Yazılar

Kan değerleriniz ne söylüyor!

Kan değerleriniz ne söylüyor!

Kalp sağlığınızı korumak için neler yapıyorsunuz? Belli periyodlarla tahliller yaptırıyor musunuz? Peki sonuçlarınızda çıkan yüksek ya da düşük değerli LDL, HDL, iyi kolesterol, kötü kolesterol sonuçları basit tanımı ile size aslında sağlığınızla ilgili neler söylüyor? Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu sık karşılaşılan terimleri anlatırken kolesterolün dengede tutulması konusunda yapılan çalışmalarla önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

LDL Kolesterol: “Kötü kolesterol” olarak bilinir, arterlerde plak oluşumuna yol açabilir.

Trigliserid: Vücutta saklanan fazla yağ türü, yüksek seviyeleri kalp hastalığı riskini artırabilir.

Yüksek Duyarlı C-Reaktif Protein (hs-CRP): Vücuttaki iltihaplanma seviyesini ölçer, kalp hastalığı riskini gösterebilir.

Lipoprotein(a) [Lp(a)]: Genetik faktörlerin etkilediği benzersiz bir lipoprotein türü, kalp hastalığı riskini artırabilir.

Apolipoprotein B100 (Apo B100): Aterojenik partiküllerin ana protein bileşeni, kalp hastalığı riskini artırabilir.

Non-HDL Kolesterol: HDL dışındaki tüm aterojenik lipoproteinlerin toplamı, yüksek seviyeler kalp hastalığı riskini artırabilir.

HDL Kolesterol (Yüksek Yoğunluklu Lipoprotein Kolesterol): “İyi kolesterol” olarak bilinir, arterlerden kolesterolü uzaklaştırarak kalp hastalığı riskini azaltabilir.
Kolesterol düşürücü tedaviler
Yüksek kolesterol seviyeleri, arterlerde plak birikimine neden olabilir, bu da kalp krizi veya inme riskini önemli ölçüde artırır.

Yapılan bir çalışma kolesterol düşürücü ilaçların kullanımının, kalp krizi, inme ve kalp hastalığına bağlı ölümlerin azaltılmasında etkili olduğunu göstermiştir.

Kolesterol düşürücü tedaviler, özellikle de ilaçların, kalp hastaları için hayati öneme sahip olduğunu ve kalp hastalıkları riskini azalttığını kanıtlamaktadır. Kolesterol düşürücü ilaçların kullanımı, uygun diyet ve yaşam tarzı değişiklikleriyle birleştirildiğinde, kalp hastalığı riskinin yönetilmesinde en etkili strateji olarak kabul edilmektedir.

Sonuç
Kalp hastalıklarının önlenmesi ve tedavisi konusunda bilimsel araştırmalar ve klinik çalışmalar, kolesterol düşürücü ilaçların önemini ve etkinliğini açıkça ortaya koymaktadır. Kalp sağlığını korumak ve kalp hastalıkları riskini azaltmak adına, bilimsel gerçeklere dayanan bilgilere ve sağlık profesyonellerinin önerilerine güvenmek esastır.

 

Hareketleriniz yavaşladıysa dikkat!

Hareketleriniz yavaşladıysa dikkat!

Hareket bozukluğu olarak tanımlanan Parkinson hastalığı, beyinde dopamin üreten hücrelerdeki kayıp nedeniyle ortaya çıkar. Belirtileri kişiden kişiye değişkenlik göstermekle birlikte bazen yavaş başlar bazen de sinsice ilerler. Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk; “Parkinson belirtileri her yaş aralığında görülebilir, fakat Parkinson’un ortaya çıktığı yaşlar genel olarak 60’lı yaşlardır.” diyerek Parkinson hastalığı hakkında bilgiler aktardı.

prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Hareket bozukluğu hastalığıdır
Nörodejeneratif hastalıklar kategorisinde yer alan, en yaygın bulguları titreme ve hareket yavaşlığı olan Parkinson hastalığı, beyinde dopamin üreten hücrelerdeki kayıp nedeniyle ortaya çıkan bir hareket bozukluğu hastalığıdır.

Belirtileri her kişi için değişken özellikler gösterir

  • Yavaş hareket etme,
  • Titreme,
  • Kaslarda sertlik,
  • Öne eğiklik ve yürüme bozuklukları şeklinde motor bulgular ve çeşitli uyku bozuklukları,
  • Kabızlık,
  • Koku alma duyusunda azalma,
  • Psikiyatrik belirtiler (Depresyon, anksiyete vb.),
  • Cinsel işlev bozuklukları ve
  • Çeşitli vücut ağrıları gibi motor dışı bulgular olabilir.

Parkinson hastalığı belirtileri her kişi için değişken özellikler gösterdiği gibi, yaşanan bulguların ilerleme hızı da farklılık gösterebilir.

Parkinson belirtileri her yaş aralığında görülebilir, fakat Parkinson’un ortaya çıktığı yaşlar genel olarak 60’lı yaşlardır. Hastalığın ortaya çıkışında genetik ve çevresel faktörler bir arada rol oynamaktadır. Genetiğin baskın rol oynadığı alt tipler genellikle hastalığın genç yaşta başladığı olgulardır.

Parkinson belirtileri genellikle yavaş bazen de sinsi başlar

  • Yürümede yavaşlık,
  • Yürürken tek taraflı ayak sürtme,
  • Yürürken kol sallama hareketinde tek taraflı azalma,
  • Yürüme sırasında sanki arkadan itiliyormuş hissi ve hızlanma,
  • Alçak yerden zor ayağa kalkma,
  • Yüz ifadesinde oluşan donukluk,
  • Yazı yazarken harflerin ve rakamların giderek daha küçük yazılması ve açıklanamayan omuz ağrıları bizi Parkinson hastalığı konusunda uyarmalıdır.

Tanı nörolojik muayene bulguları ile konulur
Parkinson hastalığında kesin tanı koydurucu bir laboratuvar ve görüntüleme yöntemi yoktur. Tanı klinik olarak yani nörolojik muayene bulguları ile konulmaktadır. Bazı durumlarda ayırıcı tanı açısından MR görüntüleme ve kan tetkikleri yapılması gerekebilir. Genç yaş başlangıçlı ve ailesel özellik gösteren olgular başta olmak üzere, genetik inceleme yapılabilir.

İlerleyicidir ve ilerledikçe bulguları ağırlaşabilir
Parkinson,  ilerleyici ve ilerledikçe bulguları ağırlaşabilen bir hastalıktır. Bu nedenle, bulguların doğru teşhisi ve kişiye uygun tedavi sayesinde hastalar günlük hayatlarına normal bir şekilde devam edebilirler.

Tedavinin üç ana bileşeni vardır

  • Ağızdan ilaç tedavisi,
  • Fizik tedavi ve
  • Hastalığın ilerleyen dönemlerinde cihaz destekli ve cerrahi tedaviler.

Parkinson hastalığı tedavisi hayat boyu sürdürülen bir tedavidir.

İlaç tedavisine ek olarak beyin pili tedavisi de kullanılabilir
Bazı durumlarda, Parkinson hastalarında ilaç tedavisine ek olarak beyin pili tedavisi de kullanılabilmektedir. Bu tedavi şekli, beyinde belirlenen bölgelere elektrotların yerleştirildiği cerrahi bir operasyonu gerektirir.

Beyin pili uygulamasında, beynin derin cevherinde belirlenen bölgelere elektrotlar yerleştirilir. Elektrotlar, göğüs altına konulan bir pille bağlanır ve bu pil kişilerin beynine sinyaller gönderir. Beyin pili, elektrik kullanarak beyin aktivitelerini düzenler.

Tetkikler sonucunda hastaların tedaviye uygunluğu değerlendirilir
Parkinson hastaları, cerrahi tedavi için öncelikle;

  • Nöroloji,
  • Psikiyatri ve
  • Beyin cerrahı uzmanları tarafından ayrıntılı biçimde çeşitli testlerle yapılır.

Bayramda beslenme düzeninizi bozmayın!

Bayramda beslenme düzeninizi bozmayın!

Bayram ve tatil dönemleri genellikle büyük ve lezzetli sofralarda buluşulan dönemlerdir. Bu zamanlarda yemek saatleri değişkenlik göstermekle birlikte yenilen tatlılar veya kurulan sofralarda abartılan beslenme düzeni kilo, yemek sonrası şişkinlik ve rahatsızlık olarak da geri dönebiliyor. Geçtiğimiz bir ay boyunca uzun süreli açlık ve yetersiz su tüketimi sebebiyle metabolizmamızın oldukça yavaşladığını belirten Liv Hospital Diyet ve Beslenme Uzmanı Safiye Keskin, bayramı metabolizmamızı hızlandıracak bir fırsat olarak düşünebiliriz diyerek bayram beslenmesinde dikkat edilmesi gerekenlere değindi.

 

Diyet ve Beslenme Uzmanı Safiye Keskin

Diyet ve Beslenme Uzmanı Safiye Keskin

Metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz
Geçtiğimiz bir ay boyunca uzun süreli açlık ve yetersiz su tüketimi sebebiyle metabolizmamız oldukça yavaşladı. Bayramı metabolizmamızı hızlandıracak bir fırsat olarak düşünebiliriz. Beslenmeye mutlaka kademeli olarak başlamalısınız:

  • Günlük 3 ana öğün ve
  • 2-3 ara öğün planlaması yapabilirsiniz.
  • Her öğünde; protein, karbonhidrat, sağlıklı yağlar, vitaminler ve mineraller içeren çeşitli yiyecekleri tercih edebilirsiniz. Bu vücudun ihtiyaç duyduğu besin öğelerini karşılamaya yardımcı olacaktır.
  • Güne mutlaka peynir, yumurta, domates, salatalık, yeşillikler ve tam tahıllı ekmekten oluşan hafif bir kahvaltıyla başlamalısınız. Bu diğer öğünlere daha fazla aç girmenizi önleyecek ve tatlı tüketiminizi sınırlandıracaktır.

Günlük 2,5-3 litre su içmelisiniz
Ramazan boyunca oluşan su ve mineral kayıplarını telafi etmek amacıyla günlük 2,5-3 litre su tüketimi çok önemli. Çay, kahve, meşrubatlardansa; soda, ayran, bitki çaylarını tercih edebilirsiniz.
Sütlü tatlıları tercih edebilirsiniz
Tatlı konusunda kendinizi tutamıyorsanız eğer hakkınızı meyveli, sütlü tatlılardan yana kullanmaya özen göstermelisiniz. Şerbetli tatlılarla mesafenizi korumanızda fayda var.

Haşlama ve fırında pişirme yöntemlerini kullanabilirsiniz
Bayramda pişirme yöntemleri çok önemli. Kızartmalardansa ızgara, haşlama ve fırında pişirme yöntemlerini kullanabilirsiniz. Misafirlikte yapılan ikramların hepsini yiyebilirsiniz ama elbette tadımlık. Kendinize özel bir tabak oluşturmanız, porsiyon kontrolünüzde size yardımcı olacaktır.

Yürüyüş yapmayı ihmal etmemelisiniz
Tatil döneminde dahi düzenli fiziksel aktivitenizi ihmal etmemelisiniz. Yürüyüş veya ailece spor yapabileceğiniz aktiviteler hem sindiriminizi destekler hem de enerjinizi yüksek tutmaya yardımcı olur.

 

Cushing hastalığının belirtileri neler?

Cushing hastalığının belirtileri neler?

Sağlıklı bireylerde bütün iç salgı bezlerinin çalışması vücudun gereksinimine göre bir uyum içinde gerçekleşir. ACTH-salgısı yapan hücrelerde tümör oluştuğunda kanda ACTH ve buna bağlı olarak kortizol miktarı kontrolsüz bir şekilde artar ve Cushing hastalığının belirtileri ortaya çıkar. Liv Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Nurperi Gazioğlu anlattı.

Cushing (kuşing) hastalığı nadir görülen hastalıklardan olduğu için toplumda iyi bilinmemektedir. Hipofiz bezinin ön bölümü bir iç salgı bezidir. Burada çok farklı hormonları salgılamak üzere özelleşmiş hücreler vardır. Adrenokortikotrop hormon (ACTH), böbrek üstü bezinin dış bölümünü uyaran bir hormon olup ACTH-salgılayan hipofiz hücrelerinde üretilir. Böbrek üstü bezi de ACTH uyardığı zaman Kortizol adı verilen hormonu salgılar. Sağlıklı bireylerde bütün iç salgı bezlerinin çalışması vücudun gereksinimine göre bir uyum içinde gerçekleşir. ACTH-salgısı yapan hücrelerde tümör oluştuğunda kanda ACTH ve buna bağlı olarak Kortizol miktarı kontrolsüz bir şekilde artar ve Cushing hastalığının belirtileri ortaya çıkar.

Prof. Dr. Nurperi Gazioğlu

Prof. Dr. Nurperi Gazioğlu

Cushing hastalığının belirtileri

  • Kilo alma
  • Kilo verememe
  • Yüzün yuvarlaklaşması
  • Yüzde kızarıklık
  • Yüzde ve vücutta sivilcelenme
  • Kıllanma artışı
  • Ciltte incelme
  • Kolay berelenme ve saçlarda incelme ve
  • Dökülme
  • Kilo özellikle gövdede birikir, kollar ve bacaklar incedir. Ensede ve köprücük kemiğinin üzerinde yağ birikimi dikkati çeker. Bu belirtilerin tümü her hastada görülmeyeceği gibi basit şişmanlıkta da benzer belirtilerin olabileceği bilinmelidir.
  • Hastaların dış görünüşündeki değişikliklerin yanı sıra tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kemik erimesi ve katarakt gibi Cushing hastalığına bağlı olarak ortaya çıkabilecek metabolik komplikasyonlar görülebilir.

Hastalığın erken tanısı ile bütün bu metabolik komplikasyonların önüne geçilebilir. Tedavi edilmeyen Cushing hastalığında beyin ve kalp damarlarında tıkanma en önemli risktir.

Endokrinoloji uzmanına danışılmalıdır
Belirtiler Cushing hastalığını düşündürdüğünde endokrinoloji uzmanına danışılmalıdır. Hastalığın tanısının konması için ayrıntılı kan ve idrar testlerinin yanı sıra hipofiz MR tetkiki, bazen de ek görüntüleme tetkiklerinden yararlanılır
Tanı sonrası tedavi süreci
Cushing hastalığının tanısı konduktan sonra tedavisi hipofiz tümörlerinin cerrahisinde tecrübeli beyin cerrahları tarafından hipofiz bezindeki tümörün (hipofiz adenomu veya yeni adıyla PitNET) çıkarılmasıdır. Bu tümörler iyi huylu kabul edilmektedir. Bazıları çevre yapılara uzanabilir ve tamamen çıkarılması güç olabilir. Günümüzde hipofiz cerrahisinde en çok tercih edilen ve en etkili yöntem endoskopik transsfenoidal cerrahidir. Transsfenoidal hipofiz mikrocerrahisi yüzyılı aşkın süredir güvenle ve yüksek tedavi başarısıyla uygulanmaktadır. 21. yüzyılda da endoskopik yöntem mikrocerrahinin yerini almıştır. Cushing hastalığının cerrahi tedavisi başarıyla gerçekleştirildikten sonra belirli aralıklarla hem endokrinoloji hem beyin cerrahisi açısından kontroller sürdürülmelidir.
“Remisyon” adı verilen iyilik hali kan testleri ve MR kontrolleri ile takip edilir. Eğer hastalık cerrahiye rağmen kontrol altına alınamazsa ek tedaviler gündeme gelir. Radyoterapi uygulamaları daha çok stereotaksik radyocerrahi şeklinde ve en son seçenek olarak uygulanmaktadır.

 

Oruç sonrası beslenmenize dikkat edin!

Oruç sonrası beslenmenize dikkat edin!

Bayram geliyor… Ramazan ayı boyunca farklı saatlerde uyundu, yeme düzeni değişti ve metabolizma değişti. Bir ay oruç düzenine alışan bedeni yeni bir döneme alıştırmak gerekiyor. Sindirim sisteminin eski düzenine geri dönmesinde, birtakım basit diyet kurallarına uymanın adaptasyon sürecini hızlandıracağını söyleyen Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ekrem Aslan Ramazan ayı sonrası beslenme düzeni için önerilerde bulundu.

Yrd. Doç. Dr. Ekrem Aslan

Yrd. Doç. Dr. Ekrem Aslan

  • Bayramın birinci günü uzun bir aradan sonra ilk kez yapılacak olan kahvaltıda yağlı ve hamur işi gıdaların tüketilmesi özellikle reflü hastalarında yakınmaların artmasına sebep olabilir. Bu yüzden kahvaltıda haşlanmış yumurta, az yağlı peynir, az yağlı yoğurt ve zeytin gibi proteinden zengin gıdaların ve salatalık, domates gibi çiğ sebzelerin tüketilmesi daha uygundur.
  • Gün içinde sıvı alımına dikkat edilmeli ve günlük iki litreden daha az olmamak kaydıyla su tüketilmelidir.
  • Reflü hastalarını bekleyen bir başka problem de bayramın ismiyle özdeşleşen şekerleme tüketiminde artıştır. Dikkat edilmesi gereken aşırı şekerleme tüketilmesinden kaçınılması ve çikolata içeren şekerlerden uzak durulmasıdır.
  • Bayram ziyaretlerinde bolca ikram edilen ve hemen her evde yapılan baklava, kadayıf, şöbiyet gibi yağlı-şerbetli tatlıların aşırı tüketimi de reflü veya gastrit tanısı olan hastalarda gün içinde mide yanması, mide ekşimesi, şişkinlik ve karın ağrısına neden olabilir.
  • Şerbetli tatlıları bir öğünden daha fazla tüketmemek, porsiyonları küçük tutmak veya şerbetli tatlılar yerine sütlü hafif tatlıların tercih edilmesi mide şikayetlerini minimuma indirecektir.
  • Ana öğünlerde veya tatlı yenilen ara öğünlerde gazlı ve asitli içecek tüketiminden kaçmak geleneksel ev yapımı limonata veya şerbet içilmesi de özellikle reflü hastalarında mide yakınmalarını en aza indirecektir.
  • Sigara içenler Ramazan ayında daha az sigara tükettiklerinden bazı reflü hastalarında Ramazan ayı boyunca daha az reflü şikayeti gelişir, bayram ve sonrasında da daha az sigara içmek hatta mümkünse sigarayı tamamen bırakmak daha az reflü şikayeti oluşturur.
  • Sık sık ve küçük porsiyonlar halinde beslenmek, zeytinyağlı gıda ve özellikle öğle yemeklerinde çorba içmek ve salata tüketmek hazmı kolaylaştırarak sindirim sistemimizin daha düzenli çalışmasına yardımcı olur.
  • Akşam yemeklerinde ağır yemeklerden kaçınılarak az yağlı, az baharatlı, az salçalı klasik Türk tencere yemeklerinin tüketilmesi sindirim sorunu olanlarda tercih edilmesi gereken beslenme şeklidir.
  • Meyve tüketilecek ise daha aktif ve hareketli olunan öğlen ve ikindi vakitlerinde karpuz, kavun, üzüm ve kiraz gibi yazın bol bulunan ve diğer meyvelere oranla daha az sindirim sistemi yakınmasına yol açan meyvelerin tüketilmesi daha uygundur.
  • Gün sonunda uykuya geçmeden üç ila dört saat önce beslenmeyi sonlandırarak mide boşalmış bir şekilde uyumak sindirim sistemimizi korumaya ve daha az şikayet gelişmesine yardımcı olur.

Güçlü bağışıklık sistemi için C Vitamini

Güçlü bağışıklık sistemi için C Vitamini

“Sağlıklı bir yaşam için dengeli beslenme alışkanlıklarının önemi göz ardı edilmemelidir. 4 Nisan Dünya C Vitamini Günü, sağlıklı yaşamı desteklemek ve toplumun beslenme konusunda bilinçlenmesine katkı sağlamak adına bir fırsattır. Unutmayın, sağlıklı beslenmek geleceğinizi şekillendirir ve daha mutlu bir yaşam sürmenize yardımcı olur.” diyen Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı her mevsim, sağlıklı yaşamın temel taşlarından biri olan doğru beslenmenin önemini vurgulayarak, C vitamini hakkında bilgiler verdi.

Doç. Dr. Hakan Koçoğlu

Doç. Dr. Hakan Koçoğlu

Vücut için zorunludur
C vitamini, vücut için zorunlu bir vitamindir ve çeşitli besinlerde bulunur. Portakal, limon, mandalina gibi turunçgiller; kivi, çilek gibi meyveler; domates, biber gibi sebzeler C vitamini bakımından zengin kaynaklardır. Bunların yanı sıra, lahana, brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler de C vitamini içerir.

Bağışıklık sistemini güçlendirir
C vitamini, vücudun bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olan antioksidan özelliklere sahiptir. Antioksidanlar, vücuttaki serbest radikallerle savaşarak hücreleri korur ve hastalıklara karşı direnci artırır.

Kolajen üretiminde önemli bir rol oynar
Ayrıca, C vitamini kolajen üretiminde önemli bir rol oynar. Kolajen, cildin sağlamlığını koruyan ve genç kalmasını sağlayan bir proteindir. C vitamini eksikliği ciltte kırışıklıkların ve yaşlanmanın hızlanmasına neden olabilir.

Vitamini doğal besinlerden almak en sağlıklı yoldur
Günlük C vitamini ihtiyacı yetişkinler için ortalama 65-90 miligramdır. Ancak hamile ve emziren kadınlar ile sigara içenlerin bu miktarı artırmaları önerilir. Bu miktarı doğal besinlerden almak en sağlıklı yoldur, ancak bazen takviye olarak da alınabilir. Unutulmaması gereken bir nokta ise uzun dönem yüksek düzeyde (örneğin 500 mg veya 1000 mg gibi) C vitamini takviyesi almak böbrek taşı riskini artırabilir. Bu nedenle bu yüksek dozlarda uzun süre kullanılması önerilmemektedir. Fakat solunum enfeksiyonları sırasında (örneğin 1 hafta) yüksek doz C vitamini almanın enfeksiyon süresini kısaltabileceği de bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Ayrıca demir ilacı kullanan kişiler demir ilaçlarını alırlarken beraberinde C vitamini tüketirlerse demir emiliminin arttığı ve böylece demir eksikliğinin daha çabuk düzeldiği bilinmektedir.

Eksikliğinde ciltte kuruma ve pullanma olur
C vitamini eksikliğinde ciltte kuruma ve pullanma, vücudun çeşitli yerlerinde ödem, kolay morarma, eklem ve kemik ağrıları, yara iyileşmesinde gecikmeler, diş eti kanamaları, bağışıklık sisteminde zayıflama ve bu nedenle çok sık enfeksiyon geçirme görülebilmektedir.

Günde en az bir porsiyon yeterli olur
Beslenme düzeninizde C vitamini bakımından zengin gıdalara yer vermek sağlığınızı korumak için önemlidir. Günde en az bir porsiyon meyve ve sebze tüketerek vücudunuzun ihtiyacı olan bu önemli vitaminin alımını sağlayabilirsiniz. Birçok besinde kolaylıkla ulaşabileceğimiz C vitamini ısıya karşı hassas olduğundan çiğ meyve ve sebzelerden alınan C vitamini pişirilmiş gıdalardan alınanlara göre çok daha yüksektir.

 

Kemoterapide mide bulantısı için alınabilecek önlemler

Kemoterapide mide bulantısı için alınabilecek önlemler

Kemoterapi kanser hücrelerini tahrip eden, büyüme ve çoğalmasını engelleyen kanser ilaçları kullanılarak yapılan tedavidir ve tedavide kullanılan ilaçlar tümör hücrelerine zarar verirken, vücudun normal hücrelerini de etkiler. Kemoterapiden en çok etkilenen normal vücut hücreleri kemik iliği hücreleri (beyaz küre, kırmızı küre ve trombositler), mide-bağırsak sistemini kaplayan hücreler ve saç kökü hücreleri gibi en hızlı bölünen hücrelerdir. Bu nedenle en sık rastlanan yan etkiler bulantı, kusma, yorgunluk ve saç dökülmesidir. Her insanın kendine özgü farklı yapısı sebebiyle, kemoterapi sırasında görülebilecek yan etkilerin herkeste aynı şekilde olmayabileceğini ya da hiç görülmeyebileceğini de unutmamak gerektiğini söyleyen Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Meltem Topalgökçeli Selam kemoterapide görülebilecek bulantı ve kusma için doktorunuzun önereceği bulantı önleyici ilaçlara ek olarak alınabilecek önlemleri anlattı.

Doç. Dr. Meltem Topalgökçeli Selam

Doç. Dr. Meltem Topalgökçeli Selam

 Önerilere kulak verin

  •  Günde 3 yerine öğün sayısını 5-6’ya çıkartarak az ve sık aralıklarla beslenin.
  • Sıcak yiyeceklerin kokusu bulantı hissini artırabileceği için, soğuk yiyecekleri tercih edin. Sandviç, peynir, yağsız tost, tahıllar, tatlılar gibi oda sıcaklığında veya soğuk servis yapılabilen besinleri yemeyi tercih edin.
  • Bulantıyı azaltmak için sıvı ve yumuşak bir diyet uygulayın. Elma suyu, meyve suları, çay, kola, limonata gibi sıvılar ile püre, şerbet, kraker, tost ve peynir gibi yiyecekler genellikle iyi tolere edilir. Ancak bu sıvılar hızlı içildiğinde midede dolgunluk hissi ve bunun sonucunda bulantı-kusmaya neden olabileceğinden sıvıları yavaşça yudumlayarak için.
  • Ağzınızda yara yoksa limon, turşu, katı şekerleme veya limonata gibi ekşi yiyecek ve içecekleri deneyin ve kusma sonrası ağzınızı limon suyu ve su karışımı ile çalkalayın. Bulantı hissini artırabileceğinden çok tatlı, yağlı, çok baharatlı ve ağır kokulu yiyeceklerden kaçının. Bulantı hissini başlatabilecek kötü koku, kusan kişiler yemek yiyen kişiler ya da yemek pişirilen ortamlardan kaçının.
  • Bulantınız olduğunda yemek yapma konusunda başka birinden yardım almaya çalışın. Böyle bir şansınız yoksa kemoterapi almadan önce çeşitli yemekler hazırlayıp buzdolabında ya da derin dondurucuda saklayabilir ve kemoterapiden sonra bulantınız olduğu dönemlerde ısıtıp yiyebilirsiniz.
  • Kemoterapi sırasında ağzınızda oluşacak hoş olmayan, metalik veya ilaç tadını azaltmaya yardımcı olan, sert veya yumuşak, naneli ve ekşi şekerlemeler yemeyi deneyin.
  • Yoğun bulantınız olduğunda sevdiğiniz yiyeceklerden kaçınmanız, daha sonra bu yiyeceğe karşı gelişen tiksintinin önlenmesi açısından önemlidir.
  • Bulantı ve kusmayı azaltmak için, hoşlandığınız müzik, televizyon programları, elektronik oyunlar ve kitap okuma gibi uğraşlara yoğunlaşarak bulantı hissinizden uzaklaşmaya çalışın.
  • Müzikle birlikte derin nefes alıp vererek kaslarınızı gevşek bırakıp rahatlamayı; aşırı bulantı hissettiğiniz dönemlerde ise uyumayı deneyin. Sizi yormayacak kadar egzersiz yapabilir, kendinizi yorgun hissetmiyorsanız açık havada yürümeyi deneyebilirsiniz.
  • Düzenli bir ağız bakımı uygulamanız hem ağızda yara gelişmesini önleyecek hem de sizi rahatlatacaktır.
  • Bütün önlemlere rağmen bulantı ve kusmanız oluyorsa tedaviden 1-2 saat önce ve tedaviden 3 saat sonrasına kadar bir şey yemeyin. Tedaviye başlamadan 30 dakika kadar önce içeceğiniz hafif tatlandırılmış soğuk limonata tat alma duyunuzun değişmemesini sağlar ve bulantıyı önlemeye yardımcı olur.

 

Sosyal medya burun estetiğine olan ilgiyi arttırıyor!

Sosyal medya burun estetiğine olan ilgiyi arttırıyor!

Burun ameliyatları hem çok sık yapılan hem de “Acaba nasıl olacak?” sorusundan kaynaklı çok fazla aklı kurcalayan estetik işlemlerin başında geliyor. Kimileri nefes sorunundan kaynaklı uzmana başvururken kimileri de memnun olmadığı burun görünümünü değiştirmek için uzmanların kapısını çalıyor. Peki açık ve kapalı şekilde uygulanabilen burun ameliyatları nasıl yapılıyor ve hangi teknikler kullanılıyor? Piezo burun estetiği nedir? Akla takılanların başında gelen diğer soru ise ameliyat sonrası yüzdeki morarma ve şişliklerle ilgili. Peki morarma ne zaman geçer, ödemler ne kadar zaman sonra iner, burun tam olarak ne kadar süre sonra olması gereken görüntüsüne kavuşur? Liv Hospital Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Irmak Uçak yanıtladı.

Dr. Irmak Uçak

Dr. Irmak Uçak

Burun estetiği (rinoplasti) nedir?
Burun estetiği, kişinin burnunun görünümünü beğenmemesi nedeniyle, istenmeyen şekil bozukluklarının düzeltilmesi amacıyla yapılan estetik bir işlemdir. Burun ucunun düşük olması, burnun kemerli olması, burun sırtındaki eğrilikler, asimetriler, yüze göre büyük veya küçük olması gibi şikayetlerden dolayı burun estetiği yapılabilir. Çeşitli travmalara bağlı gelişen şekil bozuklukları da burun estetiği ile düzeltilebilir.
Burun estetiği yaş sınırı var mıdır?
Burun ameliyatları için kıkırdak ve kemik gelişiminin tamamlanması beklenir. Kızlarda 16-17 yaş, erkeklerde 17-18 yaşlarda burun gelişimi büyük oranda tamamlanır. Burun estetiği için genellikle 18 yaş ve üzeri önerilir. Hastanın genel durumu uygunsa, herhangi bir üst yaş sınırı yoktur.

Burun estetiği ile burun tıkanıklığı şikayeti de düzelir mi?
Burun estetiği isteğiyle gelen hastalarda, muayene sırasında burun içindeki yapılar ve bunların havayoluna etkisi de incelenmektedir. Hastada burundan nefes alma güçlüğü yaratacak kıkırdak eğriliği, burun etlerinde büyüme gibi ek problemler tespit edilirse, burun estetik ameliyatı sırasında bu yapılara da müdahale edilerek nefes problemleri de düzeltilmektedir.

Burun estetiği nasıl yapılır, hangi teknikler kullanılır? Piezo burun estetiği nedir?
Burun estetik ameliyatlarında temel olarak kullanılan 2 yöntem vardır: Açık teknik ve kapalı teknik. Kapalı teknikte cilt kesisi bulunmaz, burun içinden yapılan kesilerle kıkırdak ve kemik yapılara ulaşılır. Açık tekniğe göre daha sınırlı bir görüş açısı bulunduğu için daha küçük çaplı müdahaleler gereken hastalar için daha uygundur. Açık rinoplastide kapalı teknikten farklı olarak burun delikleri arasında bulunan cilde küçük bir kesi yapılır, daha geniş görüş alanı nedeniyle daha sık tercih edilen bir yöntemdir. Piezo, yumuşak dokuya zarar vermeden burun kemiklerini daha kontrollü kesmek için kullanılan ultrasonik kemik kesici cihazın adıdır, her iki teknikte de kemikleri şekillendirmek için kullanılabilir.

Burun estetiği lokal anestezi altında yapılabilir mi?
Burun estetiği çoğunlukla genel anestezi altında yapılır. Burun ucuna ve burun kanatlarına yapılan küçük müdahaleler lokal anestezi ile de yapılabilir.

Burun estetik ameliyatları hangi mevsimde yapılır?
Burun estetiği her mevsimde yapılabilen bir ameliyattır. Yaz mevsiminde yapıldığında hastanın leke oluşma riskine karşı güneşten korunması gerekir. Terlemeye bağlı burun üzerindeki bantlarda gevşeme olabilir. Ayrıca ameliyat sonrası bir süre gözlük kullanımı (numaralı ve/veya güneş gözlüğü) ve denize/havuza girme önerilmez. Kış mevsiminde üst solunum yolu enfeksiyonları daha sık görüldüğünden, ameliyat sonrası iyileşme döneminde hastalıklardan korunmaya daha fazla dikkat etmek gerekebilir.

Liv Hospital

Burun estetiği ameliyatı öncesi nelere dikkat edilmelidir?
Burun ameliyatlarından önce genellikle bir hazırlık gerekmez. Diğer tüm ameliyatlarda olduğu gibi kan sulandırıcı ilaçlar kullanılıyorsa bunlar doktor kontrolünde bir süre önce kesilmelidir. Yine kanamayı arttırabileceği için yeşil çay, sarımsak, alkol gibi ürünlerden uzak durulmalıdır. Kadınlarda regl döneminde ameliyat yapıldığında kanama ve ödem bir miktar daha fazla olabilmektedir.

Burun estetiği sonrası şişlik (ödem) ve morluklar ne kadar sürer?
Burun estetik ameliyatı sonrası ödem ve morarma miktarı kişiye göre değişiklik gösterebilmektedir. Yapılan işleme bağlı olarak da değişmekle birlikte, bazı hastalarda hiç ödem ve morluk görülmeyebilir.  Ameliyatın 3. gününe kadar ödem ve morluk miktarı artar ve en fazla seviyeye ulaşır; hastaların çoğunluğunda 1. haftada büyük oranda düzelir.

Burun estetiği ameliyatı sonrası yara izi kalır mı?
Cilt kesisi yapılan her durumda iz kalma ihtimali vardır. Açık teknik rinoplastide burun delikleri arasındaki cilde küçük bir kesi yapılır. Bu bölgede kişinin yara iyileşmesine bağlı olarak hafif bir iz kalabilir. Uygun olarak kapatıldığında genellikle ilk bakışta fark edilmeyecek kadar belirsiz bir iz olur.

Burun estetiği ameliyatı sonrası nelere dikkat edilmelidir?
Burun estetiği ameliyatı sonrası iyileşme sürecinde, burnu travmalardan korumak ve buruna baskı uygulamayacak pozisyonda uyumak gerekir. Baş yüksek pozisyonda yatmak yüz bölgesindeki ödemin daha hızlı geçmesini sağlar. 1-7 gün içinde silikon tamponlar, 7-10 gün arasında burun üzerindeki alçı çıkartılır. Ameliyat sonrası 7 – 10 gün istirahat edilmesi ve yorucu aktivitelerden kaçınılması önerilmektedir. 10. günden sonra sosyal aktivitelere rahatlıkla geçilebilir. 1 ay ağır spor yapılmaması, 2-3 ay buruna baskı yapan gözlük takılmaması önerilir. Sigara içmek yara iyileşmesini olumsuz etkilediği için ameliyat öncesi ve sonrası dönemde sigara içmemesi önerilir.

Epilepsi nöbeti sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Epilepsi nöbeti sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Nörolojik bir hastalık olan epilepside en önemli bulgunun nöbet geçirme şeklinin olduğunu belirten
Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk: “Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç olmayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı, aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.” diyerek epileptik nöbetlerde en sık görülen bulguları ve ilk yardım için takip edilecek adımları anlattı.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Nörolojik bir hastalık
Epilepsi beyindeki sinir hücrelerinin artmış uyarılabilirliğindeki problemden kaynaklanan tekrarlayıcı ve geçici anormal elektriksel deşarjlar sonucu görülen nörolojik bir hastalıktır.

Nöbet geçirme şekli bulgu için önemli
Bir epilepsi hastasının nöbetinde düşme, vücutta kasılma titreme, bilinç kaybı gibi bulgular görülebilirken özellikle çocukluk çağında sık karşılaşılan bazı epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir ve hasta donuk bakmaya başlar.

Her şey görülebilir
Epilepsi her yaşta görülebilmekle birlikte 20’li yaşlar öncesi ve 60’lı yaşlar sonrasında görülmesi daha sıktır.  Epilepsi hastalığı, erkek ve kadınlarda ırk ayrımı olmaksızın eşit olarak görülmektedir. Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç tekrarlamayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.

Herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir
Epilepsi hastalığı tanısı almış bireylerin yaklaşık olarak yarısında herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir. Belli grup hastada ise gebelikte olan beyin gelişim problemleri, doğum sırasındaki nedenler, beyin enfeksiyonları, beyin tümörleri, beyin damar hastalıkları, bazı ilaçlar, zehirlenmeler, aşırı alkol alımı gibi nedenler nöbetlere neden olabilmektedir.

Epilepsi başlıca iki ana gruba ayrılır
Generalize epilepsiler, beynin tüm bölgelerini etkileyen nöbetlerdir. En yaygın görülen alt tipi absans epilepsilerdir. Çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir.

Diğer bir alt tip olan atonik nöbetlerdeyse tüm kaslarda ani bir gevşeme olurken tonik nöbetlerde atonik nöbetlerin aksine tüm kaslar kasılır ve hasta kesilen bir ağacın devrilmesi gibi aniden yere düşer. Fokal epilepsiler ise beynin bir kısmını etkileyen nöbetlerdir.

Epilepsi bölgesi beynin hangi fonksiyonuyla ilgiliyse nöbet sırasında o bölgeye ait belirti ve bulgular gözleniyor.

Liv Hospital

Epileptik nöbetlerde en sık görülen bulgular

  • Vücutta meydana gelen ani kasılmalar
  • Şuur kaybı
  • Çok seri bir biçimde baş sallama hareketi
  • Kol ve bacaklarda bir türlü kontrol edilemeyen sallantılar
  • Hızlı bir şekilde göz kırpmak
  • Sabit bir noktaya bakmak
  • Kısa bir süre seslere ya da konuşmalara tepki verememek
  • Korku, anksiyete veya dejavu gibi psikolojik belirtiler

Nöbet öncesi bazı bulgular görülebilir
Bazı alt gruplarda öncü belirtiler görülür. Bunlara “aura” adı verilir. Beynin hangi alanının anormal elektriksel aktiviteyle ilgili olduğunu gösteren bu belirtileri ise şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Uyuşma
  • Hoş olmayan kokular alma
  • Görme veya duyma değişiklikleri
  • Ani korku hissi
  • Mide bulantısı veya midede baskı hissi

Epilepsi nöbetleri genellikle birkaç dakika sürer
Bu süre zarfında nöbet geçiren kişiyi güvende tutmak öncelikli hedef olmalıdır.

İlk yardım için takip edilecek adımlar

  • Nöbet bitene ve kişi tamamen uyanana kadar kişiyle birlikte kalmalı ve solunum yollarının açık olduğundan emin olmalısınız.
  • Nöbetten sonra kişinin güvenli bir yerde oturmasına yardım etmelisiniz.
  • Uyanan ve iletişim kurabilen kişiye basitçe ne olduğunu anlatmalısınız.
  • Nöbeti geçiren kişinin rahatlaması için onunla sakince konuşmayı denemelisiniz.
  • İlk yardımı yapan kişi olarak çevrenizdeki diğer insanları da sakinleştirmelisiniz ve
  • Kişinin eve veya güvenli bir ortama dönmesi sağlamalısınız.

Nöbet sırasında bunları yapmayın

  • Paniğe kapılmayın, bağırıp çağırıp korku içinde sağa sola koşturmayın.
  • Hasta dilini ısırmadıysa ağzını, çenesini açmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına parmak sokmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına kaşık ve benzeri nesneler koymaya çalışmayın.
  • Kasılan kol ve bacağı durdurmaya çalışmayın.
  • Hastayı sarsmayın ve bir şeyler koklatmaya çalışmayın.

Nöbetler genellikle acil tıbbi müdahale gerektirmez ancak aşağıdaki durumlarda acil yardım istenebilir:

  • Hasta daha önce hiç nöbet geçirmemişse,
  • Hasta, nöbetten sonra uyanmakta veya nefes almakta güçlük çekiyorsa,
  • Nöbet 5 dakikadan uzun sürdüyse,
  • Hasta, ilkinden kısa bir süre sonra ikinci bir nöbet geçiriyorsa,
  • Nöbet sırasında yaralanırsa,
  • Nöbet suda olursa ve
  • Hastanın diyabet, kalp hastalığı gibi bir sağlık problemi varsa ya da hamileyse acil yardım istenmelidir.

Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilir
Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilmekle birlikte hatta hayatı tehdit edebilmektedir. Nöbetler anksiyete ya da depresyona da sebebiyet verebilir. Bu süreçte hastaların moralini yüksek tutması ve stresten uzak durması özellikle önemlidir.

Değişen yaşam koşulları tedavi sürecine olumlu yansıyabilir
Epilepsi hastalarının yaşam tarzında yapacakları değişiklikler tedavi sürecine olumlu yansıyabilmektedir. Bu doğrultuda yapılması gereken yaşam tarzı değişikliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Aşırı alkol tüketiminden kaçınmak.
  • İlaçları doğru ve doktorunuzun söylediği şekilde almak.
  • Nikotin kullanımından uzak durup, sigarayı bırakmak.
  • Uykuyu yeterli düzeyde almak. Zira uyku eksikliği ve yetersiz uyku nöbeti tetikleyebilir.
  • Egzersiz yapmak.

Tanı koymada nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi önemli
Epilepsi hastalığı tanısını tek başına koyduran bir test yoktur. Tanı koymada en önemli nokta hastanın nöbeti hakkında etrafındakilerin verdiği bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi gereklidir. Sonrasında yapılan ayrıntılı genel ve nörolojik muayene ardından bazı kan tetkikleri ve EEG (elektroensefalografisi) istenir. Tanı konulmasında en önemli tetkiklerden birisi EEG’dir. Beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Beyin Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ya da yapısal bozuklukların ortaya konmasında yardımcı olur.

Epilepsi tedavi edilebilen bir hastalıktır
Tedavinin en önemli amacı nöbetlerin durdurulmasıdır. Tedavide çeşitli ilaçlar kullanılır ve ilaç seçimine karar verirken nöbetin tipi, atakların sıklığı, hastanın yaşı, eşlik eden diğer hastalıkların varlığı önem taşımaktadır. Hastaların çok büyük kısmında ilaç tedavisi ile nöbetler kontrol altına alınır. Belli bir grup ilaç tedavisine dirençli uygun hastada cerrahi tedavi ile de başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Ramazan ayında dengeli protein tüketimi önemli

Ramazan ayında dengeli protein tüketimi önemli

Çocukluk çağında gelişim ve büyümenin sağlıklı devam etmesi açısından, erişkin döneminde ise hücre yapımı, onarımı ve bazı vücut fonksiyonlarının devam ettirilmesi açısından oldukça önemlidir. Ramazan ayında dengeli ve yeterli protein almanın önemli olduğunun altını çizen Liv Hospital Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cem Arıtürk, protein kaynaklarını, görevlerini ve dengeli tüketmenin neden önemli olduğunu anlattı.

Prof. Dr. Cem Arıtürk

Prof. Dr. Cem Arıtürk

Ramazan ayında dengeli ve yeterli miktarda protein almak önemli
Ramazan ayı boyunca sahurdan sonra başlayan ve iftar saatine dek süren, uzun süreli açlık ve susuzluk, gün içinde enerji kaybına neden olarak halsizlik yaratabilir. İftar ve sahur sofralarında tercih edilen besinler, gün içinde tok kalma süresinin uzamasını sağlarken, enerji kaybı yüzünden yaşanan halsizliklerin giderilmesini olumlu yönde etkiler. Bu nedenle Ramazan ayında dengeli ve yeterli miktarda protein almak, gün içinde gelişebilecek halsizliğin, yorgunluğun önüne geçmenin yanında, proteinlerin görev aldığı tüm fonksiyonların düzenli biçimde devam ettirilmesini sağlamak için önem taşımaktadır.

Proteinlerin görevleri

  • Bağışıklık sistemindeki antikor ve antitoksinlerin yapısında yer alıp bağışıklık sisteminde rol oynar.
  • Hormonların yapısına katılarak kan şekerinin düzenlenmesi, büyüme ve gelişmenin sağlanması gibi hormonların etkili olduğu her aşamada etkindir.
  • Kas yapısında yer alan aktin ve myozinin yapısında yer alarak, kasların kasılma ve gevşemesinde görev alır.
  • Hücre yenilenmesi ve iyileşmesinde önemli fonksiyonları vardır.
  • Kan pıhtılaşmasında önemli rol oynar.
  • Kollajenin yapısında bulunarak cilt sağlığında ve yaşlanma karşıtı süreçlerde görev alır.
  • Sinir sistemi fonksiyonlarında önemlidir.

Özellikle erişkin çağdaki insanlarda günlük enerji ihtiyacının yaklaşık %15 kadarı çeşitli kaynaklardan alınabilecek proteinler ile karşılanmalıdır. Diğer bir deyişle, normal fiziksel aktiviteye sahip, sağlıklı, 70 kg ağırlığındaki bir yetişkinin günde yaklaşık 60 g protein alması gerekmektedir. Spor yapan kişilerde, büyüme çağındaki çocuklarda, gebelerde ve emziren annelerde, hastalıkların, sakatlıkların iyileşme sürecindeki kişilerde bu ihtiyaç çok daha fazladır.

Protein kaynakları nelerdir?
Proteinler temel olarak bitkisel kaynaklı ve hayvansal kaynaklı olmak üzere iki sınıfta incelenmektedir. Hayvansal proteinler, vücudun ihtiyacı olan tüm aminoasitleri içermektedirler. Buna karşın bitkisel kaynaklı proteinler, ihtiyacımız olan aminoasitlerin tamamını içermezler ki bu nedenle sağlıklı bir beslenmede diğer besinlerle birlikte tüketildikleri zaman, tamamlayıcı etkileri ile ön plana çıkarlar. Bununla birlikte hayvansal gıdalar protein açısından zengin olmasına rağmen içerdiği doymuş yağlar açısından dikkatli tüketilmeleri gerekmektedir. Hayvansal proteinlerin vücutta sindirilip işlenerek kullanılır hale getirilmesi, bitkisel kaynaklı proteinlere oranla daha kuvvetli ve hızlı gerçekleştiği bilinmelidir. Tüm bu nedenler göz önünde bulundurulduğunda; dengeli ve düzgün bir diyet programı için hem hayvansal hem de bitkisel protein kaynaklarının gerekli miktarlarda tüketildiği bir beslenme biçiminin benimsenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Prof. Dr. Cem Arıtürk

Hayvansal protein kaynakları
Hayvansal proteinlerden en sağlıklı olanı yumurtadır. Çok pişirildiğinde protein değeri kaybolan yumurta içerdiği D vitamini açısından da önemli kaynaktır. Protein açısından yumurtadan sonra gelen kırmızı etlerin tüketimine içeriklerindeki doymuş yağlardan dolayı dikkat etmek gerekmektedir. Bununla birlikte balık, özellikle içeriğindeki Omega-3 içeriğinden dolayı beyin fonksiyonlarına sağladığı olumlu katkılar ile dengeli ve faydalı protein kaynaklarındandır. Bunlar dışında süt ve süt ürünleri, hayvansal protein kaynakları arasında sayılabilir.

Bitkisel protein kaynakları
Bitkisel protein kaynakları dendiğinde akla ilk sırada kuru baklagiller gelmektedir. Miktar olarak hemen hemen hayvansal besinlerle eşdeğer proteine sahip olan baklagiller lif ve mineral içerikleri açısından da önemlidirler. Yulaf ezmesi, karabuğday gibi besinler de kuru baklagiller gibi, protein içeriklerinin yanı sıra lif ve mineral içerikleriyle ön plana çıkarlar. Bununla birlikte uzun süre tokluk hissi oluşturmaları da gereksiz ve fazla yeme alışkanlığının önüne geçebilmek açısından önemlidir. Fındık, fıstık ve badem gibi kuruyemişler de kalp damar hastalıklarına karşı koruyan, zihinsel etkinlikleri destekleyen yüksek protein içerikli gıdalardır. Son yıllarda adı duyulan chia tohumu ve kinoa da bitkisel protein kaynakları arasında sayılabilirler.

Proteinler dengeli tüketilmeli
Beslenmede önemli bir yer tutan proteinlerin az miktarda tüketilmesinin getireceği olumsuzluklar kadar fazla tüketimin getireceği dezavantajlar da akılda tutulmalıdır. Bunun yanı sıra her tür gıdadan farklı özelliklerde aminoasit içeriğinin alınabileceği unutulmamalıdır. Hayvansal protein kaynaklarının içeriğindeki doymuş yağların fazlasının getirebileceği olumsuz etkiler ve bitkisel protein kaynaklarının içeriğindeki lif, mineral gibi diğer maddeler göz önünde bulundurulmalı ve her besin ögesinde olduğu gibi protein tüketiminde de dengeli dağılımlı bir beslenme düzeni kerteriz alınmalıdır.