Yazılar

Olimpiyatlar dünyada heyecan yarattı mı?

Dünyanın ve ülkemizin lider araştırma şirketi Ipsos’un gerçekleştirdiği Ipsos Global Advisor araştırma verilerinden derlenen bulgular bu dosyada yer almaktadır. Ülkemizin de içinde olduğu 33 ülkede gerçekleştirilen araştırmanın katılımcıları; çoğu ülkede 16-74 yaşları arasında ve Kanada, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nde 18-74 yaşları arasındaki 24,531 yetişkini kapsamaktadır

Yapılan çalışmada;

  • Dünya; ‘Paris Yaz Olimpiyatları’yla ne kadar ilgili?
  • “Paris Olimpiyatları Dünya’nın bir araya gelmesi için önemli bir fırsat olacak.” ifadesine ne derece katılım gösteriliyor.
  • Çalışmaya katılan ülkelerin genel ortalamasına bakıldığında; dünyanın bir araya gelmesi için önemli bir fırsat olduğunu düşünenlerin ortalaması yüzde kaç?
  • Olimpiyatlar ülke toplumlarını bir araya getirir mi?
  • Olimpiyatlara katılan takımları sayesinde toplumlar ülkeleri ile gurur duyuyorlar mı? Türkiye’nin bu konudaki düşüncesi olumlu / olumsuz ne yönde? Toplumun yüzde kaçı ne düşünüyor?
  • Bu seneki olimpiyatlarda en çok ilgilenilen spor dalı sizce hangisi gibi konularda, bireylerin ifade, görüş tutum ve düşüncelerini içeren bültenimizi bilgilerinize paylaşırız. 

PARİS YAZ OLİMPİYATLARI İLE NE KADAR İLGİLİSİNİZ?

Bu sene Paris’te gerçekleşecek olan yaz Olimpiyatlarına olan ilgi, 2020 Tokyo Olimpiyatları’na olan ilgiye göre çok daha yüksek.  Hemen hemen tüm ülkelerdeki ilgi düzeyi artarken, Türkiye’de bireylerin ilgisi önceki olimpiyatlara olan ilgi ile benzer seviyede (%56)

Ipsos Global Advisor

 PARİS OLİMPİYATLARI DÜNYA2NIN BİR ARAYA GELMESİ İÇİN ÖNEMLİ BİR  FIRSAT MI? 

Paris Olimpiyatları’nın Dünya’nın bir araya gelmesi için önemli bir fırsat olacak ifadesine katılanların oranı % 75. Otuz üç  ülke ortalamasında toplumların %75’i Paris Olimpiyatları’nın, Dünya’nın bir araya gelmesi için önemli bir fırsat olduğu görüşünde buluşuyor.  Türkiye’de de bu oran %78 ancak  2020 Tokyo Olimpiyatları’nda bu oran 3 puan daha yüksekti.  Bu konuda en düşük katılımı gösteren ülkeler Japonya ve Fransa…

 Ipsos Global Advisor

OLİMPİYATLAR ÜLKEMİ BİR ARAYA GETİRİR…

Bu ifadeye 33 ülkenin ortalamasında katılım yüksek olsa da (%72), Polonya, Almanya, Fransa ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde yaşayan bireylerin bu konudaki görüşleri daha olumsuz. Türkiye’de ise Olimpiyatların ülkemizi bir araya getirceği konusunda hem fikir olan kişilerin oranı %77 ile genel ortalamanın üzerinde…

Ipsos Global Advisor

OLİMPİYAT TAKIMLARIMIZ ÜLKEMLE GURUR DUYMAMI SAĞLIYOR…

Her 10 kişiden 8’I,  Olimpiyatlara katılan takımları sayesinde ülkeleri ile gurur duyduklarını belirtiyor. Türkiye’de, gurur duyduğunu belirtenlerin oranı, ülkeler ortalamasının üzerinde.  Avrupa ülkelerinde yine bu konuda olumlu görüş bildirenlerin oranı daha düşük.

 Ipsos Global Advisor

OLİMPİYATLAR GELECEK NESİLLERE SPOR YAPMALARI İÇİN İLHAM VERİYOR.

Olimpiyat oyunlarının gelecek nesillere spor yapmaları için  ilham vereceğine katılanların oranı %80 ve bu oran,  yıllar içinde değişmiyor.

Türkiye’de bu ifadeye katılım oranı, ülkeler ortalamasının üzerinde ancak Tokyo Olimpiyatları döneminde bu konudaki katılım oranı daha yüksek.

Ipsos Global Advisor

OLİMPİYATLARDA EN ÇOK İLGİLENDİĞİNİZ SPOR DALI…

İlgilenilen spor dalları her ülkenin başarılı olduğu ya da daha çok ilgilendikleri spor dallarına göre farklılık gösteriyor. Türkiye Kadın Voleybol Takımı’mızın başarısından dolayı, bu seneki olimpiyatlarda en çok ilgilenilen spor dalı ülkemizde voleybol olarak öne çıkıyor. Futbol ve basketbol ise ilgi duyulan diğer 2 spor dalı.  Okçuluktaki başarımızdan dolayı, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’de ilgi daha yüksek.

Ipsos Global Advisor

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI; “ Paris 2024 Olimpiyatları’nın heyecanı uzun zamandır içimizde taşıyoruz. Dünyanın birlik ve bütünlük ruhuna ihtiyacı olduğu bu zamanlarda, sporun birleştirici gücü hepimize iyi gelecek.  Ipsos, Olimpiyat Oyunlarına dair ülkelerdeki bakış açısında ilişkin 33 ülkede 24 binden fazla kişi ile bir araştırma gerçekleştirdi. Global Advisor Araştırması’nın sonuçlarına göre, oyunlara ilgi pandemi gölgesinde gerçekleşen Tokyo Olimpiyatları’na kıyasla daha yüksek. Hem 2021 hem de 2024 araştırmalarında yer alan ülkelerde, Türkiye hariç tümünde Tokyo Olimpiyatları’na göre ilginin arttığını görüyoruz. Türkiye’de ise üç yıl önceki ilgi seviyesi ile bu seneki ilgi aynı (%56).

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

Genel olarak tüm ülkelerde Paris Olimpiyatları’nın insanlar üzerinde olumlu, birleştirici bir etkisi olduğu düşünülüyor. Her dört kişiden üçü (%75) oyunların, Dünya’nın bir araya gelmesi için önemli bir fırsat sunduğunu söylüyor. Türkiye’de de bu oran %78, ancak 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda 3 puan daha yüksekti.  “Olimpiyatlar ülkemi bir araya getirir.” ifadesine katılan kişiler, 33 ülke ortalamasında yüksek oranda olsa da (%72), Polonya, Almanya, Fransa ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde yaşayan bireylerin bu konudaki görüşleri daha olumsuz. Türkiye’de ise her on kişiden sekizi Olimpiyatların ülkemizi bir araya getirceği konusunda hem fikir. Müsabakaların başlaması ve başarılı sonuçların gelmesiyle bu oranın daha da artacağını, heyecan yükselirken birlik ruhunun ülkemizi saracağını öngörebiliriz. Türkiye 18 branşta 102 sporcusu ile madalya arayacak.  Dünyada ve Türkiye’de her on kişiden sekizi, Olimpiyatlara katılan takımları sayesinde ülkeleri ile gurur duyduklarını belirtiyor.

Olimpiyat Oyunları, sahip olduğu ruhla en büyük ilham kaynaklarından biri. Bir sporcunun yarıştığı en yüksek düzeydeki müsakabaları seyreden bir çocuğun bu başarıdan etkilenmemesi çok zor. Araştırmamızın sonuçlarına göre de on kişiden sekizi, Olimpiyat Oyunları’nın gelecek nesillere spor yapmaları konusunda ilham verdiğini söylüyor.  “Bu seneki Olimpiyatlarda en çok ilgilendiğiniz 3 spor dalını belirtir misiniz?” sorusuna verilen cevaplar, her ülkenin başarılı olduğu ya da daha çok ilgilendikleri spor dallarına göre farklılık gösteriyor. Türkiye Kadın Voleybol Takımı’mızın başarısından ötürü, Türkiye’de en çok ilgilenilen spor dalı voleybol. Türkiye, futbol ve basketbol alanında temsil edilmiyor ancak bu iki spor, ülkemizde en çok ilgi duyulan sporlar arasında. Okçuluktaki başarımızdan dolayı da diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’de ilgi daha yüksek.

Olimpiyatlar, sadece sporun değil, aynı zamanda birlik, beraberlik ve ilhamın da simgesi. Türkiye olarak, sporcularımızın başarısıyla gurur duyuyor, onların azmi ve çabasıyla ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceklerine inanıyoruz. Sonuçlar ne olursa olsun, onların ülkemiz için gösterdiği her çaba, bizler için büyük bir gurur kaynağı.Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nda yarışacak tüm sporcularımıza gönülden başarılar diliyorum.

Mülteciler gerçekten savaş ve zulmü nedeniyle gelen yabancılar mı?

Mülteciler gerçekten savaş ve zulmü nedeniyle gelen yabancılar mı?

Dünyanın ve ülkemizin lider araştırma şirketi Ipsos ve UNHCR’ın Dünya Mülteciler Günü 2024 için ​yapmış olduğu küresel araştırmalardan derlenen içerik bu dosyada yer almaktadır.  Araştırma; Türkiye’nin de içinde bulunduğu 52 ülkede, 33.197 yetişkinin ​katılımı ile gerçekleştirilmiştir.

MÜLTECİLER GÜNÜNE ÖZEL YAPILAN ÇALIŞMADA, 

  • Mültecilere karşı global kamuoyu duygu ve düşünceleri nasıl?
  • Dünyada iyimserlik ne durumda?
  • Mülteciler gerçekten savaş ve zulmü nedeniyle gelen yabancılar mı?
  • Global krizler, mültecilere karşı sınırlar çizimi kapıları kapatmak konusunda duygular ne durumda? 
  • Ülkelerin mülteci kabulüne yönelik global değerlendirmeler nasıl?
  • Mülteciler için yapılan yardımlar yeterli mi?
  • Mülteciler ile ilgili bilgi kaynakları, medya desteğini gördükleri ilk üç iletişim kanalında ne var?

Gibi konularda bireylerin verdiği, ifade, tutum ve davranışlara yönelik bilgi, bulgu ve verileri aşağıda bilginize sunarız. 

 MÜLTECİ KONUSUNDA GLOBAL İYİMSER BAKIŞ ORTALAMASI YILDAN YILA AZALIYOR.

“Savaşlar ve uğradıkları zulüm sebebiyle insanlar kendi ülkeleri de dahil olmak üzere, diğer ülkelere sığınma haklarının olması konusunda” küresel kamuoyunda güçlü bir görüş birliği varlığını sürdürüyor. Ancak; her yıl yenilenen araştırmalarda bu görüş birliğini temsil eden oranların düştüğü izleniyor. Yasa dışı yollarla göce engel olmak için aranan çözümler var. Bu doğrultuda ülkelerin yapmış olduğu çözüm arayışları da ülkeler arası anlaşmalar da farklılıklar gösteriyor. Ipsos’un gerçekleştirdiği 52 ülkede yapılan araştırmada; Kenya % 93, Yunanistan %81, İngiltere % 75, Almanya % 74, Amerika %70 , Türkiye % 57…  Ülkelerin ulusal güvenlik önceliği ilkesi ile desteklerinin azaldığı gözlemlenmekte…

 MÜLTECİLER SAVAŞTAN KAÇANLAR MI? Mülteci olarak başvuran yabancıların; savaştan kaçan gerçek mülteci olmadıklarını, daha rahat, refah bir yaşama kavuşmak için geldiklerini düşünüyor. Küresel ortalamada bu şekilde düşünenlerin oranı %61…  Her 10 kişiden 6’sı ; ülkelerine mülteci olarak gelen yabancıların ekonomik nedenlerden ötürü veya ülkelerinin sunduğu refah yaşam imkanlarından yararlanmak için geldiklerini düşünüyor. Peru % 80, Bulgaristan %72, Türkiye % 70, Yunanistan %65 , Fransa %63, Japonya %47  …

KAPILARI ​TAMAMEN KAPATMA KONUSUNDA DUYGULAR ÇOK KARIŞIK…

Ipsos tarafından Dünya Mülteci Gününe özel gerçekleştirilen araştırmada mültecilere karşı tutumlarda küresel kamuoyunda karışık bir resim çiziliyor. Araştırmanın yapıldığı ülkelerde kişilerin savaş ve zulüm nedeniyle sığınma talebi haklarının olması konusunda yüksek oranda destek görülüyor. Öte yandan pratikte ise insanların ülkelerine daha fazla mülteci kabul edilmesi konusunda o kadar da istekli olmadıkları belirtiliyor. Kapıların tamamen kapatılması gerektiği düşüncesi mevcut. Küresel ortalama %44 ile bu görüşü destekliyor. Türkiye bu konuda % 77 ile ilk sırada görünüyor. Almanya % 50, Amerika % 48, İngiltere %44, İtalya % 39… 

ÜLKELERİN MÜLTECİ KABULÜNE İLİŞKİN KAMUOYU DEĞERLENDİRMESİ NASIL? 

Mülteci alımına ilişkin kamuoyu görüşleri ülkeler arasında önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Özellikle global kamuoyu tarafından öne çıkan baskın görüş, mülteci kabulünün kendi ülkesinde zaten alması gerektiğinin üzerinde bir sayıda gerçekleştirildiği yönünde… Bu anlamda duygular zorlayıcı ve listenin ilk sırasında Türkiye%83, Lübnan %81 ve Yunanistan %76. …  Pakistan, Japonya ve Güney Kore ise zıt bir görüşe sahip.​ Kabul ettikleri kapasiteye uygun yapıda olduklarına inanıyorlar.

VATANDAŞLIK ALMA, KALICI İKAMET BAŞVUR​U KONULARINDA TOPLUM NE DÜŞÜNÜYOR?

Mültecilerin ikamet ve kalıcı başvuruda bulunması, vatandaşlık edinme haklarını desteklenmesi veya sınırlı erişim imkanlarına sahip olması konusunda da ülkeler arası kamuoyu değerlendirmelerinde farklılıklar var. Kenya ve Uganda, tam erişimi aile bütünlüğü için desteklerken, Şili, Etiyopya ve Finlandiya sınırlı erişimden yana… ​ Karşı çıkanların en yüksek olduğu ülkeler Türkiye % 50, Lübnan % 44 ve Malezya % 39…

MÜLTECİLER İÇİN YAPILAN İNTERNATİONAL YARDIMLAR YETERLİ BULUNUYOR MU?

Dünya genelinde mülteciler çoğunlukla; gelişmiş varlıklı ülkelere değil, kendilerine en yakın ülkelere taşınıyor.  Mültecilerin çoğunlukta olduğu ülkeleri düşünürsek o ülkelere yapılan international yardımlar değerlendirildiğinde küresel ortalamada %37 yetersiz bulunuyor. Etiyopya’da ilk sırada % 72, Yunanistan % 43 Türkiye…

BİLGİ KAYNAKLARI VE İLETİŞİM DESTEĞİ GÖRDÜKLERİ MEDYA KANALLARI HANGİLERİ ?

Çoğu insan mülteciler hakkında nerelerden bilgi ediniyor. İletişim araçları kuşaklar ve yerel ya da ulusal alanlarda farklılıklar gösterse de Tv, radyo, Gazeteler, çevrimiçi haber siteleri %60 ile ilk sırada yer alıyor. İnstagram, youtube, TikTok %45 lik dilimde ve üçüncü sırada diğer internet varlıkları olarak küresel ortalamada sırlanıyor.

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI

Çoklu kriz döneminde dünyanın dengesini sarsan etkilerden biri de göç gerçeği. Ülke içi, ülkeler arası göçler toplumların demografilerini, ekonomilerini, sosyal dengelerini ve elbette geleceklerini etkiliyor. Yurtlarından ayrılan insanlar göçmen, düzensiz göçmen, mülteci, şartlı mülteci, sığınmacı gibi pek çok uluslararası tanım ile sınıflandırılıyorlar. Ancak tüm bu tanımlar ve aralarındaki farklar, gittikleri yeni şehirlerde veya ülkelerde onlara bakışı pek de etkiliyor diyemeyiz. Döneme ait güncel konjonktürün de göç etmiş insanlara bakışı etkilediğini belirtmek lazım, Suriye, Rusya-Ukrayna, Flistin- İsrail savaşı derken savaşlar nedeni ile canlarını kurtarmak amacı ile diğer ülkelere göçenler Dünya’nın pek çok ülkesinde savaştan kaçanlara daha anlayışlı bir yaklaşıma neden oldu. Ipsos​ 52 ülkede yaptığı araştırmaya katılanların dörtte üçü “savaştan veya zulümden kaçmak için sizin ülkeniz dahil olmak üzere başka ülkelere sığınabilmelidir” fikrini destekliyor. Suriye’deki savaştan kaçarak sığınmış milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye’de ise bu fikre katılım oranı %57, yüksek bir oran, ancak buna rağmen 52 en düşük 5. oran olması da dikkat çekici.

Savaştan ve zulümden kaçanlara kucak açılmalı deniyor, ancak araştırmaya katılanlar arasında göçün arkasındaki gerçek nedenin bu olduğuna dair bir şüphe söz konusu. On katılımcıdan altısı gerçek nedenin savaştan kaçmak değil ekonomik gerekçeler olduğunu savunuyor, bu oran Türkiye’de daha da yüksek, %70. Göçün zamana yayılma hızının, arkasındaki nedenlerin, ülkedeki ekonomik kapasitenin, geleceğe dair planlamanın ilgili ülkedeki bakış açısını doğrudan etkilediğini görebiliyoruz. Araştırmaya katılanların yarısı göç ile gelmiş insanların ülkeye entegre olabileceğini düşünüyor. Ancak göçün çok hızlı yaşandığı ve entegrasyon sürecinin en sıcak döneminden geçen Türkiye gibi ülkelerde olumsuz bakış açısı hakim, araştırmaya Türkiye’den katılanlarda her on kişiden yedisi entegrasyonun başarılı olacağına inanmıyor, bu oran yıllar geçtikçe azalacağına artıyor.. Bir kısmı​ daha fazla göç kabul etmeyelim, bir kısmı yeni göçmen de kabul edebiliriz diyor ancak mevcut göçmenleri sınır dışı edelim diyenler azınlıkta. Sınırların göçe tamamen kapatılması fikrine katılım konusunda da Türkiye ilk sırada. Meksika sınırına duvar ören ABD’de bu şekilde düşünenler %48 iken Türkiye’de %77. Geçen yıllardan farklı bir resim ile karşılaşmıyoruz. Ağırlıklı düşünce şu “savaştan, zulümden kaçanları kurtaralım, ancak gelenlerin çoğu aslında ekonomik nedenler ile geliyor.”

Göç her ne neden ile gerçekleşiyor olursa olsun, insanların atalarının yurtlarından keyif için göçmediklerinin bilincinde olmak gerekli. Biraz kazıdığımızda altından hayati risklerin, gelir adaletsizliğinin, fırsat eşitsizliğinin, sömürünün çıkacağını görmeliyiz. Ülkelerin başa çıkması, yönetmesi, kaynak aktarması gereken yakıcı bir konu.

Araştırmada Yenilikler Konferansı « Rağmen » teması ile yapıldı

Araştırmada Yenilikler Konferansı « Rağmen » teması ile yapıldı

Araştırma sektörünün dünyada ve ülkemizdeki lider kuruluşu Ipsos’un düzenlediği; ​Araştırmada Yenilikler Konferansı​, on beşinci yılında yüksek ilgi ve izleyici katılımıyla​ DasDas İstanbul’da gerçekleştir​ildi.

Pazarlama sektörlerindeki global yeniliklerin dünya ile eş zamanlı ülkemizde anlatıldığı, Araştırmada Yenilikler Konferansı’nda bu yılın ana teması « rağmen » oldu.

İklim krizine, ekonomik göstergelere, siyasal belirsizliklere ve yapay zekânın getirdiği tüm soru işaretleri konusunda uzman isimler ve bilimsel verilerle konuşuldu.  Konferans katılımcıları; Türkiye’nin en geniş kapsamlı yaşam tarzları araştırmalarından biri olan Türkiye’yi Anlama Kılavuzu’ndan ve Türkiye’nin sıcak gündemini yakından takip eden Gündeme Dair araştırmalarından sorularla toplantı sırasında salonda mobil ankete de katıldı. Bu yönüyle de Ipsos, araştırma sektörünün büyümesi, gelişmesi ve yenilikleri yakalayabilmesi için bu tür platformlarda buluşulmasına öncülük etti.

Konferans başkanlığını Ipsos CEO’su Sidar Gedik’in yaptığı bu değerli buluşmanın içeriği; birbirinden değerli başlıklar, veriler ve konuşmacıların anlatımları üzerinden ilerledi.  ​Ayrıca bu yıl ​konferans ; Ipsos’un imza araştırmalarından biri ​olan “Türkiye’yi Anlama Kılavuzu 2024 Raporu” nun önemli bir bölümün​ün lansmanına ev sahipliği yaptı.  Ülkemizin en geniş kapsamlı yaşam tarzı araştırmalarından biri ola​n Türkiye’yi Anlama Kılavuzu; Ipsos Kilit Müşteri Yönetimi Kıdemli Direktörü Gülin Eraydın’ın aktarımı, Sosyolog, Yazar Can Kozanoğlu yorumuyla, Mirgün Cabas moderatörlüğünde ele alın​dı. Bu bölüm; insana dair en temel özelliklerden birisi “değişim” kelimesi altında detaylandırıldı.  İnsan değişiyor, toplum değişiyor ve topluma dair en temel yapı taşlarından birisi olan aile kavramı değişiyor. Ailenin içerisindeki roller, kadının iş hayatına katılımı ve ekonomik etkenlerle yeniden şekilleniyor. Toplumsal kümeler, yenilenen segmentler değişen sosyal hayatı, kültürel dönüşümü, tüketimi anlamaya verlerle bilimsel açıdan ışık tuttu.

 

Türkiye’yi Anlama Kılavuzu raporundan çarpıcı bir kaç veri; 

  • Bu sene oldukça değişim gösteren “aile” kavramı ve toplumun aileye bakışı odu…
  • Toplumun kalıplaşmış “aile reisi erkektir” görüşüne katılanlar 2020 yılında toplumun yarısı (%52) iken 2024’te bu oran % 38’e geriledi.
  • Kadın ver erkeğin aile bütçesine eşit katkıda bulunmalıdır görüşüne karşı tutum da değiştiği, burada hem kadının iş hayatındaki daha aktif rolu ve ekonominin getirdiği darboğaz nedeniyle aile bütçesine hem kadın hem de erkeğin katkısının önemli olduğunun iyice belirginleşmesi etkili oldu.
  • Ailenin en önemli yapıtaşı “kadın”ın evdeki ve iş hayatındaki rolü 2020’den bu yana oldukça ciddi bir devinim içerisinde. 50 ülkede gerçekleşen Ipsos Global Trends raporuna göre “ kadınların toplumdaki ana rolü, iyi anneler ve eşler olmaktır” görüşüne sahip olan bireylerin oranı %41 ve bu oran Türkiye’de dünya ortalamasına paralel olarak %43 seviyesinde yer aldı.
  • “Kadının çalışması için kocasının rızası gerekir” diye düşünenler 2024 yılında toplumdaki bireylerin %38’I iken bu oran 2012’de %63 idi.
  • “Kadın çalışmasa da olur” görüşü ise toplumdaki her 5 bireyden biri tarafından savunulurken bu oran 2020’de %32 idi. Bütün bu bakış açısının bir sonucu olan evdeki görev dağılımları da değişim gösterdi; evi temizleme yükü 2022’de kadının görevidir diye düşünenler toplumun %46’sı iken bu oran 2023’te %40’a geriledi.
  • Kadının ev ve iş hayatındaki konumuna yönelik görüşlerdeki bu değişimin ötesinde genel aile kavramı da etkilendi. “Evim huzur bulduğum yerdir” , “ailemle zaman geçirmeyi severim” diye düşünen bireylerde düşüş gerçekleşti.
  • Son olarak bireylere son yıllarda fikir değişikliği yaşadığınız konular nedir diye sorulduğunda; akrabalar, evlilik, aileye karşı tutumların farklılık gösterdiği görüldü.
  • Bütün bu bulgular sonucunda bireylerin 2024 yılı Türkiye’sinde toplumun belirli kalıplarından, geleneksellikten uzaklaştığı bir dönemde ekonominin de etkisini ve bu etkinin diğer alanlarda yarattığı değişimlere değinecek ve uzman görüşleri ile ele alındı.

 

Araştırmada yenilikler konferansı 5 Haziran’da yapılacak

Araştırmada yenilikler konferansı 5 Haziran’da yapılacak

 Her yıl araştırma ve pazarlama sektörlerindeki global yeniliklerin dünya ile eş zamanlı paylaşıldığı Araştırmada Yenilikler Konferansı bu yıl 5 Haziran 2024 Çarşamba, DasDas İstanbul’da gerçekleştirilecek.

İklim krizine, ekonomik göstergelere, siyasal belirsizliklere ve yapay zekânın getirdiği tüm soru işaretlerine « rağmen » dönmeye devam eden dünyamızda « rağmenler »  aslında bir turnusol kâğıdı görevini üstleniyor. Dolayısıyla sadece dünyanın olumlu ya da olumsuz yönlerini derecelendirmemizde, anlamamızda insanlara yardımcı olmakla kalmıyor; doğru soruları sorarak dengeyi korumamızı da sağlıyor. ​ Bu yıl ki konferansımızda « rağmen » turnusol kağıtlarını, her biri kendi alanında uzman yerli/yabancı konuşmacı isimlerle birlikte, farklı olaylara/konulara daldıracağız ve “her şeye rağmen” devam eden hayatın dengeleri üzerine konuşulacak.

Konferans başkanlığını Ipsos CEO’su Sidar Gedik’in yapacağı bu değerli buluşmanın içeriği kadar kıymetli bir diğer yanı da sosyal sorumluluk Proje tarafının olmasıdır. Araştırmada Yenilikler  Konferans’ından elde edilen gelirin tamamı, her yıl eğitim alanında bir projeyi desteklemek üzere bir kuruluşa bağışlanmaktadır. Geçtiğimiz sene Kahramanmaraş depremlerinden en çok zarar gören şehirlerden biri olan Hatay’da İhtiyaç Haritası’nın gerçekleştirdiği konteyner kentte yer alan topluluk merkezinin oluşumuna destek olmak için bağışlanmıştır.

Bu sene yolumuz Payda Derneği ve zorlu koşullara rağmen hayal etmekten ve hayallerini gerçekleştirmek için çalışmaktan asla vazgeçmeyen “Doğanşehir Fen Lisesi” ile kesişti. Konferansımıza katılımdan elde edilen gelir ile depremden zarar gören bilim & teknoloji, müzik ve resim sınıflarının ihtiyaçlarını karşılayacağız. Bu okulun liderliğinde bölgedeki diğer köy okullarına ulaşarak oradaki öğrencilerin de bu olanaklardan faydalanmasını sağlayacağız.

Araştırmada yenilikler konferansı

Ipsos Sandık Sonrası Araştırması 2024

Ipsos Sandık Sonrası Araştırması 2024

Bu bir tahmin çalışması değil. Yapılmış olan seçimin sonuçlarını bilimsel Yönleriyle İnceleme, Anlama Çalışması” …

IPSOS Araştırma Şirketi Sandık sonrası verileri açıkladı. Türkiye genelini kapsayan araştırma çarpıcı bulguları ortaya koydu. Araştırma 31 Mart seçimlerinden sonraki iki gün içerisinde gerçekleştirilen görüşmelerle elde edildi.  Dünyanın ve Türkiye’de önde gelen lider araştırma şirketi Ipsos; dünyada toplam on dokuz bini aşkın çalışanı ile global ve kurumsal bir hizmet veriyor. Ipsos Türkiye’nin bu araştırmasının künyesine bakıldığında; toplamda 2 bin 29 kişiyle görüşümeler gerçekleştirdiğini belirtti. Online ve telefon görüşmeleriyle elde edilen veriler toplamda yüzde 95 güven aralığında ve artı-eksi 2,2’lik bir yanılma payına sahip.

Ipsos CEO’su ve aynı zamanda TÜAD (Türkiye Araştırmacılar Derneği) Başkanı Sidar Gedik

Ipsos CEO’su ve TÜAD (Türkiye Araştırmacılar Derneği) Başkanı Sidar Gedik

Ipsos CEO’su ve aynı zamanda TÜAD (Türkiye Araştırmacılar Derneği) Başkanı Sidar Gedik çalışma ile ilgili şöyle değerlendirmelerde bulundu; “Seçime katılım oranı yaklaşık yüzde 78,5. Bizim örneklemimizin de yine yaklaşık yüzde 78,5’i (1521 kişi) o seçimde oy kullananlardan, yüzde 21,5’i de oy kullanmayanlardan (431 kişi) oluşuyor. Sandık Sonrası araştırmalarını 10 yılı aşkın bir süredir her seçimden, her referandumdan sonra gerçekleştiriyoruz. Bu bir tahmin çalışması değil. Yapılmış olan seçimin sonuçlarını bilimsel açılardan, siyaset dilinden uzak inceleme, anlama çalışmasıdır.Seçim sonu çalışmalarının belli bir kurum veya siyasi parti adına yapmıyoruz. Tamamen topluma doğru bilginin erişmesi için gerçekleştiriyoruz. Faydalanmak isteyen toplumdaki her bireye hizmet olarak gerçekleştirdiğimiz çalışmanın ve maliyetinin tamamen Ipsos Araştırma şirketi tarafından karşılıyoruz” dedi.

Ipsos Türkiye

PARTİ TERCİHLERİNDE YAŞA GÖRE DAĞILIMDA NE OLDU?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanan AK Parti seçmeninin yüzde 84’ü bu seçimlerde de oy kullanmadığı, yüzde 16’sı sandığa gitmediği, CHP seçmeninin yüzde 10’u oy kullanmaya gitmediği bulguları mevcut. Geçen seçimlerde oy kullanıp bu seçimlerde oy kullanmayan seçmenlerin yüzde 26 sını AK Parti seçmeni oluşturuyor. Emekli ve işsizler ‘chp’, ev hanımları ‘ak parti’ dedi

IPSOS Araştırma Şirketi

EKONOMİNİN MEVCUT DURUMUNUN ETKİSİ NASIL? 

Dünya ve ülke gündemi derinden etkileyen önemli bir başlık… Türkiye’de ekonomi enflasyonun etkileriyle daha ağır hissedildi. Katılımcılar; Türkiye ekonomisinin çok kötü gittiği konusunda neredeyse hemfikir denilebilir.

IPSOS Araştırma Şirketi

GELECEĞE YÖNELİK BEKLENTİ: 

Katılımcıların oy verme tercihlerinde etkili olan gündem başlıkları sıralamasına bakıldığında ise ekonomi ve enflasyon ilk 2 sırada yer aldığı görülüyor. Araştırmada; katılımcıların gelecek beklentileri sorulduğunda, AK Parti seçmeninin yüzde 33’ü CHP seçmenin yüzde 35’i gelecekten umutlu. Bu oran yüzde 14’le İYİ Parti seçmeninde en düşük olduğu söylenebilir.

ÇALIŞMA DURUMUNA GÖRE OY DAĞILIMLARI NASIL?

Ipsos Araştırma şirketinin elde ettiği raporda yer alan bulgulara bakıldığında; çalışanların yüzde 38’i CHP’ye, yüzde 33’ü AK Parti’ye oy verdi. Emeklilerin yüzde 58’i CHP’ye, yüzde 21’i AK Parti’ye oy verdi. Ev hanımlarının yüzde 43’ü AK Parti’ye, yüzde 32’si CHP’ye oy verdi. İşsizlerin yüzde 45’i CHP’ye, yüzde 27’si AK Parti’ye oy verdi.

IPSOS Araştırma Şirketi

DİĞER GÜNDEM KONULARININ SEÇMEN TUTUM DAVRANIŞINA ETKİSİ NASIL?

Oy verme tercihlerinde etkili olan gündem başlıkları sıralamasında ilk ikide;  Ekonomi ve Enflasyon olduğu görüldü.

 

Ramazan değişen tutumlarımız

Ramazan değişen tutumlarımız

  • Oruç tutma alışkanlığımız değişiyor mu?
  • Geçen sene Ramazan ayında oruç tutanlar bu yıl da tutu mu?
  • Sadece Kadir gecesi tutmayı planlayanlar var mı?
  • 2023 senesi ile karşılaştırıldığında Ramazan ayına özel bir alışveriş yapanların oranı ile bu yıl bu konuda ne fark var mı?
  • Bu sene Ramazan ayına özel alışveriş yapmayı planlayanların oranı nedir?
  • Ramazan da öne çıkan her hangi bir duygu var mı? Varsa nedeni?
  • Varsa bu duyguda olanların oranı nedir?
  • Ramazan ayında giderlerin artacağı yönündeki görüşler var mı? Bireyler bu konuda ne ifade ediyor?
  • Bu ay değişen tutum davranışlar sadece yeme içme alanında mı görülüyor?
  • Yardımlaşma, dayanışma konularında görüşler nasıl?

Geçen seneye göre farklılıklar var mı?

IPSOS tarafından gerçekleştirilen; “GÜNDEME DAİR” araştırması verilerinden derlenerek hazırlanan içerik bu dosyada bulunmaktadır.

RAMAZAN AYINA ÖZEL ALIŞKANLIKLARIMIZ DEĞİŞİYOR MU? Oruç tutma alışkanlığımız değişmiyor. Geçen sene de olduğu gibi her 10 kişiden 8’i oruç tutuyor. Bu sene sadece Kadir Gecesi’nde oruç tutacağını söyleyenlerin oranı da %2.

Ipsos Türkiye

GEÇENYIL VE BU YIL RAMAZAN AYI VERİLERİ KARŞILAŞTIRILDIĞINDA… 2023 senesi ile karşılaştırıldığında Ramazan ayına özel bir alışveriş yapmayacağını söyleyenlerin oranının daha az olduğu görülüyor. Geçen sene Ramazan’ın ilk haftalarında alışveriş yapmış olanların oranı %37 iken bu sene yine aynı dönemde alışveriş yapmış olanların oranı 9 puan daha düşük. Bu sene Ramazan ayına özel alışveriş yapmayı planlayanların oranı daha yüksek.

Ipsos Türkiye

ESKİYE ÖZLEM… Eski ramazanları özleyenlerin oranındaki düşüş dikkat çekici olsa da yine de her 10 kişiden 8’i eski ramazanları özlüyor.

Ipsos Türkiye

 GİDERLER RAMZAN AYINDA ARTTI MI? Ramazan ayında giderlerin artacağı yönündeki görüşler azalıyor ancak tüm ifadelere baktığımızda genel olarak ne katılıyorum ne de katılmıyorum diyen bireylerin oranının artacağı görülüyor. Bu durum zaten halihazırda yaşanan hayat pahalılığından dolayı Ramazan ayının ekonomiye daha da olumsuz bir etkisi olmayacağı şeklinde yorumlanabilir.

Ipsos Türkiye

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ESKİ RAMAZANLARDAN NELER NELER ÖZLENDİ?…  Eski Ramazanlardaki aile birlikteliği, arkadaşlık ve komşuluk en çok özlenen konular oldu… Başka neler özlendi derseniz?

 Ipsos Türkiye

 PEKİ YARDIMLAŞMA, DAYANIŞMA KONULARINDA GEÇEN SENEYE GEÖRE FARKLILIKLAR VAR MI? Manevi duygular üzerinde çok büyük etkisi olan bu dönemde; özellikle yardımlaşmaya ve dayanışmaya yönelik pozitif tutumlar çok daha ön planda. Her 4 kişiden 1’i bir kurum ya da kişiye yardımda bulunmuş, %43’ü de yardımda bulunmayı düşünüyor. Geçen seneye göre bu sene tanımadıkları kişilere yardım etme niyeti daha yüksek ve nakdi yardımların yanı sıra gıda ve giyecek yardımı da eklenmiş.

Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Dünya’da 2 milyarı aşkın Müslüman’ın heyecanla beklediği bir dönem Ramazan. Birlik ve beraberliğin ön planda olduğu, umutların tazelendiği, yardımlaşmanın ve dayanışmanın pekiştiği bir ay. Dünya’da genel olarak oruç tutma alışkanlıklarının azaldığına ilişkin tartışmalar olsa da bizim araştırma sonuçlarımıza göre  ülkemizde geçtiğimiz senelere kıyasla oruç tutan bireylerin oranında bir azalma görmüyoruz.  Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu sene de her 10 kişiden 8’inin oruç tuttuğunu ya da tutmayı planladığını belirtiyor.

Ekonomik zorlukların Ramazan hazırlıklarına yansımış olduğunu söylemek yanlış olmaz. Geçen sene Ramazan’ın ilk haftalarında bu aya özel alışveriş yapmış olanların oranı %37 iken bu sene yine aynı dönemde alışveriş yapmış olanların oranı %28.

Geçmiş Ramazanlara özlem her yıl olduğu gibi bu yıl da araştırmamızın sonuçlarında kendini gösteriyor. Pandemi gölgesindeki Ramazanlarda uzunca bir süre sofralar kurulamadı, son iki yıldır da ekonomik zorluklardan dolayı bireyler sofralarda bir araya gelemiyor. Toplumumuzdaki her on kişiden sekizi geçmiş Ramazanlara özlem duyduğunu belirtiyor.  Aile birlikteliği, arkadaşlık ve komşuluk en çok özlenen konular.

Manevi duygular üzerinde çok büyük etkisi olan bu dönemde; özellikle yardımlaşmaya ve dayanışmaya yönelik pozitif tutumlar çok daha ön planda. Araştırmamızda her dört kişiden biri, bir kurum ya da kişiye yardımda bulunduğunu belirtiyor, her on kişiden dördü de yardımda bulunmayı düşünüyor. . Geçen seneyle kıyasladığımızda bu sene, bireylerin tanımadıkları kişilere yardım etme niyeti daha yüksek ve nakdi yardımların yanı sıra gıda ve giyecek yardımı da yapmayı düşünüyorlar.  Özetle tutumlu çekirdek aile sofralarının kurulduğu ama dayanışmanın güçlü olduğu bir Ramazan ayı geçiriyoruz gibi görünüyor.”

Kadınlar, kadınların %64’ü hayatın her alanında şiddete uğradığını, %67’si şiddetin cezası kaldığı görüşünde

Kadınlar, kadınların %64’ü hayatın her alanında şiddete uğradığını, %67’si şiddetin cezası kaldığı görüşünde

Ipsos araştırma şirketinin gerçekleştirmiş olduğu IPSOS DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ve IPSOS GÜNDEME DAİR iki farklı araştırmadan derlenen dosya veriler bu dosya içeriğinde bulunmaktadır.

SEKİZ MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ… Kadın ve erkek eşitliğine inanan bireylerin oranı son 3 yıl içinde değişmiyor. Bugün kadın erkek eşitliğine inanların oranı %56 ve kadınlar nezdinde bu oran %50’ye geriliyor.

Ipsos Türkiye

EŞİT HAKLAR…  “Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi söz konusu olduğunda, ülkemde işler yeterince iyiye gitti.” ifadesine ne derece katıldığınızı söyler misiniz?’’ Sorusunun yanıtlarında dikkat çeken ise şöyle; her ne kadar bu konuda tüm ülkelerde bir ilerleme kaydedildiği görülse de bireylerin sadece %54’ü olumlu görüş bildiriyor. Hemen hemen her ülkede erkeklerin bu konudaki görüşleri kadınlara göre çok daha olumlu. Türkiye’deki durum ülkeler ortalamasına yakın ve son 5 seneye göre olumlu görüşlerin 11 puan arttığı görülüyor.

Ipsos Türkiye

EŞİTLİK VAR MI? “Türkiye’de bugün genel olarak kadın ve erkeğe eşit davranılıyor.” ifadesine katılıp katılmadığınızı belirtir misiniz?  Sorusuna ise bireylerin vermiş olduğu yanıtlara bakıldığında; Türkiye’de kadın ve erkeklere eşit davranıldığını düşünen bireylerin oranı son 3 sene içinde pek değişmiyor. Eşit davranılmadığını düşünenlerin oranı ise seneler içinde azalıyor. Bu konuda fikri olmayanların oranı artıyor.

Ipsos Türkiye

EŞİTLİK KONULARINDA ERKEKLERİN GÖRÜŞLERİ NASIL? …

Dünyanın lider Araştırma Şirketi Ipsos’un  yapmış olduğu araştırmada; Kadın ve erkeklere aile içinde eşit davranılmaktadır.” ifadesine katılıp katılmadığınızı belirtir misiniz? Sorusuna verilen yanıtlarda; her 10 kişiden sadece 3’ü ailede kadın ve erkeklere eşit davranıldığını düşünüyor. Kadınların bu konudaki düşünceleri erkeklere göre daha olumsuz olsa da erkeklerin bu konudaki görüşleri çok farklı değil. 2022 yılına göre bu konularda eşit davranılmadığını düşünenlerin oranı azalıyor ancak kadınlara hem iş yerinde hem de aile içinde eşit davranılmadığını düşünenler hala çoğunlukta.

Ipsos Türkiye

KADINLARIN GÖRÜĞÜ ŞİDDET KARŞISINDA CEZALAR YETERLİ Mİ ?

Kadınların %64’ü, hayatın her alanında kadınların şiddete maruz kaldığını ve %67’si kadına yönelik şiddetin cezasız kaldığı görüşünde. Kadına yönelik şiddet, kadınların temel hak ve özgürlüklerini açık bir şekilde ihlal eden ve kadın ile erkeğin arasında erkek lehine olan bir güç dengesizliği yani cinsiyet eşitsizliği sonucu ortaya çıkmaktadır. Keza kadının aile içindeki eşitsizliğe dayanan konumu ve ev içindeki ataerkil zihniyet yüzünden kadının emeğinin değersiz sayılması ve emeğinin sömürülmesine müsait varlık olarak algılanması sonucu kadın aile içinde şiddete maruz kalabilmektedir.

Ipsos Türkiye

Kadınlara iş hayatında eşit davranılmadığını düşünenlerin oranı %40’ın üzerinde. Aynı işe eşit ücret alınmadığını söyleyenlerin oranı ise %41.

kadınlar hayatta olduğu gibi üretim sürecinin de önemli bir parçası olmasına karşın çalışma hayatından dışlanmakta ve ayrımcı uygulamalarla karşılaşmakta olduğu ne yazık ki tüm dünyada izlenmektedir. İşgücü piyasasında cinsiyete dayalı ayrımcılığın temelinde cinsiyete dayalı mesleki katmanlaşma yer alıyor denilse yanlış olmaz. Günümüzde de halen birçok toplumda, cinsiyete dayalı iş bölümü ya da toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle Kadınlara ve erkeklere farklı roller verilmektedir. Bu rollerin temelini oluşturan, ataerkil bakış açısının baskın olduğu toplumlarda kadınlar çocuk ve yaşlı bakımı, vermek, temizlik gibi ev işlerini yapmakla sorumlu tutulmaktadır. Kadının çalışma hayatına girmesi başta eşin ve toplumun ondan beklediği sorumluluklarda bir değişikliğe yol açmamakta, dolayısıyla kadınların iş/aile dengesinin sağlanması sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle kadınlar göz önünde olmayan, pasif ve niteliksiz pozisyonlarda ve “kadın işi” olarak adlandırılan işlerde çalışmayı tercih etmekte (cinsiyete dayalı yatay mesleki katmanlaşma) ya da işverenler tarafından bu pozisyonlara yönlendirmekte, bazen de işten çıkarılmakta ya da işi bırakmak zorunda kalmaktadır. Yönetici pozisyonunda ya da beyaz yakalı çoğunluğun ise tüm çabalara rağmen beklenen rakamlarda olmadığı açıktır. Kadınlar işe alımda ayrımcılığa maruz kalıyor diyenlerin oranı toplumun yarısından fazla…

Ipsos Türkiye

 KADINLAR AİLESİNDEN VEYA EŞİNDEN İZİN ALMADAN ÇALIŞMA HAYATINA KATILAMIYOR.  Dünyada; ülkelerin gelişmişlik seviyesindeki en önemli ölçütü, kadınların işgücüne katılım oranı olarak kabul edilmektedir. Bütün bu çabalara rağmen araştırmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında  bugün halen ailesinden yada eşinden izin almadan çalışma hayatına katılamayan kadınların var. Toplumun %57’si kadınların eşlerinden izin almadan iş hayatına katılamadığı görüşünde.

Ipsos Türkiye

EŞİTLİĞİ TEŞVİK ETMEK ALINABİLECEK SORUMLULUKLAR OLDUĞUNU BELİRTENLER… “Kadın-erkek eşitliğini teşvik etmek için benim alabileceğim aksiyonlar var” ifadesine ne derece katıldığınızı söyler misiniz?’’ sorusuna bireylerin vermiş olduğu ifade ve yanıtlardan elde edilen veriler okunduğunda, Türkiye’de bireylerin kendilerinin de bir şey yapabileceği konusuna katılımları ülkeler ortalamasının üzerinde ve kadınlar bu konuda daha da istekli…Tüm ülkelerin ortalamasında her 3 kişiden 2’si kadın erkek eşitliğini sağlamak için kendilerinin de alabileceği aksiyonlar olduğunu düşünüyor. Diğer taraftan her 4 kişiden biri de bu konuda kendisinin yapabileceği bir şey olmadığı görüşünde.

Ipsos Türkiye

ERKEKLER KADIN HAKLARINI DETSKELEMEK İÇİN HAREKETE GEÇMEDİKÇE, KADINLAR BENİM ÜLKEMDE EŞİTLİĞİ SAĞLAYAMAYACAK… Sorusuna verilen yanıt; 31 ülke ortalamasında her  3 kişiden 2’si erkeklerin  kadın erkek eşitliğini savunması gerektiğini düşünüyor ve bu oran yıllar içinde pek değişmiyor. Kadınların bu konuya katılım oranı daha yüksek %69 vs %61. Türkiye’de ise bu konuya destek verenlerin oranı ülkeler ortalamasından 5 puan daha yüksek (%70) ve yine dünya genelinden farklı olarak hem erkeklerin hem de kadınların görüşleri benzer.

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Eduardo Galeano’nun şahane kitabı Kadınlar’dan iki küçük alıntı;

“1929 yılında bugün, yasa ilk kez olarak Kanada’daki kadınların birey olduklarını kabul etti. O güne kadar onlar kendilerini öyle görüyorlardı, ama yasa öyle görmüyordu. Bireyin yasal tanımı kadınları içermiyor, diye hüküm vermişti Yüksek Adalet Mahkemesi.” Çok çarpıcı. Dünya’nın en gelişmiş toplumlarından biri olarak değerlendirilen Kanada’da sadece 100 yıl önceki hal bu.

“1816’da Buenos Aires Hükümeti Juan Azurdy’a erkeksi cesaretinden ötürü yarbay rütbesi verdi… Neredeyse 2 asır sonra, başında bir kadın bulunan Arjantin Hükümeti onu kadınsı cesaretine duyduğu saygıya istinaden generallik rütbesine yükseltti.” Kadını takdir ederken dahi erkeklik üzerinden bir değerlendirme yapmak…  Kadınların bugün geldikleri (ve maalesef hala hiç de tatmin edici olmayan) noktaya ne kadar geriden başlayarak, nasıl uzun mücadeleler sonunda ulaşabildiklerini anlamak açısından tokat etkisi yapan iki anektod. Toplumların temel konularda gelişebilmesi için tüm bireylerin mücadelesi gerekir. Eşitlik çok temel, hatta belki de en temel konudur, eşitlikten bahsetmeye başladığımızda cinsiyet eşitliğini ilk sıralardan birine koymamız gerekir, ve sadece kadınların mücadelesi ile ilerlemek imkansızdır. Ipsos’un 31 ülkede gerçekleştirdiği araştırmada “Erkekler kadın haklarını desteklemek için harekete geçmedikçe kadınlar benim ülkemde eşitliği sağlayamayacak.” ifadesine katılanların oranı yüksek (%65) olmasına rağmen her dört kişiden biri de bu düşünceye katılmıyor, araştırmaya Türkiye’den katılanlar arasında da benzer bir oran var. Aynı araştırmada “Kadın-erkek eşitliğini teşvik etmek için benim alabileceğim aksiyonlar var” ifadesine katılıp katılmadıkları sorulduğunda da benzer yanıtlar ile karşılaşıyoruz. Bu konuda tam bir görüş birliği maalesef henüz oluşmamış görünüyor.

Sidar Gedik

Tam bir toplumsal konsensüs oluşmamasının bir sonucu olarak kadın-erkek eşitliği için alınması gereken yol uzun olmaya devam ediyor. ‘’Kadın ve erkek eşitliğine inanıyor musunuz?’ ’sorusuna evet yanıtını verenlerin oranı ülkemizde son 2 yılda %2 azalmış durumda (%56). Kadınların yarısı da eşitliğe inanmıyor. Bunu eşitlik olmamalı fikri savunuluyor diye okumamak lazım, her şeye rağmen gelinen noktada hala bir eşitlik olmadığı çıkarımı daha doğru. Bu çıkarımı yaparken dayanağım toplumun ancak yarısının (%54) Türkiye’de bugün genel olarak kadın ve erkeğe eşit davranıldığı düşüncesinde olması.  Gerek aile içinde, gerekse çalışan kadınlar için (kadınlarda iş gücüne katılım ancak %35 !!!) eşitsizliğe maruz kalma hali hala hüküm sürüyor. Ancak %27’lik bir kesim kadın ve erkeklere aile içinde eşit davranıldığını düşünüyor, bu oran son yıllarda değişmedi.

Her ne kadar son senelerde kayda değer şekilde ilerleme ölçüyor olsak bile kadınların çoğunluğu (%57’si) çalışmak istediğinde ailesinden veya eşinden izin almaya hala mecbur. Bu izni alabilenler için de süreç o kadar kolay ilerlemiyor, araştırmaya katılanların yarısından fazlası (%53) işe alımlarda kadınların ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. Ya tüm engelleri aşıp da bir işe girdikten sonra ne oluyor, eşitsizlik orada da devam ediyor, iş yerinde kadınlara ve erkeklere eşit davranılmadığını düşünenlerin oranı %44. Eşit işe eşit ücret konusunda da iç açıcı bir tablo yok, katılımcıların %41’i kadınların aynı iş için erkeklerden daha düşük ücret kazandığını belirtiyor. (Bu soruda da son yıllarda iyiye doğru yavaş bir gidiş olduğunu not etmeyi atlamamak gerek.) Kadınlar eğitimde fırsat eşitsizliği, ekonomik bağımsızlıktan yoksunluk, hayatın pek çok farklı alanında şiddete uğrama gibi derin sorunlar ile karşı karşıya olmaya devam ediyorlar. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlamak önemli, böyle özel günler gündem yaratmak, farkındalık oluşturmak için faydalı elbette. Ancak bu sorunların üstesinden gelebilmek için tüm toplum olarak mücadele etmeliyiz.

Senem Tuğcuoğlu’nun Pause Dergi’deki yazısından bir alıntı ile bitirmek istiyorum, “Kadınların hakları için; kadınlar, erkekler, anneler, babalar, yasalar tüm tarafların el ele vermesi gerekir. Kadının da her birey gibi okuryazar olma, iş hayatında ve siyasette söz sahibi olma, tercihlerine göre baskı görmeden yaşama, başkalarının tasarrufları yüzünden şiddete, dayatmaya maruz kalmama hakları var. Kadının tercihlerinin değil de kadına yüklenen imajın masaya yatırılması gerekir. Kadın da erkek de kendi tercih ve imkanları doğrultusunda evde kalmayı, iş hayatında rol almayı veya bunları birlikte yürütmeyi seçebilir. Öncelikle biz hakları teslim edelim!”

Araştırmacılar toplumu objektif şekilde içgörü ile donatmalıdır.

Araştırmacılar toplumu objektif şekilde içgörü ile donatmalıdır.

Türkiye Araştırmacılar Derneği (TÜAD) olarak misyonumuz; meslek ilkelerimizle hareket ederek toplumu ve kurumları objektif içgörülerle bilgilendirmek ve manipülasyondan uzak bir ortamda doğru karar alınmasını sağlamaktır.

Seçimler yaklaşırken her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de siyasi araştırmaların gündemdeki ağırlığı artar. Bu gibi dönemlerde, bir araştırmanın sahip olması gereken asgari şartları ve gereksinimleri karşılamaktan uzak olarak yapılan çalışmalar bilgi kirliliği yaratabilir.

Doğru bilgiye ulaşmak, kamuoyunun en temel hak ve özgürlükleri arasında yer almaktadır. Araştırmacıların başlıca odağı, içinde bulunduğumuz seçim ortamında meslek kriterlerine uygun şekilde toplanan verilerle şeffaf ve doğru bilgilendirmeyi sağlamaktır. Ortak amacımızın topluma fayda sağlamak olduğu bir noktada, siyasi, ekonomik ya da toplumsal konuları aynı ahlaki bakış açısıyla değerlendirmek ve bu konular ile ilgili içgörü sunmak vatandaşlık borcumuzdur.

Sahip olunan veriye rağmen toplumu yanlış ve/veya eksik bilgilendirmek, çalışmayı bu mesleğin profesyonel standartlarına uygun olarak yürütmemek ve kaynağı belirsiz çalışmaları kamuoyuna sunmak, toplumu manipüle etmek ve yanlış yönlendirmeye çalışmanın dışında bir amaca hizmet etmez.

TÜAD olarak medya mensuplarının da bu konuda birincil sorumlu olduğu kanaatindeyiz. Medya mensupları, kendileriyle paylaşılan araştırma sonuçlarının çok yönlü analiz ve şeffaf veriye dayalı olduğundan emin olmadan hiçbir paylaşımda bulunmamalıdır. Bir araştırma verisi yorumlanırken araştırmanın amacı, örneklem, araştırma verenin kim olduğu, soruların nasıl düzenlendiği, verilerin hangi bağlantılarla irdelendiğini mutlaka incelenmelidir. Bu sebeble başta basın yayın kuruluşu çalışanları olmak üzere tüm vatandaşlarımızdan kaynağı belirsiz ve bilimsel kriterleri karşılamayan anket ve benzeri çalışmalara itibar etmemelerini önemle rica ederiz. Tarafımızca hazırlanmış olan “Medya ve Reklamda Araştırma Sonuçları Kullanım Kılavuzu”na https://tuad.org.tr/  adresinden ulaşabilirsiniz.

Dışarda yemek tüketimi azaldı mı? İşte rakamlar

Dışarda yemek tüketimi azaldı mı? İşte rakamlar

TÜRKİYE’DE HAZIR YEMEK TÜKETENLER;

  • Ev dışında; restoran mı daha çok tercih edildi?
  • Kafeye mi gidildi?
  • Otel vb bir mekânda yemek yiyenler ne durumda?…
  • Eve sipariş edenlerin oranı ne?
  • Veya gel-al yöntemiyle hazır yemek satın alanların yüzdesi kaç?

Ipsos araştırma şirketinin gerçekleştirmiş olduğu; ülkemizdeki nereyse tek denilebilecek detayların izlendiği IPSOS YEME&İÇME PANELİ araştırma verilerinden hazırlanmıştır.

BİREYLER 2023 YILINDA 2.4 MİLYAR YEME- İÇME TÜKETİM VARKEN GEÇEN YILA KIYASLA BU YIL % 4 KÜÇÜLME OLDU.  Ev-dışı gıda tüketiminin bireysel nedenlerini genellikle gıda harcamalarını azaltma, etkinlik, eğlence, damak tadı ve sosyal etkileşim olarak sıralasa da, bu harcamalarda görülen değişkenliklerin temel nedenleri oldukça çeşitlidir. Örneğin, kadınların iş gücüne katılımının artması, ev-dışı gıda harcamalarının gelir artışına duyarlılığı ve gelirlerdeki satın alma gücündeki artışlar, kentli nüfusun büyümesi ve hane halklarının zaman kısıtlarının artması gibi demografik ve ekonomik faktörler önemlidir. Ek olarak Ayrıca, gıda üreticisi ve sunucusu firmaların küreselleşme sonucunda yaygınlaşması, artan pazarlama ve reklam faaliyetleri, gelenek, kültür ve sosyal yapıların değişimi, eğitim, turizm ve tüketici tutumlarındaki değişimler de ev-dışı gıda tüketim harcamalarını etkileyen unsurlar arasında yer almaktadır. Ortalama bir birey yıl içinde 7 farklı restoran tipinden tüketim gerçekleştirirken, ayda yaklaşık dört kere sipariş verdi.

Ipsos Türkiye

  MEKANDA TÜKETİMLER ESKİ SEVİYESİNİN ALTINDA KALDI. Yeme-İçme tüketim sayısındaki düşüş Eve Sipariş ve Gel-Al’ın azalmasından kaynaklandı. Yerinde tüketimdeki kısmi büyüme toplamdaki düşüşü önlemeye yetmedi. Pandemi sonrasında 2022 yılında artmaya başlayan ve 2019 seviyesini yakalayan tüketim sayısı tekrar gerileme gösterdi. Pandemi öncesi ile kıyaslandığında, Mekanda tüketimler eski seviyesinin altında kaldı. Pandemi döneminde popüler hale gelen Gel-Al tüketimler son iki yılda düşüş gösterse de, Pandemi öncesine göre daha çok tercih edilmeye devam etti.

Ipsos Türkiye

 HER 100 TÜKETİMİN 23’Ü KEBAPÇILARDAN YAPILDI…

Tüketim azalmasında Kebapçı, Çiğ Köfteci ve İskender-Dönercilerin etkisi öne çıktı. 2023 yılında her 100 tüketimin 23’ü kebapçılardan yapıldı. 2022 yılına göre en çok tüketim payı kazancını lokantalar sağladı. Lokantalar ortalamadan daha uygun fiyatlı tüketim imkanı sağlamasıyla farklılaşıyor. Ayrıca öğle yemeklerinde tercihi edilme oranı artarak devam ediyor. Modumuz düşük olduğunda yüksek karbonhidrat içeren gıdalara yöneldiğimizi belirten Sert, bunun nedenini ise şöyle açıklıyor

Ipsos Türkiye

 2023 yılında her 100 tüketimin 23’ü kebapçılardan yapıldı.

 Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu ; 2023 yılında 2.4 milyar yeme-içme anı oldu. Geçen yıla kıyasla bireyler daha az sıklıkta hazır yemek tükettikleri için pazar %4 daraldı.  Tüketim sayısındaki düşüş Eve Sipariş ve Gel-Al’ın tüketim sayısındaki azalmadan kaynaklandı. 2023 yılında en çok tüketim %22.9 ile Kebapçılardan yapıldı. Ancak geçen yıla kıyasla Kebapçıların payı 1.7 puan azaldı. 2022 yılına göre en çok tüketim payı kazancını ortalamaya göre daha uygun fiyatlı yemek yenebilen lokantalar sağladı. 2023 yılında yeme-içme tüketimlerinin %21.1’ini lokantalar oluşturdu. Pandemi sonrasında 2022 yılında artmaya başlayan ve 2019 seviyesini yakalayan tüketim sayısı tekrar gerileme gösterdi. Pandemi döneminde popüler hale gelen Gel-Al tüketimler  son iki yılda düşüş gösterse de, Pandemi öncesine göre daha çok tercih edilmeye devam etti.Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Türkiye’de elektrikli araç sayısının artması dönüşümün sinyalimi?

Türkiye’de elektrikli araç sayısının artması dönüşümün sinyalimi?

  • Elektrikli araçlar toplumun gündeminde yer alıyor mu, nasıl yer alıyor?
  • Bu konuda en çok konuşulan üç başlık nedir?
  • Erişim payı son iki yılda nasıl bir o paya sahip?
  • Yurtdışına kıyasla araçlara erişilebilirlik ile ilgili ilk sırada yer alan engel ne?
  • Tüketicilerin bu araçlarla ilgili endişeleri var mı, bunlar nelerdir?
  • Tüketici beklentilerinde ne var?
  • Toplumun tutumu yenilikçi deneyimlere karşı nasıl?
  • Tüketiciler için cazip unsurlar arasında öne çıkan nedir?
  • Türk tüketicilerini elektrikli araç satın almaya neler teşvik ediyor? 
  • Süreçte hangi tutuma sahip markalar  sektör liderliğini arttırıyor olacak? 

 2023’TE ELEKTRİKLİ ARAÇ İLE İLGİLİ KONUŞMALAR İKİ KAT ARTTI… 

Elektrikli araçlarla ilgili toplumda yapılan konuşmaların hızla arttığı gözlemlenmektedir. Özellikle sosyal medya platformları, bu konuşmaların merkezi haline gelmiştir. Instagram, Twitter ve diğer sosyal medya kanallarında, bireyler elektrikli araçlarla ilgili son gelişmeleri, teknolojik yenilikleri ve çevresel faydalarını sıkça tartışmaktadır. Bu tartışmalar özellikle Togg ve Tesla lansmanlarının gerçekleştiği Mart ve Nisan aylarında izlnmiştir. Yılın ilk üç çeyreğinde  %101 Elektrikli araçların çevreye olan olumlu etkileri, düşük karbon ayak izi ve sıfır emisyon gibi kavramlar, bu konuşmaların odak noktasını oluşturmaktadır. Ayrıca, otomotiv endüstrisindeki büyük markaların elektrikli araç üretimine yönelik hamleleri ve hükümetlerin teşvik politikaları da, toplumdaki ilgiyi ve konuşmaları artıran etkenler arasında yer almaktadır. Bu tartışmalar, gelecekteki ulaşım dönüşümü ve çevresel sürdürülebilirlik konularında önemli bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla ülkemizdeki bu konuşmalar sadece trend değil bir dönüşümün göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

 LANSMANLAR KONUŞMALARIN ZİRVE NOKTALARINDA ETKİLİ OLDU… Sosyal medya trendlerine bakıldığında, marka lansmanlarının dönemsel zirvelerde büyük etkisi olduğu gözlemlenmektedir. Özellikle 2023 yılında, tüketicilerin otomotiv endüstrisinin genelindeki ilgisinin arttığı görülmektedir. Markaların yeni elektrikli araçlarını tanıttığı lansmanlar, sosyal medyada büyük yankı uyandırmaktadır. Bu trend, tüketicilerin çevre dostu ulaşım ve sürdürülebilirlik konularına olan ilgisinin giderek arttığını göstermektedir.

 

TWİTTER’IN PAYI DÜŞERKEN, YOUTUBE VE FORUMLAR YÜKSELİYOR.

Twitter’ın payının azalmasıyla birlikte, YouTube ve forumlar gibi video odaklı platformlar, elektrikli araçlar konusunda giderek artan bir ilgi ve etkileşim seviyesiyle parlıyor. Özellikle elektrikli araçlarla ilgili videolar ve bu videolara yapılan yorumlar, paralel bir şekilde büyüyerek dikkat çekiyor. YouTube ve Instagram gibi görsel medya mecraları, kullanıcıların interaktif ve görsel içerikler aracılığıyla elektrikli araçlar hakkında daha derinlemesine bilgi edinmelerini ve deneyimlerini paylaşmalarını sağlıyor. Bu platformlar, tüketicilerin elektrikli araçlarla ilgili tercihlerini şekillendirmede giderek daha etkili bir rol oynuyor.

Tüketici gündeminde ana konu Elektrikli araçlara erişim

Tüketici gündeminde elektrikli araçlara erişim, günümüzün en önemli konularından biri olarak öne çıkıyor. Elektrikli araçlarla ilgili konular arasında ise fiyat ve maliyetler, belirleyici bir rol oynuyor. Bu konu kapsamında, araç fiyatları, vergiler, sipariş süreçleri ve teslimat zamanlamaları gibi unsurlar yoğun bir şekilde tartışılıyor ve bu konu kümesi %31’lik bir paya sahip. Sektör konuları ise lansmanlar, teşvikler, fabrikaların durumu, sektöre yapılan yatırımlar ve geleceğe yönelik tahminlerle dolu. Bu alanın gündemdeki payı ise %22 olarak belirlenmiş durumda. Araçların menzili, şarj altyapısı gibi sektöre özel konular ise elektrikli araçların geleceğini belirlemede önemli bir role sahip ve üçüncü büyük ana konuyu oluşturuyor. Bu veriler, elektrikli araç endüstrisinin dinamiklerini ve tüketicilerin önceliklerini yansıtıyor, aynı zamanda da sektördeki gelişmeleri izleyenler için önemli bir yol gösterici niteliği taşıyor.

Ipsos Türkiye Sosyal Dinleme ve Analitik Hizmet Birimi Lideri ÖZLEM BULUT SÖNMEZYALÇIN, verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu ;

Türkiye’de tüketicilerin elektrikli araçlara olan ilgisi ve merakı dikkate değer ölçüde artıyor. 2023’te dijital mecralarda, elektrikli araçlar hakkında yapılan paylaşımlar önceki seneye göre yaklaşık iki katına çıktı. Google arama verisinde de benzer bir artış var. Her iki veriye beraber bakıldığında artan ilgi, tüketicilerin sektörel gelişmelere ve lansmanlara son derece duyarlı olduğuna ve bunları yakından takip ettiğine işaret ediyor.

Değişen sadece elektrikli araçtan daha çok bahsedilmesi değil; nasıl bahsedildiği ve bahsedilen konular. Lansmanlara paralel olarak bir markadan bahsedenlerin oranı 2022’de %73 iken, 2023’te %80’e çıkıyor. Tüketiciler 2022 yılına kıyasla daha fazla sürüş deneyimine dair görüş ve yorum paylaşıyor. Konuşma tonunda nötr içerikler azalırken, olumlu ya da olumsuz olarak sınıflandırdığımız içerikler artıyor. Elektrikli araç gündemleri tüketiciye artık daha çok temas ediyor.

Elektrikli araç tüketicisi elektrikli araçlara bütünsel bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Sadece satın alım süreci ya da kendi deneyimi değil, sisteme dair finansal, teknolojik ve sosyal boyutlar hem bugünü hem geleceğiyle tartışılıyor. Türkiye’de tüketici, elektrikli araç ekosisteminin ne derece gelişmiş olduğunu ve yakın zamanda ne derece gelişeceğini, dünyadaki elektrikli araç merkezli dönüşümün hızına Türkiye’nin nasıl ayak uyduracağını, geçişin zamanlamasını, başta Çin ve Avrupa pazarlarını, alternatif enerjileri konuşuyor.

Tüketiciler, elektrikli araç ekosisteminin, şarj altyapısından teknolojik gelişmelere kadar geniş bir yelpazede konuların gelişimini merak ediyor ve bu faktörler satın alma kararlarını etkiliyor. Çünkü tüketiciler, sadece satın almak istediği araçla ilgili değil, elektrikli araçlar ekosisteminin finansal, teknolojik, sosyal ve altyapısal yeterliliğine dair her faktörü, bugünü ve geleceğiyle gözden geçirmek durumunda. Bu karmaşık ve belirsizliklerin olduğu süreçte bilgiye, güvene, desteğe ve iyi partnerlere ihtiyaçları var. Burada da yine markalara görevler düşüyor. Tüketici kaynaklı dijital içeriklerin niceliksel ve niteliksel dönüşümü, yarattığı özgün gündem başlıkları ve yüksek etkileşim, sektöre eşsiz bir bilgi kaynağı sunuyor. Markaların tüketici gündemini ve içeriklerini takip etmesi ve desteklemesi şart. Analiz ettiğimiz yaklaşık 500 bin tüketici paylaşımında, en çok bahsedilen konular, fiyatlar, vergiler ve maliyetler. Araca erişim hem 2022’de hem de 2023’te en yüksek paya sahip konu. Yurtdışına kıyasla daha zayıf bulunan teşvikler ve yüksek vergiler, elektrikli araçların erişilebilirliği konusunda önemli bir engel olarak görülüyor. Enflasyon ve döviz kurlarındaki değişim, uzun sipariş süresi ile de birleşince erişim konusu tüketicinin gözünde olumsuz bir imaja sahip oluyor. Ayrıca tüketiciler güvenlik, tasarım ve sürdürülebilirlik konularında da endişelere sahip. Diğer yandan yatırımlar ile daha rekabetçi bir pazar ve aşağıya çekilecek fiyat beklentisindeler.

ÖZLEM BULUT SÖNMEZYALÇIN

Türk tüketicileri, elektrikli araçlara geçiş için birçok motivasyona sahip olduğunu belirtiyor. Yenilikçi teknolojileri deneyimleme arzusu ve çevreye olan duyarlılığın yanı sıra ekonomik faktörler de elektrikli araçlara olan ilgiyi körüklüyor. Akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş ve elektrikli araçların uzun vadede sunduğu tasarruf potansiyeli, tüketiciler için cazip unsurlar arasında. Şehir içi kullanım kolaylığı ve evden şarj imkânı gibi pratik avantajlar, elektrikli araçları özellikle kentsel yaşam için uygun hale getiriyor. Ayrıca, pazardaki çeşitlilik artıyor ve yeni modeller, farklı ihtiyaç ve beklentilere hitap edecek şekilde tasarlanıyor. Tüm bu faktörler, Türk tüketicilerini elektrikli araç satın almaya teşvik ediyor.

2023’te daha fazla konuşulan kullanıcı deneyimi konusu, yeni modeller ve iyileştirmeler ile sektör ortalamasına göre yüksek oranda olumlu yorumları içeriyor.  Türkiye’de elektrikli araçların yükselişi, sadece bir trend değil, aynı zamanda bir dönüşümün sinyallerini veriyor. Önümüzdeki yıllarda, şarj altyapısının gelişimi, teknolojik yenilikler ve devlet tarafından sağlanacak olası teşviklerin artması, elektrikli araçların daha erişilebilir ve cazip hale gelmesini sağlayabilir. Tüketicilerin güvenlik ve sürdürülebilirlik konusundaki endişelerinin azalmasıyla birlikte, elektrikli araç pazarının olgunlaşmasını bekleyebiliriz. Bu gelişmeler, Türkiye’yi küresel sıfır emisyon hedeflerine uyum konusunda hızlandırabilir ve ülkeyi yeşil bir geleceğe taşıyabilir. Elektrikli araçların kısa vadede içten yanmalı motorlarla yan yana var olacağı bir dönemden sonra, mobilite çözümlerinde öncü rolü üstleneceği bir dönemi uzun vadede öngörebiliriz. Tüketicilerin bilinçlenmesi ve sektöre olan ilgisinin artması, bu dönüşümü destekleyen anahtar faktörler olarak öne çıkıyor. Bu süreçte, tüketicilere yakın duran, ihtiyaç ve beklentilerini destekleyen markalar sektörde liderliği ele alacaktır.