Yerebatan Sarnıcı (Yerebatan Sarayı); Görkemi, efsaneleri ve gizemi…

Yerebatan Sarnıcı (Yerebatan Sarayı); Görkemi, efsaneleri ve gizemi…

Yerebatan Sarnıcı (Yerebatan Sarayı); Görkemi, efsaneleri ve gizemi…

Sarnıcı çocukluğumda ziyaretimde zihnime işleyen görüntüsü aklımdan hiç çıkmaz. O dönemde Sarnıç içerisinde sütunlar arasına uzanan iskele bugünkü gibi uzun değildi. Profesyonel bir ışıklandırma da mevcut değildi. Tüm bunlara rağmen sanki sonsuz sayıda olduğunu düşündüren sütunların yarattığı gizem muhteşemdi. Meraklı ve keşfetmeyi seven bir çocuk olmanın muzipliği ile unutamadığım esrarengiz bulduğum bir mekan olmuştur. Sarnıcın etkileyici atmosferi, her sene binlerce ziyaretçiyi çekmesini sağlamaktadır.  Muhteşem görüntüye ve tılsımlı gizeme sahip sarnıcın hikayesini sizler için derledik.

Tarihi ve Özellikleri:

527-565 yılların arasında Bizans imparatoru I. Justinianus emriyle inşa edilmiştir. Şehrin merkezi ve soyluların yaşadığı bölge olarak, Ayasofya’ ya çok yakın bir yerde şehrin su ihtiyacını karşılamak için yapılmıştır. Eski bir bazilika bulunan yerde yapılması sebebiyle, “Bazilika Sarnıcı” olarak geçmektedir. Sarnıcın böylesine gizemli ve görkemli kılan ise; suyun içinden yükselen ve saymaya zorlanılan çoklukta muhteşem bir işçiliğe sahip mermer sütunlara sahip olmasıdır. Bu sebepten ötürü sarnıç “Yerebatan Sarayı” olarak da anılmaktadır.

Sarnıç içerisinde yer alan,  sütunlar farklı tarzlarda ve bazıları iki parçadan oluşmaktadır. Farklı özelliklerde mermerlerin yontulması ile yapılmışlar; bu farklılık estetik açıdan onları çok özel bir hale getirmiştir. Bir görüşe göre de; sütunların farklı yapılardan toplanarak buraya getirildiği düşünülmektedir. Sarnıç İstanbul fethinden sonra bir süre daha kullanılmış, alternatif su temini kaynakları sağlanınca kullanımı sona ermiştir. Bir dönemde Topkapı Sarayı’nın bahçelerinin sulanmasında su temini için kullanılmıştır.

Unutulan sarnıcı 16 y.y.’ da Hollandalı Seyyah Keşfetmiştir.

İstanbul 16. Yy’ dan itibaren batılı seyyahların ilgisini çeken bir şehir olmuştur. Seyyahlar şehri dolaşırken yaşadıklarını ve gördüklerini yazmaktadırlar. 1544-1550 tarihlerinde İstanbul’ da bulunan Hollandalı seyyah P. Gyllius’ un keşfi ile Sarnıç Avrupa’ ya tanıtılmıştır. P. Gyllius’ un sarnıcı keşfetme hikayesi de oldukça ilginçtir. Sultanahmet çevresinde gezerken; Evlerin bahçelerinde veya zemin katlarında açılmış kuyu ağzı şeklinde açılmış haznelere sarkıtılan kovalarla su çekildiğini, iple bağlanan karpuzların soğuması için sarkıtılışını ve balık tutulmasına şahit olur. Gördükleri onu meraklandırmıştır; Sarnıç üst kısmında kalan etrafı duvarlarla çevrili bahçeli ahşap evlerden birinin avlusundan yerin altına inen gizemli merdivenler olduğunu öğrenir.  Seyyah olarak yeni bir keşfi yapmanın heyecanı ile elinde meşale ile taş basamaklı merdivenlerden sarnıca inerek sarnıca ulaşmış olur. Yardım alarak oldukça zorlu koşullarda sarnıç içerisinde sandalla dolaşarak sütunları inceler. Elde ettiği bilgileri seyahatnamesinde yayımlamıştır. Yayınlanan seyahatnamesi Avrupa’ da oldukça ses getirmiştir.

Sayıları sevenler için…

İnşaatında 7.000 kölenin çalıştığı rivayet edilmektedir. Sarnıcı besleyecek su temini, Valens kemeri ve Mağlova kemerleri ile 19 km uzaklıkta ki Belgrat ormanlarından sağlanmıştır. Sarnıç; 140 metre uzunluk,70 metre genişlikte ve dikdörtgen biçimindedir.  9.800 m2 toplam alan üzerine kurulmuş,100.000 ton civarı su toplama kapasitelidir. İçerisine 52 basamak taş merdivenle inilebilmektedir. Sarnıcın taşıyıcı kolonları; Sütunlar her biri 9 metre yükseklikte, 336 adettir. Sütunlar 12 sıra şeklinde, her sırada 28 sütun olarak ve 4.80 metre ara ile yerlerine dikilmişler. Duvarlar ise 4.80 metre kalınlığında tuğladan örülmüştür. Taban ise tuğla döşemeli ve üst kısmı Horasan harcı ile kalın tabaka ile sıvanmıştır.  Yukarda bahsetmiş olduğumuz gibi sütun başlıkları, hepsinde aynı üslup özelliğinde değildir. Sutünlardan 98 adedi Corint üslûbu yansıtırken, bir kısmı ise Dor üslûbunu taşımaktadır. Büyük oranda silindirik hacme sahiptirler. Yakın dönemde yapılan restorasyon sonrası ziyaretçiler için keyifli bir seyir imkanı veren yenilikler oluşmuş.

Efsaneleri;

Gözyaşı Sembolleri

Rivayete göre; sarnıç içerisinde yer alan sütunların bazılarının üzerinde taşa oyma şeklinde kabartma süslemeler yer alıyor. Bu süslemeler; Tavus Gözü, Sarkık Dal, Gözyaşı şekillerinden oluşmaktadır. Bu şekillerin ortak özelliğinin gözyaşına benzemeleridir. Bu görsel özelliği sarnıcın inşasında hayatını kaybeden kölelere ithaf edilmiş olarak yorumlanır.

Gizemli Medusa Başı

Sarnıç içerisinde yer alan ziyaretçilerin oldukça ilgisine mazhar olan; kaide amaçlı kullanım için konumlanmış iki adet Medusa başı bulunmaktadır. Mitoloji kahramanı olan Medusa başları için günümüze ulaşmış efsanevi hikayeler bulunmaktadır. Ayrıca bu iki şahane eser dönemin heykel sanatının ulaştığı zirve noktayı bize anlatmaktadır.

Nereden getirildiği bilinmeyen Medusa Başlarının efsaneleri ise;  Mitolojik hikayelerde bir rivayete göre; Medusa, Antik dönemde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona’ dan biri olarak kabul ediliyor. Yılan saçlı olan Medusa, kendisine bakanları taşa çevirme yetisine sahip olduğuna inanılmış. Ayrıca büyük yapılar ve özel yerlere konan resim ve heykelleri sayesinde konulduğu yerleri koruduğuna inanılırmış. Bu yüzden sarnıca Medusa başı konulduğu düşünülmektedir.

Günümüze ulaşan bir başka efsaneye göre; Medusa, Zeus’ un oğlu Perseus’ a gönlünü kaptırır. Medusa; güzelliği dillere destan olmuş, siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücudu ile herkesin beğenisini almaktadır. Onların bu ilişkisini kıskanan başka bir kadın ortaya çıkar.  Athena da, Perseus’a aşık olmuştur ve Medusa’yı kıskanır. Athena, intikam için, Medusa’nın saçlarını yılana çevirir. O andan sonra Medusa’nın baktığı herkes, taşa dönüşmeye başlar. Bu durumu kendi lehine kullanmak isteyen; Perseus, Medusa’nın başını keser. Medusa’ nın başını düşmanlarını taş etmek için kullanır ve başarılı olur. Bu hikayeye dayanarak Medusa Başı, Bizans’da askerlerin kılıç kabzalarına işlenmiş ve ters yerleştirilerek sütun kaidelerine yer verilmiştir. Bakanlar taş kesilmesin diye, baş hep ters çevrilerek kullanılmıştır.

Restorasyon geçmişi

Bir kültür mirası olarak, Osmanlı’ dan günümüze kadar bakım ve onarımları olmuştur.                Sarnıç, Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde iki defa onarımdan geçmiştir. Üçüncü Ahmet zamanında (1723) Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından ilk onarım olmuştur. Sultan 2. Abdülhamid (1876-1909) döneminde ise ikinci onarım olmuştur. Sarnıç, müze olarak hizmete açılışı ise; 1987’de İstanbul Belediyesi tarafından temizlenmesi ve gezi platformu yapılması ile olmuştur. En son kapsamlı bakım ise 1994 yılında olmuştur.

Sarnıç ziyaretçileri için bir gelenek halini almış olan, suya madeni para atarak dilek dilendiğinde dileğin yerine geleceğine inanılmaktadır.

Müze Hakkında;                                                                                                                                                           Haftanın 7 günü; 09.00 – 18.30 saatleri arasında açıktır.  Müze giriş ücretli (Öğretmen /Öğrenci: 5 TL, Yetişkin: 15 TL), Müze Kart geçmiyor.

Adres: Yerebatan Cad. Alemdar Mah. No: 1/3 Sultanahmet  Telefon: 0212 512 15 70

Yüksek nem oranı olması sebebiyle astım hastaları için sakıncalı olabilir uyarısı yapılıyor.                                                                      

Murat Söker / neexss@gmail.com –  intagram: murat_soker