Avrupa’da Noel pazarları başlıyor

Yeni yıl yaklaşınca Avrupa ülkeleri hem gündüzleri hem akşamları ayrı renkleniyor. Noel kutlamaları Avrupa’da dini bir tören ile hayatlarına girmiş ama şimdilerde ticari bir boyuta dönmüş. Avrupa’daki bir birinden ilginç festival ve Noel pazarları şehirleri bir çekim merkezi haline getiriyor.

Lincoln-İngiltere

Lincoln Noel Pazarı İngiltere’nin en eski geleneksel Noel pazarı ve büyük bir cazibe merkezidir. Kale ve civarındaki tarihi alanlar size, büyülü, eski ve tarihi his verir. Tarihi dokusu hiç bozulmayan ender şehirlerden biri olan Lincoln ilginizi çekecektir. Tarihi kostümler içinde dolaşan insanları görme şansınız var. Noel pazarında 35’den fazla tezgâhtan geleneksel hediyeler alabilir, yerel lezzetler tadabilirsiniz. Noel pazarı boyunca birçok ülkeden 200 binden fazla insan bu tarihi etkinliğe katılmak için Lincoln’a akın ediyor.

Lüksenburg-Lüksenburg

Winterlights, Lüksemburg’un tarihi merkezinde düzenlenen bir festivaldir. Başkentin adı ülkenin adı ile aynı olan bu minik ülke tarihi dokusu ile sizin de dikkatinize çekecek. Winterlights’in şenlik havası, Lüksenburg’un karanlık kış günleri aydınlatırken, festival gençlerin daha ilgisini çekecektir. Winterlights’da 200 den fazla konser animasyonlar, DJ sahneleri çeşitli Noel pazarları yoğun programlarla dolu. Not: Gurme Pazarlarını es geçmeyin.

Viyana-Avusturya

Viyana Noel ziyareti için Avrupa’nın en iyi şehirlerinden biridir. Zengin bir geçmişi olan bu şaşırtıcı şehir Viyana, yeni yılın son günlerinde daha da renkli…Noel pazarı belediye sarayı meydanı Ralhausplazt kuruluyor. Bu meydan yüzü aşkın standı, en güzel Noel süslemeleri ile şehrin çekim merkezi haline geliyor. Karlı bir günde tarih kokan sokaklarda yürüyüş yapın oradan da ısınmak için bir kafeye girin. Ve cam kenarında oturup çayınızı yudumlarken karın yağışını izleyin. Şimdi hayalinizde canlandırın. Nasıl? Gerçekten de çok romantik değil mi?

Berlin-Almanya

Gendarmenmarkt’daki Noel pazarı, Avrupa’nın en güzel ve popüler olarak kabul edilir. Alman ve Fransız Kilisesi arasında bulunan meydanda kurulan Noel Pazarı yiyecek ve içecek, el sanatları tezgahlarıyla dolu. Berlin, çok soğuk olsa da dışarıda çeşitli dans ve performanslar sizi ısıtacaktır.

Prag-Çekya

Çekya’nın başkenti Prag’ı gördüyseniz kesinlikle bu şehrin ne kadar muhteşem olduğu biliyorsunuzdur. Noel tatillerinde sanatsal ve benzeri aktivitelere sahne oluyor. Noel pazarın en büyüğü Havel’s kurulurken, her sokak ve köşede minik minik Noel pazarları da bulabilirsiniz. Prag’ın iki önemli ve ünlü Noel pazarı, Prag’ın eski kent meydanı ve Wenceslas Meydanı’nda kurulmakta. Her ikisini yürüyerek beş dakikada dolaşabilirsiniz.

Provins-Fransa

Noel büyüsü, ortaçağ kenti Provins ‘i istila edecek. Fransa’nın tarihi güzel şehri Provins hakkında biraz bilgi sahibi olursanız Ortaçağ’da ne kadar muhteşem bir Noel Pazarı olacağını tahmin edebilirsiniz. Provins’in Ortaçağ animasyonları ve geleneksel Noel etkinliklerini orijinal hali ile görebilirsiniz. Ortaçağ Noel pazarında neler var. Tüm kasaba Ortaçağ kostümleri ile sokaklarda boy gösterirken, Ortaçağda yapılan yemekleri ve dansları da deneyimleme şansınızda olacak.

Salzburg-Avusturya

Noel pazarlarının en önemli yönlerinden biri de verdikleri özel bir şeyin parçası olma hissidir. Bir yanında heybetli bir kilisenin dikildiği, diğer bir yanında Orta Çağ’dan kalma bir sarayın yükseldiği, merkezinde iki kat yüksekliğinde avangart tarzda bir çeşmenin yer aldığı Salzburg pazarının bu hissi verebildiğine hiç şüphe yok. Tamamen aydınlatılan bu meydan gezip göreceğin el sanatlarına harika bir dekor oluşturmaktadır.

Kopenhag-Danimarka

Dünyanın ikinci en eski eğlence parkı, Noel pazarı için yüzlerce Noel ağacı ve binlerce ışıkla süslenir. Buranın en önemli aktivitelerinden biri de buz pateni pistine dönüştürülen donmuş göldür. Pazarda bulabileceğin yiyecek ve içeceklerin de – özellikle glögg (baharatlı sıcak şarap) ve sıcak elma mantıları – atmosfer ve tezgahlardaki el sanatları kadar çekici olduğunu söyleyebiliriz.

Stockholm-İsveç

Tarihi semtteki Noel Pazarı, Stokholm’ün en eski Noel pazarı olduğu gibi, aynı zamanda görsel bir şölendir. Pazar hiç kesintisiz yüz yılı aşkın süredir ana meydanda (Stortorget) kurulmaktadır. İsveç’e özgü el sanatları alışverişini tamamlayan ziyaretçiler, açlıklarını pepparkakor (biberli kurabiye), saffransbullar (safranlı çörek) ve glögg (sıcak şarap) gibi yerel tatlarla bastırabilme şansı da buluyor. Tüm bu lezzetler seni tok ve sıcak tutmaya mutlaka yetecektir!

TURYİD 15’NCİ YAŞINI KUTLADI

Turizm Restaurant Yatırımcıları ve İşletmecileri Derneği’nin (TURYİD) 15’nci kuruluş yıldönümü Baltalimanı’nda bulunan Portaxe’de kutlandı. Turizm Restaurant Yatırımcıları ve İşletmecileri Derneği Başkanı Kaya Demirer’in ev sahipliğinde gerçekleşen kutlamaya, yurtiçindeki 187 marka ile bini aşkın işletmenin temsilcileri katıldı.  Eğlence, yeme-içme sektörünün temsilcileri, çok renkli geçen gecede bu kez eğlendirmek yerine kendileri eğlendi.

 

 

Jolly Global lige çıkıyor

Jolly Global lige çıkıyor

Jolly yeni logosu, teknoloji yatırımları ve global oyuncu olmak yolunda ilk adımlarını yaptığı basın toplantısında anlattı. Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar, 2019 yılı için ciro bazında yüzde 35, misafir sayısında ise yüzde 15’lik büyüme oranı hedeflediklerini belirtti.  Goldman Sachs’ın şirket içinde azınlık hisse payını Ekim ayı içinde ek yatırımla arttırması Türkiye ve şirketimize güvenin göstergesi olduğunu söyleyen Vardar, “Goldman Sachs’tan aldığımız bu destek ile global arenadaki varlığımızı daha yukarılara taşıyarak, küresel düzeyde iddialı oyunculardan biri olmayı hedefliyoruz” dedi.

Mete Vardar,”2018’i zorluklara rağmen yüzde 25 büyüme ile kapatacağız. 2019 yılı hedefimiz ise yüzde 35’in üzerinde bir büyüme yakalamak. Bu büyüme oranları bizleri memnun ve motive ediyor. Jolly markası olarak bizleri mutlu eden bir diğer gelişme de, dünyanın en büyük yatırım banklarından olan Goldman Sachs‘ın şirketimiz içindeki azınlık hisse payını daha da artırması oldu. Bu sadece bizim için değil, Türkiye ve Türk turizmi için de çok önemli bir güvenin göstergesidir. Goldman Sachs’dan aldığımız bu destek ile global arenadaki varlığımız daha da yukarılara taşıyarak, küresel düzeyde iddialı oyunculardan biri olmayı hedefliyoruz. Yine bu vizyona uygun olarak logomuzu da yeniliyoruz. Artık Jolly olarak yolumuza devam edeceğiz. Yine en büyük önceliğimiz misafir memnuniyeti olacaktır” dedi.
“2019’dan beklentilerimiz çok daha yüksek”
Jolly büyüme hedeflerinden bahseden Vardar, “Bizim için 2018’in önemi, özellikle son senelerde siz de takip ediyorsunuz, teknoloji şirketimizin bir hazırlığı vardı. Bugün artık sonuçlandı. Geçen ay itibarıyla ilk fazını tamamladık. Jolly için yeni dönem yani 2019, büyüme hızımızda önemli gelişmelerin olacağı bir yıl olacak. 2019, özellikle iç pazarda, belki pazarın daralması olanağı gözüken bir senede, büyüme hedefimizi çok daha yukarılara çıkartarak devam ediyoruz. 2019’dan beklentilerimiz çok daha yüksek. Sizlerin de desteğiyle beraber İnşallah iyi bir sene olur. Tabii sadece Jolly için değil; İnşallah ülkemiz için de güzelliklerin, mutlulukların, hep konuşulduğu bir sene geçiririz.Yurt dışı turlar bizim için çok önemli. Tabii ki ana işimiz otel pazarlamak, otel satmak ama bir şirketin esas ruhunu, kalitesini belirleyen şey paket turlardır. Yurt dışı paketleri, kültür paketleri Çünkü gidilecek destinasyon, program, rehber, otel, ulaşım aracı gibi bir sürü unsurun beraber olduğu bir düzendir. O anlamda biz yurt dışı turlarında geri adım atmıyoruz. Önümüzdeki sene için yine büyüme hedefi koyduk. Türk turizmi hak ettiği yere yavaş yavaş geliyor diye düşünüyoruz. Ama bu bağlamda güvenlik çok önemli. İnşallah ülkemizde hiçbir olumsuzluğun konuşulmadığı bir dönem olur. Ülkemiz de gerçekten hak ettiği turizm değerlerine ulaşır diye düşünüyorum. Şu anda veriler de bu yönde devam ediyor” dedi.
‘Tatil lüks değil, ihtiyaçtır’
Tatilin herkes için bir ihtiyaç olduğunu lüks olmadığını ifade eden Vardar,”Tabii burada sadece ticaret yapan bir şirketin yönetim kurulu başkanı olarak değil, biz işimizi biraz da sosyal sorumluluk projesi olarak görüyoruz. Tatil gerçekten herkesin hakkı, bir lüks değil, bir ihtiyaç olarak düşünüyoruz. Hatta bence doktorların bile reçete yazması gereken bir şey olması gerektiğini düşünüyorum. Her sene bir hafta bir Türk misafirin kesinlikle tatil yapması lazım. Çünkü güzel geçen bir tatil hem iş hayatımızda hem ev hayatımızda hem sosyal ilişkilerimizde çok daha önemli bir yer alıyor. O yüzden iç pazar çok daha önemli bir öneme sahip. Bu anlamda bence Kültür ve Turizm Bakanlığı ile, TÜRSAB ile birlikte iç pazarla ilgili oluşabilecek bu daralmaya hep birlikte önlem almamız gereken bir dönem yaşadığımızı düşünüyorum. Çünkü biz tatili bir lüks ihtiyaç olarak öne koyarsak bu önümüzdeki senelerde çok daha farklı sıkıntılara sebep olabilir. O yüzden bu günlerde bu konunun çok daha ciddi anlamda ele alınması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

İstanbul Havalimanı, 1,5 milyon kişiye istihdam sağlaycak

İstanbul Havalimanı’nın 2023 yılında dolaylı olarak 1,5 milyon kişiye istihdam sağlayacağı öngörülüyor

İstanbul Havalimanı istihdama katkısını ilk günden gösterdi

ü  Havalimanı ve çevresinde aylık ortalama 200 adet yeni iş ilanı yayımlanıyor

ü  İlanlara yaklaşık 140.000 adet iş başvurusu yapılıyor

29 Ekim’de ilk etabı açılan İstanbul’un yeni, dünyanın ise en büyük havalimanı olma özelliğini taşıyan İstanbul Havalimanı’nın istihdama pozitif katkı sağlayacağı aşikar. Rakamlarda bu bilgiyi destekler nitelikte. Araştırmalara göre; İstanbul Havalimanı 2023 yılında dolaylı olarak 1,5 milyon kişiye istihdam sağlayacak.  En çok elaman ihtiyacı olan alanlar ise; Özel Güvenlik Görevlisi, Temizlik Elemanı, Şoför.

İlk etabı 29 Ekim 2018’de açılan İstanbul Havalimanı, bugün itibariyle yaklaşık 36 bin kişiye istihdam sağlıyor. Tüm fazları devreye girdiği 2023 yılında 225 bin, dolaylı olarak ise yaklaşık 1,5 milyon kişiye istihdam sağlayacağı ön görülen havalimanı için en çok güvenlik görevlisi personeli aranıyor.

Barut Hotels WTM Londra Turizm Fuarından 5 altın madalya aldı.

Barut Hotels’in Sorgun, Side, Kemer, Antalya ve Fethiye’de bulunan 5 oteli, dünyanın önde gelen tur operatörü TUI tarafından düzenlenen gecede, Türkiye’ye 5 altın madalya ile döndü.

İki otel kendi kategorisinde Dünya birincisi oldu. 

TUI Sensatori Resort Barut Sorgun ve TUI Sensimar Barut Andız otelleri kendi kategorilerinde dünya birincisi olurken; Barut Lara, Barut Kemer ve TUI Sensatori Resort Barut Fethiye bölge birincisi olarak altın madalya aldılar.

Ödüllerin otellerin genel müdürleri tarafından sahnede teslim alındığı gecede, Barut Hotels Yönetim Kurulu Başkanı Haydat Barut ve Barut Hotels Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Barut, Cengiz Haydar Barut, ödül alan otellerin genel müdürleri ve Barut Hotels satış direktörlüğü sahnede hatıra fotoğrafı çektirdi.

Haydar Barut ‘’turizmin gelişimi ve güçlenmesi için yaklaşık 50 yıldır sektöre hizmet ediyoruz’’

Aldıkları ödüller için Barut Hotels ve sektör adına mutluluk duyduklarını belirten Haydar Barut, ‘’Barut Hotels olarak ‘’mutlu çalışan mutlu misafir’’ felsefesi ile sürdürdüğümüz çalışmaların, önemli otoriteler tarafından taçlandırılması en büyük motivasyon sebebimiz. Yalnızca turizm sektöründe var olan, tüm enerji ve bilgi birikimini, yeni girişim ve fikirlerle sektöre aktarmak için çalışan kalabalık bir ekibiz. Mayıs 2019’da Fethiye’de açılacak 13. otelimiz ile 3500 çalışan ve on bin yatak kapasitesiyle sektöre hizmete devam edeceğiz. Gerek yatırımlarımız, gerek düzenlediğimiz sanatsal, kültürel, sportif etkinliklerle Antalya ve ülke imajına katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Alınan ödüllerden dolayı tüm ekibimize teşekkür ederim’’ dedi.

“İlçeler İnsani Gelişme Ödülleri” Sahiplerini Buldu…

“İlçeler İnsani Gelişme Ödülleri”
Sahiplerini Buldu…

İngev tarafından gerçekleştirilmekte olan İnsani Gelişme Endeksi -İlçeler (İGE-İ) çalışmasında “Çok Yüksek İnsani Gelişme” performansı gösteren ilçe belediye başkanlarına ödülleri verildi.

Brandweek İstanbul etkinliği çerçevesinde düzelenen konferansın ardından ödül töreni yapıldı. Tören öncesinde İGE-İ proje yöneticisi Prof. Dr. Murat Şeker çalışma sürecini ve özelliklerini anlattı.

İngev Başkanı Vural Çakır, insani gelişmenin bir yönetim felsefesi ve uygulama stratejesi olduğunu belirterek; İngev’in insani gelişmeye hizmet eden çalışmaları desteklemekten gurur duyduğunu belirtti.

Törende ödül alan belediyeler: Beşiktaş, Kadıköy, Çankaya, Çekmeköy, Ümraniye, Şişli, Nilüfer, Muratpaşa, Karşıyaka, Tepebaşı, Bakırköy, Maltepe, Üsküdar, Yenimahalle, Sarıyer, Ataşehir, Odunpazarı, İzmit, Avcılar, Beylikdüzü.

İGE-İ (İnsani Gelişme Endeksi – İlçeler) Çalışması Hakkında:

Bu yıl ki ana tema “Tüketiciden İnsana Geçiş”
İnsani Gelişme Endeksi, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 1990 yılından beri ülkeler düzeyinde yayımlanmaktadır. Kişi başına düşen gelir, doğumda beklenen yaşam süresi, okur-yazar ve okullaşma oranları dikkate alınarak hesaplanan İnsani Gelişme Endeksi, gelirin yanında eğitim ve sağlık verileriyle insani gelişmeyi ölçmeyi ve ülkeleri karşılaştırmayı amaçlamaktadır.
İnsani gelişme için yerel yönetimlerin ve mikro uygulamaların önemi artıyor.
İnsani Gelişme Endeksi, yerel düzeyde insani gelişmenin yönlendirilmesini amaçlamaktadır. Yerelleşmenin giderek arttığı günümüzde, insani gelişmeye etki eden yerel politika araçları da çeşitlenmektedir. Bu araçların mikro ölçekte yerel yönetimler tarafından etkin kullanılması, başta merkezi yönetimler olmak üzere diğer paydaşlar tarafından da desteklenmesi yaşam kalitesini yükseltmektedir. İNGEV günlük hayata etki yapabilecek yönetilebilir değişkenleri önemsemektedir.
İGE-İ 2017 Raporu ve Endeksi 186 ilçeyi kapsıyor.
İGE-İ olarak adlandırılan İnsani Gelişme Endeksi – İlçeler raporu, büyükşehir sınırları içinde kalan bütün ilçelerle en yüksek nüfusa sahip 186 ilçeyi kapsamaktadır. 2016 yılı raporuna göre ilçe kapsamı genişlemiştir.
Veri seti İlçe düzeyinde insani gelişmeyi ölçen 65 değişken ve “gizli vatandaş çalışması”ndan oluşuyor.
İlçe düzeyinde sosyal, ekonomik ve çevresel faktörlere yönelik bileşenlerden oluşan İGE-İ, demografik yapı, eğitim, sağlık, sosyal yaşam, sosyal içerme ve katılım, yönetişim, ekonomik kapasite, gelir ve tüketim durumu, çevre, altyapı ve ulaşım alanlarına ilişkin objektif göstergeleri içermektedir. Veriler yerel yönetim faaliyet raporlarının detaylı incelenmesi ve merkezi istatistiklerden oluşmaktadır. 2017 raporunda ayrıca “gizli vatandaş” çalışması genişletilmiş ve toplam 19 konuda “gizli vatandaş” olarak belediyelere başvurulmuş ve cevap verme düzeyleri de endekse dahil edilmiştir.
Sonuçlar dört ana bölgede gruplanarak aktarılıyor: Çok Yüksek İnsani Gelişme Bölgesinde 30 ilçe yer alıyor.
İGE-İ Endeksi’nde ilçeler Çok Yüksek İnsani Gelişme, Yüksek İnsani Gelişme, Orta İnsani Gelişme ve Düşük İnsani Gelişme olmak üzere 4 ana kümede toplanıyor. 2017 raporunda Çok Yüksek İnsani Gelişme bölgesinde 30 ilçe yer almaktadır. 18 ilçenin bu grupta yer aldığı 2016 raporuna göre değişiklikler gözlenmektedir. 2017 Çok Yüksek İnsani Gelişme Bölgesi (Yeşil Bölge) kapsamındaki ilçeler şunlardır:
İSTANBUL BEŞİKTAŞ
İSTANBUL KADIKÖY
ANKARA ÇANKAYA
İSTANBUL ŞİŞLİ
BURSA NİLÜFER
ANTALYA MURATPAŞA
İZMİR KARŞIYAKA
ESKİŞEHİR TEPEBAŞI
İSTANBUL BAKIRKÖY
İSTANBUL MALTEPE
İSTANBUL ÜSKÜDAR
ANKARA YENİMAHALLE
İSTANBUL SARIYER
İZMİR KONAK
İSTANBUL ATAŞEHİR
İSTANBUL ÜMRANİYE
İSTANBUL BEYOĞLU
ESKİŞEHİR ODUNPAZARI
KOCAELİ İZMİT
İZMİR BORNOVA
İSTANBUL FATİH
İSTANBUL AVCILAR
İZMİR GAZİEMİR
İSTANBUL BEYLİKDÜZÜ
ANKARA KEÇİÖREN
İSTANBUL TUZLA
İZMİR BALÇOVA
İSTANBUL ÇEKMEKÖY
İSTANBUL BAŞAKŞEHİR
SAMSUN ATAKUM

Toplam İnsani Gelişme Endeksi’nin yanı sıra çalışmada 7 alt endeks de yer alıyor.
Toplam sonuçları oluşturan İnsani Gelişme Endeksi’nin yanı sıra yerel yönetim faaliyetlerinin yönlendirilmesinde önem taşıyan 7 alt endeks de yayınlanmaktadır. Bunlar Yönetişim ve Saydamlık, Sosyal Kapsama, Ekonomik Durum, Eğitim, Sağlık, Sosyal Yaşam ve Çevresel Performans başlıkları altında toplanmaktadır.

Bu endekslerde ilk sırada yer alan ilçeler ise şöyledir:
İGE-İ Yönetişim ve Saydamlık Endeksi
İL İlçe Yönetişim ve
Saydamlık Endeksi
İSTANBUL ÇEKMEKÖY

İGE-İ Sosyal Kapsama Endeksi
İL İlçe Sosyal Kapsama Endeksi
İSTANBUL ÜMRANİYE

İGE-İ Ekonomik Durum Endeksi
İL İlçe Ekonomik Durum Endeksi
İSTANBUL BEŞİKTAŞ

İGE-İ Eğitim Endeksi
İL İlçe Eğitim Endeksi
İSTANBUL BEŞİKTAŞ

İGE-İ Sağlık Endeksi
İL İlçe Sağlık Endeksi
İSTANBUL KADIKÖY

İGE-İ Sosyal Yaşam Endeksi
İL İlçe Sosyal Yaşam Endeksi
İSTANBUL BEŞİKTAŞ

İGE-İ Belediye Çevresel Performans ve Ulaşım Endeksi
İL İlçe Çevresel Performans ve Ulaşım Endeksi
İSTANBUL BEŞİKTAŞ

İNGEV Hakkında
İNGEV (İnsani Gelişme Vakfı) ülkemizde insani gelişmeye katkı yapmak üzere kurulmuştur. İNGEV’in hedefleri, ilgili kamu kuruluşları, yerel yönetimler, uluslararası kuruluşlar, üniversiteler ve özel sektör kuruluşları ile iş birliği yaparak, ülkemizde insani gelişme konusunda ana bilgi ve başvuru kaynaklarından biri olmak, araştırmalar ve raporlar yoluyla politika yapıcılara yol gösterici görüş ve öneri sunmak, yenilikçi uygulama projeleriyle insani gelişmeyi desteklemektir.
İNGEV tüm çalışmalarında şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı bir anlayışla çalışır; ülkedeki insani gelişme sorunlarının giderilmesinde tüm ilgili kesimlerin ortak mutabakatını geliştirmeyi hedefleyen bir toplumsal sorumlulukla hareket eder.

En popüler tren seyahati; “Doğu Ekspresi ile Kars”

En popüler tren seyahati; “Doğu Ekspresi ile Kars”

 Yurtdışı turları her dönem revaçta olsa da son dönemlerde yurt içi turları da gittikçe popüler olmaya başladı. Ege ve Akdeniz’in deniz-güneş yaz tatilleri zaman içinde tüm yıla yayılmaya başladı. Mesela, Karadeniz’de yayla turları, Güneydoğu, Mardin, Urfa turları bunların en popüler olanları. Kış tatili denilince ilk akla gelen Uludağ ve kayak tatil tabusu da zaman içinde yıkıldı. Kartalkaya, Kartepe, Erciyes, Palandöken, Sarıkamış birçok şehirde kayak merkezleri açıldı. Her geçen gün büyümeye ve çeşitlenmeye devam eden yurtiçi tatil anlayışı tur şirketlerini de hareketlendirdi. Tur şirketleri kış festivalleriyle, tatili eğlenceli hale getirerek müşterilerine farklı seçenekler sundu. Bunlardan biride son dönemde popüler olan tren ile Kars’a yolculuk. Gençler arasında popüler olsa da orta ve üst yaşlardakilerinde dikkatini çekti.   

 

Doğu Ekspresi ile Kars seyahati;

Doğu Ekspresi ile Kars seyahati, son yıllarda oldukça popüler bir kış aktivitesi. İstanbul gibi şehirlerden bu tatile katılmak isteyenler ilk önce Ankara’ya gitmesi gerekiyor. Uçak, Otobüs veya hızlı tren ile İstanbul’dan Ankara’ya gidebilirsiniz. Ankara’ya Doğu Ekspresi, Ankara’dan kalkıyor ve sırayla Kırıkkale, Kayseri, Sivas, Erzincan, Erzurum’a uğradıktan sonra Kars varıyor. Ana hat üzerinde sefer yapan tren, 1933 km’lik yolu 24.5 saatte tamamlıyor.

Yaklaşık beş şehirden geçilerek Kars’a varılıyor ama bu şehirlerde tren en fazla 5 dakika ile 30 dakika arasında duruyor. Şehirleri yalnızca camdan görme şansınız var.  Uzun yol şimdiden gözünüzü korkutmasın. Nostaljik kara tren ile seyahat etmek eskiye göre hayli konforlu. Farklı fiyat ve farklı seçeneklerle her bütçeye uygun imkanlar sunuyor.

 

Haftanın her günü tren var;

Doğu Ekspresi Türkiye’deki en uzun demir yolu hatlarından biri… Ankara-Kars arasındaki seyahatini 24 saatte tamamlayan ekspres, haftanın 7 günü, iki şehirden karşılıklı seferlerle hareket ediyor. Sırayla; Ankara Tren Garı, Elmadağ, Kırıkkale, Kayseri Tren Garı, Şarkışla, Sivas Tren Garı, Yenikangal, Divriği, Kemah, Erzincan Tren Garı, Karasu, Ilıca, Palandöken, Erzurum Tren Garı, Hasankale, Horasan, Sarıkamış, Kars Tren Garı güzergahını izleyerek yolculuk tamamlanıyor.

 

Doğu Ekspresi Vagon Çeşitleri

Doğu Ekspresi’nde mevcut olan vagon çeşitlerine göre bilet seçiyorsunuz. Trenlerde kompartıman tipi, yataklı ve yemekhanenin de bulunduğu vagonlar yer alıyor. Aynı zamanda güzergâh üzerinde gerçekleşecek kısa süreli seyahatler için pulman adı verilen sadece koltuklu vagonlar da bulunuyor:

-Pulman; Her sırada 2 çift, 1 tekli koltuğun bulunduğu vagon, kişi başı 46 TL

-Örtülü Kuşetli; Oda halinde 4 kişilik vagonlar. (Koltuklar yatak oluyor) 61 TL

-Yataklı İki kişilik;  Oda halinde iki kişilik vagonlar (buzdolabı, masa ve lavabo mevcut) Kişi başı 96 TL

-Yataklı Tek kişilik; iki kişilik odada tek kişi, 116 TL

Not: Yataklı vagon sayısı 10 olduğu için nerdeyse bilet bulma şansınız nerdeyse yok denilecek kadar az. Yada çok şanslı olacaksınız. Çünkü çok çabuk tükeniyor.

 

Doğu Ekspresi’nde restoran ve yemek;

Trende yemek yeme, köyden kente göçü anlatan eski Türk filmlerin unutulmaz sahnelerinden biridir.  Kompartımanlarda yemek yiyen ve bir birlerine ikram eden insan sahnelerini hatırladınız mı? Trende kendi kompartımanız da getirdiğiniz yemek ve içecekleri kullanmanız serbest. Yanınızda alkollü içecek getirdiyseniz, kendi bölümünüzde rahatça içebilirsiniz.

Doğu Ekspresi’nde dörtlü masalar halinde bir restoranın yer aldığı yemekli vagon bulunuyor. Yolculara göre değişen ve belli bir açılış-kapanış saatinin olmadığı yemekli vagonda kahvaltı, yemek ve alkol servisi yapılıyor.

 

Yatak ve Tuvalet;

Çok lüks olmasa yataklı kompartımanlar, her türlü ihtiyacınızı karşılıyor. Koltuklu yani Pulman yolculukları için konfor olayı nerdeyse hiç yok. 2 yada 1 kişilik kompartımanlarda kalanlara ranza haline dönüşen yatakları için temiz çarşaflar veriliyor. Yataklı ile Örtülü Kuşetli vagonun büyüklükleri aynı olsa da Yataklı Vagon 2 kişilik. Dolayısı ile aynı büyüklükteki alanda 4 yerine 2 koltuk, masa, sıcak suyu olan bir lavabo ve küçük bir buzdolabı bulunuyor. Yataklı vagonda iki priz bulunuyor. Tuvaletler ortak kullanımlı ama temiz.

 

Kısaca Kars’ta neler yaparım;

Keyifli geçen tren yolculuğunun ardından Kars’ta uzun uzun kalmak istemeyebilirsiniz. Kars’ta geçirilecek en ideal tatil süresi üç gün…

Birinci gece Kars yemeklerini tadarken, ikinci gün Ani Harabeleri ile Sarıkamış’a gidebilirsiniz. Üçüncü gün Çıldır Gölü’nde kızak yapabilirsiniz. Dönüş yolculuğu gözünüzde büyüyebilir. Tren yerine uçak ile dönüş yapabilirsiniz. Giderken ki heyecan kalmadığı için, dönüş çoğunlukla uçakla oluyor.

Bir tur şirketi ile gitmediyseniz siz tavsiyemiz araba kiralayın. Toplu taşıma ve taksi ulaşımı baya zayıf. Takside kiralaya bilirisiniz. Kaldığınız otelden rica edebilirsiniz. Şoföre gidiş-dönüş saatlerinizi verin ve tabi pazarlık yapmayı da unutmayın.

 

Ani Harabeleri;

Ermenistan sınırında yer alan bölgenin en önemli yerleşim alanı olan ve günümüzde terkedilmiş vaziyette. Kars’ın sembolü haline gelen Ani Harabeleri gerçekten de çok dikkat çekici. Yüzyıllardır birçok uygarlığa ev sahipliği yapan ve birçok savaşa tanıklık eden Ani, bir zamanlar bölgenin önemli bir merkeziydi. “1001 Kilise Şehri” olarak da anılan Ani’de, bugüne kadar 40 kilise, şapel ve anıt mezar tespit edildi. Kent, Ermeni Bagratuni hanedanlığı döneminde önemli bir güç ve kültür merkezi olmuştu. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Ani Harabeleri’nin, şimdilerde kalıcı listeye girebilmesi için uğraş veriliyor.

 

Çıldır Gölü;

Çıldır gölü kışın ayrı bir keyifli. Kış Mevsiminde donan bir göl olmasına karşın buzu kırıp balık tutan balıkçılar oldukça ilginç bir manzara sunmakta. Uçsuz bucaksız bir buz pistine dönen Çıldır gölü üzerinde, buzun uygun olması durumunda atlı kızaklar ile göl çevresinde tur atmakta mümkün. Öğle yemeği için Çıldır gölünü de seçebilirsiniz.

 

Sarıkamış;

Sarıkamış denilince ilk aklımıza yaşanan büyük dram aklımıza geliyor. Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu cephesinde donarak hayatlarını kaybeden askerlerimizi dualar ile tekrar anıyoruz. Ocak ayında Sarıkamış’ta olursanız o büyük yürüyüşe katılın. Sarıkamış gezinizi yapıp şehitlik anıtını uğradıktan sonra, Türkiye’nin en iyi pistlerinden biri olan Sarıkamış Oteller bölgesine geçebilirsiniz.  Kayak merkezinin keyfini çıkarın.

 

Kars merkez;

Vaktiniz kalırsa Kars merkezini de ziyaret edin.  Rus işgali sırasında yapılan ve hala kullanılmakta olan binaları görmeniz mümkün. Vali Konağı ve civarındaki taş binalar, Ortodoks Kilisesi (Merkez Camii), Demir Köprü, İsmet Paşa İlköğretim Okulu, Hekim Evi (Opera Binası), Fevzi Paşa İlköğretim Okulu, Alexander Nevski Kilisesi (Fethiye Cami), Kars Kalesi, Tren Garı, Kars Kalesi, Taş Köprü, 12 havariler kilisesi, Kars Müzesi görülmeye değer.

 

 

“Mükemmeli Arayan Kadın”

 

Melda Kosif-Emre Alkin

–Hayat geldiği gibi ve olduğu kadar yaşanır..

–Başkasının dediği gibi olursam, onun tarif ettiği kadar büyürüm ya da müsaade ettiği kadar olurum… Olmaz böyle şey deyip! Onu da geçtim.

— Evrende kişiyi değerli kılan yaratımlarıdır. 

 

GİRİŞ :

Şair ruhlu bir Ekonomi Profesörü. Aileden gelen özelliklerini; koyu çalışkanlık, iyi eğitim, çok genç yaşta profesör ünvanı almak şeklinde sıralamak mümkün. Enerjik yapısı ile çok çeşitli alanlarda başarılı bir şekilde varlık göstermek de şahsına münhasır yeteneklerinden. Sürekli anlatıyor, öğretiyor, yazıyor, çoğunlukla konuşuyor. Konuşmadığı zamanlarda en az konuştuğunda olduğu kadar başarıyla şarkılar söylüyor, enstrüman çalıyor. Uzun lafın kısası faklı bakış açısıyla üretiyor. Ortak işleri entelektüel süzgeçten alarak hayata geçiriyor. Dergimizin bu ay ki kapak konuğu sevgili Prof. Dr. Emre Alkin ve Cemiyet hayatının sevilen ismi Melda Kosif… İkili fikir ve sanatı, bu projede birleştirerek “ Mükemmeli Arayan Kadın” isimli kitaba imza attılar. Önümüzdeki haftalarda raflardaki yerini alacak bu keyifli çalışmanın detaylarını siz değerli Pause Citys dergi okuyucularımız için sorduk.

 

 

Şair ruhlu bir ekonomist desek yanlış olmaz her halde… Ne dersiniz, katılıyor musunuz? Emre Alkin: Şair ruhluyum diye bir iddiada bulunamam. Romantik olduğum söylenebilir. Sevgi dolu bir evde büyüdüm. Ara sıra hır gür çıkardı elbette. Ancak büyüdüğüm evdeki sıcaklığı başka bir yerde bulamadım. “Yuva” ile “ev” arasındaki farkı biliyorum diyebilirim. Yazılarımda “yuva” dediğim yerin sıcaklığını tarif etmeye çalışıyorum hep. Bazen sevgilinin kollarıdır, bazen ailenizden size kalmış bir eşyayı kullanmaktır, bazen sizi sevenlerin olduğu yerde bulunmanızdır. Sevildiğimiz yerde değil de, bizi sevmelerini istediğimiz yerlerde dolaşmaktan hoşlanıyoruz. Yazılarımda bunu da anlatıyorum. Fazla şairane olmadı sanırım.

 

Mükemmeli arayan kadın… Bu kitapta neler var?

Keyifli bir hikâye var. Okuyanlar hikâyede kendilerini bulurlar bulmazlar bilemem ama mutlaka yaşadıkları duygular olacaktır. Ben olmaları gerektiği gibi değil gerçekten oldukları gibi olsunlar diye uğraştım ve yazdım bu kitabı. Okuyanlar akılda kalan; içerisinde; popüler kültür, psikoloji, sosyoloji bulunan hoş bir hikâye diyorlar. Çok güzel bezemişsiniz deniliyor. Güzel vakit geçirmek için okunabilecek bir kitap.  Kimseye bir direktif vermek istemiyorum. Okudun hayatın değişecek asla böyle bir şey demiyorum. Herkesin hikayesi kendine ama 21. Yüz yılda baskılanmış olan toplumun derdine bir nebze çare bulabilmek, insanlara cesaret verebilmek ve açıkçası şuan ki gidişata karşı direnişte bulunabilmek için yazdığım bir kitap. Okurken akan bir hikâye, sonu ne olacak diye merak ediyoruz. Sonunda da şokun içerisine giriyoruz.

 

Melda Kosif Emre Alkin’in bir araya gelmesi nasıl oldu?

EMRE ALKİN: Melda Hanımın yıllardır sanatla ilgilendiğini biliyoruz. Mükemmeli arayan Kadın isimli kitap projem gündeme gelince farklılık olması için kendisiyle paylaşmak istedim. Yaptığı çalışmaları daha detaylı görünce; resim, heykel çalışmalarının yanında şiir yazabilen tarafı olduğunu öğrendim. Ben duyguları biriktirip yazıyorum. Bizler herhalde yaş ilerlediği için içimizden gelenleri filtre ederek, duyguları idareli kullanıyoruz. Melda Kosif; çağlayan gibi akan duyguları var.  İkimizi karşılaştırdığınız zaman Brüksel’e gidenler bilir. Bir park vardır Jarden de Bruxelles. Melda’nın duygularını ben bu parka benzetiyorum. Tüm doğal haliyle, vahşiliğiyle güzel bir bahçe var. Ben Emirgan Parkı gibiyim.  Çiçekler var ama illa bir düzenlemeye ihtiyaç var.  Hani derler ya buna bir nizam çekmek lazım… Dar alanda maksimumu verme çabası içerisinde… O ise geniş alanda maksimumu verebiliyor. Bu anlamda başarılı bir buluşma olduğunu düşünüyorum.

 

Melda Kosif teklif geldiğinde ne düşündünüz?

MELDA KOSİF: Emre beyin bana güvenmiş olması inanmış olması böyle bir değerli çalışmayı paylaşması çok mutlu etti. Ancak; illüstrasyon benim alanıma girmediği için İlk önce bir durakladım. Yağlı boya çalışmalarım var. Heykel yapıyorum ama hiçbir zaman illüstrasyon çalışmam olmadığı için yapabilir miyim diye bir düşündüm. Sonra bunun yaşamın getirdiği bir davet olduğunu varsayıp bu projeyi hayata geçirmek istedim. Kendimi denemek istedim. Emre bey, bana çok güvendi, yapabilirlik konusunda o desteği verdi. Kitabı okuyunca çok heyecanlandım. O heyecanla da kendimi bir anda bu serüvenin içinde buldum. Çizimle desteklenen kitapların daha çok ilgi görme olasılığı yüksek. Sonuçta resimler hikayeleri hem destekliyor, hem de okumanın yanı sıra insanların çizimler sayesinde hikayeler ile daha hızlı bağ kurmasına aracı oluyor.

 

Aşk kitaplarını, insan ilişkilerini size yazdıran bu duyguların ilham kaynağı nedir?

Emre Alkin: Yaşanmışlıklar ve bolca da gözlem diyelim. Annemin rahatsızlığı sebebiyle 12 yaşımdan 24 yaşıma kadar yanından ayrılmadım. İstanbul-Londra arasında gidip gelirken sürekli onu ve etrafını gözledim. Sevinçler, hayal kırıklıkları, duygusal iniş çıkışlar, sevgi, öfke vs. her şeyi gözlemledim. Dolayısıyla daha bu duyguları tam olarak tecrübe etmeden bilgi sahibi oldum diyebilirim. Ancak, bunları görüp de “aman bana değmesin” demedim. Hepsini kendim de yaşadım her insan gibi. Yine yanlışlarımdan çabuk dönmem için çocukluktaki gözlemlerim bana faydalı oldu diyebilirim.

 

Bir ekonomi profesörü olarak; kadın-erkek ilişkileri ve insanın iç dünyasına yönelik konularda yazmaya nasıl karar verdiniz?

Emre Alkin:  Ekonomideki arz talep davranışlarının önemli bir kısmı, tatmin-güç-beğeni-kibir-mücadele-azim-yenilgi-tekrarlama gibi kadın-erkek ilişkisinde hep yaşadığımız olguları barındırıyor. Bu sebeple, hayatı gözlemlerken doğal olarak ilişkileri de gözlemliyorsunuz. Bunları yazmaya karar vermem ise 21. Yüzyılda dünyanın her yerinde başlayan “öyle değil, böyle yapın” dayatmasına karşı gelmek arzusuydu. “Hayat geldiği gibi yaşanır” demek istedim.

 

Çok zengin bir alan çeşitliliğinde varlık gösterebiliyorsunuz. Zor olmuyor mu bu kadar alanda var olmak ve başarıyla ilerlemek? 

Emre Alkin: Evli olsaydım zor olurdu. Sürekli meşgul bir adamın eşi olmak kolay değil. Bugün çocuklarıma kaliteli vakit ayırabiliyorum. Çünkü önceden belirlenmiş zamanlarda oldukça paylaşımcı bir baba-oğul ilişkisi yaratabildim. Karı-Koca olmayabiliriz ama iyi anne ve baba olmayı başardık sanıyorum. Zaman ayırmadıkça çocuklara para ayırmanın bir alemi yok. Değerini anlamazlar. Ancak karşılarında müzikten spora, bilimden sanata kadar birçok konudan anlayan anne ve babayla beraber vakit geçirmeleri en önemli kazanç oluyor diyebilirim.

 

Daha açık bir soru sormak istiyorum. Bir profesör olarak alanınız dışında “aşk” hakkında yazmak zor gelmedi mi?

Emre Alkin: Aşk kitaplarını bırakın bir kenara, konferans vermek bile zor gelirdi. Elim ayağım bir birine dolaşırdı. Fakat insan sevdiklerini ellerinde kaybedince değişebiliyor.  Annemin vefatından sonra çok açıldım. Beni yukardan bir yerden seyrediyor, her dakika mercek altında gibi bir düşünceye kapıldım.  Lenny Kravitz – Thinking Of You diye bir şarkısı vardır. “Benden olmamı beklediğin ne varsa inan ki onun için çalışıyorum, didiniyorum, onu olmaya çalışıyorum” der. Her kes o şarkıyı Lenny’nin  sevgilisine yazdığını zanneder, halbuki vefat eden annesine yazmıştır. Ben de onun dediği gibi; annemin benden olmamı beklediği ne varsa yapabilmek için didindim. Sonra babam vefat etti. Bu sefer hiç kaçarım yok ikisi birden seyrediyor duygusunu yaşıyor oldum. O zaman bende açık şeffaf olmalıyım dedim. Bu düşünce şekli özellikle sahnede çok rahatlattı beni… Zaten sürekli seyredildiğimi düşündüğüm için; karşı tarafta çok kişinin seyretmesi fark etmiyor. Yukardan izleniyorum duygusu ifademi de düzeltti. Utangaçtım… “Bunu yazsam mı acaba? Şu sayfayı buraya alayım mı? Bunu yazmaman gerekiyor” diye sayfayı geri koyuyordum. Birçok şeyde böyle yaptım. Ben profesörüm derken; bir dakika dedim. Kendi korktuğun tuzağa kendin düşüyorsun. Sonra kendi kendime dedim ki; bu nasıl bir şey böyle? Profesörsün diye; başkasının dediği gibi olursam, O’nun tarif ettiği kadar büyürüm ya da müsaade ettiği kadar üretken olurum… Olmaz böyle şey deyip! Onu da geçtim. Ben Emre Alkin’im… Prof. Dr. Bu benim sanatımla alakalı,  geçtim oraları çok şükür… Ama çok kolay olmadı. Aşk kitabı da yazdım, risk yönetimi de ekonomi de.

 

Bu konuda ne kadar derinleşmeyi düşünüyorsunuz?

Emre Alkin; Bu konuyu Nirvana’ya çıkarmış; Alain De Botton gibi aşk üzerine, ilişkiler üzerine çok ciddi eserler ortaya koymuş ciddi isimler vardır. Sonra Japon yazarlar var geçmişten bu güne kadar gelmiş ismini sayamayacağım… Bunlar ciddi eserler olarak sayılıyor. Belli bir seviyeye ulaştıkları, çok satan listesine girdikleri için. İnsanların hayatlarına dokunmuşlar. Etki etmişler. Ben böyle bir hevesle çıkmadım ki yola… Birkaç kişinin fikrini değiştirebilirsem, duygularına dokunur da, daha mutlu olmalarını sağlarsam ne kadar güzel kendi adıma… Bazen o birinci kitabım “seve seve aldattım” ı okuyup, hocam “hayatım değişti sayenizde” diyenler var. İnanıyorum onlara ama bir bilim adamının aşk üzerine yazmasını layt olarak görenler de var. Yani demek istiyor ki; sen bir profesör olarak ancak tarih yazabilirsin…  Şimdi bu meydan okuma ile uğraşıyorum.  Çünkü ülkemizde bazı kalıpları aşamamış olanlar var. Sonuçta bir Üniversite de idari bir görevin var. Rektör yardımcılığı yapıyorum. Yeri geldiğinde Cumhurbaşkanlığına sunum yapıyorum, yeri geldiğinde bakanlarla konuşuyorum ama bir yandan şurada gördüğünüz üzere ekonomi, risk yönetimi üzerine kitaplarım var ama iki tane de aşk kitabım da var tuhaf bir kombinasyon oluyor. Müzik de var.  Bu arada Duman gurubu daha kurulurken, çatı olan gurubun sac ayağında bas gitaristtim. Böyle bir adamım ben ama bu Türk insanın kolay kabul edebileceği bir model değil.

 

Kitapta bu tarz durumlara kalıplaştırılmalara yer veriyor musunuz?  O da var. Toplumda bu durum  başka bir yara. Yanlış anlaşılma olmasın. Hanım efendilerin onları anlıyor gibi olmam sebebiyle gösterdikleri ilgi ve alakayı yanlış anlayıp bana karşı erkeklerden sertleşen insanlar da oluyor. Diyorum ki; arkadaş sen kadını kadın olarak alma, ben kadını da erkeği de insan olarak muamale ediyorum. İnsan olarak muamaele ettiğim için beni kıskanıyorsan o ayrı. O zaman seni psikologlarla tanıştırmam gerekir. Ama hayır bir meydan okuma duygusuyla kıskançlık gösteriyorsan buda tuhaf, kendini geliştirmen lazım. Benim; kadına her hangi bir şekilde ah kadın diye bir duyguyla baktığım yok. Çünkü annem; kadına insan olarak bakmayı öğretti bize. Bu önemli bir öğreti. Annelerin çok önemli bir görevi var. Erkek çocuk yetiştirmek kolay bir iş değil. Bir kadına nasıl davranılacağını anne öğretir. Hani güzel bir laf vardır; sana prenses gibi davranan bir erkek varsa annesi  kraliçe gibi bir kadındır diye.. Vallahi benim annem öyle kraliçe gibi bir kadındı. Kıskanacaklarsa annemi kıskanabilirler. Böyle bir anne tarafından yetiştildiğimiz için. Ben de kıskanılacak bir taraf olduğunu zannetmiyorum. İnsanlar kendilerini eksiklikleri ile yargılamasınlar. Bir de iyi olan taraflarını, fazla olan taraflarını artılarını görsünler.

Ne yapmalılar?   

Emre Alkin: Üretken, yaratıcı olmak çok önemli… Evrende kişiyi değerli kılan yaratımlarıdır. Kendi benliğinizle sizi barışık kılıyor ve daha değerli hale getiriyor. Kimsenin sizi değerli bulması önemli değil.  Siz kendinizi değerli bulmalısınız. Kendinizi sevmeniz için o yaratımlar o ifadeler çok önemli.

 

İnsanın kendiyle barışık olmasını nasıl tanımlıyorsunuz?

Elime fırsat geldi yapamadım. İşte potansiyelim vardı, ortaya çıkaramadım ve benzeri söylemleri kullanan insanların tamamı kendisi ile barışık olmayan insanlardır. Kendisine küsmüş ve eline gelen fırsatları tepmiş olan insanlar.  Sevmezler kendilerini ve başkalarının kendilerini sevmesini beklerler.  Oysaki insan kendini sevmezse başkaları onu nasıl sevsin? İnsan kendine fayda sağlayamıyorsa, başkası ona nasıl faydalı olsun? O yüzden insanın kendini sevmesi için yaratımlarında özgür olacak. Bugün ülkemiz özgürlükler konusunda sıkıntılı bir ülkedir ama dünyanın birçok ülkesi sıkıntılıdır. Bunun sebebi de retoriğin ağır basması, bilgisel, bilimsel ve sanatsal derinliklere artık kimsenin bakmamasıdır…  Mükemmeli Arayan Kadın kitabım; aslında artık insanların özgür yaşamadığını ve bunu sadece siyasi iktidarların sebep olmadığını, bizzat sokaktaki insanların buna sebep olduğunu anlatmaktadır. Bu şiir böyle yazılır mı?, Spor öyle yapılır mı? Böyle takı takılır mı diye? Özgür olmayan bireylerin de yaratımda bulunması çok mümkün değil. Mucizedir.

 

Mükemmeli Arayan Kadın kitabınızın diğer kitaplardan farklı tarafı nedir?

Ben tiyatroyu çok severim. Sinemayı da severim. Sinemada her şey büyütülerek önünüzde durur. Ön sırada izleyen de arka sıradan izleyende eşit görüşe sahiptir ama tiyatroda öyle değil.  Tiyatroda; jestler mimikler en arka sıralardan da görülsün diye biraz abartılı sunulur. Şaşırmalar olur. Performans ister. Tiyatroyu sevmemin sebebi de budur. Kitabımın ön sözünde de yazdım. Bende mahsus abarttım ki görülsün. İnsanlar kendi hallerini iyice görsünler ve bazen utansınlar, bazen de sevinsinler diye…  Utansınlar çünkü olduğunuz gibi olmaktan korktukları için. Korkmayın kardeşim..  İnsanların yapıştıracakları yaftadan utanacaklarına, kendi gibi olmadıklarında utanmalılar. Riskli kararlar vermekten korkup, mutsuz olacağı işlere imza atan insanlar var. Niye? Millet beni ayıplar diye. Kardeşim millet seni ayıplar da bir gün, iki gün ayıplar. Sen vaz geçip de başka bir yöne gitsen hayatın kurtulacak. Yani hayatının hikayesi farklı yazılacak ama sen onu yapmak yerine, toplum bana onu bunu der deyip, kendine göre o riskli kararı almayıp, kendini mutsuzluğa mahkum ediyorsan, asıl bundan utanmalılar. Kendi gibi olmalılar.

 

Sizce başarının sırrı ne?

Emre Alkin: Kabiliyetin nerede olduğunu keşfetmek, bunu merakla pekiştirmek ve çok çalışarak bilgiyle derinleştirmek. Tabii, sağın solun lafına aldırmamak da gerekiyor. Başkalarının sözlerini fazla önemserseniz, onların dediği kadar olursunuz.

Çizimlerinizle farklı bir tasarım projesi içindesiniz. Nedir bu hikayenin sizi harekete geçiren etkileyici tarafı?  Melda Kosif: Gerek müzik dinlerken şarkların sözleri, gerek kitap okurken kahramanları hayal eden, hikayeleri zihnimde canlandıran, renklendiren, resimleyen bir insanım. Bu kitap projesi bana geldiğinde; kitapta yer alacak bazı ana duyguları hayata geçirme şansı, fikri beni heyecanlandırdı.

 

Bu tarz içinde bulduğunuz farklı kitap çalışmalarınız oldu mu?

Melda Kosif: Çizim alanında olmadı. Emre Alkin Beyin “ Mükemmeli Arayan Kadın” kitabı bu anlamda ilk lakin, Metin Hara’ nın İYİLİĞİN BİLİM HALİ kitabına çok değerli arkadaşlarımla birlikte araştırmalarımızla, derlemelerle destek olduk. Ama başka bir kitabın çizim tarafında bir daha olmak ister misin diye sorsanız cevabım evet olur. O kadar keyifli ki!.. Yaratıcılığınızı farklı bir mecrada deneyimleyip yüzlerce insanın beğenisine sunma imkanı sağlıyor.

 

Yakın gelecekte planladığınız projeler var mı? 

Melda Kosif: Bildiğiniz gibi resim ve heykel çalışmalarım var. Ama kendimi kısıtlamayı çok sevmiyorum. O yüzden çok yakında heykeli farlı bir çalışma ile mumla buluşturdum. Daha evvelden yapılıp yapılmadığından emin değilim. Her yeni proje gibi bu proje de beni bu aralar çok heyecanlandırıyor. Umarım benim umduğum beğeniyi ve ilgiyi görür.

 

Siz de yoğunsunuz en başta bir anne olarak, çocukları büyütürken ilk öğretmen olmak zor bir “meslek” diyebiliriz aslında. O tarafta nasıl gidiyor?

Melda Kosif: Dediğiniz gibi annelik aslında herhangi bir meslekten çok daha zor. En nihayetinde canınızdan can bulan bir insana ilham, örnek olmaya çalışıyorsunuz. İnsan olmayı, doğru olmayı öğretip en iyisini yapmaya çalışıyorsunuz. Bende aslına bakarsanız ilk önceliğimi kızlarım diyen bir anneyim. Bütün işlerimi; gerek ofisteki işlerim, gerek devam ettiğim eğitimler, gerekse de sanatsal çalışmalarım olsun onların programları, ihtiyaçları çerçevesinde düzenlemeye bakıyorum. Onların ruhsal, duygusal gelişimleri tüm eğitimlerden çok daha önemli benim için.

 

İnsan aslında anne olana kadar keşfetmediği birçok yönü oluyor. Siz neleri keşfettiniz kendinizde?

Melda Kosif: Tek bir yönümü keşfettim demek çok zor. Aslında bende kızlarımla anneliği öğrendiğim için gün be gün yeni bir yanımı, yeni bir duyguyu keşfediyorum. Ama herhalde en önemlisi sevme kapasitemin sonsuz ve koşulsuz olabileceğini anne olana kadar hiç bilmiyordum.

 

Planlı biri misiniz? 

Melda Kosif: Belki de gereğinden fazla planlı bir insanım. Ama hayat size istediğiniz kadar plan yapsanız da sonuçta hayatın kendi akışında olduğunu öğretiyor.

 

En çok neye vakit ayırıyorsunuz?  

Melda Kosif: En mutlu olduğum insanlarla olmaya Ailemle birlikte olmak benim için en büyük öncelik. Zaman hızla akıp geçiyor.

 

Sizce başarının sırrı nedir? 

Melda Kosif: Başarı insanın kafasını yastığa koyduğunda iç huzur ve sağlığın en büyük öncelik olduğunun farkına varıp şükredebilmesidir.

 

FOTO: ERSİN AL

RÖP: EBRU ARZU ÇAĞDAŞ

Fethiye, tüm zamanların rekorunu kırdı

Bölgenin önemli otellerinden biri olan Jiva Beach Resort Otel’in Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Doğan, sezonda yüzde 90’nın üzerinde doluluk oranlarına ulaştıklarını açıkladı.

Fethiye Otelciler Birliği (FETOB) Başkanı Bülent Uysal, ekim ayı sonuna kadar Ölüdeniz bölgesinde yüzde doksan doluluk yaşanacağını kaydederek, “Gelecek yılın rezervasyonları da oldukça iyi” dedi. Turizmde altın yıl yaşadıklarını söyleyen Uysal, “2018 sezonu sonunda turizmde tüm zamanların rekorunu kıracağız. Çok iyi veriler aldığımız 2019 yılının da bu rekorları geliştirme yılı olmasını ümit ediyoruz” dedi.

 

YILDIRIM BAYEZİD’İN NİJERLİ TORUNLARI

YILDIRIM BAYEZİD’İN NİJERLİ TORUNLARI

Osmanlı’nın Afrika kıtasında ulaştığı en uzak nokta olan Fizan’ın güney kesiminde bulunan Agadez Sultanlığı, Osmanlı kültürünü yaşatıyor. Agadez’e bağlı İstanbulewa şehrinde halen Osmanlı sancağı dalgalanırken, bölge sultanlık sistemi ile yönetiliyor. Bölgede hâkim olan genel kanıya göre, Agadez’i yöneten Sultan İbrahim Umaru Yıldırım Bayezid Han’ın soyundan geliyor.

Nijer’de Osmanlı izleri
Osmanlı 1500’lerde önce Kuzey Afrika olmak üzere yavaş yavaş sahra altı Afrika’ya geliyor. Ancak bunun öncesinde Nijer’de Osmanlı padişahının izleri var. Kuzeyde bulunan Agadez Bölgesi’ndeki kavimlerin çoğu Tuareg olmak üzere, kavimlerin daha 1400’ün başında 4-5 kabilenin Osmanlı padişahının huzuruna çıkıp, kendilerini yönetecek bir şef istemeleriyle başlıyor.

Rivayet;
Rivayete göre, Yıldırım Bayezid bir Afrikalı cariyesinden olma oğlunu bu bölgeye yolluyor. Gönderilen zatın adı da Yunus. Yunus Sultan buraya geliyor ve bugün Agadez Sultanlığı denen ilk sultanlığı kuruyor.”

Afrika’nın İstanbulluları
Bölgede bugün de sürdürülen Agadez Sultanlığı soyundan gelenlere yerel dilde “İstanbul’dan gelen” manasında ‘İstanbulewa’ deniyor. Bu bölge tarih boyunca hem kültürel hem de siyasi anlamda bölgenin ayrıcalıklı gruplarından biri olmayı sürdürüyor. Bugün Agadez’de her Cuma namazında hutbede Osmanlı padişahlarının isimleri yadediliyor. Agadez’de Trablus Savaşı’nda terketmek zorunda kaldığımız Osmanlı kalelerimiz var.

Osmanlı Sancağı Dalgalanıyor.
Tuareqgler’in başkenti, Sahra Çölü’nün ortasındaki Agadez ya da diğer adıyla İstanbulewa… İstanbul’a 5000 km uzaklıktaki Tuaregler kendilerine Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt’ın torunu olarak görüyorlar. Bölgede hâkim olan genel kanıya göre, Agadez’i yöneten Sultan İbrahim Umaru Yıldırım Bayezid Han’ın soyundan geliyor. Beyazıt’ın, oğlu Yunus’u bölgeye vali atamasından sonra kendilerine ‘İstanbul’dan gelenler anlamında ‘İstanbuleva’ diyen Nijerliler, Türkleri bağrına basıyor. İstanbulewa kentinde Osmanlı sancağı dalgalanıyor.

İstanbuleva’da yaşayan Tuareg halkının Türklerin kültür bağlarıyla büyük bir benzerlik gösteriyor. Kadınlarındaki giyim tarzı Türkmen giyim tarzına çok benziyor. Erkeklerin oyunları Kafkas oyunlarının bir kopyası gibi. Ayrıca Müzikleri Kafkas ve Kızılderili müziğini andırıyor. Sonuç olarak Türk kavmi Tuaregler’de hem Akdeniz hem Asya kültürü özellikleri görülüyor. Nijer’deki Türk soyundan gelen halk, 3 Ağustos’ta kutladıkları bağımsızlık gününü, Türkiye’den getirilen fidanlarla yeşertilmiş dostluk parkında kutluyorlar.