavaş artırmaya dikkat edin” diyor.

Artık konuşmuyor, emojilerle anlaşıyoruz!

Artık konuşmuyor, emojilerle anlaşıyoruz!
 
Akıllı telefonlarla hayatımıza dahil olan mesajlaşma uygulamalarıyla birlikte duygularımızı ifade etme aracı olarak kullandığımız emojilerin gücü tartışılmaz. Peki sizce bu güç her zaman gerçeği mi yansıtıyor? Yani özellikle gençlerin kullandığı yeni nesil dil emojiler, her zaman sağlıklı ve gerçekçi duyguları barındırıyor mu? Liv Hospital Klinik Psikolog Selenay Yücel Keleş yeni nesil dil, emojiler ve psikolojisi hakkında bilgiler verdi.

Liv Hospital

Klinik Psikolog Selenay Yücel Keleş

Emojiler ihtiyacı karşılıyor
Dijital dünyada görsel bir dille iletişim kurmayı sağlayan emojiler, özellikle gençler tarafından sıklıkla kullanılır durumda. Hepimizin bildiği gibi online iletişimde, yüz yüze iletişimden farklı olarak duyguları karşı tarafa göstermek bir hayli zor olabiliyor. İşte tam da bu noktada hayatımızda emojiler devreye giriyor.

Daha hızlı ve daha çabuk olmayı arzuladığının bir göstergesi
Emojiler, kelimelere ihtiyaç duymadan duygularımızı ifade etmemizi kolaylaştırıyor. İletişimin hızlandığı ve sosyal medya kullanımının arttığı bu dönemde gençler tek mesajla birçok şey anlatmak için emojilerin gücünden yararlanıyor. Bu durumun olumlu etkilerinin yanında tabii ki olumsuz etkileri de bulunuyor. İnsan psikolojisinde; uzun bir cümle ile ifade edebileceğimiz duyguyu tek bir emoji ile gösterebilmek insanların giderek sabırsızlaştığının, daha hızlı ve daha çabuk olmayı arzuladığının bir göstergesi olabilir. Fakat biliyoruz ki kullanılan emojiler, her zaman asıl ruh halimizi yansıtmıyor. Aksine bazen asıl ruh halimizi gizlemek, gerçek duygularımızı maskelemek için hissetmediğimiz bir emojiyi kullanabiliyoruz. Bazen karşı tarafın beklentisini karşılamak için duruma uygun bir emoji tercih edebiliyoruz.

Yeni nesil dil
Özellikle gençlerin kullandığı yeni nesil dil emojiler, her zaman sağlıklı ve gerçekçi duyguları yansıtmamaktadır. Özetle emoji kullanmak; karşı tarafa duygu aktarımının sağlaması, duygunun paylaşılması ve karşı tarafın empati kurmasını kolaylaştırması için çok etkili olabilse de kişinin kendi gerçek duygusuyla bağlantısını koparmaması, kendi gerçek duygusunun da farkında olması çok önemli.

Gebelikte cinsel yaşam

Gebelikte cinsel yaşam

Gebelik kadınlarda hormonal, fiziksel ve psikolojik pek çok farklılıkla kadınların yaşamlarını da bir süreliğine değiştiriyor. Bu değişiklikler nedeniyle anne adaylarının cinsel ilgi ve isteğinde azalma da görülebiliyor. Özellikle ilk gebeliklerde kadınlarda ve eşlerinde bu konuda bazı anlaşmazlıklar yaşanabiliyor. Bu dönemde uzmanların önerileri doğrultusunda sağlıklı bir cinsel yaşam mümkün olabiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nihal Çetin, gebelikte cinsellik konusunda dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili bilgi verdi.

Memorial Hizmet Hastanesi

Op. Dr. Nihal Çetin

Cinsellik sırasında bebek anne karnında korunuyor

Gebelikte cinsel ilişki bebek için tehlike teşkil etmemektedir, son derece normaldir ve çoğu gebe için güvenli olmaktadır. Bebek annenin karın kasları, rahim kasları, amniyon sıvısı ve rahim ağzı tarafından korunur. Ancak anne adayında düşük riski, daha önceki gebelik öykülerinde tekrarlayan gebelik kayıpları, erken doğum riski, plasentanın rahim ağzına yerleşmesi gibi sorunlarda cinsellik kısıtlanmalıdır. Gebeliğin son haftaları yani 36 hafta sonrasında baba adayının spermi içerisinde prostoglandinler sebebiyle rahim kasılmaları olabileceği yönünde bazı düşünceler bulunmaktadır. Erken doğum öyküsü varlığında son haftalarda cinsellikten kaçınılabilir. Bunun haricinde ise kısıtlamaya gerek bulunmamaktadır.

Gebelik sırasında kadının cinsel isteği olumsuz etkilenebilir

Gebelik süreci her kadın için çeşitli zorluklar ve farklılıkları beraberinde getirmektedir. Hem fizyolojik hem de psikolojik olarak zorlanan gebelerin cinsel yaşamı da etkilenmektedir. Gebelikte cinselliği etkileyen nedenler;

  • Yorgunluk, sürekli uyku hali, bitkinlik hissi
  • Uyku ve yeme alışkanlığındaki değişiklikler, büyüyen memeler ve kilo artışı ile baş etmeye çalışma, kendini şişman hissetme ve fiziksel olarak eski haline dönüp dönememe endişesi,
  • Yaşadığı korkular ( düşük korkusu, bebeğe zarar verme korkusu, enfeksiyon endişe vb.)
  • Doğum eylemi ve bebeğin sağlıklı olup olmayacağı konusunda endişeler
  • Cinsel çekiciliğini kaybetme korkusu, eşinin sevgisini ve ilgisini kaybetme korkusu
  • Kariyer sahibi kadınlarda gebelik ve annelikle kariyerinin nasıl etkileneceği konusunda kaygılar olarak sıralanabilmektedir.

Sağlıklı bir gebelikte cinsel aktivitenin kısıtlanmasına gerek yok

Gebelikteki korku ve endişeler kadında içe dönüklüğe neden olabilmektedir. Bu da çiftler arasında soğukluk ortaya çıkabilmektedir. Kadında cinsel uyarılma zorluğu, cinsellikte ağrı ve cinsel isteksizliğe yol açmaktadır. Eşlerini cinsel aktiviteden yoksun bırakmaları nedeni ile suçluluk hissi de gebelerin sorunları arasında bulunmaktadır. Gebeliğin reddedilmesine kadar giden huzursuzluklar ortaya çıkabilmektedir. Sağlıklı bir gebelikte cinsel aktivitenin kısıtlanmasına gerek bulunmamaktadır.

Doktorun önerileri mutlaka dikkate alınmalı

Bebek bekleyen çiftler bazen tek ya da çift taraflı şekilde psikolojik olarak cinsellikten uzaklaşabilmektedir. Bu durumda kadın hastalıkları ve doğum hekiminin önerileri mutlaka dikkate alınmalıdır. Gerekirse psikolojik destek alınması da önem taşımaktadır.

 

Sıcak havalarda kalp sağlığına dikkat edin!

Sıcak havalarda kalp sağlığına dikkat edin!

Havaların aşırı ısındığı şu günlerde kalbimize her zamankinden daha fazla özen göstermeliyiz.  Çünkü kalp, sıcak havaları pek fazla sevmeyen organlarımızdan. Hissedilen sıcaklığı etkileyen nem oranındaki artış da vücudumuzda birtakım değişiklikler meydana getirebiliyor. Peki kalp sağlığımız için özellikle nelere dikkat etmeliyiz? Liv Hospital Kalp ve Damar Cerrahisi, Doç. Dr. Cem Arıtürk yanıtladı.

Liv Hospital

Doç. Dr. Cem Arıtürk

Sıvı dengesi önemli
Yaz aylarında, kalp sağlığını etkileyen faktörlerin başında sıcaklık ve nem artışı ile buna bağlı olarak vücutta meydana gelen sıvı ve elektrolit dengesizlikleri geliyor.  Özellikle kalp ve damar sistemi ile ilgili hastalığı bulunanlarda, yaz aylarında, vücudun sıvı dengesinde meydana gelen değişiklikler bir kat daha etkili ve riskli olabiliyor.

Kalbin fazla çalışmasına neden oluyor
Havanın ısınması kadar hissedilen sıcaklığı direkt olarak etkileyen nem oranının da önemli olduğu yaz aylarında, tüm vücutta birtakım değişiklikler meydana gelebiliyor. Dış ortam ısısındaki değişikliklere göre vücuttaki bazı ayar mekanizmaları ile vücut ısısı sabit tutuluyor. Terleme ve deri altı kan damarlarındaki genişleme, bu amaçla meydana gelen temel fizyolojik değişikliklerdendir. Terleme ile birlikte vücutta sıvı ve elektrolit kaybı meydana gelir. Elektrolit kaybı, kalbin kasılması için gerekli olan minerallerin de azalmasından dolayı, kalp fonksiyonlarını direkt etkileyebilirken terleme ile kaybolan vücut sıvısı da kalbin, daha fazla çalışmasına neden oluyor. Bununla birlikte damarların genişlemesi ile kan basıncı düşerken nabız sayısı artıyor.

Kalp-damar hastalığınız varsa dikkat
Meydana gelen bu değişiklikler normal, sağlıklı kalplerde kompansatuar (dengeleyici) mekanizmalarla dengelenebilir. Ancak kalp ve damar hastalığı bulunanlarda, dengeleyici mekanizmaları daha yavaş ve yetersiz olan yaşlılarda, kalp-tansiyon ilacı kullananlarda sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle yaz aylarında; özellikle yaşlı insanların ve kalp-damar hastalığı olanların dikkatli olmasında fayda var.

  • Güneş ışınlarının dünyaya dik açı ile ulaştığı günün sıcak saatlerinde (11:00-16:00 arasında) direkt güneş ışınlarından korunun.
  • Spor için günün erken veya geç saatlerini tercih edin.
  • Bununla birlikte gün boyunca nemli olmayan, serin ortamlarda bulunmaya özen gösterin.
  • Klimalı ortamlar, sıcaklığı düşürse de bir takım başka sorunlara yol açabileceği için dikkatli olun.
  • Mümkünse doğal serin ortamları tercih edin. Ancak ihtiyaç dahilinde klimalı ortamlarda, klimadan yeterince uzak bir mesafede, direkt hava akımına maruz kalmayacak şekilde ve kontrollü olarak bulunun. Klimaların pek çok enfeksiyon açısından odak olduğu da unutmayın.

Tatilde kilo almamak için ne yapmalı!

Tatilde kilo almamak için ne yapmalı!

Yaz aylarında çoğunlukla açık havada zaman geçirmek, kışa göre daha fazla sosyalleşmek,  tatilde yemeyi abartmak, dışarıda yüksek kalorili yiyecekler tüketmek ve üstüne gece yemeleri eklemek derken kilo artışı kaçınılmaz olabiliyor. Oysa pek çoğumuz aylar öncesinden diyete başlayarak yaza inve ve fit girmeyi başardık. Ama bunu sürdürebilmek de son derece önemli. Aksi taktirde verilen kilolar hızla geri alınarak en başa dönülebiliyor! Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Diyeti tatil boyunca devam ettirmek en az diyet kadar ilgi isteyen bir süreç. Çünkü ne kadar sağlıklı bir diyet ile kilo vermiş olursanız olun dikkat etmeyi bıraktığınız zaman kilo almak kaçınılmaz olur. Tatilde de sağlıklı kiloda kalmak, ince ve fit bir görünümde olmak için dikkat etmemiz gereken bazı temel kurallar var” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan yazın ince ve fit olmanın 8 püf noktasını anlattı, diyeti baltalayan yaz etkenlerine dikkat çekti, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Altunizade Hastanesi

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan

Öğün düzeninizi değiştirmeyin

Tatilde yatış ve kalkış saatleri değişse de öğün düzeninizi değiştirmemeye gayret edin. Kahvaltınızı poğaça, simit, beyaz ekmek ve börek gibi yüksek karbonhidrat içeriğiyle diyet baltalayan hamur işleriyle değil, beyaz peynir, zeytin, domates, salatalık ve yumurta gibi sağlıklı ve tok tutan besinlerle yapın.  Kahvaltınızı erken saatlerde yapıyorsanız aralarda gereksiz atıştırmalara engel olmak için mutlaka öğle yemeği yiyin.  Eğer geç kahvaltı ile güne başlıyorsanız öğle yemeğini atlayabilirsiniz. Akşam yemeklerinizi de uygun saatlerde yemeye çalışın. Gece geç saatlerde yemek yemekten kaçının.

Bol su için

Gün içerisinde sıvı alımızın düşük kalmamasına dikkat edin. Yanınızda suyunuz olsun veya gittiğiniz yerlerde su için. Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Bu sayede hem mide hacminizin bir kısmını su ile doldurup fazla besin tüketmeye engel olursunuz hem de açlık hissini bastırarak fazla porsiyon tüketmekten kendinizi korursunuz. Çünkü bazen açlık ve susuzluk hislerini karıştırıp susadığımız halde açıkmış sinyalleri alabiliriz” diyor. En sağlıklı sıvıların başında suyun geldiğini vurgulayan İpek Ertan, ayran, kefir, sade maden suyu, buzlu ev yapımı şekersiz yeşil / siyah çayın da sağlıklı alternatifler olduğunu belirtiyor.  Ev yapımı soğuk çaylara tatlandırmak için tarçın veya limon – şeftali gibi meyveleri de ekleyebilirsiniz.

Sebze tüketimine ağırlık verin

Mevsim sebzeleri tüketmeye özen gösterin. Pişmiş sebzeler çiğ sebzelere göre çok daha fazla tok tutma özelliğine sahip olduğundan yaz sıcaklarında zeytinyağlı sebzeleri tercih edebilirsiniz. Ancak sebze yemeğinin yanında mutlaka salata da tüketin. Tüm öğünlerinizde iyi yıkanmış çiğ sebzeler (salatalar) bulunsun.

Yeterli protein alın

Yumurta, peynir, et, tavuk, balık, hindi, deniz ürünleri, kurubaklagiller gibi yüksek protein içeren besinler tüketerek hem metabolizmanızı hızlandırabilir hem de tok kalma sürenizi  uzatarak diyeti baltalayan gereksiz atıştırmalıkların önüne geçebilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Bir çok insan tarafından kurubaklagiller kış yemeğiymiş gibi düşünülse de yazları da haşlanarak yapılan kurubaklagil salataları oldukça lezzetli ve iyi bir protein kaynağı olarak tüketilebilir. Kurubaklagiller aynı zamanda yüksek lif içerikleriyle bağırsakları da çalıştırarak kilo verme sürecine katkı sağlar” diyor.

Yoğurt tüketin

Kalsiyumdan zengin besinlerin tok tutma özellikleri olduğundan, ana yemeklerde veya ara öğünlerde yoğurt, ayran ve kefir gibi besilenler tüketmeye özen gösterin. Ana yemeklerde yoğurtlu salata, ayran veya soğuk yoğurt çorbası olarak da menüye eklenebilir. Ara öğünlerde ise kefir ve meyve veya yoğurt ve musli çok güzel ara öğün alternatifleri olabilir.

Acıbadem Altunizade Hastanesi

Tok tutan ara öğünler yapın

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Gereksiz atıştırmalar yapmamak ve önünüze çıkan kalorili yiyeceklere hayır diyebilmek için öncelikle tok olmak gerekiyor. Bunun için öğün aralarınızı çok uzun tutmayın. Genel olarak 4-5 saatte bir sağlıklı öğünler yaparsanız çok açlık hissetmezsiniz. Ara öğünlerde de kendinize lif ve su içeriği yüksek ara öğün hazırlarsanız tokluğunuzu uzun süre sağlayabilirsiniz. Ara öğünlerinizi bazen yaz sıcağında serinletici bir smoothie ile de yapabilirsiniz. Örneğin; içine salatalık, yeşil elma/ şeftali/ çilek ve 2 yemek kaşığı chia tohumu veya 2 yemek kaşığı yulaf kepeği unu eklediğiniz bir smoothie hazırlayabilirsiniz” diyor.

Yaz meyvelerinde aşırıya kaçmayın

Yaz aylarında ara öğünlerde tüketeceğiniz yaz meyveleri bol lif ve su içerdiğinden bu özellikleri ile hem tatlı tüketimi isteğini azaltıyor hem de su tüketimini artırıyor. Ancak dikkat! Yaz meyvelerinin lezzetine kanıp aşırıya kaçmayın! Porsiyon kontrolü yapmaya özen gösterin aksi halde meyve tüketiminde aşırıya kaçmak kilo almanıza neden olacaktır. Örneğin; 4 ince dilim karpuz ile 1 dilim peynir veya 2 küçük salkım üzüm ile 3 tam ceviz ya da 1 şeftali ile 1 kase yoğurdu ara öğünde tüketebilirsiniz.

Dondurmaya dikkat edin!

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Birçok tatlıdan daha düşük olsa da, dondurmanın enerjisi dikkate almaya değer. Bu nedenle tüketiminde aşırıya kaçmayın. Ayrıca dondurmayı yemeklerin ardından değil, ara öğün olarak tüketmeniz çok daha doğru bir tercih olacaktır. En sağlıklısı tabiki gerçek sütten ve gerçek meyvelerden yapılmış olanlardır. Bu nedenle yüksek şeker içerikli hazır dondurmalar yerine onları tercih etmeye çalışın. Şeker içeren bir besin olduğu için haftada iki-üç kez, ikişer topu aşmamaya özen gösterin.

Yazın hangi dondurma yenmeli

Yazın hangi dondurma yenmeli

Çilekli, limonlu, kavunlu, çikolatalı, kaymaklı ve daha niceleri… Dondurma, özellikle bunaltıcı yaz sıcaklarında serinlemek için en çok tercih edilen tatlılar arasında yer alıyor. İçeriğinde karbonhidrat ve proteinin yanı sıra, kalsiyum, fosfor, magnezyum, potasyum, sodyum, demir ve çinko gibi mineraller ile A, B vitaminleri ve D, E ile K vitaminlerini belirli seviyelerde barındırıyor. Zengin besin öğesi içeriğiyle diğer ağır tatlılarla kıyaslandığında dondurma hafif ve sağlıklı bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Ancak her besinde olduğu gibi dondurma tüketiminde de porsiyon kontrolünün sağlanamaması; kan şekerinin yükselmesi, ağırlık artışı ile bel çevresinin yağlanması gibi olumsuz sağlık etkilerine neden olabiliyor.

Bunların yanı sıra güvenilir ve doğru koşullarda muhafaza edilmediğinde besin zehirlenmeleri meydana gelebiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, sağlığımızı olumsuz etkilememesi için dondurmanın çeşidine, tüketim miktarına ve sıklığına dikkat etmemiz gerektiğini belirterek, “Diyabet sorununuz yoksa, sağlıklı vücut ağırlığındaysanız, haftada 2-3 kez 2 top dondurmayı külahsız ve sos ekletmeden tüketebilirsiniz. Zira, külah ve ilave edilen soslar dondurmanın enerji içeriği ile karbonhidrat miktarını ekstra olarak arttırıyor.” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, dondurmanın faydalarını maksimum seviyede tutmak için tüketirken dikkat etmemiz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu

Sağlıklı ve hafif bir tercih

Yazın hareketsiz bir düzene sahipseniz, sıcakların da etkisiyle yavaşlayan metabolizma hızınız için ağır ve şerbetli tatlılar risk oluşturabiliyor. Bu tür tatlılar kan şekerinde dengesizlik, vücut ağırlığında artış, ani acıkma atakları, sinirlilik, baş ağrısı ve artan susama hissi gibi sorunlar oluşturabiliyor. Bu nedenle tercihinizi şeker ve yağ içeriği yüksek şerbetli tatlılar yerine, sindirimi daha rahat olan dondurmadan yana kullanmanız, daha sağlıklı bir seçim olacaktır. Zira dondurma sütle yapıldığı için nispeten daha düşük enerji değerine sahip. Dolayısıyla kontrollü tüketildiğinde kan şeker dengesizliklerine ve vücut ağırlığı artışına yol açmıyor.

Kemik ve diş sağlığına katkıda bulunuyor

Kemik ve diş sağlığı için önemli bir mineral olan kalsiyumun yetersizliğinde kemik erimesi, diş çürükleri ve kayıpları, kemiklerden kalsiyum çekilmesi gibi sağlık problemleri gelişebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, ana maddesi süt olan dondurmanın kalsiyum ihtiyacınızın desteklenmesine yardımcı olacağını belirterek, “Ancak tercih edeceğiniz dondurmaların süt tozu içermemesine ve paketli olmamasına özen gösterin. Ayrıca dondurmanın tek başına bir kalsiyum kaynağı olmadığını, fazla tüketiminde ise ağırlık artışına ve kan şekeri yükselmesi gibi olumsuz sağlık etkilerine yol açabileceğini unutmayın” diyor.

Kalp sağlığını destekleyebiliyor

Dondurma içerdiği potasyum, fosfor, kalsiyum mineralleri sayesinde kalp damar sağlığının korunmasında destekleyici rol oynayabiliyor. Ancak dikkat! Porsiyon kontrolünü sağlayamadığınız taktirde, içerdiği doymuş yağ ve şeker olumsuz sağlık etkilerine neden olabiliyor.

Mutluluk veriyor

Dondurma, ağızdaki serinletici ve susuzluğu giderme mekanizmasına olan etkisiyle beyindeki haz merkezini uyararak keyifli ve mutlu hissetmenize destek olabiliyor.

Enerjinizi arttırıyor

Dondurmanın karbonhidrat içeriği sayesinde verdiği enerji günlük beslenmeye destek olabiliyor. Özellikle zayıf çocuklarda ve yoğun mide bulantısı olan iştahsız hamilelerde, dondurma nötr tadı ve zengin besin ögesi içeriği sayesinde enerji alımının artmasına katkıda bulunabiliyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi

Çocuklar için atıştırmalık alternatifi

Karbonhidrat, protein ve yağın yanı sıra vitaminler ile kalsiyum başta olmak üzere birçok minerali içermesi nedeniyle, çocuğunuzun atıştırmalık saatini çeşitlendirmek için hijyenik ortamlarda doğru malzemeler ve yöntemlerle hazırlanan dondurmaları tercih edebilirsiniz. “Ancak dondurmanın fazla tüketiminin çocukluk çağı obezitesi için risk oluşturabileceğini dikkate almalısınız” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, sözlerine şöyle devam ediyor: “Tüketim sıklığı ve miktarı doğru ayarlanamazsa dondurmanın şeker, glikoz-fruktoz şurubu ve yüksek yağ içeriği olumsuz sağlık etkilerine neden olabiliyor. Bu sebeple besin etiketini okuyarak dondurmanın içerdiği enerji ve şeker içeriği, tüketim sıklığı ile miktarları göz önüne alınarak kontrollü tüketim sağlanmalı. Hafif kilolu ve şişman çocuklarda dondurma tüketimi haftada 2 top ile sınırlanabilir”

Dondurma tüketirken 6 kurala dikkat!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, dondurma tüketirken dikkat etmemiz gereken kuralları şöyle sıraladı:

  • Çok aç olmadığınız zaman tüketin: Dondurmayı çok aç olmadığınız bir zaman diliminde tüketin. Aksi taktirde 2 top dondurma yeterli gelmeyecektir. Bu şekilde ani kan şekeri yükselmelerinin de önüne geçebilirsiniz.
  • Külah yerine kapları tercih edin: Külah yerine kapta tüketmeyi tercih ederek dondurmadan gelen kaloriyi azaltmanız sizin elinizde.
  • Sade veya meyveli olanları seçin: Üzerine eklenen soslar, meyveler ve kuruyemişler, dondurmanın kalorisini arttırabiliyor. Bu nedenle dondurmayı sade ya da meyveli olarak tercih etmeniz daha uygun olacaktır. Aksi halde hafif ve masum bir besinsel kaynak olan dondurmanın enerji içeriği çok yükselebiliyor.
  • Ambalajında buz kalıntıları varsa, dikkat: Dondurma alırken ambalajların üzerinde buz kalıntılarının olmamasına özen gösterin. Buz kalıntıları olan dondurma eriyip tekrar donmuş olabilir. Bu durum bakteriyel üremeye açık olacaktır.
  • Pastörize sütten yapılmış olmalı: Sıcak yaz günlerinde dondurmanın hijyen kurallarına uygun olarak hazırlanması oldukça önemli. Dondurmanın ham maddesi olan süt sıcak hava koşullarında hızla bozulabilen bir besindir. Bu nedenle besin zehirlenmesine karşı dondurmanın açık sütten değil, pastörize sütten yapılmış olması sağlık açısından daha uygundur.
  • Etiketini mutlaka okuyun: Yapımında farklı kaynaklar ve üretim teknikleri kullanıldığı için açık veya ambalajlı dondurma tüketirken güvendiğiniz markaları tercih etmeye ve etiketlerini okumaya özen gösterin.

Güneş kremi seçerken şunlara dikkat edin!

Güneş kremi seçerken şunlara dikkat edin!

Güneş ışınlarına uzun süreli ve korunmasız bir şekilde maruz kalmak deri üzerinde çeşitli problemlere yol açabiliyor. Özellikle ultraviyole A ve B ışınlarının neden olduğu bu problemlerin başında güneş yanıkları, deride lekelenmeler, kırışıklıklar ve cilt kanserleri geliyor. Bu hastalıkların yanı sıra akne, rozasea (gül hastalığı), lupus hastalığı, vitiligo gibi dermatolojik rahatsızlıkların alevlenmesinde de güneş önemli rol oynayabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümünden Uz. Dr. Gürkan Yardımcı, güneş ışınlarının cilde etkileri ve güneşten koruyucu kremlerin seçimi hakkında bilgi verdi.

Çocukluk çağından itibaren güneş ışınlarına maruz kalmak açık tenli bireylerde özellikle yüz, kol ve gövdede çillenmeye neden olabilmektedir. Gebelik döneminde ve hormonal ilaç kullanımı olan kişilerde ise özellikle yüz bölgesinde koyu kahverengi-siyahımsı renkte lekelenmelere yol açabilir.

Uzun süreli ultraviyole ışınlarına maruziyet sonucu yüz, saçlı deri, alt dudak, kulak ve el sırtı derisinde sonradan oluşan ve iyileşmeyen yaralar yeni gelişen bir cilt kanserinin habercisi olabilir.

Yaşantısının büyük bölümünü açık havada geçiren kişiler, (denizciler, tarım işçileri, balıkçılar vb.) geçmişinde çok sık güneş yanığı öyküsü olanlar (özellikle ikinci ve üçüncü derece güneş yanığı) risk altındaki grupta yer almaktadır.

Memorial Şişli Hastanesi

Uz. Dr. Gürkan Yardımcı

Yoğun güneş hasarı benleri kansere dönüştürebiliyor

Genetik olarak melanom adı verilen cilt kanserine yatkınlığı olan bireylerin derideki benleri güneş ışınlarının etkisiyle değişim gösterebilir ve kanserleşebilir. Benlerde zaman içerisinde gelişebilecek asimetrik yapılar, renk değişimi, boyutta büyüme, benin sınırlarındaki ve yapısındaki değişiklikler yakından takip edilmeli, gerektiği takdirde bir dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

Güneşten doğru bir şekilde korunmak önemli

Güneş ışınlarının etkisiyle meydana gelebilecek bu sorunları engellemenin yolu ise güneşten doğru bir şekilde korunmaktan geçmektedir. Güneşten korunma seçenekleri arasında şapka ve şemsiye kullanımı, güneş gözlüğü gibi aksesuarları kullanmak, kolları ve bacakları koruyan, pamuklu ve açık renkli giysiler giymek en sık tercih edilen yöntemlerdendir. Ancak çok sık ihmal edilen ve çoğu kişi tarafından yanlış kullanılan güneş kreminin özellikle açıkta kalan deri alanlarında kullanımı oldukça önemlidir. Güneş kremi bilinenin aksine sadece yaz aylarında değil, her mevsim kullanılmalıdır. Kullanılan güneş kreminin SPF yani güneş koruma faktörü ise 30’un altında olmamalıdır.

Yüz bölgesine yarım çay kaşığı kadar uygulanmalı

Dışarıya çıkmadan 20-30 dk önce açıkta kalan tüm deri alanlarına en az SPF 30 özellikli bir güneş kremi sürülmelidir ve bu işlem kapalı ortamlarda bulunulsa bile her 2-3 saatte bir tekrar edilmelidir.  Yüz bölgesi için gereken güneş kremi miktarı ise yaklaşık olarak yarım çay kaşığı kadar olmalıdır. Ancak kulaklar, boyun bölgesi ve dekolte bölgesine de güneş kreminin sürülmesi unutulmamalıdır. Güneş koruyucu kremlerin olarak çoğu suya dayanıklı üretilse de suyla temas sonrasında koruyuculuğu azalmaktadır. Bu nedenle denize ve/veya havuza girip çıktıktan hemen sonra cilt yıkanıp kurulanmalı ve güneş kremi hemen tekrar sürülmelidir.

Hem cilt tipine hem de sürülecek bölgeye uygun olan bir ürün seçilmeli

 Güneş kremi seçerken dikkat edilmesi gerekenler şunlardır;

  1. Güneş kremi seçimi uzman kontrolünde yapılmalıdır. Dermatoloji uzmanı cilt tipinize ve mevcut cilt problemlerinize göre önerilerde bulunacaktır. Gelişigüzel güneş kremi kullanımı cilde zarar verebilir. Her cilt tipi için farklı ürünler bulunmakt
  2. Yüz bölgesi için cilt tipi yağlı olan kişiler su bazlı yapıda olan yağsız, komedojenik olmayan (siyah ve beyaz nokta oluşturmayan) güneş kremlerini tercih etmelidirler. Bu ürünler çoğunlukla jel, jel-krem veya losyon yapıdadırlar.
  3. Cildi kuru olan ve orta yaş üzeri kişiler ise nemlendirme özelliği olan ve antioksidan içeriğe sahip güneş kremlerini tercih edebilirler. Bu ürünler ise genellikle krem ve losyon formundadırlar.
  4. Rozasea hastalığı (gül hastalığı) olan ve cildi aşırı hassas kişiler ise mümkün olduğunda kimyasal içeriği azaltılmış, alerji riski düşük ürünleri kullanabilirler.
  5. Gebelerde ve emziren kadınlarda ise genellikle mineral filtreli olan, yani kimyasal filtre özelliğine sahip içerikleri içeremeyen güneş kremleri seçilmelidir.
  6. Güneş kremlerinin 6 aylıktan küçük bebeklerde kullanımı olası alerjik reaksiyonlardan dolayı önerilmemektedir. Bu yüzden 0-6 ay arası olan bebeklerin fiziksel koruyucu kıyafetlerle güneşten korunmaları gerekmektedir.
  7. Altı aydan daha büyük bebeklerde ise bebekler için özel üretilmiş güneş kremleri tercih edilebilir. Yüz harici vücut bölgeleri için kullanılacak olan güneş kremleri ise daha büyük boyutlarda olan losyonlar ve spreyler olarak kullanılabilir.