İstanbul’un yeni hit restoranı Sakhalin kapılarını açtı

İstanbul’un yeni hit restoranı Sakhalin kapılarını açtı

White Rabbit Family markasının kurucusu Boris Zarkov ve Michelin yıldızlı Şef Vladimir Mukhin tarafından yaratılan markası Sakhalin, İstanbul’da kapılarını açtı.

ALEXEY KOGAY, VLADIMIR MUKHIN

Grubun Moskova, Dubai ve Bodrum’dan sonra yeni projesi olan Sakhalin İstanbul, verilen davet ile misafirleri ile buluştu. Açılış Zorlu Holding Yönetim Kurulu Baṣkanı Ahmet Nazif Zorlu, White Rabbit Family Grubunun Kurucu Baṣkanı Boris Zharkov, Sakhalin İstanbul’un ortağı Atilla Kuruçayırlı ev sahipliği yaptı.

VLADIMIR MUKHIN

Gecede, Şef Vladimir Mukhin ve Şef Alexey Kogay’ın gastronomi şovu çok ilgi çekti. Özel olarak hazırlanan olağanüstü imza yemeklerin ve imza kokteyllerin servis edildiği gecede; Ozan Musluoğlu Trio Grubu & DJ Doğuş Çabakçor perfomanslarıyla harika bir deneyim yaṣattı. Dünyaca ünlü Rus Sihirbaz Nikolay Strelnikov’un masalarda özel gösterisi ile davete katılanlar büyülendi. Gecenin bir başka ilgi odağı da masa dekorasyonu idi. Sakhalin’in içmimarı Irina Glik tarafından sebzelerden tasarlanan sanat eseri şeklindeki masa dekoru herkesin beğenisini kazandı…

ATİLLA KURUÇAYIRLI, VLADIMIR MUKHIN, ALEXANDER SANIN, ALEXEY KOGAY, BORIS ZARKOV

ATİLLA KURUÇAYIRLI, VLADIMIR MUKHIN, ALEXANDER SANIN, ALEXEY KOGAY, BORIS ZARKOV

Vladimir Mukhin hazırladığı menüde; en iyi yerel ürünler, Akdeniz ve Asya mutfağı pişirme teknikleriyle harmanlanıyor. Deniz ürünleri de Akdeniz mevsim meyveleri, sebzeleri, şifalı otları, baharatları ile pişirilerek mükemmel tabaklar yaratılıyor.

Ramazan Bayramı’nda Mısır’a Türk akını

Ramazan Bayramı’nda Mısıra Türk akını

Şarm El Şeyh’in vizesiz olması sebebi ile Türkler Ramazan Bayramın’da Mısır’a akın etti. Ülkeye yapılan ziyaretler geçen yıla göre 3 kat arttı.

Bayram tatilinde 2 bin Türk misafiri ağırladıklarını aktaran Rixos Mısır Otelleri’nin CEO’su Erkan Yıldırım, ’’ Rixos’un bilenen kaliteli hizmeti ile Mısır’ın daha uygun fiyatlı olması Türk misafirlerimizin tatil tercihlerinden biri konumuna geldi. Rixos otelleri olarak her geçen zaman diliminde Türkiye’den rezervasyonlarımızın artış göstermesi ve özellikle bölgede bizi tercih etmelerinden son derece mutluluk duyuyoruz” ifadesinde bulundu.

‘’Yakın mesafe olması tercih sebebi’’

Yakın mesafe olmasının önemini dile getiren Erkan Yıldırım, ‘’2 saat 15 dakika içerisinde İstanbul’dan ulaşabiliyorsunuz. Bu yıl aynı zamanda Antalya ve Ankara’dan Şarm El Şeyh’e direkt uçuşlar mevcut ve uçuş süresi Antalya’dan 1 saat 30 dakika, Ankara’dan 2 saat sürüyor. Yıl boyunca iklim koşullarının ve deniz suyunun uygun olması en çok tercih sebeplerinden biri. Misafirlerimiz kısa bir uçak yolculuğundan sonra havaalanına sadece 10 dakikalık bir mesafede otellerimize ulaşabiliyorlar.’’

Çırağan Palace Kempinski, Dünyanın En İyileri Listesinde!

Çırağan Palace Kempinski, Dünyanın En İyileri Listesinde!

Çırağan Palace Kempinski İstanbul, bir seyahat dergisi okurlarına sorarak oluşturduğu “Dünyanın En İyi 500 Oteli” listesinde bu yıl da yerini aldı.

Çırağan Palace Kempinski İstanbul Genel Müdürü ve Kempinski Residences Türkiye Bölge Direktörü Ralph Radtke; “Türkiye’yi dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biri olarak tanıtma konusunda önemli bir rol üstlenerek konuklarımızı ağırladığımız yenilenen otelimizin böylesine önemli bir listede yıllardır yer alması bize büyük bir mutluluk veriyor. Tüm değerli okurlara ve konuklarımıza kıymetli destekleri ve bağlılıkları için bütün ekip arkadaşlarımız adına yürekten teşekkür ediyorum. Çırağan Palace Kempinski İstanbul olarak, yenilenen otelimizde misafirlerimize sürpriz konseptlerle eşsiz deneyimler yaşatmaya devam edeceğiz’’ dedi.

 

Wyndham Hotels & Resorts Türkiye’de 110 otele ulaştı

Wyndham Hotels & Resorts Türkiye’de 110 otele ulaştı

Wyndham 2023 yılında Avrupa, Orta Doğu, Avrasya ve Afrika’da (EMEA) 9 markasını yeni ülkelere taşıdı, 87 yeni otel açtı ve 9 bin 500 odayı portföyüne ekledi

Dünya genelindeki yaklaşık 9 bin 200 oteli ve 25 markasıyla dünyanın franchise veren en büyük otel şirketi Wyndham Hotels & Resorts, Avrupa, Orta Doğu, Avrasya ve Afrika (EMEA) bölgesi için 2023 tam yıl sonuçlarını açıkladı.

Şirketin portföyüne yeni katılanlarla birlikte Wyndham’ın EMEA’da bulunan otel sayısı 639’a, oda sayısı 88 binin üzerine, marka sayısı ise 15’e yükseldi. Wyndham’ın EMEA’daki 639 otelinden 12’si şirketin kendisi tarafından işletiliyor. Wyndham’ın EMEA’daki proje stokunda ise 150’den fazla otel projesi yer alıyor.

Wyndham Hotels & Resorts EMEA Başkanı Dimitris Manikis, “2023 yılında kaydettiğimiz rekor büyümeden ve bölge genelindeki otel ve franchise sahiplerimizin Wyndham Hotels & Resorts’a verdiği güvenden inanılmaz bir gurur duyuyoruz. Otel sahipleri, dünyanın franchise veren en büyük otel şirketiyle ortak olmanın ve Wyndham ailemize katılmanın değerini her geçen gün daha net bir şekilde görüyor. Ödüllü sadakat programımız Wyndham Rewards’dan, sınıfının en iyisi teknoloji, pazarlama ve satış araçları ile güçlü bir dağıtım platformuna kadar Wyndham Avantajı’nın sağladığı gücü fark ediyorlar” dedi.

Hilton, Avrupa’da büyümeye devam edecek

Hilton, Avrupa’da büyümeye devam edecek

Hilton, bu yaz Akdeniz’de Yunanistan, İbiza ve Malta adaları dahil olmak üzere 10 yeni lokasyonda oteller açacak.

Hilton (NYSE: HLT); Curio Collection by Hilton, Tapestry Collection by Hilton ve DoubleTree by Hilton markaları altında toplam 1.500’den fazla oda bulunduran 10 oteli yaz sezonu öncesi açarak Avrupa’daki otel portföyünü hızla büyütmeyi planlıyor.

Hilton, dört otel için franchise anlaşması yaptığını duyurdu. 2026’da açılacak olan Hilton Alvor’un yanı sıra Curio Collection by Hilton markası altında Cala San Miguel Hotel Ibiza, Curio Collection by Hilton, The Club Cala San Miguel Hotel Ibiza, Curio Collection by Hilton ve Numo Ierapetra Beach Resort Crete, Curio Collection by Hilton, bu yaz Avrupa’da İtalya, Yunanistan, Hırvatistan ve Malta’da açılacak oteller arasına katılacak.

Yunanistan ve Sardinya gibi önemli tatil destinasyonlarının popülaritesi son yıllarda artarken Hilton sadece geçen yıl 6 farklı markası altında Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’da 20’den fazla oteli hizmete açtı. Bu gelişme, Hilton’un resort otel portföyünü büyütme stratejisinin bir parçası olarak ortaya çıktı. Son beş yılda portföyünü iki kat büyüten şirket, şu anda dünya çapında 300’den fazla otele ulaştı.

Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Geliştirmeden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Patrick Fitzgibbon, “Konukların hem uzun süredir var olan uluslararası gözde merkezlerde hem de gelişmekte olan tatil destinasyonlarında yüksek kalitedeki resort otellere yönelik talebi artıyor. Bu da tesis sahiplerinin Hilton markaları altında resort otellere yönelik ilgisinin artmasına yol açıyor,” dedi. “Sadece geçen yıl Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’daki açılışlarımızın beşte birinden fazlasını resort oteller oluşturdu. Çok sayıda otel sahibiyle iş birliği yaparak bu pazar segmentinde, özellikle de Akdeniz’deki ada destinasyonlarında büyümenin devam etmesini bekliyoruz. Yaz sezonu öncesi Avrupa’da 10 resort otel daha açacağız. İbiza, Algarve ve Girit gibi popüler destinasyonlardaki seçkin tesislerle bölgedeki resort otel yelpazemizi farklı markalar altında genişletiyoruz.” Dedi.

Turizm geleceği, gençlerle masaya yatırıldı

Turizm geleceği, gençlerle masaya yatırıldı

Turizm Haftası kapsamında gerçekleştirilen “Turizm Buluşması”nda sektörün duayenleri gençlerle bir araya geldi. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda geçekleşen etkinlikte açılış konuşmasını TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya yaptı.

Bağlıkaya, “Ülkemiz 100 milyon yabancı ziyaretçi sayısını hedeflerken en büyük güvencemizi turizm alanında eğitim alan gençlerimiz oluşturuyor. Günümüzde 1,5 milyon düzeyinde olan turizm istihdamı en az iki katına çıkacak. Kariyer planlaması yapan tüm gençlerin turizmdeki bu büyümeye büyük katkı sağlayacağına inanıyorum” dedi.

TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya ve TÜRSAB yönetimi, turizm sektörünün geleceği olan gençlerin sektördeki rolünü güçlendirmek ve genç istihdamı artırmak amacıyla, turizm eğitimi alan gençlerle buluştu.

Sektörde herkes mutlu olmalı    

“Kendisi mutlu olmayan birinin başkasını mutlu etmesi pek mümkün değildir” diyen Bağlıkaya, “Turizmciler; patronundan çalışanına kadar tüm aktörleri ile mutluysa misafirleri de mutlu olacaktır. Turizmcileri mutlu etme görevi devletin, turizm çalışanlarını mutlu etme görevi de sektöründür. Sizlere, içinde olmaktan mutlu olacağınız bir sektör adına bu mesleğe şimdiden hoş geldiniz diyorum.” şeklinde konuştu.

Bağlıkaya, turizmin oluşturduğu ekonomik hacmi ile hem istihdam yarattığına hem de yerel kalkınmaya katkı sağladığına işret etti. Turizmdeki rekabette başarılı olmanın yolunun verilen hizmetin niteliğini yükseltmekten geçtiğini ifade etti.

Turizmin Türkiye’de hem mevsimsel hem de bölgesel olarak dar bir alana sıkıştığına işaret eden Firuz Bağlıkaya, “Bir an önce kültür, yayla, gastronomi, sağlık turizmi gibi rekabette üstün olduğumuzu bildiğimiz alanlara daha fazla ağırlık vermek zorundayız” diye konuştu. TÜRSAB olarak buradan hareketle turizm sektörünü geleceğe taşımak için ‘Turizm Yüzyılı’ projesini hayata geçirdiklerini açıklayan Bağlıkaya, bu proje ile turizm sektörünü geleceğe taşımak üzere; turizmi 12 aya yaymayı, turizmin tüm ülkeye dengeli biçimde dağılmasını sağlamayı, yüksek gelirli turist oranını artırmayı hedeflediklerini kaydetti.

Beni harekete geçiren motivasyondan çok disiplindi…

Beni harekete geçiren motivasyondan çok disiplindi…

Ülkemizde psikolojinin insan ihtiyaçları ve iş hayatının sorunları için bir çözüm olduğunu gösteren çok değerli benim de çok çok sevdiğim hocam Prof. Dr. Acar Baltaş…  Kıymetli hocam ile yeni çıkan kitabı; “Hayat En Çok İyileri Kırar” ile ilgili merak ettiklerimizi sorduk. Kırıldığımız yerden güçlenmenin yollarını, günümüz dünyasının iyiye mi yoksa kötüye mi gittiğini, günlük rutinler içinde anlamlı bir yaşam mücadelesi verirken, bir yandan da kendimizi gerçekleştirmek için neler yapmamız gerektiği ve anlamlı yaşamanın yollarını siz sevgili okuyucularımız için konuştuk. Keyifle okumalar dileriz.

Prof. Dr. Acar Baltaş…  Kıymetli hocam ile yeni çıkan kitabı; “Hayat En Çok İyileri Kırar” ile ilgili merak ettiklerimizi sorduk. Kırıldığımız yerden güçlenmenin yollarını

Hayat En Çok İyileri Kırar… 

Bize kitabınızdan bahseder misiniz?  

Kitabın ilk yarısında; 1828 yılından bu yana seksen yıl boyunca aynı kişilerin izlenmesi sonucunda elde edilen verilerin bugün ki modern araştırmalarla harmanlanmasına dayanıyor. İkinci yarısında ise mutluluk var.  Mutluluğu; şairlerin ve roman yazarlarının romantik dünyasından çıkartıp, bilim dünyasına getiren bir çalışma… Ve bu her iki bölüm, on başlık altında benim hayat yolculuğumda biriktirdiklerimin ifade edilmesi diyebilirim.

Mutluluk demişken sizce dünyanın durumu nedir? İyiye mi gidiyor? Kötüye mi?

Dünya; eğer savaş içinde değilseniz, en müreffeh, en güvenli dönemini yaşıyor.  Tabi bu söylemim; “riskler yok” demek değil. Riskler tabi ki var. Küresel ısınma bir risk. Göçleri tetikliyor.  Bu göçler aynı zamanda etnik çatışmaları tetikliyor. Bir dünya savaşı riski var. Yeni bir pandemi riski var. Gelir dağılımın yarattığı adaletsizliğin sisteme yükledikleri var. Ve de yine bir ekonomik kriz riski var.  Bunlar dünyanın karşı karşıya olduğu objektif sorunlar… Savaş içinde olmayanlar için dünya; en barışçı, en güvenli ve en müreffeh dönemini yaşıyor.

Örneklendirmeniz mümkün mü?

Bakınız; 1900 yılında ortalama 35 olan hayat insan yaşam süresi, 1920 yılında dünya ortalamasına bakıldığında 25’e iniyor… Yanlış duymuyorsunuz 25’e indi.  1950 yılında ancak 50’ye çıktı. Bugün 80 civarında… Bir kere hayatlarımız uzadı. Daha çok şeye muhatap oluyoruz, maruz kalıyoruz daha keyfini de çıkartıyoruz.  Yani dünya aslında zannettiğimiz kadar kötüye gitmiyor ama daha fazla şeyden haberdar oluyoruz.

Örneğin; bir uçak düştüğü zaman bir ülkede bu duyulduğunda, bir ay boyunca uçuşlar da yolcu sayısı azalıyor. Olayın yarattığı dehşet, matematiksel risk hesabının önüne geçiyor. Haberdar olduğunuz olayların yarattığı ürperti hissi, o olayların yaşanma sıklığının önüne geçiyor. İhtimalinin önüne geçiyor.

Prof. Dr. Acar Balta

Hayatın hakkını veren insanlar eskide mi kaldı? 

Kendi perspektifimden söyleyecek olursam; bir kere anlamalı bir üretim gerekiyor. İkincisi huzur veren bir ilişki içinde olmak, üçüncüsü de kendini aşan bir amaca hizmet etmek.

Hayatın hakkını veren insanlar azaldı mı veya bu tür anlayışın arkasında giden insanlar azaldı mı?

Olabilir. Şu sebeple olabilir; Bir başarı ve bunun ölçüsü olan para, kendini aşan bir amaca hizmet etmek konularının önüne geçiyor olabilir. Çünkü başarı ve onun göstergesi olan maddi kazanç, servet bunların önüne geçiyor.  O zaman da mutluluk, ki bütün insanlar bunun peşinde haz veren şeyleri yaşamak gibi algılanıyor. İyi duygu içinde olmak ve sıkıntıdan uzak olarak, olumsuz bir şey yaşamak olarak algılanıyor. Onun için mutluluk kavramının; bir varış noktası değil bir yolculuk olduğunu hatırlatacağım. Bunu özgün bir görüş gibi ifade etmiş olmayayım çünkü artık biliniyor. Çok sık tekrarlandı. Ancak daha doğru kavramın; iyi hayat olduğunu düşünüyorum. Mutluluk değil…

“İyi hayatın” içinde neler var? 

Acı, zorluk ve engeller var. Bunlar aslında hayatı; “iyi hayat” yapan şey… İnsanları güçlendiren bu acı, zorluk, güçlükler… Yıllar önce söylediğim bir şeyi tekrarlayayım; bir hayatın içinde acı, üzüntü, zorluk, engellenme, başarısızlık yoksa o hayatın hikayesi olmaz.

Prof. Dr. Acar Baltaş

“Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” ya da “Yirmi bir günde değişim” mümkün mü?

Psikoloji; dünyada ağırlıklı olarak Amerikan akademisinin elindedir. Amerikan akademisi kendi toplumu için geçerli olan, kabul görebilecek, o toplumun hayatını kolaylaştıracak olan şeyleri sunuyor. Ve bunlar da; dünya akademisi tarafından evrensel gerçekler olarak kabul ediliyor. Nedir bunlar? Yani; “teksin, biriciksin, senden başka bir tane daha yok, yüreğinin götürdüğü yere git, sen daha iyisine layıksın”… Bir kere bu mesajlar insanı haz dünyasına iten mesajlar. İnsan haz dünyasında yaşadığı zaman yani iyi duygu hali, iyilik hali neyi içine alır; iyi yemek, iyi yerde yaşamak, cinsellik, alışveriş, masaj, spa… Şimdi bunların hepsi yaşandığı zaman haz veren şeyler ve bunlar tabi para ile sağlanıyor. O parayı da nasıl kazandığınızın, sağladığınızın da önemi yok… Burada konu o değil. Onun için ahlaki kaygı taşımıyor. Bütün bunlar yaşandığı zaman; verdiği haz daha az oluyor. Ayrıca; tekrar yaşanma isteğini de beraberinde getiriyor. Yani; iyi yemek ne zaman kadar, bir sonraki öğüne kadar. Alışveriş ne zamana kadar, yandaki vitrininde daha iyi bir şey görene kadar. Bütün bunlar bir benzetme ile; deniz suyu içip susuzluğu gidermeye benziyor. Bu Amerikan psikolojisinin dünyada yaydığı bir anlayış. Ama hayatın içinde olumsuzluklar da var. Her toplumun kendi ritüelleri var, o acıya anlam vermek için bir yöntem. Amerikan psikolojisinin getirdiği hep hayatın haz veren tarafında durmakla hayatın gerçekleri ne kadar bağdaşıyor ona bakmak lazım… Bu biraz da insanların kendi kişilikleri ve ahlaki normları ile yaptıkları seçimler.

Ülkemizde insani gelişimi desteklemek adına eğitici bir ders vermeniz söz konusu olsa ne yapardınız?  

İyi Yaşam… Elimde olsa okullara, standart eğitimin dışında, her kademede bir “İyi Yaşama” dersi almasını eklerdim.

 “İyi Yaşama” dersinin içinde ne var, nasıl bir içerikten bahsediyorsunuz?

İyi yaşama dersi içine; ilk olarak sağlıklı beslenmeyi sonra fizik egzersizi ve iyi ilişki kurmayı alır. İnsan hayatını uzatan ve kalitesini yükselten, sağlıklı yaşama biçimi ve iyi ilişki… İyi ilişki; inanın, sağlıklı yaşam seçeneklerinden de daha önemli… Uzun yaşayan insanlara baktığınız zaman iki üç tane öne çıkan özelliğini görüyorsunuz. İlk olarak hayatları boyunca sürdürdükleri arkadaşlıkların olması. İkincisi; hayatlarında bir insanla uzun süren bir ilişkilerinin olması. Üçüncüsü; süpermarketteki kasiyerler dahil, insanlarla etkileşime girip, onlara kendilerini iyi hissettirmesi…  Bu üç özellik; fizik egzersizinden, sağlıklı beslenme ve besin desteklerinden çok daha fazla fayda sağlıyor, iyi hayat için, uzun ve sağlıklı yaşamak için…

Prof. Dr. Acar Baltaş

Hayat En Çok İyileri Kırar neden? 

Kabukları incedir… Savunmasını açar ve kırılganlığını saklamaz.  Kırılganlığınızı saklamadığınız, savunma duvarınızı düşürdüğünüz zaman bunun bazıları tarafından istismar edilmesi kaçınılmazdır. O zaman da; önünüzde iki yol olur. Ya hayatınızın evresine göre; sizi kıran şeyin kurbanı olursunuz… Anne babanızın, öğretmeninizin, sevgilinizin, partnerinizin, eşinizin, yöneticinizin, patronunuzun kurbanı olursunuz. Kendinizi suçlarsınız, koşulları suçlarsınız, başkasını suçlarsınız ve bir koza örersiniz.  Kendinizi, koşulları veya karşınızdakini suçladıkça o koza kalınlaşır. Ve siz o kozanın içine hapsolan bir kurban olursunuz ya da bu kozayı deler, kendi hikayenizi kendiniz yazarsınız.  Güçlenerek yolunuza devam edersiniz. O kozanın dışına çıktığınız zaman, hayat size farklı seçenekler sunar. Enerjimizi nereye koyarsak hayat orada gelişiyor.

Kırılmalar insanların hayatlarını nasıl etkiler?

Bir kere şunu kabul etmek gerekir. Hayat adil değil ve dünya bize borçlu değil. Onun için ne elde edeceksek mücadele edip, hak etmemiz gerekiyor. Hayata başlarken insanların ne kadar farklı noktalardan başladığını biliyoruz.  Çocukluğumuz ne zaman bitiyor? İhtiyaçlarımızın annelerimiz babalarımız tarafından karşılanmayacağını anladığımız zaman bitiyor. Yetişkinlik ne zaman başlıyor? Başınıza gelenlerden ve yaşadıklarınızdan anne ve babanızı sorumlu tutmamaya başladığınız zaman yetişkinlik başlıyor.  O noktadan baktığımız zaman; enerjimizi koyduğumuz yer önemli ve hayatın da adil olmadığını bilirsek, kırıldığımız zaman da haksızlığa uğramış gibi hissetmeyiz. İyi hayat zaten; zorluklar, güçlükler, engellenmeler, hayal kırıklıkları sonunda verilen mücadeleyle elde ediliyor.

Hayat sizi kırdı mı? Zorluklarla karşılaştınız mı? Olmaz mı tabi ki…  On yedi yaşında hipodromda bilet satmaya başladım. Annem duyunca çok üzüldü ve “senin neyini karşılayamıyoruz” dedi. O sırada Galatasaray’da spor yapıyorum, popüler bir gencim… Kazandığım elimdeki paraya göre yaşamak istemiyordum. Yaşadığım hayata göre para kazanmak istiyordum. Bunu da o günün koşullarında oradan sağlayacağım gelirle sağlıyordum. O deneyim bana evlendiğim zaman, bir sigorta kredisi kullanıp ev sahibi olmanın yolunu açtı. On yedi yaşında sigortalanmışım haberim yok… Bir otelde gece resepsiyonistlik yaptım. Üniversitenin ilk yılında yarım uyku ile derslere girerdim. Sonra o dönem çok popüler bir gece kulübünde çalıştım. Galata kulesi yeni açılmıştı. O mekânın müzik yöneticiliğini yaptım. Dönemin bütün artistleri ile çalıştım. Hayatın o cephesini tanıma fırsatım oldu. Turizm rehberliği yaptım. Türk guruplarını alıp 30 gün Avrupa’da otobüsle gezdirirdik. Zor bir çalışma alanı ama bu aynı zamanda topluluk önünde konuşma ve Türkçemi geliştirmeme yaradı. İnsanları nasıl rahatsız etmeyecek şekilde ifadeleri kullanabileceğimi öğrendim. Havalandırması olmayan otobüslerle. Kolay iş değil. Rehberlik eğlenceli iş değildir. Zorluklarla başa çıkmanın kendiliğinden gelişimi. Onun için hayat evde veya okulda öğrenilmiyor diyorum.

Prof. Dr. Acar Baltaş

 Emekli olup Ege’ye geçmeyi, Bodrum’a yerleşmeyi düşündünüz mü? 

Vallahi 1973 yılından beri Bodrum’a giderim. Ama emekli olup Bodrum’a gitmeyi aklımın köşesinden geçirmedim.

Patch Adams, Ölü Ozanlar Derneği…  Robin Williams ise mutluluğa giden yolda ışığı gösteren, eğlenceli, mücadeleci rollerin seçilmiş insanı. Bir duyuyoruz ki; “yalnızlıktan” intihar etmiş. Nasıl bir çelişki, bu konuda fikrinizi öğrenebilir miyiz?

Bir kere dünyada en önemli olan şey; “iyi hayat açısından bağ kurmak… Bağ kurmak da; karşımdaki için önemli olanı, önemli olan saymak ve yardım etmeye hazır olduğunu hissettirmek. O’nun yerine problem çözmeyi değil, yardım etmeye hazır olduğunu hissettirmek tarafı var.  Genellikle yukarıya çıktıkça insanlar, kurdukları bağlar zayıflar.

Hele sanatçılar açısından bakarsak… Onlar için başka birinin derdi ile ilgilenmek söz konusu olamaz. Her şeyin merkezi kendileridir. Çevrelerindeki insanlara ihtiyac olduğu zaman orada olsun isterler. İhtiyacı olmadığı zaman görünmez olmalarını beklerler. Sanatçılar açısından durum biraz böyle… Bağ kurma yetersizliğidir. Bu kalabalıklar içinde yalnız kalırlar. Ve bunu anladığı zaman insanlar, bazen film kopar…

Bir de tabi bilmediğimiz bir taraf daha var. Bipolar insanlar yukarıda müthiş yaratıcı, etkili, eğlendirici veya ufuk açıcı, düşündürücü olabilirler… Aşağıda oldukları zamanda da onları görmezsiniz. Hep yukarıdayken, yukarıdaki kişilikleri ile tanırsınız. Robin Williams için durum nedir bilmiyoruz. Belki o da bipolardı ve biz onu hep yukarıdayken görüyorduk. Yani bilmiyorum hakikaten katkım olsun diye söylüyorum.

Kuralcı mısınız?

Çok sıkı değil ama kendime karşı daha kuralcıyım. Çevreme karşı hayatımın bu döneminde daha esneğim. Eskiden daha kuralcıydım. Şu anlamda; benim hayatımda hep disiplin olmuştur. Alman eğitimi ve terbiyesi aldım. Annem de yönlendirmiştir. Beni harekete geçiren motivasyondan çok disiplindi…

İş ve özel hayat dengesini nasıl sağlarsınız?

İş hep ağır bastı hayatımda… Eşim bir hekim kızı, ben aynısı memur, orta halli bir ailenin çocuğuyduk ikimiz de… Dolayısıyla hayatımızda biriktirdiklerimizi bütünüyle iki kafayı birleştirerek yaptık. Onun için iş benim hayatımda önceliğim hep oldu. Ama şu var; eşimle hep el ele ilerledik. Halen el ele uyuruz. Çocuklar ikinci planda kalmıştır, doğru ama eşim hiçbir zaman ikinci planda kalmamıştır.

Sizce başarının sırrı nedir?

Basit ve küçük şeyleri her gün düzenli ve özenli yapmak. Çok kolay bir tanım. Kim görüyor, kim anlıyor önemli değil. Ben görüyorum ve önünde sonunda görülüyor. Bugün de çalışmamın sebebi bu… Bana karşı bir teveccüh var. Yaşlanmanın getirdiği doğal bir sonuç hayatın dışında kalmaktır. Yani insanlar sizi daha az önemser. Ancak kendi yaşıtlarınızla olduğunuz zaman ama orada da herkes kendi sorununu anlatır. Ben bütün bunların dışında şanslı bir yaşlılık yaşıyorum. Niye? Büyük bir teveccüh görüyorum.  Şimdi bunun hakkını vermek lazım. Bu nasıl olur? Okumak, üzerine koymak, günün ihtiyaçlarıyla birleştirmek.

 

Meriç Bozan “Yeni nesil kebapçılarda kokteyller çok revaçta”

Meriç Bozan “Yeni nesil kebapçılarda kokteyller çok revaçta”

Maslak 1453 en gözde lezzet duraklarından biri olan Maslak Ocakbaşı, hem menüsü, hemde dekorasyonu ile yenilendi. Mekanın genç patronu iş insanı ile yenilenen mekanı ve lezzet üzerine sohbet ettik. Keyifle okumlar…

Mekan kısa bir süre kapatılıp yenilenme yapıldı. Mekanda deklarasyon amaçlı mı tadilat yapıldı? Yoksa operasyonel amaçlı mı bir yenileme oldu?

Pandemi sonrası açtığımız dükkânımızda açıkçası bu talebi beklemiyorduk. Gerek dükkân kapasitesi artırma gerekse müşterimize daha iyi hizmet vermek için ufak bir tadilata girdik. Hep dekorumuzu tuvaletlerimizi yeniledik, hemde yoğun talebe cevap verebilmek için mutfağımızı büyüttük.

Menüde ekleme ve çıkarma yada yenileme oldu mu? Olduysa anlatır mısınız?

Menümüz kebap üzerine olduğu için kuzu eti ağırlıklıydı ancak şuan kuzu eti tercih etmeyenler için dana bonfile, dana şaşlık gibi ürünleri menümüze ekledik.

Meriç Bozan

Maslak Ocakbaşı’nı diğerlerinden ayıran özellikler nelerdir? Ne vaat ediyorsunuz?

Maslak Ocakbaşı’nın kısa sürede bu kadar sevilmesinin sebebi lezzetleri yansıra, açıldığı günden beri hiç değişmeyen kadrosu. Müşterilerle çalışan personelin artık aile gibi iç içe olmaları diye düşünüyorum.

Menüde vejetaryen yada vegan ürünler var mı?

Menümüz kebap üzerine olsa da vejetaryen müşterilerimiz için vegan lahmacun (sebzeli lahmacun) yapmaktayız. Dahada farklı alternatiflerimiz var. Her damak zevkine göre lezzetlerimiz var.

Maslak Ocakbaşı’nın özel yemeği hangisi?

Bize göre bütün yemeklerimiz özel ancak müşterilerimizin İstanbul’da bu konuda teksiniz dediği lezzetimiz çöp şişimiz.

Meriç Bozan

Mekanın çok güzel, büyük bir barı var. Zengin içki menüsü var. Kokteyller konusunda da iddialı bir mekan mı?

Her ne kadar kebap ağırlıklı restoranlarda rakı ve şarap tercih ediliyor gibi gözükse de artık yeni nesil kebapçılarda kokteyller çok revaçta. Bizimde en çok tercih edilen kokteyllerimiz negroni ve margarita. Kokteyl konusunda da çok iddialıyız.

Gelen misafirler arasında ocakbaşı klasiği rakının haricinde nasıl bir içecek tavsiye ediyorsunuz?

Müşterilerimize rakı ve şarap harici barmenimizin sunduğu kokteylleri tavsiye ediyoruz. Özellikle negroni ve margarita çok talep görmekte.

Rakıya su, şalgam, ayran derken çay eşlik etmeye başladı. Sizce bu iyi bir uyum mu?

Evet son dönemlerde rakının yanında birçok eşlikçi moda oldu. Şalgam bunların başında geliyor. Özellikle rakının tadını bastırmak için tercih ediliyor. Adana yöresinde başlayan bir alışkanlık tüm Türkiye’ye yayıldı.

Meriç Bozan

Maslak Ocakbaşı kısa zamanda marka haline geldi. Maslak 1453’ün dışında da bir şubeleşme niyetiniz var mı? Yoksa butik olarak hayatına devam edecek?

Dükkânımız kısa sürede sevilen bir yer haline geldi. Özellikle müdavimlerimizden 2. şube ile ilgili ciddi bir ısrar söz konusu. Bizde Etiler, Akatlar bölgesinde arayışımızı sürdürmekteyiz. İnşallah en kısa zamanda yeni şube hedefimize ulaşabiliriz.

Markanızın yurt dışında yada için franchise olarak görme şansımız var mı?

Maslak 1453 birçok yabancının oturduğu ağırlıklı olarak Ortadoğu ve Dubai vatandaşı olan yabancıların tercih ettiği bir yer. Müdavim olan yabancı müşterilerimizden çok fazla teklif alıyoruz. Özellikle Suudi Arabistanlı misafirlerimizden ciddi birkaç teklif aldık. Neden olmasın diyoruz. Planlarımız arasında var ama olgunlaşma evresinde.

Dünyada Türk mutfağı ile söz sahibi olmaya başladı. Siz ne düşünüyorsunuz?

Dünyada Türk mutfağının söz sahibi olması çok doğal hatta mutfağımız bu gelişim konusunda geç bile kaldı. Bana sorarsanız dünyanın 2-3 geniş ve lezzetli mutfağından biri. Özellikle Osmanlı yemekleri ve tabi ki kebap mutfağımız bu günlerde tüm dünyanın özellikle Ortadoğu’nun gözdesi.

Meriç Bozan

Siz bir mekan sahibi olarak hemde iş insani olarak yemek yiyeceğiniz mekanı nasıl seçersiniz? Ambiyans mi? Lezzet mi?

Ben bir mekan sahibi olarak tabi ki öncelikle lezzete çok önem veririm ancak yemeği yediğiniz ortamla ikisi bir bütün. Eğer ambiyans ve ortam zayıf ise yemek ne kadar lezzetli olursa olsun vakit geçirme süreniz azalıyor. Menüye yeterince yoğunlaşamıyorsunuz. Biran evvel yemek bitesinde kalkayım hissini aldığınız anda büyük emekle çıkan lezzetlerin bile bana sorarsanız bir önemi kalmıyor.

10 Soru da Atilla Bingöl

10 Soru da Atilla Bingöl

Ten Qestions

Pause Dergi ile “10 Soru da”nın konuğu eğlence hayatına yön veren başarılı işletmeci Atilla Bingöl oldu.

1- İşletmede olmazsa olmaz kural nedir?

Sistem ve Düzen… Eğlence hayatının anayasasıdır

2- İyi işletmeciyi tarif eder misin?

Bir numara kural her şeyi ve dükkanı kurmadan önce beyinde kuran.  Daha sonra da bunun uygulanmaya geçiren. Hızlı çözümler bulan. Ana ve güne ayak uyduran. Sektör tecrübesi yüksek olan kişiler her zaman en iyi işletmecidir.

3- Eğlence veya yemek sektöründe şimdi ki trendi nedir?

Son zamanlarda gece geç vakitler artık eğlence anlayışı tüm dünyada değişiyor. Müşterileri ertesi gün normal hayatlarına devam etmek istemesi eğlence saatlerinde değişimi başlattı. Biraz daha erken eğlence saati dünyanın her yerinde tercih edilir oldu. Bunlardan biri de yemekli masada yemek ve ortasında başlayan eğlence.

Atilla Bingöl

4-En iyi yemek en iyi eğlence hangi ülkede?

En iyi eğlence Romanya, Beyrut, Mykonos’ta. En iyi yemek Miami’de

5-En Popüler mutfak?

Son zamanların trend mutfağı Asya mutfağı. Neden derseniz pişirme çok az olduğu için hazırlığı kolay. Sadece bu kısımda en önemli sorunu kaliteli ürün tedariği…

6- En popüler içki?

Çok satılan değil ama son zamanların en popüler içkisi “Clase Azul Tekila”

Atilla Bingöl

7- Trendleri kim belirliyor?

Trendleri kim belirliyor sorusu tek bir kelime ile cevaplanacak bir soru değil. Trenleri her şey etkiler, zaman, müşteri portföyü, müzik ve akım diyelim.

8- Hayalindeki mekândan bahseder misin?

Ben bu konuda şanslı biriyim. Hayalimdeki tüm mekanları tek tek gerçekleştirdim. Ve gerçekleştiriyorum.

9- Müşteriyi bir görüşte analiz edebilir misin?

Müşteri analiz etmek işletmeci zor değildir. Mekana girerken müşteri hal ve hareketleri ile sizle fark etmeden konuşmaya başlar. Şimdiler bu işin kolayı zor olan ülkenin ekonomik durumu…

Bizim için Türkiye’de en büyük sorun ekonomik sorun haline geldi. Bunu aşmak için müşteriyi elde tutmak için elimizden gelen bütün tasarrufları kaliteden ödün vermeden sağlıyoruz.

Atilla Bingöl

10- Kariyerinden bahseder misin?

Benim asıl işim toplantı organizasyon. Zaten buradan gelen yetkinliklerimiz, tecrübelerimiz ve dünyayı gezerken kazandığımız tecrübelerle eğlence hayatına girdik. Doğru iş arkadaşları, doğru ortaklar ve doğru zamanlama ile yeni projeleri hayata geçirmeye devam edeceğim.

 

Ramazan değişen tutumlarımız

Ramazan değişen tutumlarımız

  • Oruç tutma alışkanlığımız değişiyor mu?
  • Geçen sene Ramazan ayında oruç tutanlar bu yıl da tutu mu?
  • Sadece Kadir gecesi tutmayı planlayanlar var mı?
  • 2023 senesi ile karşılaştırıldığında Ramazan ayına özel bir alışveriş yapanların oranı ile bu yıl bu konuda ne fark var mı?
  • Bu sene Ramazan ayına özel alışveriş yapmayı planlayanların oranı nedir?
  • Ramazan da öne çıkan her hangi bir duygu var mı? Varsa nedeni?
  • Varsa bu duyguda olanların oranı nedir?
  • Ramazan ayında giderlerin artacağı yönündeki görüşler var mı? Bireyler bu konuda ne ifade ediyor?
  • Bu ay değişen tutum davranışlar sadece yeme içme alanında mı görülüyor?
  • Yardımlaşma, dayanışma konularında görüşler nasıl?

Geçen seneye göre farklılıklar var mı?

IPSOS tarafından gerçekleştirilen; “GÜNDEME DAİR” araştırması verilerinden derlenerek hazırlanan içerik bu dosyada bulunmaktadır.

RAMAZAN AYINA ÖZEL ALIŞKANLIKLARIMIZ DEĞİŞİYOR MU? Oruç tutma alışkanlığımız değişmiyor. Geçen sene de olduğu gibi her 10 kişiden 8’i oruç tutuyor. Bu sene sadece Kadir Gecesi’nde oruç tutacağını söyleyenlerin oranı da %2.

Ipsos Türkiye

GEÇENYIL VE BU YIL RAMAZAN AYI VERİLERİ KARŞILAŞTIRILDIĞINDA… 2023 senesi ile karşılaştırıldığında Ramazan ayına özel bir alışveriş yapmayacağını söyleyenlerin oranının daha az olduğu görülüyor. Geçen sene Ramazan’ın ilk haftalarında alışveriş yapmış olanların oranı %37 iken bu sene yine aynı dönemde alışveriş yapmış olanların oranı 9 puan daha düşük. Bu sene Ramazan ayına özel alışveriş yapmayı planlayanların oranı daha yüksek.

Ipsos Türkiye

ESKİYE ÖZLEM… Eski ramazanları özleyenlerin oranındaki düşüş dikkat çekici olsa da yine de her 10 kişiden 8’i eski ramazanları özlüyor.

Ipsos Türkiye

 GİDERLER RAMZAN AYINDA ARTTI MI? Ramazan ayında giderlerin artacağı yönündeki görüşler azalıyor ancak tüm ifadelere baktığımızda genel olarak ne katılıyorum ne de katılmıyorum diyen bireylerin oranının artacağı görülüyor. Bu durum zaten halihazırda yaşanan hayat pahalılığından dolayı Ramazan ayının ekonomiye daha da olumsuz bir etkisi olmayacağı şeklinde yorumlanabilir.

Ipsos Türkiye

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ESKİ RAMAZANLARDAN NELER NELER ÖZLENDİ?…  Eski Ramazanlardaki aile birlikteliği, arkadaşlık ve komşuluk en çok özlenen konular oldu… Başka neler özlendi derseniz?

 Ipsos Türkiye

 PEKİ YARDIMLAŞMA, DAYANIŞMA KONULARINDA GEÇEN SENEYE GEÖRE FARKLILIKLAR VAR MI? Manevi duygular üzerinde çok büyük etkisi olan bu dönemde; özellikle yardımlaşmaya ve dayanışmaya yönelik pozitif tutumlar çok daha ön planda. Her 4 kişiden 1’i bir kurum ya da kişiye yardımda bulunmuş, %43’ü de yardımda bulunmayı düşünüyor. Geçen seneye göre bu sene tanımadıkları kişilere yardım etme niyeti daha yüksek ve nakdi yardımların yanı sıra gıda ve giyecek yardımı da eklenmiş.

Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Dünya’da 2 milyarı aşkın Müslüman’ın heyecanla beklediği bir dönem Ramazan. Birlik ve beraberliğin ön planda olduğu, umutların tazelendiği, yardımlaşmanın ve dayanışmanın pekiştiği bir ay. Dünya’da genel olarak oruç tutma alışkanlıklarının azaldığına ilişkin tartışmalar olsa da bizim araştırma sonuçlarımıza göre  ülkemizde geçtiğimiz senelere kıyasla oruç tutan bireylerin oranında bir azalma görmüyoruz.  Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu sene de her 10 kişiden 8’inin oruç tuttuğunu ya da tutmayı planladığını belirtiyor.

Ekonomik zorlukların Ramazan hazırlıklarına yansımış olduğunu söylemek yanlış olmaz. Geçen sene Ramazan’ın ilk haftalarında bu aya özel alışveriş yapmış olanların oranı %37 iken bu sene yine aynı dönemde alışveriş yapmış olanların oranı %28.

Geçmiş Ramazanlara özlem her yıl olduğu gibi bu yıl da araştırmamızın sonuçlarında kendini gösteriyor. Pandemi gölgesindeki Ramazanlarda uzunca bir süre sofralar kurulamadı, son iki yıldır da ekonomik zorluklardan dolayı bireyler sofralarda bir araya gelemiyor. Toplumumuzdaki her on kişiden sekizi geçmiş Ramazanlara özlem duyduğunu belirtiyor.  Aile birlikteliği, arkadaşlık ve komşuluk en çok özlenen konular.

Manevi duygular üzerinde çok büyük etkisi olan bu dönemde; özellikle yardımlaşmaya ve dayanışmaya yönelik pozitif tutumlar çok daha ön planda. Araştırmamızda her dört kişiden biri, bir kurum ya da kişiye yardımda bulunduğunu belirtiyor, her on kişiden dördü de yardımda bulunmayı düşünüyor. . Geçen seneyle kıyasladığımızda bu sene, bireylerin tanımadıkları kişilere yardım etme niyeti daha yüksek ve nakdi yardımların yanı sıra gıda ve giyecek yardımı da yapmayı düşünüyorlar.  Özetle tutumlu çekirdek aile sofralarının kurulduğu ama dayanışmanın güçlü olduğu bir Ramazan ayı geçiriyoruz gibi görünüyor.”