Yazılar

İkinci kitap geldi

İkinci kitap geldi

Nişantaşı Eğitim Vakfı Başkanı Dr. Levent Uysal’ın ikinci kitabı “+1 Kendine Değer Katabilmek” adlı yeni kitabı, Destek Yayınları’ndan çıktı.

Dr. Uysal kitapta, kendi deneyimlerini özel teorilerle destekleyerek “artı bir” olmanın yollarını gösteriyor.

“5.0 Önde Başlamak” adlı kitabıyla ses getiren Nişantaşı Eğitim Vakfı Başkanı Dr. Levent Uysal’ın “+1 Kendine Değer Katabilmek” adlı yeni kitabı, Destek Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı.

Dr. Uysal, tam bir deneyim kitabı olan “+1 Kendine Değer Katabilmek”te kendi deneyimini özel teorilerle destekliyor, akıcı bir dille ve pek çok örnekle okuyucusuna “artı bir” olmanın yollarını gösteriyor.

Nişantaşı Üniversitesi’nden uluslararası stratejik iş birliği   

Nişantaşı Üniversitesi’nden uluslararası stratejik iş birliği   

Nişantaşı Üniversitesi ve ABD merkezli Touro College arasında uluslararası iş birliği için imzalar atıldı. Anlaşma, küresel düzeyde birçok ortak akademik ve bilimsel projeye kapı aralamakla birlikte Nişantaşı Üniversitesi öğrencilerine Touro College’da lisans, yüksek lisans ve sertifika programlarına katılma imkanı tanıyor.

Nişantaşı Üniversitesi uluslararası stratejik bağlantılarını kuvvetlendirmek ve öğrencilerine küresel düzeyde etkili yeni deneyimler sunmak adına ABD’nin saygın üniversitesi Touro College ve Üniversite Sistemi’yle stratejik iş birliğine imza attı.  İş birliği çerçevesinde, üniversitenin akademik ve bilimsel yetkinliğini uluslararası arenada kuvvetlendirecek birçok ortak proje de planlanıyor.

İş birliğine ilişkin değerlendirmede bulunan Nişantaşı Eğitim Vakfı Kurucusu Dr. Levent Uysal, “Bilgi ve küreselleşme çağındayız. Önümüzdeki yıllarda akademik ve bilimsel alandaki küresel hareketlilik artmaya devam edecek. Milli değerlerinin üzerine farklı kültürlerin zenginliğini inşa edebilen dünya insanları yetiştirmek arzusundayız. Çünkü günümüzde refah toplumların başlıca hammaddesi bilgili ve nitelikli insan gücüdür. Ülkelerin karşılıklı etkileşimiyle gelişen bu dünyanın parçası olma hedefimiz doğrultusunda Touro College ile kıymetli bir iş birliğine imza attık. Hedefimize bir adım daha yaklaşmış olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

ORTAK AKADEMİK VE BİLİMSEL FAALİYETLER

İş birliğiyle birlikte, iki üniversite arasında gerçekleşecek birçok ortak akademik ve bilimsel faaliyet öğrencilerin uluslararası deneyimlerini zenginleştirme konusunda onlara destek olacak. Bu süreçte, Nişantaşı Üniversitesi aday öğrencilere mevcut programlarla ilgili gerekli bilgiyi sağlayarak öğrencilere başvuru işlemlerinde yardımcı olacak.

İş birliği, başta sağlık bilimleri ve sağlık yönetimine dair birçok lisans ve yüksek lisans programını içermekle birlikte, İşletme, Eczacılık, Biyoloji, Mikrobiyoloji, Biyokimya, Psikoloji gibi lisans ve yüksek lisans programları ile Touro College’ın tüm uluslararası online programlarını kapsıyor.  Nişantaşı Üniversitesi öğrencileri, kontenjan dahilinde Touro’nun lisansüstü eğitim yurtlarında ikamet edebilme şansına sahip olacak. Ayrıca, Touro College Uluslararası Öğrenci Ofisi programlara katılacak öğrencilere vize ve diğer ilgili hususlarda destek olacak.

Geleceğin diplomatları Nişantaşı Üniversitesi’nden yetişecek

Geleceğin diplomatları Nişantaşı Üniversitesi’nden yetişecek

Nişantaşı Üniversitesi, geleceğin başarılı ve vizyoner diplomatlarını yetiştirmek üzere Dünya Konsoloslar Federasyonu (FICAC) işbirliğiyle yürütülecek bir eğitim programını hayata geçirdi.

Küresel diplomasinin her zamankinden daha önem kazandığı bir dönemde başlatılan program, yoğunlaşan uluslararası ilişkiler ağını güncel gelişmeler paralelinde kavramsal bir çerçeveden yorumlayabilen öğrenciler yetiştirmeye odaklanıyor. Mesleğinde yüksek donanıma sahip uluslararası seviyede diplomatlar yetiştirecek olan programın imza töreni, FICAC heyetinin katılımıyla Nişantaşı Üniversitesi NeoTech Campus’te gerçekleştirildi.

 

“Öğrencilerimizi Türk Dışişleri’nde en önemli pozisyonlarda görmek istiyoruz”
Programın açılış konuşmasını yapan Nişantaşı Üniversitesi Öğr. Üy. Doç.Dr. Burak Küntay, Üniversite olarak eğitim verdikleri her dalda her zaman en iyisini hedeflediklerini belirterek, “Nişantaşılı olmak bunu gerektirir. O yüzden mezun olacak uluslararası ilişkiler, hukuk, kamu yönetimi ve bunlara bağlı birçok daldaki öğrencimizi, Türk Dışişleri’nde en önemli pozisyonlarda görmek istiyoruz. Türkiye’nin müstakbel diplomatları, gelecekteki büyükelçileri olmalarını istiyoruz” dedi. “Sadece Türk öğrencilere değil yıllar içerisinde gelecek uluslararası öğrencilere de öyle bir perspektif katmak istiyoruz ki onlar da burada aldıkları eğitimle ülkelerinin başarılı büyükelçileri, konsolosları olsunlar. Sadece Türk öğrencileri değil Nişantaşılı tüm öğrencileri ülkelerindeki en flaş isimler yapmak üzere kendimizi kurguluyoruz” diyen Doç. Dr. Küntay, “Bu anlaşmayla FICAC üyesi bütün konsolosların gerek eğitim verme gerek eğitim alma noktasında Nişantaşı Üniversitesi’ni resmi diplomat yetiştirme merkezi olarak kabul ettiğini sadece Türkiye’ye değil bütün Dünyaya gururla duyuruyoruz” şeklinde konuştu.

“Geleceğin diplomatlarını mezun edeceğiz”
Nişantaşı Eğitim Vakfı Kurucusu Dr. Levent Uysal da törendeki konuşmasında, FICAC ile yapılan işbirliğinin önemini vurgulayarak, “Biz kampüsümüzle, yaptıklarımızla ama her şeyden önemlisi vermiş olduğumuz eğitimle iddialı olmak zorundayız. Onun için de buradaki eğitimlerin sonucunda dünya çapında çalışanlar yetiştirmemiz gerekiyor. Saygıdeğer FICAC heyeti ile atacağımız imzaların ardından geleceğin diplomatlarının buradan mezun olmalarını sağlayacağız. Üniversitemize geldikleri ve bu önemli işbirliğine imza attıkları için sevgili dostlarımıza iyi ki varsınız diyor çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
İmza töreninde konuşan Nişantaşı Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Şenay Yalçın da, ülkelerindeki kültürel ve sosyal yapıyı daha yakından tanımak üzere ilerleyen dönemde Dünyanın seçkin büyükelçilerini Üniversitede misafir edecekleri bilgisini verdi.
Konuşmaların ardından Rektör Prof. Dr. Şenay Yalçın ve FICAC Başkanı Aykut Eken, başlatılan eğitim programını düzenleyen ortak protokolü imzaladılar. Program, FICAC heyeti ve davetlilere Nişantaşı Üniversitesi Gastronomi Bölümü akademisyen ve öğrencileri tarafından özel olarak hazırlanan seçkin bir mönünün ikramıyla sona erdi.

Çörek otu yağının bilinmeyen faydaları

Çörek otu yağının bilinmeyen faydaları                  

Nigella sativa L., Ranunculacea (Düğünçiçeğigiller) ailesinden yıllık bir bitki olup ülkemizde Afyon, Burdur, Isparta’da yetişir ve siyah tohumu “çörek otu” olarak bilinir. Dünyada genellikle Akdeniz, Pakistan, Hindistan ülkelerinde yetişen ve özellikle Doğu Akdeniz ülkeleri gibi dünyanın birçok ülkesinde kültürü yapılan bir bitkidir. Çörek otunun çay, kahve, ekmek gibi besinlere ilave edilerek besinsel olmak üzere, farmasötik alanda da kullanımı bulunmaktadır. Çörek otu yağı her ne kadar Arap ve Akdeniz ülkelerine özgü olsa da binlerce yıl Akdeniz, Hindistan, Asya, Orta ve Uzak Doğu ülkelerinde baharat, gıda koruyucusu veya günlük doğal koruyucu ve tedavi edici bir seçenek olarak geleneksel kullanımı bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda çörek otu tohumunun %36-38’in karışık yağlardan oluştuğu ve uçucu yağ kısmının ana içeriğinin timokinon, ditimokinon, timohidrokinon ve timol olduğu saptanmıştır.

Çörek Otu Tohumu ve Geleneksel Kullanımı “Çörek otu” olarak bilinen Nigella sativa L. Ranunculacea (düğünçiçeğigiller) familyasında yer alır, Güney Batı Asya, Avrupa, Kuzey Afrika’da yetişir ve ülkemizde çoğunlukla Afyon, Isparta, Burdur ve Konya yörelerinde yetiştirilir. Çörek otu bitkisi doğrusal mızrak şeklinde yapraklara sahiptir, 5-10 petalli ve genellikle sarı, beyaz, pembe, soluk mavi ve mor renkli hassas çiçekleri bulunmaktadır. Birleşmiş folikülden oluşan kapsül şeklindeki bitki meyveleri geniştir. Kapsül sayısı genelde 3-7 adettir ve her bir kapsül yassı, oblong, angular ve huni biçimli, 0.2 cm boyundaki ve 0.1 cm genişliğindeki birçok siyah tohum içerir (24, 25).

 

Tohumları baharat olarak ve geleneksel tıpta farklı formlarda birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Geleneksel tedavide astım, öksürük, bronşit, inflamatuvar hastalıklar, ateş, ağrı, baş dönmesi, böbrek ve karaciğer işlev bozuklukları, sinir sistemi hastalıkları, diyabet, egzema, mide-barsak sistemi problemleri, hipertansiyon, kanser dahil birçok hastalığın tedavisinde kullanılabildiği belirtilmektedir. Kanser hastalarında kemoterapiyle birlikte tamamlayıcı ve alternatif tıpta kullanılabileceği bildirilmektedir. Çörek otu tohumunun besin değeri yüksektir. Çörek otu tohumunun yapısında başlıca doymuş/doymamış sabit yağlar (%31-35,5), uçucu yağlar (%0,4-0,45), karbonhidratlar (%33-34), proteinler (%16-19,9), amino asitler, alkoloidler, tanenler, saponinler, lifler, mineraller (kalsiyum, çinko, fosfat), vitaminler (askorbik asit, tiamin, niasin, pridoksin ve folik asit) bulunmaktadır.

 

Doymamış yağ asitleri (~% 85); linolenik (omega-6) asit, oleik asit, linoleik asit, araşidonik asit, palmitoleik asit ve eikozadienoik asittir. Doymuş yağ asitleri (~%18); palmitik asit, stearik asit ve miristik asittir (28). Çörek otu tohumu uçucu yağlarından çeşitli farmakolojik aktif kimyasal bileşenleri başlıca timokinon, ditimokinon, timohidrokinon ve timoldür, ayrıca psimen, d-limonen, α ve β-pinen, trans-anetol, karvakrol ve nigellon de içerir

 

Çörek otu tohumu gıdalarda yiyecek, koruyucu ve baharat olarak kullanılmakla beraber, geleneksel olarak uzun yıllar çörek otu tohumu ve yağı çeşitli hastalıkların tedavisinde dünyanın her yerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Çörek otunun aktif bileşenlerinin kanser dahil birçok hastalığa iyi geldiği bildirilmiştir. Antiinflamatuvar, antialerjik, antihistaminik, antimikrobiyal, diüretik gibi çeşitli etkilere sahip olduğu bildirilmektedir. Çörek otu tohumunun halk arasında kardiyovasküler, sindirim, bağışıklık, karaciğer, böbrek ve solunum sistemi problemlerini düzeltebileceği ve geleneksel tıbbi kullanımında faydalı olabileceği düşünülmektedir. Ayırca çörek otu tohumundan yapılan tentürün ishal, dismenore, hazımsızlık, iştah kaybı, amenore ve kurt ve deri döküntüsünün tedavisinde kullanıldığı, kusmanın önlenmesinde çörek otu tohumların kavrularak dahilen verildiği ve yağının ise haricen antiseptik olarak kullanıldığı kayıtlıdır.

Kaynak: Uzm. Bio. Songül YILMAZ’ ın yüksek lisans tez çalışmasından alınmıştır.

Mete Gazoz’un adı spor salonuna verildi

Mete Gazoz’un adı spor salonuna verildi

2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya kazanarak tüm ülkeyi sevindiren Mete Gazoz’un adı, öğrencisi olduğu Nişantaşı Üniversitesi’nde spor salonuna verildi.

2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya kazanarak ülke tarihine geçen milli okçu Mete Gazoz, Nişantaşı Üniversitesi’nde kutlamalarla karşılandı. Nişantaşı Eğitim Vakfı Kurucusu Dr. Levent Uysal ile salonun açılışını yapan Mete Gazoz; “Bu zor günlerde insanlara biraz olsun umut olmak benim için şampiyon olmaktan çok daha önemli. Bu haberlerden biraz olsun uzaklaşıp yüzümüzü gülümsetebilecek bir haberle onları mutlu etmenin verdiği gururu yaşıyorum.” dedi.

Nişantaşı Eğitim Vakfı Kurucusu Dr. Levent Uysal

Şimdiki hedefim “Paris’teki Olimpiyatlara tam kadro olarak katılmak”

Mete Gazoz yeni hedefleri hakkında açıklamalarında “Son 2 olimpiyatta 1 kadın 1 erkek sporcu olarak katılırken, bundan sonrası için, 24 yılın sonunda ilk kez tam kadro olarak 3 erkek 3 kadın sporcu olarak olimpiyatlara katılmayı hedefliyoruz. Amacımız madalya sevincimizi 1 iken 4 yapmak” dedi.

Nişantaşı Eğitim Vakfı Kurucusu Dr. Levent Uysal da Mete Gazoz’un başarısı ile ilgili, “Bu kötü günlerde yüzümüzde bir tebessüme neden olduğu için şahsım ve ülkem adına öğrencimiz Mete’ye teşekkürlerimi sunuyorum. Onun adı Üniversitemizin salonunda yaşayacağı gibi bir de adına bağışlayacağımız 500 Fidan ile herkese nefes olsun istiyoruz.” dedi. Mete Gazoz ile ok atma antrenmanı da yapan Uysal, sporcu gençlere verdikleri desteğin her geçen gün artacağını sözlerine ekledi.

“Bu sene tercihler adaylar için daha avantajlı olabilir”

“Bu sene tercihler adaylar için daha avantajlı olabilir”

İki buçuk milyonu aşkın adayın merakla beklediği Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları açıklandı. Nişantaşı Üniversitesi Eğitim Danışmanı Muhammet Tosun, sonuçların geçen seneden çok daha farklı olduğuna dikkat çekerek, “AYT(Lisans) barajını geçen sayısında ciddi bir azalma oldu. Bu durum bu sene tercih yapacak adaylar için ciddi bir avantaj oluşturuyor. Öyle ki bazı puan türlerinde yüzde 40’ın üstünde bir azalma görüldü” dedi.

Doğru tercih yaparken dikkat edilmesi gerekenlere vurgu yapan Tosun, “Adaylar, tercih sonucunda istemedikleri bir sonuç ile karşılaşmamak için tercihin teknik bölümlerinde hata yapmamalıdır. Bunun için, kılavuzun içerisindeki bölüm ve üniversiteleri incelerken kendi sonuçlarını nasıl yorumlamalarını gerektiğini ve kılavuz kurallarını bilmelidirler. Kendi sonuçlarında mutlaka, yerleştirme sıralamalarına dikkat etmeleri gerekir, puanlar tamamen yanıltıcı olur. Bunun yanı sıra bahsettiğimiz kılavuz kurallarından birisi, bölümlerin sıralama barajlarıdır. Tıp Fakültesi için 50 bin, Diş Hekimliği Fakültesi için 80 bin, Eczacılık için 100 bin, Hukuk için 125 bin, Mimarlık için 250 bin, öğretmenlikler ve mühendislikler için ise 300 bin sıralama barajı bulunmaktadır. Bu barajların dışında kalan adaylar, devlet ya da vakıf üniversitesi tercihinde bulunamıyorlar” diye konuştu.

“GÜVENLİ TERCİH YÖNTEMİ”

Tercih listesi oluştururken dikkat edilmesi gerekenlere dair açıklamalarda bulunan Tosun, “Tercih listesi oluşturulurken, güvenli bir tercih için adayın sıralamasının hem ön sıralarından hem arka sıralarından program tercihi bulunmalıdır. Ne kadar alt sıralara düşülürse, o kadar güvenli bir liste olur. Örnek vermek gerekirse; 100 bin sıralamasına sahip olan bir aday 100 bin sıralamasının üzerinde taban sıralaması olan 8-10 bölüme yer verebilir ve 190-200 bin gibi sıralamalara yer verebilir. Kılavuzdaki sıralamalarda ileri ve geriye doğru sıralama hareketleri olabileceğini unutmadan, tercih yaparken hem temkinli olmalı hem de olabilecek sürprizlere karşı hazırlıklı olunmalıdır. Adaylar istemedikleri hiçbir tercihi, sıralaması ne olursa olsun listelerinde bulundurmamalıdırlar” ifadelerini kullandı.

ÜNİVERSİTE VE BÖLÜM TERCİHİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

“Bölüm seçerken adaylar, ilgi yetenek ve isteklerini göz ardı etmemeliler” diyen Tosun açıklamasına şöyle devam etti:

“Araştırmalarını yaparken bölüm öğrencilerine, akademisyenlerine ve meslek sahiplerine muhakkak danışmalıdırlar fakat sadece onların görüşleri doğrultusunda tercih yapmamalıdırlar. Çünkü bilinmesi gerekir ki, herkes için uygun bir bölüm vardır ama bir bölüm herkes için uygun değildir. Bu nedenle sadece dönemsel algılarla tercih yapmak yanlış olacaktır. Üniversitelerin yaşayan kurumlar olduğu ve yıllar içerisinde hem gelişen hem de gerileyen üniversiteler olduğunu bilmek gerekir. Hiçbir şey 10 yıl önce olduğu gibi değil, üniversitelerde de durum böyledir. Çağı yakalayan, dijital ile iç içe olabilmiş öğrencinin kaygısını anlayan ve buna göre hareket eden üniversiteler tercih edilmeli. Diplomanın tek başına yeterli olduğu dönemleri geride bıraktık, artık önemli olan diplomanın içeriğini doldurabilmek. Burada da üniversitenin ne kadar yardımcı olabileceği önemlidir. Ayrıca artık online eğitim gibi bir gerçekliğimiz var, Pandemiden sonra bile bir şekilde hayatımızda olacak. Bu nedenle, koronavirüs salgını döneminde üniversitelerin uzaktan eğitimdeki karneleri incelenebilir. Teknolojik alt yapıları ve geçen zaman diliminde hangi koşullarda ve platformlarda eğitimin gerçekleştiğini incelemek artık son derece önemli oldu.”

Kurban etinde kaliteyi muhafaza etmek için uygun  saklama ve paketleme yöntemleri

Kurban etinde kaliteyi muhafaza etmek için uygun  saklama ve paketleme yöntemleri

Asırlardan beri et insanlar için en önemli besin kaynakları arasında yer almıştır. Biyolojik değeri yüksek olan et B grubu vitaminler ve protein içeriği, demir, fosfor ve çinko içeriği bakımından sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemli bir tamamlayıcısıdır. Amerika, Kuzey Avrupa ve Okyanusya ülkelerinde et tüketiminin daha yüksek olduğu, buna karşın ekonomik yönden az gelişmiş ülkelerde ise besin kaynağı olarak etin yerini tahıla dayalı beslenmenin aldığı dikkat çekicidir. Diğer yandan et yemenin dini inançlar tarafından sınırlandırıldığı ülkelerde de et tüketiminin az olduğu görülmektedir. Oysa ülkemiz özellikle dini inanca özgü kurbanlık kesimlerle de önemli düzeyde artış kaydeden bir et tüketim payına sahiptir.  Günümüzde bilinçli tüketicinin tercih ettiği etin kalitesi; ürün çeşidine göre değişim gösteren renk, gevreklik, sululuk, lezzet, su tutma kapasitesi, besin değeri ve ürün güvenliğini de içeren birçok faktör tarafından belirlenmektedir. Bu faktörler etin temin edildiği hayvanın genetik özelliklerine, beslenmesine, yetiştirilme koşullarına, kesim öncesi, kesim esnasındaki ve kasın ete dönüşümü sırasındaki süreçlerine bağlı olarak değişim göstermektedir. Yüksek et kalitesine sahip karkas özelliği, başta gevreklik (yumuşaklık) olmak üzere lezzet ölçütlerinin istenilen düzeyde olmasıyla birlikte değerlendirilir. Bunun yanı sıra et kalite kriterlerinden olan görünüş, tat ve tekstür (yapı) gibi özellikler arasında ilk olarak değerlendirilen kriter renk faktörüdür. Tüketiciye göre renk istenilen uygunlukta değilse diğer kriterler önemini yitirebilmektedir. Et, mikrobiyolojik açıdan güvenilir olsa bile duyusal açıdan bakıldığında lezzet unsuru tüketicinin damak zevkine hitap etmelidir. Kaliteli et çiğnendiğinde kolayca parçalanır ve dağılır. Gevreklik (yumuşaklık) taze etlerin en önemli kalite özelliklerinden birisidir. Etin yumuşaklığı bakımından sululuk düzeyinin yüksek olduğu etlerin daha gevrek olduğu vurgulanmaktadır. Kasaplık hayvanların yaşla doğru orantılı olarak bağ doku miktarındaki artışı nedeniyle etin gevrekliği de azalmaktadır. Dana, kuzu gibi genç kasaplık hayvanlardan elde edilen etler daha gevrektir. Ayrıca hareketin sık olduğu kaslarda bağ doku oranının fazla olması etin daha sert olmasına, hareketsiz kaslarda ise bağ doku oranının daha az yoğunlukta olması etin daha gevrek bir yapıya sahip olmasına neden olmaktadır. Bu bakımdan hayvanın sırt kısmından elde edilen etler daha gevrektir. Tüm bu etkenlerden dolayı kaliteli et tüketimini sadece kesim sonrası muhafaza kriterleri ile değerlendirmek çok doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Kesimlik hayvanların kesimin yapılacağı tesislere taşınması sürecinde olumsuz koşullar ve bunun yanı sıra kesimden önce stresten uzaklaştırıp yeterince dinlendirilmemesi de et kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Bu nedenle kesimden önce hayvanların 6-12 saat süre ile dinlendirilmesi etin kalitesinin korunmasında önemli bir rol oynamaktadır. Kesim sonrası hayati fonksiyonlar aniden durmadığı için kasların ete dönüşümleri belli bir sürede olmaktadır. Dinlendirilmemiş et sert olacağı için pişirmek üzere doğranırken etin yemeğe göre işlenmesi zorlaşır ve fire artışı da söz konusu olur. Ayrıca sert yapıdaki taze etin pişmesi zor olacağı gibi sindirimi de güç olur. Hazımsızlık, şişkinlik gibi sindirim sorunlarına neden olabileceği için uyku problemlerine de yol açabilir. Bu nedenlerden dolayı kurban eti kesildiği gün tüketilmemelidir. Kasın ete dönüşümü, kompleks bir olay olup kaslarda meydana gelen bir dizi fizikokimyasal değişimlerle gerçekleşen enzimatik bir parçalanma sürecidir. Etlerin soğukta bekletilmesi ile yumuşak, gevrek, sulu, aromalı ve lezzetli bir yapı elde edilir.  Etin çok sert, kaba bir yapıda olması tercih edilmediği gibi çok esnek, aşırı sulu ve yumuşak bir kıvamda olması da istenen bir durum değildir. Dokunulduğunda kadifemsi bir yapıda olan et kaliteli olarak değerlendirilmektedir.

Rigor mortis (ölüm sertliği, ölümden sonra ortaya çıkan ve geri dönüşümsüz bir kas kasılması olup, ete sert bir yapı kazandırmaktadır. Rigor-mortis tamamlandıktan sonraki süreçte  doğal olgunlaşma için karkaslar 1-2 gün süreyle 0.5-3°C arasında soğutulmalıdır. Soğutmada etlerin bozulmaması için merkez noktasında ısının en az +4°C’ye kadar düşmesi beklenir. Etin olgunlaşması koyunlarda 4-6 günde, sığırlarda ise 10-15 günde tamamlanabilmektedir. Bu nedenle çeyrek (1/4) veya yarım (1/2)  karkaslarda doğal olgunlaşma sağlamak için 2-3°C’de 10-12 gün süreyle bekletme uygulanmalıdır.

Etler pişirilecek yemeğe ve pişirme yöntemine göre porsiyonlanarak saklanmalıdır. Bu nedenle kuşbaşı, pirzola, biftek, kıyma vb tercih edilen şekillerde saklanacak olan etler, 300-500 gramlık polietilen torbalarda istifleme, donma ve çözme kolaylığı bakımından ince ve yatay dizme ile ve mutlaka tüm havası alınıp (vakumlanıp) ambalajlanarak muhafaza edilmelidir. Etin boyutu küçüldükçe oksidasyona ve mikroorganizmalara maruz kalacağı yüzey alanı artacağından raf ömrünün daha kısa olacağı unutulmamalıdır. Bu nedenle normal buzdolabı koşullarında parça etlerin muhafaza süresi en fazla 3-4 gün iken, kıyma haline getirilen etlerde ise bu süre 1-2 gün ile sınırlandırılmalıdır.  Kıyma halindeki etler derin dondurucuda -18 °C’de en fazla 3-4 ay, parça halindeki etler ise 4-6 aya kadar saklanabilir. Etteki yağ miktarı arttıkça depo ömrünün azalabileceği unutulmamalıdır. Güvenli bir şekilde dondurmak için etlerin merkez sıcaklığının -18°C’ye düşürülmüş olması gerekeceğinden soğuk depolarda -32°C’de dondurularak daha sonra -18°C’de muhafazaları sağlanmalıdır. Patojenik (hastalık yapan) mikroorganizma üremesi ve toksin oluşumu riski nedeniyle etleri oda ısısında çözdürmek tehlikeli olacağından özellikle çiğ etler buzdolabında 4°C’de çözdürülmelidir. Çözündürülen etler tekrar dondurulmamalıdır. Ayrıca özellikle dondurduktan sonraki çözme işlemi sonucu artmış olan mikroorganizma yükü ile tekrar etin fazlasını dondurmak enfeksiyon riskini artırmaktadır. Bu nedenle etleri, kullanım miktarı ölçüsünde porsiyonlayarak sadece bir kez dondurmalıdır.

Özellikle günümüzde bağış yoluyla tüketiciye güvenli ve kaliteli etin aynı standartlarda sunulabilmesi için etin kesim aşamasından itibaren monitörizasyonu ve tüm beklenen özelliklerin etiketlenmesi hayati bir gereklilik haline gelmiştir. Tüm bu kalite standartlarının çatala kadar sürdürülebilir olması için her aşamada gerekenlerin yerine getirilmesi çok önemlidir.

Dr. Esin BALTACI

Nişantaşı Üniversitesi

Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü

PCR tanı kiti alzheimer riskini azaltacak

PCR tanı kiti alzheimer riskini azaltacak

Nişantaşı Üniversitesi’nin Üniversite Sanayi İşbirliği projeleri dahilinde geliştiren Türkiye ve Dünya’da ilk olan “NishKİT Sporadik Alzheimer Riski PCR Tanı Kiti” Alzheimer’a yakalanma riskini azaltacak.

Nişantaşı Üniversitesi’nin Üniversite – Sanayi İşbirliği projeleri dahilinde, Sankara Beyin ve Biyoteknoloji Merkezinden Prof.Dr.Ihsan Kara ve Dr. Mehmet Oktar Güloğlu ile Nisantaşı Üniversitesi Dr. Ögr. Üyesi Aynur Müdüroglu Kırmızıbekmez’in çalışmalarıyla, “NishKİT Sporadik Alzheimer Riski PCR Tanı Kiti” geliştirildi.

Dünya’da ilk olan PCR kiti, 2 saat içerisinde hızlı bir şekilde sonuç veriyor

Toplumda en yaygın görülen nörodejeneratif hastalık olan Alzheimer Hastalığı (AH), dünya çapında 30 milyondan fazla kişide görülürken, semptomları yaşlılıkla birlikte ortaya çıkıp, 65 yaş üzeri kişilerin yaklaşık %10’ununda, 85 yaş üzeri kişilerin ise yaklaşık %50’sinde görülebiliyor. Günümüzde ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte her geçen yıl daha fazla kişiyi etkileyen bu hastalığa birinci derece yakınlarında AH olan kişilerin yakalanma olasılığı daha fazla.

Semptomları genellikle otuzlu ve kırklı yaşlarda başlayan erken başlangıçlı kalıtsal Alzheimer, hastaların %1-5’ini kapsarken, İsveç’te binlerce ikiz üzerinde yapılan araştırmaya göre, Alzheimer hastalarının yaklaşık %95’ini oluşturan geç başlangıçlı, sporadik, Alzheimer Hastalığı’nda çevresel etkinin, %21-%42 aralığında olduğunu, genetik faktörlerin ise %58-%79 etkili olduğunu ortaya koyuyor.

“NishKİT Sporadik Alzheimer Riski PCR Tanı Kiti” geliştiren ekipte yer alan Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Aynur Müdüroglu Kırmızıbekmez “Hastalığın halen kesin bir tedavisi olmadığı için uygulanan tedaviler sadece semptomları baskılamaya yöneliktir; ancak bu tedaviler ne kayıp ne de dejenere olmuş nöronların geri kazandırılmasında ne de hastalığın ilerlemesinin önlenmesinde etkin değildir. Bu durum hem bireyler ve aileleri hem de toplumsal olarak maddi ve sosyal yük haline gelmektedir. Ancak yapılan çalışmalar, “çevresel etkenler” dediğimiz beslenme ve yaşam biçimi gibi farklılıkların kişinin Sporadik Alzheimer olma riskini düşürdüğünü ve/veya yakalanma yaşını ötelediğini göstermektedir.” Dedi. Aynur Müdüroğlu Kırmızıbekmez şu açıklamalarda bulundu:

“Erken tanı riski azaltacak”

“Özellikle de Alzheimer hastası yakınlarının, NishKİT Sporadik Alzheimer Riski PCR tanı kitini kullanması, ileride hastalığı geçirme olasılıklarını öğrenmeleri ve önleyici tıp kapsamında gerçekleştirecekleri beslenme ve yaşam biçimi değişiklikleri ile bu hastalığa yakalanma risklerini düşürebilir.

Bunun haricinde, Alzheimer hastalığının en büyük sorunlarından bir tanesi, erken dönem semptomlarının toplumda yaşlılık sebebiyle olağan kabul edilmesi ve hekime başvuruların ancak semptomlar çok ilerlediğinde yapılmasıdır. Her hastalıkta olduğu gibi erken teşhis, Alzheimer hastalığında da önemlidir. Ailesinde Alzheimer hastalığı geçmişi olsun veya olmasın PCR risk tanı kiti ile analiz yaptıran kişiler, hastalığın geç teşhisine sebep olan semptomlar konusunda daha hassas olup, erken teşhis yoluyla hastalığın ilerleyişini azaltmayı ve yaşam kalitelerini arttırmayı sağlayabilirler.

Geliştirdiğimiz PCR kitinin sağladığı tüm bu avantajlar hastalığın toplumsal yükünü azaltabilecektir. Bununla birlikte risk grubunda olduğu erken yaşta tespit edilen bireyler, ileriye dönük planlamalarını da çok önceden yapabileceklerdir.

“Türkiye’de ve Dünya’da bir ilk”

Kitimizde kullanılmak üzere AH risk genleri ve varyantları ile ilgili son yıllarda yapılmış tüm GWAS meta analizleri ile uluslararası veritabanları taranmış ve varyantları hippokampus küçülmesi başta olmak üzere nörodejenerasyon, amiloid beta plakları birikimi ve tau proteini birikimi gibi Alzheimer hastalığına yol açtığı bilimsel çalışmalarla gösterilmiş yüksek riskli 6 gen belirlenmiştir. Bu kit, belirlenen bu yüksek riske sahip gen varyantlarının kişideki tipini tespit edecek özel primerler içermektedir.

NishKİT Sporadik Alzheimer Riski PCR tanı kitinin şu anda bir benzeri bulunmamaktadır. Hastanelerde, kliniklerde ve tanı merkezlerinde ve bilimsel klinik çalışmalarda kullanıma uygundur. Alzheimer Hastalığı geliştirme riskini öğrenmek isteyen kişiler, başka hastalıklar için benzer birçok tanı analizinde istenen ve birçok insanın çekindiği tüpte kan örneği vermeye gerek duymayacaklardır. Geliştirdiğimiz metod ile sadece yanak içinden bir swap (pamuklu çubuk) ile birkaç saniye içinde kolayca alınan DNA örneği kitimizin çalışması için yeterlidir. PCR Kitimiz, sonuçları 2 saat içerisinde hızlı bir şekilde verebilmektedir.”

Öte yandan proje ekibi ile Alzheimer derneği arasında NishKİT Sporadik Alzheimer Riski PCR Tanı Kiti konusunda işbirliği çalışmalarına başlandı. Projeye hayat veren Dr. Mehmet Oktar Güloglu ile Nisantaşı Üniversitesi Dr. Ögr. Üyesi Aynur Müdüroğlu Kırmızıbekmez, Alzheimer Derneği Genel Müdürü Füsun Kocaman ile görüşerek işbirliği yapılabilecek konu başlıklarına dair fikir alışverişinde bulundular.

Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi ile eğitim yelpazesini genişletti

Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi ile eğitim yelpazesini genişletti

Nişantaşı Üniversitesi 10. Yılında sağlık alanında önemli bir atılım yaparak Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerini kurdu. Robotik teknolojiler, büyük veri analizi ve genetik araştırmalar vasıtasıyla erken teşhis ve sürdürülebilir sağlıklı yaşam noktalarına önem verecek.

Edu 5.0 modeli ile tüm akademik birimlerinde uyguladığı teknoloji ve insan bileşenli eğitim modelini şimdi Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerimize getireceğini söyleyen Nişantaşı Eğitim Vakfı Kurucusu Dr. Levent Uysal,”Bu iki fakülte bizler ve ülkemiz için o kadar önemli ki, büyük ölçekli bir yatırım ile son teknolojik imkanlarla donatılmış 240 yatak kapasiteli bir üniversite hastanesini de hayata geçireceğiz. Uluslararası bilimsel faaliyetlerin ön planda tutulacağı bu fakültelerde akademik kadro yapılanma çalışmaları son hızıyla devam etmekte olup, yurt dışı üniversite iş birliklerine dayalı proje bazlı ve klinik yoğun bir müfredat uygulanacaktır” dedi.

Nişantaşı Üniversitesi, Acun Medya işbirliğine imza attı

Nişantaşı Üniversitesi, Acun Medya işbirliğine imza attı

Eğitimin yenilikçi yüzü Nişantaşı Üniversitesi, bir ilke daha imza attı. Acun Medya ile işbirliği ile Nişantaşı Üniversitesi NeoTech Kampüsü Maslak’da Acunmedya Akademi kuruyor.  Acunmedya Akademi, 7 Haziran’da eğitime başlıyor. Öürenciler Acunmedya Akademi’de ünlü televizyoncuların, duayen şeflerin, dijital üstatlarının yönetiminde uygulamalı dersler alacak.

Nişantaşı Üniversitesi Vakfı Başkanı Levent Uysal, eğitimde yenilikler yapmaya devam edeceklerini açıklarken, öğrencilere en iyi eğitimi en iyi şekilde vermek için durmadan çalıştıklarını açıkladı.

Acunmedya Akademi ile ilgili heyecanını paylaşan Acun Ilıcalı, Nişantaşı Üniversitesi ile birlikte ‘olağanüstü bir başarma platformu’ kurmaya karar verdiklerini belirtti.