Yazılar

“Dünya Aynı Anda Birkaç Büyük Kırılmayı Birlikte Yaşıyor…”

Modern çağın getirdiği hız ve anlık tüketim çılgınlığı, toplumları ve markaları küresel krizlerin ortasında belirsiz bir fırtına içinde savurup, sürüklüyor. Böylesi bir dönemde ayakta kalmanın ve geleceğe rehberlik etmenin tek bir yolu var: Entelektüel üretkenlikte ısrar etmek ve veriyi zamansız bir eşlikçi olarak görmek. Pause Dergi olarak bu ay; bilimsel verinin gücüyle geleceği “ön zamanlı” okuyan araştırma projeleriyle, stratejik plan, kurgu ve taktiklerle geleceğe değer katan, araştırma sektörünün global lider markası Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik’i ağırlıyoruz. Bu söyleşide; liderliğin sadece rakamlardan ibaret olmadığını; hayata değer katan insani duyguların, samimi bir vizyonun ve güçlü bir duruşun hikayesini okuyacaksınız. Keyifli okumalar diliyoruz.

Röportaj: Ahu Çağdaş

Fotoğraf: Sancar Kemal Demir

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Sidar bey; dünyaca çok hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçiliyor.Global bir araştırma şirketinin Türkiye CEO’su olarak, zamanın bu yeni ritmini ve dünyadaki bu büyük dönüşümü nasıl yorumluyorsunuz?

Dünya aynı anda birkaç büyük kırılmayı birlikte yaşıyor. Hem ülkemizde hem de küresel ölçekte çok katmanlı bir dönüşüm sürecinin içindeyiz. Pandemi, küresel enflasyon, jeopolitik gerilimler ve savaşların gölgesinde şekillenen yeni bir uluslararası düzenle karşı karşıyayız. Artan göç hareketleri ve ekonomik dalgalanmalar da bu tabloya eşlik ediyor.

Böylesi dönemlerin ortak özelliği, isimlerinin çoğu zaman sonradan konulmasıdır. Rönesans ya da Endüstri Devrimi örneklerinde olduğu gibi, içinde yaşarken bunun tarihsel bir kırılma olduğunu her zaman net göremeyiz. Bugün de benzer bir eşikte olduğumuzu düşünüyorum; henüz adını koyamadığımız ama öncesi ve sonrası farklı olacak bir dönemden geçiyoruz. Bu dönüşüm, uluslararası sistemi ve ekonomik düzeni yeniden şekillendiriyor. Küresel ticaret ilişkileri değişirken, enerji güvenliği ve jeopolitik gerilimler ağırlık merkezlerini kaydırıyor. Trump’ın geçtiğimiz yıl aldığı kararlar, ABD-İsrail-İran hattındaki gerilimler ve kritik enerji hatları küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Demografik değişim de bu sürecin kritik bir boyutu. Gelişmiş ekonomiler hızla yaşlanırken, Afrika gibi bölgelerde genç nüfus hızla artıyor. Göç ise bir diğer büyük başlık; dünyada şu anda 300 milyona yakın göçmen olduğu tahmin ediliyor ve önümüzdeki 25 yıl içinde yaklaşık 1 milyar insanın göç etmesi bekleniyor. Yapay zekâ ise en köklü kırılmalardan biri. Üretken yapay zekâ, iş yapış biçimlerini ve bilginin üretimini kökten değiştiriyor. İlk kez entelektüel üretimi ve düşünmeyi makinelerle paylaştığımız bu dönemde, kadim bilginin nasıl korunacağı ve nesiller arası aktarımın nasıl gerçekleşeceği önemli bir soru olarak önümüzde duruyor. Tüm bu gelişmelerin ortasında, yaşadığımız dönemin adını henüz koyabilmiş değiliz. Ancak çok net bir şekilde şunu hissediyoruz: Bu dönem, öncesi ve sonrası farklı olacak bir kırılma dönemi

Peki, araştırma sektörü bu dönüşümün tam olarak neresinde konumlanıyor? Sektör, bu sürecin bir takipçisi mi, yön veren kaldıraçlarından biri mi?

Araştırma sektörü bu dönüşümün tam merkezinde duruyor. Değişimi en erken okuyan alanlardan biri olduğu için doğal olarak bir “erken uyarı sistemi” gibi çalışıyor. Toplumların ve bireylerin nereye evrildiğini en hızlı biz görüyoruz. Ancak bugün sadece değişimi okumak yeterli değil. Dönüşümün kendisi çok hızlı ve katmanlı olduğu için araştırma sektörü; daha hızlı, daha fazla veriyle çalışan, yapay zekâ ve sentetik datayla gerçek zamanlı içgörü üreten bir yapıya evriliyor. Bu anlamda sektör bir takipçi değil. Ama tek başına yön veren bir kaldıraç olarak da görülmemeli. Daha doğru tanım şu: Araştırma sektörü, dönüşümün hızını ve yönünü daha görünür hale getiren bir “çarpan etkisi” yaratıyor. Böylesine hızlı değişen ve kırılganlıklarla örülü bir dünyada, araştırma sektörünün rehberliğine duyulan ihtiyaç hiç olmadığı kadar açık.

Global krizler, savaşlar ve en başta ekonomik sıkıntılar, dünyanın her yerinde, her sektörde derinden hissedildi. Araştırma sektörüne etkisi nasıl oldu? Markalar, şirketler, bu dönemde veriye daha mı çok sığındı?

2025 yılı ESOMAR sektör büyüklüğü raporuna göre 2024’te Türkiye’nin pazar araştırması cirosu yaklaşık 143 milyon USD, 2025 için ise 147 milyon USD seviyesinde bekleniyor. Türkiye G20 ülkeleri içinde yer almasına rağmen dünya sıralamasında 30. sırada olması, sektörün önünde kat edilmesi gereken ciddi bir mesafe olduğunu gösteriyor. Küresel krizler ve ekonomik sıkışma dönemlerinde markaların ilk refleksi genellikle araştırma bütçelerini kısıtlamak oluyor. Ancak bu yaklaşım artık eski dünyaya ait bir refleks. Çünkü yapay zekâ çağında veriyle çalışmak ve araştırma üretmek bir “opsiyon” değil, bir zorunluluk haline geldi. Araştırma sektörü bugün sadece tüketicinin nabzını tutan bir yapı değil; aynı zamanda güven seviyesini ölçen, eğilimleri ve davranış değişimlerini ortaya koyan ve buradan strateji üreten bir karar destek mekanizmasıdır. Bu nedenle araştırma, bir “maliyet kalemi” olarak değil, yatırımın fizibilite sürecinin doğal bir parçası olarak görülmeli. Çünkü araştırma ile desteklenmeyen yatırımların riski giderek artıyor

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Aslında bu dijital dünyaya ilk adımı atan sektörün araştırma sektörü olduğusöyleyebilir miyiz? Nöro-araştırmalar, eye-tracking (göz takibi), marka ve pazarlama dünyasının beklentilerine, yol gösteren verileri, Ipsos yıllardır gerçekleştiriyordu desem ne dersiniz?  

Evet, araştırma sektörü dijital dönüşüme en erken adapte olan alanlardan biri oldu diyebiliriz. Bunun temel nedeni, sektörün doğası gereği veriyle, teknolojiyle ve insan davranışını anlamlandırma ihtiyacıyla iç içe olmasıdır. Ancak bugün mesele yalnızca dijital araçları kullanmak değil; araştırmanın kendisinin nasıl tanımlandığının yeniden değişmesidir. Ipsos’un Horizon 2030 stratejisi bu açıdan önemli bir çerçeve sunuyor. Horizon yaklaşımı, araştırmayı karar alma süreçlerini gerçek zamanlı olarak besleyen, yapay zekâ ile güçlendirilmiş bir içgörü ekosistemi olarak yeniden tanımlıyor. Stratejinin merkezinde hız, ölçek ve aksiyon olmak üzere üç kritik dönüşüm var. Ipsos bu dönüşümü yıllardır adım adım inşa ediyor. Nöro-araştırmalar, eye-tracking ve dijital davranış analitiği gibi yöntemler uzun süredir geliştiriliyor. Horizon 2030 ile birlikte ise bu metodolojiler tek bir entegre içgörü mimarisinin parçaları haline geliyor Dolayısıyla araştırma sektörü dijital dönüşümün takipçisi değil. Aksine bu dönüşümü erken okuyan, araçlarını erken geliştiren ve markaların karar alma sistemlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelen bir alandır. Ipsos Horizon 2030 da araştırmayı sadece bilgi sağlayan değil, karar üreten ve geleceği şekillendiren bir yapı olarak konumlandırıyor.

Ipsos, hem dünyada hem de ülkemizde sektörün lideri konumunda. Sizin Türkiye’deki çalışmalarınızın markalar tarafında ve ülkemize kattığı katma değerler çok net. İhracat ekonomisine sağladığınız katkılar… Ancak benim asıl ilgilendiğim ve dikkat çekmek istediğim nokta, toplumsal duyarlılığınız ve sosyal sorumluluk projelerindeki o samimi hassasiyetiniz. Özellikle afet sonrasındaki kolektif iyileşme süreçlerini de dahil ederek, Ipsos’un bu insani ve toplumsal duruşundan bahsetmek ister misiniz?

Ipsos’un global ve Türkiye’deki konumunu değerlendirirken genellikle doğal olarak işin ticari ve stratejik tarafı öne çıkıyor. Ama Ipsos’u Ipsos yapan şey sadece bu değil. Bizim için araştırma, yalnızca ticari kararları besleyen bir araç değil, aynı zamanda toplumu anlamaya, objektif bilgiyle donatmaya ve toplumsal ihtiyaçları görünür kılmaya yarayan bir sorumluluk alanı. Bu nedenle toplumsal duyarlılık işimizin ayrı bir “yan başlığı” değil, doğrudan yapısının bir parçası. Özellikle kriz ve afet dönemlerinde bu çok daha görünür hale geliyor. Örneğin pandemi sürecinde ve 2023 yılında yaşadığımız deprem felaketi sonrasında yürüttüğümüz araştırmalar da bunun en somut örneklerinden oldu.Bu tür dönemlerde şunu çok net görüyoruz: İnsanlar sadece fiziksel ihtiyaçlar açısından değil, aynı zamanda bilgiye çok daha fazla ihtiyaç duyuyor. Böyle kırılma anlarında doğru veriyi üretmek, sadece ticari kararları değil, toplumsal dayanıklılığı da doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle Ipsos’un yaklaşımı, proje bazlı bir sosyal sorumluluk anlayışından ziyade, araştırmanın doğasından gelen bir sorumluluk bilincine dayanıyor. Yani biz toplumu ölçerken aynı zamanda toplumu anlamaya, ihtiyaçlarını görünür kılmaya ve daha sağlıklı karar alma zeminleri oluşturmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla Ipsos’un ekonomik katkısı ile toplumsal katkısı birbirinden ayrı değil, aksine birbirini besleyen iki temel eksen. Bir yandan markalara ve ekonomiye değer üretirken, diğer yandan özellikle kritik anlarda toplumun daha doğru anlaşılmasına ve iyileşme süreçlerinin desteklenmesine katkı sağlıyoruz.

Her yıl düzenlediğiniz uluslararası bir konferans var. “Araştırmada Yenilikler Konferansı”… Bilim ve teknik konularda yenilikleri, gündem konularındaki en güncel bilgileri, alanında dünyaca tanınmış isimlerle sunduğunuz dev aynı zamanda çok cool bir buluşma… Sektörü eğiten, öğreten ve çıtasını yükselten bu konferansın tüm geliri her yıl bir sosyal projeye aktarılıyor. Bu yönüyle, her açıdan ülkemizde tek olma özelliğine sahip bir prestij çalışması diyebilir miyiz? Araştırmada Yenilikler Konferansı’nın bu sene 17.’sini düzenliyoruz. Hem içerik derinliği hem de uluslararası katılımı itibarıyla Türkiye’de alanında çok özel bir buluşma. Her yıl konjonktüre ve zamanın ruhuna göre belirlediğimiz temamız çerçevesinde çok geniş bir yelpazede, alanında uzman çok değerli isimleri bir araya getirerek araştırma sektörünün geleceğini tartıştığımız bir platform. Bu yönüyle aslında sektörü besleyen, geliştiren ve çıtasını sürekli yukarı taşıyan bir öğrenme alanı. Bu etkinliği farklı kılan bir diğer önemli unsur da sosyal etki boyutu. Konferansın tüm geliri her yıl eğitim alanında bir sosyal projeye aktarılıyor. Sadece profesyonel bir buluşma olmaktan çıkıp toplumsal faydaya dönüşüyor. Bu anlamda Türkiye’de farklı bir örneği yok.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Siz özel hayatınızda da duyarlısınız diye duyuyorum. Bir çöplüğe bırakılan yavru köpeği sahiplenmiş olmanız. Ona bir yuvanın kapısını açmış olmanız… Bu hikâyeden biraz bahseder misiniz?

 Nova çöplüğe bırakılmış değildi, zaten orada doğmuştu. Çocuklarımız barınaklarda yuva bekleyen köpeklerden birini uzun zamandır sahiplenmek istiyorlardı. Biz de bu amaçla araştırmaya başladık ve bir arkadaşımız sayesinde Ezine’de Nova, kardeşleri ve başka canları şehir çöplüğünden kurtaran, aşılarını yaptırıp yuvalandırmak üzere çabalayan bir hayvansever ile yollarımız kesişti. Ve pandemi koşullarında Ezine’ye gidip Nova’yı alıp eve getirdim.  İyi ki getirmişim, bunun için çocuklarımıza ne kadar teşekkür etsek az. Nova’nın hayatımıza kattıkları saymakla bitmez. Umarım biz de onun hayatına bir şeyler katabilmişizdir.

Tüm bu yoğunluğun, verilerin ve sorumlulukların arasında; hayat size ne ifade ediyor?
Hayat bir mücadele. Benim için de her zaman böyle oldu. Mücadele doğası gereği zorludur. İşte tüm bu çabanın sonunda bir fayda üretebildiğinizi görebiliyorsanız hayatın hakkını vermişsiniz demektir. Fayda derken ailenize, dostlarınıza, eğer mevcutsa parçası olduğunuz kuruma – bu kurum şirket, okul, vakıf, dernek olabilir- ve en geniş çerçevede topluma, doğaya olan faydayı kast ediyorum. İnsan karşılaştığı zorluklardan kurtulmak ister ama esasen tüm o zorluklardan kurtulabilsek geriye ne kalacak sorusu da önemli. Fayda üretmek üzere samimi şekilde yürütülecek bir mücadelenin sonu yok bence.

Kendinizi nasıl yeniliyorsunuz, zihinsel disklerinizi nasıl temizliyorsunuz?

Eşim ile sohbetlerimiz zihinsel rahatlama açısından çok önemli benim için, çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Tabi Nova dahil çocuklarımızla geçirdiğimiz zamanlar da beni rahatlatan diğer zaman dilimleri. Özellikle Nova ile birlikteyken doğal olarak sadece ona odaklanmak durumunda kalıyorum ve bunun üzerimde önemli pozitif etkisi olduğuna inanıyorum. Dostlarla birlikte zaman geçirmenin de insanın tazelenmesine büyük katkı yaptığını düşünüyorum. Bunların dışında futbol ve basketbolu çok yakından takip ediyorum, bu da bana bir zihinsel sıfırlanma alanı veriyor. İyi bir Galatasaray taraftarıyım, takımımızı sadece maçtan maça değil kendimce oldukça yakından izliyorum. Ayrıca bu sporlarda sadece Türkiye liglerini değil, Avrupa liglerini, Euroleague ve NBA gibi organizasyonları da çok yakından izlerim. Galatasaray taraftarı olmama rağmen Fenerbahçe Beko’nun Euroleague maçlarını Fenerbahçeli olan eşim ve benim gibi Galatasaraylı olan oğlum ile birlikte salonda takip ederiz, kızım da eşim gibi iyi bir Fenerbahçeli, ancak o yurtdışında üniversite eğitimi almakta olduğu için bize pek katılamıyor maalesef.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ekranlardan izlediğim bazı programlardan edindiğim izlenim, çok sakin ve dingin bir yapınız olduğu yönünde. Kolay sinirlenir misiniz? Hayatta en çok neye kızarsınız?
Çok sakin biri olduğumu söyleyemem. Sanırım dışarıdan öyle görünüyor, belki tepkilerimi kamusal alanda saklamayı iyi beceriyorumdur. Hayatta en çok şuna kızarım diyebileceğim tek bir şey yok, tahammül etmekte zorlandığım birçok şey sayabilirim, mesela yalan, iftira, ihanet, adaletsizlik, haksızlık.

Deniz tutkunuzu da yakından biliyorum… Bununla ilgili geleceğe dair bir hayaliniz var mı?
Ülkemizde amatör denizcilik her geçen gün daha da zorlaşıyor. Marina kiraları, tekne bakım masrafları, sürekli bir yenisi ile karşılaştığımız yasal zorunluluklar ülkemizde amatör denizciliği gelişmiş ekonomilere sahip pahalı ülkelerden de daha zor ve maliyetli bir noktaya getirdi maalesef. Son dönemde bu koşullara dayanamayan birçok denizci teknesini satmak durumunda kalıyor, gerçek deniz aşıkları tekne sahibi olmaya niyetlenemiyor bile. Bu gidişat yakın gelecekte amatör denizci profilini de etkileyecek gibi görünüyor. Bizim ailemiz için de durum benzer. Bu yüzden geleceğe dair hayalim oldukça alçakgönüllü teknemizi satmak zorunda kalmamak. ‘Böyle hayal mi olur?’ diyebilirsiniz ama durum bu maalesef.

Yaklaşan Babalar Günü vesilesiyle hem sizin hem de kendi babamın Babalar Günü’nü içtenlikle kutlayarak sormak istiyorum: Özel günler bir araştırmacı olarak ve bir baba olarak size ne ifade ediyor?

 Annelik, babalık gibi rollerin yılda bir gün de olsa hatırlanması elbette güzel. Tüm babaların, babalık hissi taşıyanların gününü kutlarım. Belki okuyuculara beylik bir yorum gibi gelecek ama ben bu günlerin basit tanımlarından çıkarılıp daha geniş anlamda kutlanması taraftarıyım, her insanın anne-baba olma şansı olmayabilir, anne-babasını kaybetmiş olanlar ya da hiç tanımamış olanlar gibi birçok dezavantajlı durum sayabiliriz. Dolayısıyla sadece anneleri -babaları değil annelik-babalık duygusunu kutlayalım isterim, o duygu kime yönlenmiş olursa olsun kutlanmaya değer diye düşünüyorum, yeğenini veya komşusunun-arkadaşının çocuğunu evladı gibi seven teyze, amca dayı da kutlanmalı, bir kediye, köpeğe, kuşa yönlenmiş annelik-babalık duygusu da. Annesini küçük yaşlarda kaybetmiş biri olarak kardeşimi ve beni tek başına yetiştiren babamdaki annelik duygusunu kutlarım.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Ahu Çağdaş

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Ahu Çağdaş

Yeni Ürünlere Yer Açan Firmalar Daha Hızlı Büyüyor

Dünyanın lider araştırma şirketi Ipsos’un Hane Tüketim Paneli verilerinden derlenen içerik dosyasında, her yıl 4.000’den fazla yeni hızlı tüketim ürününün raflara çıktığı tespit ediliyor. Peki ya sonra? Her yıl binlerce ürün raflara çıkıyor; ancak gerçek başarı, bu ürünlerin doğru zamanda ve doğru tüketiciyle buluşabilmesine bağlı. Bu noktada veriler aslında şöyle bir mesaj veriyor: Lansmanların kaderi, büyük ölçüde ilk deneyenler tarafından belirleniyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik’in verilerle ilgili yorumu şöyle;

“Yeni ürün lansmanları, yalnızca inovasyonun değil, aynı zamanda büyümenin de tetikleyicilerinden biridir. Lansmanlara daha fazla alan açan şirketlerin daha yüksek büyüme performansı göstermesi, bu ilişkinin somut bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Her yıl binlerce ürün raflara çıkıyor; ancak gerçek başarı, bu ürünlerin doğru zamanda ve doğru tüketiciyle buluşabilmesine bağlı. Bu noktada veriler bize şunu söylüyor: Lansmanların kaderi büyük ölçüde ilk deneyenler tarafından belirleniyor.

Hane nüfusunun yalnızca %17’sini oluşturan “Öncüler”, lansman harcamalarının %33’ünü gerçekleştirerek yeni ürünlerin ilk ivmesini yaratıyor. Bu erken dönem davranışları, bir ürünün yaygınlaşma potansiyeline dair önemli ipuçları sunuyor.

Bulgular, yeni ürünlerin pazardaki yolculuğunun her zaman doğrusal ilerlemediğini; özellikle ilk dönemde ortaya çıkan dinamiklerin ve farklı tüketici gruplarının davranışlarının bu süreci anlamada önemli bir rol oynadığını gösteriyor.”

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

#IpsosTürkiye #YeniÜrünLansmanı #TüketiciDavranışları #HızlıTüketimÜrünleri #İnovasyon #BüyümeStratejisi #HaneTüketimPaneli #PazarlamaVerileri #EkonomiHaberi #MarkaBaşarısı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Fırsat Takibi dönemi: tüketici gerçek indirim peşinde

2025 yılına ekonomik toparlanma umuduyla giren tüketici, Nisan ayında gerçekleşen faiz artışıyla birlikte yeniden temkinli moda geçti. Ipsos’un “Gündeme Dair” araştırmasına göre, artan enflasyon algısı ve düşen alım gücü, yılın en hareketli indirim dönemi olan Kasım kampanyalarını bile baskıladı.

Farkındalık Yüksek, Alışveriş Düşük

Araştırma sonuçları, indirimlerden haberdar olma oranının yüksek olmasına rağmen alışverişe dönüşme oranında tarihi bir düşüş yaşandığını ortaya koyuyor. 2025 yılı, “haberdar olup da alışveriş yapmayanların” en yüksek olduğu yıl olarak kayda geçti. Bu durum, tüketicinin artık kampanya dönemlerinde daha seçici davrandığını ve yalnızca gerçekten cazip fırsatlara yöneldiğini gösteriyor.

İndirimlere Güven Azaldı

Tüketicilerin yarısı (%50) sunulan indirimleri yetersiz bulurken, her 10 kişiden 4’ü kampanya dönemindeki ürünlerin kalitesinden şüphe duyuyor. Bu tablo, indirim dönemlerinde tüketicinin güven algısının zayıfladığını ve alışveriş kararlarını daha fazla sorguladığını ortaya koyuyor.

“Fırsat Takibi” Dönemi

Kasım kampanyalarına yönelik genel negatif algıda bir yumuşama görülse de, bu durum tüketicinin ikna olduğu anlamına gelmiyor. Artık karşımızda indirimden haberdar olan ancak alışveriş yapmak için “fırsat gibi fırsat” bekleyen, her zamankinden daha hesaplı davranan bir tüketici profili var. Bu yeni davranış biçimi, markaların kampanya stratejilerini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılıyor.

Ekonomik Baskı ve Tüketici Psikolojisi

Enflasyon algısının yüksekliği, alım gücündeki düşüş ve faiz artışlarının etkisiyle tüketici, ihtiyaç odaklı alışverişe yöneliyor. Lüks ve gereksiz harcamalar yerine temel ihtiyaçlara odaklanan tüketici, kampanyaları artık bir “alışveriş şöleni” değil, gerçek fırsatların peşinde koşulan bir dönem olarak görüyor.

Bu tablo, markalar için önemli bir uyarı niteliğinde. İndirim dönemlerinde tüketiciyi ikna etmek için yalnızca fiyat avantajı değil, ürün kalitesi, güvenilirlik ve şeffaflık da ön plana çıkmak zorunda. 

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı;

Yıl içerisinde tüketicilerin tatil alışkanlıklarından okul harcamalarına, bayram alışverişlerinden hanelerin yeme içme trendlerine kadar pek çok konuyu takip ediyoruz. 2024 yılını faiz indirimiyle kapatmıştık ve 2025 yılında ekonomide yukarı yönlü bir ivme bekliyorduk. Ancak 2025 Nisan ayında gerçekleşen faiz artışıyla ekonomik hareketlilik yeniden yavaşladı.

Gündeme Dair araştırmamızın Ekim sonuçlarına göre ekonomiye yönelik olumsuz beklentiler son 3 ay içinde 4 puan artarak %57’ye çıktı. Her üç kişiden ikisi ise enflasyonun açıklanan resmi enflasyondan yaklaşık iki kat daha yüksek hissedildiğini belirtiyor.

Kasım ayı markaların rekabetini artırdığı ve tüketicilerin kampanyaları yakından takip ettiği bir dönem. Fakat yine de Gündeme Dair araştırmamızın sonuçları, bu yıl Kasım indirimlerinin önceki yıllardaki etkisini tam olarak gösteremediğini ortaya koyuyor.

Her ne kadar indirimlerden haberdar olma oranı 2024 ile aynı kalsa da, 2022 ve 2023’e kıyasla son iki yılda bu farkındalık belirgin biçimde düşük. Daha da kritik olan ise, haberdar olanların alışveriş yapma oranının 2025’te en düşük seviyeye inmiş olması.

18–35 yaş arasındaki kişilerde Kasım kampanyalarından alışveriş oranı 2024’e göre %21 düştü. Erkeklerdeki harcama düşüşü kadınlara kıyasla daha belirgin. Ekonomik zorluklar bizi kısıtlıyor, görünen o ki kesintiyi ilk yapan daha az gelirli genç kesim ve alışverişe daha fonksiyonel bakan erkekler oluyor.

Alışveriş yapanların tercihlerine baktığımızda, giyim, kişisel bakım ve temizlik ürünleri başı çekiyor. Bu kategoriler, tüketicinin Kasım fırsatlarını daha çok temel ihtiyaçlar üzerinden değerlendirdiğine işaret ediyor. Elektronik ve ev tekstili gibi kategorilerde ise daha planlı alışveriş davranışı öne çıkıyor. Her on kişiden yedisi bu kategorilerdeki alışverişleri için Kasım kampanyalarını bekliyor. Kasımda “fırsat gibi fırsat” kovalanıyor, bu nedenle daha seçici alışveriş yapılıyor. Alışveriş kanallarında ise tablo değişmedi. Online platformlar bu sene de en çok tercih edilen mecra. Bununla birlikte, hem online hem fiziksel mağazaları bir arada kullananların oranı geçen yıllara göre kayda değer seviyede artmış durumda.

Kasım kampanyalarına yönelik olumsuz algılarda ise bu yıl bir yumuşama görüyoruz. Kampanyalara tamamen karşı olanların oranı bu sene bir önceki seneye göre daha düşük. Ancak bu olumlu eğilimin yanında dikkat çeken bir diğer bulgu, kampanyaların etkinliğine dair beklentinin düşmeye devam etmesi. Tüketicilerin yarısı indirimleri yeterli bulmuyor, her on kişiden dördü ise indirim dönemindeki ürünlerin kalitesinden emin olmadığını belirtiyor. Alışveriş yapmayanlar kampanyalara karşı değiller ama alacak olsalar avantajlı fiyata alışveriş yapacaklarını da düşünmüyorlar.

Tüm bu göstergeler, ekonomik baskıların tüketici davranışlarını belirgin biçimde şekillendirmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. 2025 yılı boyunca beklentiler, alışveriş eğilimleri ve kampanya dönemlerine verilen tepkiler dalgalı bir seyir izlese de, tüketicinin önceliklendirme biçimi giderek daha rasyonel, daha temkinli ve ihtiyaç odaklı bir yapıya dönmüş durumda. Önümüzdeki dönemde markaların da tüketicinin bu hassasiyetini gözeten, güven, fayda ve şeffaflığa dayalı stratejilere yönelmesi kaçınılmaz görünüyor.

#Kasımİndirimleri2025 #EkonomiHaberleri #TüketiciAnalizi #FırsatTakibi #AlımGücü #EnflasyonAlgısı #İndirimDönemi #EkonomiGündemi #TüketiciDavranışları #IpsosAraştırma

Bu yaz tatil yaptınız mı?

Dünyanın önde gelen pazar araştırma şirketlerinden Ipsos, tüketicilerin tutum ve davranışlarını, yaşam tarzlarını ve değişen alışkanlıklarını yakından izlemeye devam ediyor.  İçinde bulunduğumuz küresel krizler, ekonomik koşullar ve değişen öncelikler, Türk halkının tatil alışkanlıklarını geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da etkiliyor. Bu araştırmada, toplumun bu yaz tatil yapma eğilimi, tatil planlarına dair tutumları ve beklentileri ile bu kararların altında yatan neden ve sonuçlar verilerle açıklanıyor. Tatil sadece deniz, kum, güneş ve otel konaklamasından ibaret olmadığını, bireyler açısından ayrı ayrı anlam ifade ettiğini veriler ışığında görüyoruz. Kimisi için lüks bir otel, gündelik işlerden kaçıp rahatlamak demekken, kimisi için doğa tatilinde kamp yapmak ya da kültür turlarıyla tarihi yerler keşfetmek, tatil anlamında büyük keyif olduğu ifade edilebiliyor. Diğer bir taraftan da ; tatil, memlekete veya köy ziyareti anlamına da geliyor.  Kısaca bireylerin kendini iyi hissettiği yerde, insan ruhuyla bedenini buluşturmaya, yenilenmeye yer açma ihtiyacını gideriyor. Geçtiğimiz yıl ve bu yılki verileri karşılaştırdığımızda; geçtiğimiz yıl olduğu gibi her on kişiden altısı bu sene yaz tatili yapmadığını ve yapmayı da düşünmediğini belirtiyor. Geçen yıla kıyasla, tatile çıkmayanlar arasında tatil planlayanların oran ise düştü. (2024 :%20 vs 2025 :%24)

Ipsos Türkiye Ipsos Türkiye

Tüm dünyada yaşanan çoklu krizler ve ekonomik dalgalanmalar, insanların bütçelerini gözden geçirmesine neden oluyor. Artan fiyatlar ve enflasyon, eskiden mümkün olan tatil seçeneklerini lüks hale getirebiliyor. Bu yüzden birçok kişi, tatil yapmak yerine mevcut birikimlerini korumayı veya temel ihtiyaçlara yönelmeyi tercih edebiliyor.

Ipsos Türkiye

Her on kişiden birinin geçen sene yurt dışında tatil yaptığını ifade etmesi de, önemli bir trende işaret ediyor. Yurt içinde tatil yapmanın maliyetinin, bazı yurt dışı destinasyonlarla karşılaştırıldığında daha yüksek olması. Özellikle komşu ülkelerde veya vize gerektirmeyen bölgelerde, uygun fiyatlı paket turlar veya konaklama seçenekleri bulunabiliyor. Yurt içinde popüler olan destinasyonların kalabalık olması veya bireylerin kişisel tatil anlayışına uymaması durumunda, insanlar daha sakin veya farklı bir atmosfer arayışıyla yurt dışı seçeneklerine yönelebiliyor. Tüketici tutum davranışlarında bu tutumlar; turizm sektörünü yurt dışı odaklı kampanyalar geliştirmeye veya yurt içi destinasyonlarda rekabetçi fiyatlar sunmaya teşvik edebilir. Aynı zamanda, seyahat alışkanlıklarının ve önceliklerinin zamanla nasıl değiştiğini de gösteriyor.

Ipsos Türkiye

Kendi gelirleriyle tatil yapabilen bireylerin sayısının artmasıyla birlikte, otel veya pansiyon gibi yerleri tercih ederek daha bağımsız ve rahat bir tatil deneyimi arayışına doğru bir geçiş olduğu rakamlara bakıldığında  net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu, kişisel harcama gücünün artmasının doğrudan bir yansıması. Otellerin ve pansiyonların sunduğu hazır hizmetler, özellikle yemek, temizlik ve aktivite gibi konularda tatilcilere büyük kolaylık sağlıyor. Aile evinde bu hizmetlerin genellikle kendisi tarafından karşılanması, tam anlamıyla “dinlenme” amacıyla yapılan bir tatil beklentisini karşılamakta zorlanabiliyor. Aile evinde tatil yapmak, ekonomik açıdan avantajlı olsa da, kişisel alandan feragat etmeyi gerektirdiğinden tercih sıralamasında geriliyor.

Ipsos Türkiye

Bu sene daha fazla kişinin tatil masraflarını kendi imkanlarıyla karşıladı. Kişisel finansal durumun geçen seneye göre daha farklı bir trende geçtiği de veriler arasında öne çıkan başlıklardan.  Bu durum, bireylerin gelirlerinde artış, daha iyi bir bütçe yönetimi veya tatil için daha önceden birikim yapabilme yeteneği gibi faktörlerden kaynaklanabilir. Aileden borç alma ihtiyacının azalması, genç nesillerin veya çalışan kesimin ekonomik olarak daha güçlü bir pozisyona doğru bir yükselen ivme gösteriyor denilebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Gündeme Dair Araştırma Verilerini Şöyle yorumladı; Ipsos olarak Gündeme Dair araştırmamızda katılımcılara “Son günlerde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” diye sorduğumuzda uzun süredir yanıtlar değişmiyor; yorgun, bıkkın ve endişeli. Bu duygular, adeta üzerimize sinmiş durumda. Yılın yorgunluğunu geride bırakmak ve tazelenmek için ihtiyaç duyduğumuz yegane şeylerden biri ise hayatın olağan akışına ara vererek yaz tatili yapmak.

Geçtiğimiz bir kaç senedir yaz tatiline ilişkin sorular soruyoruz. Bu yıl her on kişiden altısı bu sene yaz tatili yapmadığını ve yapmayı da düşünmediğini belirtiyor. Bu oranda geçtiğimiz yıla kıyasla bir değişiklik yok.

Tatil yapanlar ya da yapabilenler bunu sürdürüyor (on kişiden sekizi), tatil yapmayan ya da yapamayanlar da buna isteyerek veya mecburen devam ediyorlar. Geçen yıl yaz tatil yapamayan her on kişiden yedisi bu yıl da yaz tatil yapamayacağını belirtiyor. Yaz tatili yapamamanın en önemli nedeni olarak geçtiğimiz seneye benzer şekilde ekonomik koşullar öne çıkıyor. Yaz tatili yapamayan her on kişiden dokuzu ekonomik sebeplerle tatil yapamadığını ifade ediyor.

Yurt içinde tatil yapanların oranı doğal olarak çok daha yüksek. Geçen sene olduğu gibi bu sene de her on kişiden dokuzu yurt içinde tatil yapmış. Ailelerinin yanında yaz tatili yapanların oranı geçtiğimiz seneye kıyasla düşerken, yurt içinde otel ve pansiyonda kalmayı tercih edenlerin oranında belirgin şekilde bir artış görüyoruz. Her on kişiden yedisi yaz tatil bütçesini kendi gelirinden karşıladığını ifade ediyor.  Geçen yıla kıyasla ailelerinden borç alanların oranı daha düşük ancak bankalardan kredi alanların oranı artmış durumda.

Ekonomik koşullar ne kadar zorlu olursa olsun, insanın kendine ayırdığı küçük bir mola hayatında büyük bir fark yaratıyor. Hayatın rutin ve yoğun akışından uzaklaşarak, tazelenmek, zihnimizi dinlendirecek anlara alan açmak her zamankinden daha kıymetli. Bulgular, yaz tatilinin pek çok kişi için ekonomik koşulların etkisiyle ertelenen veya vazgeçilen bir plan haline geldiğini ortaya koyuyor.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Teknolojinin gelişimi hem heyecan, hem endişe yaratıyor !

Ipsos Global Trendler araştırmasına göre bireylerin teknoloji hakkında ikilemde olduğunu görüyoruz. Teknoloji daha yaygın hale geldikçe, bize getirebileceği sorun çözme araçlarının cazibesi ve iletişim kurma biçimlerindeki değişiklik inanılmaz bir heyecan yaratıyor. Diğer yandan da gizlilik, iş kaybı ve kötüye kullanım potansiyeline ilişkin endişeler var. Heyecan ve endişe arasında bir gerilim yaşanıyor.

IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI

Ipsos Global Trendler araştırmasına göre bireylerin teknoloji hakkında bir ikilemde olduğunu görüyoruz. Teknoloji daha yaygın hale geldikçe, bize getirebileceği sorun çözme araçlarının cazibesi ve iletişim kurma biçimlerindeki değişiklik inanılmaz bir heyecan yaratıyor. Diğer yandan da gizlilik, iş kaybı ve kötüye kullanım potansiyeline ilişkin endişeler var. Heyecan ve endişe arasında bir gerilim yaşanıyor.

Araştırmaya göre ülkeler ortalamasında neredeyse dört kişiden üçü (%71), toplum olarak karşılaştığımız sorunları çözmek için teknolojiye ihtiyacımız olduğunu düşünüyor. Ancak, teknolojik ilerlemenin “hayatlarımızı mahvettiğini” düşünenler de var (%57). Bu ikilem, yapay zekâya bakış açısında da geçerli. Bireyler yapay zekâdaki gelişmeler konusunda heyecanlı, ama aynı zamanda bu gelişmelerin getirebileceği değişiklikler konusunda da endişeli. Ipsos bu gerilime “Yapay Zekânın Büyüsü ve Endişesi” (the Wonder and the Worry of AI) adını veriyor.

2022 yılının sonunda ChatGPT’nin kullanıma açılması ile milyonlarca internet kullanıcısı yapay zekâ ile doğrudan karşılaştı, diyalog kurmaya başladı. Yapay zekâ bir anda hayatlarımızın tam da ortasına yerleşti. Gündeme Dair araştırmamıza göre Türkiye’de her iki kişiden biri yapay zekâyı duyduğunu belirtiyor. Soruyu üretken yapay zekâ olarak sorduğumuzda ise bilinirlik oranı düşüyor (%32). Bu fark “üretken yapay zekâ teriminin daha teknik ve yeni bir kavram olmasından kaynaklanıyor olabilir. Herkesin gündelik diline yerleşmiş değil.  Bu yıl aynı araştırmada Türkiye’de yapay zekâ kullanımının 2023 yılına göre arttığını görüyoruz. Bazı uygulamaları denemek, iş ve özel hayatta işlerini kolaylaştırmak için kullananların oranı 2023 yılında yüzde 12 iken bu yıl yüzde 23’e çıktı.  Ipsos’un 30 ülkede 23 binden fazla kişiyle gerçekleştirdiği Global Advisor araştırmasına göre ülkeler ortalamasında bireylerin yaklaşık yarısı üretken yapay zekâ konusunda heyecanlı olduklarını, diğer yarısı ise endişeli olduklarını söylüyor.

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

Anglosphere ülkelerinde (ABD, İngiltere, Kanada, İrlanda ve Avustralya) heyecandan çok daha fazla endişe var. Avrupa pazarlarında ise daha az endişe gözlemleniyor, ama heyecan düzeyi de orta seviyede. Güneydoğu Asya’daki bazı ülkeler ise belirgin şekilde heyecanlı ve endişeye kıyasla çok daha olumlu. Japonya ise biraz aykırı bir ülke olarak konumlanıyor. Ne heyecanlı ne de endişeli. Türkiye’de ise heyecanlı olanların oranı endişe duyanlara göre daha yüksek, daha olumlu bir bakış açısı hakim. Endişelerin önemli kaynaklarından biri elbette ki bireylerin yaşadıkları ülkelerde yapay zekâya ilişkin düzenlemelerin yapılıp yapılmayacağı ile ilgili. Hükümetlerin düzenlemelere olan yaklaşımı bu noktada kritik önem taşıyor. Yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi sürecinde, bazı şirketler hükümetlerle iş birliği yaparak hukuki ve etik çerçevede hareket edeceklerini duyurdular. Bu, umut verici bir gelişme. Ancak tek başına yeterli mi, orası tartışmalı. Çünkü yalnızca özel şirketler değil, devletler de kendi yapay zekâ programlarını yürütüyor. Üstelik bu programların bazıları askeri amaçlar taşıyor. Yapay zekânın sunduğu güç ve ekonomik potansiyel, bu teknolojiyi etik ve yasal sınırlar içinde tutmayı her geçen gün daha da zorlaştırıyor.

Gündeme Dair araştırmamıza göre her iki kişiden biri Türkiye’de yapay zekâyı bir fırsat olarak görüyor. Tehdit olarak görenlerin oranı da azımsanmayacak düzeyde (%44). Her on kişiden altısı yapay zekânın yapabileceklerinden korkuyor. Gelecek nesiller için yapay zekânın yeni iş fırsatları yaratacağına inananların oranı, 2023 yılıyla benzer seviyede kalmış durumda. Öte yandan, yapay zekânın iş imkanlarını azaltacağı ve işsizliği artıracağı yönünde endişe duyanların oranı %25’ten %20’ye gerileyerek bir miktar azalmış görünüyor. Yapay zekânın şu anki işlerini yapacağını düşünenlerin oranı ülkeler ortalamasında %36. Türkiye’de ise bu oran %42.  Yapay zekânın şu anda çevrim içi aramalardan reklam içeriği oluşturmaya, iş başvurularını elemekten yapay zekâ ile oluşturulmuş spor içerikleri yaratmaya birçok görevi üstleniyor.

Global Advisor araştırmasına göre yapay zekâ kullanan şirketlerin bu kullanımı açıkça belirtmesi yönünde büyük bir beklenti var (%79). Önümüzdeki dönemde bireylerin içeriklerin yapay zekâ yerine insanlar tarafından oluşturulmasını tercih etme ihtimali de söz konusu. Kullanım yaygınlaştıkça buna alışmamız ve daha rahat hissetmemiz kolaylıkla beklenebilir. Ancak bir tepki senaryosunun gerçekleşmesi de mümkün. Yapay zekâ kullanan şirketlerin kişisel verilerin korunacağına ilişkin görüşler de farklılaşıyor. Ülkeler ortalamasında yapay zekâya bu konuda güven pozitif. Tüm bunlar bizler için karışık sinyaller ortaya koyuyor. Hem kaygı doluyuz hem de hayranlıkla bakıyoruz. Yapay zekâdan birçok şey bekliyoruz, ama bunların olumlu olup olmayacağından emin değiliz. En azından kısa vadede güven sorunu oldukça yaygın ama faydalarını da görmek istiyoruz.

Tarihte belki de ilk defa entelektüel üretimi, düşünme işini makinelere ihale ettiğimiz bir çağa giriyoruz. Bir kırılma noktasındayız. Teknolojinin neler yapabildiği değil, insanların bu güçle ne yapmayı tercih ettiği geleceği şekillendirecek.

Global kırılganlığa rağmen mültecilere yönelik kamuoyu desteği sürüyor !

İsveç, Arjantin ve Hollanda gibi ülkelerde mülteci haklarına yönelik toplumsal destek güçlü bir şekilde sürerken, Macaristan, Endonezya ve Güney Kore’de bu konuda görüş ayrılıkları belirginleşmiş durumda. Tayland, Peru ve Japonya’da ise destek seviyelerinde önceki yıllara kıyasla kayda değer bir gerileme dikkat çekiyor. Büyük mülteci nüfuslarına ev sahipliği yapan ülkeler arasında Kolombiya ve Almanya, destek oranlarında üst sıralarda yer alıyor. Türkiye özelinde son iki yılda gözlemlenen artış eğilimi, kamuoyunun yaklaşımında olumlu bir değişimin sinyallerini veriyor.​ Bu veriler, yalnızca ülkelerin politikaları açısından değil, aynı zamanda toplumsal farkındalık ve insani duyarlılık düzeyleri açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir tablo sunuyor. 

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI

“Global kırılganlığa rağmen mültecilere yönelik kamuoyu desteği sürüyor. Bu sene öyle bir sene oldu ki bir dünya savaşı var diyemiyoruz ama savaşlar dünyasının içerisinde yaşıyoruz. Savaşlarla birlikte elbette ki dev göç dalgalarını yaşıyoruz.

Ipsos, Dünya Mülteciler Günü için 29 ülkeyi kapsayan, mültecilere yönelik düşüncelere ilişkin bir araştırma gerçekleştirdi. Bu yılki araştırma kritik bir döneme denk geldi. Şu anda evlerinden zorla yerinden edilen insan sayısı tarihte hiç olmadığı kadar yüksekken, mültecilere yardım eden kuruluşlar ciddi bütçe kesintileriyle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) göre, 2025 Nisan ayı sonu itibarıyla dünya genelinde 122 milyon kişi zorla  yerinden edildi. Bu rakamın içinde 42,7 milyon mülteci bulunuyor ve bunların önemli bir kısmı (%73) düşük ve orta gelirli ülkelerde ikamet ediyor.

Araştırmanın sonuçlarına göre ülkelerde sığınma hakkına destek devam ediyor. Büyük bir çoğunluk savaş veya zulümden kaçanlara sığınma hakkı verilmesini desteklemeye devam ediyor. İsveç, Arjantin ve Hollanda’da destek güçlü. Türkiye’de her on kişiden altısı bu görüşe katıldığını belirtiyor. Buna karşılık sınırların kapatılması ve mültecilerin kabul edilmemesini destekleyenlerin oranının, ülkeler ortalamasında 2023’ten bu yana arttığını gözlemliyoruz. Ülkemizde her dört kişiden üçü bu görüşü destekliyor.  Göç nedenlerine ve mültecilerin sığındıkları ülkeye uyum sağlamalarına dair endişeler de sürüyor.  29 ülke ortalamasında her on kişiden altısı, birçok mültecinin temelde ekonomik nedenlerle göç ettiğini düşünüyor. Malezya ve Güney Afrika’da on kişiden sekizi bu görüşte. İspanya ve İsveç, bu görüşe katılım oranının en düşük olduğu ülkeler. Kolombiya, Türkiye ve Polonya’da bu konuda duyulan şüphe bir önceki yıla göre azalırken, Almanya’da son üç yıldır aynı seviyede.

Mültecilerin yeni hayatlarını kurmaya çalıştıkları topluma uyum sağlaması, ülkelerin önemli gündem maddelerinden bir tanesi. Uyumlanma konusunda ülkeler arasında önemli görüş ayrılıkları var. Arjantin, Brezilya, Tayland ve Güney Afrika bu konuya en iyimser bakan ülkeler. Kendine özgü bir kültüre ve yaşam biçimine sahip olan Japonlar ise bu konuda en olumsuz bakış açısına sahip olanlar. Japonların sadece %17’si ülkelerine gelen mültecilerin topluma uyum sağlayabileceğini düşünüyor. Japonlardan sonra ise bu konuya en olumsuz bakan ülke Türkiye.  Araştırmada mültecilerin topluma fayda sağlayıp katkılarına dair olumlu görüşler geçen yıla göre dengeli seyrediyor, ancak 2023’e göre azalma var. ABD, İspanya ve Hollanda’da olumlu katkıların varlığına dair görüş, geçtiğimiz yıldan itibaren artış eğiliminde. Özellikle Türkiye gibi çok sayıda sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkelerde şüphecilik hâkim. Ancak son dönemde bu algıda hafif bir iyileşme gözlemleniyor. Genel olarak zengin ülkelerden daha fazla destek beklentisi öne çıkıyor. Ülkeler ortalamasında vatandaşların %35’i, Türkiye’de ise %53’ü zengin ülkelerin verdiği desteği çok az buluyor.

Dünya tarihinde savaşlar da göç hareketliliği de hiçbir zaman tamamen sona ermedi, ermeyecek. Önümüzdeki 25 yıl içerisinde çeşitli sebeplerle güney yarım küreden, özellikle Afrika’dan kuzey yarım küreye doğru yaklaşık 1 milyar kişinin göç edeceğine ilişkin tahminler var. Bu da demek oluyor ki çok daha hareketli yıllar bizleri bekliyor. Araştırma sonuçlarına göre ülkeler hâlâ bireylerin sığınma hakkını destekliyor ve zengin ülkelerin daha fazlasını yapmasını istiyor, öte yandan mevcut siyasi ortam desteği aşındırarak ülkeleri içe kapanmaya zorluyor. Evlerinden koparılan, zorla yurtlarından edilen insanlar için çözümü bulmak ve umut inşa etmek ancak hükümetlerin, sivil toplumun, özel sektörün birleşik çabasıyla gerçekleşebilir.

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Toplumda her 4 kişiden 3’ü iklim değişikliği etkileri konusunda endişeli!

İklim krizinin etkileri artık yalnızca bilimsel verilerle değil, günlük hayatın içinde de hissediliyor. Ipsos tarafından gerçekleştirilen “İnsan ve İklim Araştırması”, kamuoyunun iklim değişikliğine ilişkin farkındalığını, kaygı düzeylerini ve bireysel sorumluluk anlayışına dair bulguları ortaya koyuyor. Dünyanın önde gelen lider araştırma şirketi Ipsos’un; Global Advisor araştırma dosyasındaki verilere göre « toplumun büyük bir kısmının iklim değişikliğini ciddi bir tehdit olarak gördüğünü  ancak bu farkındalığın davranışa dönüşme oranının halen düşük seviyelerde olduğunu gösteriyor

Ipsos Türkiye

Geçtiğimiz yıl, dünya genelinde sıcaklıklar ilk kez 1,5˚C hedefinin üzerine çıktı. BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin yalnızca %17’sine ulaşılabildi. Aşırı hava olaylarının sayısı ve şiddeti artarken, küresel çapta kaygılar da büyüyor.

Ipsos Türkiye

Raporda öne çıkan bazı bulgular:

– Bireylerin büyük bir bölümü, son on yılın tarihteki en sıcak dönem olduğunun farkında.

Ipsos Türkiye

– Katılımcıların %74’ü, ülkelerindeki iklim değişikliği etkilerinden endişe duyuyor.

Ipsos Türkiye

– 1,5˚C hedefinin korunmasının önemine inanılıyor; ancak bireysel düzeyde harekete geçme isteği geçtiğimiz yıllara göre düşüşte.

Ipsos Türkiye

Araştırmada olumlu gelişmeler de dikkat çekiyor. Temiz enerji yatırımları artıyor, birçok ülke iklim hedeflerini yeniden yapılandırıyor.

Ipsos Türkiye

İklim krizinin etkileri artık yalnızca bilimsel verilerle değil, günlük hayatın içinde de hissediliyor. Ipsos tarafından gerçekleştirilen “İnsan ve İklim Araştırması”, kamuoyunun iklim değişikliğine ilişkin farkındalığını, kaygı düzeylerini ve bireysel sorumluluk anlayışına dair bulguları ortaya koyuyor. Dünyanın önde gelen lider araştırma şirketi Ipsos’un; Global Advisor araştırma dosyasındaki verilere göre « toplumun büyük bir kısmının iklim değişikliğini ciddi bir tehdit olarak gördüğünü  ancak bu farkındalığın davranışa dönüşme oranının halen düşük seviyelerde olduğunu gösteriyor »

Ipsos Türkiye

Geçtiğimiz yıl, dünya genelinde sıcaklıklar ilk kez 1,5˚C hedefinin üzerine çıktı. BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin yalnızca %17’sine ulaşılabildi. Aşırı hava olaylarının sayısı ve şiddeti artarken, küresel çapta kaygılar da büyüyor.

Ipsos Türkiye

Raporda öne çıkan bazı bulgular:

– Bireylerin büyük bir bölümü, son on yılın tarihteki en sıcak dönem olduğunun farkında.

– Katılımcıların %74’ü, ülkelerindeki iklim değişikliği etkilerinden endişe duyuyor.

– 1,5˚C hedefinin korunmasının önemine inanılıyor; ancak bireysel düzeyde harekete geçme isteği geçtiğimiz yıllara göre düşüşte.

Araştırmada olumlu gelişmeler de dikkat çekiyor. Temiz enerji yatırımları artıyor, birçok ülke iklim hedeflerini yeniden yapılandırıyor.

Ipsos Türkiye

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORULADI

“Ipsos’un İnsan ve İklim Araştırması raporu ile iklim krizinden kaynaklanan risklere ilişkin algıları ve iklim değişikliğine karşı harekete geçme sorumluluğu üzerinde görüşleri mercek altına aldık.

Geçtiğimiz yıl sıcaklıklar ilk kez 1,5˚ C hedefinin üzerine çıktı. BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin yalnızca %17’sine ulaşıldı, aşırı hava olaylarının etkisi de giderek artıyor. Ancak olumlu gelişmeler de var. Dünya artık temiz enerjiye çok daha fazla yatırım yapıyor, birçok ülkede küresel iklim hedeflerine ilişkin taahhütler yeniden düzenliyor. Ipsos raporunun sonuçlarında görüyoruz ki bireyler son on yılın kayıtlardaki en sıcak on yıl olduğunun farkında ve sıcaklıkları 1,5 derece hedefinin altında tutmamızın önemli olduğuna inanıyor. Ancak, bir diğer yandan bireyler daha az eylem odaklı ve bu konuya karşı geçtiğimiz yıllara göre daha az ilgili. İklim değişikliğinin etkisine ilişkin endişeler artıyor. Her dört kişiden üçü (%74) ülkelerindeki iklim değişikliğinin etkilerinden endişe duyuyor. Bu soruyu en son sorduğumuzda  2022 yılı ile karşılaştırıldığında, ankete katılan 27 ülkeden 18’inde endişenin arttığını görüyoruz. İklim değişikliğinden daha fazla risk altında olan ülkelerde endişe daha yüksek. Türkiye’de de endişe düzeyi ülkeler ortalamasının üstünde. Bireyler 1.5°C sıcaklık artışının büyük bir sorun olduğunu kabul ediyor. %17’si küresel sıcaklıkların 1.5°C’den fazla artmasının o kadar da büyük bir sorun olmadığı konusunda hemfikir olsa da, %53’ü bu düşünceye katılmıyor. İklim değişikliği ile mücadele konusunda ülkeler ortalamasında on kişiden altısı daha fazla adım atılması gerektiğini belirtiyor. Türkiye’de ise bu oran daha yüksek. Ülkemizde yaşayan her on kişiden yedisi daha fazla adımın atılması gerektiği görüşünde. Ancak bu oran, 2021 yılına kıyasla %17 oranında daha düşük. Bir diğer yandan da bu konuda yapılan fedakarlıkların çok fazla olduğunu düşünen bir kesim var. Ülkeler ortalamasında bireylerin %36’sı kendilerinden çok fazla fedakarlık beklendiğini düşünüyor. Türkiye’de de toplum benzer görüşte. Ülkelerin hükümetlerden beklentisi yüksek ancak hükümetlerin bu konuda net bir planı olduğunu düşünenlerin oranı düşük. Türkiye’de de bireylerin %28’i hükümetin bu konuda planı olduğuna inanırken toplumun yaklaşık yarısı net bir plan olmadığını düşünüyor. İklim değişikliğinin en önemli konularından biri de yenilenebilir enerji. Bireyler farklı konularda yenilenebilir enerjinin olumlu etkisinin olacağını düşünüyor. Ülkeler ortalamasında yenilenebilir enerjinin en olumlu etkisinin hava kalitesi üzerinde olacağı belirtilirken, Türkiye de hava kalitesi, hayvanlar, sağlık, gıda güvenliği, doğal afet, istihdam, güvenlik, yoksulluk, salgın hastalıklar konularının tümünde olumlu etki yaratacağı düşünülüyor. Enerji konusunun önde gelen konularından biri olan elektrikli araçlarda ise farklı görüşler var. Avrupa ülkelerinde elektrikli araçlara karşı olumsuz görüş oldukça yüksek denilebilir. Türkiye’de ise olumsuz görüşlerin oranı daha düşük. Her 4 kişiden biri elektrikli araçların benzinle çalışan araçlar kadar çevreyi kötü etkilediğini düşünüyor.

Tüm bu bulgular, iklim değişikliğine yönelik farkındalığın ve endişenin küresel ölçekte arttığını ancak bu kaygının her zaman eyleme dönüşmediğini gösteriyor. Bireylerin, kurumların ve hükümetlerin birlikte, kararlı ve sürdürülebilir adımlar atması, iklim krizine karşı mücadelede kritik önem taşıyor. “

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

Online alışveriş pazarı hızla büyüyor!

ORTALAMA BİR BİREY ONLİNE ALIŞVERİŞ İÇİN 27.382 TL HARCADI. BİR YILDA 29 KERE ALIŞVERİŞ YAPAN BİREYLERİN ORTALAMA SEPET DEĞERİ 942 TL.  

Global dünyanın lider araştırma şirketi Ipsos tarafından gerçekleştirilen IPSOS E-TİCARET PANELİ verilerine göre 2024 yılı itibarıyla Türkiye’de online alışveriş harcamalarının, bir önceki yıla göre neredeyse iki katına, dört yıl öncesine kıyasla yaklaşık on katına çıktığı izlenmektedir. Grafik çizgisi yükselerek büyüyen pazarda ki çarpıcı artış, dijitalleşmenin hız kazanması, tüketici alışkanlıklarının değişimi ve e-ticaret platformlarının sunduğu çeşitli avantajların bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Özellikle pandemi sonrası dönemde, tüketicilerin online alışverişe yönelmesi, bu alandaki büyümeyi tetikleyen en önemli faktörlerden biri olmuştur. Ayrıca, mobil uygulamaların ve sosyal medya platformlarının etkisiyle, alışveriş deneyiminin daha erişilebilir ve kullanıcı dostu hale gelmesi, online harcamaların artışını destekleyen ayrı bir dinamik olarak görülebilir.

Bununla birlikte, online alışveriş harcamalarındaki bu yükseliş, genel enflasyon oranlarının üzerinde gerçekleşerek, ekonomik dinamiklerin ve tüketici taleplerinin seyrini etkileyen önemli bir gösterge olarak da kabul edilebilir. Tüketicilerin artan güveni ve dijital ödeme sistemlerinin yaygınlaşması, bu trendin devam edeceğine işaret etmektedir. Sonuç olarak, Türkiye’deki online alışveriş pazarının büyümesi hem ekonomik hem de sosyal açıdan dikkate değer bir gelişim göstermekte ve gelecekteki potansiyeline ışık tutmaktadır.

Ipsos

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

 IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI; 

Türkiye’de 2024 yılında online alışveriş için harcanan para geçen yıla göre neredeyse iki katına, dört yıl öncesine kıyasla ise yaklaşık 10 katına çıktı.

Böylelikle harcama artışı geçen sene de olduğu gibi yine enflasyonun üzerinde gerçekleşti. 2024 yılı, son üç yılın en sık alışveriş yapılan dönemi oldu. Bu sene online alışverişçiler daha sık alışveriş yaptılar. Son bir senede ortalama 13 günde bir online alışveriş yapıldı! Online alışverişçilerin yaptığı 100 sepetin 30 tanesinde hızlı tüketim ürünleri (HTÜ) (gıda, içecek, kişisel bakım ve temizlik) , 70 tanesinde ise diğer ürünler bulunmakta. 2024 yılında HTÜ ürünlerin sepetlerde bulunma oranı azalırken alışveriş yapan birey oranı sabit kaldı. Harcama dağılımında ise hızlı tüketim ürünlerine %14 pay ayrıldı.  HTÜ ürünleri harcamasından içecek ve atıştırmalık ürünler, aldıkları payı artırırken hala cilt bakım ürünleri harcamanın en yüksek olduğu kategori. “Moda – Aksesuar, Beyaz Eşya – Mutfak Ürünleri” ise diğer kategoriler içerisinde harcama payı yüksek olan kategoriler olmaya devam ediyor. E-ticaret dünyası özellikle yılın belli dönemlerinde yaptıkları kampanyalar ile tüketiciyi daha fazla satın alıma yönlendiriyor. 2024 yılında harcama davranışlarında değişim Eylül ve Aralık aylarında görüldü. Eylül’de okulların açılması, Aralık ayında ise kampanyaların etkisi göze çarpıyor. Alışveriş platformları arasında harcama dağılımında yaklaşık %70 paya sahip olan ‘pazar yerleri’ büyümeye geçmiş yıllara kıyasla daha düşük oranda katkı sağladı. Ortalama üzerinde harcama artışı olan platformlar elektronik, giyim, züccaciye ve HTÜ ürünleri satan ve fiziksel mağazaları da olan kanallar oldu.

Reklam azalması satışları etkiledi!

2024 yılında Kasım indirimlerinden haberdar olan kişilerin sayısındaki düşüş oldukça dikkat çekici. Daha önceki senelerde her 10 kişiden 7’si bu indirimlerden haberdarken bu sene her 2 kişiden biri haberdar olduğunu belirtiyor. 2023 senesinde toplumun %37’si bu kampanyalar sırasında alışveriş yaptığını söylerken, bu sene bu oran %26’ya geriliyor.

Ipsos Türkiye

Tüketicilerin, davranışlarının geçen sene ile aynı olduğu görülüyor. Kasım ayı indirimlerinden alışveriş yapanların %70’i bu kampanyaları beklediklerini belirtiyor. İndirimlerde bu sene de en fazla alınan ürün çeşidi giyim.

Ipsos Türkiye

Bu sene de online kanallar, alışveriş için en çok tercih edilen kanal.

Ipsos Türkiye

Kasım kampanyalarına karşı olanların oranı, seneler içinde artıyor. Her 10 kişiden 6’sı bu kampanyaların gereğinden fazla alışveriş yapılmasına sebep olduğu görüşünde.

Ipsos Türkiye

Kasım ayı kampanyaları sayesinde ürünlerin daha iyi fiyata alındığını düşünenlerin oranı geriliyor.

2022 yılında bu görüşte olanların oranı %47 iken; 2 sene içinde bu oran %37’ye düşmüş durumda. İndirimlerin yeterli olmadığını düşünenlerin oranı geçen seneye göre daha düşük olsa da indirimlerin yeterli olduğu görüşünde olanların oranı çok değişmiyor. Her 10 kişiden 4’ü de indirim dönemindeki ürünlerin kalitesinden emin olmadığını düşünüyor.

Ipsos Türkiye

; Alışveriş tutkunlarının heyecanla beklediği ve markaların kampanya yarışına girdiği Kasım ayında, bu sene esen Black Friday rüzgarı daha önceki senelere göre hafiflemiş görünüyor.  Kasım ayı Adwatch verilerimize baktığımızda e-ticaret reklam hatırlanma oranlarında da bir düşüş görüyoruz. Geçtiğimiz sene Kasım ayında en çok hatırlanan reklamlar içinde e-ticaret reklamlarını yoğun olarak görürken, bu sene bu listede sadece bir markanın kampanyasını görüyoruz. Bu şekilde Kasım indirimlerine dair reklamların hızının kesilmesi bu dönemin zihinlerden aldığı payı da düşürdü. Geçtiğimiz yıllarda tüketicilerin %70’e yakını bu indirimlerden haberdar olduğunu belirtirken bu yıl bu oran %50’ye geriledi.

Kasım indirimlerinin henüz standart bir tüketici beklentisi haline dönüşmediğini görüyoruz, yelkenleri reklam kampanyalarının rüzgarı ile dolmadığında bu geminin eski hızını kaybettiği aşikar. Her ne kadar geçen senelerdeki gibi indirimlerin farkında olanların yarısı alışveriş de yapıyor olsa da kampanyalardan haberdar olma oranının düşmesi ile alışverişçi oranı da gerilemiş oldu. Geçen yıl tüketicilerin %37’si bu dönemde alışveriş yaptığını belirtirken, bu sene bu oran %26’ya düştü. Bu dönemde alışveriş yapan her on kişiden yedisi artık bu dönemi özümsemişler, özellikle bu kampanyaları beklediğini ifade ediyorlar. En çok tercih edilen ürünler ise giyim ve temizlik ürünleri gibi temel ihtiyaç kategorilerinden. Sonrasında kişisel bakım ürünleri ve elektronik eşya geliyor. Alışveriş kanalı tercihlerinde ise online platformlar başı çekiyor, her on kişiden yedisi alışverişlerini online kanallarda gerçekleştirmiş.

Bu dönemi özümsemiş olanlardan bahsederken Kasım kampanyalarına karşı olanların oranının, yıldan yıla artıyor olmasını da ıskalamamak gerek. Her on kişiden altısı kampanyaların gereğinden fazla alışveriş yapılmasına sebep olduğu görüşünde. Kampanyalar sayesinde ürünlerin daha iyi fiyata alındığını düşünenlerin oranı da önceki yıllara kıyasla geriliyor. 2022 yılında bu görüşte olanların oranı %47 iken; 2 sene içinde bu oran %37’ye düşmüş durumda. Her iki kişiden biri indirimlerin yeterli olmadığını belirtiyor. Geçtiğimiz seneye göre bu konuda bireylerde daha olumsuz bir görüş hakim. Her on kişiden dördü ise indirim dönemindeki ürünlerin kalitesinden emin olmadığını düşünüyor.

2024, Kasım kampanyalarının geçmiş yıllardaki havayı koruması için reklam kampanyalarının öneminin fark edildiği bir yıl oldu. Haberdar olan alışveriş yapmaya devam ediyor. Ancak tüketicinin haberdar olabilmesi için, bu dönemin alışveriş alışkanlıklarında sağlam bir yer edinmesi için henüz gidilecek yol var, markaların yatırımlarına devam etmesi gerekiyor.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ödeme yöntemimiz neden değişti!

Lider araştırma şirketi Ipsos tarafından paylaşılan bu veriler; Lider araştırma şirketi Ipsos tarafından paylaşılan bu veriler; Ipsos Consumer Panel yeni verileri “ödeme yöntemleri”nden kredi kartı kullanımı içermektedir.

Eylül 2024 döneminde ilk kez nakit alışverişe kıyasla daha fazla harcama kredi kartıyla yapıldı. Eylül 2024 döneminde Türkiye’deki haneler toplam hızlı tüketim ürünü harcamasının %49’unu kredi kartıyla, %48’ini nakit ödedi.

Ipsos Türkiye

Yılın başına kıyasla market alışverişlerinde nakit ödemeden kredi kartına geçiş net bir şekilde görülüyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Eylül 2024 döneminde Marmara Bölgesi’ndeki haneler her 100 liralık hızlı tüketim ürünü alışverişinin 58’ini kredi kartıyla ödedi. Harcamaların daha fazlasının kredi kartıyla yapılmaya başlanması, Marmara Bölgesi’nde Şubat ayında başladı!Ipsos Türkiye

Marmara, Ege, Akdeniz haricindeki bölgelerde harcamalar ağırlıklı olarak nakit yapılmaya devam ediyor, ancak hepsinde kredi kartına yönelme hareketi farklı derecelerde de olsa görülüyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

 Kredi kartına yaslı market alışverişi olan hanelerde zincir marketlerin payı çok daha yüksekken, indirim marketlerinin payı böyle bir değişkenlik göstermiyor. 

Ipsos Türkiye

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI; Harcamalarda nakit kullanımının düşüşü uzun süredir tüketici davranışlarında bir gündem maddesi olarak karşımıza çıkıyor. Bunun en net yansımalarından birini market alışverişlerinde giderek artan kart kullanımına bağlı olarak görüyoruz: Haftada 4-5 kez yapılan ve hanelerin genel gıda, içecek, kişisel bakım ve temizlik harcamalarından oluşan bu alışverişlerin Eylül ayında %49’u kredi kartı kullanarak, %48’i nakit, %3’ü yemek-hediye çeki gibi diğer yöntemlerle yapıldı. Bu oranlarla Ocak ayından bu yana ilk kez kredi kartıyla yapılan market harcaması miktarı nakit harcamayı geride bıraktı. Tabii Türkiye’nin her bölgesinde ve her perakendeci tipinde bu tablo aynı şekilde değil: Örneğin Marmara Bölgesi’nde kredi kartıyla yapılan harcamalar toplam harcamanın %58i iken Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bu oran %28; zincir marketlerde kredi kartı kullanımı indirim marketlerine göre daha yoğun. Ancak tüm kırılımlarda Ocak ayına göre kredi kartıyla ödemelerde önemli artış görülmekte. Türkiye’deki hanelerin yarıdan fazlası market harcamalarının en fazla üçte ikisini kredi kartıyla gerçekleştirirken kredi kartına geçişin kırılma noktası 300 TL üzerindeki sepetlerde başlıyor.

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK