THY personel alıyor

 

THY’den iş ilanı; Türk Hava Yolları’nın resmi web sitesinde yapılan açıklamaya göre KPSS şartı olmaksızın ikinci pilot aday adayı arıyor. Başvuruda bulunacak olan kişilere dair kurumdan şu açıklamalar geldi:

Genel Özellikler 

T.C. vatandaşı olmak veya mavi kart sahibi olmak,
En az önlisans derecesi mezunu (örgün veya açık öğretim) olmak,
01.01.1983 tarihinden sonra doğmuş olmak,
Boy uzunluğunun 157 cm’den kısa, 195 cm’den uzun olmaması ve beden-kitle endeksine (20-30 aralığında) uygun olmak,
Askerlik hizmetini tamamlamış veya eğitim başlangıç tarihi itibari ile en az 2 yıl tecil ettirebilmeyi taahhüt etmek,
Adli sicil kaydı ve adli sicil arşiv kaydı bulunmamak,
Daha önce THY A.O. veya diğer kuruluşlardaki görevlerinden disiplinsizlik nedeniyle ayrılmış olmamak,
Daha önce THY A.O. ve THY A.O.‘ nun iştirak şirketlerinden fesih yoluyla ayrılmış olmamak.

Yabancı Dil (İngilizce) Şartı 

Başvuru tarihi itibariyle son 2 yıl içinde aşağıda belirtilen İngilizce dil sınavlarının birinden istenen minimum puanı belgelemek, TOEFL (IBT) : 60 (speaking : min.18)
IELTS (Akademik veya Genel) : 6 (speaking : 6)
En az lisans düzeyinde mezun olarak ilana başvuran ve dil belgesini başvuru aşamasında temin edemeyen adaylara, THY A.O tarafından yapılacak dil sınavında başarılı olmaları koşuluyla, Kurul mülakatı süreci öncesine kadar dil belgesini tamamlamaları için süre tanınacaktır. Önlisans mezunu olarak sürece başvuruda bulunan adayların dil belgelerini başvuru esnasında beyan etmeleri gerekmektedir. Önlisans mezunu adaylara dil belgesini tamamlamaları için ek süre tanınmayacaktır.

Markalar; şimdi çok daha bilinçli bir tüketici ile karşı karşıya.

Markalar; şimdi çok daha bilinçli bir tüketici ile karşı karşıya.

Su, hayatımızın olmazsa olmazı; hava gibi, aldığımız nefes gibi.

Hayat Su olarak, sadece yetişkinlere değil, çocuklara da su içme alışkanlığı kazandırmak için çeşitli projeler yapıyoruz.

Türkiye, Danone için çok önemli bir ülke. Süregelen yatırımlar ve inovasyon projeleri de global olarak Türkiye’ye duyulan güven ve desteğin en büyük göstergesi.

Gelişim ve farklılaşma sadece markalarda ve veya sundukları hizmetlerle doğru orantılı olarak tüketicide de kendini gösteriyor. Markalar; şimdi çok daha bilinçli bir tüketici ile karşı karşıya. Dolayısıyla markaların; pazarlama, reklam, tanıtım, hizmet planlamalarında tüketici odaklı çalışmalar hayata geçiyor.  İnsanların istek, ihtiyaç ve beklentilerine cevap verecek stratejilerle ilerleyen kuruluşlar rekabet ortamında başarılı olabiliyor. Pause Citys derginin ilgiyle takip edilen Brand Desk sayfalarının bu ayki marka konuğu Danone Hayat Su…  Yabancı bir ülkede yapılmış bir yatırımın kurumsallaşması,  markalaşması, tüketicinin güvenini kazanması, sadakati koruma ve reklam, iletişim çalışmalarını;  Danone Su Pazarlama Direktörü Elif Kaypak, Y&R Marka Takım Direktörü Özlem Delikanlı ve MEC Müşteri Çözümleri Grup Direktörü Özden Turgut ile sizler için konuştuk. Keyifle okumalar.

 

Danone Hayat Su ülkemizde çok uzun zamandır bulunan, merkezi Fransa’da olan bir marka. Yabancı bir ülkede marka yaratmak, kurumsal bir marka olabilmek… Nasıl bir süreç, neler gerektiriyor kısaca bahseder misiniz?  Elif Kaypak: Tüm dünyada su, sütlü ürünler, anne bebek beslenmesi ve medikal beslenme alanlarında uzmanlaşan Danone bünyesinde faaliyet gösteren Hayat Su olarak, Türk tüketicisi nezdinde “güvenilir marka” olarak anılıyoruz.

Türkiye’deki ambalajlı su pazarının kurucu markalarından biri olan Hayat Su’yun faaliyet geçmişi, 1984 yılına kadar uzanıyor. Bugün yerel deneyimi küresel kalite standartları ve inovasyonla buluşturarak, “ilklerin markası” olarak faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Genç nüfusu ve de ekonomik olarak büyüyen bir ülke olması sebebi ile Türkiye, Danone için çok önemli bir ülke. Süregelen yatırımlar ve inovasyon projeleri de global olarak Türkiye’ye duyulan güven ve desteğin en büyük göstergesi. Bugün ise Türkiye ambalajlı su pazarındaki en güçlü ve geniş ürün portföyüne sahip olan marka konumundayız. Ancak tüm bunların yanında biz “sorumlu” bir markayız. İşimizin temelinde iyilik olduğuna ve bunu dünyaya borçlu olduğumuza inanıyoruz. Bu doğrultuda su kaynaklarının korunmasını kendi sorumluluğumuzda kabul ediyoruz. 2020 yılına kadar üretimde kullanılan atık suların yüzde 100’ünü doğaya geri kazandırmayı hedefliyoruz.  Bu alandaki çok yeni bir çalışmamız ise Ataşehir Belediyesi ile “Yeni Bir Hayat Yine Senin Elinde” sloganıyla başlattığımız, plastik atıkları geri dönüşüme kazandırma projesi. Bu amaçla Ataşehir bölgesinde çeşitli noktalara 25 adet pet şişe kumbarası yerleştirdik.

 

Karşılaştığınız sorunlar oldu mu? E.K: Su tüketimi konusunda farkındalık yaratmak ve sağlıklı su tüketimini teşvik etmek misyonuyla faaliyet gösteriyoruz. Türkiye’deki yetişkinler, dünya ortalamasında önerilenden yüzde 48, çocuklar ise yüzde 45 daha az su tüketiyor. Hayat Su olarak, sadece yetişkinlere değil, çocuklara da su içme alışkanlığı kazandırmak için çeşitli projeler yapıyoruz. Çocuk suyu kategorisinin yaratıcısı ve lideri olarak çocuklara sağlıklı su tüketimini aşılamayı görevimiz olarak görüyoruz. MASKOT sularımız ile her yaştan çocuğun su içerken eğlenmesini sağlıyoruz. Ayrıca okullara giderek su içmenin önemini ve sağlımız için gerekliliğini anlatıyoruz. Ayrıca yeni sporcu serisi ürünlerimizle “Sporun Her Anında Hayat Su Yanında” diyerek, insanları spor yaparken de su tüketimine teşvik etmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda da birçok maratona ve spor etkinliğine sponsorluk yapıyoruz. Parklarda yoga etkinlikleri gerçekleştiriyor, katılımcılara su şişeleriyle spor yaptırıyoruz. Egzersiz sonrası sporseverleri diyetisyenlerimizle buluşturuyor, taze meyve ve sebzelerle hazırladığımız detoks suları ikram ediyoruz. Aslında burada vermek istediğimiz mesaj; pahalı aktivitelere gitmeden ya da pahalı sağlık trendlerini takip etmeden de çok basit bir şekilde egzersiz yaparak ve tabii ki su içerek sağlıklı yaşamanın da mümkün olduğu.

 

Sektörde ilk markalardan biri olmanız markalaşma yönünde, rekabet ortamında avantaj sağlıyor mu? Nasıl değerlendiriyorsunuz?  E.K: Hayat Su olarak Türkiye ambalajlı su pazarının kurucu markalarından biri olmamız nedeniyle Türk tüketicisi nezdinde yüksek bir marka itibarına sahibiz. Bu itibar, Danone’nin inovatif ürün stratejisiyle birleşti. Böylece müşteri ihtiyaç ve beklentilerini tam olarak karşılayacak şekilde ürün segmentimizi genişleterek, marka bilinirliğimizi farklı hedef grupları nezdinde hızlı bir biçimde yükselttik. Yani önce su kategorisini farklılaştırdık ve kategori içerisinde de Hayat Su’yu farklılaştırdık.  Günümüzde; teknolojideki hızlı gelişim ivmesine paralel olarak tüketicilere yönelik çok sayıda ürün ve hizmet reklam mecraları üzerinden servis ediliyor. Bir markanın kalıcı olması ve rekabette öne çıkması için çarpıcı bir reklam kampanyasına imza atmasının yeterli olmadığını düşünüyorum.

Markanın ürünlerini sürdürülebilir kalite standartları ile tüketicilere ulaştırmasının yanı sıra “amaçlı marka” olmak ve müşterinizle iletişim kurarken iyi bir hikaye anlatıcısı olmak sizi farklılaştırıyor. Bu iki kavram, müşteri deneyimini başlatarak tercih ve sadakat yaratmak açısından atılması gereken en önemli adımlar. İşte bu bakış açısıyla Hayat Su’yun marka manifestosunu yeniden yazdık. Su, hayatımızın olmazsa olmazı; hava gibi, aldığımız nefes gibi. Biz de buradan yola çıktık, daha insan odaklı ve yaşamın içerisinden bir marka kimliği yarattık. Marka kimliğine sadık kalan ve gerçekten bir amaç taşıyan markaların sektörde kolayca ayrışarak, rekabette öne çıktığına inanıyorum.

 

Potansiyel müşteri kapasitenizi arttırmak için neler yapıyorsunuz? E.K: “Su Hayattır” felsefemiz doğrultusunda, her yıl marka kimliğimize uygun iletişim kampanyaları yaparak tüketicilerimize dokunuyor, potansiyel müşterilerimizi Hayat Su kalitesi ile tanışmaya davet ediyoruz. Değişen müşteri ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda, Mayıs 2018’de marka kimliğimizi yeniledik. Hayatın suyla başlayıp suyla bittiği gerçeğinden hareketle yeni logomuzda bu döngüye yer verdik. Amaçlı bir marka olarak “Yeni bir hayat yine seninle başlar” diyor, suyun hayatımızın merkezinde olduğu vurgusunu yapıyoruz. Bunu sadece söylemiyoruz. Gerçekleştirdiğimiz etkinlikler ve sponsorluklarla marka manifestomuzu destekliyor, hayatın her anında tüketicilerimizin yanında olmaya çalışıyoruz.

 

Markanın reklam kampanyalarını planlarken oluşum sürecinizden bahseder misiniz? (Reklam Ajansı) Özlem Delikanlı: Bizim için süreç müşterimizden brief’i aldığımız anda başlıyor. Büyük ve kritik kampanya süreçlerinde ajans tarafı olarak konuyu müşterimizle birlikte masaya yatırıyoruz ve tüm artı/eksileri ile değerlendirerek, stratejik olarak nasıl bir yoldan ilerlemek gerektiğini tartışıyoruz. Bu yıl hayata geçen Hayat Su kampanyamız için de böyle bir süreç yaşadık. Hayat Su olarak Danone bünyesindeki bir marka için ilk defa “marka manifestosu” çalışan ekip olduk. Yaklaşık 8 ay boyunca müşterimizle birlikte, hem onların hem bizim globalimizle workshop ve telekonferans görüşmeleri yaparak manifestomuzu oluşturduk.  Manifestomuz netleştikten sonra ise Hayat Su’yun çalıştığı reklam ajansı, medya ajansı, dijital ajansı ve PR ajansı olarak bir araya geldik ve brief’imizi aldık. Her birimiz brief’i farklı noktalarından ele alarak sorguladık. Sonrasında Ortaya çıkan iş hepimizi mutlu etti. Ancak sadece güzel reklam filmi olarak söylemiyorum bunu. Yayına girdikten sonra markanın satışlarının da artmış olması, özellikle ekonomik krizin etkilerini derinden hissettiğimiz böyle bir dönemde ne kadar doğru bir iş yaptığımızı da gösterdiği için her anlamda mutlu olduk açıkçası. Ortaklaşa çalışma yürütmenin, her aklın ve fikrin masada olmasının önemini, tepeden inmeci yaklaşımdan uzaklaşıldığında ortaya nasıl iyi bir sonuç çıkabileceğini de gösterdiği için ayrıca önemli bir yer etti hepimizde.

 

Hedef kitleye ait hangi iç görüler üzerinden ilerliyorsunuz? / Araştırma yaptırıyor musunuz?  E.K: Gerçekleştirdiğimiz iç görü araştırmaları ile hedef müşteri kitlesinin tüketim alışkanlıklarını düzenli olarak takip etmenin yanı sıra pazarlama stratejimizi de bu araştırma sonuçları ışığında güncelliyoruz. Türkiye’deki yetişkinler önerilenden ortalama yüzde 48, çocuklar ise yüzde 45 daha az su tüketiyor. Yaptığımız araştırma sonuçlarına göre tüketiciler aslında ne yapması gerektiğini biliyor ve bu hedefe ulaşamadığının da farkında. Bu bilgilerden hareketle biz de ‘Su Hayattır’ felsefesiyle su tüketimi konusunda farkındalık yaratmak ve sağlıklı su tüketimini teşvik etmek misyonuyla hareket ediyoruz. Bu kapsamda çok çeşitli projeler yapıyoruz. Araştırmalar bize zaten düşük olan su tüketiminin internette video izlerken çok daha fazla düştüğünü gösterdi.

 

Bu nedenle dijital video platformlarında “1 Dakika Durdurduk” temalı projemizi hayata geçirdik. Doğru etkiyi yaratabilmek için detaylı bir segmentasyon çalışması yaptık ve 11 farklı hedef kitle için özel mesajlar hazırladık. Bunlar; yemek tarifleri araştıranlar, ev ve ev dekorasyonu ile ilgilenenler, dizi ve TV programları izleyenler, video izleyip sporunu evde yapanlar, maç özetleri izleyenler, diyet yapanlar, makyaj videosu izleyenler, çizgi film seyredenler, otomobillerle ilgilenenler ve gamerlar. Bu hedef kitlelere özel video başlarında ve aralarında su içmeyi hatırlatıcı reklamlar hazırladık. 1 dakikalık bu statik reklamlarımızda, “Hadi su içip gelin, videoyu sizin için durdurduk” mesajını vererek, insanlara su içmeyi hatırlatmayı amaçladık. Yanı sıra Facebook üzerinden ulaşabileceğiniz Hayat Su Hatırlatıcı ile su içmeyi unutanlara günde altı kez düzenli olarak hatırlatmada bulunuyoruz. 2018’de tamamen bu konuya odaklandık. 2019’da “Taşı delen suyun kuvveti değil sürekliliğidir” bakış açısıyla hidrasyon konusunu sahiplenmeye devam edeceğiz. Sürekli bu mesajı vererek Türkiye’deki hidrasyon alışkanlıklarını değiştirmek ve insanlara su içme alışkanlığı kazandırmayı amaçlıyoruz.

 

Bu kampanyanızda medya planlamasını yaparken nelere dikkat ettiniz? (Medya Satın Alma Ajansı) Özden Turgut: Hayat Su için öncelikle markanın geniş ürün portfolyosunu baz alarak, 4 farklı hedef kitle belirledik. Bu hedef kitleler için de 4 farklı reklam videosu ile yayında olduk. Bu kitleler demografik olarak birbirlerinden oldukça farklı olduğundan, TV izleme alışkanlıklarını göz önünde bulundurarak her bir hedef kitle için özel TV ve online video stratejisi çalışıp, oldukça hedeflemeli bir kampanya yürüttük. Örneğin; klasik TV planıyla yayında olmak yerine yaz döneminde en çok izlenen içerik olan Dünya Kupası’nda sporcu videomuzla yer aldık. Kampanya dönemi boyunca dijitalde en iyi sonuçları aldığımız videoları ve hedef grupları düzenli olarak analiz ettik. Kampanyanın başından sonuna kadar veriye dayalı bir medya planıyla yayında olduk. Markamızdan da çok iyi iş sonuçları duymamız, yaptığımız planın doğruluğunu perçinlediği için de mutluyuz.

 

Marka ile potansiyel müşteri/kullanıcı arasındaki bağlığı nasıl tanımlıyorsunuz? Bunu güçlendirmek için neler yapıyorsunuz? (Reklam Ajansı) Ö.D: Günümüzde tüketiciler bir ürünü öylesine satın almıyor artık. Her anlamda daha bilinçli hale gelmiş bir tüketici ile konuşuyoruz. Tüketici; farklı hassasiyetlere sahip olabiliyor ve dolayısıyla aklındaki kritere en uygun ürünü bulmanın peşinden gidiyor. Onca marka arasından farklılaşma ve tüketici ile bağ kurma noktasında ise pek çok parametre devreye giriyor. Bunlardan en önemlisi ise aldığı ürünün ödediği paraya değmesi… Bir marka ne kadar dürüst, dolambaçsız ve süssüz olarak kendini tüketiciye anlatıyor ve aradığı özelliklerin hakkını veriyorsa, o kadar güvenini kazanıyor tüketicinin. Bu güveni devam ettirmesi ise markanın iletişiminde devamlılığı ve inandırıcılığıyla paralel. O nedenle markalarımıza tüketici ile sürekli temasta olmalarını, karşılarına farklı okazyonlarda çıkmalarını, ilişkilerini pekiştirmelerini öneriyoruz. Tüketicinin seçme özgürlüğü var ve pek çok da alternatifi var çünkü. Marka kendisini hatırlatmadığı sürece tüketicinin zihninde yer etmesi de mümkün olamıyor haliyle. Tüketiciyle sürekli konuşur halde olması önemli yani.

Biz de tam bu sebeplerle Hayat Su kampanyamızda tüketiciye dürüstçe; sağlıklı yaşamak için doğru olanı net bir şekilde söyledik. Hayali olan yeni bir hayat için trendler arasında kaybolmadan, çok basitçe, “su iç yeter” dedik. Fiktif bir şeyden ziyade gerçek hayattan örneklerle bu önerimizi destekledik. İnsanlar da Hayat Su’yun bu net ve samimi söylemine inandılar. Satışa yansımasından da çok net bir şekilde gördüğümüz üzere…

 

Reklam stratejisi oluştururken sizin için en önemli üç neden, öncelik nedir?  E.K: Öncelikle şirketlerin reklam stratejilerini, marka manifestolarıyla uyumlu bir biçimde hazırlaması gerekiyor. İkincisi; bu stratejinin, hedef kitlenin beklenti ve tercihleriyle uyum sağlaması çok önemli. Son olarak, reklam stratejisinin satış pazarlama faaliyetleri açısından yönlendirici olması ve tüketiciyi ürünü deneyimlemeye davet etmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Reklam verenlerin İletişim bütçeleri genel de limitli. Medya satın alma yaparken bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne tür aksiyonlar alıyorsunuz? ( Medya Satın Alma Ajansı)

Ö.T.: Limitli bütçe içerisinde öncelikle hedef kitle analizini çok iyi yapmak gerekiyor. Hayat Su gibi herkes tarafından tüketilen bir üründe dahi detaylı analizler sonunda farklı hedef kitleler bulunuyor. Optimum maliyet ve erişim analizleri sonucunda limitli bütçe dahi olsa ulaşması hedeflenen kitleye mesajımız iletiliyor. Burada yaratıcı materyalin de önemi oldukça büyük tabii ki,  biz kampanya sürecinde medya ajansı, kreatif ajans ve marka olarak tüm süreçlerde birlikte yer aldık. Bu çalışma yönteminin de başarılı sonuçlarda etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Markalaşmak neden güç? E.K: Bir şirketin, marka olduğunu ispat edebilmesi için fark yaratan bir ürün çizgisine sahip olması ve ortaya stratejik bir bakış açısı koyması gerekiyor. Ürün çizgisiyle farklılaşabilmek için ise inovasyona, tüketici beklentilerine ve teknolojiye yatırım yapılması gerekiyor.  Bu kapsamda, Hayat Su’yun marka stratejisinden bahsetmek istiyorum. Hayat Su olarak, Türk ambalajlı su sektöründe rekabetten sıyrılmak adına marka kimliğimizi yenilerken ambalajda farklılaşma stratejisini de hayata geçirdik. Yaptığımız araştırmalarda tüketicilerin Hayat Su ile ilgili hatırladıkları iki şey vardı. Bunlardan biri “Hayat için” sloganı diğeri de kırmızı hayat logosu. Biz de farklılaşmak ve diğer su markalarından ayrışmak için kırmızı kapak ve logo üzerine gittik.

 

Global marka oluşturabilmek konusunda sizce neden sıkıntı yaşıyoruz? / Global marka olabilmek için neler yapılmalı? / Başarılı marka üretebilmek için neler gerekli? E.K: Tüketiciler gözünde, markalar birer insan gibidir. Bu nedenle, küresel marka yaratmak isteyen şirketler, marka kimliğini tüm tüketicilerde ortak hisler yaratacak güven, şeffaflık gibi değerler üzerine inşa etmelidir. Dolayısıyla bu noktada marka manifestosunu yaratmak ve ona sadık kalmak büyük önem taşıyor.

 

Marka iletişimlerini, yöntemlerini değerlendirirken dünya markaları ile bir kıyaslama yaptığınızda artı ve eksi yanlar olarak neler dikkatinizi çekiyor? / Ülkemizde bu alandaki çalışmalar hakkında gördüğünüz eksikler var mı? / Ne önerirsiniz?  E.K: Global ve başarılı bir marka yaratabilmek için marka manifestosu çerçevesinde büyük bir sabırla ve süreklilikle geleceğe yatırım yapılması,  bir başka deyişle uzun vadeli hedefler ortaya koyulması gerektiğine inanıyorum. Türkiye’ye hizmet eden, insana hizmet eden gerçek bir manifestoya sadık kaldığınız sürece marka olmamanız için hiçbir sebep yok önünüzde.

 

İstanbul 3. Havalimanı adı açıklandı

İstanbul 3. Havalimanı’nın ilk etabı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın yıl dönümünde bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle hizmete açılıyor. Tamamlandığında 6 bağımsız pisti, 500 uçak kapasitesi, 70 bin araçlık açık ve kapalı otoparkı ve yıllık 200 milyon yolcu kapasitesiyle dünyanın en büyük havalimanı olacak. İlk etapta günlük 5 kalkış ve 5 inişin olacağı havalimanında, yıl sonuna kadar taşınmanın tamamlanmasının ardından günde 2 bin uçak iniş-kalkış yapabilecek, 350’den fazla destinasyona uçuş gerçekleştirilecek. Güvenliğin üst düzeyde ve son teknolojilerle sağlanacağı yeni havalimanında ilk kez yer radarları kullanılacak. 3. Havalimanı adı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmen açıklandı. Yeni havalimanın adı İstanbul oldu

Niyazi Önen Gıda A.Ş’de Enflasyonla mücadeleye destek 

Niyazi Önen Gıda A.Ş’de Enflasyonla mücadeleye destek 

Niyazi Önen Gıda A.Ş. kısa süre önce başlatılan ve tüm markaların yoğun katılım gösterdiği ‘Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı’na tüm markalarında %10 indirim ile destek oldu.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak önderliğinde açıklanan Enflasyonla Topyekün Mücadele Programı’na Niyazi Önen Gıda A.Ş. 01 Ocak 2019 tarihine kadar tüm ürünlerinde yüzde 10 indirimle tam destek verdiğini duyurdu.

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Niyazi Önen Gıda A.Ş. Genel Müdürü Ferit Gökmen“Bünyemizde sandviçten, hazır yemeğe, humustan çiğköfteye kadar farklı birçok ürün gamı bulunuyor. Tüm ürünlerimizde yüzde 10 indirim ile marka olarak üzerimize düşeni fazlasıyla yapmaya hazırız. Ürünlere baktığımız zaman hayatta kalmamız için zorunlu ihtiyaçlarımızı üretiyoruz. İnsanların alım güçlerinin azaldığı bu dönemde bir nebze de olsa onların üzerinden yük almak bizim için yıllık kar ve ciro rakamlarından daha da önemlidir” dedi.

Antalya mezeye doydu

Antalya mezeye doydu.

2.Uluslararası meze festivali dünyaca ünlü şefleri Antalya’da bir araya geldi.

Üç kıtadan en önemli 18 şefi AKRA’da bir araya getiren 2. Uluslararası Meze Festivali gastronomi meraklılarına unutulmaz bir hafta sonu yaşattı. Birbirinden lezzetli mezelerin sunulduğu festival konuklardan tam not aldı.

Birçok coğrafyada kendine özgü formlarla mutfak kültürünün bir parçası olmayı başaran ve gastronominin merak edilen bir kültürü olan meze, 12-13 Ekim’de Akra’da yoğun bir katılımın gerçekleştiği keyifli bir festivalle tanıtıldı. Mutfak duayenleri, akademisyenler, deneyimli gurmeler ve lezzet tutkunlarının yoğun ilgi gösterdiği festival, yerli ve yabancı tüm katılımcılara ellinin üzerinde mezeyi tatma fırsatı sundu. Festival, deniz ve gökyüzünün kucaklaştığı muhteşem manzarasıyla ünlü Akra’da gerçekleşirken, “yaşadığınız anı beş duyunuzla hissedin” mottosuyla hayata geçen Akra Urban Social Taste konsepti, katılımcılara farklı bir tadım deneyimi yaşattı.

Michelin yıldızlı şef Serkan Güzelçoban ile keyifli bir sohbet

Engelli kişilerin çalıştığı restoranı ile dünyada öncü isimlerden olan ve başarılarından ötürü Michelin yıldızı kazanan Restaurant Handicap’ın başarılı Türk şefi Serkan Güzelçoban ve Lübnan mutfağının dünyadaki en önemli temsilcisi, meze konusunda aldığı sayısız madalya ile Ortadoğu mutfağına büyük bir başarı katan Joe Barza’nın katılımıyla gerçekleşen Akra Talks sohbeti; Osmanlı yemeklerinin gün yüzüne çıkmasına önemli katkılarda bulunmuş araştırmacı şef Vedat Başaran moderatörlüğünde gerçekleşti.

Üniversitelerin mutfak ve gastronomi bölümlerinde okuyan öğrencilerin yoğun katılımıyla gerçekleşen sohbette, dünya gastronomisinde mezenin yeri hakkında unutulmaz bir sohbete imza atan şefler, dinleyicilere meze kültürü ve gelişimi hakkında önemli bilgiler aktardılar.

Dünyanın en önemli şefleri Antalya’da bir araya geldi

 

Türkiye’den çok önemli şeflerin yanı sıra meze dendiğinde ön plana çıkan ülkelerin dünyaca ünlü şefleri de 2. Uluslararası Meze Festivali kapsamında Akra’da bir araya geldi. Villena Restaurant’ta 29 yaşındayken ilk Michelin yıldızını alan şef Ruben Arnanz ve 2 Michelin yıldızlı Pere Planaguma İspanya’dan festivale katılan şefler olurken, Tayland’ın ünlü şeflerinden Prin Polsuk da Thai mutfağının eşsiz lezzetleri ile festivalde yerini aldı. Adından övgü ile söz edilen Yunan mutfağının önemli ismi Dimitri Chistoforidis de mezeleri ile katılımcılardan övgü aldı

Meze deyince akla ilk gelen bölge olan Ortadoğu’nun lokomotif ülkesi Lübnan’ın ünlü şefi Joe Barza mezeleri ile festivale renk katarken, Suriye’den Mohammad Orfali, Mısır’dan Mostafa Seif, Fas’tan Marouane Bouhmidi ve Filistin’den Johnny Goric kendi ülkelerinden özel tariflerle hazırlanan mezeleri katılımcıların beğenisine sundular.

Uluslararası şeflerin yanı sıra hem Antalya’nın hem de Türkiye’nin farklı illerinden önemli şefleri buluşturan festivalde, konuklar usta ellerin hazırladıkları mezelerle unutulmaz bir lezzet deneyimi yaşadılar. İstanbul’dan Duble Meze restoran şefi Muhammed Polat, İstanbul ve Alaçatı’nın vazgeçilmez mekanı Zıpkın’dan Erhan Görücüoğlu, Türkiye’nin ilk baharat kütüphanesini kuran ve her restoranında Anadolu mutfağının farklı tatlarını kullanan Umut Karakuş, Bay Nihat Restoran’ın güçlü ikilisi Volkan Bekit ve Savaş İrlan, son günlerde Gaziantep Mutfak Sanatları Merkezi ile adından sıkça söz ettiren Doğa Çitçi, Maria’nın Bahçesi ile Ege mutfağını İstanbul’a taşıyan Maria Ekmekçioğlu, Almanya’da hayata geçirdiği başarılı restoranlar ve dünyanın Michelin yıldızlı 2. Türk şefi Serkan Güzelçoban festivale katılan isimler arasındaydı. Antalya’nın vazgeçilmez restoranı 7 Mehmet’in üçüncü kuşak temsilcisi Mehmet Akdağ ve piyaz denince akla gelen ilk isim olan Piyazcı Ahmet’in ikinci kuşak temsilcisi Ahmet Semerci de festivale imza atan isimler arasında yer aldı.

 

 

“Antalya’nın gastronomi zenginliklerini geniş kitlelere duyurmak istiyoruz”

 

  1. Uluslararası Meze Festivali, yabancı konukların yoğun ilgisiyle kutlandı. Festivali hayata geçiren Akra Otellerinin Genel Müdürü Gökhan Polat; “Ülkemiz turizm kaynakları açısından çok zengin. Doğal güzelliklerimiz, zengin kültürümüz ve iklimsel avantajlarımızla her yıl daha fazla turistin ilgisini çekiyoruz. 47 yıllık köklü bir geçmişe sahip Barut Otelleri’nin şehir oteli konsepti ile hizmet veren oteli AKRA olarak; sanat, spor ve gastronomi alanlarında düzenlediğimiz festivallerle, Antalya’ya karşı olan sorumluluklarımızı yerine getirme bilinci ile hareket ediyoruz. Akra olarak, Meze Festivali’nin de aralarında bulunduğu uluslararası etkinliklerimizi düzenlemeye devam edeceğiz” dedi.

  1. Uluslararası Meze Festivali

Birincisi geçtiğimiz yıl başlatılan ve kurgusunu Akra otellerinin Gastronomi yüzü Danışman Şef Tolga Atalay’ın yarattığı festivalin içeriğini bu yıl önemli gastronomi etkinlikleri ile adından sıkça söz ettiren Türkiye’nin gastronomi elçisi Gökmen Sözen hazırladı.

TÜGİAD’da 17. Döneme Başkan Bursa’dan Anıl Alirıza Şohoğlu

TÜGİAD’da 17. Döneme Başkan Bursa’dan…

TÜGİAD Başkanı Ali Yücelen, 17. dönemin başkanlık görevini Bursalı iş adamı Anıl Alirıza Şohoğlu’ ya devredeceğini açıkladı.

Türkiye Genç İş Adamları Derneği (TUGİAD) Genel Merkezi 15 Aralık’ta genel kurula gidiyor. Mevcut Başkan Ali Yücelen, 17. dönemin başkanlık görevini Bursalı iş adamı Anıl Alirıza Şohoğlu’ya devredecek.

TÜGİAD Bursa Şubesi’nin 11. Dönem Olağan Genel Kurulu’ndan konuşan TÜGİAD Başkanı Ali Yücelen, genel merkezdeki görev değişiminden bahsederek, yeni dönem başkanının Anıl Alirıza Şohoğlu olacağını açıkladı.

Yücelen, “Genel merkezimizde üçüncü kez Bursa’dan başkan çıkacak” dedi. 15 Aralık’ta düzenlenecek genel kurulda başkanlık bayrağını devralacak Anıl Alirıza Şohoğlu da yaptığı konuşmasında, “Türkiye’nin geldiği bu ortamda değerini kaybetmeye başlayan STK’ları birliktelikte yeniden değer kazanabilir” diyerek, tüm şube üyelerini gerek kurul ve komisyonlarda gerek projelerde görev almaya davet etti.

TÜGİAD Bursa Şubesi’nin başkanlık görevini de Ersoy Tabaklar, Onur Özkul’dan devraldı. Bursa Şubesinin yeni yönetimi ise şu isimlerden oluştu: Ahmet Parseker, Elif Bilge Olağaner, Nihal Emengen, Berkay Uğurtuğ, Hasan Keskin, Mesut Meriç, İrem Savcı, Metin Çağal.

 

Watergarden, Nostalji Sokağı

 

“Hayata Yepyeni Bir Tat” sloganı ile misafirlerini ağırlayan Watergarden, yeme-içme ve eğlenceye dair aradığınız her şeyi size sunuyor. Dünyada ilkleri içinde barındıran Watergarden İstanbul, yeme-içme ve eğlence anlayışına yepyeni bir soluk getirdi.

Sıra dışı konsepti ile Watergarden İstanbul’un kalbi niteliğindeki show havuzu çevresinde; farklı damaklara hitap eden restoranlar, rengârenk çocuk alanları, heyecan ve adrenalin dolu macera parkı, sağlıklı yaşamın bir parçası olan taze pazar, sokak lezzetleri ile öne çıkan nostalji sokağı, sinema, tiyatro ve konser alanları ile spor severlere özel spor merkezi sizleri bekliyor.

Gecesi ayrı bir keyif;

Gecesi başka güzel, gündüzü başka keyifli olan Watergarden İstanbul’da gündüz çocuklarınızla birlikte restoranların, eğlenceli oyun alanlarının ve macera parkının tadını çıkartırken, geceleri de Watergarden İstanbul’un özel renk cümbüşüyle şenlenen atmosferinde birbirinden farklı etkinliklere katılabilirsiniz. Watergarden İstanbul, en gelişmiş su, ateş, müzik, lazer ve ışık gösterileri ile show havuzu gecelerinize ayrı bir renk katıyor

Nostalji Sokağı;

Türkiye’nin farklı yörelerine özgü geleneksel lezzetler, tadı hep damaklarda kalan, unutulmaya yüz tutmuş tarifler ve şehir hayatının vazgeçilmezi sokak lezzetleri Nostalji Sokağı’nda sizi bekliyor. Mimarisi ile eski günleri yansıtan sokak yöresel lezzetlerin sunulduğu mekanlardan oluşuyor. Ağaç ve renkli şemsiyelerin aldında çay yada kahvenizi yudumlarken, bir taraftanda sokak satıcısından aldığınız kestane, mısırın tadına bakabilirsiniz. Hepsi birer lezzet durağı olan  Veli Zahmetleroğlu, Şişhane Gaziantep, Nana, Gelgör Çağ Kebap, Zamane Tatlar Nostalji Sokağı’nda sizleri bekliyor.

Cihat Yılmaz; “Mutfakta çok mutluyum”


Cihat Yılmaz; “Mutfakta çok mutluyum”

 

Tolga Atalay, bu ayki Chef&Chef konuğum Biber Bar’ın Execlusive Şefi Cihat Yılmaz. Onunla mesleğe girişini, yemek yolculuğuna kadar her şeyi konuştuk. Keyifle okumalar.

 

–Cihat Şef bira kendini okurlarımıza tanıtır mısın?

Amasya Gümüşhacı Köyü’nde dünyaya geldim. Ailem ile İstanbul’a çocukken taşındık. Şimdi İstanbul’da çalışıyorum. 50 yaşında ve mutfaktayım ve burada çok mutluyum.

–Bu tutku ve yeteneğin nerden geliyor. Mutfakta 1.nesil misin? Yoksa aileden bir şeyler sana geçti mi?

Ailemde mutfakçı olan tek kişi benim. Nasıl böyle bir tutkuya kapıldığımı bende bilmiyorum.  Bildiğim tek şey 13 yaşımda bir mutfakta yamaklık yapmaya başladığım. Tamamen bir alaylıyım. 37 yıldır mutfaklarda emek veriyorum ve hizmet ediyorum. Halen yaptığım yemekler, beğenildiğinde dünyanın en mutlu insanlarından birisi olabiliyorum.

–Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Çalıştığım işletmelerde genelde uzun süreler çalıştım. 1982 yılında Bostancı’daki  Lakav Restoran’da ilk olarak Fransız ve İsviçre mutfağında başladım. 1982 yılında peynir fondüler, etli fondüler, ızgara Fransız et çeşitleri ve soslar. Tam 9 yıl sonra 1991 yılında La Maison Restoran’a mutfak şefi olarak geçtim. 24 yaşında mutfak şefi oldum. Bu benim için çok onur vericiydi. La Maison,  kariyerimdeki en önemli kilit taşlarından birisidir. Sufleden biber sosa, salyangozdan kurbağa bacağına kadar birçok ürünü usulüne uygun ve aşama atlamadan ve pratikleştirmeden üretmeyi öğrendim. La Maison da toplam 5 yıl çalıştıktan sonra gece restoran-bar olan Max’ta işe başladım.  Max, o dönemler Büyükuğur ailesinin bir işletmesiydi. Max’ta gece müşterisine hizmet etmeyi öğrendim. Max’ta geçirdiğim 2 yılın ardından,  Paris’in meşhur mekanı l’appart Nişantaşı’ndaki şubesinde işe başladım.

–Orada Fransız şeflerle çalıştın değil mi?

Evet. L’apartda Chef Bruno Letru ve Paristeki Chef Helvedos Santos ile fine dining Fransız mutfağını daha da ileriye taşımış oldum. Ne yazık ki l’appart o günün Türkiye’sin de çok uzun yaşamadı. Sonrasında Havana ve Bianca olmak üzere bugünün marka olmuş tüm simaları ile beraber çalışma şansım oldu. Reina kurucularından Ali Ünal, ünlü işletmeci Emre Ergani, konsept danışmanı şef Tolga Atalay ve Turyid başkanı Kaya Demirer ile beraber çalıştığımız dönemlerdi.

2010 yılında Ergani ile kışın Uludağ Yazıcı Otel’de, yazında Bodrum Yazıcı Otel’de Executive Mutfak şefi olarak 5 yıl çalıştım. Geldik 2015 yılına ve son 3 yıldır Biber Barların mutfak şefliğini yapıyorum.

 

—Seninle çeyrek asırlık bir dostluğumuz var. Hemşeriliğimiz var. Ve iş arkadaşlığımızda oldu. Bana göre Fransız ekolünü Türkiye’de en leziz ve iyi yapan şeflerdensin. Ayrıca bugün trend olan yöresel mutfağı sen 1999 yıllarında inanılmaz kalitede üretiyordun. Sosyete sana tandır, keşkek ve muhallebin için yatlar şoförler yolluyordu. Bu el lezzetini neye borçlusun? Ne yapsan leziz oluyor Cihat şef!

İlk önce bu güzel cümleleri için sana çok teşekkür ediyorum.  Şef Tolga, kariyerimi anlattım. Ben Fransız ve dünya mutfağı tabir ettiğimiz orta Avrupa mutfağı ile geliştim fakat yöreseli de sezonluk yerlerde üst segment müşterilerimize çok uyguladık. Hem de maliyet kaygısı olmadan etin en iyisi peynirin en iyisi ile harikalar yarattık. Kıvırcık 12 kilo altı süt kuzusunun kemiği ve mandıra tereyağı ile odun ateşinde 11 saatte keşkek pişirdik. İçine kaliteli Madagaskar karabiberi ve deniz tuzu attık. Nasıl güzel olmasın?

Bence el lezzeti bir çeşit Allah vergisi… İnsanlar doğuştan yatkın veya değiller. Bu sadece mutfak için değil. Her meslek için geçerli. Piyanist, doktor, heykeltıraş hiç fark etmez. Kabiliyet ve marifeti olanlar eğer gelişimlerini devam ettirirse daha da başarılı oluyor. Ben gelişimimi piyasada devam ettirdim. Okuyacak vaktim ve şansım olmadı. Her gün çalıştım. Halada öyleyim.

—Yaptığın en iyi 5 lezzet nelerdir?

Deniz ürünleri ve et yemekleri tercihim. Dana kaburga tandır, pazıya sarılı levrek ve istiridye sos. Sabayon soslu taraklı midye, keşkek, profiterol, muhallebi diyebilirim.

–Piyasa mı? Otel mi diye sorsam ne dersin?

Otel diye düşünüyorum. Belli ki böyle düşünme sebebim yaşımdan dolayı olabilir. Gençken piyasa bize heyecan verirdi. Ünlü simalar gelir belli günler yüzlerce tabaklar havada uçuşurdu. Fakat artık oteldeki sistem, saatler, altyapı bana daha çok huzur vermeye başladı.

–Şu anda neredesin? Neler yapıyorsun?

Biber barların mutfak şefiyim. Çok kaliteli dünya mutfağı bir menümüz mevcut. Keyifli bir iş ortamındayım.

–Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir methodoloji verir misin? Aslında artık seni takip eden iki nesil şef var? Yaş ilerliyor ustam?

Mesleği sevmeleri ve dikkatli izlemeleri… İzlemek ve gözlemek bu mesleğin püf noktasıdır. Size ünlü bir şef bir şey anlatırken bir lezzet hazırlarken bazen kendisinin bile farkına varmadığı fakat uyguladığı bir püf nokta vardır. O noktayı siz görmelisiniz. Pür dikkat dinlemek, denemek, uygulamak… Her hazırlayışta aynı dikkatle reçeteyi tekrarlamak… Her defa aynı özen ve dikkatle. Eğer siz bir Formüla 1 yarışçısı olsaydınız, hata şansınız var mıydı? Yok değil mi? Konsantre olup yarışa başlıyorsunuz ve sonuna kadar aynı konsantrasyonla devam ediyorsunuz.

–Bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor? İlham nereden hangi an çıkıyor?

Yaptığınız yemeği iyi etüd etmeniz lazım. Benim ilhamım, neyi nerede ne zaman ve kime yaptığımdır. Bu 4 çarpanı atlamadan düşünürseniz, enerjisi etrafına uyumlu lezzetler çıkarırsınız. 4 maddeyi dikkate almaz veya bir kaçını alırsanız garip bir şeyler olur. Her zaman olur inanın.

–Ailenin yeni nesillerinde mesleğine özenen var mı? Yoksa tam tersi mi?

Yok. Okudular hepsi üniversite mezunu oldu. Farklı sektörlerde çalışıyorlar. Benim gibi mesailere sahip birisine özenmek zor.

Jolly Tur; Türkiye’nin dünyada da sesi olacaktır.

 

Markalar tüketicinin aklında yer edinmek için ciddi bir mücadele içindeler. Gündemler piyasalar ne olursa olsun köklü kuruluşlar geçmişteki başarılarının garantörlüğünde yoluna aynı artılarla devam edebilmekteler. Reklam kampanyalarını tüketici iç görülerine hitaben tespitlerle ve doğru nokta atışıyla gerçekleştirip, başarılı yönetsel taktiklerle varlıklarını sürdürmekteler. Bu durumda onların marka değerini arttırıp, tüketici ile kurdukları bağı kuvvetlendirmektedir. Brand Desk bölümümüzün bu ayki marka konuğu Jolly Tur..  Pazarda var olmanın ötesinde global platformlarda ülkemizin sesi olabilecek, yüzü olabilecek bir mücadelenin içinde olan jolly Tur’un Reklam pazarlama stratejilerini, globalleşme yönündeki hareketlerini Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar ve Pazarlama Direktörü Yasemin Develioğlu’na sorduk.

–İşimizi yalnızca ticari amaçlı değil aslında sosyal sorumluluk projesi gibi ele alıp; 30 seneyi aşkın süredir bunu yalnızca yönetim biçimi olarak değil tüm çalışanlarımızla benimseyerek misafirlerine de hissettiren bir markayız.

—Türkiye özellikle 2016 yılı gibi, hizmet sektöründe olumsuzlukların yaşandığı bir dönemde, dünyanın en büyük fonlarından bir tanesi olan Goldman Sachs bize ortaklık teklifiyle geldiler ve Jolly Tur’a yatırım yaptılar. 2019’da global anlamda dünyaya açılmış olacağız.

—Türkiye’de rekabet denildiğinde ne yazık ki, ilk akla gelen fiyat politikası oluyor. Fiyatın yanı sıra aslında kalitenin rekabet etmesi çok daha önemli… Biz şirket geneli itibariyle bu anlamda misafirimize fiyat avantajı sunarken, hizmet avantajı da sunuyoruz ve rekabet koşullarının da bu şekilde oluşmasını bekliyoruz.

—Jolly Tur 1.000’e yakın çalışma arkadaşıyla, acentalarıyla birlikte 5.000 kişiye istihdam sağlayan bir şirket haline geldi.  Türkiye genelinde turizmin tanıtımına verdiğimiz destekle ve tatilin bir lüks değil, ihtiyaç olduğunu hissettirdiğimiz kampanyalarla büyüdük.

Röportaj devamı PAUSE citys Dergisinde

Ümit Karan “Beni futboldan koparttılar”

 

 Ümit Karan “Beni futboldan koparttılar”

–Bizim ülkede, sorun anlatan, sorun çıkaran” muamelesi görüyor.

 

–Ekranda olmaktan büyük keyif alıyorum. Yüzümün de ekranda yakıştığını düşünüyorum.

 

–Ben böyle bir kış görmedim. Donduk. Amerikalılar buna rağmen Avrupalılar gibi sosyal hayattan hiç kopmadılar.

 

–Ümit Karan diye biri varsa bu futbol sayesinde var.

–Allah vergisi yetenekli futbolcu dünyaya 5 yada 10 yılda bir gelir. Ama iyi bir çalışma ile onlarca Ronaldo yetiştirebilirsiniz. 

 

–Kimseye yaranmak gibi derdim olmadığı için, rahat rahat fikirlerimi televizyondan futbol severlere anlattım.

 

 

99 numaralı formasıyla Galatasaray’da başarıdan başarıya koşan. Attığı goller ile hem Galatasaray’da hemde milli takımda adını tarihe yazdıran Ümit Karan, bu ayki kapak konuğumuz. Yaşadığı sıkıntılı günleri sabır ve mücadelesi ile bertaraf eden Karan, New York’ta kendi adını taşıyan futbol okulu, New York’taki hayatı ve futbol üzerine keyifli bir röportaj yaptık.   PAUSE citys Dergi