Yazılar

Dikkat! Büyüme ve gelişme geriliğine neden olabilir!

Dikkat! Büyüme ve gelişme geriliğine neden olabilir!

Çocukluk döneminde normal sayılabilen kimi durumlar aslında önemli bir sağlık sorununa işaret edebiliyor. Sık hastalanma, ağız açık uyuma, uykuda horlama, terleme, sık uyanma, büyüme ve gelişme geriliği gibi birbirinden oldukça farklı görünen yakınmalar, bazen tek bir nedenden kaynaklanabiliyor. Örneğin, vücuda giren bakteri ve virüslerin yakalanarak yok edilmesini sağlayan lenfositleri içeren, özel bir doku olan geniz etinin büyümesi gibi!

Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Elif Aksoy, özellikle 3-6 yaş grubunda sık rastlanan bu tablonun tedavisinde gecikilmemesi gerektiğini vurgulayarak “Büyüyen geniz eti nedeniyle sık geçirilen enfeksiyonlar çocukların büyüme ve gelişmesinde, okul başarısında soruna neden olabiliyor. Geniz eti ameliyatları her yaşta yapılabilen cerrahi işlemler ve ameliyatın ardından büyüme ile gelişmede normale dönüş başlıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Viral enfeksiyonlarla mücadele için önemli

Burnumuzun arkasında yer alan boşlukta bulunan ve bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olan geniz eti dokusu (adenoid), solunum yoluyla vücuda girebilecek zararlı madde, bakteri ve virüs türü mikroorganizmaları yakalayarak yok ediyor. Geniz etinin özellikle viral enfeksiyonlarla mücadelede görevli lenfositleri içeren özel bir lenfoid doku olduğunu belirten Prof. Dr. Elif Aksoy, halk arasında geniz eti büyümesi olarak tanımlanan süreci ise şöyle anlatıyor: “Geniz etinin yabancı maddelere ve mikroorganizmalara karşı bağışıklık yanıtı oluşturması, boyutlarında büyümeyle sonuçlanabiliyor. Tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları da geniz eti büyümesinin önemli bir nedenini oluşturuyor. Çocukluk çağında çok sık görülen bu sorun aynı zamanda çocuklarda burun tıkanıklığının en sık sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkıyor”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ağzı açık uyuyorsa, dikkat!

Bağışıklığımız için son derece önemli olan geniz etinin büyümesi genellikle 5-6 yaşa kadar devam ediyor. Çocukluk döneminde 7-8 yaşından itibaren küçülmeye başlayan geniz eti, yetişkinlikte kayboluyor. Kreş ve anaokuluna başlayan çocuklarda tekrarlayan enfeksiyonlara bağlı olarak bu doku büyümesinin sık yaşandığına ve özellikle 3-6 yaş grubunda şikayetlere yol açtığına değinen Prof. Dr. Elif Aksoy, belirtiler hakkında da “Geniz eti büyükse çocuklarda ağzı açık uyuma, horlama, burun tıkanıklığı, ağzı açık nefes alma görülüyor. Gece horlama yanında terleme, huzursuz uyuma, sık uyanma, salya akması, nefessiz kalıp uyanma, yani uyku apnesi gibi şikayetler de sık ortaya çıkıyor” diye konuşuyor. Gece uykusunu rahat alamayan çocukların gündüz uykulu, yorgun ve huzursuz olduklarını anlatan Prof. Dr. Elif Aksoy, okul çağındaki çocuklarda akademik başarı sorunlarının altında yatan nedenlerden birinin de bu durum olduğunu ifade ediyor. İştahsızlık ve büyüme-gelişme geriliği de görülebilecek belirtiler arasında yer alıyor. Geniz etine bağlı sürekli ağız solunumu yapan çocukların çene kemiklerinde ve dişlerinde bozulmalar ile ortodontik sorunların da ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Elif Aksoy, kubbe damak, üst çenede daralma, orta yüzde basıklık ile kendini gösteren “geniz eti yüzü” gelişebildiğini kaydediyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sık antibiyotik kullanımına yol açıyor

Çocuklarda geniz eti büyümesine bağlı olarak gelişen bu belirtilere, sarı-yeşil renkte, koyu burun akıntısı da ekleniyor. Geniz eti iltihabı antibiyotiklerin sık kullanılmasına da neden oluyor. Bağışıklık sistemimizde etkin bir yere sahip olan bu dokunun büyümesi, östaki (burun, boğaz ve orta kulağı birbirine bağlayan boru) yoluyla orta kulağa geçerek enfeksiyon yapabiliyor. Östaki tüpünün iyi çalışmaması halinde orta kulakta sıvı birikimi ve buna bağlı iletim tipi işitme kaybı gelişebildiğine işaret eden Prof. Dr. Elif Aksoy, “Tedavi edilmeyen orta kulaktaki sıvı birikimine bağlı olarak çocuğun dil konuşma gelişimi ve okul başarısı olumsuz etkileniyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ameliyatı geciktirmeyin!

Yaşanan sorunlar geniz eti büyümesinin tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Genel anestezi altında gerçekleştirilen ve adenoidektomi olarak adlandırılan ameliyatın yapılması gerektiren durumları “Çok sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirilmesi, burunda ağır tıkanıklık belirtileri, özellikle uykuda solunumun durması, orta kulakta sıvı birikimine bağlı işitme kaybı” olarak sıralayan Prof. Dr. Elif Aksoy, şöyle devam ediyor:

“Geniz eti ameliyatlarını geciktirmemek gerekiyor. Çünkü gecikme; kalıcı çene ve yüz değişiklikleri, işitme kaybı ve dil konuşma gelişim bozukluğu gibi sorunlara yol açabiliyor. Çocukta geniz eti büyümesine bağlı şikayetler varsa, her yaşta ameliyat yapılabiliyor. Yaz mevsiminde genellikle ameliyat ihtiyacı azalsa da, gerekli durumlarda her mevsim yapılabilen bir ameliyattır. Ameliyat sonrası çocukların büyüme ve gelişmesi çoğunlukla normale dönüyor. Anestezi süreci dahil yaklaşık bir saat süren ameliyatın ardından çocuklar çok kısa sürede günlük hayatına dönebiliyor. İlk bir iki gün beslenmede çok sıcak sert, asitli gıdalardan uzak durmak yeterli geliyor”

Dikkat! Cildinizi kaşımayın ve soymayın!

Dikkat! Cildinizi kaşımayın ve soymayın!
Ciltte kızarıklık, şişlik, su kabarcıkları, kaşıntı, ağrı… Genellikle hassas ciltlerde oluşan güneş yanığı, yaz mevsiminde sıkça görülen cilt problemlerinde ilk sıralarda yer alıyor. Toplumda sadece estetik bir problem olarak görülse de, tedavisinde gecikildiğinde ciltteki bağışıklık sistemini baskılayarak uçuk ve zona gibi enfeksiyonları tetikleyebiliyor. Güneş yanığının en önemli uzun dönem komplikasyonu ise yanan alanlarda deri kanseri riskinin artmasıdır ki bu kanser türünün bazıları ölümcül olabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, özellikle su kabarcıklı güneş yanıklarında ilk müdahalenin doğru yapılmasının çok önemli olduğunu belirterek, “Çünkü hatalı uygulamalar ciltte enfeksiyona yol açarak sorunun daha da şiddetlenmesine neden olabiliyor” diyor. Peki güneş yanığı oluştuğunda neler yapmalı, nelerden kaçınmalıyız? Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz güneş yanığına karşı 12 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Belirtiler yaklaşık 2-4 saat sonra başlıyor!

Güneş yanığı belirtileri güneşe maruz kaldıktan yaklaşık 2-4 saat sonra başlıyor ve 1- 3 gün içinde pik noktaya ulaşıyor. Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz güneş yanığının belirtilerini şöyle sıralıyor:

  • Ciltte, güneşe maruz kalmış olan alanla sınırlı; kızarıklık, şişlik (ödem), su kabarcıkları, sulantı ve soyulma gibi belirtiler gelişiyor. Bunların yanı sıra ciltte sıcaklık, yanma, hassasiyet, ağrı ve kaşıntı gibi belirtilerle de kendini gösterebiliyor.
  • Genel olarak 1. derece yanıklar kızarıklık, 2. derece yanıklar kızarıklık ve su kabarcıkları, 3. derece yanıklar ise kızarıklık ve su kabarcıklarına ek olarak ülserasyonlar şeklinde görülüyor.
  • Şiddetli güneş yanıklarında; halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşmesi, ateş, titreme, bulantı-kusma, baş ağrısı, bayılma, genel vücut ödemi gibi güneş çarpması veya ısı çarpmasının sistemik belirti ve bulguları da gözlenebiliyor ki bu tabloya ‘güneş zehirlenmesi’ adı veriliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Zaman kaybetmeden doktora başvurun

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, güneş yanıklarına ‘yanık’  tedavisi uygulandığını belirterek, nasıl bir yol izlendiğini şöyle anlatıyor: “Öncelikle daha fazla güneşe maruz kalınmamalı ve güneşe karşı tüm korunma önlemleri alınmalı. Vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulmalı. Şiddetli, su kabarcıklı, derin, ağrılı ve enfekte olmuş güneş yanıklarında veya ısı çarpması belirtilerinin varlığında hastanın hastaneye yatırılması gerekebiliyor. Bu durumda tedavide damardan sıvı verilmesi, kapalı pansumanlar uygulanması, damardan veya ağızdan iltihap giderici ilaçlara başvurulması şeklinde yöntemlere başvuruluyor. Kapanmayan derin güneş yanıklarında cerrahi deri nakline ihtiyaç duyulabiliyor”

Güneş yanığına karşı 12 etkili yöntem!

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, güneş yanığı oluştuğunda neler yapmamız ve nelerden kaçınmamız gerektiğini şöyle anlatıyor:

Pause Sağlık, Pause Dergi

BUNLARI YAPIN

  • Günde en az 2 litre su-sıvı içmeye özen gösterin.
  • Ev ısısını ‘soğuk’ olacak şekilde düşürün, 18-22 derece en ideal ısı olacaktır.
  • Günde birkaç kez, 10-20 dakikalık soğuk ve tazyiksiz duş alın.
  • Soğuk ve ıslak kıyafetler giymeniz de güneş yanığına karşı fayda sağlayacaktır.
  • Soğuk pansumanlar damarları kasarak kızarıklık, ödem ve yanma hissinin azalmasında etkili olurlar. Yanan bölgeye; soğuk su, karbonatlı veya yulaflı soğuk su, soğuk sirke ya da soğuk sütle ıslatılmış havlular veya jel buzla her 2 saatte bir, 10-20 dakika kompres yapabilirsiniz.
  • Cildinize soğutucu özellikte kalamin veya aloe vera içeren jel veya losyon sürün. Ayrıca duş, pansuman veya kompres sonrasında, cildi yatıştırıcı özelliğe sahip yulaf veya dekspantenol içeren nemlendiriciler kullanın.
  • Yanan bölgeleri yukarı kaldırın; örneğin yüzünüz yandıysa 2 yastıkla yatmalısınız. Bacağınız yandıysa, bacağınızı yastıkla kalp seviyesinin 30 cm üzerinde kalacak şekilde kaldırmalısınız. Bu şekilde yanığa bağlı gelişecek olan ödemi azaltmak mümkün olabiliyor.
  • Yanık alanlarını rahatsız etmeyecek; dikişsiz, bol ve pamuklu giysiler tercih edin. Dar, naylon, sentetik, yünlü giysilerden ise sakının.

Pause Sağlık, Pause Dergi

BUNLARI SAKIN YAPMAYIN!

  • Büyük su kabarcıklarını, steril şartlarda iğne veya enjektörle patlatabilirsiniz, ancak yüzeyleri açmamalı ve cildi soymamalısınız.
  • Enfeksiyon riski nedeniyle yanık deriyi kaşımayın ve koparmayın. Kaşıntı için antihistaminik özellikte tablet kullanabilirsiniz.
  • Kese, lif, ağda, tıraş işlemlerinin yanı sıra banyo köpükleri, sabunlar, banyo tuzları, sıvı yağlar (zeytinyağı, kantaron yağı, lavanta yağı vs.), masaj yağları, lokal anestezikler, vazelin gibi katı yağlar ve merhemlerden uzak durun. Bunlar deriyi daha da tahriş edebilecek, iyileşmeyi azaltacak veya kendileri doğrudan alerjik egzama yaratabilecek uygulamalardır.
  • Halk arasında sıkça kullanılan yeşil çay, salatalık, vazelin, diş macunu veya yoğurt gibi güneş yanığı yöntemleri soğuk uygulanmaları nedeniyle rahatlatıcı oluyorlar. Ancak bugüne dek bu yöntemlerin yanıkları iyileştirici etkilerine dair bilimsel bir kanıt olmadığı gibi, tam aksine ciltten ısı kaybını engellemeleri sonucu ateş ve güneş zehirlenmesi gibi sorunların gelişmesi riski nedeniyle uygulanmaları önerilmiyor.

Karpuz-peyniri fazla yerseniz sağlığınızı tehdit edebilir!

Karpuz-peyniri fazla yerseniz sağlığınızı tehdit edebilir!

Yaz aylarında beslenmenin değişmez ikilisi karpuz-peynir… Karpuzun serinleten lezzeti, protein yönünden zengin peynirle bir araya gelince, tatlı-tuzlu dengesini oluşturuyor. Sindirim sistemine iyi gelen bu tat, aynı zamanda vücudun sıvı ihtiyacının karşılanmasına da yardımcı oluyor. Ancak bu leziz ikilinin fazla tüketilmesi sağlık sorunlarına davetiye çıkartabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, karpuz-peynir ikilisinin aşırı tüketilmemesi gerektiğini vurgulayarak “Bu ikili, günde bir kez ara öğün olarak ve haftada en fazla 3-4 kez tüketilebilir. Fazlası ciltte sivilce sorunlarından kan şekeri yüksekliğine ve karaciğerde yağlanmaya uzanan bir dizi soruna neden olabiliyor” diye uyarıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ana öğün olarak tüketmeyin

Su yönünden zengin bir içeriğe sahip olan karpuz, serinlemek için en çok tercih edilen meyvelerin başında geliyor. Aynı zamanda karpuzun potasyum içeriğinden dolayı kas ve eklem ağrılarına da iyi geldiğini anlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, “Özellikle spor sonrasında karpuz suyu içmek kas sistemi için çok faydalıdır” diyor. Karpuz birçok faydasının yanı sıra şeker oranı yüksek bir meyve olduğu için fazla tüketilmesi özellikle diyabet hastalarında alarm zillerinin çalmasına yol açabiliyor. Bu nedenle karpuzun yanında iyi bir protein kaynağı olan peyniri de tüketmenin kan şekerini dengelemeye ve tokluk süresini uzatmaya yardımcı olduğunu kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, bu ikilinin diyetlerde ara öğün için kullanılan en uygun seçeneklerden biri olduğuna dikkat çekiyor. Karpuz-peyniri tek başına öğün olarak tüketmenin sakıncalarına değinen Yeşim Özcan, bu konuda “Karpuz, şeker oranı yüksek olduğundan insülin salgısını artırıp göbek çevresi yağlanmasına sebep olur. Peynirin fazla tüketilmesi de vücuda gereğinden fazla yağ ve tuz alınması, yani kilo anlamına gelebilir. Bu nedenle karpuz-peynir ikilisinde porsiyon miktarı göz önünde tutulmalı” uyarısında bulunuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Porsiyon miktarına dikkat!  

Peki, ideal porsiyon miktarı nedir? Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan ara öğün olarak iki ince dilim karpuz ile bir dilim peynirin yeterli olacağını söyleyerek iştah kontrolü açısından en uygun zamanın da öğleden sonraki ara öğün olduğunu kaydediyor. Bu öneriler dikkate alınmadığında ise çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşıldığını anlatan Yeşim Özcan, bu konuda şöyle bilgi veriyor: “Karpuz fazla tüketildiğinde kan şekeri dengesi bozuluyor ve daha hızlı acıkmaya, fazla yemeye neden oluyor. Ayrıca mide ve bağırsak düzeni etkilendiği için gaz ve şişkinlik gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bir başka tehlike de karpuzun içeriğindeki fazla şekerin karaciğer yağlanması gibi sorunlara yol açabilme riski. Peynirin aşırı tüketimi de tuz nedeniyle tansiyon sorunlarına, ciltte sivilcelere ve yüksek yağ içeriği nedeniyle fazla kiloya dönüşebiliyor.”

D vitamini eksikliği, alerjiye davetiye çıkarıyor!

D vitamini eksikliği, alerjiye davetiye çıkarıyor!

Değişen yaşam koşulları, çevre kirliği ve genetik nedenler, çocuklarda besin alerjisi görülme sıklığını son 10 yılda iki kat artırdı. Öyle ki besin alerjisi her 100 bebekten 6’sında görülen bir sorun haline geldi. 4 yaşından küçük çocuklarda; besini reddetme, yutma güçlüğü, sebepsiz ağlama, uyku bozukluğu, karın ağrısı, kusma, iştah azalması ve kabızlık gibi şikayetlerin besin alerjisi belirtisi olabileceğini söyleyen Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Gülbin Bingöl, “Alerjinin pek çok farklı belirtisi var. Özellikle bebekler ve küçük çocuklar şikayetlerini dile getiremediği için anne babaların dikkatli bir gözlemci olmaları gerekiyor.” dedi. Bebeklik döneminde maruz kalınan alerjenlerin; zamanlaması, miktarının yanı sıra erken dönemde mikrobiyal çevredeki değişiklikler ve D vitamini eksikliği gibi etmenlerin alerjinin artış nedenleri arasında sayıldığını ifade eden Prof. Dr. Gülbin Bingöl, alerjiler hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

En alerjik 8 besin

Besin alerjisinin de doğal olarak alınan gıdalara karşı vücutta meydana gelen tepkimelerin genel adı olduğunu anlatan Prof. Dr. Gülbin Bingöl, besin alerjisinin giderek artan bir sağlık sorunu olduğunu vurguluyor. Bu alerji türünün son 10 yılda iki kat daha çok görüldüğünü anlatan Prof. Dr. Gülbin Bingöl, sözlerine şöyle devam ediyor:

“En sık görülen 8 besin alerjisini; inek sütü, yumurta, yer fıstığı, ağaçta yetişen kuru yemişler, buğday, soya, kabuklu deniz ürünleri ve balık olarak gruplamak mümkün. Bu alerjenler, ülkemizde sayısı 6,5 milyonu bulan 0-4 yaş grubundaki çocukların 350 binini etkiliyor. Bebeklerin yüzde 6’sında, çocukların yüzde 4’ünde görülen bu alerji türü, ergenlikte yüzde 2 oranına, yetişkinlikte ise yüzde 1’e düşüyor.”

En yaygın belirti; ciltte kızarıklık

Besin alerjisi sıklıkla cilt, mide-bağırsak ve solunum sisteminde meydana gelen bulgularla kendini gösteriyor. Kaşıntı, kızarıklık, ürtiker (kurdeşen), egzama, dudaklarda ve göz çevresinde şişlik gibi belirtilerin alerjik bünyeye sahip bebek ve çocukların yüzde 50-60’sında ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Gülbin Bingöl, “Yine aynı oranda görülen  mide ve bağırsak sisteminde de kanlı dışkılama, dışkıda mukus, bulantı, kusma, karın ağrısı, kolik, kabızlık ve ishal gibi bulgular görülüyor. Solunum sistemindeki belirtilere ise daha az rastlanıyor. Hastaların yüzde 20-30’unda burun akıntısı, kaşıntısı, hapşırma, boğazda kaşıntı hissi, sesin kabalaşması, yutma güçlüğü, öksürük, hışıltı ve nefes darlığı izleniyor. Ancak tüm bunların ötesinde anaflaksi (şok tablosu) durumunda tansiyon düşüklüğü, bayılma, çarpıntı, solukluk, baş ağrısı ve bilinç bulanıklığı yaşanıyor” diyerek belirtiler hakkında ayrıntılı bilgi veriyor. Prof. Dr. Gülbin Bingöl, 4 yaşından küçük çocuklarda besini reddetme, yutma güçlüğü, sebepsiz ağlama, uyku bozukluğu, karın ağrısı, kusma, iştah azalması ve kabızlık gibi şikayetlerin de gözden kaçırılmaması gerektiğini vurguluyor.

Besin alerjisi, çok önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğinden ciddiye alınması gerekiyor. Erken tanı ile alerjiye neden olan besinlere yönelik önlemlerle ciltte, mide-bağırsak ve solunum sistemindeki şikayetlerin giderilebileceğini ve bunun da hem çocuğun hem de ailesinin hayat kalitesinin düzelmesine yardımcı olacağını ifade eden Prof. Dr. Gülbin Bingöl, “Ciddi besin alerjilerinde şok tablosu ve hayatı tehdit edecek reaksiyonlar önlenebilir” diye konuşuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hekime başvurmakta geç kalmayın

Peki, anne babalar ne zaman hekime başvurmalı? Bebek ve çocuklardaki bulguların yakından takip edilmesinin önemine değinen Prof. Dr. Gülbin Bingöl, şöyle devam ediyor:

“Anlattığımız belirtiler varsa yani bebeklerde kakada kan, mukuslu (sümüklü) kaka, düzelmeyen kusma, nedeni belli olmayan ağlama ve huzursuzluk, ciltte döküntü izleniyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bu bulgular anne sütü alırken bile olabilir. Çünkü besin proteinleri anne sütünden bebeğe geçer. Bu tür bulguları olanlar özellikle şok tablosu yaşayanların doktor kontrolünde olması gerekir.”

İlerleyen yaşla birlikte azalıyor

Genel olarak yaşam kalitesini etkileyen bu sorunların ve besin alerjisinin yaşla birlikte azalması, hatta tamamen ortadan kaybolması mümkün. İnek sütü, yumurta, buğday ve soya alerjilerinin bir kısmının ilk bir yaşta düzeldiğini, 5-10 yaş civarında da iyileşme oranının yarıyı geçtiğini kaydeden Prof. Dr. Gülbin Bingöl, “Ancak ergenliğe kadar tolerans gelişimi devam edebilir. Yer fıstığı, ağaçta yetişen kuru yemişlerin vücut tarafından kabul edilmesinde gelişim daha yavaş olur. Bazen de alerji hep devam eder. Aynı şekilde, balık ve kabuklu deniz hayvanlarına karşı alerji de genellikle sürer” diyor.

 Kesin tedavisi yok ama kaçınmak mümkün!

Besin alerjisinin kesin tedavisi bulunmuyor. Ancak önlenmesine yönelik kimi tedbirlerin Avrupa Alerji ve Klinik İmmunoloji Akademisi’nin çeşitli çalışmaların ardından rapor oluşturduğunu kaydeden Prof. Dr. Gülbin Bingöl, “Varılan sonuçlara göre, ilk bir hafta bebeğe inek sütü içeren formül mama verilmemeli. İyi pişirilmiş yumurta, ek gıdaya geçiş döneminde verilebilir. Ayrıca yer fıstığı alerjisi sıklığı yüksek toplumlarda beslenmeye geçişte yer fıstığı da verilecek gıdalar arasına eklenebilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Anaflatik şoka karşı tedbir alın

Besin alerjisi tedavisi sürecinin temelini, alerjiye neden olan yiyeceğin beslenmeden çıkarılması oluşturuyor. Bebek anne sütü ile besleniyorsa annenin de o yiyeceklerden uzak durması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Gülbin Bingöl, uyarılarını “Egzama gibi besin alerjisinin neden olduğu bulguların tedavisi de önemlidir. Yine şok riski olan hastalarda adrenalin otoenjektörlerinin (adrenalin kalemleri) taşınması gerekir. Çocuk okula ya da kreşe gidiyorsa, bu kalemlerden oralarda da bulundurulmalı ve hangi durumlarda kullanılması gerektiği konusunda çocuğa ve öğretmenlere bilgi verilmelidir” diye sürdürüyor.

 Yeni araştırma: “İkili alerjen hipotezi”

Alerji konusunda yapılan çalışmalar da yaşam kalitesinin artırılmasına yönelik bulguları ortaya koyuyor. Son yıllarda “ikili alerjen hipotezi” üzerinde durulduğunu ifade eden Prof. Dr. Gülbin Bingöl, “Buna atopik dermatit (egzama) birlikteliği deniyor. Bu konuda yapılan çalışmalar egzama görülen kişilerde, deri yoluyla alerjen temasının besin alerjisi gelişimini artırdığını gösteriyor” diye bilgi veriyor.

Besin alerjisinin nedenlerine yönelik araştırmalara da dikkat çeken Prof. Dr. Gülbin Bingöl, Avustralya’dan yapılan geniş kapsamlı “Healthnuts” çalışmasında D vitamini eksikliğinin de önemli bir risk faktörü olarak belirtildiğini söylüyor.

Siz hangi tip babasınız?

Siz hangi tip babasınız?

Çocuğun sağlıklı ruhsal gelişimi için en az anne kadar baba da merkezi bir role sahip. Peki, birçok baba çocuğu ile zaman geçirmek, onu tanımak, duygusal paylaşımlarda bulunmak için son bir buçuk yılda pandemi sürecini fırsata çevirmeyi başardı. Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz “Pandemi dönemi ile birlikte birçok baba evde çalıştıkları dönemde çocukları ile daha fazla zaman geçirme fırsatı buldu. Üstelik bu süreci fırsata çevirmeyi başararak hem kendileri ‘baba’ kimliğini gerçekten hissettiler ve bu mutluluğu tattılar hem de çocuklarına babalarının ilgisinin ve birlikte paylaşımlarının mutluluğunu tattırdılar. Sürekli evde hep birlikte kalmak bir takım zorluklar getirse de babalar için çocuklarını daha fazla tanımak ve onlarla daha sağlıklı ve daha yakın bir ilişki kurmak için önemli bir fırsat oldu” diyor. Anne ve babanın birbirini bütünleyen rolleri olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz, 20 Haziran Babalar Günü kapsamında yaptığı açıklamada, babanın çocuğuna yaklaşımına göre üç sınıfta değerlendirilebileceğini belirterek, her bir davranış modelinin çocuğa etkilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık

İLGİSİZ BABANIN ÇOCUKTA YOL AÇABİLECEĞİ SORUNLAR

  •  Baba varlığını ve desteğini çocuğa hissettirmediğinde çocuğun bir ayağı boşta kalır, eksik, değersiz ve yetersiz hisseder.
  • Çocuk için baba gücü temsil eder. Babanın gücünü görmek çocuk için bir destek ve dayanak görevi görür. Çocuklar kimi zaman dışarıdan özgüvenli ve güçlü görünebilirler. Oysa büyüyebilmek kendi içinde yaslanabileceği bir güç oluşturmak için babanın gücünü görmeleri ve ona yaslanmaları gerekmektedir. Ancak bu gücü gördükçe ve ona yaslandıkça daha güçlü hissedebilirler. Kendi içlerinde zorluklara, eksikliklere dayanabilecekleri, onları büyüten bir güç oluşturabileceklerdir. Bu olmadığında, ötekine bağımlı, hep bir başkasından destek isteyen, kendine güvenmeyen ve zorluklar karşısında çabuk pes eden bir yapı oluşturmaları kaçınılmaz olabilir.
  • Baba çocuk için sosyal dünyaya açılan kapıdır. Baba, anne- çocuk ilişkisine dahil olmadığında çocuk ve anne ayrışamaz. Çocuk dış dünyaya açılamaz, sosyal ilişkiler kurmakta zorlanır. Çocuğun sosyal ilişkiler kurabilmesi için önce anne ile bağımlı ilişkiden uzaklaşabilmesi gerekir bu da ancak çocuğun babanın varlığını hissetmesi ile olur. Annenin her an onunla olmadığını görerek, anneyi babayla da paylaştığını fark etmesi ile mümkün olur.
  • Baba çocuk için fren işlevi sağladığından duygularını rahatça ifade etme alanı sağlar. Çocuk yanlış bir şey yaptığında ya da tehlikede olduğunda babanın orada olduğunu bilir ve bu sayede özgür hisseder. Oysa baba orada olmadığında çocuk kendini frensiz bir arabada hissettiğinden harekete geçmekten, duygularını ifade etmekten çekinebilir. Yanlış yapma ve yanlış yaptığında durdurulmayacağı kaygısı ile hiç harekete geçemeyebilir. Duygusal ve akademik alanda bir kitlenme yaşayabilir, harekete geçip aktif eylemlerde bulunmaz.
  • Erkek çocuk erkek olmayı, cinsel kimliğini bası aracılığı ile kazanır. Babanın nasıl özellikleri olduğu, annesine nasıl davrandığını izler ve çocuğun gelecekte nasıl bir erkek olacağı üzerinde bu deneyimleri oldukça belirleyicidir. Eğer baba çocuğa ilgisiz davranıyorsa çocuk kendini değersiz görecektir. Eğer öfkeli ve tahammülsüz bir baba ile karşılaşıyorsa o da gelecekte öfkesini kontrol etmekte zorlanacaktır. Babanın varlığı ve erkek çocuğa olan tavrı, çocuğun gelecekte nasıl bir erkek ve baba olacağı üzerinde son derece etkilidir.
  • Kız çocuğun karşı cins ile kuracağı ilişkinin niteliği babanın bu süreçteki rolüne bağlıdır. Eğer baba çocuğu görmezden gelirse çok sert, değersiz ve önemsiz hissettirdiğinde karşı cinsle ilişkilerinde de benzer bir dinamik gerçekleşecektir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

AŞIRI İLGİLİ BABANIN YOL AÇABİLECEĞİ SORUNLAR

  • Çocuklar her şeyi bildiklerini, her şeye güçlerinin yettiğini düşünmek isterler ve çocuk olmanın yetersiz taraflarına katlanmakta zorlanabilirler. Ancak çocukların engellenmeye ve negatif durumlarla dayanabilmeye toleranslarının gelişebilmesi, hayal kırıklıklarına dayanabilmesi için öncelikle evde bir takım yasaklar ve yoksunluklarla karşılaşmaları gerekir. Üzülmesin ya da ağlamasın diye her istediği yapılan çocuk bekleyemez, erteleyemez ve büyüyemez. Bu kapasitesinin gelişebilmesi için babaların yapılandırıcı yasaklar koyması, bekleyebilmeyi öğrenmesi için her istediğini hemen yapmaması, bazı şeylere ulaşamayacağını öğretmesi gerekir. Kurallar arabanın freni gibidir, çocuğun kendini durdurmayı öğrenmesi için önce baba tarafından bu frenin çocuğa sağlanması gerekir.
  • Çocuklar için bir oyunda kaybeden olmak ya da istediğine ulaşamamak dayanması güç bir durum olsa da sağlıklı ruhsal gelişim için çocuğun deneyimlemesi için gerekli bir durumdur. Kimi zaman babalar çocukları üzülmesin, kendilerini kötü hissetmesin ya da öfkelenmesin diye çocuk karşısında güçsüz bir konuma geçebilmektedirler. Bilerek oyunda çocuğa yenilmek, bazı şeyleri yapamıyormuş gibi davranmak ya da çocukların kendilerinden daha güçlü olduklarını söyleyebilmektedirler. Durum böyle olduğunda öncelikle çocuk babayı kendinin akranı zannetmekte ve koyduğu kurallara uymamaktadır. Daha da önemlisi erkek çocuk baba ile rekabete girer, babadan daha güçlü olduğunu görmek ister ama daha sonra babanın gücünü fark edip kabul eder böylece hem ruhsal olgunlaşma gerçekleşirken hem de ebeveynin koyduğu kurallar kabul edilir. Ancak baba burada bahsedilen güçlü konumu almadığında çocuk kendini evin hakimi zanneder.
  • Baba gerekli durumlarda çocuğa fren işlevi sağlamadığında çocuk duygusal bir boşluk içinde hisseder, riskli eylemlerde ve davranışlarda bulunur, sınırları kendini tehlikeye atarcasına zorlayabilir. Çocukluk çağında sıklıkla; davranış bozukluğu ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu şekline dönüşebilir.
  • Babası tarafından evde yasaklarla ve kurallarla karşılaşmayan çocuk, okulda ve sosyal ilişkilerde de çeşitli zorluklar yaşar. Arkadaşlık ilişkilerinde; her şey kendi istediği gibi olsun ister. Hep merkezde ve kazanan olmak ister, herkesi yönetmek ve her şeye hakim olmak ister. Paylaşmak ve beklemek oldukça zordur. İstedikleri dışında bir şey olduğunda diğer çocuklar üzerinde zorbalığa başvurma ya da öfke krizleri yaşayabilirler.
  • Diğer bir zorluk alanı da okulda görülür. İsteklerini erteleyemeyen, bekleyemeyen çocuk okulda da sırasını bekleyemez, derslerde dikkatini toparlayamaz, ödevlerini yapmakta zorlanır. Evde her istediğini yapan ve babanın koyduğu sınırlar ile karşılaşmayan çocuk, okulda da okulun kurallarına, öğretmenin yönergelerine uymakta zorlanır çoğunlukla sınıf düzenini bozucu hareketlerde bulunur.

 

Pause Sağlık, Pause Dergi

İLGİLİ BABANIN OLUMLU ETKİLERİ    

  • İlgili bir baba sayesinde; erkek çocuk erkeksiliği ve cinsel gelişimi babayı model alarak, baba ile ilişkisi aracılığı ile öğrenir. Erkek çocuk 3 yaş döneminde anneye hayran olduğu ve babanın yerini almak istediği bir dönemden geçer. Baba ile rekabete girer, babadan daha güçlü olduğunu zanneder. Babaların burada çocuğun özgüvenini kıracak ve değersiz hissettirecek tavırlardan uzak kalabilmesi son derece önemlidir. ‘Sen ne anlarsın’, ‘yapamazsın’ yerine büyümek konusunda motive eden ‘şimdi küçüksün ama büyüdüğünde sen de yapabileceksin’ gibi hem destekleyici hem de çocuksu konumunu hatırlatan, babanın kendi yerini de koruduğu bir dil çocuğa gelecekte de önemli kazanımlar sağlar.
  • Kız çocuğun gelişiminde ise; çocuğun karşılaştığı ilk erkek figür babadır. 3 yaşları civarında kız çocuk anne ile rekabete girer, annenin yerini almak ve babanın gözdesi olmak ister. Babanın aradaki dengeyi kurabilmesi son derece önemlidir. Bu süreçte hem çocuğa değerli ve önemli hissettiren hem de çocuğun gözünde annenin yerini ve değerini koruyan baba kızını geleceğe sağlıklı şekilde hazırlar. Anne hakkında çocuğun yanında eleştiride bulunmayan baba sayesinde çocuk; annenin yerine geçemeyeceğini ancak büyüyüp annesi gibi bir kadın olduğunda babası gibi biri tarafından sevilebileceğini fark ederek bu dönemden sağlıklı bir şekilde büyüme ve olgunlaşma motivasyonu ile çıkar.
  • Babanın varlığı ve ‘prenses kızım’ , ‘güzel kızım’ , ‘akıllı kızım’ gibi güzel sözleri ile çocuk değerli ve sevilmeye değer bulur kendini. Baba tarafından sevilen kız çocuk gelecekte ancak sevilen ve değerli bulunan bir kadın olabilir. Aksi halde hırpalandığı ve kötü muamele gördüğü ilişkiler kurabilmektedir.
  • Çocuklarıyla zaman geçiren, onların sorunlarıyla ilgilenen, katılımcı bir baba aynı zamanda anne ile de sorumlulukları paylaşacağından annenin çocuklarına karşı daha tahammüllü ve anlayışlı davranabilmesini sağlar. Anne-çocuk arasındaki çatışmaları azaltır.

Ev egzersizlerinde şunlara dikkat edin

Ev egzersizlerinde şunlara dikkat edin

Koronavirüs pandemisinde süre uzadıkça vücut sistemimiz de olumsuz etkilenmeye devam ediyor. Günlük yaşam alışkanlıklarımızın yerini evde, özellikle de çalışanlar için masa başında bilgisayar karşısında geçirilen uzun saatlere bırakması en başta omurga sistemini etkiliyor. Pandemi sürecinin belirsizliği devam ederken bu hareketsizliğe ve yol açtığı sağlık sorunlarına karşı önlem almak isteyen pek çok kişi evde egzersiz programlarına başladı. Acıbadem Maslak Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meral Bayramoğlu, günde üç-dört kez 15-20 dakikalık egzersiz yaparak önemli faydalar sağlanabileceğini, ancak sakatlanmalara yol açmamak için bazı kurallara çok dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meral Bayramoğlu, evde egzersiz yaparken dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık

Önce mutlaka ısınma hareketleri yapın

Birbuçuk yılı aşkın süredir evde hareketsiz geçirilen uzun saatler nedeniyle kasların esnekliklerini azaldığı için ısınma hareketlerini mutlaka yapın. Özellikle ileri yaş grubundaysanız ya da hipertansiyon, kalp gibi kronik hastalığınız varsa kendinizi zorlamadan vücudunuzu ısındırın.

En temel hareketler olarak: Kolları yanlara, yukarıya kaldırıp indirme, hafifçe çömelme, sandalyeye oturup kalkma, otururken bacakları düz kaldırma gibi basit görünen ama çok faydalı olan bu hareketleri yapın.

Pause Sağlık

Egzersiz süresini planlayın

Egzersizin günlük süresini iyi planlayın. Bir anda vücudunuza kaldıramayacağı şekilde yüklenmeyin. Tek seferde yaklaşık 1 saat yoğun spor yapmak yerine, günde 3-4 kez 15-20 dakikalık egzersizler yapın. Aksi takdirde uzun süredir hareketsiz kalmış olan kaslar ve eklemler aşırı zorlanma ile fayda yerine zarar görebilir.

 Egzersizin derecesini kademeli artırın

Isınma hareketleri ile vücudun esnekliğini oluşturmaya başladıktan sonra, hareketlerin sayısını ve süreyi kademeli olarak artırın. Aksi takdirde kalp damar sistemine aşırı yüklenmeler olabilir.

Herhangi bir sağlık sorununuz yoksa da, sakatlıklara neden olmamak için mutlaka eklemlerin esneklik kazanması için hafif hareketlerle ısınarak başlayın. Egzersizin sıklığını ve tekrar sayısını yavaş yavaş artırın.

Isındıktan sonra bu hareketleri yapabilirsiniz: Ayakta veya yatarak yapılacak hem omurga hem kol ve bacaklar için esneme hareketlerinden sonra yalnızca vücut ağırlığının kullanıldığı veya elastik bant gibi malzemelerle direnç alındığı egzersizler yapılabilir.

Pause Sağlık

Soğuma hareketlerini kesinlikle ihmal etmeyin

Pek çok kişiye, egzersiz bitirilirken soğuma hareketlerini yapmak gereksiz gibi görünebiliyor ancak aksine çok önemli. Tıpkı egzersize başlamadan yapılan ısınma hareketleri gibi, egzersizin bitişinde de  soğuma hareketlerinin yapılması sonradan oluşabilecek kas ağrılarının önlenmesine yardımcı oluyor.

Ortamı uygun şekilde havalandırın

Tüm yaş ve hasta/sağlıklı bireyler için spor yaparken dikkat edilmesi gereken kurallardan biri de, ortamın uygun şekilde havalandırılması. Spor için ideal ortam sıcaklığı 20-24 derece olmakla birlikte, sizi doğrudan etkilemeyecek şekilde bir pencerenin açılarak içeriye temiz hava, bol oksijen girmesine özen gösterin. Siz de egzersiz yaparken nefesinizi tutmamaya, düzenli nefes alıp vermeye dikkat edin.

Pause Sağlık

Egzersizden iki saat önce yemek yiyin

Egzersiz sırasında midenin çok boş veya dolu olmaması önemli olduğundan egzersizden yaklaşık 2 saat önce yemek yenmelidir.

Yanınızda su bulundurun

Egzersiz sırasında yanınızda su bulundurun ancak su ile midenizi çok doldurmayın. Günde 2 litre su içmeyi de ihmal etmeyin.

Pause Sağlık

Pamuklu kıyafetler giyin

Egzersiz yapmak için giydiğiniz giysilerin pamuklu olması, terinizi emmesi açısından önemli. Ayrıca egzersiz sırasında yanınızda bir havlu bulundurarak, terinizi silin.

Koşu bandında bu özelliğe dikkat edin

Evde koşu bandından faydalanacaksanız, koşu veya yürüyüş sırasında genel sağlık durumunuza uygun hızda hareket edin, aşırı hızdan kaçının. Piyasada çok çeşitli koşu bantları olduğundan özellikle şok emiş özelliği olmasına dikkat edin. Koşu/yürüyüş bandına spor ayakkabı olmadan çıplak ayakla çıkmayın.

Cilt kanseri dijital takiple erken teşhis edilebiliyor

Cilt kanseri dijital takiple erken teşhis edilebiliyor

Hemen herkesin vücudunda bir veya birkaç tane bulunan benler bazı durumlarda deri kanserine dönüşebiliyor! Yazın uzun süreli güneşe maruz kalmaktan kalıtsal özelliklere dek bir çok etkenin yol açabildiği benleri takip altında tutmak ve kimi zaman ayna karşısında kontrol etmek gerekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sedef Şahin “Pandemi sürecinde hastane ve diğer sağlık merkezlerine gitmeye çekinilmesi, benlerin muayene ve takibinin de göz ardı edilmesine neden oldu. Yeni tanılar dışında, pandemi öncesi tanı almış ve takipte olan melanom hastalarının da rutin kontrollerini aksatabilmesi, hastanın sağlığını ciddi şekilde riske atabilmekte. Benlerdeki olası değişiklerin göz ardı edilmesi, ne yazık ki pandemi sonrası hayatı tehdit edebilen deri kanserinde gecikmiş tanı ve gecikmiş tedavi şeklinde karşımıza çıkacak” diyor. Ben takibinde ABCDE kuralının büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Sedef Şahin, bendeki değişimleri bu kurala uygun olarak takip ederek, bazı değişiklikler ya da özellikler gözleniyorsa bir dermatoloğa başvurulması gerektiğini söylüyor. Deri Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sedef Şahin, benleri takip ederek hayat kurtaran ABCDE kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık

  • A (Asimetri)

Renk ve/veya şekil olarak benin bir yarısının diğer yarısına benzememesi.

  • B (Border=Sınır)

Benin sınırlarının (yüzeyi değil) düzensiz (girintili-çıkıntılı) olması

  • C (Color=Renk)

Benin renk dağılımının homojen olmaması (kahverengi, siyah, gri, beyaz, kırmızı gibi farklı renklerin, birden fazla sayıda bir arada bulunması)

  • D (Diameter=Çap)

Benin çapının 6 mm’den büyük olması (kabaca bir kurşunkalem silgisinin çapından büyük olması)

  • E (Evolving=Değişim)

Var olan bir bende meydana gelen boyut, şekil değişiklikleri; bende kaşıntı, kanama, kabuklanma gibi belirtilerin ortaya çıkması.

Pause Sağlık

  •  Dikkat! Bu kişilerde deri kanseri riski yüksek!

     Deri Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sedef Şahin, bazı kişilerin benlerinin muayene ve takibi konusunda çok daha hassas davranmaları gerektiğini belirtirken, deri kanseri açısından riskli grupta olanları şöyle sıralıyor;

    • Açık tenli kişiler
    • Çilli, renkli gözlü kişiler
    • Vücudunda çok sayıda (75-100 veya daha fazla sayıda) beni olanlar
    • Ailesinde (özellikle 1. derece akrabalarında –anne, baba, kardeş) melanom öyküsü olanlar
    • Çocukluk çağında su toplayacak düzeyde güneş yanığı öyküsü olanlar
    • Geçmişinde deri kanseri (bazal ve skuamöz hücreli kanser) öyküsü olanlar
    • Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler

Pause Sağlık

Dijital yöntem hayat kurtarıyor, ama!
Son yıllarda benlerin dijital olarak daha detaylı görüntülenmesi ve değerlendirilmesine olanak sağlayan dermoskopi yönteminin, erken teşhiste büyük fayda sağladığına dikkat çeken Prof. Dr. Sedef Şahin “Özellikle çok sayıda beni olan kişilerin mevcut benlerinin bilgisayar ortamında fotoğraflanıp saklanmasına olanak tanıyan bu yöntem, takip sürecinde benlerde meydana gelen değişiklikleri erken ve objektif şekilde fark etmemizi sağlıyor. Risk grubunda olan hastalarımıza, yine bilgisayarlı dermoskopi yöntemi ile tüm vücut ben haritalandırılması yapıp onları bu şekilde takip ediyoruz. Ancak bu tabii ki, sadece hastaların düzenli olarak muayene ve takibe gelmeleri ile mümkün. Ne yazık ki pandemide hastalarımızın bir kısmının COVID-19 bulaşma endişesi nedeniyle bu süreci aksattıklarına şahit olduk. Bunun olumsuz sonuçlarını dilerim pandemi sonrası süreçte gecikmiş tanı ve gecikmiş tedavi şeklinde gözlemlemeyiz” diyor.

Skolyoza dikkat… Çocuğunuzu bu hareketle mutlaka kontrol edin!

Skolyoza dikkat… Çocuğunuzu bu hareketle mutlaka kontrol edin!

Omurganın kendi ekseninde dönerek kıvrılması ve yana doğru eğriliği olarak tanımlanan ve günümüzde her 100 ergenlik dönemi kız çocuktan 3’ünün karşılaştığı skolyozun erken teşhisi pandemi sürecinde imkansız olabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Omurga Sağlığı, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Alanay “Omurga eğriliği, en sık olarak ergenlik çağında ortaya çıkar. Büyüme devam ettikçe eğrilikler de ilerlemeye devam eder. Özellikle ergenlik büyüme atağı sırasında 2-3 aylık dönem içerisinde hafif ve orta sınırlarda olan eğrilikler orta ve ileri düzeylere ulaşınca  tedavi, zorlaşabiliyor ve tek çözüm füzyon cerrahi tedavisi oluyor. Pandemi şartları nedeniyle hastaneye gitmekten çekinen aileler, skolyoz genellikle ağrı da yapmadığı için, beklemeyi tercih edebiliyorlar. Halbuki geçen zaman omurga eğriliklerinin ilerlemesine ve ameliyatsız veya hareketi koruyan ameliyat tedavileri için altın pencerenin kapanmasına neden olabilir. Bu nedenle skolyoz şüphesi oluştuğu anda, çok vakit kaybetmeden uzman görüşü alınması ve ilerleyici skolyozun erken teşhis edilerek tedavisinin yapılması önemlidir” diyor. Küçük ve orta derecelerde yakalanan skolyozlar korse, egzersiz ve füzyonsuz hareketi koruyan cerrahi tedaviler ile durdurulabileceği için erken teşhis önemlidir” diyor. Prof. Dr. Ahmet Alanay, Haziran ayı Skolyoz Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, toplumumuzda skolyoz hakkında doğru bilinen yanlışları anlattı, anne-babalara önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık

Skolyozda erken teşhis fayda sağlamaz: YANLIŞ

DOĞRUSU: Bu düşünce, günümüzde artık geçerli olmayan korsenin başarısız olduğu düşüncesine ve tek tedavinin füzyon cerrahisi (omurların vida ve çubuklarla birbirine sabitlenmesi ve bu bölgede hareketin ve büyümenin ortadan kaldırılması) olduğuna dair kanaate bağlı olarak gelişmiştir. Ancak son yıllardaki veriler, erken başlanan ameliyat dışı tedaviler ile (korse ve skolyoza özgü fizik tedavi egzersizleri) eğriliklerin kontrol altına alınabildiğini göstermiştir. Ayrıca füzyonsuz omurga cerrahisi (bant ile gerdirme; vertebral body tethering, VBT) giderek yaygınlaşmaktadır. Bant ile gerdirme tekniğinin başarısı uygun hasta seçimi ve ideal zamanda uygulamaya bağlıdır. Tüm bu nedenlerden dolayı erken teşhisin önemi giderek artmaktadır. Erken tanı, daha fizyolojik tedavi yöntemlerine olanak sağlamaktadır.

Bazı sporlar skolyoza neden olur, bazıları skolyozu önler: YANLIŞ

DOĞRUSU: Herhangi bir spor ile hobi düzeyinde veya profesyonel olarak ilgilenmenin skolyoz sıklığını artırdığına dair bir veri yoktur. Benzer şekilde, sportif aktiviteler ile uğraşarak kas gücünü artırmanın skolyozun oluşumunu veya ilerlemesini engellediğine veya skolyozu iyileştirdiğine dair de yeterli kanıt bulunmamaktadır. Fakat duruş kaslarının güçlenmesi, genel olarak, omurga sağlığı için iyidir. Bunun yanı sıra, skolyoza özgü fizik tedavi egzersizlerinin, özellikle korse ile birlikte uygulanmasının, etkin olabileceğine dair bilimsel veriler mevcuttur.

Pause Sağlık

Skolyoz ağrılı bir hastalıktır: YANLIŞ

DOĞRUSU: Hafif ve orta dereceli skolyoz eğrilikleri ağrıya neden olmaz. Omurga dizilimi düz veya eğri olan bireylerde omurga ağrısının en sık sebebi, mekanik ağrı olarak ifade edilen, kas gücü zayıflığına bağlı ortaya çıkan kas yorgunluk ağrısıdır. Skolyoz derecesi önemli ölçüde ilerlerse ağrıya sebep olabilir. Ancak her sırt-bel ağrısı skolyozun ilerlediği anlamına gelmez. Benzer şekilde, skolyozlu bireyler erişkin hayata geçtiklerinde ve eğriliğe ve yaşa bağlı kireçlenme bulguları ortaya çıktığında da ağrı meydana gelebilir.

Skolyozda korse tedavisi işe yaramaz: YANLIŞ

DOĞRUSU: Korse günümüzde hala el emeği ve ustalık ile yapılan bir üründür. Günümüzde etki mekanizması birbirinden farklı çok sayıda korse tasarımı bulunmaktadır. Bu nedenle, geçtiğimiz yıllar içerisinde korsenin başarısı hakkında çelişkili sonuçlar yayınlayan makaleler olmuştur. Fakat daha güncel olarak Amerika ve Kanada Sağlık Bakanlıkları tarafından desteklenen bir çalışmada korse tedavisinin etkinliği kesin olarak gösterilmiştir. Korse tedavisinin en başarılı olduğu aralık 20 ile 45 derece arasındaki eğriliklerdir. Korsenin en önemli etkisi, ameliyata gidiş oranlarını önemli ölçüde azaltmasıdır. Bunun haricinde korseden beklenen en temel fayda eğriliğin ilerlemesinin önlenmesidir. Daha az sıklıkla eğriliklerde iyileşme yönünde azalma görülebilir.

Pause Sağlık

Skolyoz ameliyatı olmuş bireyler spor yapamaz: YANLIŞ

DOĞRUSU: Modern enstrümantasyon teknikleri ve implantlar ile ameliyat bölgesinde füzyon sağlanmaktadır. Bu nedenle kemik ve vidaların kaynaması tamamlandıktan sonra füzyon ameliyatı olmuş bireyler spor yapabilirler. Genellikle ekstrem sporlar dahil her türlü spor yapılabilmekle birlikte, füzyon ameliyatı sonrası yapılması uygun sporlar ameliyatın seviyesine göre değişiklik gösterebilir. Bant ile gerdirme yöntemi ise füzyonsuz bir işlem olup, kemik kaynaması beklenmediği için ameliyattan sonra erken dönemden itibaren her türlü sportif faaliyet yapılabilmektedir.

Kötü duruş skolyoza neden olur: YANLIŞ

DOĞRUSU: Kötü duruş, uygunsuz pozisyonlarda oturma ve ağır okul çantası taşımanın skolyozu başlatıcı yönde etki yaptığına dair yeterli bilimsel kanıt yoktur. Fakat omurgada simetrik olmayan yük dağılımına neden olan durumlar, bir kez ortaya çıkmış ve başlamış olan skolyozun ilerlemesine zemin hazırlayabilir. Skolyozun varlığından, oluşmasından ve ilerlemesinden bağımsız olarak, kötü duruşta uzun süre kalmak, yanlış oturmak ve ağır yükleri asimetrik olarak taşımak genel olarak omurga sağlığı açısından da zararlıdır.

Pause Sağlık

Skolyoz sıklığı son yıllarda çok artıyor: YANLIŞ

DOĞRUSU: Yıllar içerisinde, özellikle de sosyal medya sayesinde, skolyoz farkındalığı artmış ve bu sanki skolyoz sıklığı artmış gibi bir kanı yaratmıştır. Oysa skolyozun görülme sıklığı dünyanın değişik bölgelerinde benzerdir ve son yıllarda değişmemiştir. Dünya genelinde yaklaşık yüzde 3 oranında görülür. Ülkemizde ve yurt dışında yapılan güncel çalışmalar da benzer oranlara işaret etmektedir. Skolyoz ile ilgili toplumsal farkındalık artışı, erken teşhisi ve dolayısıyla tedavide başarıyı artırmıştır.

Skolyoz anne-babadan çocuğa geçen genetik bir durumdur: YANLIŞ

DOĞRUSU: Genetik ya da kalıtsal hastalıklar, ebeveynlerden bir sonraki kuşağa kromozomlar ve DNA yolu ile aktarılır. Skolyoz için bu tabir tam olarak doğru değildir. Birebir aynı genetik yapıya sahip tek yumurta ikizleri üzerinde yapılan çalışmalar bir ikiz eşinde skolyoz varsa, diğer ikiz eşinde skolyoz olma ihtimalinin yüzde 70 civarında olduğunu göstermiştir. Bu durum genetik faktörlerin yanı sıra çevresel etkenlerin de skolyoz gelişimindeki önemini ortaya koymaktadır. Tüm veriler bir arada değerlendirildiğinde sebebi bilinmeyen skolyozların büyük kısmının kalıtsal olmaktan ziyade rastlantısal olarak ortaya çıktığı görülmektedir.

Pause Sağlık

Skolyozda cerrahi tedavi 18-20 yaşına kadar yapılamaz: YANLIŞ

DOĞRUSU: Skolyozun her yaşa uygun bir cerrahi tedavi uygulaması vardır. Büyüyen çocuklarda öncelikli olarak cerrahi olmayanlar seçilir, ancak bu yöntemlerle her zaman başarı sağlanamamaktadır. Böylesi durumlarda büyümenin bitmesi beklenirse eğrilikler çok ileri derecelere kadar kötüleşebilir ve ameliyatları daha zorlu ve riskli hale gelebilir. Bu nedenle, ameliyatsız tedaviye yanıt alınamadığı durumlarda büyümeyi durdurmayan, destekleyen (büyüyen çubuklar) veya büyümeyi yönlendiren (bant ile gerdirme; vertebral body tethering, VBT) cerrahi tedavilerin uygulanması ile eğrilikler kontrol altına alınır.

Skolyozlu bireyler hamile kalamaz ve doğum yapamaz: YANLIŞ

DOĞRUSU: Skolyozlu bireyler, hangi tip tedavi uygulanmış olursa olsun (cerrahi veya cerrahi olmayan) istedikleri sayıda hamilelik yaşayabilir ve hem normal doğum hem de sezaryen ile çocuk doğurabilirler. Tedavi olmamış veya geç tedavi edilmiş çok ileri eğriliklerde, akciğer ve kalp sorunları başlamışsa, skolyozlu bireyler hamile kalmadan önce doktorlarına danışmalıdır.

Çocuğunuzu zaman zaman kontrol edin!

Prof. Dr. Ahmet Alanay, anne-babaların hızlı büyüme dönemindeki çocuklarını sık olarak kontrol etmesi gerektiğini belirterek “Skolyozda omuz ve bel asimetrisi, öne eğilince sırt veya belin bir tarafında oluşan kabarıklık gibi klinik bulguları vardır. Her ne kadar, skolyozu başlatan sebep bilinmese de skolyozun nasıl ilerlediğinin biyomekanik temelleri aydınlatılmıştır. Bu nedenle çocukları zaman zaman kontrol etmekte fayda var. Eğer şüpheli bir durum varsa mutlaka hekime vakit geçirmeden danışmak gerekiyor” diyor.

Covid migreni taklit edebiliyor!

Covid migreni taklit edebiliyor!

Bir yılı aşkın süredir tüm dünyanın başını ağrıtan Covid pandemisi migren hastalarının hayatını zorlaştırdı. Acıbadem Maslak Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen “Bu zorlu süreçte kaygının artması, uyku düzenindeki bozulma, yaşanan sosyal izolasyon, fiziksel hareketsizlik ve farklı beslenme alışkanlıkları migren ataklarının sıklığının artmasına neden olabiliyor.” diyor. Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen; pandemide migrene karşı alınabilecek basit ama etkili önlemleri anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık

Baş ağrınıza bu belirtiler eşlik ediyorsa!

Toplumumuzda en sık görülen şikayetlerin başında yer alan baş ağrısında çoğu zaman gelişigüzel ağrı kesiciye başvurulduğunu ancak bunun yanlış olduğunu vurgulayan Acıbadem Maslak Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen, bilinçsiz ve sık kullanılan ağrı kesicilerin sağlığa önemli zararlar verebildiğini söylüyor. Bir yılı aşkın süredir dünyayla birlikte ülkemize de çöreklenen Covid-19 pandemisinde baş ağrısı şikayetinin özel bir önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen “Baş ağrısı Covid-19’un sıkça karşılaşılabilen bir belirtisidir. Ek olarak bu enfeksiyon sırasında bulantı, kusma gibi migreni taklit eden bulgular da olabilir. Her zaman tanıyıp, bildiğiniz migren atakları sırasında yaşadığınız baş ağrısından farklı biçim ve özellikleri olan yeni bir ağrı yaşıyorsanız ve beraberinde ateş, öksürük, yorgunluk, yaygın kas ve eklem ağrıları, nefes daralması gibi Covid-19’u düşündürebilecek ek şikayetleriniz varsa mutlaka doktorunuz ile iletişime geçmeniz gerekir.” diyor.

Pause Sağlık

Cep telefonu ile migren tanısı konulabiliyor!

Günlük yaşam alışkanlıklarımızı kökünden değiştiren pandemi döneminde online sağlık hizmetleri ülkemizde de hızla yaygınlaşırken, hastaneye gitmeden online muayene ile migren tanısı ve tedavisinin mümkün hale geldiğini belirten Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen “Eğer öykünüzde herhangi bir kırmızı bayrak var ise, yani doktorunuz baş ağrınızın migren dışında başka bir nedenden kaynaklandığını düşünür ise sizi hastaneye davet edip beyin görüntülemesi veya laboratuvar tetkikleri yaptırmanızı isteyebilir.” diyor.

Pause Sağlık

Baş ağrısı günlüğü tutun!

Ayda 15 gün ve daha fazla ağrılı gün sayısı olanların kronik migren hastası olarak adlandırıldığını ve bu hastaların gecikmeden hekimleri ile online görüşerek tedaviye başlamaları gerektiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen şöyle konuşuyor: “Eğer doktorunuz tarafından daha öncesinden migren tanınız var ise, doktorunuz koruyucu tedavi kararını son aylardaki ağrı sıklığınıza bakarak verecektir. Ayda kaç günü ağrılı geçirdiğinizi hatırlamak kolay olmayabilir, bu nedenle ağrılı günlerinizi kaydetmenizi, yani bir baş ağrısı günlüğü tutmanızı öneririm. Bu sizin için en uygun tedavi seçeneğinin belirlenmesi için doktorunuzun çok işine yarayacaktır. Eğer ağrılarınız ayda 4 günden az ise, migren atak tedavisi için size önerilen ve iyi gelen ilaçları alarak süreci yönetebilirsiniz. Ancak ağrılı gün sayınız ayda 4-14 gün arasında ise migren için düzenli kullanmanız gereken bir tedaviye ihtiyacınız olabilir. Doktorunuz ile online görüşüp, migrenin atak ve koruyucu tedavisi için size en uygun olan seçeneği kararlaştırabilirsiniz.”

Pause Sağlık

Migrenden korunmanın 10 etkili yolu!

  1. Uzun süre aç kalmaktan kaçının, öğün atlamayın.
  2. Yetersiz ve uzun süreli uyku migreni tetikliyor. Uyku düzeninize dikkat edin. Akşam aynı saatte yatıp sabahları aynı saatte kalkın.
  3. Birçok migren hastasında ataklar zihinsel gerginlik, çatışmalı durumlar ve stresle başladığından, stresi yönetmeyi öğrenin.
  4. Migren atağından kaçınmak için yeterli miktarda su içmeye çok dikkat edin, su içmek için susamayı beklemeyin.
  5. Fiziksel aktivite migrene karşı çok büyük önem taşıyor. Bu nedenle hareketsizlikten kaçının, düzenli yürüyüşler yapın. Evde egzersizi ihmal etmeyin.
  6. Bilimsel çalışmalar; D vitamininin migrenden koruyucu etkisi olduğunu gösteriyor. Bu nedenle günlük ihtiyacınız kadar D vitamini aldığınızdan emin olun. Ancak D vitamini yağda erir, yani fazlası vücudunuz için zararlıdır. Bu nedenle doktorunuz önerdiği miktarda D vitamini kullandığınızdan emin olun. Yine doktorunuzun önerisi ile Vitamin B2, Magnezyum ve Koenzim-Q-10 kullanabilirsiniz.
  7. Baş ağrısı günlüğü tutarak ataklarınızın sıklığını, onları tetikleyen nedenleri kaydedin. Böylece ağrınızı başlatan nedenleri fark edip onlardan kaçınabilmeniz mümkün olur.
  8. Migren düzen seven bir hastalık olduğundan; günlük alışkanlıklarınızı sağlıklı ve düzenli bir hale getirin.
  9. Aşırı kafein, sigara ve alkolden kaçının.
  10. İçinize kapanmayın, yüz yüze olmasa bile arkadaşlarınızla görüntülü sohbet etmeyi ihmal etmeyin.

Tatlınızı yoğurtla tüketirseniz!

Tatlınızı yoğurtla tüketirseniz!

Ramazan Bayramı’nın olmazsa olmazı tatlılar… Bir ay boyunca uzun açlık sürelerinin ardından mideye ani yüklenmelerin önemsenmediği bayram günlerinde tatlılar da şekerli-şerbetli denilmeden, porsiyonuna dikkat edilmeden dilediğince tüketilebiliyor. Hele bir de pandemi sürecinin yol açtığı stres, endişe ve kaygı tatlı tüketiminde hepten ipin ucunun kaçmasına yol açabiliyor. Ancak dikkat! Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase “Pandemi sürecinden dolayı hareketlerimiz de kısıtlı olduğu için yediğimiz tatlıları yeterince yakamıyoruz. Dolayısıyla bu süreçte kilo artışı, diyabet gibi kronik hastalık risklerinin artışı kaçınılmaz oluyor. Bu nedenle tatlı tüketirken mutlaka bazı kurallara dikkat etmemiz, özellikle şekerli ve şerbetli, yağda kızaran tatlılardan uzak durmamız gerekiyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase, pandeminin gölgesinde bayramda tatlı tüketiminin 8 önemli kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu, bir de evde hazırlayabileceğiniz pratik ve sağlıklı tatlı tarifi verdi.

Pause Sağlık

Protein kaynaklarıyla birleştirin

Tatlı tükettiğinizde aniden enerjinizin yükselmesinin sebebi kan şekerinizin yükselmesidir. Bu durum 1 saat sonra tam tersine döner ve yeniden acıkır, yeniden tatlı tüketmek isteyebilirsiniz. Tokluk sürenizi uzatmak için mide boşalımınızı yavaşlatacak bir protein kaynağı ile birlikte tatlınızı tüketmeye özen gösterin. Süt veya yoğurt tatlınızın yanında tüketebileceğiniz güçlü protein kaynakları olduğundan “yoğurtla tatlı tüketilir miymiş” şeklinde bir önyargıya kapılmayın.

 Liften zengin gıdalar tüketin

Liften zengin gıdaların tokluk sürenizi uzatıcı ve kan şekerinizi dengeleyici özelliği vardır. Tatlı yediğinizde yanında liften zengin ceviz, badem, fındık, kaju gibi kuruyemişleri tüketerek ani kan şekeri dalgalanmalarını hafifletebilirsiniz. Kuruyemişleri çiğ tercih etmeniz kalp sağlığınızı da destekleyecektir.

 Tatlı yediğiniz gün bunları tüketmeyin

Karbonhidrat kaynağı olan tatlıları yediğiniz zamanlarda farklı karbonhidrat türlerini eleyerek vücudunuza aldığınız yükü azaltabilirsiniz. Örneğin; tatlı yediğiniz akşamlarda taze ya da kuru meyve tüketmeyin. Ayrıca, tatlı tüketeceğinizi bildiğiniz öğünlerde ana yemeğinizin yanındaki diğer karbonhidratlardan ekmek, pide, makarna, pilav, börek türevlerini miktarca azaltarak öğününüzü dengeleyebilirsiniz.

Pause Sağlık

 Sonrasında mutlaka yürüyüşe çıkın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase “Tatlılar, karbonhidrat ve şeker içeriğiyle kalorisi yüksek besinlerdir. Bu dönemde size kilo aldırmalarını istemiyorsanız hareketinizi artırın. Haftanın en az 5 günü 30 dakika tempolu yürümek bilimsel kaynaklara göre kilo kontrolünüzü ve kan şekerinizi olumlu etkiler. Tam kapanma döneminde yürüyüş yapma şansınız yoksa 1 saat ev işi yapmak veya evde egzersiz yapmak da hareketinizi oldukça destekleyecektir” diyor.

 Probiyotikli gıdaları ihmal etmeyin

Tatlı tüketimi bağırsak floranızdaki bazı yararlı bakterilerin sayılarının azalmasına sebep olabilir. Bu yararlı bakteriler bağışıklık sistemimizi güçlendirir, kabızlık, şişkinlik ve ishal gibi bağırsak problemlerinin önüne geçer. Bağırsaklarınızdaki yararlı bakterilerin sayısını artırabilmek ve tatlı tüketiminin yol açtığı zararı önleyebilmek için probiyotikten zengin gıdalar olan yoğurt, kefir ve probiyotik ile zenginleştirilmiş peynirleri beslenmenize ekleyebilirsiniz.

 Hafif tatlılar tercih edin

Bayram denildiğinde akla şerbetli tatlılar gelir. Baklava, şekerpare, tulumba tatlısı her ne kadar iftar zamanı aranan tatlar da olsa şeker içerikleri ve kalorilerinin yüksek olmasıyla her gün tüketilmemeli. Çoğunlukla hafif tatlılar tercih edin. Örneğin; sütlü tatlılar, 3-4 kare bitter çikolata, hurma ile yapılan şekersiz tatlı alternatifleri ve taze meyveler daha masum seçeneklerdir.

Pause Sağlık

 Her gün tatlı yemeyin!

Her gün tatlı yemekten kaçının. Canınınız tatlı istediğinde aşırıya kaçmadan meyve ile bu ihtiyacınızı giderin. Böylece vitamin, mineral ve antioksidan içerikleri sayesinde bağışıklık sistemimize destek olurken, hem vücudumuza yüklü bir miktarda şeker almamış hem de lif içeriğiyle bağırsak hareketliliğimizi artırmış oluruz.

 Porsiyona dikkat edin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase “Tatlılar fazla kalori ve şeker içer içerdikleri için bir porsiyonu geçmemeye özen gösterin. Örneğin; 2 adet baklava 330 kalori, 1 porsiyon revani 348 kalori, 4 adet tulumba tatlısı 341 kalori, 1 porsiyon ayva tatlısı 426 kalori,

1 porsiyon irmik helvası 532 kalori, 1 porsiyon sütlaç 268 kalori, 1 porsiyon tavukgöğsü 165 kalori, 2 top dondurma 207 kalori, 3 kare bitter çikolata 115 kalori, 1 porsiyon şekersiz incirli hurmalı muhallebi 165 kalori” diyor.