Yazılar

Covid sonrası sağlık kontrollerine devam edin

Covid sonrası sağlık kontrollerine devam edin

Nefes alamama, öksürük krizleri, şiddetli ağrı, koku ve tat kaybı ve yüksek ateş başta olmak üzere birçok belirtiyle kendini gösterebilen, tedavisi kişiden kişiye değişebilmekle birlikte bazen haftalarca hatta aylarca sürebilen Covid-19 enfeksiyonunu geçirip iyileştikten sonra da ne yazık ki iş bitmiyor! Acıbadem Maslak Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Köse “Bir yıldır yaşadıklarımız bize gösterdi ki; Covid-19 enfeksiyonunun akciğer dışında neredeyse tutmadığı organ ve sistem yok. Bu yüzden hastalık sonrasında da devam eden çok çeşitli kalıcı semptomları olan ve sayıları giderek artan hastalarla karşılaşıyoruz. Bu nedenle Covid sonrası bazı önlemleri mutlaka almak gerekiyor” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Köse, Covid sonrası ortaya çıkabilen hastalıkları anlattı, iyileştikten haftalar hatta aylar sonra bile dikkat edilmesi gereken, ihmale gelmez önlemleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Bir yıl önce ülkemizde görülmesiyle birlikte topyekun seferberliğe yol açan, günlük yaşam alışkanlıklarımızı kökünden değiştiren yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 enfeksiyonu bugün hala en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Maske, mesafe ve hijyenin yanı sıra Covid-19 aşısı yüzyılın salgın hastalığından korunmada bir umut olsa da, tüm bu önlemlere rağmen hastalık kapıyı çalabiliyor! Üstelik Covid-19 geçirip iyileşmek de sorunu bitirmiyor; hastalığın yol açtığı tahribat iyileştikten sonra da fiziksel ve psikolojik olarak etkisini yoğun şekilde farklı biçimlerde gösterebiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Köse “Son bir yıldır yaşananlar Covid-19 enfeksiyonunu geçirmekle sorunun bitmediğini, iyileştikten günler, haftalar hatta aylar sonra da çok çeşitli sıkıntılar yaşanabildiğini ortaya koyuyor” derken, o hastalıkları şöyle sıralıyor;

Covid-19 bu hastalıklara yol açabiliyor!

  • Santral sinir sistemini etkileyerek: Baş dönmesi, baş ağrısı, sersemlik hissi, kas ağrısı, tat ve koku kaybı ve felç gibi semptomlar.
  • Gastrointestinal sistemi etkileyerek: Bulantı, kusma, karın ağrısı, iştahsızlık, ishal, mide kanaması, karaciğer hasarına bağlı akut hepatit.
  • Hematolojik ve kalp tutulumu yaparak: Kanın beyaz hücrelerinde düşüklük, ritim bozukluğu, kalp kasında iltihap, bacak damarlarında pıhtılaşma, akciğer damarlarında pıhtı, kalp krizi gibi çeşitli klinik tablolar.
  • Üriner sistemi etkileyerek: İdrarda kan ve protein kaçağı, böbrekte hasar ve elektrolit bozukluğu.
  • Endokrin sistemde özellikle pankreası etkileyerek: Kan şekeri yüksekliği ve şeker komasına kadar gidebilecek insülin salgılanmasını baskılayabilir.
  • Göz ve deri tutulumuyla beraber konjoktivit ve döküntülere neden olur.

6 ay sonra en sık görülen şikayetler!

Covid-19 sonrası sürecin, hastalık öncesi risk faktörlerine ve hastalığın ciddiyetine bağlı olarak değiştiğini vurgulayan Doç. Dr. Murat Köse “Covid-19 hastalarının üçte birinden fazlası birden fazla kalıcı semptom yaşar. Hastaların kontrollerinin 6. Ayında bile her 5 hastanın biri hala inatçı ve karakteristik semptomlardan muzdaripti” derken, bu inatçı belirtileri psikolojik ve nörolojik olarak ikiye ayırarak şöyle anlatıyor:

  • Fiziksel şikayetler: Halsizlik, nefes darlığı, göğüste huzursuzluk ve öksürüktür. 6 aydan daha uzun süre hastalar bu şikayetler ile hekime başvurabilirler ve genelde yapılan testler sonucunda altta bir neden bulunamaz. Daha az gördüğümüz fiziksel semptomlar; eklem ağrısı, baş ağrısı, gözyaşı kuruluğu, iştahsızlık, baş dönmesi, kafada sersemlik hissi, kas ağrısı, uyku bozukluğu, saç dökülmesi, terleme ve ishaldir. Özellikle bu şikayetler hastanın yaşam kalitesini bozduğundan semptomlara yönelik ilaç verilerek tedavisinin düzenlenmesi önemli.
  • Psikolojik ve Nörolojik şikayetler ise; post-travmatik stres bozukluğu, anksiyete, depresyon, konsantrasyon bozukluğu ve hafıza güçlüğü hastaların Covid-19 sonrası yaşadığı yaşam konforunu, iş hayatını, aile hayatını ciddi etkileyen antidepresan kullanımının hatırı sayılır seviyede olduğu bir durum oluşturur.

Covid sonrası bu 5 önleme dikkat!

Fazla kilolardan kurtulun: Sağlıklı bir vücut için ideal kiloda olmak şüphesiz çok önemli. Ancak özellikle Covid-19 enfeksiyonu geçirenler için çok daha kritik rol oynuyor. Fazla kilo; yüksek tansiyondan diyabete, damarlarda yağ birikiminden inmeye dek birçok hastalığa yol açabilirken, Covid-19 enfeksiyonunun vücutta yarattığı tahribat da eklendiğinde risk artıyor.

 Düzenli egzersiz yapın: Hareketsizlik sağlığımızın en büyük düşmanlarından biri ve Covid-19 enfeksiyonu nedeniyle yıpranan vücudumuzun özellikle haftada üç gün tempolu en az 45 dakika yürüyüş ile yeniden toparlaması mümkün. Aksine hareketsiz yaşama devam edildiğinde tahribat artıyor.

 Sağlıklı diyete özen gösterin: Covid sonrasında da güçlü bağışıklık; hem hastalığın tekrarlanma ihtimalini engelliyor hem de enfeksiyonun vücutta yol açtığı yıkımın onarılması için çok büyük önem taşıyor. Bu nedenle özellikle ağır ve yağlı yiyeceklerden, kızartmalardan, şarküteri ürünlerinden, aşırı tuzdan uzak durmalı ve mevsim sebzelerine soframızda mutlaka yer vermeli, haftada iki gün balık tüketmeyi ihmal etmemeliyiz.

 İlaçlarınızı aksatmayın: Özellikle diyabet, tansiyon, astım, KOAH gibi kronik hastalığınız varsa ilaçlarınızı mutlaka zamanında ve yeterli dozunda almaya özen gösterin.

 Rutin kontrolleri ihmal etmeyin: Covid-19 geçirenlerin mutlaka hekimlerinin önerdiği belirli aralıklarla düzenli rutin muayeneye gitmeleri, pandemi sürecinde hastaneye gitme korkusu nedeniyle şikayetlerini ertelememeleri çok önemli.

Hurmanın vücuda yararları

Hurmanın vücuda yararları

Ramazan’da sofralarımızdan eksik etmediğimiz hurma liften zengin olmasının yanı sıra potasyum, magnezyum, bakır ve B vitaminleri içeriyor. Ayrıca bağışıklığımızı güçlendiren antioksidanlardan oldukça zengin bir besin. İçerdiği bu vitamin ve mineraller ile hurma ‘tam bir şifa meyvesi’ olarak nitelendiriliyor. Hem tok kalmamızı sağlayan özelliği hem de yüksek vitamin mineral içeriği nedeniyle özellikle oruç tutarken mutlaka tercih edilmesi gerekiyor. Ancak dikkat! Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan aynı zamanda şeker içeriği yüksek bir besin olduğu için özellikle diyabet hastalarının hurmada porsiyon miktarına dikkat etmeleri gerektiğini belirterek, “Hurmanın 3 küçük adeti ortalama 60 kalori içeriyor ve bu bir porsiyon meyveye denk geliyor. Dolayısıyla sahur veya iftarda 2-3 adet tüketmek yeterli olacaktır. Diyabet hastaları hurma yerken yanında yoğurt veya fındık ile badem gibi kuruyemişlere de yer vermeliler. Böylelikle kan şekeri salınımı daha kontrollü olacaktır” diyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, hurmanın sağlığımız üzerindeki 10 önemli faydasını anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Tok tutuyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan hurmanın yüksek lif içeriğiyle uzun süre tokluk hissi sağladığını belirterek, “Hurmanın yanında ceviz ve badem gibi kuruyemiş tüketmenizde fayda var. Böylece kan şekerinizde ani değişiklik oluşturmayacağı için oruç tutarken halsizlik gibi sorunlar yaşamazsınız.” diyor.

Bağışıklığı güçlendiriyor

Özellikle pandemi döneminde bağışıklık sistemi daha da önem kazandı. Ramazan’da sofraların vazgeçilmezi hurma içerdiği antioksidanlar sayesinde bağışıklığı da güçlendiriyor. Üzerine tahin eklerseniz hurma daha lezzetli ve doyurucu olacaktır.

Baş ağrısına karşı etkili

Hurma içerdiği magnezyumla baş ağrısını hafifletmeye yardımcı olabiliyor. Oruç tutarken baş ağrısı sorunu yaşıyorsanız özellikle sahurda hurma tüketmenizde fayda var. Hurmanın yanında bol su içmeyi de unutmayın, çünkü baş ağrınızın nedeni sıvı eksikliği de olabiliyor.

Tam bir enerji deposu

Ramazan’da öğün sayısının azalmasıyla birlikte halsizlik ve yorgunluk problemleri sıkça yaşanıyor. Hurma içeriğindeki B vitaminleri sayesinde enerji sistemlerinin daha iyi çalışmasını sağlayarak, yorgunluğa da iyi geliyor.

Kabızlığa karşı koruyor

Ramazan’da vücudumuzdaki sıvının azalması nedeniyle kabızlık gibi sindirim yakınmaları oluşabiliyor. Hurma içeriğindeki lif sayesinde bağırsak hareketlerini artırarak kabızlığa karşı etkili oluyor.

Kalp sağlığına iyi geliyor

Hurma potasyumdan zengin bir meyve olduğu için vücudun sıvı ve elektrolit dengesini sağlıyor. Bu etkisiyle kan basıncını dengeleyerek tansiyonun düzenlenmesine yardım ediyor.

 Kas ağrılarını ve krampları önlüyor

Hurma yüksek miktarda potasyum içeriğine sahip bir meyve. Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan içeriğindeki potasyum sayesinde hurmanın kas ve eklem ağrısı, kramp, yorgunluk ile halsizlik gibi semptomlara iyi geldiğini söylüyor.

Kemik yapılarını güçlendiriyor

Hurma içerdiği kalsiyumun etkisiyle kemik yapılarını güçlendiriyor. Özellikle ilerleyen yaşlarda kadınlarda sık görülen osteoporoz riski için hurma öneriliyor.

Sindirim sistemini düzenliyor

Hurma bol lifli yapısıyla sindirimi de rahatlatıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan hurmanın mide asidini dengelediğini ve ani acıkma ile mide yanmalarını önlediğini belirterek, “Bu etkileri nedeniyle mide problemi yaşayan kişiler de hurmayı rahatlıkla tercih edebilirler.” diyor.

Cilt sağlığını koruyor

Antioksidandan ve C vitamini yönünden zengin olan hurma cilt sağlığını koruyor. Cilt yapılarını iyileştirerek daha canlı ve nemli bir görünüm sağlıyor.

 Şeker yerine hurmalı tarifler

Hurma kullanarak birçok tarifi şekersiz yapabilirsiniz. Hem daha besleyici hem de sağlıklı bir alternatif olacaktır.

 Fındıklı hurma topları!

– 4-5 adet hurma

– Fındık içi

– Hindistan cevizi

Yapılışı:

4-5 adet hurmayı sıcak suda bekletip üzerine fındık ekleyin. Ardından her iki malzemeyi blenderden geçirin. Elinizde şekil verip hindistan cevizine bulayarak tüketebilirsiniz.

Hurmalı Puding 

-1 adet avokado

-8 adet medjoul hurma

-2 yemek kaşığı kakao

-3 yemek kaşığı hindistan cevizi tozu

Yapılışı:

Olgunlaşmış avokadoyu dilimleyip blendere atın. Hurmaların çekirdeklerini çıkarıp 15 dakika sıcak suda beklettikten sonra tüm malzemeleri blenderden çekin. Cam kaselere koyup üzerini hindistan ceviziyle süsleyerek tüketebilirsiniz.

Şekersiz Brownie

– 8 adet medjoul hurma

– 2 yemek kaşığı kakao

– 1 su barağı badem unu

– 3 adet yumurta

– 1 çay bardağı sıvı yağ

Yapılışı:

Hurmaların çekirdeklerini çıkarıp 15 dakika sıcak suda beklettikten sonra, tüm malzemeleri blenderdan çekin. Ardından malzemeleri yağladığınız kek kalıbına dökün, 180 derece ısınmış fırında 15 dakika pişirin. Ilıyınca biraz buzdolabında bekletip servis edebilirsiniz.

Kansere davetiye çıkaran hatalar

Kansere davetiye çıkaran hatalar

Kanser, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kalp hastalıklarından sonra 2. ölüm nedeni olarak yerini korumaya devam ediyor. Tüm dünyada kanser verilerini toplayan Globocan (Global Cancer Observatory) istatistiklerine göre; 2020 yılında 19.3 milyon kişiye yeni kanser tanısı kondu; 10 milyon hasta da kanser nedeniyle hayatını kaybetti. 2040’ta bu sayıların yüzde 50 oranında artacağı öngörülüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre de; ülkelerin yüzde 40’ında, Covid-19 pandemisi sırasında sağlık ünitelerine geç başvuru nedeniyle kanser tanısı daha geç evrelerde konabildi. Bunun nedenleri ise hastaların ya tedaviye ulaşmakta güçlük çekmeleri ya da enfeksiyonun bulaşma kaygısı nedeniyle tetkiklerini aksatmaları veya tedavilerini erken kesmeleri. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp, ayrıca tedavideki gelişmeler için çok önemli kaynak olan kanser araştırmalarında da pandemi sırasında ciddi yavaşlamalar olduğunu belirterek, “Önümüzdeki yıllarda bu aksamalara bağlı olarak kanser yükünde ciddi artışla karşılaşmayı bekliyoruz.” diye konuşuyor.

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp, dünyada kanserin görülme sıklığının artmasında hatalı alışkanlıklarımızın da önemli rol oynadığına dikkat çekerek, “Pandemi sürecinde kanseri tetikleyen en önemli unsurlar ise hareketsiz yaşam, tütün ve alkol kullanımı ile hatalı beslenme alışkanlığı oldu. Tütün kullanımı akciğer kanserlerinin yüzde 85’inden sorumlu olmasının yanı sıra baş ile boyun, pankreas ve mesane kanseri gibi ölümcül birçok kansere neden oluyor. Hatalı beslenme, yoğun alkol tüketimi ve egzersiz eksikliğinin de kanser riskini yüzde 30-50 oranında arttırdığı düşünülüyor” diyor. Peki hangi alışkanlıklarımız kansere adeta davetiye çıkarıyor? Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp kansere neden olan 10 hatalı alışkanlığımızı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Hata: Tütün ve tütün ürünleri kullanmak

Tütün, içinde yer alan nikotin dışında, sigara dumanı içeriğinde bulunan yüzlerce zararlı madde nedeniyle geçtiği yerler boyunca ve tüm vücutta hücre yapıları ile koruyucu bağışıklık kalkanının bozulmasına neden olarak kanser oluşumunu tetikliyor. Baş-boyun, akciğer, mesane ve pankreas gibi ölümcül kanser türleriyle birlikte toplamda 14 kanser türünün gelişiminde rol oynayan tütün ile tütün ürünleri; kanserlere bağlı ölümlerin yüzde 25-30’undan, akciğer kanserine bağlı ölümlerin de 87’sinden sorumlu oluyor. Sigara içmeyenlere göre sigara içen erkekler 23 kat, kadınlar da 17 kat kadar daha fazla akciğer kanseri riski taşıyor.

Hata: Hareketsiz yaşamak, batılı tarzı beslenmek

Hareketsiz yaşamla birlikte ‘Batı tarzı beslenme’ olarak nitelendirilen doymuş yağ asidi ve kırmızı etin yoğun tüketilmesiyle kolon kanseri riski yüzde 45 oranında artıyor. Bu tür beslenme ve yaşam tarzının getirdiği obezite nedeniyle de rahim, meme, pankreas ile mide kanserlerinin oluşma riski de yüzde 30 yükseliyor.

Hata: Fazla alkol tüketmek

Ciddi alkol tüketimi; aralarında yemek borusu, meme ve karaciğer kanseri gibi çeşitli kanser türlerinin gelişiminde önemli rol oynuyor. Örneğin yapılan çalışmalarda; günde 14 gram (360 ml bira, 150 ml şarap, 45 ml viski, rakı vb) ve üzerinde alkol tüketimi ile meme kanseri riskinin yüzde 23, kolon kanserinin yüzde 17, yemek borusu kanserinin de yüzde 220 oranında arttığı gösterildi.

Hata: Mangalda sık sık et/ sebze pişirmek

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp, karbonlaşmış besin maddelerinin vücuda zararlı olan pirolizat ve çeşitli amino asitleri içerdiklerini belirterek, “Bu bileşikler özellikle mide ve bağırsak sistemi kanserleri için riski arttırıyorlar”  diyor.

Hata: Uzun süre korunmasız güneşlenmek

Uzun süre korunmasız güneşlenme; güneşin zararlı ultraviyole ışınları nedeniyle cildin alt katmanlarında (dermis) bulunan hücrelerin DNA yapılarının kırılarak kontrolsüz bölünmelerine, koruyucu bağışıklığın baskılanmasına ve bu yolla melanom ile diğer cilt kanserlerine zemin hazırlıyor. Öyle ki 25 yaşından önce 6 kez veya daha fazla ciddi güneş yanığıyla karşılaşmak melanom riskini 2.7 kat, diğer cilt kanserlerini de 1.7-2 kat arttırıyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp, solaryum cihazlarıyla bronzlaşmanın ise cilt kanseri riskini 6 kat kadar yükseltebildiği uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Kanser gelişimini önlemek için solaryumdan uzak durmak, güneşin zararlı ışınlarının yoğun olduğu 10:00-16:00 saatleri arasında dışarı çıkmamak, güneş maruziyeti bulunan zamanlarda SPF 30 ve üzeri koruyucu kullanmak gerekiyor.”

Hata: Paketlenmiş gıdalar ve koruyucu içeren işlenmiş gıda ürünlerini tercih etmek

“Bozulmamaları için nitrit ve nitrat eklenen konserve gıdalar ile azo tipi boya içeren gıda ürünleri direkt karsinojendir.” uyarısında bulunan Prof. Dr. Yeşim Eralp, kanser riskini artıran diğer ürünleri şöyle sıralıyor: “Ayrıca bisfenol içeren plastik kaplı ürünler, bu maddenin besine geçmesi yoluyla meme ve prostat kanserlerine zemin hazırlıyorlar. Satüre yağ asidi, rafine şeker ile un içeren ürünlerin tüketimi de oksidayon ve enflamasyonu tetikleyerek kansere yol açıyor. Çok şekerli tatlılar da insülin hormonunun aşırı salgısı yoluyla hücre bölünme ve büyüme yollarını uyararak kanseri tetikleyebiliyor.”

Hata: Tatlandırıcı içeren içecekleri abartmak

Yapılan çalışmalarda; tatlandırıcı içeren içeceklerin çok miktarda tüketilmesi; fazla miktarda aspartam alınması yoluyla bazı hematolojik kanserlerle ilişkilendiriliyor.

Hata:  Stresi yönetememek

“Yapılan çalışmalarda aşırı stresin tek başına kanseri tetiklediği gösterilmemiştir. Ancak, bununla birlikte gelebilecek aşırı tütün ve alkol tüketimi gibi kötü alışkanlıkların kanserle direkt ilişkisi ortaya konmuştur.” bilgisini veren Prof. Dr. Yeşim Eralp, “Stresten uzak durmak için iyi uyumak, mümkün olduğu kadar hareketli olmak, haftanın üç günü düzenli egzersiz için zaman ayırmak çok önemli.”  diyor.

Hata: Geceleri uykusuz geçirmek

Televizyon açık iken uyumak ve geç saatlere kadar uykusuz kalmak gibi uyku düzeni ile kalitesini olumsuz etkileyen hatalı alışkanlıklarımız da kanser riskini artırıyor. Melatonin; uyku döngüsü ve ‘sirkadiyen ritim’ olarak nitelendirilen vücudun biyolojik saatini düzenlemekle görevli bir hormon. Uykuyla ilgili hatalı alışkanlıklarımız nedeniyle, beynin orta bölgesinde yer alan küçük bir organ olan epifiz, melatonin hormonunun salgısını bozarak kanser oluşumunu tetikliyor.

Hata: Başucunda cep telefonuyla uyumak

Cep telefonları ve mikrodalga fırınlar gibi elektromanyetik radyasyon kaynağı cihazların kanser ilişkisi uzun süredir toplum çapında korku yaratan bir konu olarak tartışılıyor. Geçmişte yapılan hayvan deneylerinde, bu tür non-ionize ışımaların ‘myelom’ denen bir hematolojik kansere veya yumuşak doku tümörlerine yol açabileceği yönündeki veri, bu konuyu gündeme getirdi. Radyofrekans radyasyonunun, yakında bulunduğu dokuda şeker metabolizmasını hızlandırarak veya damarlarda genişleme ve ısı değişimi yoluyla kanseri tetikleyebileceği öne sürüldü. Prof. Dr. Yeşim Eralp, ancak epidemiyolojik çalışmalarda bunların toplum bazında kanserle doğrudan ilişkisinin kanıtlanamadığını belirterek, “Yine de telefon başucumuzda uyumamak ve konuşurken kulaklık kullanmak yoluyla cihazla uzun süreli yakın temastan kaçınmak, olası bir kanserden korunmak için öneriliyor.” diyor.

Fazla tuz tüketiminin zararları

Fazla tuz tüketiminin zararları

Vücudun elektrolit dengesini sağlıyor, asit-baz dengesini koruyor, sinir sisteminin düzenli çalışmasında kilit rol üstleniyor, kan dolaşımını düzenliyor… İdeal miktarlarda tüketildiğinde sağlığımız üzerinde son derece önemli katkıları olan ‘tuz’, bunun aksine fazla miktarda alındığında ise adeta bir ‘zehre’ dönüşebiliyor!

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günde ortalama 5 gram tuz vücudumuzun ihtiyacını karşılamak için yeterli geliyor. Ancak yapılan çalışmalar, ülkemizde ideal tuz miktarından yaklaşık 3 kat fazla tuz tüketildiğini gösteriyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin yemeklere tuz eklemeden de tükettiğimiz besinlerden günde 5 gram tuz aldığımıza dikkat çekerek, “Sanılanın aksine tuzun büyük bir miktarını yemeklere serpilen tuzdan değil, salam, sosis veya paketlenmiş atıştırmalıklar gibi işlem görmüş besinlerden alıyoruz. Öyle ki işlenmiş besinler sodyum alımının yaklaşık yüzde 75 gibi yüksek bir oranını oluşturuyor. Dolayısıyla sofradan tuzluğu kaldırmak kadar işlenmiş besinlerden uzak durmak çok önemli.” diyor. Peki ideal miktarın üzerinde tüketilen tuz sağlığımızı nasıl etkiliyor? Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin fazla tuz tüketiminin neden olduğu 6 hastalığı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Yüksek tansiyon

Fazla tuz tüketiminin yol açtığı en önemli sorunlardan biri, kan basıncını yükseltmesi. Ayrıca tuz etkilerini azalttığı için kan basıncını düşürmek amacıyla alınan tansiyon düşürücü ilaçların dozunu ve sıklığını da artırmak gerekiyor. Tuz ile hipertansiyon arasında doza bağlı ve doğrudan bir ilişki mevcut. Günlük sodyum tüketiminin 1.8 gram azaltılması hipertansiyon hastalarında sistolik (büyük) kan basıncında 9.4 mmHg, diyastolik (küçük) kan basıncında da 5.2 mmHg düşme sağlıyor.

Kan basıncı yükseldiğinde inme riski de 3 kat artıyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin bunun aksine tuz alımının azaltılmasının uzun dönemde inme ve kalp damar hastalıkları riskini düşürdüğüne dikkat çekerek, “Örneğin tuz tüketimi 10 gramdan 5 grama düştüğünde kalp damar hastalıkları riski yüzde 17, inme riski de yüzde 23 oranında azaltılabiliyor.” diyor.

İnsülin direnci

Tuz tüketiminin fazla olduğu beslenme alışkanlığı, karın bölgesindeki yağ hücrelerinin çoğalmasına neden olan kandaki leptin düzeyini yükseltiyor. Prof. Dr. Sevgi Şahin karın bölgesinde oluşan yağlanmanın da insülin direnci için önemli bir risk faktörü oluşturduğunu belirterek, “Bunun aksine düşük sodyumlu beslenme alışkanlığı edinmek glukozu dokulara taşıyan transporterlerin miktarını ve yağ hücrelerinin içindeki insülin reseptörlerini düzenliyor ve böylece insülin direnci azalıyor.” diyor.

Osteoporoz

Günümüzün önemli bir sağlık problemi olan ve ‘osteoporoz’ olarak adlandırılan kemik yoğunluğu azalması nedeniyle 50 yaş üstündeki her 2 kadından biri ve her 5 erkekten biri, kemik kırıkları problemiyle karşı karşıya kalıyor. Fazla tuz tüketimi kemiklerden kalsiyumun serbestleşmesine ve idrarla vücuttan atılmasına neden oluyor. Bunun sonucunda kemikler zayıflıyor ve kolay kırılabilir hale geliyor.

Mide kanseri

Yüksek sodyum içeren beslenme alışkanlığı ‘mide kanseri’ gibi çok ciddi bir tablonun gelişme riskini de artırıyor. Prof. Dr. Sevgi Şahin yüksek sodyum içeren beslenme alışkanlığının mide mukozasında hasar oluşturduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Yüksek sodyum içeren diyet, helicobacter pylori adlı bakterinin midede hasar yapmasına yatkınlık oluşturuyor. Hasarlanan mide mukozasında da kanser gelişebiliyor. Bu nedenle tuzlu, tütsülenmiş ve salamura gıdalardan uzak durmak gerekiyor” diyor.

Böbrek yetmezliği

Fazla tuz tüketimi sistemik kan basıncını yükseltmesinin yanı sıra böbrek içinde yer alan küçük damarların kan basıncını da artırıyor. Bunun sonucunda damarlar yırtılarak böbrek dokusunda hasar oluşturuyor. Fazla tuz tüketiminin yol açtığı bir başka önemli sorun da, idrarda protein kaçağına neden olması. Tüm bunların etkisiyle böbreklerde taş oluşumu veya uzun dönemde böbreklerde yetmezlik gibi önemli sorunlar gelişebiliyor.

Damar hastalığına bağlı demans

“Damar hastalığına bağlı demans, bunamanın en sık görülen türü olarak karşımıza çıkıyor.” diyen Prof. Dr. Sevgi Şahin, sözlerine şu uyarıyla devam ediyor: ”Fazla tuz tüketimi damar yapısını bozarak ve kan basıncını yükselterek damar hastalığına bağlı demansın ilerlemesini hızlandırıyor.  Beynin kan dolaşımının damar sertliği nedeniyle hasar görmesi sonucunda oluşan bu tablo, zihinsel fonksiyonlarımızın tümünü olumsuz etkiliyor. Kan basıncının kontrol altında olması ise damar sertliği riskini azaltıyor.”

 Tuzu azaltmanın 6 püf noktası!

  • Sofraya tuzluk koyma alışkanlığından vazgeçin.
  • Yiyeceklerinizi tuz yerine baharatlarla lezzetlendirin.
  • Alışveriş yaparken paketli ürünlerin son kullanma tarihinin yanı sıra sodyum içeriğine bakmayı da alışkanlık haline getirin. 100 gramlık bir ürün 1.5 gram tuz veya 0.6 gram sodyum içeriyorsa “yüksek tuzlu ürün” grubuna girerken; 0.6 gram tuz ya da 0.1 gram sodyum varsa “düşük tuzlu ürün” grubunda yer alıyor.
  • Hardal, zeytin, soya sosu ve ketçap gibi yiyeceklerin tuz içeriği çok fazla oluyor. Bu besinleri tüketmekten mümkün olduğunca kaçının. Örneğin 1 çay kaşığı soya sosu 335mg sodyum (837.5 mg tuz), bir çay kaşığı kabartma tozu 530 mg sodyum (1.32 gram tuz) içeriyor. Bu miktar günlük tuz alımının neredeyse 5’te 1‘ini oluşturuyor.
  • Zeytin, turşu, peynir gibi salamura besinler de yüksek miktarda sodyum içeriyor. Bu besinlerden de mümkün olduğunca kaçının.
  • Enginar, ıspanak ve kereviz gibi sebzeler yüksek tuzlu sebzeler arasında yer alıyor. Öyle ki 100 gram enginar 86, ıspanak 71, kereviz de 100 mg sodyum içeriyor. Bu besinleri pişirirken ekleyeceğiniz tuz miktarını azaltmayı unutmayın.

Endometriozis olabilirsiniz

Endometriozis olabilirsiniz

Ülkemizde kadınların çoğu adet döneminin ağrılı geçmesini “normal” kabul ettiği için çok önemli bir sağlık sorunu da sinsice ilerliyor. Belirtileri ve şiddeti tümörün yerleştiği bölgeye göre farklı sorunlara yol açan, anne olmanın önündeki en büyük engellerden biri olarak karşımıza çıkan bu tehlikeli hastalık ülkemizde her 10 kadından birinde görülüyor. Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen ve başka rahatsızlıklarla da ortak belirtiler gösteren endometriozisin tanısı bazen 10 yılı bile bulabiliyor! İşte, tüm dünyada bu tehlikeli hastalığa karşı farkındalık oluşturabilmek için toplumun dikkati her yıl Mart ayında endometriozise çekiliyor. Hastalığın zamanında fark edilmesinin tedavi açısından da büyük önem taşıdığını vurgulayan Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör,  “Endometriozis, karın bölgesindeki organlarda kalıcı hasar bırakabilir. Ayrıca kısırlığın da başlıca nedenlerinden biri. Kısırlık nedeniyle hekime başvuran kadınların yüzde 15 ila 55’inde görülüyor. Endometriozisin yumurtalık kanserini artırdığını gösteren çalışmalar da var. Bu nedenle olası bir şikayette mutlaka hekime başvurulmalı” diyor. Prof. Dr. Mete Güngör, endometriozis hakkında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ülkemizde üreme çağındaki her 10 kadından birinde görülen endometriozis, rahmin iç tabakasında bulunması gereken endometrium dokusunun rahim dışında başka organlarda yerleşmesine ve yerleştiği bölgede hastalık oluşturmasına deniliyor. Anne olmanın önündeki en büyük engellerden biri olan ve özellikle şiddetli adet ağrılarıyla kendini gösteren  endometriozis; karın zarı üzerinde, yumurtalıkları rahime bağlayan tüplerde, idrar kesesi ve idrar borusunda, bağırsaklar üzerinde ya da yumurtalıklarda, nadiren de akciğer, göz, göbek ve diyafram gibi bölgelerde ortaya çıkabiliyor. Endometriozisin adet dönemi hormonlarından etkilendiğini kaydeden Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör,  “Bu nedenle döngüsel olarak büyüyüp kanamaya yol açarlar. Bu kanamalar, bulundukları yerlerde doku reaksiyonlarına, iltihaplara, yapışıklıklara ve kistlere neden olur. Uzun vadede organların birbirine yapışması bile söz konusu olabilir” diyor.

Adet süresi 7 günü geçiyorsa!

Özellikle 15-49 yaş arasındaki kadınlarda görülen ve ülkemizde 1,5 milyon kadını etkileyen bu hastalığın nedenleri tam olarak bilinemiyor. Ancak ailesinde endometriozis olan kadınlarda hastalığın görülme riskinin 6 kat arttığını belirten Prof. Dr. Mete Güngör, diğer risk nedenleri hakkında şunları söylüyor:

“Kadınların ilk adet kanamasının 11 yaşından önce olması, adet döngüsünün 27 günden kısa sürmesi, 7 günü geçen adet kanamaları, hiç hamile kalmamış ve doğum yapmamış olmaları, yüksek düzeyde östrojene maruz kalmaları, menstrüel kan akımını bozan anomaliler, endometriozis riskini artıran diğer etmenler. Ancak yağlı beslenmenin, fazla et ve kafein tüketiminin de risk faktörü olduğu kabul ediliyor. Öte yandan hamilelik, düzenli egzersiz ve geç adet görme ise riski azaltan etmenler olarak öne çıkıyor.”

 Karında şişkinlik zannettiğiniz…

Endometriozisin yumurtalıklarda görülmesi halk arasında “çikolata kisti” olarak bilinen endemetriomaya oluyor. “Karnımda şişkinlik hissediyorum” diyen, sürekli gaz şikayeti yaşayan kadınlar, bu yakınmaların çikolata kistinden kaynaklandığını öğreninceye kadar birçok hekimin kapısını çalıyor. Şikayetler nedeniyle genellikle dahiliye ya da gastroenteroloji uzmanlarına başvurulduğunu dile getiren Prof. Dr. Mete Güngör, “Karında şişlik ya da gaz zannedilen aslında endometriozis nedeniyle gelişen kist olabiliyor. Tedavi için doğru adresi bulana kadar kadınlar çok zaman kaybedebiliyor. Bu da kistin büyümesine ve şikayetlerin de artmasına yol açıyor” diyor.

Anne olmayı engelleyebiliyor

Yaşam kalitesini düşüren endometriozisi kadınlar için daha da önemli hale getiren bir başka nokta da doğurganlık üzerine olan etkisi. Endometriozisin özellikle tüplerde ve yumurtalıklarda tıkanıklığa, yapışıklığa yol açması nedeniyle yumurtalıklardan yumurta salınımını engelleyebileceği ve bunun da kısırlığa sebebiyet verebileceğini anlatan Prof. Dr. Mete Güngör, şunları söylüyor:

“Endometriozis odaklarından salgılanan bazı maddeler, yumurta ve spermin döllenmesine ya da rahime yerleşmesine de engel olabiliyor. Bu alanda yapılan çalışmalar da kısırlık nedeniyle hekime başvuran kadınların yüzde 15-55’inde endometriozis olduğunu gösteriyor. Ancak her endometriozis hastalığı da kısırlığa yol açmıyor. Bazı hastalar doğal yollarla hamile kalabiliyor. Bazıları da yardımcı tedavi yöntemleri ile bebek sahibi olabiliyor.”

Yumurtalık kanseri daha sık görülüyor

Endometriozis ile ilgili zihni kurcalayan en büyük soru işaretlerinden biri de hastalığın kansere yol açacağı endişesi. Bazı bilimsel çalışmalarda yumurtalık kanserinin endometriozisi olanlarda daha sık görüldüğü sonucuna ulaşıldığını kaydeden Prof. Dr. Mete Güngör, Özellikle ileri yaşta görülen endometriozisin çok iyi değerlendirilmesi, cerrahi yöntemlerle çıkarılıp patolojjk değerlendirmeden geçirilmesi gerekiyor” diye vurguluyor.

Esas tedavi yöntemi cerrahi

Endometriozis tanısı hastanın şikayetlerinin dinlenmesinin ardından fiziki muayene, ultrason, MR ve laparoskopi gibi kimi tetkik yöntemleri ile konuyor. Tedavi ise hastalığın seviyesine, belirtilerin şiddetine ve kadının çocuk sahibi olmak isteyip istemediğinize göre ilaçla ve cerrahi yöntemlerle gerçekleştiriliyor. İlaç tedavisi daha çok ağrının temel sorun olduğu durumlarda uygulanıyor. Endometriozisin asıl tedavi yönteminin cerrahi olmasına karşın her hastanın ameliyat edilmediğini ifade eden Prof. Dr. Mete Güngör, “Ameliyat doğurganlığı artırmak ve ağrıyı azaltmak için tercih ediliyor. Özellikle hayat kalitesini bozan şiddetli pelvik ağrı yaşayan, ilaç tedavisinden fayda görmeyen, endometriozisi olduğu bilinen ve istediği halde hamile kalamayan ve büyük çikolata kisti bulunan kadınlarda cerrahi yönteme başvuruluyor. Ancak endometriozis yüzde 10-30 oranında nüksedebiliyor.”

Endometiozis ameliyatlarının “kapalı yöntem” olarak bilinen laparoskopik yöntem ile yapılması tercih ediliyor. Üreme organlarına dokunulmadan, küçük kesilerle yapılan bu ameliyatlar sayesinde daha az doku hasar görüyor ve hasta kısa sürede iyileşiyor. Bu ameliyatların tecrübeli hekimler tarafından yapılması ise hastanın doğurganlık ve hormonal fonksiyonlarının bozulmaması ve hastalığın tekrarlama olasılığının azalması için önem taşıyor.

Bu belirtilere dikkat!

Endometriozis yol açtığı yakınmaların çok çeşitli olmasından dolayı gözden kaçabiliyor. Bu nedenle kadınların bedenlerinden gelen sinyalleri doğru algılayarak zamanında harekete geçmesi yaşam konforunu artırıyor. Peki, vücudumuzdan gelen hangi sinyaller endometriozisten kaynaklanıyor? Prof. Dr. Mete Güngör, bu belirtileri şöyle sıralıyor;

  • Bel ağrısı,
  • Uzun süreli kasık ve karın ağrısı,
  • Şiddetli adet sancıları,
  • Aşırı kanamalı adet,
  • Cinsel ilişkide ağrı,
  • Sürekli yorgunluk,
  • Hamile kalmada güçlük,
  • Kısırlık,
  • Bağırsak alışkanlıklarında değişiklik ve idrar yaparken ağrı,
  • Kabızlık, şişkinlik
  • Dikkati toplayamama,
  • Depresyon

Covid negatife dönse de bu 5 kurala dikkat!

Covid negatife dönse de bu 5 kurala dikkat!

Yüzyılın salgın hastalığı Covid-19’dan korunmak için maske, sosyal mesafe ve temizlik kurallarına uymak kadar sağlıklı beslenerek güçlü bir bağışıklığa sahip olmak da büyük önem taşıyor. Tüm bu önlemlere rağmen Covid enfeksiyonuna yakalanıp iyileşenlerin de ‘Covid-19’u atlattım’ diye düşünmeyip, iyileştikten sonra da sağlıklı beslenmeye dikkat etmeleri gerekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase “Covid-19 enfeksiyonu geçirip iyileşseniz de virüse tekrardan yakalanabilme ihtimaliniz var; ayrıca vücudunuz hastalık sonrası bir toparlanma süreci yaşar. Bağışıklığınızı güçlü tutmak ve toparlanmaya destek olmak için vücudunuzun ihtiyacınız olan vitamin, mineralleri karşılamalısınız. Bazı besinler diğerlerine göre daha fazla vitamin, mineral ve antioksidan içeriyor. Covid sonrası dönemde de bu besinleri mutlaka günlük rutininize eklemenizde fayda var.” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase, Covid sonrası vücut direncini artıran 10 besini ve Covid negatife dönse de dikkat edilmesi gereken 5 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Nar

Nar mevsim meyveleri arasında antioksidan gücü oldukça baskın bir meyve. İçerisindeki polifenoller sayesinde hücre hasarını azaltıyor. Bunun yanında hastalık sürecinde oluşan inflamasyonu azaltmaya yardımcı oluyor. Narı yarıya bölüp salatalarınıza ekleyebilir veya ikindi vakti ara öğün olarak yoğurdunuzun içerisine ekleyebilirsiniz. Eğer kemoterapi tedavisi görüyorsanız nar tüketmek sizin için sakıncalı olabilir.

Turunçgiller

Turunçgil ailesinden limon, portakal ve mandalina C vitamininden zengin olmaları sebebiyle  mutlaka tüketilmesi gerekenlerden. Bu meyveler, C vitamini ve antioksidan içeriği ile serbest radikallerle savaşıyor ve bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor. Ayrıca turunçgillerin içerisindeki hesperidin ve apigenin gibi flavonoidler beyin sağlığını koruyarak nörodejeneratif bozuklukları önlüyor. Her gün 1 limonu salatanıza ekler ve 1 adet portakal tüketirseniz günlük C vitamini ihtiyacınızı takviyeye gerek kalmadan karşılayabilirsiniz.

Yumurta

Yumurta kaliteli bir protein kaynağı ve ihtiyacımız olan tüm amino asitleri bir arada bulunduran bir besin. Yumurta Covid-19 geçirdikten sonra hücre hasarını toparlamak için artan protein ihtiyacınıza destek olur. Vücudunuzdaki iyi kolesterolü artırarak kalp sağlığınızı korur. Yumurtayı kahvaltıda haşlanmış olarak veya öğlen yemeğinizin yerine omlet şeklinde tüketebilirsiniz.

Balık

Kaliteli protein kaynaklarından balık güçlü bir bağışıklık için günlük beslenmenizde yer alması gereken bir besin. İyot, protein ve sağlıklı yağ içeriğiyle vücudunuz için oldukça faydalı. Haftada 1 tüketeceğiniz balık; inme ve kalp krizi geçirme riskini azaltıyor. Önemli bir nokta balığın pişirme yöntemi. Kızartma işlemi balığın yağ oranını artırıyor ve sağlıklı besin içeriğini azaltıyor. Balığı pişirirken mutlaka haşlama, ızgara veya fırında yöntemleri kullanılmalı.

Brokoli

Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase “Brokoli; koyu yeşil renkli bir sebze olmasıyla vitamin deposu olduğunu gösteriyor. C vitamini, K vitamini ve biyoaktif bileşikler içermesiyle bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor, inflamasyonu azaltıyor. Zengin lif içeriği kalp-damar sağlığınızı koruyor. Aynı zamanda sindirimi kolaylaştırarak, kabızlık probleminden koruyor. Lahanagiller ailesinden olan lahana ve brüksel lahanasını da tüketmeyi ihmal etmeyin. Eğer fazla gaz şikayeti yaşıyorsanız brokoli tüketiminizi sınırlandırabilirsiniz” diyor.

Havuç

Havuç; koyu turuncu rengini betakaroten adında çok değerli bir antioksidandan alıyor. Bu antioksidan bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Fakat bunun yanı sıra A vitamini, K vitamini, potasyum içeriğiyle kan akışını düzenliyor. Tansiyon problemi olan kişileri olumlu etkiliyor. ‘Havuç çok şekerli’ demeyin. Eğer kan şekeri çok yüksek seyreden bir diyabet hastası değilseniz havucu mutlaka salatalarınıza, yemeklerinize ekleyin veya ara öğünlerde tatlı isteklerinizi bastırmak için 1-2 adet tüketin.

Zencefil

Zencefil, gingerol adında inflamasyonu azaltıcı güçlü bir bileşiğe sahip olmasıyla oldukça sağlıklı bir besin. Bağışıklık güçlendirici etkisinin yanı sıra mide bulantısı sıkıntılarına iyi geliyor. Bakteri ve virüslere karşı koyarak hasta olma riskinizi azaltıyor. Covid-19 sırasında veya sonrasında mide bulantısı yaşıyorsanız zencefil çayı tüketmeyi deneyebilirsiniz.

Bal

Bal, doğal olduğu takdirde içerisinde çok değerli antioksidanlara sahip bir besin. Hastalık sırasında oluşan öksürük semptomlarını azaltıyor ve uyku kalitesini artırıyor. Covid-19 sonrası hala öksürük semptomları yaşıyorsanız günde 1 tatlı kaşığı bal tüketmeyi deneyebilirsiniz. Bunun yanı sıra tatlı bir besin olmasıyla paketli gıda tercih etmek yerine sağlıklı bir besin ile bu ihtiyacınızı karşılayabiliyorsunuz. Tüketirken mümkün olduğunca işlenmiş olmasından kaçınmak ve toksik madde oluşumunu engellemek adına yüksek ısıya maruz bırakmamak gerekiyor. Ayrıca 1 yaş altı bebeklere bal verilmemeli.

Badem

Badem, bolca E vitamini, magnezyum ve lif içeriyor. İçerisindeki sağlıklı yağlar kötü kolesterolü düşürerek kalp sağlığınızı güçlendiriyor. Ayrıca E vitamini gibi güçlü antioksidanlar sayesinde bağışıklık sisteminizi destekliyor. Uyku bozukluğu yaşıyorsanız badem tüketebilirsiniz, bademin uykuyu düzenleyici etkisi bulunuyor. Badem tüketirken dikkat etmeniz gereken bir özellik çiğ olması, kavrulmuş bademler yüksek tuz ve yağ içeriği ile fazla tüketiminde kilo artışı ve kolesterol yüksekliğine sebep olabiliyor.

Su

Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase “Su tüketimi hayatın her evresinde olduğu gibi Covid-19 virüsü ile mücadelede ve iyileştikten sonra da oldukça önemli. Ateş ve enfeksiyon ile vücudunuzun kaybettiği suyu geri koymak gerekiyor. Bu nedenle toparlanma evresinde su tüketmek çok önemli. Günde en az 8-10 bardak su tüketin. Sıvı desteği olması adına çorba ve bitki çayları tüketebilirsiniz.

Dikkat! Covid negatife dönse de;

  •  Her renkten besin tüketmeye devam edilmeli.
  • Dengeli beslenmeli.
  • Yeterli protein tüketilmeli.
  • Bol bol su tüketmeli.
  • İşlenmiş gıdalardan, şekerli, gazlı içeceklerden ve paketli hazır gıdalardan uzak durulmalı.

 Pandemide ilişkinizi onaracak 10 yöntem!

 Pandemide ilişkinizi onaracak 10 yöntem!

Yapılan bilimsel araştırmalar hep aynı sonucu ortaya koyuyor; sağlıklı bir ilişkiye sahip olmak fiziksel ve psikolojik sağlığımız başta olmak üzere yaşamımızın birçok alanına olumlu katkı sağlıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Ece Koç “Sağlıklı ilişki; birbirine sevgi, saygı ve güven ile bağlı olan, hayatı ortak paylaşan, eşit hak ve sorumlulukları olan, birbirlerine özel alanlar tanıyan kişilerin yürüttüğü birlikteliklerdir. Sağlıksız olarak adlandıracağımız ilişkiler ise; çiftlerden birinin kurallarına, dayatmalarına göre yaşanan, karşısındakini değiştirmeye çalışan, güç savaşlarının sık sık gündeme geldiği, kavga ve tartışmanın çok yoğun yaşandığı ilişkilerdir” derken, son bir yıldır çalışma hayatımızın eve taşındığı, partnerlerin evde kısıtlı bir fiziksel ortamda daha fazla zaman geçirmek durumunda kaldığı pandemi sürecinin bazı ilişkilerde ciddi anlamda bunalmışlık ve bıkkınlık hissine yol açtığını ve ilişkilerin sağlıksız bir hal alarak ayrılıklara yol açtığını söylüyor.

Doğru zamanda, doğru üslupla tartışın

Partnerinizin davranışları karşısında şaşkınlığa düşmüş, hayal kırıklığına uğramış, korkmuş hatta öfke duymuş olabilirsiniz. Sevilmediğiniz hissine kapılmanız da cabası. Sizin duygularınız üzerinde yaralayıcı etkiye sahip olan davranışlara karşı sessiz kalmayın, duygularınızı içinize atarak biriktirmeyin; partnerinizle bunu mutlaka konuşun. Ancak sorunlarınızı konuşacağınız zamanın ‘doğru zaman’ olmasına yani gergin, huzursuz ya da yoğun olduğu bir zaman olmamasına dikkat edin. Sözlerinizi dikkatli seçin; doğru bir üslupla dile getirin.

Sorunları  ‘ben’ dilini kullanarak konuşun

Sorunları dile getirirken üslubunuzun hırçınlıktan ve saldırganlıktan uzak olmasına dikkat edin. Partnerinizin davranışının sizin üzerinizde yarattığı olumsuz etkiyi ifade ederken ‘ben’ dilini kullanın. Örneğin; ‘bu yaptığın bana kendimi değersiz hissettirdi’, ‘kendimi sevilmiyor hissettim’ gibi. Doğru bir iletişim tekniğinin ilişkiniz üzerinde yapıcı etkisini hissedeceksiniz.

Kişiliğini değil davranışını eleştirin

Sorunları tartışırken partnerinizin kişiliğini değil, davranışını eleştirin. Hakaret içeren, düşmanca yaklaşımdan kaçınarak, empati yapmasını sağlayacak şekilde, sakin kalmaya çalışarak değiştirmesini istediğiniz davranışları dile getirin. Sürekli eleştirilmek, olduğu gibi kabul edilmemek kişileri inciteceği için eşinizin/ partnerinizin bazı davranışlarını da olduğu gibi kabul edin, değiştirmeye çalışmayın.

Bireysel alanlarınıza saygı duyun, yasaklar koymayın

Her sağlıklı ilişkide bireysel alanlara ihtiyaç vardır. ‘Yapışık ikizler’ gibi her faaliyetin içerisinde birlikte olmak, birbirinizin gölgesinde hareket etmek ilişkilerde bir süre sonra bunalma ve sıkılma hissine yol açar. Bu nedenle aynı çatının altında ‘bir’ ama kendinizin ve partnerinizin bireysel özgürlüğüne, hobilerine, ilgi alanlarına müdahale etmeden yaşamayı öğrenin; farklılıklarınızı kabul edin.

Cevap vermek için değil anlamak için dinleyin

Uzman Klinik Psikolog Ece Koç, “Tartışma esnasında birbirinizi yargılamaktan kaçının. Karşınızdakini dinleyip, onu anlamaya çalışın. Cevap vermek için değil, anlamak için dinleyin. İlişkilerde yapılan en büyük yanlışlardan biri; karşımızdaki duygu ve düşüncelerini dile getirirken, onu dinlemek yerine, onun sözlerine karşı vereceğimiz cevapları düşünmektir. Karşınızdakinin eleştirilerini dikkatlice dinleyerek, ilişkinizi yapıcı yönde etkilemesi için önemli ipuçları elde edeceksiniz.” diyor.

 Sorumlulukları ve hayallerinizi paylaşın

İlişkide sorumlulukların hep bir kişide olması, o kişinin zamanla tükenmesine, mutsuz olmasına ve hayattan zevk alamamasına yol açacağından; sorumlulukları paylaşmak sağlıklı ilişkilerde olmazsa olmaz koşullar arasında yer alıyor. Sorumluluklar gibi hayallerinizi de paylaşmaya özen gösterin; ortak hayaller kurun. Güzel düşünceler ve paylaşılan hayaller ilişkinizde yapıcı bir rol oynayacaktır.

Sosyal hayatınız olsun

Birbirinize dürüst davranıp yalan söylememek şartıyla, ilişkiniz dışında da sosyal bir hayatınızın olmasına özen gösterin. Özellikle ilişkilerde sosyal hayatın erkeklerde baskın olduğu, kadınların ise kendisini evine ve eşine, çocuklarına adadığı, bunun da zamanla bilinçaltında birçok sorunu biriktirmesine yol açtığı görülüyor. Kişisel hobilerinize, sosyal çevrenize zaman ayırın, sevdiğiniz arkadaşlarınızla, dostlarınızla, aile üyelerinizle sadece kendiniz bir araya gelin. Pandemi süreci nedeniyle bu buluşmaları online da olsa mutlaka yapın ve hobilerinize zaman ayırın.

 Yeni ve ortak deneyimler yaratın

Pandemi sürecinde iyice bunaldık ve sosyal etkinliklerden uzak kalarak eve kapandık. Bu süreci bir fırsata çevirin ve birbirinizin ilgi alanlarını destekleyecek uğraşlar yaratırken, yeni ve ortak deneyimler edinin. Örneğin; sadece kendi sevdiğiniz film türlerini değil, partnerinizin hoşuna giden filmlere ortak olun, sevdiği müziğe eşlik edin, birlikte şarkı söyleyin, hafta sonları kahvaltı sofranızın özel olmasını sağlayın, sorunlar yerine güzel ve gülümsetecek olaylardan bahsedin.

Evdeyim diye kendinizi ‘salmayın’

İlişkilerde yapılan en büyük yanlışlardan biri de evdeyim diye kişinin partnerini hiçe sayarak, kendine gereken özeni göstermemesi, bakımlı olmak yerine adeta kendini ‘salması’ oluyor. Oysa her gün dışarı çıkıyormuş gibi duşunuzu alıp, kendinize çeki düzen verin ve partnerinizin karşısında bakımlı olun. Kilo almamaya, varsa fazla kilolarınızdan kurtulmak için sağlıklı ve sürdürülebilir bir diyet uygularken, haftada en az üç gün, birer saat tempolu yürümeye özen gösterin.

Her sorunda geçmiş defterleri karıştırmayın

Uzman Klinik Psikolog Ece Koç “Tartışıp çözüme kavuşturduğunuz sorunları ya da partnerinizin geçmişte sizi üzdüğü davranışlarını her tartışmanızda yeniden gündeme getirmekten kaçının. Geçmişe değil, ana odaklanın ve geleceğinizde ‘onun’ da olmasını istiyorsanız yıkıcı değil, yapıcı yaklaşımlarda bulunun. Hararetli tartışmalarda saygısız ve incitici ithamlardan kaçının.” diyor.

Sağlıklı ilişkinin sağlığımıza 7 faydası

  1. Yaşam doyumunu artırır, hayatın keyifli ve mutluluk verici yönlerini görmeyi sağlar.
  2. Stresle baş etme gücünün artırır, zorluklar karşısında daha mücadeleci yapar.
  3. Kaygı, anksiyete ve depresyon oranlarını düşürür.
  4. İş hayatındaki başarıları artırır çünkü sağlıklı ilişkileri olan kişilerin zihinleri sorunlarla meşgul olmadığı için tüm enerjilerini işlerine verebilirler.
  5. Kalp hastalığı ve felç riskini azaltır.
  6. Öz güveni artırır; güvenle birine bağlanmış, onaylanan ve her koşulda yanında olacak bir partnere sahip olmak kendimizden daha emin olmamızı sağlar.
  7. Bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Yaşanan olumsuzluklar, bağışıklık sistemimizle ilgili olan kortizol (stres hormonu) seviyemizin yükselmesine bu da bağışıklığımızın düşmesine neden olur. Ancak sağlıklı bir ilişkiye sahip olmak vücut direncimizin artmasına ve bağışıklığımızın güçlenmesine katkı sağlar.                                           

Kanserli çocukları Covid-19’dan koruyan 6 kritik kural

Kanserli çocukları Covid-19’dan koruyan 6 kritik kural

Bir yıldan bu yana, günlük yaşam alışkanlıklarımızı, çalışma şeklimizi ve sosyal ilişkilerimizi temelinden değiştiren Covid-19 virüsünün üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Aşı çalışmalarıyla pandemiye karşı önemli bir kazanım elde edilse de, hala özellikle riskli gruplar için tedbiri elden bırakmamak en önemli korunma yöntemi. Özellikle kanser tedavisi gören çocukların zayıf bağışıklık sistemleri nedeniyle virüse karşı daha savunmasız olabildiklerine dikkat çeken Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, “Kanser tedavisinin aksamaması için sadece bu minik kahramanların değil, onlara bakım veren aile bireylerinin de kendilerini korumaları gerekiyor. Bu nedenle evde, hastanede ve her yerde maske takmayı ihmal etmemeliler” diyor.

Maskeli kahramanlar için bu kurallar tanıdık

Son bir yılda tüm dünyanın yeni normali, “maske, mesafe ve hijyen” üçlüsünün üzerine şekillendi. Bu 3 önemli madde özellikle kanser tedavisi gören çocuklar için çok tanıdık. Kanser hastası çocukların kemoterapi tedavisine başlandığı ilk andan itibaren maskeli yaşama geçtiğini anlatan Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, “Bizim ‘maskeli kahramanlar’ dediğimiz bu kendileri minik, mücadeleleri dev olan çocuklarımız akranlarına ve kalabalığa mesafe koymanın yanı sıra temizlik kurallarını zaten uyguluyorlar” diyor. Aşılama sayesinde Covid-19 endişesinde azalma beklentisi olsa da, kanserli çocukların bu virüsle karşılaşmaları hala büyük bir tehdit. Kemoterapi tedavisinin çocuklarda kan değerlerini düşürdüğünü ve bağışıklık sistemini zayıflattığını belirten Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, şöyle devam ediyor: “Çocukların Covid-19 enfeksiyonunu daha rahat atlattığı biliniyor. Ancak yine de bu virüs nedeniyle yoğun bakımda tedavi edilen çocuklar da oldu. Bu durum kanser tedavisi gören çocuklar için daha büyük risk. Zayıf bağışıklık sistemleri nedeniyle kanser tedavisi gören çocukların Covid-19 enfeksiyonunu daha ağır geçirme riski de çok yüksek olabilir” diye konuşuyor.

Covid-19’dan koruyan 6 kritik kural!

Covid-19 virüsünün bulaşması halinde onkolojik tedaviye de ara veriliyor. Bu da tedavide önemli bir aksamaya neden oluyor. Sadece çocuğun değil ona bakım veren yakınlarının da bu enfeksiyon riskinden kendilerini korumaları gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, “Hasta yakınlarında Covid-19 testi pozitif çıkarsa çocuk da hemen izlemeye alınıyor. Test yapılıyor ve klinik bulguları takip ediliyor. Bu süreç de tedavide en az 15 günlük aksama anlamına geliyor. Bundan dolayı ailede her bireyin dikkatli olmasını istiyoruz” diye konuşuyor. Aşı uygulamasının başlamasına karşın, kemoterapi alan çocuklarda tedavi sürerken veya bitiminden sonraki ilk 3 ayda canlı aşıların çocuklar için faydadan çok zarar getirdiğini ifade eden Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, pandemi döneminde uyulması gereken kuralları şöyle özetliyor:

  • Maske kullanımını asla aksatmayın. Hastanede ve evde çocuğunuz da siz de maske takın.
  • Çocuğunuzun sağlığı için onu her türlü temastan koruyun. Arkadaşları dahil hiçbir ziyaretçiyi evinize kabul etmeyin.
  • Dışarıya çıkan ve çalışan aile bireyleri eve geldiklerinde mutlaka kıyafetlerini değiştirmeli, banyo yapmalı, dezenfektanla ellerini temizlemeli. Tedavisi devam eden çocuğunuzla görüşmesi gerektiğinde maskeli ve mesafeye dikkat ederek konuşmaya özen göstermeli.
  • Doktorunuzun kemoterapi sürecinde önerdiği tüm bakım ve temizlik işlemlerini aksatmadan yapın. Çocuğunuzun ağız sağlığına ve hijyenine önem verin.
  • Kemoterapi tedavisi sırasında doktorunuzun önerdiği beslenme tarzını düzenli bir şekilde uygulayın. Bağışıklık sistemini güçlendiren ilaç, vitamin ya da bitkisel ürünleri doktorunuza sormadan asla kullanmayın.
  • Çocuğunuzun sağlığına dair en ufak yakınmayı ya da şikayeti önemseyerek hemen doktorunuza ulaşın.

Covid korkusu kanserin erken tanısını engelliyor

Covid korkusu kanserin erken tanısını engelliyor

Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma korkusu nedeniyle rutin kontrollerin aksatılması, sağlık kuruluşlarında kaynakların pandemiyi önlemeye odaklanması, özellikle kanser tanısı ve tedavisinde alarm zillerinin çalmasına neden oluyor. Yapılan çalışmalar standart kanser taramalarında yüzde 90’a yakın azalma olduğunu gösteriyor. Bu durumun korkutucu yansıması ise ileri evre kanserlerde artış! Öyle ki istatistiki çalışmalar ileri evre kanser tanısının bir öncesi yıla göre yüzde 75 oranında arttığını gösteriyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında yaptığı açıklamada; meme, kolon ve akciğer kanserlerine bağlı ölümlerde önümüzdeki 5 yıl içinde yüzde 10-15 oranında artış öngörüldüğünü kaydediyor. Tanı ve tedavi seçeneklerindeki gelişmeler sayesinde son 25 yılda kanser ölümlerinde yaklaşık yüzde 25’lik bir düşüş yaşandığını belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, “Pandemi sonrasında kanser tanı ve ölüm oranlarının önceki yıllara dönmemesi için kanserle ilgili olabilecek tüm yakınmalarda zaman geçirmeden hastaneye başvurulmalı, rutin kontroller aksatılmamalı.” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Belirtiler göz ardı ediliyor!

Covid-19 pandemisi korkusu ile kişilerin hastaneye başvurmaktan çekinmesi, salgını kontrol altında tutmak amacıyla sağlık kuruluşlarının kimi tarama programlarını, acil olmayan operasyon ve tanı işlemlerini askıya alması çeşitli sağlık sorunlarının da zamanında saptanamamasına yol açıyor. Genel risk grubundaki erişkinlerin tarama programlarına başvurmaması bir yana, ciddi belirtileri olduğu halde çoğu hastanın yakınmalarını göz ardı ettiğini belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Geçen yıl nisan ayında yeni kanser tanısında önceki yıllara kıyasla neredeyse yarı yarıya bir düşüş izlendi. Bu çok endişe verici. Pek çok yeni kanser hastasının tanı alana kadar aylar kaybetmesi ve hastalığın ileri evrede tanılanmasına yol açıyor. İleri evre kanser tanısında geçen yıla oranla yaklaşık yüzde 75’lik bir artış oldu. İleri evre kanserlerin artması kaçınılmaz olarak sağkalımın azalması ve kanser ilişkili ölüm oranlarının artışı ile sonuçlanabilir.”

‘Kanser kontrolünde kaybedilen ivme kazanılmalı’

Tüm sağlık tesislerinde Covid-19 virisüne karşı katı önlemler alındığını, tarama ve tanı prosedürleri için hastaneye gidildiğinde virüsü kapma riskinin çok düşük olacağını belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, “Zaman kaybetmeden tanıya ulaşılması ve tedaviye başlanması yaşam kurtarıcıdır. Ülkemiz yavaş ve güvenli bir şekilde yeniden açılırken kanser taraması ve teşhisi standart sağlık hizmetlerindeki önemli yerini korumalıdır. En yüksek risk altındaki hastaları öncelik sırasına koymak, güvenli bir şekilde tetkik etmek ve kanser kontrolünde kaybedilen ivmeyi yeniden kazanmak gereklidir” diye konuşuyor.

Ülkemizde de dünyada olduğu gibi en fazla sıklıkta görülen meme, prostat, akciğer ve kolorektal kanserler için tarama programları bulunuyor. Kanser taramasının herhangi bir belirtisi olmayan sağlıklı kişilere yapıldığını anlatan Prof. Dr. Gökhan Demir, bu tarama programları hakkında ayrıntılı bilgi veriyor.

Meme kanseri

Kadınlarda en sık görülen kanser olan meme kanserinin erken tanısı için 40 yaşından itibaren her kadının yılda bir defa mamografi ve meme ultrasonu çektirmesi öneriliyor. Ancak genç yaşta meme kanseri tanısı almış bir akrabası olan veya meme kanseri riskini artıran (BRCA genleri gibi) belirli genlere sahip kadınların, 40 yaşından önce taramaya başlaması gerekiyor. Mamografi ile düzenli taramanın 74 yaşına kadar devam ettiğini söyleyen Prof. Dr. Gökhan Demir, “Meme veya koltuk altında eline kitle gelen, meme cildinde portakal kabuğu görünümü gibi değişiklikler ortaya çıkan, meme başında çekinti veya akıntı gelmesi gibi semptomları olan kadınlar, zaman kaybetmeden bir onkoloji merkezine başvurmalıdır.” diyor.

Prostat kanseri

Genellikle yavaş seyirli bir kanser türü olan prostat kanserine yakalanma oranı yüzde 10-12 düzeyinde. Ortalama riskli erkeklerde prostat kanseri taramasına başlama yaşı genelde 50 olarak kabul ediliyor. Ailesinde yüklü prostat kanseri öyküsü olan, veya bilinen BRCA1/2 mutasyonu bulunan daha yüksek riskli erkeklerde tarama başlangıcı ise 40 yaşa kadar iniyor. Her 1-2 yılda bir PSA ölçümü ile taramada normalin üstünde bir PSA değeri saptanırsa hastanın ileri tetkik ve incelemeler için yönlendirildiğini belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, 70 yaşın üzerinde taramaya başlanmasının önerilmediğini kaydediyor.

Akciğer kanseri

Kansere bağlı ölümlerde birinci sırada yer alan akciğer kanserlerinin yüzde 85-90’ı sigaraya bağlı gelişiyor. Sigara içmeyenlerde de dumana maruz kalmak önemli bir neden olarak görülüyor. Sigarayı bıraktıktan sonra uzun yıllar risk azalmadığı için daha önce sigara içenlerde yüksek oranda akciğer kanseri görülüyor. Buna karşın düşük doz bilgisayarlı tomografi ile akciğer kanseri taramasının erken tanı için önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gökhan Demir, “Önceki 15 yıl içinde sigarayı bırakanlar da dahil olmak üzere 30 paket yıllık sigara öyküsü olan hastalarda yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi taramasının akciğer kanserine bağlı ölüm oranlarını yüzde 25 kadar düşürdüğü bilinmektedir.” diyor. Sigara içenlerde bir süre önce bırakmış olsalar dahi yeni başlayan öksürük kanser şüphesi olarak ele alınıyor. Nefes darlığı, kanlı balgam, göğüs veya omuz ağrısı, ses kısıklığı, kilo kaybı, yüz ve boyunda şişlik gibi yakınmaları olanların da en kısa zamanda doktora başvurması gerekiyor.

Kolon kanseri 

Kanser öncülü olan bağırsak poliplerini ve kolon kanserini bulgu vermeden önce tespit etmek için kolonoskopiye ek olarak dışkıda gizli kan, sigmoidoskopi, sanal kolonoskopi, kapsül kolonoskopisi gibi pek çok tarama testi bulunuyor.

Hiçbir yakınması ve risk faktörü olmasa dahi 45 yaş üstü her erişkinin tarama amacıyla kolonoskopi yaptırması öneriliyor. Bağırsak alışkanlığında değişiklik, tekrarlayan ishal veya kabızlık, dışkılama sırasında ağrı ve kanama, dışkı kalibrasyonunda incelme, şişkinlik, karın ağrısı, kilo kaybı gibi şikayetleri olan veya tetkiklerinde demir eksikliği veya kansızlık saptananların vakit kaybetmeden doktora başvurması ve kolon /rektum kanseri açısından tetkik edilmesi gerekiyor.

Pandemide online karne heyecanı!

Pandemide online karne heyecanı!

Yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 pandemisi günlük yaşam alışkanlıklarımızı kökünden değiştirirken, bu süreç özellikle de sosyalleşmenin ve öğrenmenin odak noktasındaki öğrenciler için çok daha zorlu geçiyor. Pandeminin gölgesinde bir eğitim-öğretim döneminin daha sonuna gelinirken Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar, zillerin online çalıp karnelerin online alınacağı bu eğitim döneminin sonunda anne babaların çocuklarına yapıcı ve şefkatli yaklaşmalarının son derece önemli olduğunu vurguluyor. Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar, online karneye 9 doğru yaklaşımı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

İyi notlara odaklanın

Zor bir süreçten geçiyoruz ve bu süreç en çok da çocuklara zor. Bunu fark ettiğinizi söylemek, bu süreci yönetmeye dair olan çabasını takdir ederek söze başlamak, bu zor dönemde onun yanında olduğunuzu hissettirecek ve ona iyi gelecektir. Öncelikle kötü notlara değil daha iyi olan notlara odaklanın. Bu tutum çocuğunuzun kendine olan güveninin biraz daha yerine gelmesini sağlayacaktır.

Etiketleme yapmaktan kaçının

“Tembelsin”, “başarısızsın” ya da “zekisin ama çalışmıyorsun” gibi etiketler çocuğunuzun da kendisini bu şekilde kabul etmesine ve bir şeyler için çabalamamasına sebep olabilir. Bunun yerine “ne kadar çabaladığını görüyorum ve bunu takdir ediyorum” ya da “yorulduğunun ve bunaldığının farkındayım ama bu dönemsel bir durum, çabaladığın ve azmettiğin birçok olaya şahit oldum, bu süreci de en güzel şekilde atlatacağına benim inancım tam” şeklinde motivasyonel konuşmalar çocuğunuzun kendisine inanmasını ve enerjisini yükseltmesini sağlayacaktır.

Kıyaslama yapmayın

Her çocuk anne ve babası için özel ve biricik olmak ister; kıyaslama çocuğun kendisini yetersiz hissetmesine ve motivasyonunun kırılmasına sebep olabilir. Bu nedenle arkadaşlarıyla ya da yaşıtı başka çocuklarla kıyaslama yapmaktan kaçının.

Kendinizden örnek verin

Geçmişte yaşadığınız benzer olumsuzluklardan söz edin; çocuklar bazen yaşadıkları olumsuzlukların sadece kendi başlarına geldiğini ve bu konuda yapayalnız olduklarını düşünebilirler. Sizin de benzer konularda zorlandığınızı aynı süreçlerden geçtiğinizi duymak ona yalnız olmadığını hissettirecek ve iyi gelecektir. Örneğin; tüm sınıfın iyi olduğu bir dersten kendisi çok kötü sonuçlar aldığında “benim de senin yaşlarındayken çok benzer bir olay başıma gelmişti, kendimi çok kötü hissetmiştim ama sonra toparlayabileceğime inandım ve bir şekilde toparladım, senin de bunu düzelteceğine inancım tam” gibi bir tutum hem çocuğunuz ile sizin aranızdaki bağı güçlendirecek hem de onun motivasyonunu arttıracaktır.

Ceza ve ödülden uzak durun

Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar “Karneye bağlı cezalardan veya ödülden uzak durmaya çalışın; çalışma ve başarı bir ödüle bağlandığında burada farklı bir koşullanma oluşturabiliriz ve bu durum çocuğun tüm hayatına etki edebilir. Sadece ceza almamak için bir şeyler yapan, istek ve azim gibi güçlü özellikleri kullanmayan, haliyle kendisini aktif bir mutsuzluğun içinde bulan bir birey haline dönüşebileceği gibi, sadece ödül alacağı konularda çaba gösteren ya da ödülü yetersiz bulduğunda çabalamayan bir birey haline dönüşmesine de sebep olabilir.” diyor.

Okulla diyaloğunuzu artırın

Öğretmenlerle, rehberlik servisi ile ve okulla diyaloğunuzu arttırın; ilgili bir ebeveyn olmak, baskı yaratmadan arka fonda bir şeyleri takip etmek karne döneminde minik şoklar yaşamanızı engelleyecektir ve gelen karneyi tahmin edeceğiniz için vereceğiniz tepkiler daha ölçülü olacaktır.

‘Ben’ dilini kullanın

‘Ben’ dili suçlayıcı olmayan ve çözüm odaklı bir iletişim tekniğidir. Örneğin, çocuğunuzun karnesinde birden fazla düşük not gördüğünüzde “sen nasıl bu notları alırsın, hiç çalışmıyorsun, başaramayacaksın’ demek yerine ‘şu birkaç notu gördüğümde biraz üzüldüm ve şaşırdım, bu notları yükseltmek için ne yapılmasını öneriyorsun? Gel bu konuyu oturup birlikte konuşalım, ailen olarak bizim yapabileceğimiz bir şey var mı?” şeklinde yaklaşın. ‘Ben’ dilinin en önemli özelliği ilk olarak kendi duygularınızı dile getirmektir sonrasında sorundan bahsedip bu konuyla ilgili sizin yapabileceğiniz bir şey var mı diye sorup karşımızdaki kişiden bir çözüm önerisi istemek diyaloğun yapıcı bir şekilde gelişmesini ve çözüm önerilerine ulaşmanızı sağlayacaktır.

Soruna değil çözüme odaklanın

Soruna odaklanmak karşımıza birçok sorun çıkartacak, çözüme odaklanmak ise bir şekilde bizi çözüme ulaştıracaktır. Örneğin; “2 tane zayıfın var, geçen sene de böyleydi zaten çalışmadığın için bunlar başına geliyor, ben bu zayıf notlardan çok sıkıldım’ derken bu konuşma üç sene önceki zayıf notlara kadar gider; dolayısıyla sadece sorunları konuşur ve çözümden hızla uzaklaşırız. Bunun yerine “Tamam 2 tane zayıf not var, bunlarla ilgili ne yapabiliriz, normal düzenimizdeki neyi değiştirirsek bu zayıf notlar yükselmeye başlar? Hadi sırayla birkaç öneride bulunalım sonrasında minik adımlarla başlamayı deneriz” şeklindeki yaklaşım ise bizi bir süre sonra çözüme götürecektir.

Yanında olduğunuzu hissettirin

Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar “Okul başarısı dışında çocuğunuzun pozitif yönlerinden bahsetmek ve her zaman yanında olduğunuzu hissettirmek ve ‘Hadi karneyi bir kenara bırakalım şimdi herkes birbirinin sevdiği bir özelliğini söylesin’  şeklinde basit bir oyun oynamak çok güçlü etkileri beraberinde getirecektir. Aile bağlarını güçlendiren, pozitif yönlerin fark edilmesini sağlayan ve pekiştiren bu oyunu sadece karne günü değil sık sık oynamanızı öneririm. Günün sonunda ‘kötü notların da olabilir iyi notların da, bir şekilde hepsi çözülür, en değerli şey sensin ve biz senin her zaman yanındayız’ ile kapanış yapmak hem size hem de çocuğunuza iyi geleceği gibi zorluklarla tek başına savaşmadığını, ailesinin desteğinin her zaman bir adım gerisinde olduğunu hissettirecektir.” diyor.