Yazılar

Yerebatan Sarnıcı (Yerebatan Sarayı); Görkemi, efsaneleri ve gizemi…

Yerebatan Sarnıcı (Yerebatan Sarayı); Görkemi, efsaneleri ve gizemi…

Sarnıcı çocukluğumda ziyaretimde zihnime işleyen görüntüsü aklımdan hiç çıkmaz. O dönemde Sarnıç içerisinde sütunlar arasına uzanan iskele bugünkü gibi uzun değildi. Profesyonel bir ışıklandırma da mevcut değildi. Tüm bunlara rağmen sanki sonsuz sayıda olduğunu düşündüren sütunların yarattığı gizem muhteşemdi. Meraklı ve keşfetmeyi seven bir çocuk olmanın muzipliği ile unutamadığım esrarengiz bulduğum bir mekan olmuştur. Sarnıcın etkileyici atmosferi, her sene binlerce ziyaretçiyi çekmesini sağlamaktadır.  Muhteşem görüntüye ve tılsımlı gizeme sahip sarnıcın hikayesini sizler için derledik.

Tarihi ve Özellikleri:

527-565 yılların arasında Bizans imparatoru I. Justinianus emriyle inşa edilmiştir. Şehrin merkezi ve soyluların yaşadığı bölge olarak, Ayasofya’ ya çok yakın bir yerde şehrin su ihtiyacını karşılamak için yapılmıştır. Eski bir bazilika bulunan yerde yapılması sebebiyle, “Bazilika Sarnıcı” olarak geçmektedir. Sarnıcın böylesine gizemli ve görkemli kılan ise; suyun içinden yükselen ve saymaya zorlanılan çoklukta muhteşem bir işçiliğe sahip mermer sütunlara sahip olmasıdır. Bu sebepten ötürü sarnıç “Yerebatan Sarayı” olarak da anılmaktadır.

Sarnıç içerisinde yer alan,  sütunlar farklı tarzlarda ve bazıları iki parçadan oluşmaktadır. Farklı özelliklerde mermerlerin yontulması ile yapılmışlar; bu farklılık estetik açıdan onları çok özel bir hale getirmiştir. Bir görüşe göre de; sütunların farklı yapılardan toplanarak buraya getirildiği düşünülmektedir. Sarnıç İstanbul fethinden sonra bir süre daha kullanılmış, alternatif su temini kaynakları sağlanınca kullanımı sona ermiştir. Bir dönemde Topkapı Sarayı’nın bahçelerinin sulanmasında su temini için kullanılmıştır.

Unutulan sarnıcı 16 y.y.’ da Hollandalı Seyyah Keşfetmiştir.

İstanbul 16. Yy’ dan itibaren batılı seyyahların ilgisini çeken bir şehir olmuştur. Seyyahlar şehri dolaşırken yaşadıklarını ve gördüklerini yazmaktadırlar. 1544-1550 tarihlerinde İstanbul’ da bulunan Hollandalı seyyah P. Gyllius’ un keşfi ile Sarnıç Avrupa’ ya tanıtılmıştır. P. Gyllius’ un sarnıcı keşfetme hikayesi de oldukça ilginçtir. Sultanahmet çevresinde gezerken; Evlerin bahçelerinde veya zemin katlarında açılmış kuyu ağzı şeklinde açılmış haznelere sarkıtılan kovalarla su çekildiğini, iple bağlanan karpuzların soğuması için sarkıtılışını ve balık tutulmasına şahit olur. Gördükleri onu meraklandırmıştır; Sarnıç üst kısmında kalan etrafı duvarlarla çevrili bahçeli ahşap evlerden birinin avlusundan yerin altına inen gizemli merdivenler olduğunu öğrenir.  Seyyah olarak yeni bir keşfi yapmanın heyecanı ile elinde meşale ile taş basamaklı merdivenlerden sarnıca inerek sarnıca ulaşmış olur. Yardım alarak oldukça zorlu koşullarda sarnıç içerisinde sandalla dolaşarak sütunları inceler. Elde ettiği bilgileri seyahatnamesinde yayımlamıştır. Yayınlanan seyahatnamesi Avrupa’ da oldukça ses getirmiştir.

Sayıları sevenler için…

İnşaatında 7.000 kölenin çalıştığı rivayet edilmektedir. Sarnıcı besleyecek su temini, Valens kemeri ve Mağlova kemerleri ile 19 km uzaklıkta ki Belgrat ormanlarından sağlanmıştır. Sarnıç; 140 metre uzunluk,70 metre genişlikte ve dikdörtgen biçimindedir.  9.800 m2 toplam alan üzerine kurulmuş,100.000 ton civarı su toplama kapasitelidir. İçerisine 52 basamak taş merdivenle inilebilmektedir. Sarnıcın taşıyıcı kolonları; Sütunlar her biri 9 metre yükseklikte, 336 adettir. Sütunlar 12 sıra şeklinde, her sırada 28 sütun olarak ve 4.80 metre ara ile yerlerine dikilmişler. Duvarlar ise 4.80 metre kalınlığında tuğladan örülmüştür. Taban ise tuğla döşemeli ve üst kısmı Horasan harcı ile kalın tabaka ile sıvanmıştır.  Yukarda bahsetmiş olduğumuz gibi sütun başlıkları, hepsinde aynı üslup özelliğinde değildir. Sutünlardan 98 adedi Corint üslûbu yansıtırken, bir kısmı ise Dor üslûbunu taşımaktadır. Büyük oranda silindirik hacme sahiptirler. Yakın dönemde yapılan restorasyon sonrası ziyaretçiler için keyifli bir seyir imkanı veren yenilikler oluşmuş.

Efsaneleri;

Gözyaşı Sembolleri

Rivayete göre; sarnıç içerisinde yer alan sütunların bazılarının üzerinde taşa oyma şeklinde kabartma süslemeler yer alıyor. Bu süslemeler; Tavus Gözü, Sarkık Dal, Gözyaşı şekillerinden oluşmaktadır. Bu şekillerin ortak özelliğinin gözyaşına benzemeleridir. Bu görsel özelliği sarnıcın inşasında hayatını kaybeden kölelere ithaf edilmiş olarak yorumlanır.

Gizemli Medusa Başı

Sarnıç içerisinde yer alan ziyaretçilerin oldukça ilgisine mazhar olan; kaide amaçlı kullanım için konumlanmış iki adet Medusa başı bulunmaktadır. Mitoloji kahramanı olan Medusa başları için günümüze ulaşmış efsanevi hikayeler bulunmaktadır. Ayrıca bu iki şahane eser dönemin heykel sanatının ulaştığı zirve noktayı bize anlatmaktadır.

Nereden getirildiği bilinmeyen Medusa Başlarının efsaneleri ise;  Mitolojik hikayelerde bir rivayete göre; Medusa, Antik dönemde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona’ dan biri olarak kabul ediliyor. Yılan saçlı olan Medusa, kendisine bakanları taşa çevirme yetisine sahip olduğuna inanılmış. Ayrıca büyük yapılar ve özel yerlere konan resim ve heykelleri sayesinde konulduğu yerleri koruduğuna inanılırmış. Bu yüzden sarnıca Medusa başı konulduğu düşünülmektedir.

Günümüze ulaşan bir başka efsaneye göre; Medusa, Zeus’ un oğlu Perseus’ a gönlünü kaptırır. Medusa; güzelliği dillere destan olmuş, siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücudu ile herkesin beğenisini almaktadır. Onların bu ilişkisini kıskanan başka bir kadın ortaya çıkar.  Athena da, Perseus’a aşık olmuştur ve Medusa’yı kıskanır. Athena, intikam için, Medusa’nın saçlarını yılana çevirir. O andan sonra Medusa’nın baktığı herkes, taşa dönüşmeye başlar. Bu durumu kendi lehine kullanmak isteyen; Perseus, Medusa’nın başını keser. Medusa’ nın başını düşmanlarını taş etmek için kullanır ve başarılı olur. Bu hikayeye dayanarak Medusa Başı, Bizans’da askerlerin kılıç kabzalarına işlenmiş ve ters yerleştirilerek sütun kaidelerine yer verilmiştir. Bakanlar taş kesilmesin diye, baş hep ters çevrilerek kullanılmıştır.

Restorasyon geçmişi

Bir kültür mirası olarak, Osmanlı’ dan günümüze kadar bakım ve onarımları olmuştur.                Sarnıç, Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde iki defa onarımdan geçmiştir. Üçüncü Ahmet zamanında (1723) Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından ilk onarım olmuştur. Sultan 2. Abdülhamid (1876-1909) döneminde ise ikinci onarım olmuştur. Sarnıç, müze olarak hizmete açılışı ise; 1987’de İstanbul Belediyesi tarafından temizlenmesi ve gezi platformu yapılması ile olmuştur. En son kapsamlı bakım ise 1994 yılında olmuştur.

Sarnıç ziyaretçileri için bir gelenek halini almış olan, suya madeni para atarak dilek dilendiğinde dileğin yerine geleceğine inanılmaktadır.

Müze Hakkında;                                                                                                                                                           Haftanın 7 günü; 09.00 – 18.30 saatleri arasında açıktır.  Müze giriş ücretli (Öğretmen /Öğrenci: 5 TL, Yetişkin: 15 TL), Müze Kart geçmiyor.

Adres: Yerebatan Cad. Alemdar Mah. No: 1/3 Sultanahmet  Telefon: 0212 512 15 70

Yüksek nem oranı olması sebebiyle astım hastaları için sakıncalı olabilir uyarısı yapılıyor.                                                                      

Murat Söker / neexss@gmail.com –  intagram: murat_soker

Alsas Şarap Başkenti “Colmar”

Alsas Şarap Başkenti “Colmar”

Colmar, Fransa’nın kuzey doğusunda yer alan Grans Est bölgesinin üçüncü büyük komünüdür. Kasaba Alsas Şarap yolu üzerinde yer alır ve “Alsas Şarap Başkenti” olarak adlandırılır (capitale des vins d’Alsace). Colmar çok iyi korunmuş tarihi yapıları, özgün evleri ve müzeriyle ünlüdür.

Eski bir Alman serbest şehri (Free City) olan Colmar, 1673 yılında Fransa Kralı XIV Louis tarafından Fransız topraklarına katılmıştır. 1871’deki Prusya-Fransa savaşından sonra Almanya’nın ele geçirdiği şehir, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra tekrar Fransaya geçmişse de, 2. Dünya Savaşı boyunca tekrar Alman kontrolünde kalmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrasında ise kesin olarak Fransa’nın bir parçası haline gelmiştir.

Lauch nehri kanalları boyunca uzanan Colmar şehri, Fransız İhtilali ve 2 dünya savaşının yanısıra başkaca birçok çatışmanın da bölgesi olmasına karşın hernagi bir yıkıma uğramamış ve özgünlüğünü koruyabilmiştir. Bu sayede bugün Fransa’nın en çok turist çeken şehirlerinden biridir.

1843 yılında, Kara Veba salgını sırasında şehirdeki Yahudi toplumu tarafından gizlenmiş “Colmar Hazineleri” keşfedilmiştir.

Colmar, Noel döneminde kurulan Noel Pazarlarıyla da ünlüdür ve dünyanın pek çok ülkesinden turistler bu pazarları ziyaret ederek alışveriş yapmak için bu güzel kenti kış döneminde ziyaret ederler.

Colmar’da mutlaka görülmesi gerekenler

Old Town (Eski şehir), The Unterlinden Museum, Little Venice (Küçük Venedik), Maison Pfister, Koïfhus, Musée Bartholdi, La Maison des Têtes, Presbytère Protestant de Colmar, St Martin’s Church (Collégiale saint-martin de Colmar), Schwendi Fountain, Musée du Jouet de Colmar, Maison Adolph, Ballons des Vosges – Gazon du Faing, Alsatian Wine Route (Alsas Şarap Yolu), Ve tabiki eşsiz Fransız/Alman karışımı yerel yemekler.

Colmar’a ulaşmak için dilerseniz uçakla Paris’e gidip, oradan kalkan trenlerle ya da İsviçre Basel’e gidip oradan otobüs seferlerini kullanabilirsiniz.

FERHAT KAAN ŞAHİN

Adı gibi bir köy… “Şirince”

Adı gibi bir köy… “Şirince”

Şirince, İzmir’ in ilçesi Selçuk’ a bağlı; Güzel memleketimizin görülmesi gereken doğal güzelliği bozulmamış saklı kalmış yerlerindendir.

Tarihçesi:

Köyün tarihi M.Ö. 5. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Tıpkı ismi gibi sevimli bir yerleşim bölgesidir. Köyün doğallığının bozulmadan günümüze ulaşmasının bir sebebi de ulaşımın zorlu koşullar içermesinden dolayı olabilir.

Köyün orijinal adı olan “Kırkınca” iken daha sonra değiştirilmiş. Rivayet edilir ki; Eski çağlarda kendilerini köyün yerleştiği dağlara vuran kırk kişiye aften bu ismin verildiği anlatılır. Yunanistan ve Türkiye arasında 1924’ de gerçekleşen nüfus mübadelesine kadar köyde Rum ahali yaşarmış. Ahalinin köy ismini telaffuz ederken Kirkice, Kirkince ve nihayet Çirkince gibi isimler kullanılır olmuş. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, vali  Kazım Dirik‘in talimatıyla köyün adı Şirince olarak değiştirilmiş.

Etkinlikler:

Köy ziyaretinde meydanda araçtan indiğinizde; doruğa doğru çıkan, ağaçların gölgelediği taş döşeli dar yamaç sokaklarında yürüyüş büyük bir keyif veriyor. İki katlı bahçeli evlerin önünden geçerken kendinizi tarihi bir yolculuğa çıkmış hissedersiniz. Meyve ağaçları, çiçekler, kuş cıvıltıları arasında huzurlu bir yürüyüş köy sokaklarında yaşanmaktadır. Evlerin özelliği ise, hiçbir evin diğerinin manzarasını kapatmamaktadır. Köy içinde restore edilmiş ziyarete açık iki adet Kilise bulunmaktadır.

Aydın doğumlu, Yunanlı yazar Dido Sotiriyu “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” kitabında Manoli karakteri ile Rum köylüsünün yaşadıklarını anlatmaktadır. Kitapta Manoli’ nin (kitabın kahramanı); Şirince’ de doğa ile başbaşa bir köy hayatına sahip çocuğun yaşadıkları konu edilmektedir.

Osmanlı döneminde, bölgede incir ihracatının yoğun olması nedeniyle; köyde incir üretimi yoğun bir bölge olmuştur. Günümüzde de köyde bağcılık, zeytincilik, şeftali, incir, elma ve ceviz de yetiştirilmektedir.

Köy meydanında göreceğiniz; Taze sıkılmış meyve suları ve farklı tatları içeren meyve şarapları ziyaretinizi renklendirecek doğal tada sahip içeceklerden oluşuyor.

Efsanesi:

Köyle ilgili yurtiçi ve yurtdışı medya’ da oldukça ses getiren bir haber çıkmıştı.  21 Aralık 2012 tarihinde, Maya takvimine göre kıyamet kopacağı ve en güvenli alanın bu bölge olacağı söylentisi haber olmuştu. Bu sebeple izdiham olabilir düşüncesi ile önlemler alınmış, fakat beklenen olmamış. Haberin çıktığı dönemde köye gelen ziyaretçi sayısında ciddi düşüş yaşanmış.

Matematik Köyü:

Prof. Dr. Ali Nesin’ in kurduğu köy, 55 dönüm arazi üzerinde ve Şirince’ ye 1 kilometre mesafede yer almaktadır. “Nesin Matematik Köyü”, imece usülü yardımseverlerin katkıları kurulmuştur. Yüksek matematik çalışması için öğrencileri ağırlamaktadır. Haziran ve Eylül ayları arasında faaliyet göstermektedir.

Geleneksel Festivali:

Her sene ekim ayının ikinci pazarı geleneksel Bağbozumu festival yapılmaktadır. Toplanan üzümler geleneksel yöntemler ile ezilip, şarap yapılmak için işlemlerden geçirilirler. Festivalde en iyi şarap ve Şirince güzeli seçilmektedir.

Bulunduğu Bölge:

İzmir’ e 83 km, Selçuk ilçe merkezine 8 km, Efes Antik şehrine 12 km ve Kuşadası’na ise 30 km uzaklıkta yer almaktadır.

Murat Söker

Masalsı şehir Viyana

Masalsı şehir Viyana

Viyana, Avusturya‘nın başkenti ve en büyük şehridir. Aynı zamanda ülkenin dokuz eyaletinden yüzölçümü bakımından en küçüğüdür.  1.900.000 kişilik nüfusuyla Avusturya’nın en kalabalık kentidir, çevre ilçeleriyle birlikte Viyana’da yaklaşık iki milyon insan yaşar, ki bu da Avusturya nüfusunun yaklaşık dörtte biridir. Nüfus bakımından Viyana Avrupa Birliği‘nin en büyük onuncu kentidir. Birleşmiş Milletler bürosuyla Viyana Birleşmiş Milletlerin dört resmî merkez temsilciliğinden birine sahiptir. Kentte bulunan diğer önemli uluslararası kuruluşlar OPEC, AGİT ve Uluslararası Atom Enerjisi Örgütü‘dür (IAEA).

Tarihte yüzyıllar boyu Habsburg hanedanının yerleşim yeri olan kent, bu süre boyunca Avrupa’nın kültürel ve politik merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu dönemde Habsburglar ile Osmanlıların Avrupa tarihinin en uzun süreli çekişmelerinden birini yaşamından dolayı şehir, Türk orduları tarafından iki kez kuşatılmış ancak alınamamıştır. Viyana’nın, Avusturya İmparatorunun Alman müttefikleri ile Polonya Kralı Jan Sobieski’nin yardımı sayesinde kurtulması her sene 12 Eylül’de kutlanmaktadır… Bu dönemde kent Londra, New York ve Paris‘ten sonra iki milyon nüfusuyla dünyanın en büyük dördüncü kentiyken, I. Dünya Savaşı sonrasında nüfusunun dörtte birini kaybetmiştir. Viyana coğrafi konumu ve büyük bir imparatorluğa yıllarca başkentlik yapmış olmasından dolayı gerek mimari gerekse kültürel açıdan Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biridir. Bugün bile Habsburg hanedanının izlerini taşıyan eski kent merkezi ve Schönbrunn Sarayı Avusturya devletinin başvurusu üzerine Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü tarafından dünya kültür mirası olarak kabul edilmiştir. Viyana’nın sembolü olan Stefan Kilisesi şehrin merkezinde bulunmaktadır.

  1. yüzyılın sonlarından 1938’e kadar şehir, yüksek kültür ve modernizmin bir merkezi olarak kaldı. Bir Dünya Müzik başkenti olarak şehir, Brahms, Bruckner, Mahler ve Richard Strauss gibi bestecilere ev sahipliği yapmıştır. Şehir, sonradan Şansölye olan Engelbert Dollfuss sosyalist milisleri tarafından işgal edilerek 1934 Avusturya İç Savaşına sahne oldu.

Küçüklüğüne karşın eyalet-kent olmasının getirdiği avantajlarla Viyana ülkenin en yoğun trafik ve yapılaşma oranlarına sahiptir. Kapladığı alanın % 11,3’ü yapılaşmış alan, % 11,1’i trafik ve % 2,2’si de raylı sistem alanıdır. Bununla birlikte Viyana 117,76 km² yani toplam alanının % 28,4’ü oranında yeşil alana sahiptir ve ülkenin en yoğun kent içi yeşil alana sahip olan eyaletidir. 19,1 km², yani % 4,6 oranında alan sularla kaplıdır ve bu oran sadece Burgenland‘da daha yüksektir. Ayrıca Viyana şarap üretilen dört eyaletten biridir. Toplam yüzölçümünün % 1,7 oranındaki bölümünde üzüm bağları bulunur. % 16,6 oranındaki bölge ormanlıktır ve % 15,8 oranındaki bölge de tarım alanıdır.

Viyana Slovakya‘nın başkenti Bratislava‘ya 60 km yakınlıktadır. İki başkentin bu kadar birbirine yakın olması (VatikanRoma ilişkisi sayılmazsa) Avrupa’da benzeri olmayan bir durumdur.

Schönbrunn Sarayı, Hofburg (İmparatorluk Sarayı/Cumhurbaşkanlık Köşkü), Belvedere Sarayı, Kunsthistorisches Müzesi, Aziz Stephen Katedrali, Staatsoper- (Opera Binası), Karl Kilisesi, Prater eğlence alanı, Augarten sarayı, Schwarzenberg Sarayı, Hundertwasser Evi, Arsenal Müzesi, Sankt Marx Mezarlığı, Stadtpark – Şehir Parkı, Raimund Tiyatrosu, Votiv Kilisesi, Liechtenstein Sarayı şehirde mutlaka görülmesi gereken tarihi ve kültürel yerler arasında yer alır.

Viyana’nın uluslararası Schwechat Havaalanı şehir merkezinden 20 km uzaklıktadır. Şehir merkezine her 30 dakikada bir (05:00-23:45)[4] kalkan Post Bus otobüsleri veya S-Bahn treniyle ulaşılabilir. Ayrıca her 30 dakikada bir (06:06-23:36)[5] sefer yapan ekspres CAT(City Airport Train) treni ile Landstrasse – Wien Mitte tren istasyonuna ulaşabilirsiniz. Bu istasyondan ana güzergâh (Stammstrecke) üzerinde işleyen tüm banliyö trenlerine ile bölgesel bazı trenlere, U3 ve U4 metro hatlarına ve O tramvay hattına aktarma imkânı bulunmaktadır. Türk Hava Yolları her gün karşılıklı 3 sefer ile Viyana’ya ulaşım imkânı sunmaktadır.

Ferhat Kaan Şahin

2020 Patara yılına özel Patara’nın bilinmeyenleri  

2020 Patara yılına özel Patara’nın bilinmeyenleri

Türkiye, geçmişten günümüze birçok uygarlığa ev sahipliği yaptı. Ülkemizde turizm sektörüne katkıları olan kültürlerin tanıtımı için 2018 Troya, 2019 Göbeklitepe, bu yıl da Patara yılı olarak ilan edildi. Geçmişi M.Ö. 13. yüzyıla dayandığı öngörülen Patara’da kazı çalışmaları ilk olarak 1988 yılında başladı. 32 yılda bölgeden Patara Yol Anıtı, Meclis Binası, antik tiyatro, Neron Deniz Feneri, hamamlar, ana cadde, kiliseler ve bazilika başta olmak üzere binlerce tarihi eser gün yüzüne çıkarıldı.

Çağlar boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan Türkiye toprakları, yedi bölgesinde de farklı kültürlerin izlerini taşıyor. Bu tarihsel ve kültürel miraslar ülkenin yurt dışındaki turizm tanıtımları için büyük önem arz ediyor. Bu nedenle 2018 Troya, 2019 Göbeklitepe, 2020’de Patara yılı olarak ilan edildi. Peki, Patara Antik Kenti hakkında neler biliyorsunuz?  Günümüzde Antalya il sınırları içerisinde kalan bu eşsiz antik kente dair her şeyi bu yazıda okuyabilirsiniz.

Patara’nın tarihsel önemi

Patara’da yerleşimin M.Ö. 13. yüzyılda başladığı düşünülüyor. Coğrafi yapısı ve konumu itibarıyla doğal bir liman olan Patara, bu avantajıyla yüzyıllar boyunca önemini korudu.  M.Ö. 168/167 yılından M.S. 43 yılına kadar Likya Birliği’nin başkenti olan şehir, bu tarihten sonra kaynaklarda Roma’nın eyaleti olarak geçiyor. Mitolojiye göre Apollon ve Artemis’in doğduğu yer olarak bilinen Patara, aynı zamanda “Noel Baba” olarak bilinen St. Nikolaos’un da doğduğu ve büyüdüğü yer olarak anılıyor.

Antik kent 1981 yılında bulundu

1981 yılında Prof. Dr. Fahri Işık ve ekibi tarafından bulunan Patara Antik Kenti’nde ilk kazı çalışmaları 1988 yılında başladı. İlk olarak Prof. Dr. Fahri Işık önderliğinde başlayan kazılara bugün Prof. Dr. Havva İşken Işık başkanlık yapıyor. 32 yılda bölgeden Patara Yol Anıtı, Meclis Binası, antik tiyatro, Neron Deniz Feneri, hamamlar, ana cadde, kiliseler ve bazilika başta olmak üzere binlerce tarihi eser gün yüzüne çıkarıldı. Bir kısmı gönüllü arkeologlardan oluşan kalabalık bir ekip, titizlikle çalışarak muhteşem bir antik kenti günümüzle buluşturmaya devam ediyor.

Dünyanın “ilk”leri, “tek”leri ve “en”leri burada

Tarihi boyunca çeşitli sebeplerle bölgenin en önemli şehri olan Patara, Xanthos Vadisi’ndeki denize açılabilecek tek yer olmasıyla önemini katlıyor. Tarihteki ilk demokrat meclisi olan “Likya Birliği Meclis Binası”na ve İmparator Neron’un yaptırdığı dünya üzerinde kendi orijinal malzemesiyle ayağa kaldırılabilecek olan tek fenere ev sahipliği yapan Patara’da Osmanlı döneminden kalan ilk telsiz telgraf istasyonu da bulunuyor.

  Gün batımını izlemek için ideal bir destinasyon

Türkiye’nin en uzun plajlarından birine sahip olan Patara Plajı ise yerli ve yabancı turistleri kendine hayran bırakıyor. 18 km boyunca uzanan saf kumdan plajı ile görenleri mest eden Patara’da yüksek kum tepeleri bulunuyor. Aynı zamanda Caretta Caretta yani deniz kaplumbağalarının yumurtlama alanı olan bu sahile girişler saat 08:00-19:00 arasında izin veriliyor.

Dört mevsim gezilebilecek Akdeniz kıyılarında bulunan antik şehrin ziyaret saatleri kış ve yaz dönemi olarak değişiklik gösteriyor. Muğla-Antalya il sınırına yakın olan antik şehre hem hava hem de karayoluyla gidilebiliyor. Patara’ya yakın konaklama yerlerinin bir kısmı Gelemiş Köyü’nde bir kısmıysa Kaş ve Kalkan’da bulunuyor. Çoğunluğu butik otel ve pansiyon olan bu işletmelerde sadece oda ve/veya oda-kahvaltı hizmeti alabilir ve bu eşsiz tarihin tüm detaylarını gezerek öğrenebilirsiniz.

Enuygun.com

Bölgelere göre gezilecek yerler

Bölgelere göre gezilecek yerler

Coğrafyası ve tarihi ile cennet olan Türkiye toprakları, çağlar boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yaptı. Bu kadim kültürlerin izlerini taşıyan tüm bu zengin tarihsel ve kültürel miras, binlerce yerli ve yabancı turistin tatil planlarını şekillendiriyor.

Göbeklitepe’den Efes Antik Kenti’ne, Aspendos Tiyatrosu’ndan Tarihi Yarımada’ya, Çatalhöyük’ten Ani Harabeleri’ne kadar Türkiye’nin yedi bölgesindeki en iyi tarihi ve turistlik mekanları…

Türkiye, yedi bölgesindeki tarihi ve kültürel miraslarıyla yerli ve yabacı turistlerin gözbebeği. Kadim kültürlere ev sahipliği yapan Türkiye toprakları, doğusu, batısı, kuzeyi ve güneyinde yer alan tarihi miraslarıyla her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor.

Marmara Bölgesi

Tarihi kalıntılara ve kültürel zenginliklere ev sahipliği yapan Marmara Bölgesi, mistik dokusuyla görenleri kendine hayran bırakıyor. İstanbul’un en eski sınırlarının içerisinde yer alan Tarihi Yarımada Bölgesi, Osmanlı padişahı I. Bayezid tarafından yaptırılan Bursa Ulu Camii, I. Dünya Savaşı’nın en önemli cephelerinden biri olan Çanakkale’de yer alan Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, gezilecek yerler listesinin başında yer alıyor.

Ege Bölgesi

Antik uygarlıklardan kalan yerleşimleri ve kalıntılarıyla Ege Bölgesi, yerli ve yabancı turiste her yıl kapılarını açıyor. Bölgede yer alan Efes Antik Kenti, yüzyıllarca dünyanın en önemli başkentlerinden biri olarak ayakta kalmış. Antik Dünyanın 7 Harikası’ndan biri olan Artemis Tapınağı’nı, dünyaca ünlü Celcus Kütüphanesi’ni ve Hadrianus Tapınağı’nı barındıran Efes Antik Kenti’nin tarihi M.Ö. 7000’lere kadar dayanıyor.

“Dünyanın En Büyük Kehanet Şehri” unvanıyla da bilinen Didyma’ya ev sahipliği yapan Didim’deki antik kentin en dikkat çekici yapısı ise Apollon Tapınağı.

Akdeniz Bölgesi

Binlerce yıllık antik yerleşimlere ev sahipliği yapan bölge, gezginlerin uğrak noktası. Antalya’daki Aspendos (Belkıs) Antik Kenti’nde yer alan Aspendos Antik Tiyatrosu, M.S. 2. yüzyılda inşa edilmiş. Yaklaşık 20.000 kişi kapasiteli bu antik tiyatro, günümüzde de hala çeşitli sanat etkinlikleri için kullanılıyor.

Bölgenin bir diğer önemli destinasyonu da Mersin’in Narlıkuyu ilçesinde yer alan hem doğal hem tarihi güzelliklerle dolu bir ören yeri olan Cennet Cehennem. Bu doğal harikaların küçük olanı Cehennem, büyük olanı ise Cennet olarak adlandırılmış. Cennet’e yaklaşık 450 basamaklı bir merdiven ile inmek ve burada bulunan Meryem Ana Kilisesi’ni ziyaret etmek mümkün. Cehennem kısmına ise doğal şartlar sebebiyle inmek mümkün değil.

İç Anadolu Bölgesi

Ülkemizin eşsiz güzelliklerine ev sahipliği yapan İç Anadolu Bölgesi, kadim kültürüyle gezginlerin ilgi odağı. Bölgede bulunan Çatalhöyük, insanlık tarihine ışık tutuyor. Ören yeri M.Ö. 5500 yıllarından itibaren yaklaşık 2000 yıl yerleşim merkezi olarak kullanılmış ve zaman içerisinde köy yerleşkesinden kent yaşamına evrimini gerçekleştirmiş. 2012 yılından beri UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Çatalhöyük’e giderek dönemin sanat ve gündelik hayatına dair her şeyi gözlemleyebilirsiniz.

Eskişehir’in rengarenk yüzü Odunpazarı Evleri ise geleneksel Anadolu Türk mimarisine ev sahipliği yapıyor. Bu tarih kokan sokaklarda gezinmek, fotoğraf çekilmek, cam sanatını izlemek ve uygun fiyatlarda ürünler bulmak mümkün.

Karadeniz Bölgesi

Yeşilin ve mavinin her tonunu görebileceğiniz Karadeniz’de bulunan Zilkale, Rize’nin meşhur doğal güzelliği Fırtına Deresi’nin kıyısında yer alıyor. Kayalık yamaç üzerine inşa edilen kalede 8 burç ve 1 gözetleme kulesi mevcut. Gerek kurulduğu yer gerekse şekli itibarıyla ilgi çeken kalenin nefes kesen manzarasından Karadeniz’in eşsiz doğasını seyre dalabilirsiniz.

Kurtuluş Savaşı’nı başlatan yolculuğun yapıldığı Bandırma Vapuru, 19 Mayıs 1919’da Atatürk ve silah arkadaşlarını karaya çıkardığında ülkemizin kuruluşunun ilk adımı da atılmıştı. Bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki yeri yadsınamaz. 2006 yılından beri Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından müze olarak sergiye açık olan vapurda bal mumu heykelleri, eski pusulalar, haritalar ve diğer gemi eşyaları sergileniyor.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Güneydoğu Anadolu’nun mistik ve etkileyici atmosferi konuklarını kendine hayran bırakıyor. Köklü tarihi, özgün heykeltıraşlık eserleri ve ender görülen güzellikteki mozaikleri ile ilgi çeken Zeugma Antik Kenti ise bölgenin en önemli tarihsel noktalarından. Gaziantep’e 57 km uzaklıktaki antik kentten çıkarılan eserlerin önemli bir kısmını Zeugma Mozaik Müzesi’nde ziyaret edebilirsiniz.

İnsanlık tarihinin yeniden tartışılmasına sebep olan Göbeklitepe’nin ise dünyanın ilk tapınağı olduğu düşünülüyor. “Tarihin sıfır noktası” olarak da isimlendirilen Göbeklitepe’yi ölmeden önce görmeniz gerekenler listenize mutlaka yazın.

Doğu Anadolu Bölgesi

Binlerce yıllık geçmişiyle çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan Doğu Anadolu Bölgesi, yüzlerce yıl çeşitli uygarlıklara sahne olmuş bir yerleşim yeri olan Ani Harabeleri’ni kucaklıyor. Çok sayıda antik kilise bulunan ören yerini ziyaret etmek isterseniz Kars uçak biletlerine bir göz atabilir, kış aylarında ziyaret etmek isterseniz belki dönüşünü Doğu Ekspresi treniyle de yapabilirsiniz.

Türkiye’nin en büyük höyüklerinden birine ev sahipliği yapan Aslantepe ise Malatya’ya sadece 7

km uzaklıkta yer alıyor. M.Ö. 5000’li yıllardan M.S. 11. yüzyıla kadar yerleşim yeri olarak kullanıldığı düşünülen antik kent, aynı zamanda bir açık hava müzesi. Kazılardan çıkarılan buluntuların büyük bir kısmı Malatya Müzesi’nde sergileniyor.

Enuygun.com

Efsanelere konu olan denizin gözü “Morskie Oko”

Efsanelere konu olan denizin gözü “Morskie Oko”

Morskie Oko yani Denizin Gözü, Polonya’nın güneyindeki Tatra Dağları’nın en büyük ve dördüncü en derin gölüdür. Lesser (Küçük) Polonya Voyvodalığı’ndaki Mięguszowiecki Zirvelerinin dibindeki Yüksek Tatralar sıradağlarının Rybi Potok (Balık Deresi) Vadisi’ndeki Tatra Milli Parkı’nın derinliklerinde yer almaktadır.

Geçmişte, Morskie Oko’ya, Tatra gölleri ve göletlerinde nadir bulunan doğal balık stoğu nedeniyle “Rybie Jezioro” (Balık Gölü) adı veriliyordu. Suyun net derinliklerinde, gölde yaşayan alabalıklar kolayca fark edilebilir. “Morskie Oko” (Denizin Gözü), gölün bir yeraltı geçidi ile denize bağlandığına dayanan eski bir efsaneden türemiştir. Popülerliğinin artmasıyla birlikte, ziyaretçilerin gölde yüzmesi veya alabalıkları beslemesi yasaklanmıştır.

Morskie Oko, Tatra Dağları’nın en popüler yerlerinden biridir ve tatil sezonunda genellikle 50.000’den fazla turist tarafından ziyaret edilir. Motorlu erişime izin veren en yakın yoldan sonra, yaklaşık iki saatlik bir süreyi bulan yürüyüş/tırmanış ile ulaşılır. Bunun yanı sıra birçok turist, çok sayıda yerel Gorals (Highlanders/kabaca “Dağlılar”) sakinleri tarafından işletilen at arabasıyla yolculuk yapmayı tercih ediyor. At arabaları sizi göle yakın bir konuma kadar ulaştırıyor ancak o dik yolu çıkarken atların çektiği zorluk gerçekten izlerken bile insanı üzüyor. Kışın, yolculuğun kısa bir bölümü çığ tehlike bölgesinde yer alıyor ve bölge yaz aylarında bile soğuk ve yağmurlu olabiliyor.

Bunu aklınızda bulundurarak, yazın ziyaret diyor olsanız bile yanınızda soğuğa karşı koruyacak kıyafetler ve yağmurluk almayı unutmayın. Ayrıca yaklaşık 9 kilometrelik bir parkuru tırmanacağınız için yanınızda mutlaka yiyecek ve su bulundurun. Yolculuğun yarısında küçük bir market bulacaksınız ve kısa bir mola vererek alışveriş yapabilirsiniz. Ayrıca tırmanış sırasında birçok irili ufaklı şelaleler güzellikleriyle size (en azından fotoğraf çekmek için) kısa molalar verdirecek. Göle ulaşmak epey yorucu olsa da vardığınızdaki güzelliğiyle buna değdiğini göreceksiniz. Gölün yanında ayrıca bir restoran yer almaktadır ve inişe başlamadan önce burada da bir mola verebilirsiniz.

Morskie Oko’ya ulaşmak için öncelikle Zakopane isimli Polonya’da oldukça meşhur ve sevimli bir dağ kasabası görünümlü şehre ulaşmanız gerek. Bunun için Polonya içinde hizmet veren otobüsleri ya da trenleri kullanabilirsiniz. Ya da kendiniz araç kiralayarak da ulaşabilirsiniz. Zakopane Krakow’a yaklaşık 110 km mesafede yer alır ve arabayla yaklaşık 1 saat 45 dakika sürer. Zakopane şehrini gezmek için de bir gününüzü ayırmalı ve yerel yemeklerin ve ünlü peynirlerinin tadına bakmalısınız. Zakopane’den Morskie Oko’ya ulaşmak için ise şehir merkezinden kalkan otobüs/minibüsleri kullanmanız gerekecek (Ücret 10 zloti). Sizleri Tatra Milli Parkı’nın girişine kadar götürecekler (6 zloti yetişkin, 3 zloti çocuk)

Doğa harikası “Foça”

Doğa harikası “Foça”

Foça, İzmir’in bir ilçesidir. İlçenin doğusunda Aliağa, güneyinde Menemen, batısında ve kuzeyinde Ege Denizi bulunmaktadır. Antik Çağda bir İyon yerleşimi olarak ortaya çıkan kent, denizde yaşayan foklardan dolayı Phokaia adını almış, günümüze Foça olarak gelmiştir.

Foça Adaları‘nda yaşayan foklardan adını alan Phokaia (Yunanca: Φώκαια, “Phocaea”), Aiollar tarafından MÖ 11. yüzyılda kurulmuştur. O zamanlarda İyonya‘nin en önemli yerleşim yerlerinden biri olan Phokaia’da İyon yerleşimi MÖ 9. Yüzyıla dayanır. Tarihte usta denizci olarak bilinen Phokaialılar, ayrıca mühendislikteki gelişmişlikleri ve başarıları ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz’e de birçok sayıda koloni kurmuşlardır. Foçalılar’ın tarihte bilinen kurmuş olduğu önemli kolonilerden bazıları: Karadeniz’deki Amysos (şimdiki Samsun); Çanakkale Boğazı’ndaki Lampsakos (şimdiki Lapseki); Midilli Adası’nda Methymna (şimdiki Molyvoz); ve Avrupa’daki Elea -şimdiki Velia- (İtalya); Alalia (Korsika); Massalia -şimdiki Marsilya– (Fransa) bunlardan bazılarıdır.

Ayrıca Phokaialılar İyonya’da, doğal altın-gümüş karışımı kullanarak “elektron” sikkeyi tarihte ilk defa bastıranlardan biri olarak bilinmektedirler. Elbette bu medeni ilerleme o zamanın birçok uygarlıklarını da etkilemiş ve onları Anadolu’ya çekmiştir. Cenevizliler şimdiki Yenifoça‘yi ilk kuranlardandır. Foça sırasıyla tarihte; 13. yüzyılda Çaka Bey tarafından alınarak Çaka Bey’in yönetimine, daha sonra ise Saruhanoğulları Beyliği‘nin yönetimine geçmiştir. 1455’te ise Osmanlı Padişahı II. Mehmed, büyük fetihten sonra Foça’yı alarak Osmanlı topraklarına dahil etmiştir.

Bu gibi medeniyetliklere ve topluluklara merkez oluşturduğu için Foça önemli bir arkeolojik merkez haline gelmiştir. 1953 yılında başlayıp ve günümüze kadar aralıksız devam edip gelen kazılarda, Helenistik döneminden kalan tiyatro, Athena Tapınağı ve Kutsal Alanı, Liman Kutsal Alanı (Kibele‘ye ait olduğu düşünülmekte) ile Pers Anıt Mezarı (Foça’nın 7 km doğusundaki “Taş Ev” olarak bilinen) ortaya çıkarılmıştır. Bahse konu Pers Anıtı; bölgeyi MÖ 492 yılında istila eden Ahamenid-Pers Ordusu komutanları için bir anıt olarak yapılmış; daha sonra mezar, ağıl, gözetleme noktası, mola yeri gibi amaçlar için kullanılmıştır. Anıt; Anadolu’ da bulunan ender Pers yapılarından birisidir.

Foça’da çok uzun zamandan beridir yapılan festivaller son yıllarda ayrı bir boyut alarak uluslararası düzeye taşınmıştır. 2004 yılından günümüze kadar yapılan festivaller artık Uluslararası Foça Festivali olarak bilinir. Genelde üç gün devam eden festivaller birçok ünlüyü ve ziyaretçileri Foça’ya getirmektedir. Foça çeşitli dönemlerden pek çok tarihi ve turistik gezi yerlerine sahiptir. Taş evleri mevcuttur. Sadece yaz değil kışında gelen turist sayısı da fazladır. Osmanlı döneminden kalma 1455 tarihli Fatih Sultan Mehmet‘in yaptırdığı ve Kanuni Sultan Süleyman‘ın tekrar inşa ettirdiği Fatih Camii ve Foça Kayalar Camii bunlar arasındadır. Homeros‘un bahsettiği Siren Kayalıkları Foça’da yer almaktadır. Ona göre oradan gecen denizciler için bu kayalıklar birçok rivayetlere konu olmuştur çünkü Foça kıyıları irili ufaklı birçok adanın serpilmiş görüntüsüne sahiptir.

Zamana direnen “Arpaz Kulesi”

Zamana direnen “Arpaz Kulesi”

Nazilli’ye bağlı Esenköy’de bulunan tarihi yapı, antik Harpasa Kalesi’nin eteklerinde kurulmuştur. Bazı kaynaklarda buranın ismi Arpaz Kulesi olarak da geçmektedir.

 

Akçay’a kadar uzanan ekili araziyi kapsamı içine alan büyük çiftlik işletmesinin sahibi, Arpaz Beyleri tarafından XIX. yüzyıl başlarında inşa ettirilmiştir. Ancak burada XVII. Ve XVIII. yüzyıllara ait, Osmanlı Dönemi kalıntıları da bulunmuştur. Buna dayanılarak da kalenin daha erken bir dönemlerde yapılıp, sonradan yenilendiği düşünülmektedir. Burası bir bey konağı, güvenlik kulesi, ambar, ahırları ve müştemilatı ile bir şatoyu andırır. Kule, Arpazlı Hacı Hasan Bey tarafından, II.Mahmut zamanında Rodos’tan getirdiği ustalara yaptırmıştır.

 

Kalenin saihibi olan, Arpazlı Ailesi, Osmanlı Devleti ‘nde merkezi yönetimin zayıflayarak bölgesel derebeyliklerin ön plana çıktığı 18. ve 19. yüzyıllarda Aydın çevresinde hakimiyet kurmuş iki aileden biridir. Aile kaynaklarına göre, büyük ataları, Fatih Sultan Mehmet’in İtalya Seferi’ne kumandan atadığı ve Otranto şehrini fetheden, Gedik Ahmet Paşa’dır.

 

Fatih Sultan Mehmet’in ölümünün ardından tahta geçen Sultan II. Beyazıt ‘ın bir konuda görüşmelerini istemesi üzerine, ‘Siz tahta çıkınca ben belime kılıç bile kuşanmam’ gibi bir karşılık vermesi nedeniyle, oracıkta saray aşçı ve çırakları tarafından boğdurulmuştur. Ancak sofu, barışçı ve vicdanlı bir kimse olan II. Beyazıt sonradan bu yaptığına pişman olarak Gedik Ahmet Paşa’nın iki oğlunu “sipahi beyleri” olarak atamış, Nazilli’nin kenarından geçen Büyük Menderes Nehri bir hudut, Karacasu‘nun Nargedik köyü bir hudut olmak üzere arada kalan toprakları onlara bağışlamıştır.

 

Sultan II. Mahmet döneminde patlak veren Aydın İhtilali ile baş edemeyen Arpazlı Hacı Hasan Bey Padişah’ın gazabına uğrayıp, Rodos ‘a sürülmüştür. İsyanın bastırılmasıyla döndüğünde, beraberinde Rodos’tan yapı ustaları getirmiş ve bugünkü Arpaz Kulesi ve Arpaz Konağı bu ustaların hünerleriyle yükselmiştir.

 

Kendine has mimarisi ve döneminin hatlarını yansıtması bakımından önemli bir eser olan ve yıllara meydan okuyan heybetiyle görenleri kendine hayran bırakan Arpaz Kulesi ve Konağı, son yıllarda bakımsızlıktan dolayı atıl bir görümdedir.

İskoçya’nın gizli mücevherleri

İskoçya’nın gizli mücevherleri

İskoçya’ya ilk ziyaretiniz sırasında büyülediniz, geri dönme sözü verdiniz ve şimdi bir sonraki seyahatinizi planlıyorsunuz. Ancak bu sefer, gittiğiniz yoldan biraz daha ileri gitmek ve en gözde turistik mekanların ötesini keşfetmek istiyorsunuz. Nereden başlamalı mı diyorsunuz? O zaman İskoçya’yı birlikte dolaşmaya ne dersiniz?

Dunrobin Kalesi, North Highlands

189 odalı İngiltere’nin en eski yerleşim yerlerinden biri olan ve kuzey yaylaların en büyük kalesi olan Dunrobin Kalesi’nin çarpıcı Fransız tasarımına hayran kalacaksınız. Londra Parlamentosu’nu da tasarlayan Sir Charles Barry, muhteşem mimarisi ve masal kulelerini buradan etkilendi.

Not: Dunrobin Kalesi her yıl 1 Nisan – 31 Ekim 2019 tarihleri ​​arasında açıktır.

Caerlaverock Kalesi-Dumfries

Bu etkileyici kale bir üçgen şeklinde ve atmosferik yeşil hendek ve doğa rezervi içinde yer alıyor. Caerlaverock Şatosu sanki hikaye kitabından çıkmış gibi… Dünyada böyle bir kale kalmadığını kesin! İskoçya’da yüzlerce çarpıcı kale, şato ve tarihi evleri görmek mümkün ama en etkileyicisi Caerlaverock Şatosu olacaktır.

St Ninian Adası-Bigton, Shetland

Barbados sahilleri kadar canlı, el değmemiş kumları ve mavi suları ile Shetland’a bayılacaksınız. St Ninian Adası’ndaki plajlar müdavimlerinin kalbinde ayrı bir yeri var. Tropik sahiller gibi beklentiniz olmasın kışın romantik ve asi, yazın ise durgun ve çekici. Baharın son günleri yada yazın gidilmesi bizim tavsiyemiz.

Sandwood Bay yaylaları-Sutherland

Saklı Sandwood Koyu’na ulaşmak biraz zor görünebilir, ancak burada yürüyüş yapmak için harcadığınız çaba bir mil uzunluğundaki altın kumun önünüze serildiği zaman buna değer. Muhtemelen o sahilde yürüyen tek insan sen olacaksın. Kendini Robinson Crusoes gibi hissedebilirsin.

Smoo Mağarası-Durness

Durness yakınlarındaki Smoo Mağarası, dar bir deniz girişinin başındaki kireçtaşı kayalıklardan oluşuyor. Smoo Cave, İngiltere’nin en büyük deniz mağarası ve muhteşem bir manzaradır. Durness ve yeraltı havuzları, yerel efsaneler yer almakta.

Kilmartin Glen-Argyll

Tarih öncesi kalıntılar için Avrupa’nın en yoğun bölgelerinden biri olarak kabul edilen Kilmartin Glen, mezar alanları ve duran taşlar dahil 6 kilometrelik bir alanda 800’den fazla yapıya ev sahipliği yapıyor. Eski kralların taçlandığı Dunadd Kalesi’ne ve ilk İskoç ulusunun başladığı bölge.

Sueno Taşı-Forres Moray

Picts, kuzeydeki yerli halktı ve şimdi antik kalıntıların gerisinde kaldı. Forres’teki etkileyici Sueno Taşları, İskoçya’nın en uzun heykel taşlarıdır. 10. yüzyıldan kalma ender görülen savaş sahneleri oymalarıyla süslenmiştir. Aberdeenshire ayakta duran taşlar ve antik anıtlar için en zengin alanlardan biridir. O kadar ki özel ki, Taş Çember Yolu bile var.

St Kilda Adası

Uzak ve görkemli St Kilda adasına yapılacak bir tekne gezisi, İskoçya’nın bu harika bölgesinde macera ve doğayı birleştirmek için harika bir yoldur. Adanın dünyanın önde gelen kuş gözlem alanlarından biri olduğunu biliyor muydunuz?

Skara Brae -Orkney

Skara Brae, tüm Batı Avrupa’nın en iyi korunmuş taş köylerinden biridir. İnsanların 5 bin yıl önce hayatlarını nasıl yaşadıklarına dair inanılmaz duygular hissedeceksiniz.

Jura Adası-Argyll ve Isles

Jura’nın insanlardan daha çok geyik popülasyonuna sahip olduğunu biliyor muydunuz? Yakınlarda, rehberli bir tekne turunda dünyanın üçüncü büyük jakuzisi olan çarpıcı Corryvreckan Whirlpool’a şahit olabilirsiniz. Dönen suların çarpma kükremesi bazen 10 mil öteden duyulabilir! İlginç bir doğa harikası.

Lagavulin Damıtımevi-Islay

Viski üretimin onda dokuz burada yapılmakta.  Islay, Viski üreten adaların en büyüğüdür. Burada Viski yapımına şahit olabilir, viski kültürünü burada öğrenebilirsiniz.

Loch Awe- Argyll Kilchurn Kalesi

Loch Awe, kalın kozalaklı ormanlarla ve güzel meşe ağaçlarıyla bezeli, doğal bir orman. Bölge en çok Kilchurn Kalesi’nin muhteşem harabesiyle ünlüdür. Kuleden suya bakarken, Ben Cruachan’ın manzarasını görebilirsiniz. Gerçekten şok edici!

St Mary’s Loch İskoçya Sınırı

Güney yaylalarının ortasında yer alan St Mary’s Loch, Edinburgh’a arabayla bir saatten daha az bir mesafededir ancak huzurlu bir uzaklık hissi sunmaktadır. Huzurlu tepeler, vahşi kırlar ve geniş ormanlık alan…

Loch Tay, Perthshire-Kenmore Köyü

Dunblane’un hemen kuzeyinde başlayan Perthshire kısa ama muhteşem bir sürüş mesafesindedir. Tay nehri üzerinde şirin bir köy… Hiç ayrılmak istemeyecek kadar güzel bir köy.

Angus ve Montrose

Angus sizin için ilginç rotalardan biri… Tarihi mekanları ile meşhur bölgenin adı anlaşıldığı büyük baş hayvanların adı da olmuş. Kraliçenin yazlık evi olan Balmoral Kalesi gezebilirsiniz.  Buradan kısa bir yolculuğun ardından Montrose ulaşabilirsiniz. İskoçya’nın en eski şehirlerinden biri olan Montrose şehir hayatı ilginizi çekecektir.

Kanallar

Union kanal ile Forth&Clyde kanalını birbirine bağlayan Falkirk Wheel kanalarında tekne kiralayıp gezin. Tekne içinde şehri daha farklı göreceğinize eminiz. Ya tekne kiralayın yada restoran teknede yemek yerken, kanalda yapılmış simge yapıları seyredin.

Loch Katrine – The Trossachs

Tarihi SS Sir Walter Scott vapuruna adım atın, arkanıza yaslanın ve şairin ilham alan manzarasına tanık olun. Loch Lomond ve The Trossachs Ulusal Parkı’ndaki sakin Loch Katrine kadar doğa harikası içinde bir yolculuk yapın. Yılın her mevsimi farklı bir haz verecek olan bu gemi gezisi size kısmen de olsa Norveç Fiyortları’nı hatırlatacak.

Highland Halk Müzesi

Geçmişi yaşamak istiyorsanız Highland Halk Müzesi’ne gidin. İskoç yayla hayatını, yaşam ve çalışma koşullarını canlı olarak deneyimleyerek yaşayın. Biraz mizansen biraz gerçek müze…

Pier Sanat Merkezi

Pier Sanat Merkezi, Stromness, Orkney Ioana Marinescu gibi bir çok galeriye ev sahipliği yapıyor. Stromness sokaklarında dolaşın. Galeri ve dükkanlarda çeşitli yaratıcı ürünler keşfede bilirsiniz. Yerel ve uluslararası sergi ve sanatçılarla temas etme şansınız var.

Glen Trool Yaylası

İskoçya denilince akla uçsuz bucaksız yeşillikler gelir. Glen Trool bu yaylalardan biri. Galloway Orman Parkı ve Glen Trool, orman yürüyüşleri yada dağ bisikletine biniyorsanız, vahşi ve harika yokuş aşağı parkurları ilginizi çekecektir.

Inveraray Kalesi

Neo-Gotik Inveraray Kalesi, Inveraray köyünün yukarısındaki 18. yüzyıldan kalma bir gözetleme kulesine kadar harika, kısa ama dik bir yürüyüş mesafesindedir. Kale bu yürüyüşe değecektir.

Maymun Adası’ndaki Puflar, Fife

Adı Maymun Adası ama bir kuşların konakladığı doğal bir rezerv… Gözlemevi ile deniz kuşları türlerin çok sayıda ulusal öneme sahip bir doğa harikası. Yaz aylarında, adanın batı kıyılarında bulunan uçurumlar kuş yuvalarından çıkan kuşların deneme uçuşları yaptığı yer haline geliyor. 25 bin kuşu görme şansınız var.

Moray sahili

‘Yunus Sahili’ olarak bilinen Banffshire ve Moray sahili, bu muhteşem canlıları doğal ortamlarında görmek isteyen herkes için bir mekân. Aberdeenshire sahil şeridinin katil balinaları ve ara sıra kambur balinaları da denizde çıktığı bilinmektedir!

Culzean Kalesi – Ayrshire

Denizlerin, yemyeşil ormanların ve sır bahçelerinin etrafı ile çevrili olan Culzean Kalesi ve Country Park ilginizi çekecek bir yer. Bahçelerin, mimarinin ya da sadece tarihin tadını çıkartacağınız keyifli bir bölge.

Logan Botanik Bahçesi -Ayrshire

Port Logan’da, ülkenin en egzotik bahçesi Logan Botanik Bahçeleri’ni ziyaret edin. Güney yarımküreden gelen bitkiler, Himalaya haşhaşlarından Yeni Zelanda’ya kadar hatta Afrika papatyalarına kadar birçok çiçekle bu bahçede tanışacaksınız.

Bell Rock deniz feneri, Angus

Stevenson’s Lighthouse olarak da bilinen Bell Rock Lighthouse, dünyanın hayatta kalan en eski deniz feneri. 19. yüzyılın en seçkin mühendislik başarısı olarak kabul edilir. Fener kış aylarında dalgalarla boydan boya yıkanıyor.

Caledonian kanalı

Caledonian kanalı muhteşem mühendislik harikası İngiltere’deki en uzun merdiven kilitli kanalı. Bir teknenin kilitleri yukarı veya aşağı gitmesi yaklaşık 90 dakika sürüyor.

Not: İskoçya’da yüzlerce viski damıtma tesisi, 500 golf sahası ve binlerce şato, müze ve galeri olduğunu biliyor muydunuz? İskoçya’da görülecek ve yapılacak çok fazla şey var. İnsanlarla sohbet edin bu listeye eklemeler yapın. Şimdiden iyi tatiller.