Yazılar

Ani gelişen unutkanlıktan uyku bozukluklarına dikkat

Ani gelişen unutkanlıktan uyku bozukluklarına dikkat

Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak kabul edilen COVID-19 (SARS CoV-2) salgınının başlangıç ve devam sürecinde bildirilen bilimsel raporlar, hastalığın sadece solunum yollarını değil; beraberinde veya bazen tek başına nörolojik sistemleri de etkilediğini ortaya koyuyor. Geliştirilen aşılar yüreklere su serpse de, önüne geçilemeyen bir hızla tüm dünyada yayılmaya devam eden ve şimdiden milyonlarca insanı enfekte eden COVID-19 ile ilişkili nörolojik semptom ve bulgulara gün geçtikçe yenileri ekleniyor. Yüksek ateş, halsizlik, öksürük ve nefes darlığı gibi hastalığın sık bilinen belirtileri olmadan; baş ağrısı, tat ve koku alamama, baş dönmesi, dengesizlik, görme kayıpları, bilinç bulanıklığı veya kaybı, ani gelişen unutkanlık, felçler, el ve ayaklarda ilerleyici kuvvet kaybı ve uyuşma, nöropatik ağrı gibi nörolojik belirtiler COVID -19 enfeksiyonunun ilk sinyali olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya özellikle akciğer enfeksiyonunun ağır seyrettiği hastalarda diğer bulgulara ek olarak nörolojik belirtilerin tabloya eklenebildiğine dikkat çekerek, “Hastalığın nörolojik belirtilerinin toplum tarafından tanınması, hastaların tedavi olanaklarına zaman kaybetmeden ulaşmalarında en önemli faktördür.” diyor.  Acıbadem Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya, Covid-19’un 7 nörolojik sinyalini anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Şiddetli baş ağrısı

Baş ağrısı Covid-19’un oldukça yaygın görülen belirtilerinden birini oluşturuyor. Öyle ki hastalarda görülme sıklığı yüzde 40’a kadar yükselebiliyor. “Covid-19’a bağlı gelişen baş ağrısında daha önce olmayan şekilde ve şiddette tüm başta ağırlık hissi oluşur, bazen de bıçak saplanır gibi keskin karakterlidir.” uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya, uykudan uyandıracak kadar şiddetli olabilen ağrının genelde ağrı kesiciyle geçmediğini vurguluyor. Covid-19 enfeksiyonu nedeniyle gelişen baş ağrısının migrenden daha farklı özellik sergilediğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya, “Bu ağrı çift taraflı, tüm başı tutan, ağrı kesiciye rağmen azalmayan, dirençli bir ağrıdır. Günlerce devam eder ve şiddeti günler içinde artabilir.” diyor. 

Yaygın kas ağrıları

Yaygın kas ağrıları da Covid-19 enfeksiyonunun sık görülen belirtileri arasında yer alıyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya bu hastalığa bağlı kas liflerinde gelişen iltihabi tutulum nedeniyle nadir de olsa kas hücrelerinde kayıp ve güç kaybı da gelişebileceğini belirtiyor. Ağrı kesicilerle azalmayan vücutta, kol ile bacak kaslarında ve eklemlerde şiddetli ağrı, dokununca hassasiyet gibi şikayetler Covid-19 enfeksiyonu iyileştikten günler sonra bile devam edebiliyor.

Kol ve bacaklarda yaygın uyuşma

Covid-19 enfeksiyonunun erken veya geç döneminde kol ve bacaklarda yaygın uyuşma, ağrı ve güç kaybı şikayeti ile gelişen nöropati, bir başka deyişle vücuttaki sinir uçlarında tahribat gelişmesi belirtileri ortaya çıkabiliyor. Nöropati yürüme güçlükleri, ellerini kullanmakta zorluk, el ve ayaklarda yanma, karıncalanma gibi duyu bozuklukları ve ağrılara neden olabiliyor. Bazı Covid-19 hastalarında ani başlayarak hızla ilerleyen, bacaklardan kollara, hatta solunum kaslarına kadar tutulum gösteren Guillain Barré Sendromu da gelişebiliyor.

Ani gelişen unutkanlık

İleri yaşta, özellikle demansı olan hastalarda ve aynı zamanda komorbid, başka deyişle daha önce felç geçirme, hipertansiyon, diyabet veya kalp hastalığı olduğu bilinen Covid-19 hastalarında bilinç değişiklikleri de gelişebiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya ani oluşan unutkanlık, davranış değişiklikleri ve hafıza kusurları gibi belirtilerin Covid-19 hastalığında genellikle ileri yaştaki kişilerde ilk belirti olarak ortaya çıkabileceği uyarısında bulunarak, şunları söylüyor: “Covid-19 enfeksiyonu doğrudan beyin hücresini etkilemesi dışında; vücutta yaratmış olduğu yoğun iltihabik olaylar nedeniyle meydana gelen metabolik bozukluklar ve oksijenlenmedeki azalmaya bağlı değişikliklere yol açıyor. Bunun yanı sıra virüs tarafından tetiklenen sitokin fırtınası sonucu oluşan çoklu organ yetmezliğinin gelişmesi de ensefalopati olarak tanımlanan tabloya neden oluyor”

Uyku bozuklukları

Covid-19 pandemisi nedeniyle evde uzun süre zaman geçirmek ve stres uykunun süresi ile kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya, pandemi sürecinde toplumda uykuya dalma güçlüğü ve  uykusuzluk sorunlarının daha fazla görüldüğünü belirterek, “Covid-19 çevresel ve sosyal koşullara bağlı olarak uyku ve uyanıklık ritminin bozukluğu gibi uykuyla ilişkili hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabileceği gibi, daha önce var olan uyku hastalıklarının kötüleşmesine de yol açabiliyor. Uyku bozuklukları ileri yaşta ve özellikle demans hastalarında Covid-19 ‘un habercisi olabiliyor. Daha önce var olmayan sürekli uyku hali gelişmesi, gece gelişen halüsinasyon ve yer ile zaman karışıklığı gibi durumlar hastalığın belirtisi olarak karşımıza çıkabiliyor.” diyor.

Baş dönmesi ve dengesizlik

Covid-19 enfeksiyonu işitme ile denge sinirinde hasar yaparak kulak çınlaması ve baş hareketleriyle tetiklenen baş dönmesi veya sallantı hissi gibi şikayetlere yol açabiliyor. Aynı zamanda ani işitme kayıplarına da neden olabiliyor.

Tat ve koku kaybı

Covid-19 enfeksiyonunun başka bulguları olmadan; tek belirtisi olarak tat ve koku kaybı gelişebiliyor. Bu enfeksiyonun diğer koku alma bozukluğu yapan viral enfeksiyonlardan farkı, burun tıkanıklığı olmadan ciddi koku alamama sorunu yaşatması. Araştırmalarda bunun nedeninin ACE-2 olarak adlandırılan bir enzimin burun içindeki koku alma alanında yüksek miktarlarda bulunması ve koronavirüsün vücuda girişine izin veren kapı işlevi görmesi olduğu ortaya kondu. Covid-19 enfeksiyonuna bağlı tat ve koku kaybı bazen yaklaşık 2-4 hafta içerisinde tamamen düzeliyor.

İnmeye neden olabiliyor!

İnme, Covid-19 enfeksiyonunun nörolojik belirtileri arasında yer alıyor. Covid-19 enfeksiyonu hem doğrudan vücudun nörolojik yapılarını hem de kanın pıhtılaşma özelliklerini ve damar yapısını etkileyerek inmeye neden olabiliyor. İleri yaş, hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği ve kalp hastalıkları gibi faktörler inmeyi tetikliyor. Ancak Covid-19 enfeksiyonunda genç kişilerde de hiçbir risk faktörü olmadan beyin damar tıkanıklıklarına bağlı inme gelişebiliyor.

Jolly 2021 kültür turlarında erken rezervasyon fırsatları devam ediyor

Jolly 2021 kültür turlarında erken rezervasyon fırsatları devam ediyor

En güzel rotalarıyla seyahat severlerin tatil özlemini giderecek Jolly 2021 kültür turlarında erken rezervasyon fırsatı başladı. Tatilinizin dörtte birini şimdi ödeyin, kalanını tatile 3 gün kala tamamlayın! Üstelik %50’ye varan indirimler, kesintisiz iptal garantisi ve avantajlı taksit imkanlarıyla!

Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, Karadeniz ve Ege & Akdeniz turlarında %50’ye varan erken rezervasyon indirimleriyle Türkiye’nin dört bir yanını avantajlı fiyatlarla doyasıya keşfedin.

Doğu Anadolu turları ile Doğu’nun bilinmeyen yerlerini keşfedin ve muhteşem doğasına tanık olun.

Karadeniz turları ile Karadeniz’in yemyeşil yaylalarına çıkın, eşsiz doğasını keşfedin, yöresel lezzetlerini tadın ve Karadeniz’de unutamayacağın maceralar yaşayın.

Ege ve Akdeniz turları ile bol bol denize girip güneşlenin, tarihi bir yolculuğa çıkın, Ege- Akdeniz’in birbirinden güzel koylarını ve kasabalarını gezin.
GAP turları ile tarihin başladığı yerleri keşfedin, Güneydoğu’nun birbirinden lezzetli yemeklerini tadın ve mistik şehirlerini gezin. Bu eşsiz rotalar manzarası ve güzelliğiyle sizi büyülüyor olacak.

Gıda sektörü The Fource’da bir araya geldi

Gıda sektörü The Fource’da bir araya geldi

Türkiye’ye yıllık 5 milyar doların üzerinde döviz kazandıran Egeli gıda ihracatçıları 10 milyar dolar ihracat hedeflerine ulaşmak için Türkiye’nin ilk sanal gıda fuarı The Fource’u düzenleyerek büyük bir adım attı.

Ege İhracatçı Birlikleri’nce düzenlenen ilk sanal gıda fuarı The Fource, gıda sektörünün tüm paydaşlarını buluşturdu. 53 Türk gıda şirketinin üç boyutlu sanal stant açtığı fuarda Çin, İngiltere, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve ABD’den olmak üzere 72 ülkeden 400’ün üzerinde ithalatçıyla 500’ün üzerinde ikili iş görüşmesi gerçekleştirdi.

The Fource Fuarı’nda düzenlenen webinar oturumları ise; sektör temsilcilerini bir ekranda birleştirdi. Dünyaca ünlü şefler, Türk ürünleriyle The Fource’a özel tarifler yaptı. Usta fotoğrafçı Lalehan Uysal’ın kadrajından yansıyan Kurda, Kuşa, Aşa ve Göze adlı fotoğraf sergisi de fuarı sanatla bir araya getirdi.

The Fource’un pandemi dönemine panzehir olduğunu belirten Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi “Shoedex’ten sonra Türkiye’nin ilk sanal gıda fuarı The Fource’u düzenledik. The Fource ile Türkiye coğrafyasının sunduğu değerli ham maddeleri ve katma değerli gıda ürünlerimizi tüm dünyaya bir kez daha tanıtma fırsatı bulduk. The Fource ile sektör paydaşlarını sanal gerçeklik ortamında bir araya getirerek bir bilgi ve ticaret köprüsü kurduk” dedi.

Ege İhracatçı Birlikleri’nin (EİB) Ticaret Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin destekleriyle 23-27 Kasım tarihleri arasında düzenlediği Türkiye’nin ilk sanal gıda fuarı The Fource, gıda sektörünün tüm paydaşlarını buluşturdu. 53 Türk gıda şirketinin stant açtığı The Fource sanal gıda fuarına başta Çin, İngiltere, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve ABD’den olmak üzere 72 ülkeden 400’ün üzerinde ziyaretçi girişi oldu.

Soğuk hava ve rüzgar gözleri kurutuyor!

Soğuk hava ve rüzgar gözleri kurutuyor!

Tüm dünyayı kasıp kavuran Covid-19 pandemisi ve havaların soğumasıyla birlikte çoğumuz zamanımızın büyük bir bölümünü evde, kapalı bir ortamda geçiriyoruz. Bunun yanı sıra ofisten ve evden çalışmaya devam edenler, genellikle bilgisayar başında, gözlerini adeta kırpmadan saatlerce çalışıyorlar. Ancak kapalı mekanlarda odanın yeterince nemli olmaması ve uzun süre bilgisayar ekranına bakarken göz kırpmayı aksatmak gözyaşının buharlaşmasını artırarak, ‘gözlerde kuruluk’ problemine neden olabiliyor. Gözlerde kuruluk; gözde yanma, batma hissi, kaşıntı, kızarıklık, okurken gözün çabuk yorulması ve bulanık görme gibi yaşam kalitesini oldukça düşüren sorunlara yol açabiliyor. Üstelik göz kuruluğu şiddetlendiğinde ileride kalıcı hale dönüşebilen görme kaybıyla bile sonuçlanabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, kapalı ortamların yanı sıra kış aylarında soğuk hava ve rüzgarın etkisiyle de gözlerdeki nemin azalması sonucu göz kuruluğu oluştuğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle soğuk ve rüzgarlı havalarda gözü koruyan gözlük ve siperlik kullanmak, göz sağlığımız için çok önemli.” diyor. Aslında alacağımız önlemlerle görme kaybına kadar gidebilen bu sorunu önlemenin mümkün olacağını belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, gözlerde herhangi bir şikayet olduğunda zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerektiği uyarısında bulunuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay kış mevsiminde göz kuruluğuna karşı almamız gereken 6 korunma yolunu anlattı, önemli öneri ve uyarılarda bulundu.

Su içmeyi alışkanlık edinin

Vücudumuzun yaklaşık yüzde 60’ı sudan oluşuyor. Dolayısıyla ihtiyacımızdan az su tükettiğimizde gözyaşı üretimimiz azalıyor. Dr. Emre Sübay sağlıklı gözyaşı üretimi için vücudumuzdaki su oranının yeterli düzeyde olması gerektiğini belirterek, “Göz kuruluğuna karşı günde en az 2 litre su içmeyi ihmal etmeyin” diyor.

Omega-3 sofranızda bolca bulunsun

Yapılan araştırmalar omega-3’ün göz kuruluğu semptomlarını azalttığını gösteriyor. Sağlıklı gözyaşının en üst katmanını yağ tabakası oluşturuyor. Omega-3 bu tabakayı destekliyor ve gözyaşının kalitesini arttırıyor. Dolayısıyla omega 3’ten zengin olan balıkların (uskumru, ton, somon ve sardalya) yanı sıra ceviz ve semizotu gibi besinlere sofranızda düzenli olarak yer açın.

Kapalı mekanlarda nem oranını ayarlayın

Yeterli havalandırması olmayan kapalı alanlarda, klimanın havayı sıcak ve kuru bir hale getirmesi gözyaşının buharlanmasını artırarak gözlerde kuruluğa yol açabiliyor. Bu nedenle bulunduğunuz ortamı her gün sık sık havalandırmaya ve ortamın nem oranının yüzde 45 civarında olmasına dikkat edin. Evde, ofiste ve özellikle araç içerisinde klimanın doğrudan yüzünüze üflememesine dikkat edin. 

Her 40 dakikada bir 40 saniye mola

“Pandemiyle birlikte, özellikle masa başında çalışanlar ve uzaktan eğitim alan öğrenciler çoğu zamanlarını evde ve ekran karşısında geçirir oldular. Bu doğrultuda artan ekrana bakma süresi göz kuruluğunun oluşumuna zemin hazırlıyor” diyen Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, şu önerilerde bulunuyor: “Ekrana baktığımız süre boyunca göz kırpma aralığımız azalıyor ve gözyaşı çok daha hızlı buharlaşıyor; bu durum da göz kuruluğuna neden oluyor. Ekran başında geçirdiğiniz süreçte, göz sağlığınızı korumak için monitörün yüksekliğini göz seviyesinde veya altında olacak şekilde ayarlayın. Her 40 dakikada bir 40 saniye kadar ara vermeyi de ihmal etmeyin.”

Rüzgarlı havada ‘gözlük’ şart!

Düzenli yürüyüş yapmak her ne kadar sağlığımız için çok önemli olsa da, soğuk ve rüzgarlı havada uzun süre kalmak gözyaşını buharlaştırarak göz kuruluğuna neden olabiliyor. Soğuk ve rüzgarlı havada geniş çerçeveli gözlükler veya koruyucu siperlik kullanmanız göz kuruluğuna karşı fayda sağlayabiliyor. Ayrıca uzun süre ultraviyole ışınlarına maruz kalmak da göz kuruluğunu artırıyor. Ultraviyole ışınlarından korunmak için güneş gözlükleri kullanmanız, göz kuruluğuna karşı almanız gereken bir başka etkili önlem. Çünkü kışın ultraviyole ışınları özellikle karlı havada göze yansıyarak gözlerde kuruluğu artırabiliyor. 

Kontakt lens kullanıyorsanız, dikkat!

Kontakt lensin doğru kullanılmaması da, göz kuruluğunun yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Kontakt lens su içeriyor ve kurumaması gerekiyor. Sürekli ıslak tutmak için kullanılmayan zamanda solüsyonda bekletiliyor, göze uygulandığında ise bu nemi gözyaşından alıyor. “Gözyaşı film tabakasının incelmesi durumunda ise kontakt lensle göze temas ettiği kornea tabakası arasında sürtünme artıyor ve batma, yanma ile kızarıklık şikayetleri gelişiyor” uyarısında bulunan Dr. Emre Sübay, “Kontakt lensin materyalinin, temel eğrisinin ve çapının hastaya göre ayarlanmaması durumunda; kontakt lensin gözde uzun süre kalması, gece gözde unutulması gibi durumlarda bu şikayetler artıyor. Bu nedenle kontakt lens uygulaması mutlaka hekim kontrolünde olmalı.” diyor.

Göz kuruluğu tedavisi gecikmemeli!

Göz sağlığımız üzerinde son derece önemli olan gözyaşımız yetersiz kaldığında, gözlerde kuruluk oluşuyor. Toplumda oldukça sık görülen bu hastalık; gözyaşının vücut tarafından yeterince salgılanmaması ya da mevcut gözyaşının çeşitli dış etkenlerle buharlaşması sonucu görülüyor. İlerleyen yaş, romatolojik hastalıklar, endokrinolojik hastalıklar, kullanılan bazı ilaçların yan etkileri gözyaşı üretimini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Klima, soğuk hava ve rüzgar gibi çevresel etkenler de gözyaşının buharlaşmasını tetikleyerek, gözlerde kuruluk oluşturuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, gözün net görebilmesi için sağlıklı bir gözyaşı film tabakası gerektiği, bu tabakanın bozulmasının görme kaybına yol açabildiği uyarısında bulunarak, “Bu nedenle göz kuruluğunun erken dönemde tedavi edilmesi çok önemli. Göz kuruluğu şikayet boyutuna geldiğinde, doktorunuz önerdiği takdirde, gözlerinizi nemlendirmek için suni gözyaşı damlaları kullanmanız, şikayetlerinizi azaltmada etkili oluyor.” diyor.

Şişli Belediyesi’nden 100 milyon tasarruf

Şişli Belediyesi’nden 100 milyon tasarruf

Şişli Belediyesi, 2020 yılında 100 milyon TL düzeyinde bir bütçe tasarrufuna imza attı. 2019 yılı Nisan ayında 150 milyon TL olan banka borç stokunun ise bu yılın sonunda 50 milyon TL olarak gerçekleşmesi hedefleniyor.

Şişli Belediyesi, 2020 yılı gider bütçesini 100 milyon TL düzeyinde bir tasarrufla kapatmaya hazırlanıyor. 2020 yılının genel değerlendirmesinin de yapıldığı Şişli Belediye Meclisi’nin Aralık Ayı 1. Oturumu 7 Aralık Pazartesi günü gerçekleştirildi. Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, oturumda meclis üyelerine 2020 yılı bütçe gerçekleşme hedefleri hakkında önemli bilgiler verdi. Keskin, “2020 yılı gider bütçesindeki 100 milyon TL düzeyinde tasarruf sağlamamızda; yıl içinde yedek ödenekten harcamalar en azda tutulmuş, genel giderlerde tasarrufa gidilmiş, harcama süreci daha rekabetçi hale getirilmiş, alımların merkezileştirilmesi ve toplulaştırılması bunun yanında dönemin olağanüstü koşulları gözetilerek bazı harcamalar ise ertelenmiştir” şeklinde açıklamada bulundu.

Banka borç stoku 50 milyon TL’ye düştü

Şişli Belediyesi’nin 2019 yılı Nisan ayında 150 milyon TL olan banka borç stokunun, bu yıl sonunda 50 milyon TL olarak gerçekleşeceğine de işaret eden Keskin, “Bu, önemli iyileşmede belediyemizle birlikte tedarikçilerimiz de üstlerine düşen fedakârlığı yapmaktadırlar. Onlara da buradan teşekkür ediyorum. Önümüzdeki dönemde bu ve benzeri çabalarımızı kurumsal bir kalıcılığa eriştirmek, mali yönetim öncelikli olmak üzere, yerel yönetimde demokratikleşme ve kurumsallaşmanın önde gelen referanslarından olmak istiyoruz” dedi.

Dezenfektanlar egzamaya neden olabilir

Dezenfektanlar egzamaya neden olabilir

Egzama gittikçe yaygınlık gösteren bir cilt hastalığıdır. Özellikle ellerde oluşan egzamaya pek çok etken sebep olabiliyor. Koronavirüs salgını ile birlikte el dezenfektanlarının kullanım oranı büyük bir artış gösterdi. Virüsten korunmak için hemen herkes dezenfektan ya da kolonya kullanmaya başladı. Ancak dezenfektan ve kolonyanın kimyasal içeriğe sahip olması egzaması olanları olumsuz yönde etkileyebilir. Astım ve Alerji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay yoğun dezenfektan kullanımının egzamalı kişiler üzerindeki etkisini anlattı.

Ellerde görülen egzama nedenleri nelerdir?

Egzama, ciltte kuruluk, pullanma, çatlama, yara, kızarıklık ve kaşıntı olarak görülen bir cilt rahatsızlığıdır. Özellikle soğuk havalarda ciltteki nem oranının azalması egzama sıklığını arttırır. Alerjik yatkınlığı olan kişilerde daha sık görülme eğiliminde olan el egzamasına; hem genetik faktörler hem de kontakt alerjenler ve tahriş edici maddeler sebep olabilir. Kimyasal ve tahriş edici maddelerin ellerdeki egzamayı tetikleyici özelliği bulunur. Tahriş edici maddeler arasında; deterjanlar, asitler, su, soğuk ve sürtünme bulunur. Ellerde görülen egzama bulaşıcı değildir, sizde olan egzama başkasına bulaşmaz.

Yoğun dezenfektan kullanımı egzamayı olumsuz etkiler!

Son zamanlarda hayatımızın bir parçası haline gelen el dezenfektanları kişisel hijyen için sıklıkla tercih ediliyor. El dezenfektanlarının bu kadar yoğun kullanılması bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Özellikle egzaması olan kişilerin yoğun bir şekilde el dezenfektanı kullanması, egzama alevlenmeleri yaşanmasına sebep olabiliyor. Egzamanın en büyük tetikleyicileri arasında yer alan kimyasal maddeler dezenfektanlarda yoğun bir şekilde yer alıyor. Bu kimyasal maddelerin gün içinde sıklıkla kullanılması egzaması olmayan ciltlerde bile kuruluk ve tahrişe yol açabilecekken egzaması olan kişilerin de durumdan daha kötü etkilenmesine, egzamasının tetiklenmesine yol açabiliyor. Egzamada cildin nemini korumak gerekir. Alkollü dezenfektanların cildi kurutucu özelliği olduğu için egzaması olan kişilerin el dezenfektanlarını kullandıktan sonra nemlendirici de kullanmasında fayda vardır.

Ellerde görülen egzamayı önlemek için öneriler

Özellikle son zamanlarda virüsten korunmak için el hijyenine dikkat edilmesi büyük önem taşıyor ve ellerin sürekli yıkanması öneriliyor. Ellerin sık sık yıkanması egzaması olan kişilerde olumsuz durumlara yol açabiliyor. Egzaması olan kişilerin ellerini çok sıcak ya da çok soğuk suyla yıkamaması gerekir. Ellerinizi yıkarken tahriş edici özelliği az olan nemlendirici içerikli sabunları tercih edebilirsiniz. Takıların altındaki nem egzamayı arttırabilir. Ellerinizi yıkarken takılarınızı çıkarmaya özen gösterin. Egzamanın tedavisinde yapılacak en iyi uygulama, dezenfektan uygulama sonrası cildi iyi nemlendirmektir. Egzamada cilt bariyeri bozuktur ve cilt suyu tutamaz. Ciltteki bariyer bozukluğunun düzeltilmesi gerekir. Ellerinizi yıkadıktan sonra hemen kurulayın ve nemlendirici sürün. Kullandığınız nemlendiricilerin doğal içerikli olmasına, parfüm ve paraben içermemesine dikkat etmenizde fayda var

Sonuç olarak;

*Ellerde egzama sık görülen bir cilt rahatsızlığıdır.

*Kişisel hijyen için yoğun bir şekilde kullanılan dezenfektanlar ellerdeki egzamanın olumsuz etkilenmesine sebep olabilir.

*Elleri nemlendirmek, egzamanın önlenmesinde son derece önemlidir.

*Kişisel hijyende mümkün olduğunca kimyasal maddelerden kaçınmak gereklidir.

*Sabun ve dezenfektan gibi ürünler kullanılırken etkinliği onaylı ve nemlendirici özelliği olan ürünler tercih edilmelidir.

İrem Derici “Benimki delilik değil özgürlük”

İrem Derici “Benimki delilik değil özgürlük”

Dört yaşında org çalarak müzik yapmaya başladı. Özgür ruhu o yıllarda da karakterindeki baskın olan tarafıydı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı piyano bölümünü bitirse de diğer bir diploması da; İstanbul Bilgi Üniversitesi sosyoloji bölümünden…  Pazarlama iletişimi yüksek lisans programına devam ederken O Ses Türkiye’ye katıldı ve yarı finale kadar yükseldi. O Ses Türkiye’den önce üç yıl bir reklam ajansında metin yazarlığı yaptı. Aynı dönemde Monopop isimli grubuyla Türkiye’nin birçok yerinde sahne aldı. Yaptığı işi pazarlama tarafından tutun sosyolojik boyutuna kadar planlayabiliyor. Bundan dolayı mıdır, yoksa sesinin güzelliğinden midir ama çoğu insanın özellikle gencin şarkılarını ezberleyerek dinlediği sevgili İrem Derici Pause derginin bu ayki kapak konuğu.

Öncelikle geçmiş olsun… Nasıl oldunuz? Geçirenler sağ olsun!  Her an değişiyor.  Bence koronavirüs İkizler burcu. Dakikası dakikasını tutmuyor. Resmen paçavra gibi oldum. Ben kutlama kadınıyımdır. Yeni maxi single’ım çıkmıştı, akşamına ‘pozitif’ sonucu gelince psikolojik olarak çöktüm. Neyse ki durumu şimdi daha iyi…

Nasıl fark ettiniz? İlk tat ve koku gitti. Çamaşır suyu kokusunu hemen alırım. Evde temizlik yapılıyordu. Yerler siliniyor, ben koku duymuyorum. Kafamı kovaya soktum, yok. Sonra saç telimden ayak tırnaklarıma kadar kemiklerimi bir acı sardı. Geberiyorum sandım. Bir tabur askerden dayak yemiş gibiydim. 13 Kasım’da gelip çubukları beynime kadar soktular. Gece rapor, sabah İlçe Sağlık’tan ilaçlar geldi. Dirayetliyimdir. Beni etkilemez sanıyordum ama öyle olmadı. Yine de geçmişte daha ağır gripler geçirmiştim, ben sanırım daha hafif yaşıyorum.

Şimdi nasıl hissediyorsunuz?  Koku ve tat alamamak. Rezalet bir duygu.  Bugün uzun zaman sonra ilk kez koku aldım. Tuvalette… Ama nasıl sevindim bilemezsiniz… Heyecanla annemi falan aradım. Hâlâ tat alamıyorum ama..

Bu süreçte acayip şeyler yaşadığın oluyor mu? Geçen yemek siparişi verdim. ‘Kapıya bırak’ seçeneğini işaretledim, kapıya yemeği getiren “Abla biliyorum koronasın ama aç kapıyı da bir fotoğraf çektirelim” diyor. İnsanlar çok garip!

Dönelim yeni şarkının adına ‘Senin Hastan’ olunca bunun reklam ile bir ilişkisi olabilir mi? Keşke şarkının adını ‘Senin milyarderin’, ‘Senin şehvet kölen’ falan yapsaydık. Belayı çektik üzerimize. Benim korona olduğuma inanmayanlar için; sosyal medya hesabımdan Sağlık Bakanlığı logosu olan bir rapor koydum. İnceleyebilirler.  Hâlâ şüpheleri varsa açık adresimi söyleyeyim. Buyursun gelsinler…

Nasıl bulaştı? Birine bulaştırdın mı? Klibi izlediğinizi düşünüyorum… İşte orada bulaşma söz konusu. Bütün set ekibi negatif çıktı. Ama model nur topu gibi pozitif… Neyse ki semptomu yok. O da karantinada. Belki duygusal bir şey başlayacaktı, aramıza korona girdi.

Model Diogo Fedrizzi… Brezilyalı değil mi? Evet ama burada yaşıyor. Abisi de Hadise’nin klibinde oynamış. Ona da bulaştı. Yazışıyoruz. Dün ona da ilaçlar falan götürmüşler.

Klip sırasında bir yakınlaşma oldu mu? Magazin dedikoduları doğru mu diye sorsak? O kadar ağız ağıza rol yaparken insanın kalbi atmıyor değil. Yemin ediyorum inanın; bu çekimler sırasında setlerde başlayan aşkları anladım. Bu çocukla 4-5 bölüm dizi çeksem kapısında çiçeklerle otururdum (gülüyor). Salgın bitsin bakalım ne olacak!

Çok rahat konuşuyorsunuz, bu kadar rahat ve samimi konuşmayı seviyor musunuz? Seviyorum. Ama her şeyin yeri var. Neyi nerede söyleyeceğimi biliyorum. Kimsenin şahsına da küfretmiyorum. Benimkiler bir nida gibi…

Yıllardır sana ‘ çılgın bir kişiliğe sahip ’ diyorlar. Katılıyor musun?  Ben ilkokulda da böyleydim. Şu an hayatımın en sakin dönemindeyim. Benimki çılgınlık ya da delilik değil, özgürlük.

Nasıl bir özgürlükten bahsediyorsun?  El âlem ne der korkusu yaşamadan istediğim şeyi söylüyorum. Haftada üç kere linç edilsem de değişmiyorum. Herkesin salonunda konuştuğu şeyleri biraz törpüleyerek insan içinde konuşuyorum diye deli mi oluyorum? Hayır.

Kıskanılıyor musun? Evet… Herkesin kıskandığı özgür bir kız…

Hak ettiğin yerde misin? Şu an değilim. Evde olmak yerine klipteki Brezilyalı modelle yemekte olmalıydım (gülüyor). Ben koronayı hak etmedim ya!

Çapkın mısın? Çok. Bütün erkek arkadaşlarım “İyi ki erkek değilsin, aç kalırdık” der.

Zor bir kadın olduğunu söylediğiniz zamanlar oluyor.  Bundan dolayı ön yargılı davrananlar olabilir mi? Mesela erkekler? Zorum doğru… Aslında çok ‘Dediğim dedik’ kafadayım. Bana akıl verilmesini sevmiyorum. ‘En iyisini ben bilirim’ kafasından dolayı ben de, insanlar da yıprandı. Artık öyle değilim. Kalbi yorulur mu insanın? Yoruldum.

Yorgunum’ diyorsun, gönül kapılarını aşka kapattın mı?  Yok, kapatmadım. Tekrar bir insan tanımak bile çok yorucu.  Ben bir kere çok güzel bir aşk yaşadım. İnsan kıyaslıyor, arıyor… Şahıs olarak olmasa da, yaşadığı duyguları arıyor ve özlüyor.  Artık aramıyorum. Aşk gelirse gelir. Belki bir romantik film gibi olur. Çarpışırız, kitaplarımız yere düşer. (gülüyor) Kalbim hep açık ama rafta. Ben zehir gibi bir şeyim. Hayatıma giren insanların hayatına zehir gibiyim. Kontrolcüyüm.  Çok güzel aşktı yaşadığım. Onun gibi olacaksa olsun, olmayacaksa olmasın.

Sonsuz aşka inanır mısınız? Sizce var mı böyle bir şey? Var.. Kerem ile Aslı, Romeo ile Juliet… Aşk bence iki yıl süren bir hastalık. Ondan sonrası dostluk, saygı sevgi, şefkattir. Bir sonra ki cümlesini biliyorsan ama batmıyorsa bu sevgi ilişki gidiyor.

Tavlanmam Tavlarım diyorsunuz… Doğru mu? Her zaman tavlarım. Hiçbir zaman biri beni tavlamadı. Flört beni besliyor. Allah yaratmış, ben de bakacağım, gidip konuşacağım tabii. Pas verirse ne âlâ, pas vermezse Mualla…

Bir kere evlendin, bir daha evlenir misin? Büyük konuşmayayım. Bugün ‘evlenmem’ der, yarın Brezilya’da düğün yaparım.

Şarkıda “Gözün arkada kaldıysa önünü göremezsin” diyorsun. Senin gözün hiç arkada kaldı mı? Kaldı. Ama geçmişte yaşamak içten içe insanı yiyen bir hastalıkmış, onu anladım.

Son dönemlerde çektiğin kliplerinde seni çok cesur bulanlar var… Katılıyor musnuz? Bu, unuttuğunu söylese de aslında adamın şehvetinden, aşkından geberdiğini anlatan bir kadının şarkısı. Ben de klipte adamı kendime çekip kokluyorum diye bu söylentiler… Hemen tu kaka mı oluyorum? Bunda ne var? Mis gibi klip oldu valla.

Son dönemde neleri dert ediyorsun? Para ve sağlık… Aç değilim, açıkta değilim ama hayatımı küçülttüm.

Nasıl? İnsanlar ‘fakir edebiyatı’ diye kızıyor, haklılar. Ama ben tek değilim ki, bir ekibimiz var. Ve önümü göremiyorum. Seninle pandeminin başında yaptığımız video röportaj sırasında Maslak’ta hayvan gibi terası olan dubleks bir dairede yaşıyordum. Baktım aidat, kira… E kazanmıyorum. Fulya’da küçük bir eve taşındım.

Pop müzikte neden eskisi gibi hit yok? Tükettik. Besteciler de söz yazarları da tükendi. Bir de yeni trendler var. Müziği sosyal medya kullanıcıları yönlendiriyor. Şarkılar ‘TikTok’ta patlıyorsa patlıyor. Genç nüfus orada.  Ha biz popçular da güzel şarkıları çıkarıyor muyuz? Hayır. Rezalet. Benim de rezalet şarkılarım oldu ama bu son şarkılarım öyle değil.

Geçmişten mesela içinde bulunduğumuz yıllardan farkı nedir geçmişin veya 90’ların diyelim? Sosyal medya farkı …  Teknoloji bugün ki gibi değildi. Yoktu hatta… Sokakta oynardık.  Ben kaset almak için para biriktirirdim. Şimdi herkes bilir kişi… Herkes müzikten anlayan biri gibi. Çıkıyor, ‘Olmamış’ diyor. Duygu yoğunluğu diye bir şey yok. Tamamen Fast food kültürü geldi hayatın içine  yerleşti.  Sosyoloji mezunuyum hayatı, yaşananları ve yaşayanları çok net okuyabiliyorum. fast food hayatımızda maalesef. Şarkılarda da ruh bekleme. Şimdi rap furyası var mesela. Ben çok severim ayrıca. 1-2 işim şarkısı güzel diye herkes rap yapıyor. Ben mesela ekipten biri, ‘Süper olmuş’ dediğinde inanmıyorum. ‘Stockholm Sendromu’ şu an diyorum. O yüzden işimin içinde olmayan insanlara dinletmeyi tercih ediyorum şarkılarımı.

 Yeni şarkıların; ‘Senin Hastan’ ve ‘Güz Dönümü’nün farkları ne? ‘Güz Dönümü’ beni kariyerimde en etkileyen şarkı. ‘Senin Hastan’ da A’dan Z’ye kalite. Bir de artık “Bunda ekmek var. Bu şarkı tutar” demeyi bıraktım. Beni mutlu etmeyecek şarkıyı artık yapmam.

Bazı şarkıcıları herkes sever. Seni bazıları çok seviyor, bazıları da senden nefret ediyor. Bunu neye bağlıyorsun? “Severiz onu” denilenlerden star oluyor mu? Dünyanın, Türkiye’nin starlarına bakın. Mesela Hülya Avşar…  Kıskananı çok.  Michael Jackson, Madonna… Kulp bulmak isteyen herkese bulur. Bunlar star…  Ama etliye sütlüye dokunmayan, aynı ses rengindeki popçular star değil maalesef.

Sizce star mısınız ? Hayır, değilim. Ben bir karakterim, bir tane de benim gibi lazım (“Canım İrem” diyerek kendini öpüyor).

Titiz detaycı bir tarafınız var. Temizlik halen takıntı halinde mi ? İşim konusunda detaycıyım.  Temizlik takıntım halen biraz var. Ama eskisi kadar değilim. Hiçbir şey kalmadı onlardan.

Nedir onlar?  Bir tane çay kaşığı pis olsa uyuyamazdım. Her şey nizamlı olacak. Artık öyle takıntım yok. Bir ay sonra ki konserin valizini hazırlıyordum. Adana valizi, Antalya valizi gibi sıralı duruyordu. Böyle hayat mı olur?

Günümüzde hayat çok değişti. Salgın hastalıklar vd.  Hayatla ilgili hedeflerinizi sorsak ne dersiniz? Hayatın cılkı çıkmadan ölmek… Hedef değil ama kimseye muhtaç olmadan ölmek. Kimseye yük olmak istemem. Zaten başarmak istediklerimin çoğunu başardım. Ama elbette hedeflerim halen var. Son yıllarda yaşadıklarımdan sonra tek isteğim günüm güzel geçsin, huzurla geçsin, birilerine yardım edeyim. Kafamı yastığa koyduğumda ‘Birini istemeden üzdüm mü?’ şüphesi olmasın kafamda. Salgın bitsin dünya huzura kavuşsun yeniden bir arada eğlenebildiğimiz güzel konserler vermeyi isterim. Kendim de yazıp, çizmek istiyorum.

Korkularınız var mıdır? Kimin yoktur ki? Korkularım hep vardır.  İşimle ilgili kariyer planlaması adına da sağlık adına da hep olur.

Kariyer adına derken?  Her zaman ya da sürekli lale devrinin yaşanamayacağını biliyoruz. 10  yıldır piyasadayım. Ben inanılmaz patlayarak çıktım. Bir Mirkelam, bir bendim herhalde. 100 milyon dinlenmeler…. Popülerite alışınca durağanlaşıyor çünkü yeniler geliyor. Bu durağanlığa alışmada bir süreç… Bu duruma da alıştım. Memleket sürekli İrem Derici mi dinleyecek? Sadece sahnede gürül gürül söylüyorum günün birinde bunu kaybetmekten korkarım ki salgın sürecinde bunlar hep kısıtlandı.

Sosyal medya ile aranız nasıl? Orada Ata sporumuzu yapıyorum, cehaletle savaşıyorum. Ne yapsa tutuyor. Reklamlarda oynadı. Jüri yaptı yazalım diyorlar. Dünya eve kapandı. Biz de kapandık. Evde iken bu konuya da vakit ayırıp ilgilendiğim oluyor. Eskiden böyle her yerden her konuda yürüyenlere  cevap vermiyordum. Onlar da kendini bilgili, otorite kabul ediyorlardı. Ama baktım ki; bu gibi insanlara “sükût altın” değil, tam tersine “ atıp tutmak hakkındır” gibi algılıyorlar. Sessizliğiniz cevap vermeme süreciniz sürdükçe her kes kendini bir şey sanmaya başlıyor. Kimse kimseye istediğini yazamaz. Söyleyemez. Ben de gereğini yapıyorum. Niye cvp. Vermeyeyim. İçinde yaşadığımız döneme bakın. Her gün ağzımızda maske ile yaşarken, bu gece ölsem ben bu hayatta yapacağımı yaptım derim. İçim rahat, kafam rahat, senden ne haber derim.

Endokrin hastaları Covid-19 konusunda daha hassas olmalı

Endokrin hastaları Covid-19 konusunda daha hassas olmalı

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüsünün kronik hastalıklara olan etkisi en çok merak edilen konular arasında yer alıyor. Genel olarak yaşlı bireylerde ve erkek cinsiyette Covid-19 enfeksiyonunun daha ağır seyrettiği bilinmekle beraber, her geçen gün artan vaka sayıları özellikle kronik hastalıkları bulunanları tedirgin ediyor. Diyabet, obezite, tiroid ve hipertansiyon gibi kronik hastalıklarda da Covid-19 virüsünün farklı etkiler gösterdiğini belirten Memorial Ankara Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Ethem Turgay Cerit, bu rahatsızlıklarda Covid-19 virüsünün etkileri ve yapılması gerekenler ile ilgili 4 önemli soruya yanıt verdi:

1-Endokrinolojik hastalıklar Covid-19 enfeksiyonu riskini artırır mı?

DİYABET: Diyabet hastalarının en çok merak ettiği konulardan biri diyabetin koronavirüse yakalanma riskini artırıp artırmadığıdır. Pandeminin başında ilk çıkan makaleler bu yönde veriler ortaya koymuş olsa da daha sonra yayınlanan güvenilir bilimsel veriler ışığında diyabetli hastaların Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma riskinin diyabetli olmayan bireylerden fazla olmadığını göstermektedir.

OBEZİTE: Güncel veriler ışığında obezitesi olan bireylerin normal kilolu bireylere göre Covid-19’a yakalanma riskinin daha fazla olduğu söylenebilmektedir. Bilindiği gibi Covid-19 virüsü vücuda ACE2 reseptörleri aracılığıyla giriş yapmaktadır. Obezitede yağ dokusu artışına paralel artan ACE2 düzeyi ve Covid-19’un ACE2’ye olan afinitesi nedeniyle obezlerde normal kilolu hastalara göre daha yoğun viral yüke maruz kaldıkları söylenebilir. Obezitesi olan bireylerde sıklıkla eşlik eden başka hastalıkların olması ve immün yanıt oluşturma kapasitelerinin normal kilolu bireylere göre düşük olması Covid 19’a yakalanma açısından ek bir risk oluşturmaktadır. Ayrıca bağışıklık sistemi üzerinde çok önemli role sahip olduğu bilinen vitamin D düzeylerinin obezitesi olan bireylerde yaygın olarak düşük görülmesi de Covid-19 açısından obez bireyler için ek bir risk faktörü olarak düşünülebilir.

HİPERTANSİYON: Yapılan araştırmalar ışığında hipertansiyon hastası olmanın ya da kullanılan antihipertansif ilaçların Covid-19’a yakalanma riskini artırmadığını söyleyebiliriz.

TİROİD: Tiroid hastalığı olan kişilerde Covid-19 enfeksiyonu riskinin arttığına dair veri bulunmamaktadır.

BÖBREKÜSTÜ BEZİ VEYA HİPOFİZ HASTALIKLARI: Böbrek üstü bezi veya hipofiz hastalığı olan hastaların Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma riskinin toplum genelinden fazla olduğuna dair veri bulunmamaktadır. Ancak örneğin kortizol fazlalığı ile seyreden cushing hastalığı ve cushing sendromunun bağışıklık sistemini baskılayarak bireyi enfeksiyonlara karşı daha duyarlı hale getirme potansiyeli olduğu akılda tutulmalıdır.

2-Endokrinolojik hastalıklar Covid-19 enfeksiyonunun seyrini nasıl etkiler?

DİYABET: Diyabet hastalarında her türlü enfeksiyon daha şiddetli seyretmektedir. Diyabet hastalarında bağışıklık sistemi dengesi bozulurken, inflamatuar sitokin yanıtının arttığı görülmüştür. Artan bu aşırı sinyallerin virüse bağlı akciğer hastalığını alevlendirmesi ve çoklu organ yetmezliği riskini artırması mümkün olmaktadır. Yapılan çalışmalar kontrolsüz diyabetilerin Covid-19 enfeksiyonlarının daha ağır seyrettiğini ve ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu göstermiştir.

OBEZİTE: Pandemi süresince farklı ülkelerde yapılan çalışmalarda obezite varlığında hastalık seyrinin daha kötü olduğu, yoğun bakım ihtiyacının ve ölüm oranlarının normal kilolulara göre yüksek olduğu gösterilmiştir.

HİPERTANSİYON: Hipertansiyonu olan hastalarda Covid-19 enfeksiyonunun daha ağır seyretme ihtimali bulunmaktadır.

TİROİD: Tiroid hastalığına sahip olmanın Covid-19 enfeksiyonu seyrini olumsuz etkilediğine dair veri bulunmamaktadır.

BÖBREKÜSTÜ BEZİ VEYA HİPOFİZ HASTALIKLARI:  Böbreküstü bezi veya hipofiz hastalıkları olanlarda özellikle hastalığın kontrol altında olmadığı durumlarda Covid-19 enfeksiyonunun daha şiddetli seyredebileceği düşünülebilir.

3-Covid-19 enfeksiyonu endokrin hastalıklara yakalanma riskini artırır mı? 

DİYABET: Ortaya çıkan her türlü enfeksiyon metabolik kontrolü bozmaktadır. Dolayısıyla zaten başlangıçta metabolik kontrolü iyi olmayan prediyabet (şeker hastalığı riski yüksek bireyler) olgularında Covid-19 enfeksiyonu nedeniyle kan şekeri düzeyleri daha da bozulup aşikar diyabet ortaya çıkabilmektedir. Covid-19 enfeksiyonu sırasında ani kan şekeri yükselmesi ve geçici veya kalıcı diyabet görülmesi mümkün olabilmektedir.

OBEZİTE: Karantina ve pandemik yaşam koşullarının yol açtığı hareketsizliğin obezite riskini artırması kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

HİPERTANSİYON: Covid-19 enfeksiyonu seyri sırasında kontrolsüz tansiyon yükseklikleri ile karşılaşılabilmektedir.

TİROİD: Covid-19 enfeksiyonu sırasında veya sonrasında tiroid bezinde subakut tiroidit benzeri bir iltihaplanma, ağrı ve tiroid fonksiyon bozuklukları görülme ihtimali artmaktadır.

BÖBREKÜSTÜ BEZİ VEYA HİPOFİZ HASTALIKLARI:  Hipofiz bezi ACE2 eksprese edebildiğinden virüs için direkt hedef organ haline gelebilmektedir. Covid-19 enfeksiyonunun hipofiz ve böbrek üstü bezi fonksiyonlarında bozukluğa yol açabilme potansiyeli bulunmaktadır.

4-Covid-19 sürecinde endokrinolojik hastalığı bulunanlar nelere dikkat etmelidir?

DİYABET: Covid-19 sürecinde diyabet hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmaları, kan şekerlerini evde daha sık takip etmeleri, yeterli sıvı tüketmeleri, sağlıklı beslenme önerilerine uymaları ve imkan varsa bahçede yoksa evde günde 5 bin adım olacak şekilde yürüyüş yapmaları önerilmektedir. Bu öneriler sayesinde bir yandan kan şekeri regülasyonu,  diğer yandan hem kilo kontrolü, hem de kişilerin psikolojik olarak kendilerini daha iyi hissetmeleri sağlanır. Kan şekerinin sürekli olarak 250-300 mg/dl’nin üzerinde seyretmesi, ayakta yeni gelişen yara, göğüste şiddetli baskı hissi veya ağrı, kontrol edilemeyen tansiyon yükselmesi gibi ihmal edildiği takdirde ciddi sorunlara yol açabilecek belirtiler konusunda diyabetli bireylerin dikkatli olmaları ve hastaneye gitmekten çekinmemeleri gerekmektedir.

OBEZİTE: Obezitesi olan hastalara pandemi sürecinde yüksek kalorili beslenme düzeninden kaçınması, kalori kısıtlaması ile hafif de olsa kilo kaybı sağlamaya çalışması önerilmektedir. Ayrıca hafif-orta düzeyde egzersiz ile sedanter yaşam tarzından kaçınılması gibi yaklaşımlar da vücudun bağışıklık sisteminin virüse karşı daha dirençli olmasına katkı sağlayabilmektedir.

HİPERTANSİYON: Mevcut veriler ışığında kullanılan tansiyon ilaçlarının hiçbirinin Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma riskini artırmadığını ya da hastalığın daha ağır seyretmesine yol açmadığını söyleyebiliriz. Bu nedenle hipertansiyon ilacı kullanan hastaların ilaçlarını kesmeden aynı şekilde devam etmeleri gerekir. Ayrıca her zamanki tuzsuz sağlıklı beslenme önerilerine uymaları da son derece önemlidir.

TİROİD: Tiroid hastalıkları için kullanılan ilaçlar bağışıklık sistemini zayıflatmaz. Covid-19 için verilen genel öneriler tüm tiroid hastaları için de geçerli olmaktadır.

Tiroid bezinin az çalıştığı bir durum olan hipotiroidide tiroid hormonu (levotiroksin) alan hastalar eğer ilaç dozlarında yakın dönemde bir değişiklik yapılmadıysa ilaç dozlarını değiştirmeden rutin kontrollerini ileri bir tarihe erteleyebilir. Doz değişikliği yapılan hastalar ise kontrol zamanlarını hekimleri ile görüşerek belirlemelidirler.

Tiroid bezinin fazla çalıştığı durumlarda (graves hastalığı, hipertiroidi) ve antitiroid ilaç (metimazol, propiltiyourasil) kullananlarda zamanında tiroid fonksiyon testleri yapılarak ilaç dozu ayarlamak gerekmektedir. Uzun süre test yaptırmadan antitiroid ilaçların kullanılması doğru olmamakla birlikte, hastalar ilaçlarının dozlarını kendileri değiştirmemeli ve doz değişikliği kararını kendilerini takip eden hekimlere bırakmalıdırlar.

Hipertiroidi nedeniyle antitiroid ilaç (metimazol, propiltiyourasil) kullanan hastalar; boğaz ağrısı, ateş yüksekliği, gribal enfeksiyon gibi bulgular olursa ilaçlarını kesip en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak, kan sayımı (özellikle nötrofil) testlerini yaptırmalı ve kendilerini takip eden hekimler ile irtibata geçmelidirler.

Tiroid kanseri tedavisi için tiroid cerrahisi uygulanmış hastalar (sonrasında radyoaktif iyot almış veya almamış olabilir) Covid-19 enfeksiyonu açısından ilave risk taşımamaktadır. Tiroid kanserlerinde kemoterapi ve radyoterapiye (ışın) çok çok nadir durumlarda gereksinim duyulmaktadır Tiroid kanseri metastazı nedeniyle ışın tedavisi almış, halen kemoterapi alan hastalarda Covid-19 enfeksiyonu riski biraz artabilmektedir. Bu hastaların koruyucu tedbirleri daha sıkı uygulaması gerekmektedir.

BÖBREKÜSTÜ BEZİ VEYA HİPOFİZ HASTALIKLARI:  Addison (böbrek sütü bezi yetmezliği) ve hipofiz yetmezliği olan hastalar hayati önemi olan steroid tedavilerini ve almakta oldukları diğer ilaçları kesmemeli ve düzenli kullanmaya devam etmelidir.  Bu hastaların olası bir Covid-19 enfeksiyonu veya şüphesi durumunda aldıkları steroid ilaçlarının dozları artırılmalıdır. Bu nedenle hastalık tanılarını mutlaka Covid-19 tedavi planını yapacak olan sağlık ekibi ile paylaşmaları son derece önemlidir.

Kadın meclis üyelerine çiçekli tebrik

Kadın meclis üyelerine çiçekli tebrik

Kadıköy Belediye Meclisi 7 Aralık tarihli gündem toplantısını, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 86’ncı yıl dönümü olan 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’nü kutlayarak açtı.

Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı kadın meclis üyelerini selamlayarak kadınların seçme ve seçilme hakkını elde ettiği 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’nü kutladı. Kadın meclis üyelerine bir mektupla çiçek hediye eden Odabaşı mektubunda “Seçme ve seçilme hakkını kullanarak üstlendiğiniz görevinizde, sizinle aynı koltukları paylaşmaktan mutlu ve gururluyum. Şiddetten arınmış, demokratik, çoğulcu ve çağdaş bir ülkede yaşamamızın teminatının kadınların siyasette varoluşuyla mümkün olacağına inancım, her zamankinden daha güçlü.” sözlerine yer verdi.

İşinin ve işyerinin etkilendi diyenlerin oranı %70

İşinin ve işyerinin etkilendi diyenlerin oranı %70

Ipsos’un gerçekleştirdiği Salgın ve Toplum araştırmasının 33. Döneminden derlenen verilere bakıldığında; “Çalışanlara, Kasım ayında açıklanan yeni kısıtlama kararlarından işinin veya işyerinin etkilenip etkilenmediği”de soruldu.

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de salgın vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor.  Araştırmanın 33. Döneminden derlenen verilerle;

  • Çalışanların kısıtlamalardan etkilenip etkilenmediği
  • İstanbulluların salgına bakışı, salgınla ilgili getirilen kısıtlamaları destekleyip desteklemedikleri
  • Toplumda İstanbul’a giriş-çıkışların kısıtlanması konusunda bir beklenti olup olmadığı değerlendiriliyor…

Çalışanların %70’i işi/işyerinin kısıtlamalardan etkilendiğini belirtiyor

Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması’nda çalışanlara, “Kasım ayında açıklanan yeni kısıtlama kararlarından işinin veya işyerinin etkilenip etkilenmediği” soruldu. Verilen yanıtlar incelendiğinde; Çalışanların %70’i; işi/işyerinin bu kısıtlamalardan çok fazla veya kısmen etkilendiğini belirtiyor. Bu soru dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan İstanbul için de sorulduğunda sonuçların oldukça benzer olduğu görülüyor.  İstanbul yanıtlarının detayına bakıldığında ise rakamlar; %30 çok etkilendiğini, %41 ise kısmen etkilendiğini dile getiriyor. 

İstanbullular, Türkiye Geneline Kıyasla Virüsü Kendileri ve Aileleri için Daha Ciddi Bir Tehlike Olarak Görüyor.

Ipsos’un yaptığı araştırmada; İstanbul halkının salgınla ilgili değerlendirmelerini ve deneyimleri de daha detaylı ortaya koyuluyor. Koronavirüsün kendileri ve aileleri için tehlike oluşturduğunu düşünenlerin oranı ülke genelinde oldukça yüksek. Toplumun %57’si ciddi bir tehlike olduğu görüşünde… Bu oran, İstanbullular arasında daha da yüksek (%65). Virüsün kısmen tehlike oluşturduğunu düşünenlerle beraber oran %90 seviyesine çıkıyor.

Salgının Gidişatının Kötü Gittiğini Düşünenler Ağırlıkta. İstanbul Halkı, Ülke Geneliyle Benzer Görüşte. Ipsos’un araştırmasında; vatandaşlara ülkemizde koronavirüsle mücadelenin gidişatına dair değerlendirmeleri soruldu.  Gidişatı kötü bulanlar %47, çok kötü bulanlar ise %25. Diğer bir ifadeyle her 10 kişiden 7’si gidişatın kötü veya çok kötü olduğunu düşünüyor. İstanbul halkı da ülke geneliyle benzer bir değerlendirme yapıyor.

Toplumda İstanbul’a Giriş-Çıkışların Kısıtlanması Beklentisi Hakim… İstanbullular Bu Uygulamayı Daha Fazla Destekliyor. Araştırmanın gerçekleştirildiği dönemde ülkemizde vaka sayısının ortalama 30bin olduğu açıklandı. Vatandaşların salgının hız kazanmasıyla beraber daha geniş kapsamlı kısıtlama beklentisi içine girdiği ortaya çıkıyor. Toplumun %80’i İstanbul’da giriş çıkışlara kısıtlama getirilmesi gerektiğini savunuyor. İstanbul halkı bu fikri daha da fazla destekliyor. %84, İstanbul için giriş-çıkış kısıtlaması getirilmesini söylerken, buna karşı çıkanların oranı %9 ile sınırlı kaldı.

Okulların Kapatılma Kararı Ülke Gelinde Destek Görüyor. İstanbul’da Destek Düzeyi Daha Yüksek.. Salgın sürecinde eğitimin nasıl devam edeceği ülkemizin en önemli konu başlıklarından birisi oldu. 31 Ağustos’ta uzaktan eğitimle başlayan yeni eğitim-öğretim yılı, 21 Eylül’de kademeli olarak yüz yüze eğitime geçiş yapılması kararıyla devam etti. Çocukların okula gidip gitmemesi ebeveynlerin tercihine bırakıldı. Ancak; yeni alınan bir kararla ara tatilden sonra okula dönülmeyeceği, tekrar uzaktan eğitime geçileceği açıklandı. Bu son karara ilişkin kamuoyunun yaklaşımını sorduğumuzda %77’si bu kararı doğru bulduğunu ifade ediyor. Karara karşı çıkanlar toplumun %15’ini oluşturuyor. İstanbul halkı, okulların kapanması kararına daha fazla destek veriyor. %83 bu kararın doğru olduğu görüşünde. Nüfus yoğunluğu, okula servisle gidip gelen veya toplu taşıma kullanmak zorunda kalan öğrencilerin sayısının İstanbul’da yüksek olması gibi etkenler bu görüşü İstanbul için daha güçlendirmiş olabilir.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde;

Korkutucu seviyelere ulaşmış olan günlük vaka sayıları hepimizi tedirgin ediyor, vatandaşlarımız gidişattan memnun değiller. Uzun zaman sonra yeniden ülke olarak sokağa çıkmadığımız bir hafta sonunu geride bıraktık. Salgınla mücadele tedbirleri geniş destek buluyor. Tabi bu önlemlerin faydalarını ancak önümüzdeki günlerde görebiliriz. Sağlık Bakanı geçtiğimiz günlerde İstanbul’daki vaka sayısında %25 düşüş gözlemlendiğini ancak mücadelenin devam etmesi gerektiğini belirtti. Ülke olarak endişeliyiz ancak İstanbul’da yaşayanların endişe düzeyi Türkiye genelinden de yüksek. Okulların uzaktan eğitime geçmesi uygulaması gibi tedbirlere İstanbul’da daha fazla destek var. İstanbul nüfus yoğunluğu nedeni ile salgın ile mücadelede çok özel bir konuma sahip, çalışan kesimin yaşadığı tüm olumsuz etkilere rağmen Türkiye genelinde her on kişiden sekizi İstanbul’a giriş çıkışa sınır getirilmesi fikrini paylaşıyor, hatta İstanbullular arasında bu oran biraz daha yüksek” dedi.