Yazılar

17.Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali yapıldı

  1. Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali yapıldıKadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali büyük bir ilgi gördü. Tiyatro severler sezonda izleyemedikleri oyunları Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda seyretme imkanı buldu. Kadıköy Belediyesi’nin 17 yıldır kesintisiz düzenlediği tiyatro festivali ilçe halkı tarafından büyük ilgi gördü. Selamiçeşme Özgürlük Parkı Amfi Tiyatro’da düzenlenen festival kapsamında 14 oyun seyirciyle buluştu.

Tiyatro Festivali’nin açılışı, Hakan Altıner’in yönettiği, Altan Gördüm, Deniz Türkali, Özdemir Çiftçioğlu, Damla Cercisoğlu, Gökmen Kasabalı, Berkay Şengil, Sadi Özen’in oynadığı “Çiçekçi Sokağı Cinayeti” ile başlarken, “Tırnak İçinde Hizmetçiler” Tiyatro Hemhâl oyunu ile son buldu.

Güven çok önemli bir misyon…

Güven çok önemli bir misyon…

SEDA SAYAN

 


—–Bazen kanatlarımın olduğunu inanıyorum. Sırtımda beni koruyan bir elin olduğunu hissediyorum.

——Her vaktin ruhunu içinizde taşımak konusu herkesin başarılı olabileceği bir şey değil. Gençle genç, çocukla çocuk, yetişkinle yetişkin olarak etkileşim sağlayabilmek bizler için,  celebrity için önemli olmalı.

——Aslında ben çok komik bir kadınım. Ama yıllarca ben “Ahmet efendi sen niye karını dövdün”, işte  “Fatma sen niye bunu böyle yaptın” dediğim için benim komik tarafımı göremedi insanlar.

——Gelebileceğim güzel konumlamadayım. Çok seviliyorum. Bu yaşadıklarım en etkili yaşam enerji kaynağı.

—–İnsanların sevdiği Seda’yı korumak tek hedefim… Onları şaşırtmamak, yanıltmamak… Bu saatten sonra başka bir hedefim yok.

——-Benim her hareketimin bir capsi var. Doğal komedi. O ses Türkiye’de Beyaz’la stand up gibi bir durum çıktı ortaya…

 

Güven çok önemli bir misyon…

Her dönem ilgi duyulan, “faaliyet zinciri” zengin bir sanatçı… Ruhunda sakladığı büyümeyen çocuk, hiç düşmeyen enerjisi tv programlarının ilgi ile izlenmesini sağlıyor. Aslında sadece sanatçı diyemiyorum çünkü pratik zekası ve öngörü ile verdiği kararlar, Onu başarılı iş kadınlarından biri olarak öne çıkarıyor.  İsmini bugünlere “güven duyulan kişisel bir marka” olarak getiren, yarınlara da aynı çekim enerjisi ile taşıyacağına inandığım sevgili Seda Sayan bu ayki kapak konuğum.  Kendisi ile sizler için gerçekleştirdiğimiz samimi sohbeti keyifle okuyacaksınız.

Ülkemizde; sanat ve eğlence dünyasının popüler isimlerden birisiniz… Her dönem popüler kalmayı başarmak kolay bir iş değil. Seda Sayan kişisel bir marka diyebilir miyiz?

Evet… Seda Sayan; en başta güvenilir, samimi, gerçek bir markadır.   Hep kendimi yansıttım.  Kendim oldum.

Sizce nasıl işledi süreç nasıl oldu bu oluşum?

Şöyle bir benzetmeyle tanımlamak gerekirse; bu süreci “zaman yolculuğu” gibi düşünebilir siniz. İnsanlar meslek hayatına geçtiğinde, iş hayatı başladığında süresini bilmediği bir yolculuğa çıkmış olur. Emek verirler. İlmek ilmek harcadıkları o zamanı emekle doldururlar.  Benim kişisel marka olma yolculuğum da sanatımı icra etmemle başladı. Yıllardır dinleyicilerimle, izleyicilerimle beraber zaman verdiğimiz önemli bir yolculuk bu.  Sahneler, albümler, televizyon programları hepsi insanlarla birlikte hayata geçti. Ben sahne aldım, onlar dinlediler. Albüm yaptım insanlar satın aldılar.  Televizyon programı yaptım izlediler. Hep birlikte zaman geçirdik.  Ve o insanlar bana güvenmeyi seçtiler. Her yaptığımla her dönemin insanı olabileceğimi, rakamlarla izlenme oranlarıyla gösterdiler.  Yani ben özel ekiplerle bir çalışma yapmadım. Beni önce Allah sonra insanlar bu günkü konumuma taşıdı. Markalaştırdı. Hiç bir zaman bunun için özel çalışmalar yapan bir ekibim olmadı. Ben de özel bir çaba sarf etmedim ama hep kendim oldum. Güvenilirlik de bu konumlamaya daha bir ivme kattı. “Seda Sayan” ismi ciddi güvenilen bir kişisel marka haline geldi.

Ipsos isminde global bir araştırma şirketi var. Türkiye’nin marka haline gelmiş ünlü isimlerini belirlemek için “ Celebrity Güven Endeksi” araştırmasını gerçekleştirmişler. Orada en güvenilir ünlü seçildim. Celebrity denilen listede her kesimden isim var.  Yıllarca Seda Sayan isminin birinci sıraya yerleşmiş olması insanların takdiriydi. Onların omuzlarıma yükledikleri misyona layık olabilmek için elimden gelen her şeyi yaptım. Bu seviyeye geldikten sonra bir ekibim oldu. İletişim danışmanım, menajerim, asistanım oldu.  Geldiğim noktayı nasıl koruyabilirim diye marka olduktan sonra şimdi bu tip çalışmalara da başladık.

 

Güven anlam ve değeri çok yüksek bir kelime. Yaşantınızı etkiliyor mu?             

Güven çok önemli bir misyon… Dikkatli bir insandım. Daha da dikkatli oldum, öyle ki;  aklınıza hayalinize gelemeyecek konularda bile…  Her şeye, her yerde… Artık çevremdekiler benim dikkat ettiğim her hususa şahit oldukça yorulur oldular ama hep güzel sonuçlar aldım. Hiç unutmam Uğur Dündar beni ana habere konuk aldığında; bana olan ilgiyi alakayı sormuştu. Bu güveni, böylesine bağlılığı kendisinin de çözemediğini söylemişti. Çünkü “ her yayınım öncesi kapıda inanılmaz bir kadın kuyruğu, sırası olduğunu… Araba park etmek için nasıl da sıkıntı çektiklerini ve bunu nasıl başardığımı sormuştu”… Dedim ki; “ Bunun için kendim olmaktan başka hiç bir şey yapmıyorum. Plan program matematiklerle hesaplanan bir şey değil bu… Bu bir paket değil.

 Sizi “ sanat ve eğlence dünyasının başarılı bir işkadını” olarak tanımlayabilir miyim?

Doğru… Çünkü sanatla beraber iş çeşitliliğimizin artması ve uyumu da bozmamamız için mutlaka bir iş zekanızın olması, iş kafası gerekiyor. Akıllı kararlar verdiğime inanıyorum. Hep de doğru zamanlarda verilmiş doğru kararlar.

 

Örneğin ??

Sahneler bitti. Televizyona ağırlık vereceğim dedim. Herkes bana nasıl böyle bir hata yapıyorsun diye sordu. Büyük hata yapıyorsun dediler.  Arada bir albüm yapıyordum fakat sahne de olmak çok başka bir şey olduğu için o zaman bırakınca çok eleştiri aldım. Doğru bir karar verdiğimi zaman geçince daha iyi anladım. Bana hatalısın, hata yapıyorsun diyenler “ne kadar akıllıca hareket etmişsin ne kadar doğru yapmışsın “dediler.  Karar vermemi gerektiren konularda öngörüsü kuvvetli bir kadınım.  Akıllı kararları doğru zamanlarda alırım. Bazen kanatlarımın olduğuna inanıyorum. Sırtımda beni koruyan bir elin olduğuna inanıyorum.

 

Markaların reklamlarında ünlü kullanımını hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizde reklamlarda oynuyorsunuz. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada markaların;  ünlülerle, sanatçılarla beraber iletişim reklam projeleri gerçekleştirmesi zaten eskiden beri olan bir şey. Yeni bir trend değil. Ülkemizde de yıllardır talep gören bir yöntem. Bana teklif geldiğinde markayı ve gelen içeriği değerlendiriyorum. Uygun bulursam yıllarca üst üste “ en güvenilir ünlü “ seçilmiş olmanın verdiği itibarla, misyonla çalışıyorum. Seçilen ünlünün marka itibarına katkısı, satışına artısı, şirketi güçlü kılan mesajların kitlelere erişimi önemli… Bir mücevher firması ile bu yıl üçüncü kez anlaşmamızı yeniledik. Markaların güven duyulan ünlülerle iş yapmaları kendilerini güçlü kılan mesajları hedef kitleye iletme kuvvetini arttırır. Marka için de ünlü için de akıllı, güzel iş birlikleri olarak değerlendiriyorum.

 

Her dönemin, her anın ruhunu yakaladığınızı ve yansıttığınızı düşünüyorum. Katılıyor musunuz?

Herkes kendinden bir şey buluyor beni izlerken. Erkek dobra tarafımı beğeniyor.  Kadın kadınlığımı beğeniyor; “dünyadan bir haber değil bu kadının her şeyden haberi var” diyorlar. Gençler, çocuklar esprili tarafımı, komik yönlerimi beğeniyor.  Gelebileceğim en güzel konumlamadayım. Çok seviliyorum. Bu yaşadıklarım en etkili yaşam enerji kaynağı. Tanımadığım insanlar dualar gönderiyorlar. İyi dileklerde bulunuyorlar. Bazı hayatlara dokunmaya çalışıyorum. Bunları biliyorsunuz. O yardım kimliğim üzerime yapışmış durumda. Yine dönüp dolaşıp güven diyeceğim ama bakın şimdi… Mesela beni en yüksek konumda olan bir siyasetçinin yanına koyun. Biraz yürüyelim. Ona gidip yardım istemiyorlar. Bana geliyorlar. O an diyorum ki; “ bakın size yardım edecek bu kişi işte burada. İstesenize, yapacak olan o diyorum. O anda bile “yok sen sözünü unutmazsın” diyerek yine benden istiyorlar.

Seda Sayan olma yolculuğunda en büyük destekçiniz kim oldu?

Hayatımda en büyük destekçim ailem… Ruhumda taşıdığım büyümeyen çocuk ve zekam diyebilirim. Kendi özgüvenim, pratik zekama olan güvenim ve bana inan insanlar. İç görüm, öngörüm, öğrenmeye açık olmam. Değişime, yeniliğe çok çabuk uyum sağlıyor olmam. Bunları yaparken de profilimi koruyarak ilerlemek Seda Sayan yolculuğumdaki en önemli kuvvetim oldu. Bir de hayatımda önemli mihenk taşlarım var. Türker İnanoğlu, Fahrettin Aslan bir de Müjdat Gezen gibi…  Türker Abi ile Müjdat abi beni Fahrettin beyle tanıştırdılar. Hiç unutmam “Bu kızda çok iş var, çok akıllı mutlaka tanımalısın“ diyerek tanıştırdılar.

 

En etkili iletişim aracı sizce hangisi? Neden?

Kitlesel düşündüğüm zaman televizyon, insanlara ulaşmak için en önemli iletişim aracı… Her kesimden insana ulaşabileceğiniz bir alan. Örneğin; O Ses Türkiye devam edecek bu sene. Oraya girdim ama önce ilk iki hafta bir gözlemledim, bir baktım ne oluyor ne bitiyor? Ondan sonra yaptıklarım çok konuşuldu. Beyaz’la yıllardır arkadaş kardeş olmuş olmam, Murat’la  güzel bir diyaloğu yakalamış olmam, Hadise programın prensesi olduğu için ona pek dokunmuyorduk. Ama ekip olarak her birimizin içindeki o enerji, bir sinerjiye dönüştü ve başka bir şey çıktı ortaya… O ses Türkiye çok eğlenceli bir hale geldi. Mesela; O ses Türkiye’de gençler ve çocuklarla bir bağ kuruldu aramızda. Orada benim içimdeki çocuk ortaya çıktı. Onlar benim komik tarafımı fark ettiler. Televizyondan aramızda bir etkileşim oldu. Çocuklar ve gençlerle de enteresan bir enerjiyi yakaladık orada. İzleyicilerden çok olumlu geri dönüşler aldım. Sürekli mesajlar geliyor. Gördükleri yerde yanıma geliyorlar. O Ses Türkiye bu yılda devam edecek. O espriler, eğlence yarışmacıları sakinleştiriyordu, ekran başındakileri de çok eğlendiriyordu. Televizyon böyle bir şey… İnsanların evlerine giriyorsun. Hayatlarına dokunuyorsun. Bir iletişim kuruyorsun.

 

Kendinizi günün dinamiklerine beklentilerine göre nasıl yeniliyorsunuz?  

Gündemi çok iyi izlerim. Her şeyi okurum. Her şeyi izlerim. Akıl almaz biriyim bu konuda. Kitap okurum. İlgimi çekenlerini ayrı bir detaycılıkla incelerim. Biyografisine bakarım. Haftada üç kitap okuduğum olur. Sürekli öğrenirim. Okumaya öğrenmeye doyuramazsınız beni. Öğrenmeye öylesine açık bir insanım ki değişimi yeniliği iyi izlerim. Her şeyi izlerim, gözlemlerim, incelerim. Her vaktin ruhunu içinizde taşımak herkesin yapabileceği bir şey değil. Gençle genç, çocukla çocuk, yetişkinle yetişkin olarak etkileşim sağlayabilmek bir celebrity için önemli olmalı. Çok güzel bir nesil geliyor. Bilgili bir nesil geliyor. Dizi oyuncularına bakıyorum pırıl pırıl delikanlılar, çok güzel kızlar var. Sahnelere bakıyorum çok güzel sesler var. Geri de kalmamak o nesli yakalayabilmek için öğrenmeye açık olmak lazım. Bu konuya çok değer veririm çünkü profili bozmadan, birden ters köşe de yapamam, aslım neyse ona sadık kalarak ilerlemeyi doğru buluyorum.

 

Espri yapmak kolay bir şey değildir. Pratik zeka, spontan yanıt vermek. Ciddi programlardan sonra zor geldi mi size bu tarz bir içerik?

Yoo hiç zor gelmedi. Çünkü; kendimi yansıttım. Aslında ben çok komik bir kadınım. Ama yıllarca ben “Ahmet efendi sen niye karını dövdün”, işte  “Fatma sen niye bunu böyle yaptın” dediğim için benim komik tarafımı göremedi insanlar.  Aslında;  atarlı, çılgın, çok komik tuhaf bir kadınım. Çılgınım.. Kabul ediyorum.  Çok sevgi doluyum. Gülerim.  Güldürürüm ama geldiğim yer önemli değil, bulunduğum yerde ben yine o postayı koyabilirim. Değişik bir kadınım.

Hayatta en çok neye dikkat edersiniz?

Yalan söylememeye dikkat ederim. Çünkü hiçbir yalan gizli kalmaz. Nefret ettiğim bir şeydir.

 İş dışında nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Ben tuhaf bir tipim…  Tembelliğe dayanamıyorum.  Enerjim bana boş zaman bırakmıyor. Ama olursa film seyrederim, kitap okurum, her şeyi okurum. İzlerim.. Bazı dizileri takip ediyorum.

 

Hedefleriniz nelerdir?

Hedeflerimi tam da gerçekleştirdiğim yerdeyim. Kalıcı olmak bulunduğum bu noktayı taşımak da bana yeter. Şimdi görüyorsunuz çok kolay dağılıyorlar. Dökülüyorlar. İnsan üzülüyor. Biz de hatalar yapmış olabiliriz ama böyle değildi. Sosyal medya, bu iletişim ağı çok tehlikesi de var. O kadar çok çabuk yayılıyor ki bazı şeyler. Gençler bunu henüz kavrayamadılar. Mesela yemeğe gidiyorum. Çevremde görüyorum. Sadece gençler de değil. Eşler, karı koca veya iki sevgili ellerinde ayrı ayrı telefon… Diyorum ki; bunlar hiç konuşmadı. Konuşmayı bıraktık. Canlı iletişimin yerini yapay iletişim tutar mı? İnsanız olmaz… Telefon çantadan çıkmamalı. Şurada sizinle konuşurken sessize aldım.  Acil bir şey olabilir diye arada bir bakarsın tamam o kadar…  Ama oturup ona tapar gibi bu kadar odaklı yaşamak çok yanlış. Gençlere bakıyorum hepsi yorgun. Yerlerinden kalkmak istemiyorlar. Telefon ellerinde ya da tablet kucaklarında yoruluyorlar. Diyorum ki; ben sizin yaşınızdayken tozunu attırıyordum, bastığım yer titriyordu. Kalkın bir silkelenin… Enerjileri yok çocukların. Çünkü bu sosyal medya bunları tembelleştirdi. Lafımın sonuna kadar arkasındayım. Sosyal medya tembelleştirdi. Yaratıcılıklarını kaybettiler. Belki buradan da çok şey öğrenen vardır ama o kadar az sayıdalar ki.. Mesela herkes Enes Batur gibi kullansa… Bunu bir iş haline getirmiş. Sen bunu nasıl düşündün? Evladım yaşında saygı duydum. Gençlerin hepsi böyle kullanacaklarsa tamam… Sohbeti kaybettik çok yazık. Bu sebeple hedefim burada, aslıma, değerlerime, prensiplerime sadakatle kalabilmek… Bulunduğum konumu koruyabilmek.  İnsanların sevdiği Seda’yı korumak, onları şaşırtmak, yanıltmamak… Bu saatten sonra başka bir hedefim yok.

 

Sosyal medyayı nasıl kullanıyorsunuz?

Dünyaya dair olup biten ne varsa sosyal medyadan öğreniyorum. Keşke her kes sosyal medyayı, bu tip konularda bilgilenmek için kullansa. Dünyada ne olup bitiyor öğrenmek için ama yok. Ekran bağımlısı olup başında uyuşup kalmak yanlış… Sosyal medya kullanımını topluma iyi anlatmak, gerek.  Bunu doğru kullananlar da çok var. Enes Batur… Röportajını dinledim. Çok beğendim. İş haline getirmiş. Akıllı bir kullanıcı…

 

Az önce günün dinamiklerine uymak konusunda bir sorumuz olmuştu. Buna ek olarak dünyadan arada bir olan akımlar oluyor. Örneğin Falling Stars akımı kayan yıldızlar… Siz de bu akıma uydunuz. Sormayın o tamamen irticalen gelişmiş bir şeydi. Zeynep Kartal modacı arkadaşım, İngiltere’de ve burada yaşıyor. Dünya starlarını giydiren bir isim. O’nun Londra konsolosluğunda ki defilesinde bulundum. Ertesi gün de beraber kahvaltıya gittik. Bana Zeynep söyledi. Böyle bir şey var dedi. Konuştuk güldük espri yaptık aramızda. “At kendini yere dedi. A a o da ne atarım kendimi “dedim. Öylesine gırgırla çıkan bir şey. Öyle bir ilgi çekti ki gündem oldu ama Zeynep’in organizasyonun önüne geçti. Ondan çıktı. Benim her hareketimin bir capsi var. Doğal komedi. O ses Türkiye’de Beyaz’la stand up gibi bir durum çıktı ortaya…

 

Beslenmenize dikkat eder misiniz? Siz hiç kilo almadınız. Güzel koruyorsunuz?

Dikkat ederim. Hep hesaplarım dengelerim. Mesela sabah kahvaltımda bir kahve bir meyvem vardır.  Bunu bir öğün olarak kabul ederim. Mesela akşam oturup da televizyon karşında veya kitabımı okurken yanıma meyve alıp yemem.  O bir öğündür benim için. Kafamda bunu böyle oturttum.

Hep hesaplarım.  Kendine mükellef sofralar hazırlayan, hazırlatan, “ne yiyeyim” diye düşünen bir kadın değilim. Çok kolaydır beni ağırlamak,  konuk etmek. Problemsiz bir kadınım. Plates yaparım. Yıllardır yaparım. O kadar iyiyim ki bu konuda ders verebilecek kadar iyiyim.

Yeni projenizden de bahseder misiniz?

Bana bir teklif geldi. Program teklifi geldi. Acun tarafından bunu senin yapmanı istiyoruz ekip olarak çok heyecanlıyız dediler.   Ben de “artık gündüz kuşağı yapmak istemiyorum. O Ses Türkiye bana yetiyor. Kendime zaman da kalıyor.  Yemekteyiz yaparsam çok yorulurum” dedim. “Yormayız yormayız” dediler. Hayır demek mümkün değil.  Zaten Acun’un bir insanı ikna etmesi iki dakikasını bile almaz. Böyle bir tılsımı var adamın. İki dakikada evet diyorsunuz ve nasıl dediğinizi anlamıyorsunuz.  Peki dedim ve kendimi orada gördüm. Bu şey gibi; vitrine baktığında o baktığın elbisenin içinde kendini görebilmek gibi. Kendimi gördüm orada. Ben bu programı kabul edersem ne katabilirim,  artım ne olabilir? Dedim.  Çok şey katabilirim. Çünkü; bir kere kadınım. Evden anlayan kadınım. Martaval okuyamaz bana kimse.  Yani bilindik starların dışında, bilindik ünlülerin dışında bir kadınım. Bu yönlerimi izleyiciler yıllarca yaptığım programlarda çok iyi anladı.  Seyirci bunu biliyor. Dolayısıyla yemekteyiz tam da benim işim. Tabi ki benden önce sunan arkadaşımızı çok beğeniyordum. Çokta büyük hayranıydım. Onlar kendi aralarında yollarını ayırmışlar. Sorgulamak da bana düşmez. Programın çok iyi olacağına inanıyorum. Çünkü benim çok iyi bildiğim alanlardan biri ama yedi bela seda geliyor korksunlar! Diyorum.

 

En keyif aldığım alışkanlığınız nedir?

Ailemle olmak. Ben çok aileci biriyim. Onlarla beraber, birlikte vakit geçirmek en keyif aldığım zamanlar.

Sevmediğiniz yönünüz nedir?

İnat… Çok inatçıyım. Kendi kedime küserim. Biraz yargısız infaz tarafım vardır. Karşımdakine cevap hakkı vermem.   Sevmiyorum bu huyumu sevmiyorum.

Modayı takip eder misiniz?

Ediyorum ama tabi ki kendi modam da önemli. Çünkü; insan en iyi proporsiyonunu kendi bilir. Vücudunu en iyi kendi tanır. Kendisini tanıyan ancak doğru giyinebilir. Öyle yakışanı bulursun. Sırf modayı takip edersen bence olmaz. Özellikle dünya modacılarının özellikle son yıllarda çok da feminen kadınsı çizgiler çalıştığına inanmıyorum. Robotik, tuhaf kıyafetler hazırlıyorlar. Kadını kadınlıktan çıkaran kıyafetler ben bunları tercih etmiyorum. Bazen eleştirenler oluyor dekolte pabuçla kilotlu çorap giyinilmez diye. Bu bir tercih meselesidir. Fevkalade giyinilir. Bu kraliyet ailesinde bile şarttır. Ben giyinirim. Ben ipek çorap kadınıyım. Bu bir kültürdür. İstersen yaz istersen kış mevsiminde kıyafete göre giyinilebilir.

 

Sizce başarının sırrı nedir?

Çalışmak, çalışmak, çalışmak… Disiplin, disiplin, disiplin…

Ebru Arzu Çağdaş

Şişli’de açık hava sinemaları

Şişli’de açık hava sinemaları

Şişli Belediyesi 1970’li yıllarda çok meşhur olan çok hava sinemalarına tekrar start verdi. İstanbul’un eski yerleşim bölgelerinden biri olan Şişli, teknolojinin gelişmesi ve ekonomik mücadeleye yenik düşen sinemaları ile ünlüdür. As, İnci, Tan, Kent gibi kışlık Kulüp, Arzu gibi yazlık sinemaları zamana yenik düşerek tarih sahnesinden silinmişti. Şişli Belediyesi yazlık sinemaları tekrar canlandırmak için semt parklarına kurduğu özel platformlarla yazlık sinema keyfini vatandaşın ayağına getiriyor. Şimdilik birkaç film ile başlayan sinema keyfi, göreceği talebe göre yolun devam edecek.

Kozmonot, Nişantaşı’ndan sonra Bomonti’de

Kozmonot, Nişantaşı’ndan sonra Bomonti’de

Son dönemlerde sosyalleşme ve buluşma merkezi haline gelen Bomonti’nin en yenisi Kozmonot oldu. Cozy bir bahçe alanına sahip Kozmonot Bomonti, arka bahçesinde 110,ön bahçesinde 60 kişilik oturma kapasitesi ile kalabalık grupları rahatlıkla ağırlayabiliyor. Dekorasyonunda sıradanlıktan uzak, farklı ve merak uyandıran ayrıntılar barındıran mekan, tüm ihtiyaçlarınızı karşılıyor!

Kozmonot Bomonti, farklı konsepti ve dekorunun yanı sıra özel olarak hazırladığı yemek ve bar menüsü ile misafirlerini ağırlıyor. Mekanda 100 ve üzeri çeşit bira, birbirinden farklı tekniklerle hazırlanmış kokteyl menüsü ve dahası yer alıyor. Mutfak, sabah kahvaltı çeşitleriyle başlayıp, öğle saatleri özel bir menü ve akşam saatlerinde flatbreadlerden salatalara, kendine has soslarıyla servis edilen burgerlerden vejeteryanlar ve veganlar için hazırlanmış lezzetlere kadar geniş bir alternatif sunuyor. Aynı zamanda açık mutfak konseptiyle de ne yediğini bilmek isteyen, yediklerini önemseyen misafirlerine canlı mutfak şovu yaşatıyor!

Rustyfork’da Amerikan usulü kahvaltı

Rustyfork’da Amerikan usulü kahvaltı

Rustyfork, ünlü şef Murat Bozok’un danışmanlığında hazırlanan Louisiana ve Texas’ın en çarpıcı lezzetleri başta olmak üzere Amerikan mutfağı odaklı menüsü, iştah kabartan kokteylleri, ilham veren dekorasyonu, yaz keyfini şehrin merkezinde doyasıya yaşatan büyük bahçesi ve özgün konsepti ile yeme – içme dünyasında fark yaratmaya devam ediyor.

Hafta içi saat 12.00 itibariyle öğlen ve akşam yemeklerini unutulmaz deneyimlerine dönüştüren Rustyfork, hafta sonuna özel, saat 10.00 – 15.00 arası servis edilen ve Amerikan mutfağının en çarpıcı tatlarını sunan kahvaltı menüsüyle de büyük ilgi uyandırıyor.

İki kızarmış yumurta, Texas sosis, dana veya domuz bacon, confit domates, mozzarella ve patatesli waffle, reçel, kızarmış tost ekmeği, pancake, akçaağaç şurubuyla oldukça doyurucu bir porsiyon olan American Breakfast Plate başta olmak üzere kahvaltı menüsünde 12 spesiyal yer alıyor. English muffin, tütsülenmiş tiftik dana kaburga, BBQ sos, poşe yumurta, cheddar sos, turşu, cottage fries’lı Texas Benedict, güne başlarken Teksas stilini yaşatıyor. Çırpılmış yumurta, dana veya domuz bacon, siyah fasulye, avokado, mısır, jalapeno turşusu, kişniş ve salata ile Breakfast Taco, kahvaltıda taco denemek isteyenler için ideal bir tat olarak kendini gösteriyor.

Azteklerin  gizemli şehri, Taxco

Azteklerin  gizemli şehri, Taxco

Taxco de Alarcón, genellikle sadece Taxco olarak adlandırılır. Meksika’nın Guerrero eyaletinde bulunan Taxco de Alarcón Belediyesinin küçük bir şehri ve idari merkezidir. Taxco, eyaletin kuzey-orta kesiminde, Iguala şehrine 36 kilometre, Chilpancingo eyaletinin başkentine 135 kilometre ve Mexico City’nin 170 kilometre güneybatısında yer almaktadır.

Şehir, hem gümüş madenciliği hem de diğer metallerin madenciliği ve mücevher, gümüş eşya ve diğer eşyalara işlenmesi için gümüşle büyük ölçüde bağlantılıdır. Ancak günümüzde madencilik artık şehir ekonomisinin temel dayanağı değildir. Şehrin gümüş işi konusundaki itibarı, pitoresk evleri ve çevre manzaraları ile birlikte turizmi temel ekonomik faaliyet haline getirmiştir.

Bir tepenin üstünde kurulmuş olan ve başkentten sadece 2 saat araba mesafesinde olan bu şehir, dar caddeleri ve iyi korunmuş sömürge dönemi mimarisi (Santa Prisca Katedrali belki de en ünlü olanı) ile kesinlikle görülmeye değer.

Taxco ismi büyük olasılıkla “Ballgame’nin Yeri” anlamına gelen Nahuatl yer ismi Tlachco’dan gelmektedir. Bununla birlikte, başka bir yorum, Tatzco kelimesinden gelen ve “suyun babasının olduğu” anlamına gelen, Atatzin Dağı’ndaki şehir merkezine yakın olan yüksek şelale nedeniyle böyle bir isme sahiptir. “De Alarcón”, kasabanın yerlisi olan yazar Juan Ruiz de Alarcón’un onuruna eklenmiştir. Meksika’nın merkezindeki birçok belediye gibi, belediyenin arması bir Aztek glifidir. Bu glif, Taxco’nun en muhtemel kaynağından türetilmiş, halkaları, oyuncuları ve kafatasları olan bir Meso-amerikan top sahası şeklindedir.

İspanyolların Meksika’ya gelmesinden önce, “Taxco” olarak bilinen yerli topluluk, modern kentin şu anda bulunduğu yerde değildi. Adının kaynağı, Taxco El Viejo (Eski Taxco) olarak anılan, yaklaşık 10 kilometre güneydeki bir köye atıfta bulunulmuştur. Modern İspanyol şehri Taxco, Hernán Cortés tarafından, gümüş bolluğına sahip olması dolayısıyla, daha önce Tetelcingo olarak bilinen bir alanda kurulmuştur.

Taxco Gezilecek Yerler

Santa Prisca de Taxco, Mina Prehispánica de Taxco, Zócalo, Teleferico de Taxco, Cristo Monumental Taxco, Mercado de Plata ó Tianguis Sabatino, Museo Casa de Las Lagrimas o Casa Figueroa, Mil Cascadas, Plaza Borda, Casa Humboldt, Silver Museum (Museo de la Plateria), Museo Guillermo Spratling, Ex-convento de San Bernardino de Siena, Casa de la Cultura de Taxco (Casa Borda), Ex Hacienda de El Chorrillo, Exel Tapia.

Ferhat Kaan Şahin

 

 

 

 

Pazarlama, hayırseverlik, sosyal sorumluluk, sorumluluk…

Vural Çakır Brand City

Pazarlama, hayırseverlik, sosyal sorumluluk, sorumluluk…

Sen ne kadar netsin bilmiyorum tabi… Benim kafamda hayırseverlik, sponsorluk, kurumsal sosyal sorumluluk (KSS)  ve nihayet sürdürülebilirlik konuları birbirine karışmaya yakın duruyor.  İngev ekibi bu karışıklıkları biraz olsun azaltabilmek amacıyla bir yıl boyunca kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında  takdim edilen 1420 projeyi inceledi. İnternet taraması ve  şirket bildirimleri esas alındı.  Bu projelerin 746’sı  (%52.5)  kurumsal sosyal sorumluluk projesi olarak Kabul edildi.  674’ü  (yüzde 47.5) ise kapsam dışı bırakıldı. Sürdürülebilirlik ise veri eksikliği nedeni ile tam değerlendirilemedi.

Kurumsal sosyal sorumluluk deyince neyin anlaşılması gerektiği tartışmalı bir alan.

Şirketler faaliyetleri sırasında yeryüzü kaynaklarına zarar verebilirler. Kaynakları girdi olarak kullanarak eksiltebilirler. Bu kaynaklara zarar verecek yan çıktılar oluşturabilirler. İçeçecek üretirken su tüketirler, deterjanları su kaynaklarına ve çevreye zarar verebilir. Geçenlerde bir arkadaşım piyasada boşa çıkmış 500 milyon cep telefonu bataryası olmalı diye hesap yapıp, “nerde bunlar, telekom Şirketleri bu konuda ne kadar aktif “ diye soruyordu.   Birçok üretim faaliyeti karbon salınımına yol açabiliyor..

Sürdürülebilirlik  şirketin yeryüzü kaynakalarına zarar verecek yan çıktılar yaratmaması, kaynakları  tüketmemesi veya verdiği zararları, tükettiği kaynakları yerine koyabilmesi olmalıdır. Asıl kurumsal sosyal sorumluluk  sürdürülebilrlik bağlamında ele alınan, şirket faaliyetleriyle doğrudan ilgili alanlara odaklanabilmelidir..

Şirketin, markanın  faaliyet gelirinden bir bölümünü işleri ile  ilgili olmayan ama topluma faydalı olacağı düşünülen bir alana ayırması elbette çok iyidir.  Bir okul yaptıraibilir, değişik demografik gruplar için eğitim faaliyetlerine destek olabilir, çeşme yaptırabilir, yapılmış bir çeşmeyi onarabilir. Bunlar kurumsal sosyal sorumluk bağlamında da  konuşulabilen ve gerçekte  hayırseverlik denilecek aktiviteleridir.

Doğrudan bir reklam olmasa da şirket faaliyetlerini destekleyen işler var.  Hani markanın t-shirtlerini giymiş insanlar, markanın ürünlerini kullanarak bir sosyal aktiviteye katılırlar.  İnternet servis sağlayıcı firma, kadınların “online” olabilmesini sağlayan  projelere destek verir. Markanın gıda ürünleri  okullarda ücretsiz dağılır. Bilgisayar satıcısı firma ileri yaşlılar arasında  kullanım eğitimi faaliyetlerine bütçe aktarır, “akıllı kent “ projeleri desteklenir. Aslında marketing” çalışmalarıdır ama  yine KSS bağlamında takdim edilmelerine sık raslanır.

Sponsorluk da karışmaya aday bir başka marka aktivitesidir. Sonuçta bir pazarlama planının parçasıdır.  Marka, finallere  gidecek kimi sporculara destek  olur, voleybol takımına kaynak sağlar, perakendecilik konferansına finansal  katkı yapar.  Sponsorluk için ayrılan bu bütçe kadar,hatta daha fazlasının, işin  reklamına ayrıldığı da olur.  Bir adet sporcuya  verilen  mali desteğin daha fazlası bu desteğin reklamına ayrılabilir.

İngev’in KSS analizi sponsorluğu dışarıda bırakarak, hayırseverlik aktivitelerini mümkün olduğunca ayıklayarak (çeşitli teknik nedenlerle tam olarak ayırt edilemese de)  projeyi tamamladı.

İncelenen dönemde KSS projelerinin hedef kitleleri içinde çocuklar başta geliyor. Projelerin yüzde 33’ü çocukları hedefliyor. İkinci sırada toplumun geneline yönelik, belirli bir alana odaklanmamış projeler var (%30). Daha sonra ise gençler (%14), engelliler (%12) ve kadınlar (%8) geliyor.

 

Şirketler en fazla eğitim alanına yönelik proje yürütüyorlar. İncelenen bir yıl içinde yürütülen KSS projelerinin yüzde 38’i eğitimi konu alıyor. İkinci sırada yüzde 14’le çevre, üçüncü sırada yüzde 13’le sosyal destek ve hemen hemen aynı düzeyde yüzde 12 ile kültür -sanat projeleri geliyor.

 

Kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde bazı konular diğerlerine göre çok daha az gündeme alınıyor.Bunlar gelişme için önemli fırsat alanları. Örneğin çevre ve geri dönüşüm alanında, atıkların yeniden dönüştürülebilmesi gibi konularda şirketler daha fazla kaynak ayırabilir. Yaşlı bakımı, tarımsal alanların gelişimi, hayvan varlığının korunması ve mülteciler gibi konular da Türkiye’nin yakın vadede gereksinim duyacağı toplumsal sorumluluk alanları olarak dikkat çekiyor. Şirketler ve markalar için en önemlisi de bu olmalı; sorumluluk.

“20 Soruda Ben” konuğu oyuncu Ferdi Kurtuldu

20 Soruda Ben konuğu oyuncu Ferdi Kurtuldu

 

1-Savurganlık yaptığınız olur mu? Hayatınızda havalı gösterişli ama “bu benim ilk savurganlığım” diyebileceğiniz ne var?

Savurganlık maalesef çok yaptığımız şeyler arasında… Ben de savurganım. Ekmek bayatlayınca atmakta savurganlık, ihtiyaç olmayan bir şey almakta savurganlık… Bana gelecek olursak;  Bile bile eski model bir araba almıştım. Sonra çok pişman oldum. Sürekli masraf çıkarıyordu. Arabaya verdiğim paradan daha çok tamiri için harcamıştım.

 

2-Kendinle yüzleşir misin?

Her gün. Uyanınca ve akşam yatarken dişlerimi fırçalarken ayna karşısında yüzleşirim.

 

3-Keşke yapsaydım dediğiniz oldu mu? Ne için düşündünüz?

Yamaç paraşütü. Yaklaşık 9 sene önce bir programa konuk olmuştum. İnteraktif bir tv programıydı. Orada sormuşlardı yapmak ister misiniz diye… Yok demiştim. Keşke o zaman yapsaymışım. Neden o zaman diyorum. Çünkü 15 kilo daha zayıftım.

 

4-İnsanlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığınızı düşünüyorsunuz?

Olumlu, sempatik, güler yüzlü… Karnı aç olunca huysuz ama genel de iyi…

 

5-Size bile garip gelen bir huyunuz var mı?

Her zaman değil ama dönem dönem takıntılı olmak. Bir de çabuk sinirlenmek.  Onu çözdük şekerdenmiş.

 

6-Neyi romantik bulursunuz?

Romantizm bana biraz yalan geliyor. Bence onun Adı başka bir şey olmalı. Bana çok yapmacık geliyor. Ne kadar romantik olduğumu anlayın.

 

7-En çok neyi harcıyorsunuz: giysi, parfüm veya başka herhangi bir şey?

Kıyafet, t-shirt, bir de ayakkabı.

 

8-En büyük, en tuhaf korkunuz nedir?

Boğulmak ve yüksekten düşerek ölmek. Uçan büyük hayvanlar ve karanlık. Çok korkağım ben yaaa…

 

9-Sınırsızca yaptığınız bir şey var mı?

Maalesef her şey sınırlı…

 

10-Ünlü biri olmak sizce nasıl bir durum?

Güzel bir duygu… İnsanların sizi tanıması ve takdir etmesi çok hoş bir durum… Benim hoşuma gidiyor.

 

11-Ünlülerin etkileyici olduğuna inanıyor musunuz?

Ünlülerin değil de oynadıkları karakterlerin etkisinde kalabiliyor insanlar… Bunu tabi oyuncular için söylüyorum. İnsanlar ünlü olmayı büyük bir güç olarak görüyor ama bence hiçbir önemi yok.  Avantaj gibi görünen şeyler bazen dezavantaj olabilir.

 

12-Aksanını iyi bildiğiniz başka hangi dilde konuşuyorsunuz?

I can speak English and Portuguese very well. And now i am learning Italian language…

Şaka şaka… Trakya, Karadeniz ve Ege şivesini iyi bilirim.

 

13-Hayatta yedek planlarınız var mıdır?

Hep İkinci bir planım vardır. Mesela oyunculuk yapmayacak olsam aşçılık yapardım.

 

14-Şuan da sizinle ilgili; benim ve hiç kimsenin bilmediğim bir şeyi bana söyleyebilir misiniz?

Sır saklar mısın? Bilsem söylerdim de inan bilmiyorum!

 

15- Süper gücünüz olsaydı ne yapmak isterdiniz?

Görünmez olup uçmak isterdim. Görünüp uçmak çok mantıklı değil. Uçan var uçamayan var. Ayıp olurdu insanlara hahaha…

 

16-Kahramanlarınız var mıdır?

Biz öyle bir coğrafya da yaşıyoruz ki geçmişimiz kahramanlarla dolu. Hepsini saygı ve özlemle rahmetle analım buradan.

 

17-Hayattaki altın kuralınız nedir?

Hak yememek.

 

18-Yemek yapar mısınız? Yapabildiğiniz en güzel yemek nedir?

Babamın 30 yılı aşkındır Küçükçekmece, Sefaköy’de benim ismini taşıyan bir esnaf lokantası var. Ben orada büyüdüm… Yaklaşık 35 çeşit yemek yapmayı biliyorum desem abartmış olmam…

 

19-Hangi şehri sever ve yaşamak istersiniz? Ve neden?

Şimdi biraz klasik olacak ama hani her yaşlının hayali bir güney kasabasında yaşamak diye cevaplar veriliyor ya ben de aynı cevabı vereyim.  Ben de Bodrum’da yaşamak isterdim. Her sene mutlaka elimden geldiği kadar fırsat bulunca gitmeye çalışıyorum Bodrum’a… Ben eşimle de Bodrum’da tanıştım zaten. Herhalde ondan olacak ki oranın ben de ayrı bir yeri var.

 

20-En sevdiğiniz yâda maceralı tatili nerede geçirdiniz?

İspanya’da geçirdim tatil… Herhalde bir İspanyol’dan daha fazla yol kat etmişimdir… İspanya’da Barcelona hariç hemen hemen her yerine gittim. Hayatımda yürümediğim kadar orada yol yürüdüm. Herhalde 10 günde 150 km yol yürümüşümdür.

Bodrum Marina, Mavi Bayrak ve 5 Altın Çıpa sahibi

Mavi Bayrak ve 5 Altın Çıpa sahibi…

Merkezi konumu, çevre dostu kimliği, sunduğu hizmetler ve profesyonel yönetim ekibi ile Ege ve Akdeniz’in en prestijli marinalarının başında gelen Milta Bodrum Marina, 2019 Yaz için tüm hazırlıklarını tamamladı. Yaklaşık 450 tekne kapasitelik alana sahip olan Bodrum Marina, henüz yaz sezonu başlangıcında yüzde 90 doluluk oranına ulaştı. Denizde 425, karada 50 kapasitelik tekne alanıyla teknik servisten güvenliğe, spor merkezinden özel dinlenme alanlarına, sağlık hizmetlerinden dalgıç ekibine tüm misafirlerine tam teşekküllü bir hizmet sunan Milta Bodrum Marina, bu yaz döneminin de gözde marinaları arasında yer alıyor. Uluslararası platformdaki marinalar arasında yer alan Milta Bodrum Marina, bir şehir içi marinası olarak en küçük tekneden ultra lüks yatlara güvenli konaklama imkânı sağlıyor. 1999’dan bu yana her sene Mavi Bayrak ödülünün sahibi olan Bodrum Marina ayrıca 5 Altın Çıpa Ödülü’nün de müdavimi…

Sandığı kimseye bırakmadı