Yazılar

Gürültü kalıcı duyma kaybına yol açar

Gürültü kalıcı duyma kaybına yol açar

Yüksek ses müzik dinlemek bazen enerjimizi atma anlamında bize kendimizi iyi hissettirse de kalıcı işitme hasarlarına sebep olabiliyor. Özellikle son dönemlerde kablosuz kulaklıkların hayatımıza kullanım pratikliğinden dolayı dahil olması kulaklıklarla ikiz yaşamamıza sebebiyet verdi. Bununla birlikte kalıcı sorunlara da davetiye çıkardı. Elbette sadece kulaklıklar değil, yüksek sese maruziyet iş ortamı, sosyal ortamlar, trafik gibi farklı ortamlarda olabilir. “Yüksek ses nedeniyle iç kulaktaki hücreler hasara uğrar; bu hasarın miktarı sesin şiddetine ve maruziyet süresine göre değişir.” diyen Liv Hospital KBB Uzmanı Op. Dr. Irmak Uçak, yaşlanmaya bağlı gelişen işitme kayıplarından sonra, ikinci en sık görülen işitme kaybının gürültüye bağlı işitme kayıpları olduğunu belirterek konu hakkında bilgiler verdi.

Dr. Irmak Uçak

Dr. Irmak Uçak

Gürültüye bağlı oluşan işitme kayıpları önlenebilir
Gürültüye bağlı işitme kayıpları, yaşlanmaya bağlı gelişen işitme kayıplarında sonra, ikinci en sık görülen işitme kaybı şeklidir. Gürültüye bağlı işitme kayıpları önlenebilir bir sağlık problemidir.

Sesin şiddeti ve maruziyet süresi önemlidir
Yüksek sese maruziyet iş ortamı, sosyal ortamlar, trafik gibi farklı ortamlarda olabilir. Yüksek ses nedeniyle iç kulaktaki hücreler hasara uğrar; bu hasarın miktarı sesin şiddetine ve maruziyet süresine göre değişir.

Geçici çınlamalar genellikle 48 saat içerisinde düzelir
Birçok insan hayatlarının bir döneminde yüksek sesli ortamlarda bulunduktan sonra, kulak çınlaması ve işitmede azalma hissetmiştir. Kalıcı bir hasar oluşmamışsa, yüksek sese maruziyet sonrası gelişen işitme kaybı ve çınlamalar genellikle 48 saat içerisinde düzelmektedir.

Yüksek ses, ani patlayıcı veya kronik gürültü şeklinde olabilir
Yüksek sese bağlı işitme kayıpları akustik travma veya kronik gürültüye bağlı işitme kaybı şeklinde görülebilir:

  • Akustik travmalar; genellikle kısa süreli, ani patlayıcı sesler sonucunda ortaya çıkarlar. İşitme kaybı ani başlar, genellikle tek taraflıdır veya işitme kaybı asimetriktir.
  • Kronik gürültüye bağlı işitme kayıpları genellikle yıllar içerisinde yavaş ilerler, bu nedenle fark edilmeleri daha zordur. İşitme kaybı çift taraflıdır ve genellikle simetriktir.

Devamlı sese maruziyet daha riskli
Aralıklı şekilde maruz kalınan gürültü, devamlı şekilde maruz kalınan gürültüye kıyasla daha az işitme kaybına neden olur. Bu nedenle gürültülü ortam çalışanlarının saatlerinin buna göre düzenlenmesi işitme kaybı riskini azaltabilir.

Kalıcı işitme kayıplarında işitme cihazı kullanılır
Medikal ya da cerrahi olarak kesin bir tedavi seçeneği bulunmamakla birlikte gürültüye bağlı işitme kaybı, çoğunlukla önlenebilir bir hastalıktır. Gürültüye bağlı kalıcı işitme kaybı geliştiğinde ise kullanılan tek tedavi şekli işitme cihazıdır.

Koruyucu kulaklık ve tıkaç kullanımı önemli
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), işitme bozukluğunu önlemek için gürültüye maruz kalma seviyelerinin gün içinde 70 desibeli, 1 saatlik süre boyunca ise 85 desibeli aşmamasını önermektedir. Düzenli olarak 85 desibelin üzerindeki gürültünün yakınında bulunmak işitme kaybına neden olabilir.

Çok yüksek gürültülü ortamlarda kulak tıkaçları, koruyucu kulaklıklar veya ikisi birden kullanılmalıdır. Kulak tıkaçları 15-30 desibel, koruyucu kulaklık 30-40 desibel ses zayıflatma etkisine sahiptir. Koruyucu kulaklık ve tıkaçlar kulak kanalından sesi azaltmada etkilidir ancak kafa kemikleri ile iç kulağa iletilen ses de göz önünde bulundurulmalı ve yüksek sese maruziyetten mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

Yüksek sesli oyuncaklar risk yaratabilir
Gürültüye bağlı işitme kaybının en yaygın nedenleri arasında yüksek sesli müziğe, ağır makinelere veya elektrikli aletlere ve silah ateşine maruz kalma yer alır. Çok yüksek ses çıkaran oyuncak tabanca gibi oyuncaklarla oynayan çocuklarda yüksek frekanslarda işitme kaybı görülebilir.

İşitme kaybı kalıcı ve geri döndürülemez olabilir
Gürültüye bağlı işitme kaybı kalıcı ve geri döndürülemez olabilir. Bu nedenle aşırı yüksek seslere maruz kalmayı önlemek veya sınırlandırmak önemlidir. Ani işitme kaybı, devam eden çınlama veya kulakta ağrı varsa vakit kaybetmeden bir kulak burun boğaz uzmanına başvurmalıdır.

Kalp krizi geçirme riskiniz yüksek mi?

Kalp krizi geçirme riskiniz yüksek mi?

“Sağlıklı bir yaşam tarzı, düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve tıbbi tavsiyelere uymak, kalp krizi riskini azaltmada anahtar faktörlerdir. Bu önlemler, genel sağlığı iyileştirmenin yanı sıra, kalp krizi riskini önemli ölçüde düşürebilir.” diyen Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu, yıllık sağlık kontrollerinin, risk faktörlerinin belirlenmesinde ve yönetiminde kritik bir rol oynadığının altını çizerek kalp krizi riski hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

Bazı yaş grupları daha yüksek risk altında
Kalp krizi, dünya çapında en yaygın sağlık sorunlarından biri olup, her yaştan insanı etkileyebilir. Ancak, bazı yaş grupları daha yüksek risk altındadır. Genellikle, erkeklerde 45 yaş ve üzeri, kadınlarda ise 55 yaş ve üzeri kişiler daha yüksek risk altında kabul edilir. Bu, yaşın yanı sıra, sigara kullanımı, yüksek kan basıncı, yüksek kolesterol, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam tarzı, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü gibi faktörlerin de kalp krizi riskini artırdığı anlamına gelir.

Kalp krizi riski birçok yöntemle değerlendirilebilir
Kalp krizi riskini değerlendirmek için kullanılan birçok yöntem vardır ve bunlar arasında en bilineni Framingham Risk Score’dur. Bu yöntem, kişinin yaşını, cinsiyetini, kolesterol seviyelerini, sigara kullanım durumunu, kan basıncı değerlerini ve diyabet durumunu dikkate alarak, sonraki 10 yıl içinde kalp krizi veya kalp hastalığına yakalanma riskini yüzdelik olarak hesaplar.

Belirtileri bazen hafif ve belirsiz olabilir
Kalp krizi belirtileri bazen hafif ve belirsiz olabilir, ancak bazı semptomlar acil müdahale gerektirir. Bunlar arasında göğüste ağrı, sıkışma, ağırlık veya dolgunluk hissi; ağrının çeneye, boyna, sırtlara veya kollara yayılması; mide bulantısı, hazımsızlık, kalp çarpıntısı; soğuk terleme ve nefes darlığı sayılabilir. Bu belirtilerden herhangi birini yaşayan bir kişinin derhal tıbbi yardım alması hayati önem taşır.

sağlık

Sağlıklı yaşam tarzı önlemler arasında
Ani kalp krizine karşı alınabilecek önlemler arasında sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek yer alır. Bu, dengeli bir diyet, düzenli fiziksel aktivite, sigarayı bırakma, aşırı alkol tüketiminden kaçınma ve stres yönetimi tekniklerini içerir. Ayrıca, yüksek kan basıncı, yüksek kolesterol ve diyabet gibi risk faktörlerinin düzenli olarak kontrol edilmesi ve gerekirse ilaç tedavisiyle yönetilmesi önemlidir.

Semptomları tanımak önemli
Kalp krizi riski yüksek olan bireylerin, olası bir kalp krizini erkenden tanıyabilmeleri ve uygun tedaviyi alabilmeleri için semptomları tanımaları ve risk faktörlerini azaltıcı yaşam tarzı değişiklikleri yapmaları gerekmektedir. Yıllık sağlık kontrolleri, risk faktörlerinin belirlenmesinde ve yönetiminde kritik bir rol oynar. Sağlıklı bir yaşam tarzı, düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve tıbbi tavsiyelere uymak, kalp krizi riskini azaltmada anahtar faktörlerdir. Bu önlemler, genel sağlığı iyileştirmenin yanı sıra, kalp krizi riskini önemli ölçüde düşürebilir.

Sağlıksız beslenme alışkanlığı kanser nedeni

Sağlıksız beslenme alışkanlığı kanser nedeni

Dünyada yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda diyet ve kanser arasında kuvvetli bir ilişki olduğu görüldü. Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin beslenme ve kanser ilişkisini anlattı.

prof. Dr. Duygu Derin

Prof. Dr. Duygu Derin

Besinlerin kanser riski üzerindeki etkileri nelerdir?

  •    Batı tarzı beslenmede yağ oranı yüksek hayvansal proteinli gıda ile beslenme ön plandadır ve lifli gıda tüketimi azdır. Aşırı et, dolayısı ile hayvansal proteini çok tüketen ülkelerde meme, rahim, prostat, kalın barsak-rektum, pankreas ve böbrek kanserleri, hayvansal proteini az tüketen ülkelerden daha fazla görülür. Yağsız hayvansal protein tüketiminin kanserle ilişkili olmadığı biliniyor. Yağsız et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini arttırmaz.•    Düzenli olarak her gün tüketilen 100 gram etin kalın bağırsak-rektum kanseri riskini yüzde 29, 50 gram şarküteri ürününün ise riski yüzde 21 artırdığı görülmüştür.

    •    Sebze, meyve, tahıl ve kuru baklagiller tanelerinin dış kısmında posalı maddeler bulunur. Bu gıdalar posa alımını arttırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak kalın bağırsak-rektum kanserinin önlenmesinde etkindir. Bol sebze ve meyve ve diğer posalı gıda ile beslenme kolorektal kanser oluşumunu yüzde 20 – 40 oranında azaltır.

    •    Sebze ve meyveler hem posa oluşturarak bağırsak kanseri için, hem de içerdiği vitaminlerin antioksidan özellikleriyle tüm kanserlerden korunmak için faydalıdır. En çok A,C,D ve E vitaminin antioksidan özelliği ön plana çıkarlar. Antioksidanlarla ilgili laboratuvar ve hayvan çalışmaları umut verici olmakla beraber insan çalışmalarının sonuçları çelişkilidir. Bu konuyla ilgili araştırmalar sürüyor.

    •    Tütsülenmiş balık ve et yüksek tuz içiren gıda(salamura) nitrit içeren işlenmiş et ve konserve tüketilen toplumlarda mide kanseri sıklığı belirgin olarak yüksektir. Buna en iyi örnek Japonya’dır. Dünyada mide kanserinin en sık olduğu ülke olan Japonya’dan başka ülkelere giden göçmenlerde on yıllar içinde mide kanseri sıklığı azalır ve yerleştikleri ülkedeki mide kanseri sıklığına geriler.

rof. Dr. Duygu Derin

•    Son araştırmalar Batılı toplumlarda erkeklerde kanserlerin yaklaşık yüzde 10.8’inin, kadınlarda yüzde 4.5’inin alkol tüketiminden kaynaklandığını gösteriyor. Risk, alkol türüne göre değil, günde içilen alkol miktarına göre artıyor.

•    Sigara ve tütün kullanımından sonra, erkeklerde en fazla kansere yol açan neden, yeterince sebze ve meyve yememeleri; kadınlardaysa şişmanlıktır.

•    Özellikle meme, kalın bağırsak-rektum endometriyum ve yemek borusu kanseri obezlerde normal ağırlıktakilere göre daha fazla görülmektedir.

•    Yapılan araştırmalarda haftada en az 3 gün, günde en az 30 dakikalık fiziksel faaliyetin, kalın barsak, meme ve rahim kanseri riskini, meyve sebze tüketiminin artırılmasının ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, akciğer ve mide kanseri riskini azalttığı vurgulanıyor, Akdeniz tarzı diyet öneriliyor.

Uyku kalitesi olmayan çocuklar daha sık hastalanır

Uyku kalitesi olmayan çocuklar daha sık hastalanır
Yıllardan beri hepimizin duyduğu, aşina olduğu ve annelerimizin kulağımıza fısıldadığı “Uyusun da büyüsün…” ninnisi aslında sadece bir ninniden ibaret değil. Çünkü kanıtlanmış bir doğru var ki o da sağlıklı uykunun sağlıklı büyüme sürecinde ilk adımların başında geldiğidir… Kesintisiz ve yeterli bir süre uyku uyuyan çocukların daha sağlıklı bir gelişim gösterdiğinin, bağışıklık sistemlerinin daha güçlü olduğunun altını çizen Liv Hospital Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erkan Çakır; hangi hastalıkların uykuda kendisini daha çabuk belli ettiğini, kalitesiz uykunun hangi hastalıkları beraberinde getirdiğini, hangi durumlarda mutlaka uyku testinin yapılmasının uygun olduğunu anlattı.

Prof. Dr. Erkan Çakır

Prof. Dr. Erkan Çakır

Hangi hastalıklar uykuda kendisini daha çabuk belli eder?
Bebeklikten itibaren tüm çocukluk çağında uyku belki de günlük aktivitemizin en önemli parçası. Uykuda bedenimiz ve beynimiz daha düşük bir aktivite ile çalışırken hem günün yorgunluğunu atmakta hem de ertesi gün için enerji kazanmaktadır. Kesintisiz ve yeterli bir süre uyku uyuyan çocuklar daha sağlıklı bir gelişim gösterirler ve bağışıklık sistemleri de daha güçlü olur. Uykuda nefes alıp verme hızımız ve gücümüz normale göre daha zayıftır ve bu yüzden özellikle kas ve sinirleri tutan nörolojik hastalıklar başta olmak üzere birçok hastalığa ait solunum sistemi belirti ve bulguları uyku fazında daha erken bulgu verirler.

Uykunun kalitesizliği hangi problemleri beraberinde getirir?
Uyku kalitemizin düştüğü, kesintisiz uyku uyuyamadığımız ya da etkili bir uykumuzun olmaması durumunda ise birçok problem karşımıza çıkabilir.

Yetersiz bir uyku vücudumuzun bağışıklık sisteminin bozulmasına ve hastalıklara daha yatkın hale gelmemize neden olabilir.

Uyku kalitesi iyi olmayan çocuklarda daha sık hastalanma ortaya çıkmakta, hastalıkların ağırlık derecesi artmakta ve iyileşme süresi uzamaktadır.

Uyku problemlerinin ağır olması bazal metabolizmamızın yavaşlamasına ve obeziteye neden olmaktadır

Büyüme ve gelişme etkilenmekte ve kalp ve tansiyon problemleri de uyku etkinliği düşük çocuklarda görülebilmektedir

Gece uyku etkinliğimiz azaldığında ve yetersiz solunum yaptığımızda gece boyu oksijenimiz düşmekte ve karbondioksit düzeyimiz artmakta, buna bağlı olarak da;

Gündüz uykululuk hali,

Sabah baş ağrıları,

Kreşte ya da okulda uyuklama,

Okul başarısında düşme,

Davranış problemleri,

Gece idrar kaçırması

Hiperaktivite,

Duygu durum bozuklukları ortaya çıkabilmektedir.

Uykuda solunum problemlerine neler sebep olur? Hangi çocuklarda normale göre daha fazla görülür?
Çocuklarda özellikle üst hava yolu darlığına neden olan bademcik ve geniz eti büyümesi, dilin büyük olması, burun, çene, ağız ve gırtlakla ile ilgili problemler uykuda solunum problemleri oluşturabilmektedir. Obez çocuklarda da uyku problemleri oldukça fazla görülmektedir. Down sendromu başta olmak üzere sendromik hastalıklar ve endokrinolojik rahatsızlıkların çoğunda uyku problemleri ortaya çıkabilmektedir. Kas ve sinirleri tutan nörolojik hastalıklar, metabolik hastalıklar, serebral palsi, epilepsi, beyindeki uyku merkezini tutan hastalıklarda da uykuda solunum problemleri sıklıkla karşımıza çıkabilmektedir.

Çocuklar ne zaman uyku testi ile değerlendirilmelidir?

Çocuklar normalde rahat bir pozisyonda ve sessiz bir şekilde uyurlar. İç çekme, huzursuz uyku, diş gıcırdatma, ağzı açık uyuma gibi uyku değişkenliği gösterenler, çeşitli düzeylerde horlama ve bazen de uykuda solunum durması (Uyku apnesi) yaşayanlar, gece uyku etkinliğinin azaldığını gösteren gündüz uykululuk hali, sabah baş ağrıları, uyuklama, okul başarısında düşme gibi şikayetleri olanlara uyku testi yapılmalıdır. Ayrıca uykuda solunum hastalıkları açısından riskli grupta olan obez hastalar, down sendromu gibi sendromik hastalıklar, nörolojik bozukluk ve kas sistemini etkileyen hastalıkları olanlar, çeşitli endokrin ve metabolik bozuklukluları olanlara da uyku testi yapılarak uyku durumları ve uykuda solunum yetmezliğinin olup olmaması uyku testi ile değerlendirilmelidir.

Uyku testi nedir ve nasıl yapılır?
Uyku testi, gece boyu çocuğun uykusunun izlendiği, uyku durumu, uyku evreleri, göz hareketleri, bacak hareketleri ve uykuda solunum durması gibi parametrelerin takip edildiği bir testtir. Test yatarak uygulanırken bazı hastalarda evde de uygulama yapılabilmektedir. Test sonucunda aileye bir rapor verilir ve buna göre tedavisi düzenlenir

Bebeklerin beyin gelişimi artırmanın yolları

Bebeklerin beyin gelişimi artırmanın yolları

Yaşamın ilk iki yılında beyin gelişiminin yüzde 90’ı tamamlanır. Bu dönemde bebeğiniz için uyguladığımız her türlü bedensel ve ruhsal destek beyin gelişimini artırır. Erişkin dönemde ruhsal ve bedensel sağlıklı bir birey olarak yetişme yolunda ilk adım atılmış olur. Liv Hospital Çocuk Sağlığı, Hastalıkları ve Gelişimsel Pediatri Uzmanı Dr. Reyhan Tamer anlattı.

Dr. Reyhan Tamer

Dr. Reyhan Tamer

  • Anne sütü

Yapılan çalışmalarda anne sütü alan bebeklerde okul başarı puanlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü bebeklerin sağlıklı gelişimi için ilk iki yıl anne sütü ile beslenmesini önerir. Anne sütünün alınmadığı durumlar da, bebek formülleri de uzman tavsiyesi doğrultusunda kullanılabilir.

  • Konuşmak

Bebeğinizle, gebeliğin ilk aylarından itibaren sürekli düzenli konuşmak, bebeklerin doğumdan sonraki süreçte de kısa sürede sakinleşmesi sosyal iletişim becerisi ve kendini güvende hissetmesini sağlar. Bebek doğduktan sonraki süreçte de düzenli konuşmak önemlidir.

  • Oyun ve oyuncak

Bebeğinizin yaşına uygun güvenli oyuncaklarla oynamasına ve hareket etmesine izin vermek, kas kontrolünü, dengeyi ve koordinasyonu geliştirmesine yardımcı olabilir. Renkli, kontrastlı oyuncaklar, bebeklerin görsel algısını geliştirebilir. Müzik dinletmek, sesli kitaplar okumak gibi aktiviteler ise işitsel duyularını güçlendirebilir. Bebeğinizin farklı dokuları hissetmesine olanak tanıyan yumuşak oyuncaklar kullanmak da duyusal gelişimini destekleyebilir.

  • Güvenli ve sevgi dolu bir ortam

Bebeğinizi sevgi dolu bir şekilde kucaklamak, okşamak ve ten temasını artırmak, güven duygusunu geliştirebilir.

  • Uyku

Bebeklerin belirli bir uyku düzenine alışmalarına yardımcı olmak için düzenli bir uyku rutini oluşturun. Sessiz ve rahatlatıcı bir ortamda uyumalarını sağlamak, uyku kalitesini artırabilir.

  • Kitap okumak

Bebeğinize düzenli olarak kitap okumak, dil gelişimini teşvik eder. Renkli ve büyük resimli kitaplar kullanarak bebeğinizin dikkatini çekebilir ve dil becerilerini geliştirebilirsiniz. Ayrıca, farklı ses tonları kullanarak bebeğinizin duyusal deneyimini zenginleştirebilirsiniz.

  • Vitamin

Özellikle bebeklerde tespit edilen B12 vitamini, demir ve iyot eksiklikleri ivedilikle tedavi edilmelidir. Çünkü B12, demir ve iyot gibi biyokimyasal elementler bebeklerde beyin gelişimi direk ilgilidir.

  • Omega -3 desteği

Hafta bir balık tüketilmesi özellikle somon, hamsi gibi omega 3 içeriği fazla olan balıkların tüketilmesi beyin gelişimini artıran beslenme öğelerindendir. Düzenli balık tüketemiyorsa, uzman önerisi ile balık yağı desteği verilmelidir.

  • Akranları ile iletişim

Ebeveynler olarak, bebeğinizle göz teması kurmak, gülümsemek ve ses tonunuzu değiştirmek gibi basit ama etkili yöntemlerle iletişim kurabilirsiniz.

  • Düzenli sağlık kontrolü

Düzenli sağlık kontrolleri oluşabilecek gelişimsel problemlerin önceden saptanması, tedavi edilmesi anlamında hayati bir süreçtir.

Atom tedavisi nedir?

Atom tedavisi nedir?

Günümüzde radyonüklit tedavi yöntemleri, kanser tedavisinde önde gelen modellerden birini oluşturuyor. Radyoaktif ajanlar kontrollü ve amaca yönelik olarak doğru şekilde kullanıldığında, bazı hastalıkların tedavisini ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkiliyor. Radyoiyot tedavisinin, tiroit bezinin çok hızlı çalıştığı hipertiroidi ve tiroit bezi kanserlerinin tedavisinde kullanıldığını belirten Nükleer Tıp Uzmanı Doç. Dr. Emel Ceylan sık sorulan soruları yanıtladı.

 

Doç. Dr. Emel Ceylan 

Doç. Dr. Emel Ceylan

Atom tedavisi nedir?
Halk arasında ‘radyoiyot’ tedavisi atom tedavisi olarak bilinir.  Radyaktif iyot 131’in yaydığı beta ışınları tedavi amacıyla kullanılırken, daha uzun mesafeli gama ışınları, görüntü elde etmeye olanak sağlar. Atom tedavisi kapsül veya sıvı şeklinde uygulanıp ağız yoluyla alınır. Sıvı şekli su tadındadır ve hastayı rahatsız etmez.

Tedavi kimlere uygulanır?
Atom tedavisi tiroit bezinin çok hızlı çalıştığı hipertiroidi durumunda (zehirli guatr) ve tiroit bezi kanserlerinin tedavisinde kullanılır. Hipertiroidi tedavisinde düşük dozlarda, tiroit kanserinde ise daha yüksek dozlarda uygulanır. Bu tedavinin hamile ve emziren hastalara uygulanması doğru değildir.

Atom tedavisinden sonraki süreç nedir?
Hastanın aldığı doz yatmasını gerektirecek düzeyde ise izolasyon amacıyla özel olarak hazırlanmış odalarda bir süre kalırlar. Bu odalar genellikle aydınlık ve konforludur. Bu odaların duvarlarında ve kapılarında özel malzemeler vardır ancak dışarıdan fark edilmez. Hastanın üzerinde bulunan radyoiyottan yayılan ışınların miktarı azaldıktan ve halk arasına karışılabilecek yasal doz sınırının altına indikten sonra hastalar taburcu edilebilir.

Taburcu olduktan sonra hastaların nelere dikkat etmesi gerekir?
Atom tedavisinden sonra uyulması gereken üç önemli konu var. Mesafe, süre ve temizlik.

Hastanın aldığı doza göre değişmekle beraber yaklaşık 1-2 hafta kadar dikkat edilmesi gereken kurallar vardır. Kalabalık ortamlarda uzun süreli bulunmamak, ev halkı ile uzun süreli ve yakın mesafede bulunmamak gibi. Hijyen diğer önemli bir faktör. Verilen radyoiyot idrarla atıldığından tuvalet temizliğine, çamaşır, çatal kaşık gibi eşyaların temizliğine özen gösterilmeli.

Radyoiyot tedavisi öncesinde iyottan fakir diyet önerisi
İyot içeren madde ve yiyecekleri tedavi öncesi doktorunuzun önerdiği sürelerde kısıtlamanız önerilir. Buradaki amaç tedavi öncesi iyot açlığını artırmaktır.  Tedaviden sonra normal beslenmenize dönebilirsiniz.

Kısıtlanması önerilenler:

  • İyotlu tuz (iyotsuz tuz kullanılabilir)
  • İyot içeren öksürük şurupları ve vitamin preparatları
  • İyot içeren vitamin ve mineral ilaçları
  • İyotlu pansuman ve gargaralar
  • Saç boyası yaptırılması
  • Tentürdiyot
  • Deniz ürünleri (Balık, karides, vb.)
  • Süt ve süt ürünleri (süt, yoğurt, ayran, vb.)
  • Soya sosları
  • Hazır konserveler, hazır şarküteri ürünleri (salam, sucuk vb.)
  • Turşu, cips vb tuzlu gıdalar

Yüksek tansiyon kalp krizi riskini artırıyor

Yüksek tansiyon kalp krizi riskini artırıyor

Etrafımızda çok sık duyduğumuz ani ölümlerin başında kalp krizleri geliyor. Bunun birçok nedeni olsa da basit kontrollerle, yaşam tarzınızı iyileştirerek riski kendinizden uzaklaştırabilirsiniz. Peki nedir bu öneriler? Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meryem Aktoz, 9 maddede kalp krizi riskini en aza indirmenin ipuçlarını anlattı.

Prof. Dr. Meryem Aktoz

Prof. Dr. Meryem Aktoz

1-Yaşam tarzınızı değiştirmeyi seçin
Kalp damar hastalıkları en çok görülen kalp hastalığı türüdür. Kalbin atardamarlarında oluşan ve lipid içeriği yüksek olan plaklar damarınızı daraltır. Kalp ihtiyaç duyduğu oksijeni alamaz. Bu durum özellikle egzersiz yaptığınızda anjina dediğimiz göğüs ağrısına neden olur. Eğer plak kırılır ve atardamarı tamamen tıkarsa kalp krizi geçirirsiniz. Bu durum tüm dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de en sık mortalite nedenidir. Ülkemizde her 100.000 popülasyon için 663 tane yeni kalp damar hastası olduğunu ve bu yükün giderek arttığını biliyoruz. Hem epidemiyolojik ve halk sağlığı açısından hem de ekonomik perspektifden baktığımızda toplumumuza ciddi bir yük oluşturmaktadır. Ancak kalp damar hastalıkları için risk oluşturan birçok klinik tablo ile yalnızca yaşam tarzımızı değiştirerek mücadele edebiliriz.

2-Yüksek tansiyonunuzu yönetmeyi öğrenin
Yüksek tansiyon ve diyabet gibi durumlar, herhangi bir belirti olmadan kalbinizi etkileyebilir. Kilonuz ve kolesterol değeriniz zamanla yavaş yavaş artabilir. Bunlar kalbinizi de etkiler. Yüksek tansiyonunuz varsa ve bunu iyi yönetemezseniz kalp krizi ve felç geçirme olasılığınız artar. İdeal kan basıncınız 120/80 mmHg’nın altında olmalıdır. Eğer kan basıncınız yüksekse diyetinizi değiştirmelisiniz ve egzersiz yapmalısınız. Eğer bunlarla kontrol edemiyorsanız doktorunuz size ilaç başlayabilir.

3-Kan şekerinizi dikkatle izleyin
Diyabetinizi yönetin, kan şekerinizi dikkatle izlemeniz ve doktorunuzun talimatlarına uymanız önemlidir.

4-Kolesterolünüzü kontrol edin
Yüksek LDL “kötü” kolesterol ve düşük düzeyde HDL “iyi” kolesterol, damarlarınızda kan akışını sınırlayan ve felce yol açabilen plak dediğimiz darlıkların oluşumunu arttırabilir. Diyetinizde doymuş ve trans yağları “hayvansal yağlar” azaltmak LDL’nizi düşürmenize yardımcı olabilir ve egzersiz HDL’nizi arttırabilir. Hayvansal yağlar yerine sıvı bitkisel yağları, az yağlı süt ürünlerini, kırmızı et yerine sağlıklı beyaz et veya baklagilleri ve sebze-meyveyi tercih etmek gibi birkaç küçük değişiklik fark yaratabilir. Eğer bunlar ile hedef değerlere ulaşılamazsa doktorunuz sizin 10 yıllık kalp damar hastalığı riskinize göre ilaç başlayabilir.

5-Yaklaşık 30 dakika boyunca tempolu yürüyün
Egzersiz, sağlıklı bir kiloya ulaşmanıza, kan basıncınızı, diyabetinizi ve kolesterol değerlerinizi kontrol altına almanıza yardımcı olur. Haftanın 5 günü yaklaşık 30 dakika boyunca tempolu yürüyüşler kalp krizi ve felç geçirme olasılığınızı azaltacaktır. Günde 30 dakika kadar az bir aktivite bile büyük bir fark yaratabilir.

6-Kilo kontrolü yaparak, ideal kiloda kalın
Sağlıklı kiloda kalmak, yaş aldıkça fazla kilo almanız aslında alışılmadık bir durum değil. Ancak bu, kalbinizin daha çok çalışmasına neden olacaktır. Aldığınız kaloriye dikkat etmek, doğru beslenmek, düzenli egzersiz yapmak fazla kilolarınızdan kurtulmanıza yardımcı olacaktır.

sağlık

7-Kötü alışkanlıklardan uzak durun
Sigara, kötü kolesterolünüzü yükseltebilir, iyi kolesterolünüzü düşürebilir, atardamarlarınızı ve kanınızı kalınlaştırabilir ve kan akışınızı yavaşlatabilir. Bunlar kalp krizi ve felç riskinizi arttırır. Sigara içiyorsanız bırakmak için harekete geçin, gerektiğinde doktorunuzdan yardım alın.

8-Zararlı içecekleri tüketmeyin
Alkol, aşırı miktarda tüketmek, kalbinize zarar verecek sonuçlara neden olabilir. Kan basıncınızı yükseltebilir, bazı kan yağlarını arttırabilir ve kilo almanıza neden olabilir. Kadınlar için günde bir, erkekler için günde iki içki ile sınırlandırmak hatta içilmiyorsa hiç başlamamak en iyisi gibi duruyor.

9-Sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirin
Sağlıklı beslenin, çünkü kalbiniz daha iyi olacaktır. Günlük almanız gereken kalorinizi oluştururken daha fazla sebze meyve, tam tahıl, balık, fındık ve az yağlı süt ürünlerini tüketin. Doymuş yağ (hayvansal yağlar), tuz ve ilave şekeri azaltın.

Sağlıklı bir yaşam tarzı kalp damar hastalığı ve kalp krizi olasılığını azaltır. Birkaç önemli karar ile kalbinize sorun yaratabilecek durumların üstesinden gelebilirsiniz.  Özellikle sorunların erken belirtilerini yakalamak için düzenli doktor kontrollerinizi yaptırın, doktorunuzun tedavi planını takip edin ve ilaçları düzenli alın.

Cildinizi nemsiz bırakmayın

Cildinizi nemsiz bırakmayın

Kış mevsimi sadece hastalıkların en çok yaşandığı dönem değil, cilt problemlerinin de yine benzer artışta olduğu bir dönemdir. Bunun da sebeplerinin başında; kuru hava ve ısıtma sistemlerinden kaynaklı ortamdaki nemli havanın azalması gelmektedir. Cildin kendini korumasız bıraktığı bu dönemde güç kalkanı oluşturmak adına nemlendirmek çok önemli. Bununla birlikte kış güneşinin de ciltte yanma ve lekelenmelere de sebep olabileceği ihtimalini de unutmamak gerekir. Bu yüzden güneş koruma kremlerinizi de her daim çantanızda taşımanızda fayda var. Dermakozmetik işlemler için de yine uygun zaman olan kış döneminde dikkat edilmesi gerekenleri Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Doçent Dr. Anıl Gülsel Bahalı anlattı.

Doç. Dr. Anıl Gülsel Bahalı

Doç. Dr. Anıl Gülsel Bahalı

Azalan nem cilt problemlerine sebep oluyor

  • Kış aylarında görülen soğuk ve kuru hava,
  • Kapalı ortamlardaki ısıtma sistemleri sonucunda nemin azalması ve
  • Artan çevre kirliliği, cilt problemlerinin sıklığında yükselişe sebep olabiliyor.

Kızarıklık, kaşıntı, egzama gibi şikayetler artışta

  • Yapılan araştırmalar; düşük nem ve düşük sıcaklıkların cilt bariyer fonksiyonunun azalmasına,
  • Ciltteki nem kaybının artmasına ve cilt kuruluğunun daha fazla görülmesine sebep verdiğini ortaya koymuştur.
  • Artan kuruluk nedeni ile cildin dış etkenlere daha duyarlı hale gelmesi beraberinde; kızarıklık, kaşıntı, egzama gibi şikayetlerin daha sık görülebilmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle cilt kuruluğunu azaltmaya yönelik önlemler bu aylarda daha önemlidir.
  • Kış döneminde cilt kuruluğunu ve egzamayı arttırabilecek sık ve sıcak su ile banyo yapmak yine cilt bariyerinde hasarlanmaya neden olarak kuruluk ve egzama sıklığında artışa sebep olabilir. Bu nedenle mümkün olduğu kadar ılık su ile ve yaz dönemine göre daha az sıklıkta duş almanız cilt bariyerimizi koruma adına önemli bir basamaktır.

Uygun nemlendirici kullanımı önemli
Ciltteki kuruluğu önlemek için düzenli ve yeterli bir şekilde cildimize uygun nemlendirici kullanmak kış aylarında çok önem arz etmektedir. Özellikle dudak ve el gibi soğuğa karşı hassasiyeti daha fazla olan bölgelerin nemlendirilmesine daha fazla özen gösterilmelidir.

Kış güneşi de leke yapıyor
Kış güneşi de ciltte lekelenmeye sebep olabilir. Bu nedenle kış döneminde de UVB koruma faktörü en az SPF30 olan ve aynı zamanda UVA’ya karşı da koruyucu olan bir güneş kreminin düzenli olarak kullanılması önemlidir.

Dermakozmetik işlem için en uygun zaman

Aslında kış mevsimi cilt bakımı için uygulanabilecek birçok dermakozmetik işlem için en uygun zaman dilimidir. Bu nedenle yaz döneminde yapılması uygun olmayan işlemleri bu dönem dermatoloji uzmanı ile görüşüp yaptırabilirsiniz.

Dünyada kanserli çocukların sayısı artıyor!

Dünyada kanserli çocukların sayısı artıyor!

“Dünyada yılda 300 bin çocuğa (0-19 yaş arası) kanser tanısı konuluyor. Ülkemizde ise her yıl 3 bin 500 çocuk ve genç kanser tanısı alıyor. Tüm dünyada bu mücadeleye dikkat çeken bir gün var: 15 Şubat Çocukluk Çağı Kanser Günü. Bugün özellikle çocukluk çağı kanserlerine dikkat çekmek, farkındalık yaratmak ve çocukluk çağı kanseriyle ilgili gerçekleri paylaşmak için oldukça önemli.” diyen Liv Hospital Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı; tek bir kişinin yaratabileceği etkiyi asla küçümsememek gerektiğinin de altını çiziyor.

Prof. Dr. Gül Nihal Özdemir

Prof. Dr. Gül Nihal Özdemir

Kanserin çeşitli tipleri vardır ve kaynaklandığı organ veya dokuya göre değişebilir
Çocuklarda kanser erişkinlere göre çok daha nadir görülür. Bazı kanser tipleri sadece çocuklarda ortaya çıkar ve yine erişkinin bazı kanserleri ise çocuklarda neredeyse hiç görülmez. Kanserin çeşitli tipleri vardır ve kaynaklandığı organ veya dokuya göre değişir. Pek çok hastalık gibi kanserin de çeşitli türleri vardır. Örneğin gözün retinasında oluşan tümörlere retinoblastoma, karaciğerden kaynaklanan tümörlere hepatoblastoma ve hepatokarsinom denir. Kan hücrelerinin çoğaldığı kanser türüne lösemi (kan kanseri) denilir. Çocuklarda en sık lösemi görülür.

En sık 1 ile 5 yaş arasında ortaya çıkabilir
Çocukluk çağı kanserleri her yaşta görülebilir ancak en sık 1 ile 5 yaş arasında ortaya çıkar. Belli yaşlarda bazı kanserler daha sık görülür.

Çocuklarda kanser gelişiminde genetik ve çevresel faktörlerin bir arada rol oynadığı düşünülüyor. Radyasyon, sigara dumanına maruziyet, kimyasal maddeler ve bazı virüsler hücre düzeyinde değişiklikler yaparak kanser oluşumuna etki edebilir. Bu faktörlere maruziyet özellikle hamilelik döneminde önemlidir.

Bazı önlenebilir kanserler beslenmeyle ilişkili olabilir
Bazı önlenebilir kanserlerin de beslenmeyle ilişkili olduğu bulunmuştur. Örneğin; dengesiz beslenme, özellikle de aşırı kırmızı et tüketimi, yaşlılarda barsak kanseri ile ilişkilidir. Ancak kırmızı et, protein ve demir kaynağı olarak çocuklar için çok önemli bir besindir ve onu diyetten çıkarmak düşünülemez; bu nedenle kırmızı etin yanı sıra balık ve yeşil sebzeler de tüketilmelidir. Dışarıdan vitamin takviyesi almak yerine doğal yoldan yani taze sebze ve meyvelerden vitamin almanın vücudumuzun ihtiyaç duyduğu maddeleri sağladığı düşünülmektedir. Bu nedenle beslenme alışkanlıklarımızda mümkün olduğunca hormonsuz, doğal bitki ve meyvelere ağırlık vermek doğru olacaktır.

Katkı maddelerinin kanserojen etkilerine ilişkin araştırmalar devam etmekte olup, bazı katkı maddelerinin kanserojen etkiye sahip olduğu kanıtlanmıştır. Yapılacak en doğru şey mümkün olduğunca doğal gıdalar tüketmek ve katkı maddelerinden kaçınmaktır. Sağlıklı bir yaşam için herhangi bir gıda ürününü satın almadan önce ambalajını dikkatlice okumanız tavsiye edilir.

Bazı kanser tipleri ailesel olabilir. Ailede başka bireylerde de özellikle erken yaşta kanser gelişmiş olması genetik yatkınlık düşündürür.

Çocuklarda ne zaman kanserden şüphe edilir?

Çocuklarda kanseri erken fark etmek zordur. Bazen ilk şikayet veya bulgular hafif olabilir ve pek önemsenmeyebilir. Bu nedenle ailelerin kanserin ilk bulguları açısından dikkatli olmaları ve şüphe halinde doktora başvurmaları önemlidir.

; tek bir kişinin yaratabileceği etkiyi asla küçümsememek gerektiğinin de altını çiziyor.

Özellikle bazı tümörlerde geç tanı tedaviyi zorlaştırır.

Ateş, halsizlik, nefes alma sorunları, öksürük, şişlikler, kilo kaybı, boyunda veya koltuk altında şişlikler, vücutta morluklar, bacak ağrısı, baş ağrısı, kusma, ani dengesizlik veya şaşılık ve idrarda kanama kanser belirtisi olabilir. Bu bulgular özellikle enfeksiyon veya başka bir nedenle açıklanamıyor ve ısrar ediyor ise şüpheci olmak gerekir.

Çocukluk çağı kanserleri nasıl tedavi edilir?

Kanser hücreleri insan bağışıklık sistemini yanıltırlar bu nedenle vücut bu hastalığı kendi başına yenemez.

Kanser tedavisi genellikle kemoterapi, cerrahi ve radyoterapiden oluşur. Her kanser tipinin farklı bir tedavisi vardır.

Çocuk hematoloji onkoloji uzmanı dışında çocuk cerrahı, beyin cerrahı, ortopedi ve radyasyon onkoloğu doktorlarından oluşan bir tedavi ekibi gereklidir.

Tedavinin ilk hedefi kanserin tamamen ortadan yok edilmesi yani hastanın tamamen iyileştirilmesidir.

Çocukluk çağı kanserlerinde günümüzde tedavisi oldukça başarılıdır.

Duygusal stresi yabana atmayın

Duygusal stresi yabana atmayın
Herkesin zaman zaman kullandığı “kalbim kırıldı” teriminin bilimsel taraftaki karşılığını merak ettiniz mi hiç? Aşırı üzüntü ve keder sonucu ortaya çıkan ve genellikle kadınlarda görülen Kırık Kalp Sendromu, yani bilimsel adıyla Takotsubo Kardiyomiyopati bazen gerçekten kalbimizi etkileyebilir! Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu duygusal stresin kalp üzerindeki etkilerini ve kalbinizi nasıl koruyabileceğinizi anlattı.

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

Duygusal ya da fiziksel stres sonrası ortaya çıkar
Kırık Kalp Sendromu, adından da anlaşılacağı üzere, genellikle ciddi duygusal ya da fiziksel stres sonrası ortaya çıkar.

Sevgililer Günü’nde çoğumuz, sevdiğimiz kişiyle romantik bir gün geçirmeyi hayal ederiz. Ancak, bu gün herkes için pembe balonlar ve kırmızı gül demetleriyle dolu olmayabilir. Bazıları için, bu özel gün beklenmedik bir stres kaynağına dönüşebilir. Belki de beklenen o büyük aşk itirafı gelmez ya da daha da kötüsü, bir ayrılık haberi alınır. İşte tam da bu noktada, Kırık Kalp Sendromu’nun perde arkası devreye girer.

Ama endişelenmeyin, bu sendrom genellikle geçicidir ve uygun tedavi ile çoğu insan tamamen iyileşir. Eğer Sevgililer Günü sizi biraz fazla stres altında bırakırsa, unutmayın ki kalbiniz kırılsa bile, zamanla ve doğru bakımla iyileşecektir.

Uygun tedavi genellikle semptomları hafifletmeye yöneliktir

Kırık kalp sendromu, tıbbi adıyla takotsubo kardiyomiyopati, genellikle şiddetli duygusal ya da fiziksel stresin ardından ortaya çıkan geçici bir kalp durumudur. Uygun tedavi genellikle semptomları hafifletmeye ve kalbin normal işlevini desteklemeye yöneliktir.

Tedavi yaklaşımları

İlaç tedavisi: Beta blokerler, anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri (ACE inhibitörleri) ve diüretikler gibi ilaçlar, kalbin iş yükünü azaltabilir ve semptomları hafifletebilir.

Stres yönetimi: Psikolojik destek ve stres yönetimi teknikleri, duygusal stresin neden olduğu zararı azaltmaya yardımcı olabilir.

Dinlenme ve izleme: Akut fazda hastalar genellikle hastanede izlenir. Kalp fonksiyonlarının düzelmesini sağlamak için yeterli dinlenme önemlidir.

Yaşam tarzı değişiklikleri: Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve sigara gibi zararlı alışkanlıklardan kaçınma, kalbin iyileşmesine yardımcı olabilir.

Düzenli takip: Kırık kalp sendromu geçiren hastaların, kalp fonksiyonlarının tam olarak iyileşip iyileşmediğini değerlendirmek için düzenli kardiyolojik kontrollere ihtiyacı vardır.

Kırık kalp sendromu, kalp sağlığımızı ciddiye almanın önemini hatırlatır. Sevgi dolu ilişkiler, sağlıklı bir kalp için elbette önemlidir, ancak kendi sağlığımıza da dikkat etmeliyiz. Duygusal stresin kalp üzerindeki etkilerini hafife almayın ve eğer kendinizi aşırı üzgün veya stresli hissederseniz, bir uzmana danışmaktan çekinmeyin.