Yazılar

Emzirmenin yararları!

Çiçeği burnunda anneler emzirme sürecinde çevreden iyi niyetle de olsa birçok yanlış nasihate maruz kalabiliyor. Doğru sanılan bu yanlış bilgiler annenin emzirmesini sekteye uğratabildiği gibi endişeye kapılarak tamamen sonlandırmasına neden olabiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Memiş Ali Mutlu “Emzirme konusunda annelere verilen nasihatlerin birçoğu bilimsel gerçeklerle örtüşmüyor. Ancak doğru sanılan bu yanlış bilgiler annenin emzirmesini engelleyerek hem bebeğin sağlıklı beslenmesine ve anne sütünün mucizelerinden mahrum kalmasına hem de annenin emzirmenin fiziksel ve psikolojik avantajlarından faydalanamamasına neden oluyor. Oysa hem anne sütünün hem de emzirmenin bebeğe ve anneye sayısız faydaları bulunuyor” diyor. Dr. Mutlu, 1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, emzirmeyi engelleyen 6 hurafeyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Memiş Ali Mutlu

Dr. Memiş Ali Mutlu

  • Hastaysan, emzirmemelisin: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dr. Memiş Ali Mutlu “Emzirme konusunda doğru sanılan yanlışların başında anne adayının hasta olduğunda emzirmesinin bebeğe zarar vereceğidir. Oysa emzirmenin kesilmesi gereken hastalık sayısı çok azdır. Hıv-hepatit enfeksiyonları dışında emzirmenin kesilmesi gerekmemektedir. Anne sütündeki antikorlar çoğu durumda, yeni doğanları koruyan antikorlar ürettiğinden emzirmeye devam etmek güvenlidir. Bir anneden emzirme yoluyla bebeğe geçen bir hastalığa rastlamak son derece nadirdir” diyor.

  • Sarılık olan bebek emzirilmez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sarılık olan bebeğin emzirilmemesi gerektiği konusundaki hurafenin, bebeği anne sütünün mucizelerinden mahrum bırakmak anlamına geldiğini vurgulayan Dr. Mutlu şöyle konuşuyor: “Aksine sarılık olan bebek sık sık emzirilmelidir. Yeterli anne sütü alan bebeklerin sarılık olma ihtimali büyük oranda azalmaktadır. Yenidoğan sarılığında ilk tedavi bebeğin beslenmesinin desteklenmesidir. İyi beslenen, anne sütü alan bebekler yenidoğan sarılığını hafif bulgularla atlatırlar.”

  • Emzirirken hiç ilaç içilmemelidir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Emzirirken ilaç içilmesinin sakıncaları  konusunda toplumda yaygın bir inanış olduğunu belirten Dr. Memiş Ali Mutlu “Oysa emzirirken ilaç içilmemesi gerektiği doğru sanılan yanlış bir bilgidir. Durum sanıldığı kadar katı değildir. Emziren anne doktoruna danışarak, emzirme kategorisi belli ilaçların fayda-zarar ilişkisi göz önünde bulundurulur ve anneye uygun tedavi rahatlıkla belirlenebilir. Ancak bitkisel ilaç ya da takviye olarak nitelendirilen, aktarlarda satılan ürünler için aynı şey sözkonusu değildir çünkü bu ürünleri kullanmak emzirme açısından risk oluşturabilir” diyor.

  • Memede enfeksiyon varsa emzirilmemelidir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Emzirme döneminde memede süt birikmesine bağlı olarak ‘mastit’ denilen meme dokusunda enfeksiyon meydana gelebiliyor. Bu durum memede ağrı, ateş, kızarıklık ve şişlik yaratabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Mutlu, mastitli memedeki sütün bebeğe verilebileceğini belirterek “Mastit tedavisindeki en etkin yöntem, memedeki sütün boşaltılmasıdır. Memede apse oluşması durumunda bebek meme başına tutulmaz ama sağılan süt bebeğe verilebilir” diyor.

  • Gebelikte emzirme, bebeği zehirlersin: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Gebeyken emzirildiğinde sütün bebeği zehirleyeceği inanışının da emzirme hurafelerinden biri olduğunu belirten Dr. Memiş Ali Mutlu şöyle konuşuyor: “Süt veren anne bu dönemde gebe kalırsa emzirmeye devam edebilir. Eskiden bilinenin aksine, süt veriyor olmak, düşüklere de yol açmıyor. Ancak anneye mutlaka doktor önerisiyle ek gıda takviyesi yapılması gerekiyor. Özellikle de kemik erimesi yönünden, D vitamini ve kalsiyum takviyesi yapılmalıdır. Anne süt vermeye doğumdan sonra da devam edebilir. Yine ek gıda almak kaydıyla, yaşları farklı her iki bebeğini de beraber emzirebilir.”

  • Emzirirken bir kez mama verirsen dönüşü olmaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Lohusalığın ilk günlerinde anne sütü az olabiliyor ya da yorgunluk ve hastalık nedeniyle geçici olarak azalabiliyor. Bu nedenle bebeğin beslenmesi için destek olarak mama gerekebiliyor. Ancak çiçeği burnunda anneler çevreden ‘bir kez mama verirsen mamaya alışır, dönüşü olmaz’ şeklinde bilgilerle emzirmeyi sonlandırabiliyor. Dr. Mutlu “Bazı dönemlerde bebeğin beslenmesi için destek olarak mama gerekebilir ancak bu durum dünyanın sonu değildir. Kötü bir gece geçiriyorsanız, hasta ya da bitkinseniz veya dinlenmeniz için bebeğinize mama verdiyseniz, bu bir daha emziremeyeceğiniz anlamına gelmez. Artık sütünüzün gelmeyeceği düşüncesiyle emzirmeyi sonlandırmak gibi bir yanlışa düşülmemesi gerekir. Ancak emzirmenin sürekliliğinin sekteye uğraması süt miktarınızı azaltır” diyor.

Ellerinizi sık sık yıkayın, gözlerinizle temas ettirmeyin!

Yaz ayları havanın sıcak olması ve günlerin uzaması nedeniyle çoğumuzu mutlu ederken, bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Öyle ki güneşin zararlı UV ışınları, havuz ve deniz suyu, artan toz ile polenler gibi etkenler nedeniyle sadece cildimizi değil, göz sağlığımızı da tehdit ediyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, yaz mevsiminde özellikle güneşin zararlı UV ışınları, kirli havuz ve deniz suyu nedeniyle gözlerimizde oluşan hastalıkların yaşam kalitemizi düşürmesinin yanı sıra tedavi edilmediklerinde kalıcı görme kaybına kadar ilerleyebildiği uyarısında bulunarak, “Dolayısıyla, gözlerde  kızarıklık, bulanıklık, ağrı ve ışığa karşı hassasiyet gibi sorunlar geliştiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurmak büyük bir önem taşımaktadır” diyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, yaz aylarında göz sağlığını korumak için dikkat etmemiz gereken beş temel kuralı ise “Güneşe çıkarken mutlaka UV korumalı güneş gözlüğü kullanmak, havuza ve denize kontakt lensle girmemek, yüzme gözlüğü takmak, elleri gözle temastan kaçınmak ve gözleri ovuşturmamak” olarak sıralıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, yaz aylarında en yaygın görülen 6 göz hastalığını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Doç. Dr. Burak Tanyıldız

Doç. Dr. Burak Tanyıldız

ENFEKSİYÖZ KONJONKTİVİT (GÖZ NEZLESİ)

“Kırmızı göz hastalığı” olarak da bilinen konjonktivit, gözün dış zarının iltihaplanması olarak tanımlanıyor. Yaz aylarında genellikle enfeksiyon (virüs veya bakteri) kaynaklı oluyor. Kirli havuz ve deniz, ellerin gözle teması ve ortak havlu kullanımı, enfeksiyonun bulaşmasına yol açabiliyor.  Gözde kızarıklık, sulanma, çapaklanma, batma ve yanma hissi, tipik belirtilerini oluşturuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, “Erken dönemde başlanan tedavi hem bulaşmayı önler hem de semptomların kısa sürede hafiflemesini sağlar. Virüs kaynaklı konjonktivit genellikle destek tedavisiyle geçerken, bakteriyel konjonktivit ise antibiyotikli damlalarla tedavi edilir” diyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Kirli havuz ve denize girmeyin
  • Havuzda yüzme gözlüğü kullanın
  • Ellerinizi gözünüzle temas ettirmeyin
  • Kişisel eşyalarınızı paylaşmayın

ALERJİK KONJONKTİVİT

Yaz aylarında yaygın görülen polen ve toz gibi alerjenlere karşı göz yüzeyinde oluşan reaksiyon alerjik konjonktivit olarak adlandırılıyor. Polen, dış ortam alerjenleri ve rüzgarla taşınan partiküller, yaz aylarında görülme sıklığı artan alerjik konjonktivite neden olabiliyor. Belirtileri arasında gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanmanın yanı sıra ışık hassasiyeti ve göz kapağı şişliği yer alıyor. Doç. Dr. Burak Tanyıldız, gözümüzün saydam tabakasında, yani korneada incelmeye yol açabileceği için bu süreçte gözlerimizi ovuşturmaktan kaçınmamız gerektiği uyarısında bulunuyor.  Doç. Dr. Burak Tanyıldız,  erken tanı ve tedavinin bu dönemin daha konforlu geçmesini sağladığını belirterek, “Tedavide antihistaminik damlalar, soğuk kompres, gerektiğinde hekim önerisiyle kortizonlu damlalara başvurulur. Ancak tedavi sonlandığında alerjik konjonktivit tekrarlama eğilimi gösterebilir” bilgisini veriyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmayın
  • Eve gelince yüzünüzü ve göz çevresini yıkayın
  • Gözlük kullanarak polen temasını azaltın

 GÖZ KURULUĞU

Göz kuruluğu, gözyaşının yetersiz olması veya kalitesinin bozulması sonucu oluşuyor. Sıcak hava ve buharlaşma, yaz aylarında görülme sıklığını artıyor.  Güneş ve rüzgara maruz kalma, klimalı ortamda bulunma, uzun saatler ekran karşısında çalışma ve yetersiz sıvı alma nedeniyle gelişiyor. Yanma, batma, bulanık görme, göze kum kaçmış hissi, tipik belirtilerini oluşturuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, göz kuruluğunun tedavide geç kalındığında kornea hasarına ve enfeksiyonlara zemin hazırlayabileceğine işaret ederek, “Tedavide suni gözyaşı, nemlendirici damlalar ve çevresel önlemlere başvurulmaktadır” diyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Bol bol sıvı alın
  • Ekran ve klima karşısında uzun süre kalmayın
  • UV korumalı gözlük kullanın

 KORNEAL ENFEKSİYONLAR (MİKROBİK KERATİT)

Kornea tabakasının mikrobik enfeksiyonu olarak bilinen mikrobik keratit, özellikle kontakt lens kullanan kişilerde sık görülüyor. Lensle denize/havuza girmek, hijyen eksikliği ve göze gelen travmalar sebebiyle gelişiyor. Gözde ağrı, kızarıklık, ışık hassasiyeti ve görme kaybı, sık görülen belirtilerinden. Geç kalındığında kornea ülseri ve kalıcı görme kaybına yol açabildiği için erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Antibiyotikli damlalar ve yoğun takip gerektirirken, ileri tablolarda ise cerrahi yönteme başvuruluyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Lensle havuza veya denize girmeyin
  • Lens hijyenine dikkat edin
  • Lens öncesinde ve sonrasında ellerinizi yıkayın

SARI NOKTA HASTALIĞI (MAKULA DEJENERASYONU)

Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, yıllar içinde, gözün keskin görmesini sağlayan sinir tabakasında oluşan hasar olarak tanımlanan sarı nokta hastalığının gelişme riskini artırıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, sarı nokta hastalığında ileri yaşlarda düz çizgilerde kırıklı görme ve ilerleyen aşamalarda merkezi görme kaybı oluşabildiği uyarısında bulunarak “Kuru tipinde özel vitamin takviyeleri ile ilerlemesi yavaşlatılır. Yaş tipinde ise göz içine yapılan anti-VEGF (Vasküler endotelyal büyüme faktörü) iğneleri ile anormal damar oluşumu durdurulur, görme kaybı yavaşlatılır. Hastalığın düzenli olarak takip edilmesi çok önemlidir” diyor.

Nasıl önlem almalı?

  • UV filtreli güneş gözlüğü kullanın
  • Güneşli saatlerde şapka takmayı ihmal etmeyin
  • Kum ve deniz gibi yansıtıcı ortamlarda daha dikkatli olun

KATARAKT

Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, gözde doğal lensin saydamlığını kaybederek bulanıklaşması olarak tanımlanan katarakt  hastalığının gelişme riskini de artırıyor.  Bulanık veya çift görme, ışığa karşı hassasiyet, gözlük numarasının sık sık değişmesi ve renklerin matlaşması, belirtileri arasında yer alıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, kataraktın ciddi görme kaybına neden olduğu için erken dönemde tedavinin büyük bir önem taşıdığını vurgulayarak,  “Kataraktın tedavisinde tek etkili çözüm, cerrahi yöntemdir. Ameliyat sırasında, bulanıklaşmış olan lens çıkarılır ve yerine yapay bir lens yerleştirilir” diyor.

Nasıl önlem almalı?

  • UV filtreli güneş gözlüğü kullanın
  • Güneşli saatlerde şapka takmayı ihmal etmeyin
  • Yansıtıcı ortamlarda (kum, deniz) daha dikkatli olun

The Grand Tarabya Hotel dönüşüyor!

The Grand Tarabya, global otelcilik şirketi Accor’un deneyimli yönetimiyle yepyeni bir döneme adım atıyor.

Otel, kapsamlı bir yenilenme süreci boyunca Accor tarafından işletilecek ve misafir ağırlamaya devam edecek. Yenilenme tamamlandığında, The Grand Tarabya, Accor bünyesinde Fairmont Hotels markası altında hizmet vermeye başlayacak. Bu dönüşüm, Fairmont’un kendine has özellikleriyle uyum içinde gerçekleşirken, otelin tarihi mirası ve köklü kültürünü vurgulayan özel dokunuşlarla zenginleşecek.

The Grand Tarabya, bu dönüşüm sürecini yönetecek yeni Genel Müdürü olarak Afif Salibi’yi atadığını duyurdu.

Lüks otelcilik sektöründe 20 yılı aşkın  deneyime sahip olan Salibi, Kuzey Amerika, Avrupa, Asya ve Orta Doğu’da The Grand Hyatt, Fairmont ve Raffles gibi prestijli otel markalarında önemli görevlerde bulundu. Salibi, lüks otelcilik tecrübesi ve küresel vizyonuyla, The Grand Tarabya’yı yeni başarılara taşımaya hazırlanıyor.

İtalyan lezzetleri Ankara’da

İtalyan lezzetleri Pizza Italiante ile Ankara’ya geliyor. Armada AVM ile Maidan İş ve Yaşam Merkezinde açan Pizza Italiante, kaliteli İtalyan pizzaları ve İtalya mutfağından seçkin örnekleriyle fark yaratmaya hazırlanıyor.

Pizza Italiante, sadece klasik İtalyan pizzaları sunmakla kalmıyor, İtalya’nın 8 farklı bölgesine özgü nefis pizzalar ve yöresel tatları da misafirleriyle buluşturuyor. Geleneksel tariflerle hazırlanan lezzetlerin, en kaliteli malzemelerle birlikte sunulduğu Pizza Italiante’de, menüdeki yemekler için İtalya’dan ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden özel ürünler getiriliyor. İtalya mutfağının değişmezi olan domates sosu başta olmak üzere restoranlarında kullandığı tüm sosları kendisi üreten Pizza Italiante, yine kendi üretimi olan makarna cipsi, zeytinyağı, nar ekşisi, balzamik sirke ve özel şaraplar da sunuyor.

KitchenAid, 2025 yılın rengi olarak “Butter” belirledi

KitchenAid, 2025 Yılın Rengi olarak “Butter” (Tereyağı Sarısı) rengini açıkladı. Cennet Kuşu, Kyoto Glow, Bal, Kırmızı Pancar, Hibiskus ve Blue Salt’ın ardından KitchenAid’in yedinci “Yılın Rengi” olarak seçilen Butter, masaya sıcak tatlar ve unutulmaz anılar getirerek iç ısıtan bir atmosfer yaratıyor. Kremsi, saten dokusuyla dikkat çeken bu yumuşak ve parlak ton, nostaljik anıları çağrıştırırken, aynı zamanda enerji ve zarafet de vadediyor.

Medyada büyümeye devam

Medyada büyümeye devam
İnter Medya iletişim Hizmetleri olarak 2017 yılında medya dünyasına Pause Dergi ile  merhaba diye Fuat Çağdaş haber portalların sayısını artırdı.
Yeme-içme ve turizm ağırlıklı haber portaĺı ve Pause Dergi ye bir kardeş daha geldi. Pause journal adı ile 2023 yılında yayın hayatına başlayan haber sitesi iş dünyası, politika ağırlık içeriyor.
Fuat Çağdaş; hanedancity, pausedergi, pausejournaj, pausesanat, pausespor, pausesaglik, altı haber sitesi ve iki dijital dergi ile medya dünyasında emin adımlarla ilerliyor.
YouTube kanalı pausetv içinde yatırımlara devam eden Çağdaş dijitalde büyümeye devam edeceklerini söyledi

Bir kişi, 2 genetik hastalık taşıyıcısı olabiliyor!

Bir kişi, 2 genetik hastalık taşıyıcısı olabiliyor!

Son yıllarda genetik alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde, daha önce tanı konulamayan birçok hastalığa günümüzde kesin tanı konulabildiğini biliyor muydunuz? Hatta sadece tanı konulmakla da kalınmıyor, birçok kalıtsal hastalığın tedavi ve takibinde de genetik testler büyük fayda sağlıyor. Acıbadem Sağlık Grubu Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt, “Halihazırda hastalığın nedenini, yani genini bildiğimiz 7 binin üstünde tek gen hastalığı var. Bu hastalıkların toplam sayısı yüksek olmakla birlikte, hemen tüm genetik hastalıkları anne-baba adaylarına yaptığımız testlerle tespit edebilmekteyiz” diyor. Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt, anne-baba olmadan önce yaptırılmasında büyük fayda olan genetik testlerle ilgili bilgiler verdi, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Günümüzde baş döndürücü hızla büyüyen bir tıp alanı olan tıbbi genetik, ülkemizde de son yıllarda çok büyük ilerleme kaydetti. Her geçen yıl çok büyük gelişmelerin sağlandığı tıbbi genetik, gerek hastalara gerekse hekimlere hastalıkların tanı, tedavi ve takibinde çok daha hassas bir şekilde yol gösterebiliyor. Acıbadem Sağlık Grubu Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt “Genetik testler günümüzde birçok hastalığın tanı, tedavi ve takibinde kullanılmaktadır. Genetik alanındaki gelişmeler sayesinde daha önce tanı konulamayan birçok hastalığa kolaylıkla tanı konulabilmektedir. Örneğin; gebelik esnasında ultrasonla tespit edilen anormal bulgular ya da tarama testlerindeki artmış risk, bebeklik ve çocukluk döneminde büyüme-gelişme geriliği, bilişsel (zeka) gerilik, havale geçirme, sık hasta olma, otizm bulguları, ailede herhangi bir bireyde erken yaşta kanser ya da birden çok kişide kanser öyküsü, kas hastalıkları, metabolik hastalıklar gibi birçok farklı hastalığın genetik bir nedene bağlı olup olmadığı anlaşılabilmektedir. Nedeni tespit edildiğinde o hastalığa özgü tedavi verilebilmekte, bu hastalığın sonraki gebeliklerde tekrarlanması da engellenebilmektedir” diyor.

Sonraki kuşaklara geçişi engelliyor!  Özellikle evlilik ya da hamilelik öncesi genetik test yaptırmakta büyük fayda olduğunu, evlilik ya da hamilelik öncesinde mümkün olmazsa, hamilelik esnasında bazı hastalıkların mutlaka taranması gerektiğini vurgulayan Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt şöyle konuşuyor: “Bilinen bir genetik hastalığın, ailenin çocuklarına geçmemesi gebelik öncesi garanti altına alınabilmektedir. Gebelik esnasında başvuran çiftler için prenatal (gebelik esnasında) genetik test yapılarak bebeğin etkilenip etkilenmediği de tespit edilebilmektedir. Son yapılan bilimsel çalışmalarda; hemen herkesin en az 2 genetik hastalık için taşıyıcı olduğu ortaya konulduğu için akraba olsun ya da olmasın, her çiftin mümkünse gebelik planlamadan ya da en geç gebelik esnasında mutlaka bir Tıbbi Genetik uzmanına danışması oldukça önemlidir.”

Sonraki kuşaklara geçişi engelliyor!

Özellikle evlilik ya da hamilelik öncesi genetik test yaptırmakta büyük fayda olduğunu, evlilik ya da hamilelik öncesinde mümkün olmazsa, hamilelik esnasında bazı hastalıkların mutlaka taranması gerektiğini vurgulayan Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt şöyle konuşuyor: “Bilinen bir genetik hastalığın, ailenin çocuklarına geçmemesi gebelik öncesi garanti altına alınabilmektedir. Gebelik esnasında başvuran çiftler için prenatal (gebelik esnasında) genetik test yapılarak bebeğin etkilenip etkilenmediği de tespit edilebilmektedir. Son yapılan bilimsel çalışmalarda; hemen herkesin en az 2 genetik hastalık için taşıyıcı olduğu ortaya konulduğu için akraba olsun ya da olmasın, her çiftin mümkünse gebelik planlamadan ya da en geç gebelik esnasında mutlaka bir Tıbbi Genetik uzmanına danışması oldukça önemlidir.” Pause Sağlık, Pause Dergi

Anne baba adayları dikkat!

Genetik testler, nedeni bilinen bir genetik hastalığı ya da taşıyıcılıkları tespit etmek için Sağlık Bakanlığı’nca ruhsatlı Genetik Değerlendirme Merkezleri’nde yapılan tanı ve tarama testlerini kapsıyor. Özellikle ülkemizde çok sık görülen genetik hastalıklardan Talasemi (Ailevi Akdeniz Anemisi), Kistik Fibrozis, SMA (Spinal Muskuler Atrofi), zeka ve öğrenme güçlüğünün yaşandığı Frajil X, kas hastalığı olan Duchenne Müsküler Distrofi, gelişme geriliği, nörolojik problemler ve kas gücü azalmasına yol açan Biotinidaz eksikliği ve Fenilketonüri gibi hastalıklar başta olmak üzere, sık görülen hastalıkların mutlaka taramasının yapılması gerekiyor. Bu hastalıkların gebelik öncesi genetik taraması yapıldığında ve herhangi bir kalıtsal genetik hastalık tespit edildiğinde, kolaylıkla sonraki kuşaklara geçmesinin engellenebildiğini belirten Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt “Genetik testler, DNA üzerindeki genlerimizde hastalıklara ya da bir hastalık için taşıyıcı olmamıza yol açan zararlı mutasyonları bulmamıza olanak vermektedir. Farklı genetik testlerle bir ya da binlerce gen aynı anda test edilerek bir kişide var olabilecek hemen tüm taşıyıcılıklar test edilebilir. Bir çifte hangi testlerin yapılacağı genetik danışma sırasında alınan bilgilere göre önerilmektedir” diyor.

 

Pause Sağlık, Pause Dergi

 

Basit bir kan örneği ile kesin tanı mümkün olabiliyor!

Genetik testlerin genellikle birçok diğer test gibi koldan alınan basit bir kan örneği ile yapılabildiğini belirten Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt sözlerine şöyle devam ediyor: “Ayrıca genetik check-up olarak kısaltabileceğimiz bireye özgü çok kapsamlı testler ile hastalıklar oluşmadan önce önlem alınarak bu hastalıklar engellenebilmekte ya da çok erken safhada yakalanarak çok daha kolay tedavi edilebilmektedir. Genetik testlerin her birinin doğruluk oranı kendi içinde değişebilmekle birlikte, tecrübeli bir merkezde yapılması durumunda artık yüzde 100’e varan doğrulukla tanı konulabilmektedir. Tanısal genetik testler bir hastalıkla ilgili mutasyonun olup olmadığını net olarak söyleyebilmektedir.”