Yazılar

Pasaport Fotoğrafınız Neden Reddedilebilir?

Pasaport başvurularında en sık karşılaşılan sorunlardan biri fotoğrafın standartlara uygun olmamasıdır. Türkiye’de pasaport işlemlerinde kullanılan fotoğraflar için belirlenen kurallar, kimlik doğrulamasını kolaylaştırmak ve güvenliği sağlamak amacıyla oldukça katıdır. Yanlış çekilen bir fotoğraf, başvurunuzun reddedilmesine ve sürecin uzamasına neden olabilir. İşte uzmanların dikkat çektiği en yaygın hatalar:

Uygunsuz Aydınlatma

Fotoğrafın reddedilmesinde en sık görülen nedenlerden biri ışıklandırmadır. Yüzde gölge, aşırı parlaklık veya loş ışık fotoğrafın netliğini bozar. Pasaport fotoğrafı için yüzün her tarafına eşit ışık dağılımı sağlanmalı, arka planda gölge olmamalıdır.

Yasaklı Aksesuarlar

Gözlük, kulaklık, maske, üniforma veya kamuflaj giysiler fotoğrafın reddine yol açar. Dini veya tıbbi başlıklar yalnızca resmi belgeyle kabul edilir. Takı ve piercingler yüz hatlarını kapatmadığı sürece serbesttir.

Yanlış Arka Plan

Fotoğraf düz beyaz veya krem rengi arka planda çekilmelidir. Desenli duvarlar, tuğla dokusu veya pencereler fotoğrafın reddine neden olur. Tıbbi istisnalar dışında arka planda nesne bulunmamalıdır.

Yüz İfadeleri

Fotoğraf çekilirken nötr bir ifade kullanılmalı, ağız kapalı olmalı ve dişler görünmemelidir. Gözler açık olmalı ve doğrudan kameraya bakılmalıdır. Başın yana çevrilmesi veya eğilmesi fotoğrafın reddine yol açar.

Dijital Değişiklikler

Pasaport fotoğrafları üzerinde filtre, rötuş veya düzenleme yapılmamalıdır. Arka planı dijital olarak değiştirmek veya yüz hatlarını rötuşlamak fotoğrafın reddedilmesine neden olur.

 Düşük Kalite

Fotoğraf yüksek çözünürlüklü olmalı, bulanık veya pikselli görüntüler kabul edilmez. Mat veya parlak fotoğraf kağıdına basılmalı, fotokopi kullanılmamalıdır. Ölçüler 2×2 inç olmalı ve baş oranı standartlara uygun şekilde ayarlanmalıdır.

 

Türkiye’de pasaport başvurularında bu kurallara dikkat etmek, sürecin sorunsuz ilerlemesini sağlar. Havayolu seyahatlerinde pasaport geçerliliği kritik olduğundan, fotoğrafın reddedilmesi yolculuğunuzu geciktirebilir.

 

#Pasaport #PasaportFotoğrafı #Seyahat #Kimlik #Resmiİşlemler #Türkiye #HavayoluHaberleri #SeyahatBelgeleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yaz Aylarında Çocukları Bekleyen 3 Tehlike

Yaz mevsimi çocuklar için tatil, açık hava oyunları ve deniz keyfi anlamına gelse de bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Artan sıcaklık, bozulan besinler ve havuzlardaki yetersiz hijyen koşulları gibi etkenler bazı hastalıkların daha sık görülmesine neden olabiliyor. Sıcak çarpması, yaz ishali ve dış kulak yolu iltihabı, yaz aylarında çocuklarda en yaygın görülen üç önemli hastalığı oluşturuyor. Bu hastalıklar zamanında tedavi edilmediğinde çocukların genel sağlık durumlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel, aslında alınacak olan basit önlemlerle yaz aylarında gelişebilecek hastalıkların önlenebileceğine dikkat çekerek, “Bu önlemler arasında güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği öğle saatlerinde bebekleri dışarı çıkarmamak, daha büyük çocuklarda şapka, gözlük ve güneş kremi kullanmak büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, havuz yerine denizi tercih etmek ve sıcak havalarda riskli gıdalardan kaçınmak da kilit rol oynamaktadır” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel, yaz aylarında en yaygın görülen üç hastalığı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Özlem Altay Yücel

Dr. Özlem Altay Yücel

SICAK ÇARPMASI

Yaz aylarının en tehlikeli sağlık sorunlarından biri olan sıcak çarpması özellikle uzun süre güneş altında kalan, yeterince su tüketmeyen veya kapalı ve havasız ortamlarda bulunan çocuklarda görülüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel, çocuklarda terleme mekanizmasının yetişkinlere göre daha hassas olduğu için vücut ısısının hızlı yükselebildiği uyarısında bulunuyor. Dr. Özlem Altay Yücel, vücut ısısının aşırı yükselmesiyle ortaya çıkan bu tabloda zaman kaybetmeden hekime başvurmanın yaşamsal önem taşıyabildiğine dikkat çekerek, “Sıcak çarpmasının belirtileri arasında yüksek ateş, baş ağrısı, halsizlik, baş dönmesi, bulantı ve bilinç bulanıklığı yer almaktadır. Şüpheli durumlarda çocuğun derhal gölgeye alınması ve tıbbi yardım istenmesi gerekmektedir” diyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00–16.00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkarmayın.
  • Güneş çarpmasının en önemli tetikleyicilerinden biri yetersiz sıvı alımıdır. Dolayısıyla susama hissi olmasa bile bol su içmesini sağlayın.
  • Dışarı çıkarken açık renkli, ince ve pamuklu kıyafetler tercih edin. Bu tür giysiler vücut ısısının dengelenmesine yardımcı oluyor.
  • Dışarı çıkmadan 30 dakika önce en az 30 SPF korumalı güneş koruyucu krem uygulayın. Korumayı her iki saatte bir düzenli olarak yenileyin.
  • Güneş altında uzun süre fiziksel aktivite yaptırmayın, gölge alanlarda oynamasını teşvik edin.
  • Şapka ve güneş gözlüğü kullanımını alışkanlık haline getirin.

YAZ İSHALİ

Yazın gelmesiyle birlikte artan hava sıcaklıkları nedeniyle yaz ishali de çocuklarda oldukça yaygın görülüyor. Yaz ishali mikroplarla kirlenmiş su ve gıdaların tüketilmesi sonucu gelişen bağırsak enfeksiyonu olarak tanımlanıyor. Mikroorganizma barındıran içme suları veya yutulan deniz ve havuz suyu, iyi yıkanmamış çiğ sebze ve meyvelerin yanı sıra sıcakta çabuk bozulan tavuk, deniz ürünleri, et, salata sosları, süt ürünleri ve kremalı pastalar tüketmek ishale neden olabiliyor. 6-12 ay arası bebekler ve 5 yaş altındaki çocuklar bağışıklık sistemleri henüz tam gelişmediği için yaz ishaline daha sık yakalanıyor.  Ani  başlayan ve bazen şiddetli olan bulantı, karın krampları, kusma, halsizlik, iştahsızlık, sulu ve sık dışkılama ile hafif ateşin yaz ishalinin en yaygın belirtileri olduğunu vurgulayan Dr. Özlem Altay Yücel, “24 saati aşan belirtilerde veya küçük bebeklerde ishal ve kusmanın, hayatı tehdit eden dehidratasyona, bir başka deyişle sıvı kaybına neden olabileceği için hekime başvurulması son derece önemlidir” diye konuşuyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Ellerini sık sık sabunlu suyla yıkayın.
  • Açıkta satılan ve riskli gıdalardan (tavuk, sütlü tatlılar, deniz ürünleri) kaçının.
  • Evde hasta birey varsa izole olmasına dikkat edin. Kullandığı tuvaleti mutlaka dezenfekte edin.
  • Besinleri 4 °C ve altında muhafaza edin.
  • Yemekleri günlük olarak tüketin ve tekrar ısıtmaktan kaçının.
  • Temizliğinden emin olduğunuz deniz ve havuzları tercih edin.
  • Deniz ve havuz suyu yutmaması gerektiği konusunda sık sık uyarın.

DIŞ KULAK YOLU ENFEKSİYONU

Dış kulak yolu enfeksiyonu yaz aylarında çocuklarda sık görülen bir diğer sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Deniz ve özellikle havuz suyu içindeki mikroplar, yüzme sonrası dış kulak yolunun ıslak kalması, kulak çubukları ile kulak yolu mukozasının zarar görmesi dış kulak yolu enfeksiyonuna yol açabiliyor. Kulakta tıkanıklık hissi, şiddetli ağrı, akıntı ve hafif işitme kaybı belirtileri arasında yer alıyor. Dr. Özlem Altay Yücel, çocuklarda gelişen bu şikayetlerde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Kulağının nemli kalmamasına dikkat edin.
  • Kulağını temizlerken kulak çöpü kullanmayın. Havluyla dış bölgesini temizleyin.
  • Özellikle havuza girerken silikon kulak tıkaçları veya sıkı bone kullanmasını sağlayın.
  • Temizliğinden emin olduğunuz deniz ve havuzları tercih edin.

 

#YazSağlığı #ÇocukSağlığı #SıcakÇarpması #Yazİshali #KulakEnfeksiyonu #SağlıkHaberleri #AcıbademHastanesi #ÇocuklardaYazRiskleri #GüneştenKorunma #HijyenÖnlemleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Damla Güdemez’den Yansımalar

Futy Art Gallery, heykel sanatçısı Damla Güdemez’in yeni kişisel sergisi Yansımalar’ı 11 – 29 Haziran 2026 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.

Işığın ve İçsel Yansımaların Oyunu

Yansımalar, görünen ile hissedilen arasındaki sınırda izleyiciye sessiz bir davet sunuyor. Bronz, metal, cam ve vitray malzemelerle üretilen eserler; ışıkla kurdukları ilişki sayesinde sürekli değişen bir deneyim alanı yaratıyor. Renkli cam yüzeylerde çoğalan bronz formlar, izleyicinin konumuna göre farklı anlamlar kazanarak kişisel bir keşif yolculuğuna dönüşüyor.

Sanatçının üretimlerinde yansıma yalnızca optik bir olgu değil; hafıza, duygu ve deneyim katmanlarını görünür kılan bir araç. Her yüzey, dış dünyaya olduğu kadar insanın iç dünyasına da açılan yeni bir bakış öneriyor.

Doğadan İlham, Zeytin Ağacının Gücü

İstanbul, Ayvalık ve Assos arasında üretimini sürdüren Güdemez, doğadan ve özellikle zeytin ağacının taşıdığı direnç ve süreklilik fikrinden besleniyor. “Yaşamda hiçbir şey yok olmaz, yalnızca başka biçimlere dönüşür” düşüncesi, sanatçının eserlerinin temel çıkış noktası.

Sanatçı, uzun yıllar heykel sanatçısı Yunus Tonkuş ile çalışmış ve eğitim almış; 2023’te Art212’deki ilk kişisel sergisinden sonra yurt içi ve yurt dışında birçok sergiye katılmıştır. Eserleri son olarak Londra’daki Saatchi Gallery’de izleyiciyle buluşmuştur.

Sergi kapsamında elde edilecek gelirin bir kısmı, başarılı ancak maddi imkânları kısıtlı öğrencilere burs sağlayan ASKEV Ayvalık Sanat Kültür Eğitim Vakfı’na bağışlanacaktır.

📍 Sergi Tarihleri: 11 – 29 Haziran 2026

📍 Adres: Beykoz Acarlar Mahallesi 9. Cadde Acarverde Boulevard, Beykoz / İstanbul

📞 0530 526 97 69 – @futyart.gallery – info@futyart.com

 

#DamlaGüdemez #Yansımalar #FutyArtGallery #ÇağdaşSanat #HeykelSanatı #İstanbulSanat #SanatSergisi #KültürSanat #GurmeSanat #ASKEV #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Nefes darlığı, yutma güçlüğü ve ses kısıklığına neden olabilir!

Tiroit bezi içerisinde gelişen ve çevre dokudan farklı bir yapıda olan tiroit nodülleri dünya genelinde ve ülkemizde yaygın görülen bir sağlık sorunu. Yetişkin nüfusun yüzde 30 ila 50’sinde saptanan tiroit nodülleri çoğunlukla iyi huylu oluyor ve ciddi bir problem oluşturmuyor. Ancak bazı  nodüller büyüyerek nefes darlığı,  yutma güçlüğü ve ses kısıklığı gibi yaşam kalitesini düşüren sorunlara neden olabiliyor, boyun bölgesinde belirgin bir çıkıntı oluşturarak estetik kaygı yaratıyor. Geçmiş yıllarda hastada şikâyet oluşturan iyi huylu tiroit nodülleri için cerrahi tedavi ön planda yer alırken, günümüzde ise gelişen teknolojiyle birlikte  ameliyatsız yöntemler ön plana çıkıyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  son yıllarda artık birçok iyi huylu tiroit nodülünün ameliyatsız yöntemlerle  başarılı şekilde tedavi edilebildiğini belirterek, “Bu yöntemler arasında dokunun lazer veya kimyasal maddeler kullanılarak yok edilmesi prensibine dayanan ablasyon yöntemi ön plana çıkmaktadır. Özellikle radyofrekans ablasyon, mikrodalga ablasyon ve lazer ablasyon gibi yöntemler, seçilmiş hastalarda oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu yöntemlerin sağladıkları en önemli fayda ise birçok hastada tiroit hormonu üretiminin korunması sayesinde ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacını azaltabilmesi veya tamamen ortadan kaldırabilmesidir” diyor.

Prof. Dr. Melih Kara

Prof. Dr. Melih Kara

İyot eksikliğine dikkat!

Aynaya baktığımızda fark etmediğimiz, hatta yıllarca hiçbir şikâyete yol açmadan sessizce büyüyen tiroit nodülleri, günümüzde artık sadece ileri yaş gruplarında değil, 20’li ve 30’lu yaşlardaki genç erişkinlerde de sıkça rastlanan bir sorun. Bu artışın önemli bir kısmı ultrason kullanımının yaygınlaşması olsa da hatalı beslenme alışkanlıkları ve otoimmün hastalıklardaki artış gibi çeşitli faktörlerin etkili olabileceği düşünülüyor. Tiroit nodüllerinin oluşumunda pek çok etken rol oynuyor. En yaygın nedenlerinden birinin iyot eksikliği olduğunu belirten Prof. Dr. Melih Kara, “ Özellikle yıllarca süren iyot eksikliği tiroit bezinin büyümesine ve nodül oluşumuna yol açabilmektedir. Ayrıca genetik yatkınlık, ilerleyen yaş,  kadın olmak, boyun bölgesine radyasyon maruziyeti, sigara kullanımı ve Hashimoto gibi otoimmün tiroit hastalıkları önemli risk etkenleri arasında yer almaktadır” diye konuşuyor.

Kadınlarda yaklaşık 4 kat fazla görülüyor

Tiroit nodüllerinin kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Melih Kara, “Çalışmalarda, yaklaşık her 3 kadından 1’inde, hatta bazı serilerde yaklaşık her 2 kadından 1’inde, ultrason taramasında nodül saptandığı belirtilmektedir. Erkeklere göre kadınlarda yaklaşık 4 kat daha fazla görülmektedir. Bunun başlıca sebebi hormonal etkilerdir. Özellikle östrojenin tiroit dokusu üzerindeki uyarıcı etkisi ve otoimmün tiroit hastalıklarının kadınlarda daha sık olması nodül oluşumunu tetikleyebilmektedir. Aynı zamanda gebelikler de  tiroit dokusunu etkileyebilmektedir” ifadelerini kullanıyor.

Genellikle uzun yıllar hiçbir belirti vermiyor

Tiroit nodülleri  çoğu zaman uzun yıllar hiçbir belirti vermedikleri için hastaların büyük bir bölümü nodülleri tesadüfen öğreniyor. Prof. Dr. Melih Kara, tiroit nodüllerinin belirti vermeye başladığında ise oluşan sorunları şöyle  sıralıyor:

  • Boyunda şişlik veya ele gelen kitle
  • Yutkunurken takılma hissi
  • Boğazda baskı veya dolgunluk hissi
  • Nefes darlığı (özellikle büyük nodüllerde)
  • Ses kısıklığı

Aşırı hormon üreten bazı nodüllerde; çarpıntı, kilo kaybı, terleme ve sinirlilik gibi hipertiroidi belirtilerinin de ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Melih Kara, “Hastaların çok az bir kısmında ise hızlı büyüme, sertlik, lenf bezlerinde büyüme veya kalıcı ses kısıklığı gibi kanser açısından dikkat gerektiren bulgular görülebilir” uyarısında bulunuyor.

Hiçbir şikayetiniz olmasa bile 35 yaşından sonra…

Tiroit nodüllerinde başarılı bir tedavi süreci için erken tanı ve doğru risk analizi kritik bir önemde. Çünkü erken dönemde saptanan riskli nodüller tedavi edildiğinde oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Özellikle ailede tiroit hastalığının olması, kadın olmak, iyot eksikliği bulunan bölgelerde yaşamak ve boyun bölgesine radyasyon öyküsünün daha dikkatli takip gerektirdiğine vurgu yapan Prof. Dr. Melih Kara, “Şikâyeti olmayan bireylerde bile özellikle 35 yaş sonrası en az bir kez tiroit muayenesi ve ultrason değerlendirmesi faydalı olabilmektedir. Sonrasında takip sıklığı; kişinin risk durumuna, nodül varlığına ve ultrason bulgularına göre belirlenmektedir. Boyunda şişlik, yutma güçlüğü, ses kısıklığı, hızlı büyüyen kitle veya ele gelen sertlik durumunda ise mutlaka hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.

Ameliyat ihtiyacı giderek azalıyor, çünkü…

Tiroit nodüllerinin tedavisinde temel hedef kanser riskini dışlamak, hastanın şikayetlerini gidermek ve tiroit fonksiyonlarını korumak. Her iyi huylu nodül doğrudan cerrahi müdahale gerektirmiyor. Küçük ve risksiz nodüllerde sadece takip yeterli olurken, bazı tablolarda ise ilaç tedavileri ve cerrahi müdahale gündeme gelebiliyor. Gelişen teknolojiyle birlikte artık birçok iyi huylu tiroit nodülünün ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebildiğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  bu seçeneklerde son yıllarda “ablasyon” yönteminin öne çıktığını belirterek, “Tiroit ablasyonu özellikle iyi huylu olduğu biyopsiyle kanıtlanmış ancak büyümeye devam ederek baskı ya da kozmetik sorun oluşturan nodüllerde tercih edilmektedir. Ayrıca, cerrahi için riskli veya ameliyat istemeyen hastalarda da önemli bir alternatiftir” diyor. Kötü huylu nodüllerde ise temel tedavinin hâlâ çoğu hastada cerrahi yöntem olduğunu anlatan Prof. Dr. Melih Kara, “Ancak küçük, düşük riskli bazı papiller tiroit kanserlerinde ya da ameliyat olamayacak hastalarda ablasyon yöntemleri alternatif veya tamamlayıcı tedavi olarak kullanılabilmektedir” bilgisini veriyor.

Hormon ilacı kullanma ihtiyacını azaltabiliyor

İyi huylu tiroit nodüllerinde ablasyon yönteminin en önemli avantajlarından biri sağlam tiroit dokusunun büyük ölçüde korunması. Klasik cerrahi operasyonlarda bazen tiroit bezinin bir kısmı veya tamamı alınabilirken, ablasyon yönteminde sadece hedef nodül tedavi ediliyor.  Bu sayede birçok hastada tiroit hormonu üretiminin korunduğuna dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  “Böylece ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacı azalabilmekte veya tamamen ortadan kalkabilmektedir.  Boyunda hiçbir kesi izinin olmaması, genel anestezi gerektirmemesi ve iyileşme süresinin kısa olması da yöntemin önemli faydalarını oluşturmaktadır” diye konuşuyor.

Günlük yaşama kısa sürede dönüş

Ablasyon tedavisinin ultrason eşliğinde ve lokal anestezi altında gerçekleştirildiğini anlatan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Çoğu zaman hastanede yatış gerektirmeyen bu yöntem ortalama 20-45 dakika içinde tamamlanmaktadır. İnce bir iğne elektrot yardımıyla kontrollü ısı enerjisi verilerek nodülün küçültülmesi sağlanmaktadır. Hastalar genellikle  aynı gün evine dönebilmekte ve kısa sürede günlük yaşamlarına devam edebilmektedir”  diyor.

 

#TiroitNodülü #TiroitSağlığı #AblasyonYöntemi #KadınSağlığı #Endokrinoloji #TiroitTedavisi #İyotEksikliği #SesKısıklığı #NefesDarlığı #AmeliyatsızTedavi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yazın doğa keyfiniz kabusa dönüşmesin! Keneye dikkat!

Havaların ısınmasıyla birlikte piknik, kamp, tarım ve doğa aktiviteleri yoğunlaşırken, açık alanlarda kene tutunmasına bağlı olarak Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) riski de artıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilara Akman, özellikle kırsal, çayırlık ve ormanlık alanlarda daha sık görülen kene tutunmasının erken fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğini belirterek “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, enfekte kenelerin insan vücuduna tutunmasıyla bulaşsa da, yine kenelerin enfekte ettiği hayvanların kan ve vücut sıvılarıyla temas ya da hastaların kan ve vücut sıvılarıyla korunmasız temas sonucu da bulaşabilmektedir. Özellikle bahar ve yaz aylarında doğayla temas arttığından bu konuda doğru bilgilenme hayati önem taşımaktadır” diyor.

Hastalığın genellikle kene tutunmasından 1-3 gün sonra, en geç 10 gün içinde belirti verdiğini belirten Dr. Akman “İlk bulgular ani başlayan yüksek ateş, halsizlik, kas-eklem ağrıları, baş ağrısı, bulantı, karın ağrısı ve ishal şeklindedir. İlerleyen dönemde ciltte morluklar, burun veya diş eti kanaması, idrar ya da dışkıda kanama gibi bulgular ortaya çıkabilir. Özellikle ateşle birlikte yaygın vücut ağrısı ve kanama bulguları olan hastalarda KKKA mutlaka akla getirilmelidir” diyor. Erken tanı ve doğru tedavinin hayat kurtarıcı olduğunu vurgulayan Dr. Akman, KKKA hastalığının belirtilerini ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına karşı ihmale gelmez kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Dilara Akman

Dr. Dilara Akman

Açık alanlarda koruyucu kıyafet giyin

Piknik, kamp, doğa yürüyüşü veya tarla-bahçe işleri sırasında mümkün olduğunca uzun kollu giysiler tercih edilmeli, pantolon paçaları çorap içine sokulmalıdır. Açık renkli kıyafetler kullanılması, kenelerin daha kolay fark edilmesini sağlar.

 Kene kovucu ürünlerden yararlanın

Cilde veya kıyafetlere uygulanabilen, Sağlık Bakanlığı onaylı kene kovucu ürünler özellikle riskli bölgelerde koruyucu olabilir. Ancak bu ürünlerin kullanım talimatlarına uygun uygulanması gerekir.

 Doğadan döndükten sonra mutlaka vücut kontrolü yapın

Kene genellikle saçlı deri, kulak arkası, koltuk altı, kasık bölgesi, diz arkası gibi fark edilmesi zor alanlara tutunmakla birlikte vücudun her yerinde olabilir. Açık alandan dönüşte, kişinin hem kendisini hem de çocuklarını tüm kıyafetlerini çıkararak dikkatlice kontrol etmesi büyük önem taşır. Kene vücuttan ne kadar kısa sürede uzaklaştırılırsa hastalık riski o kadar azalır.

 Keneyi yanlış yöntemlerle çıkarmaya çalışmayın

Kenenin üzerine kolonya, sigara, sabun, deterjan veya kimyasal madde dökmek son derece yanlış bir uygulamadır. Bu uygulamalar kenenin strese girerek taşıdığı virüsü daha fazla salgılamasına neden olabilir ve bulaş riskini artırabilir.

 Keneye çıplak elle temas etmeyin

Kene ezilmemeli, çıplak elle tutulmamalıdır. Çünkü virüs, ezilen kenenin vücut sıvılarıyla temas sonrası da bulaşabilir. Bir cımbız veya kene kartı yardımıyla, kenenin vücuda girdiği en yakın noktadan (baş kısmından) tutularak tek hamlede dik bir şekilde çekilmelidir. Eğer kişi kendine güvenemiyorsa, vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.

Hayvan teması sırasında da dikkatli olun

Sadece kene değil, enfekte hayvanların kan ve vücut sıvılarıyla temas da hastalık bulaşına neden olabilir. Özellikle hayvancılıkla uğraşan kişilerin eldiven ve koruyucu ekipman kullanması büyük önem taşır.

Kene tutunmasından sonra 10 gün belirtilere dikkat edin

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilara Akman, kene tutunması durumunda kişinin ateş, halsizlik, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı veya kanama bulguları açısından dikkatli olması gerektiğini belirterek şöyle diyor: “Özellikle ilk 10 gün kritik önem taşır. Herhangi bir şikayet gelişmesi halinde mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, tedavisi ihmal edildiğinde ağır sonuçlara yol açabilen ciddi bir enfeksiyon hastalığıdır. Tüm tedavi yöntemlerine rağmen bazen ağır vakalar kaybedilebildiği için, korunma önlemleri kritik önem taşımaktadır. Doğru bilgi, erken farkındalık ve basit korunma yollarıyla hastalık büyük ölçüde önlenebilir.”

 

 

#KeneTutunması #KKKA #KırımKongoKanamalıAteşi #YazSağlığı #DoğaAktiviteleri #EnfeksiyonHastalıkları #AcıbademTaksim #KeneyeDikkat #SağlıkHaber #ErkenTanı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Daha uzun ve daha şiddetli ağrılara neden olabiliyor!

Uzmanlar, yaz sıcaklarıyla birlikte klima kullanımının, migren hastaları için önemli bir tetikleyici haline geldiğini söylüyor.

Ani sıcaklık değişimleri, düşük nem oranı ve doğrudan soğuk hava akımının, baş ağrısı ataklarını artırabildiğini aktaran  Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Dışarıdaki aşırı sıcaktan klimalı buz gibi bir odaya geçiş yapmak, hassas bir sinir sistemine sahip olan migren hastalarında koruyucu mekanizmaları çökerterek şiddetli baş ağrılarına zemin hazırlıyor.” dedi. Klima kaynaklı migren ataklarının daha şiddetli ve daha uzun sürebildiğine dikkat çeken Dr. Şalçini, iç ve dış ortam arasındaki sıcaklık farkının 6-7 dereceyi geçmemesi, nem dengesinin korunması ve doğru klima yönlendirmesi gibi önlemlerin atak riskini azaltmada etkili olduğunu vurguladı. Dr. Şalini ayrıca, yeterli su tüketimi ve düzenli uykunun, yaz aylarında migren kontrolünün temelini oluşturduğunu hatırlattı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Migren ve Şiddetli Baş Ağrısı Farkındalık Ayı kapsamında, yaz aylarında klima kullanımının migren ve şiddetli baş ağrılarını nasıl tetiklediği ve bu riskleri azaltmak için alınması gereken yaşam tarzı ve çevresel önlemler hakkında açıklamalarda bulundu.

Dr. Celal Şalçini

Dr. Celal Şalçini

Klima kullanımı, yaz aylarında migren hastaları için gizli bir tehdit oluşturuyor!

Haziran ayının, dünya genelinde Migren ve Şiddetli Baş Ağrısı Farkındalık Ayı olarak kabul edildiğini hatırlatan Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Yaz sıcaklarının başlamasıyla birlikte klima kullanımı migren hastaları için gizli bir tehdit haline geliyor.” dedi.

Klimaların yarattığı ani sıcaklık değişimleri, ortamdaki nem oranının hızla düşmesi ve cihazın üflediği doğrudan soğuk hava akımının, beyindeki kan damarlarını ve sinir uçlarını uyararak migren ataklarını doğrudan tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Şalçini, “Özellikle dışarıdaki aşırı sıcaktan klimalı buz gibi bir odaya geçiş yapmak, hassas bir sinir sistemine sahip olan migren hastalarında koruyucu mekanizmaları çökerterek şiddetli baş ağrılarına zemin hazırlıyor. Cihaz filtrelerinde biriken toz ve alerjenlerin ortama salınması da bu süreci hızlandıran bir diğer önemli faktör olarak öne çıkıyor.” açıklamasını yaptı.

Klima kaynaklı migren atakları, ağrı kesicilere daha dirençli ve daha uzun süreli olabilir!

Klima kullanımına bağlı olarak gelişen migren ataklarının, klinik olarak diğer tetikleyicilerle başlayan ataklardan temel bir belirti farkı göstermediğini ifade eden Dr. Şalçini, şöyle devam etti:

“Ancak ağrının şiddeti ve eşlik eden bazı konfor kayıpları açısından ayrışabiliyor. Soğuk hava akımına doğrudan maruz kalmak, baş ağrısının yanı sıra boyun ve omuz kaslarında ani kasılmalara (miyofasiyal ağrı) yol açtığı için hastalar ağrıyı çok daha yoğun ve yıpratıcı hissedebiliyor. Ayrıca kuru havanın etkisiyle sinüs kanallarının tıkanması veya kuruması, migren ağrısına sinüzit benzeri baskılayıcı bir yüz ağrısını da ekleyebiliyor. Bu ek kas ve sinüs yükü nedeniyle, klima kaynaklı ataklar bazen standart ağrı kesicilere daha dirençli olabiliyor ve hastanın normal atak süresini aşarak daha uzun süre yaşam kalitesini düşürebiliyor.”

Migren hastaları için en kritik kural, sıcaklık farkının 6-7 dereceyi aşmaması!

Yaz aylarında klimadan tamamen uzak durmanı zor olabileceğini ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Migren hastalarının atakları önlemek için cihaz yönetimine azami dikkat göstermesi hayati önem taşıyor.” dedi.

En kritik kuralın, iç mekan ile dış mekan arasındaki sıcaklık farkının 6-7 dereceden fazla olmaması ve oda sıcaklığının ideal olarak 22 ila 24 derece arasında sabit tutulması olduğunu vurgulayan Dr. Şalçini, “Klimanın kanatları, soğuk havayı doğrudan kişinin üzerine değil, tavana veya boş duvara üfleyecek şekilde ayarlanmalı. Nem seviyesinin aşırı düşmesini engellemek için ise ortamdaki bağıl nem oranının yüzde 40 ila 50 arasında kalmasına dikkat edilmeli. Ayrıca, dışarıdan eve gelindiğinde klima hemen en soğuk dereceye getirilmemeli, vücudun ısı değişimine uyum sağlaması için kademeli bir geçiş yapılmalı.” şeklinde konuştu.

Klima rüzgârını doğrudan üzerinize almayın!

Klimaların ortamdaki havayı kurutucu etkisini dengelemek amacıyla, migren hastalarının odada hava nemlendirici (soğuk buhar) cihazı bulundurmasını öneren Dr. Şalçini, “Havada uçuşan toz ve alerjenlerin tetikleyici etkisini en aza indirmek için ise klimalarla birlikte yüksek verimli partikül filtreli (HEPA) hava temizleyiciler kullanılmalı.” dedi.

Alınabilecek diğer önlemlere de değinen Dr. Şalçini, “Fiziksel bir önlem olarak, klimaların önüne takılan ve hava akımının doğrudan kişiye gelmesini engelleyen şeffaf klima rüzgar yönlendirici aparatlar oldukça etkili bir çözüm sunuyor. Cihazsal çözümlerin yanı sıra, klima çalışırken odada bir bardak su bulundurmak veya hafifçe aralanmış bir pencereyle doğal hava sirkülasyonu sağlamak da havanın kalitesini korumaya yardımcı olur.” ifadelerini kullandı.

Yaz aylarında migrene karşı en etkili yöntem yeterli su tüketimi!

Migren ve şiddetli baş ağrısı için yaz aylarında sadece klimalara odaklanmanın yeterli olmadığını dile getiren Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:

“Genel bir yaşam tarzı yönetimi gerekiyor. Sıcak havalarda vücudun susuz kalması (dehidrasyon) en büyük migren düşmanı olduğundan, gün içinde klima altında oturulsa bile en az 2,5-3 litre su tüketilmesi şarttır. Klimalı alanlardan çıkarken doğrudan güneş ışığına maruz kalmamak adına mutlaka kaliteli bir güneş gözlüğü ve şapka kullanılmalı, ani ısı şoklarına karşı çantada hafif bir şal veya hırka bulundurulmalıdır. Son olarak, yaz aylarında değişen uyku düzeni ve parlak güneş ışığı da atağı tetikleyebileceğinden, uyku saatlerini sabit tutmak ve tetikleyici gıdalardan uzak durmak bu dönemi konforlu atlatmanın anahtarıdır.”

#Migren #BaşAğrısı #KlimaEtkisi #SağlıkHaberleri #YazAyları #SuTüketimi #UykuDüzeni #Nöroloji #MigrenFarkındalık #SağlıklıYaşam

Reflü yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor, hatta…

En sık görülen sindirim sistemi hastalıklarından biri olan reflü, toplum tarafından çoğu zaman yalnızca “mide yanması” olarak değerlendiriliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı, ancak uzun süre devam eden reflünün yemek borusunda ciddi hasarlar oluşturabileceğini belirterek, “Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kronik iltihaba ve hasara yol açabilmektedir. Bunun sonucunda ülser ve yemek borusunda daralma gibi sorunlar oluşabilmektedir. Ayrıca, bazı hastalarda Barrett özofagusu olarak adlandırılan hücresel değişikliklerin gelişmesine ve buna bağlı olarak yemek borusu kanseri riskinin artırmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla reflünün erken tanısı ve tedavisi büyük bir önem taşımaktadır” diyor.  Mide yanmasında kontrolsüz mide koruyucu ilaç kullanımına da dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı, “Mide koruyucu ilaçlar hekimin önerdiği süre ve dozda kullanıldığında oldukça faydalıdır. Ancak birçok hasta mideyle ilgili şikâyetlerinde hekime danışmadan yıllarca mide koruyucu ilaçlar almaktadır. Bu ilaçların gelişigüzel kullanımı kemik erimesi, vitamin eksiklikleri ve mide hücrelerinde yapısal değişim gibi ciddi sorunlar oluşturabilmektedir” uyarısında bulunuyor.

Prof. Dr. Samet Yardımcı

Prof. Dr. Samet Yardımcı

Nedeni mide fıtığı olabilir

Mide asidinin yemek borusuna kaçması sonucu oluşan reflünün pek çok nedeni olabiliyor. Obezite, sigara kullanımı ve sağlıksız beslenme en sık görülen sebepleri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı, özellikle mide fıtığının (hiatal herni) reflünün altında yatan önemli nedenlerden biri olabileceğine vurgu yapıyor.  Prof. Dr. Samet Yardımcı, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bazı hastalarda mide fıtığı nedeniyle mide ile yemek borusu arasındaki koruyucu mekanizma bozulmaktadır. Bu durum sadece yanma hissine değil; kronik öksürük, ses kısıklığı, ağız kokusu, gece nefes darlığı hissiyle uyanma ve yutma güçlüğü gibi şikâyetlere de yol açabilmektedir.”

Yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor

Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kalıcı hasar oluşturabiliyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı, bu nedenle özellikle uzun süredir devam eden mide şikâyetlerinde mutlaka hekime başvurmak gerektiğini vurgulayarak, “Bazı hastalarda yıllar süren reflüye bağlı olarak yemek borusunda hücresel değişiklikler gelişebilmektedir. Tedavide gecikildiğinde bu hücresel değişiklikler yemek borusu kanserinin gelişimine neden olabilmektedir. Dolayısıyla, sürekli mide yanması yaşayan kişilerin hekime danışmadan ilaç kullanarak şikâyetlerini baskılamaları son derece yanlıştır” diye konuşuyor.

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

Prof. Dr. Samet Yardımcı, aşağıda yer alan belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmanın son derece önemli olduğunu anlatıyor.

  • Uzun süredir devam eden mide yanması
  • Ağza acı su gelmesi
  • Kronik öksürük ve ses kısıklığı
  • Yemek sonrasında şişkinlik
  • Yutma güçlüğü
  • Sürekli mide koruyucu ilaç ihtiyacı

Tedaviden oldukça başarılı sonuçlar sağlanıyor

Reflü hastalığında yaşam tarzı değişiklikleri ve bazı durumlarda uygulanan cerrahi tedaviyle kalıcı çözüm sağlanabiliyor. Günümüzde reflü ameliyatlarının büyük bir kısmının laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılabildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı, uygun hastalarda oldukça başarılı sonuçlar alınabildiğini vurgulayarak,  “Doğru hasta seçimiyle uygulanan modern reflü cerrahisi uzun süreli ilaç ihtiyacını azaltabilmekte ve yaşam kalitesini ciddi şekilde artırabilmektedir” diyor.

 

#Reflü #MideYanması #MideKoruyucuİlaçlar #SağlıkHaber #SindirimSistemi #MideFıtığı #YemekBorusu #Gastroenteroloji #SağlıklıYaşam #ReflüTedavisi #MideSağlığı #CerrahiTedavi #ProfDrSametYardımcı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kapadokya Bienali İlk Üç Haftada 1 Milyon Ziyaretçiyi Ağırladı

Kapadokya Bienali, açılışının ardından geçen ilk üç haftada 1 milyonu aşkın ziyaretçiye ulaştı. Dijital platformlarda ise 4 milyon görüntülenme elde eden bienal, 7 Mayıs – 3 Eylül 2026 tarihleri arasında sanatseverleri ağırlamaya devam edecek.

Sanat ve Ziyaretçi İlgisi

Bienal Direktörü Enes Kaya, kısa sürede ulaşılan ziyaretçi sayısının etkinliğe gösterilen yoğun ilginin önemli bir göstergesi olduğunu belirtti. Hedef, etkinlik sonunda 3 milyon ziyaretçi ve 10 milyon dijital görüntülenmeye ulaşmak.

Uluslararası Katılım

Kapadokya Bienali, “DOĞUM” temasıyla 14 ülkeden 109 sanatçının 101 eserini 23 farklı mekânda sanatseverlerle buluşturuyor. Vadiler, peribacaları ve tarihi yapılar sergi alanı olarak kullanılarak çağdaş sanat eserleri bölgenin doğal dokusu içinde deneyimleniyor.

Sanat ve Kültür Rotası

Bienal kapsamında heykel, resim, performans, müzik, sinema, video art ve fotoğraf gibi farklı disiplinlerden eserler sergileniyor. Ayrıca atölyeler, konserler, film gösterimleri ve rehberli turlar dört ay boyunca ziyaretçilere eşlik ediyor.

Kapadokya Bienali, sanat aracılığıyla toplumsal farkındalık oluşturmayı ve uluslararası çağdaş sanat takviminde güçlü bir yer edinmeyi hedefliyor.

#KapadokyaBienali #SanatHaber #Sergi #ÇağdaşSanat #KapadokyaSanat #SanatEtkinliği #SanatTurizmi #Bienal2026 #SanatVeKültür #Kapadokya #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Diz Sağlığında Doğru Tedavi ile Aktif Yaşam Mümkün

Halk arasında “dizimde sıvı bitmiş” olarak dile getirilen durumun doğru olmadığını belirten Özel Sağlık Hastanesi Fizik tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Arman Öztürk, eklem sıvılarının tükenmediğini söyledi.

Eklem sıvısının (sinovyal sıvı) temel görevinin eklemi beslemek ve adeta yağlayarak sürtünmeyi azaltmak olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Öztürk, “ Eklem sıvısı; doğduğumuzda içeriye bir kereliğine konmuş olan ve deposu bittiğinde artık tükenen bir şey değildir. Vücudumuz o sıvıyı üretmeye devam eder” diye konuştu.

Dr. Arman Öztürk

Dr. Arman Öztürk

ASIL SORUN KIKIRDAKTA

Hastaların şikayet ettiği durumun aslında farklı bir nedeni olduğuna dikkat çeken  Uzm. Dr. Arman Öztürk, şu bilgileri verdi: “Genellikle burada kastedilen şey sıvının miktarı değil; kalitesi ve kıkırdak yapının durumudur. Diz, kalça ya da omuz ekleminde kıkırdak yüzey zamanla inceldiğinde, eklem içinde hasarlanmış, yıpranmış alanlar arttığında, yani halk arasında “kireçlenme” dediğimiz süreç başladığında eklem yüzeyleri daha pürüzlü hâle gelir. Sürtünme artar, ağrı ortaya çıkar. İşte bu tablo çoğu zaman “sıvı bitmiş” şeklinde ifade edilir. Aslında problem çoğu vakada sıvının yokluğu değil; kıkırdağın, bağların, menisküsün ve kemiğin yıpranmasıdır”

HASTALIĞIN TEDAVİSİ MÜMKÜN

Hastalığın uzman doktor gözetiminde tedavi edilebildiği dile getiren Dr. Arman Öztürk, şöyle devam etti: “Çoğu hasta, sıvı bittiyse artık yapılacak bir şey yok diye düşünüyor. Tedavide kilo kontrolü, kas güçlendirme, doğru egzersiz, yüklenme düzenlemesi, gerektiğinde enjeksiyon tedavileri, etkilenmişse psikolojinin yönetimi ve bazı hastalarda ise cerrahi müdahale seçenekleri bulunuyor. Bu durum birçok insanın başına gelebilecek bir süreçtir; ancak diz tamamen “sıfır” hâline dönmese de doğru planlanmış, kişiye özel tedaviler ile ağrısız, kaliteli ve aktif bir hayat sürmek birçok hastada mümkündür. Belki de artık “Dizlerinin sıvısı bitmiş” demek yerine “Dizlerinin bakım zamanı gelmiş.” cümlesini kullanmak daha doğru olur”

 

#DizSağlığı #EklemSıvısı #Kireçlenme #FizikTedavi #Ortopedi #SağlıklıYaşam #DizAğrısı #EklemTedavisi #Rehabilitasyon #AktifYaşam  #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sütaş’tan Dünya Süt Günü Mesajı: “Süt, Bereketin En Saf Hali”

Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz, 1 Haziran Dünya Süt Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada sütün yalnızca beslenme değil, aynı zamanda ekonomik kalkınma ve istihdam açısından da kritik bir değer zinciri oluşturduğunu vurguladı.

Ekonomik Katkı

Yılmaz, sütün milyonlarca kişiye istihdam sağladığını ve refahın toplum geneline yayılmasına katkıda bulunduğunu belirtti. Sütaş’ın 50 yılı aşan uzmanlığıyla sütün iyiliğini ve bereketini yaymaya devam ettiğini ifade etti.

Döngüsel Ekonomi

“Çiftlikten Sofralara” iş modeliyle gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik sağladıklarını söyleyen Yılmaz, biyogaz tesislerinden elde edilen enerji ve organik gübrelerle kaynakların geri kazanıldığını, tesislerin bulundukları bölgelerde kalkınma projeleri niteliği taşıdığını aktardı.

Sütçülüğün Bayramı

Yılmaz, “Sütçülük bizim için bir meslekten öte, hayatımıza anlam katan bir misyon” diyerek, 8 bin kişilik ekip ve tüm paydaşlarla Dünya Süt Günü’nü “Sütaşkıyla” kutladıklarını ifade etti.

 

#Sütaş #DünyaSütGünü #EkonomiHaber #SütSektörü #ÇiftliktenSofralara #DöngüselEkonomi #GıdaGüvenliği #Sürdürülebilirlik #İstihdam #Sütçülük  #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity