Yazılar

Sınıfın arkasında kaynatan çocuklar gibiyiz

Sınıfın arkasında kaynatan çocuklar gibiyiz

—Geniş kitlelere ulaşabilmek için en etkili iletişim araçlarından biri olan “karikatür”, O’nun hem hobisi hem de mesleği… Hırslı değil ama çok disiplinli, içinde büyümeyen haylaz bir çocuk var. Bence ilham kaynağı da o büyümeyen çocuğun bitmeyen tükenmeyen yenilikçi merakı ve enerjisi… 30 küsur senedir karikatür çiziyor şimdilerde ise heykel kariyeri ile gündeminde… Aslında bildiğimiz diploması var. Taş eğitimi almış ama o zamanki şartlar sebebiyle karikatüre ağırlık vermiş. Dünya’nın en büyük karikatürünü çizerek de 2012 yılında Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş. Ülkemizin önemli ve popülaritesi her zaman yüksek olan sanatçılarımızdan biri. “ karikatürde kırmızı çizgi var; o da hakaret sınırı” diyebilecek kadar da cesur ve ahlaklı bir karaktere sahip. 50’den fazla Tv programı oldu ama içlerinden bir tanesi akıllardan hiç gitmeyecek Plastip Şov… Bu ayki Pause Citys kapak konuğumuz çok kıymetli Erdil Yaşaroğlu. Atölyesinde güzel bir söyleşiyi siz sevgili okurlarımız için gerçekleştirdik. Keyifle okumalar.

—-Bir fikri mizah doneleriyle şifreleyip karşı tarafa gönderiyorsun. Karşı tarafta bu şifreyi çözüyor ve eğleniyor.

—-Bir karikatür beş on milyon insan tarafından okunuyorsa bir ilgi, sevgi var. “ Gülmeye ihtiyaç var” demektir…

—-Karikatürde kırmızı çizgi” var. O da; hakaret sınırıdır. Bir de benim kırmızı çizgim var şahsi olarak. Hayatta kimseyle tartışmayacağım bir şeyi karikatürde de çizmem.

—-İşin aslı şu karikatür insanın gazını alıyor.

—-İlk sergimi Eylül başında açacağım. 30 senelik bir karikatür tecrübemle çizgilerimi heykellerime yansıtıyorum. Mimikleri jestleri kullanarak başka hikayeler anlatıyorum.

Karikatürün gücünden bahseder misin?

Karikatür güçlü bir şey… Hani; “yazarçizer” derler ya oradaki çizer aslında karikatüristtir. Basında, medyada, orada burada; fikrini söyleyen, bir şeyleri eleştiren, yanlışı gösterenler genelde meslek olarak karikatüristlerdir. Çizgini kuvveti ile toplumdaki yanlışları, hataları, sıkıntılı yerleri, dertlerimizi anlatırız. Çizgi olayları anlatırken güldürür. Bir ok adar düşündürür. Eğlenceli anlatır. Bir yandan toplumun supabı…

Politikacılar kızarlar çoğu zaman karikatüristlere ama aslında iyi bir şeydir çünkü toplumun bir yerden rahatlaması lazım. Sıkıntısını atmaya, gülmeye ihtiyacı var. O yüzden bu işe aşina olan, farkında olan politikacılar kızmamışlardır. Günümüzde karikatür; politikacılar tarafından, iktidardakiler tarafından sevilmiyor. Aslında aşina değiller. Öyle bir alışkanlıkları yok. Eskiden, Turgut Özal dava açardı. Kızardı da ama çok da severdi. Duvarları; dava açtığı kendini çizen karikatüristlerden istediği orijinal imzalı karikatürler ile düzenlenmişti. Hepimiz hatırlıyoruz onları. Demirel kızardı ama dava açmazdı. Yani kızar dediğim sinirlendiği olurdu belki ama hiçbir zaman dava açmazdı. Kızdığını görmedik.

Bir yandan da şöyle bir gerçek var; karikatür özellikle Türkiye’de ayrı seviliyor. Çünkü niye biliyor musun? … Karikatürist ve okuyucuları; sınıfın arkasında kaynatan çocuklar gibiyiz. Hani hocada kızar ya “ ne gülüyorsunuz öyle anlatın biz de gülelim der”. Anlatırsın hiç de bir şey anlamaz ya işte o biziz. Gülenler de karikatür okuyucularıdır. Birlikte eğleniriz..

Dünyanın en iyi karikatüristlerinin bulunduğu ülkeleri sıralamanı istesek?

En bilinen dünyanın en iyi karikatürcüleri Türkiye; İran, Mısır, Belçika, Batı da İngiltere Fransa Doğu’da Japonya oralarda gelişmiş. Nedeni; İmparatorluk kültürlerinin karikatürün gelişimine sebep olmasıdır. Oralarda sen diyemiyorsun ki; padişahım oran buran kocaman. Dediğin zaman seninkini kesiyorlar. Yanlış bir şey gördüysen söylemen lazım… Onu yolu da mizah… Zaten her şey şu aslında; bir fikri mizah doneleriyle şifreleyip karşı tarafa gönderiyorsun. Karşı tarafta bu şifreyi çözüyor ve eğleniyor.

 

Mizah; etkili bir iletişim aracı… Reklamlar, ilanlar… Ne dersin?

Evet. Çünkü karikatürün gücü var. O da; basit, anlaşılır, kancasının olması. Söylediğin, sunduğun fikir akılda kalıyor. Günümüzde böyle içerikler daha da önem kazandı. Özellikle dijital dünyada hızlı tüketilen ama daha çok yayılıyor. İlgi görüyor. Reklamlarda çok çalışıyoruz karikatürist olarak. Ben her sene üç, dört kampanya çalışması yapıyorum. Eskiden sadece dergilerdeydik. Dijital ve yüz binler okuyordu. En fazla Gırgırın sayısı beş yüz bine çıkmıştı. Hadi haftalık dergi beş kişi okuyor desen iki buçuk milyon kişi okuyordu. Şimdi bir karikatür koyuyorsun beş on milyon insana ulaşıyor birkaç saat içinde… Sinir bozucu bu… Normalde dergi okuyucusu olmayan insanlara da ulaşmaya başladık.

Karikatür bence; miting etkisine sahip bir iletişim aracı… Siyasiler karikatüristlerle seçim kampanyalarında sizlerle çalışsa daha hızlı anlaşılabilirler mi?

Çalışanlar var. Zamanında yapıldı edildi. CHP; karikatüristlerle çok çalışıyor son zamanlarda. Kitapçıklar hazırladı. Bana da teklif geldi. Farklı partilerden teklifler de geldi ama ben hiçbir zaman bir siyasi parti ile iş yapmak istemedim. Çünkü o anlamda taraf olmak istemiyorum. Elbette benim bir görüşüm, sevdiğim ve sevmediğim insanlar var. Sevdiklerimi de eleştiririm sevmediklerimi de… O ayrı ama o husustaki eleştiri hakkımı tarafsız ve eşit mesafede kalarak saklı tutmak isterim. O yüzden de bir yere çok yanaşmak istemem. Niye? Yanaştığın anda onu eleştirirsen başka düşünürler, eleştirmezsen başka düşünürler ve okuyucu haklı da… Benim için şöyle bir şey var; sadece siyasi partilerle değil, sigara firmaları veya kumarhane ilanlarından da çok teklif geldi. Onları da seçerim. Ya da zararlı bulduğum, gördüğüm ürünlerle de çalışmam. İnanmadığım hiçbir ürünle çalışmamam.

Geçmişte Turhan Selçuk gibi birçok kıymetli karikatüristimiz bulundukları dönemlerden günümüze güzel erişim sağladılar. İmkanları çok kısıtlıydı. Şimdiki imkanlar çok daha rahat değil mi? Onu tartışırım bak.. Geçmiş dönemde onlar çok daha rahattı. Politik mizahtan bahsediyorum. Her hangi bir dergi ve gazetede o dönem olduğu gibi çiz bakalım ne oluyor? O zaman daha kolaydı. Seninle çok eski tanışıyoruz. İlk televizyon için hazırladığım programım Cihat Hazardağlı’nın “Plastip Şov”uydu. Ve TRT de yapıyorduk. Liderlerin slikon kuklaları… Başbakan, bakanlar, siyasi karakterler, ünlüler… Sene 90’lı yıllar TRT’de onlarla dalga geçiyorduk. Siyasi mizah yapıyorduk. Eğleniyorduk, sorunları da dile getiriyorduk. E şimdi yirminci yüz yılda yapabildiğin o Plastip Şov’u yirmi birinci yüz yılda yapabilmek mümkün mü? Böyle bir şey yapılabiliyor mu? Şimdi hangi dönem daha zorlu sen cevapla…

Yazar çizer diyoruz ya… Yazan kısmın; siyasi, ekonomi, haber muhabirleri var. Çizerlerin de karikatür muhabirleri olmalı mı?

Böyle bir şeye gerek yok ama haberi iyi analiz etmek gerekiyor. Sonuçta kaynaklarını düzgün ve çeşitli tutmak, iyi analiz etmek çok önemli… İyi analizden kastım şu; tek taraflı olmamak lazım. Çünkü haberde taraf var. Bağımsız habercilik çok az günümüzde. Dolayısıyla her zaman bağımsız habercilikten bir şey bulamıyorsun. Birisi bir şey diyor. Öteki başka bir şey diyor. İkisini de okuyup doğrusu veriyi çıkartabilmek gerekiyor. Özellikle ülkemizde; siyasi mizahta değerli olan yetkinlik bu…

Karikatürün ülkemizde gördüğü ilgiyi nasıl değerlendiriyorsun? Sinir bozucu buluyorum. O kadar yoğun bir ilgi var ki… Yurtdışında arkadaşlar var. Doğu olsun batı olsun ya da diğer… Sosyal medya takipçileri üç bin, beş bindir. Bu oranlar Batı’nın sosyal medyaya bakışı ile ilgilidir diyelim. Hadi Amerika’da bizden beş kat daha nüfus olarak büyüklüğü olan bir ülkeden bahsediyoruz orada bile beş bin, on bindir en fazla… Çizgi film yapanları saymıyorum. Biz de nasıl? Beş milyon on milyon oluyor. Aklım almıyor. Sinirim bozuluyor. Twitter de dört milyona yakın takipçi var. Çok mu seviliyoruz? Evet. Çok sevilen de var. Merak edilen de var. İlgi gösteren de var. Yurtdışındaki arkadaşlar soruyor, rakamları gösterdiğimizde şaşırıyorlar… Ne biçim bir ülkede yaşıyorsunuz? Her kes mi ülkenizde karikatür okuyor diye soruyorlar. Hakikaten bir karikatür beş on milyon insan tarafından okunuyorsa bir ilgi, sevgi var. “ Gülmeye ihtiyaç var” demektir…

Karikatür için dünyanın bir köşesinde insanlar gülerken, diğer bir köşe de ise öldürülebiliyorlar. Karikatürün kırmızı çizgisi olmalı mı? Kırmızı çizgi var tabi. Paris’teki olaylar korkunç bir şey. Başka insanların sınırları olabilir. O sınırlar senin sınırların içinde olmayabilir. Ama benim sınırlarıma hele bir de fikir bazında uymuyor diye başka bir insanın öldürmeye kalkmak korkunç bir şey. Bunun bir de ters tarafı da var. O da şu; Belçika’da ki karikatüristlerin çizdiği… Hiç doğru bulmuyorum. Onlar da bilebile provokasyon yaptılar, kaşıdılar.

Şimdi sanatta kırmızı çizgi olmaz diyenler olacaktır o ayrı ama “karikatürde kırmızı çizgi” var. O da; hakaret sınırıdır. Bir de benim kırmızı çizgim var şahsi olarak. Hayatta kimseyle tartışmayacağım bir şeyi karikatürde de çizmem. Orada da tartışmaya açmam. Orada da bir fikir söylemem. O konuları işlemem. Örnek. Allah var mı yok mu diye bir şey çıktı. Ben bunu senle de tartışmam. Kimseyle de böyle bir şeyi tartışmasını yapmam. Böyle bir şeyin karikatürünü de çizmem. Kimsenin özrüyle ilgili bir şey çizmem. Bir de hakaret sınırını geçmem. Eleştiririm.. Sert de girerim. Yaptım da. Ama hakaret sınırı mizah değil başka bir şeydir. Hakaret asla mizah değildir.

Peki Banksy’nin eseri 1.4 milyon dolara satıldıktan hemen sonra kendini imha etmişti. Ne diyorsun?

Müzayede evleri sanatçıların ve galericilerin sevmediği yerlerdir. Çünkü; ikinci el satış yerleridir. Sanatçıyı bitirebilecek bir şeydir. Müzayede evine düşmek diye bir jargon var. Biraz ona da tepki olarak yorumluyorum. Banksy’ in eserleri müzayede evine illa düşecek. O yaşanan da beş sene önceden hazırlandığı bir şey. Hazırlayıp bekliyor müzayede evine düşsün diye. Düştüğü anda uzaktan aktive ediyor. Bir yandan nefis bir pazarlama taktiği, başarılı bir tanıtım. Sanatçılar sansasyon sever. Eserlerini daha da değerli hale getiriyor. O eser bir milyon ise beş milyon oluyor. Bir diğer taraftan da çok gerilla bir davranış…

Hayalindeki kadar ilerleyemediğin bir çalışman oldu mu? Elli yaşıma yaklaştım. 30 küsur senedir profesyonel karikatür çiziyorum. Kendime iyi bakarsam bir bu kadar daha çizebilirim. Şimdi bizim meslekte emeklilik de yok. Bir de şöyle düşün Ebru, heykel kariyerime yeni başladım. Bu soruyu yıllar sonra tekrar sorarsan söyleyebilirim.

Yeni başladığın heykel kariyerinden bize biraz bahseder misin lütfen?

Bakınca bildiğin diplomam var. İşin aslı şu karikatür insanın gazını alıyor. Çünkü bir şey anlatma ihtiyacını onunla gideriyorsun. Ama senede bir tane iki tane heykel hep yapıyorum okuldan sonra da… Fazla bir şey değil ama çizerken bir yandan da heykel yapıyordum. Ben taş okudum. Oturup taş kesmek çok zahmetli bir şey. Uzun süre çalışman gerekiyor. Atölye olması lazım derken teknoloji değişmeye başladı. Benim de kafam değişmeye başladı. Yaklaşık yedi sekiz sene evvel 3D printer, dijital heykel, yeni teknolojiler, silikon dökümler, polyester, reçineler derken onları keşif ettim. Dolayısıyla üç ayda yaptığım bir heykeli hızlanınca bir ayda yapmaya başladım. Karikatür şöyle bir şey; fikri buluyorsun bir saat sonra çizimler elinde. İnternete koyuyorsun insanlar okumaya başlıyorlar. Heykel öyle bir şey değil ki; fikri buluyorsun üç ay boyunca çalışıyorsun. İkinci ayda fikirden sıkılıyorsun. “ ya bu ne çirkin, nasıl kötü bir fikir böyle” diyorsun. Bir kere çalışmaya da başlamışsın. Bitirmek zor ama şimdi teknik hızlanınca yani karikatür disiplinine yaklaşınca az daha farklı bir kafa ama yine de çok eğlenceli geldi. Karikatürde anlatıyorum ama heykelde anlatmak istediğim fikirlerim oluyor. İki sene önce dergi kapanınca iyice hızlandım. Bu atölyeyi açtım. Burada sürekli heykel yapmaya başladım. Mesela okuldan mezun olduktan sonra yaptığım heykel sayısından fazlasını son bir senede yaptım diyebilirim.

En son ne yaptın?

Rusya’da Tataristan’ın başkenti Kazan’da “Kazan Palas “ diye ilk lüks otelini yaptılar. Oraya sekiz tane heykel yaptım. Orası bir anlamda heykel oteli oldu bir yandan da ödül aldı. En iyi tasarım oteli seçildi dünyada. Yurtdışında olması benim için güzel ve eğlenceli bir çalışma oldu. Sonra Eskişehir Modern Sanat Müzesine yedi tane heykel yaptım bu arada. Onları da teslim ettim. Şimdi Çeşme’de bir plaja denize heykel çalışıyorum. Çocuklara yönelik karikatür heykellerim var. Direk karikatür sahnelerimin heykel çalışmaları olarak düşünebilirsin. Başak kayaşehir’de Adım İstanbul’a “neşeli park” diye bir yer yaptım. Çocuklar çok seviyor. Kapalı ve açık alanlar için kendi karakterlerimden çocuk parkları tasarlıyorum.

Sergi açacak mısın?

İlk sergimi Eylül başında açacağım. 30 senelik bir karikatür tecrübemle çizgilerimi heykellerime yansıtıyorum. Mimikleri jestleri kullanarak başka hikayeler anlatıyorum. Yüksek bir enerji motivasyonla sergim için yoğun çalışıyorum.

Zor bir insan mısın? Zorum… Üreten insan zorludur. En baştaki zorluk; kendi kendine çok eğlenen bir adam olunca dışarıya çok ihtiyacın olmuyor. Beni mesela üç ay eve kapat. Kâğıt kalemimi de ver elime, ben orada çok eğlenirim. Hiç sıkılmam. Hani bazı insanlar vardır ya duramaz “ bir dışarı çıkıp geleyim” diye deli olur. Bende hiç öyle bir şey yok. Allah’tan Begüm’de evi sever. O da kitabını alır eline saatlerce okur, bakar eder, bir şeyler izler. O yüzden iyi anlaşıyoruz.

“Süper Penguen” oldukça farklı bir proje… Proje diyorum günümüz çocuklarına hitap eden farklı içerikte bir çocuk dergisi. Biraz anlatır mısın?

Selçuk Erdem’le beraber konuşuyorduk. Ama bizi teşvik eden daha çok anne babalardan gelen sorular, talepler oldu. Okurlarımızdan sürekli “Çocuk dergisi çalışanız ne kadar iyi olur” diye mesajlar geliyordu. Biz de neden diye sorduk. Bu kadar yoğun talep olunca… Onlar da “çocuklar 7 yaşında Penguen okumaya çalışıyor” dediler. Penguen’de bir sürü şey var. Cinsellik, küfür, toplumsal olaylar bir sürü şey var. Yetişkinler için olan bir yayın netice de. Oradan Süper Penguen fikri çıktı. Çocukların ihtiyacını dikkate aldık. Çocuk gelişimi açısından da çok önemli olduğu için çok danıştık. Hocalarla konuştuk, psikolog, pedagog arkadaşlarımızla görüştük. Birey olmakta, iletişim açısından, eleştirel bakış açısından, sağlık açısından gülmek, güldürebilmek çok önemli. Mizah kültürüne sahip olmak çok önemli… Biz de biraz çizgiyi öğrettiğimiz komik ve eğlenceli, biraz haylaz bir sürü de bilgi veren bir arkadaş gibi konumladık dergiyi. Onlar da eğleniyor. Biz de eğleniyoruz. Öyle bir dergi yapıyoruz. İlk defa Donald Trump’ı anlattık mesela. Mirgün Cabas yazdı dört sayfa.. Normal çocuk dergilerinde olan bir şey değil. Bir siyasetçi, bir politikacıyı anlattı. Niye bu adam sevilmiyor? Gazeteciler bu adama niye karşı? Trump niye küresel ısınma konusunda olumsuz? Niye karşı çıkıyor? Niye böyle davranıyor? Ama bunu çocuğun anlayacağı şekilde yazıyoruz. Sonra kaygı şiddet yazılıyor Cemre Soysal yazıyor. Öfke kontrolü ama çocukların anlayabileceği bir tatta.. Bu işi bilen eğitimci, klinik psikologların yazdığı ama çocuğa arkadaş gibi davrandığımız bir içerik hazırlıyoruz. Aslında bizim sosyal sorumluluk projesi gibi gördüğümüz çalışma

Çok disiplinlisin ama ruhunda çılgın tarafların da var… Ayarsız çalışmak, eksi 20 derecede kar içinde motor kullanmak, motorla dünyayı dolaşmak ve bir sürü… Nasıl açıklıyorsun?

İşimi çok seviyorum bu sebeple beni eğlendiriyor, dinlendiriyor diye çok çalışıyorum. Spor yapmayı seviyorum. Spor yapmayı seviyorum. Motor sporları ile ilgileniyorum ama bir Alman gibi davranırım. Bütün kıyafetlerim ful giyinirim. Bütün kurallara uyarım. Sene de birkaç kere yurtdışında eğitim alırım. Viraj eğitimi alırım. Antrenman yaparım motor sporlarıdır ya.. Kendini geliştirmen lazım ve bütün bunları çok ciddi bir disiplin içinde yaparım. Çünkü şakası yok. En ufak bir hatada insan hayatı söz konusu… Şunu bilmek bile önemli. 100 km hız ile giderken düşsen yüksek bir hız değil. Ama 3 kilometre bu hızda asfalta sürtünen bir bacak da et kalmaz. Doku kaybı yeri de dolmaz. İşte bunu bilince deli miyim kot pantolonla motosiklet kullanayım diyorsun. Dünyanın her yerinde motor kullandım. Çok iyi bir motosiklet sürücüsüyüm. Eksi yirmi derecede karın içinde de sürdüm. Çölde seksen santimetre kumun içinde de sürdüm. Çok zor ama bu bizim ülkemizdeki kuryelerin sürdüğü gibi süremem. Yani bana de ki; “ağzında sigara olacak. Kaskı böyle takacaksın. Telefonda şurada tek elle filan, mümkün değil süremem. Bisiklette bile eldiven kask kullanırım.

Kendini nasıl yenilersin? Meditasyon yapar mısın?

Motosiklet binmek.. Verdiği duygu otomobil gibi değil. Gittiğin her yeri hissederek gidiyorsun. Kokusunu alarak, bulunduğun yeri hissederek… Yürür gibi koşar gibi gidiyorsun. Her yeri daha iyi anlıyor, tanıyorsun. Bir de telefon yok. Arayan yok. Soran yok. Kendinlesin. Benim için meditasyon bu… Yürümeyi çok severim. Yürürken müzik dinleyebiliyorum bir tek. Televizyon hep açıktır o ayrı. Okurum. Beslenmeme dikkat ediyorum. Az yiyorum. Tatlı ekmek filan yemiyorum. Sürekli spor yapıyorum. Ben atölyeme bisikletle gelir giderim. Yürürüm. Araba en son gelir sıralamada.

Sence başarının sırrı nedir?

İşini sevmek. Yaptığın şeyi sevince, o iş olmaktan çıkıyor, eğleniyor ve çok çalışıyorsun. Çok çalıştığın zaman da başarılı olmamak için bir neden yok zaten.

“20 Soruda Ben” Tuğba Özerk

20 Soruda Ben Tuğba Özerk

1-Savurganlık yaptığınız olur mu? Hayatınızda havalı gösterişli ama “bu benim ilk savurganlığım” diyebileceğiniz ne var?

Genelde savurgan bir yapım yoktur. Eskiden pahalı arabalara çok para harcamıştım. Araba bence çok yanlış bir yatırım. Şimdi paramı emlak sektöründe değerlendiriyorum.

2-Kendinle yüzleşir misin?

Her zaman

3-Keşke yapsaydım dediğiniz oldu mu? Ne için düşündünüz?

Keşke yapmasaydım dediğim bir şeyler var ama yapsaydım dediğim bir şey yok. Bir çocuğum olsun istiyorum. Onun içinde daha bolca vaktim var.

4-İnsanlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığınızı düşünüyorsunuz?

Genelde çok esprili olduğumu söylerler. İşimde çok disiplinliyimdir. Birazda dominantımdır.

5-Size bile garip gelen bir huyunuz var mı?

İçimdeki “BEN”in bana devamlı akıl vermesi

6-Neyi romantik bulursunuz?

Sevdiğim adamın gözlerimin içime derin derin bakmasını çok romantik bulurum…

7-En çok neyi harcıyorsunuz: giysi, parfüm veya başka herhangi bir şey?

Parfüm çok severim. Ama aşırı harcamam yoktur.

8-En büyük, en tuhaf korkunuz nedir?

Ailemi kaybetmek. Kayıplar oldukça gidenlere çok üzülüyor ve kendimi toplayamıyorum. Yarın planlarım için endişelerimi artıyor.

9-Sınırsızca yaptığınız bir şey var mı?

Sınırsızca ve aşkla şarkı söylemek!

10-Ünlü biri olmak sizce nasıl bir durum?

Bana göre hiç farklı değil. Ama rezervasyonlarda öncelik için işe yarıyor.

11-Ünlülerin etkileyici olduğuna inanıyor musunuz?

Ben kendi dalında çok başarılı olan ve bu başarı sayesinde ünlenen insanların etkileyici olduğuna inanırım. Şöhret geçicidir başarı her zaman kalıcıdır.

12-Aksanını iyi bildiğiniz başka hangi dilde konuşuyorsunuz?

Çok iyi derecede İngilizce konuşuyorum.

13-Hayatta yedek planlarınız var mıdır?

Ben yedek planları birinci planım işe yaramadığın da yaparım.

14-Şuan da sizinle ilgili; benim ve hiç kimsenin bilmediğim bir şeyi bana söyleyebilir misiniz?

Söyleyemem…

15- Süper gücünüz olsaydı ne yapmak isterdiniz?

İnsanların zihinlerini okumak isterdim.

16-Kahramanlarınız var mıdır?

Babam!

17-Hayattaki altın kuralınız nedir?

Dürüstlük!

18-Yemek yapar mısınız? Yapabildiğiniz en güzel yemek nedir?

Çok güzel yaparım. Dostlarıma sofra kurmayı da çok severim. İzmirli olarak zeytinyağlılarım pek meşhurdur.

19-Hangi şehri sever ve yaşamak istersiniz? Ve neden?

Ben her yerde yaşarım. Kolay adapte olurum. Ama ülkeme hayranım.

20-En sevdiğiniz yâda maceralı tatili nerede geçirdiniz?

Amerika seyahatimde baya gezip eğlenmiştik. Keyifli, uzun ve maceralı bir tatildi.

Erguvan Zamanı

Fedakârlık budur…

BigChefs yeni şubesi Moda’da

BigChefs yeni şubesi Moda’da
Türkiye’nin önde gelen cafe/brasserie zincir markası BigChefs, yeni şubesini Moda’da açtı. Adalar ve Moda İskelesi’ni içine alan büyüleyici İstanbul manzarasına sahip BigChefs Moda Teras şubesi; bahar ve yaz aylarının keyfini doyasıya yaşayacağınız kocaman bahçesi, çocuk oyun alanı, kütüphanesi ve 100 kişilik toplantı salonu ile misafirlerinin tüm beklentilerine cevap veriyor. Sıcak atmosferi, güler yüzlü ekibi ve müdavimlik yaratan lezzetleriyle BigChefs geleneği, Moda’da sürmeye devam ediyor.

Sıcak atmosferi, misafirlerini evinde hissettiren servis anlayışı ve damaklarda iz bırakan lezzetleriyle, bulunduğu tüm lokasyonlarda vazgeçilmez buluşma noktası haline gelen BigChefs, yeni şubesiyle Moda’da hizmet veriyor. Yenilenen yüzüyle son dönemde tüm İstanbullular’ı kendine çeken Moda, BigChefs’le cazibesini daha da artırıyor. Moda İskelesi’nden başlayarak Adalar’a kadar uzanan eşsiz deniz manzarası, şık ve samimi ortamıyla BigChefs Moda Teras, misafirlerini ilk adımdan itibaren kucaklıyor.

Bahar ve yaz aylarında, konuklarını çok büyük bir bahçede ağırlama imkanına sahip olan BigChefs Moda Teras, soğuk günlerde de kış bahçesiyle keyifli bir alternatif sunuyor. Bir BigChefs klasiği olan şömine ve okuma keyfine ara vermek istemeyen misafirler için düşünülmüş kütüphane ise BigChefs Moda Teras’ta yerini alıyor. Mekanın dikkat çeken bir diğer yanı ise 100 kişiyi ağırlayabilen bir toplantı salonunun bulunması. Her çeşit davet ve organizasyona uygun tasarlanmış toplantı salonunda; tiyatro, mini konser, iş toplantısı, lansman ve workshoplar yapılabiliyor.

BigChefs, aşkla hazırladığı özgün yemekleriyle, her zaman olduğu gibi mutluluk veren sabah kahvaltılarından neşeli öğle yemeklerine, sohbetine doyulmaz akşamüzeri buluşmalarından en keyifli akşam yemeklerine, günün her saatinde misafirlerini özenle ağırlıyor. Menülerinde tadına doyulmaz kahvaltı seçenekleri, ev yapımı makarnalar, et çeşitleri, burgerler, salatalar, pizzalar, deniz mahsulleri ve tatlılara yer veren BigChefs, Türk mutfağının geçmişten bugüne gelen mirasını yeniden yorumluyor.

Cuma-Cumartesi saat 09.00-01.00, diğer günler ise 09.00-00:00 arasında hizmet veren BigChefs Moda Teras “mutlu misafir” ilkesiyle hareket eden ekibi ve ev sıcaklığındaki dekorasyonuyla her yaştan müdavimlerini oluşturuyor.

THY Arjantin’in River Plate futbol takımına sponsor oldu

THY Arjantin’in River Plate futbol takımına sponsor oldu
Türk Hava Yolları, River Plate Kulübü ile forma göğüs sponsorluğu için anlaştı. Avrupa’da Barcelona, Manchester United, Borussia Dortmund gibi takımlara da sponsor olan THY şimdi de 3 yıl boyunca Arjantin devi River Plate’e forma sponsoru oldu. Dünyada birçok spor takımına sponsor olan THY, Latin Amerika pazarındaki payını arttırmak için River Plate ile forma sponsorluğu için anlaştı.

TAV; Pazar çok büyük, ihtiyaçlar sonsuz ama rekabet bizi korkutmuyor

TAV; Pazar çok büyük, ihtiyaçlar sonsuz ama rekabet bizi korkutmuyor.

TAV Havalimanları İşletme Hizmetleri Genel Müdürü Bora İşbulan

Değişim hızının yüksek olduğu günümüz gereklilikleri ve gündem koşullarında, farklı arzu, gereksinim ve beklentilere sahip müşterilerin bulunduğu ortamları; üstelik hizmette konforu detaylandırma konularında liderliğe ulaşabilecek stratejiyi üretmek ve uygulamaya geçirmek büyük başarı… İşte bu başarıyı elde etmiş ve her geçen yıl hizmet verdiği alanlarda başarı grafiğini yükselterek global bir marka olma yolunda ilerleyen TAV Havalimanları işletme Hizmetleri Genel Müdürü Bora İşbulan bu ayki Brand Desk köşemizin marka konuğu… Değerli Bora Bey ile havalimanı işletmeciliğini, marka olmayı, hizmetlerinde yeni trendleri, Passport’u ve 150 milyondan fazla misafiri ağırlarken küresel pazarlarda gelenekleri, alışkanlıkları farklı ülke insanlarının da nasıl tercihi olduklarını siz değerli okuyucularımız için konuştuk.

SPOT:  Bizim hedefimiz hep “en iyi” ye ulaşmak ve tüm yarışlarımız hep kendimizle oluyor.

SPOT: “Müşteri memnuniyeti”ni ilke edinmiş olan şirketimiz de, havalimanlarını, sadece bir geçiş noktası olarak değil, yolculara her türlü konforun sınırsız biçimde sunulduğu mekanlar olduğunu algılamaları için çalışıyoruz.

TAV İşletme Hizmetleri’nden kısaca bahseder misiniz? Önemli bir markayı yaratmak, koruyabilmek ve kurumsal bir marka olabilmek… Nasıl bir süreç, neler gerektiriyor kısaca bahseder misiniz? TAV İşletme Hizmetleri A.Ş. TAV Havalimanları Holding’in havacılık dışı gelirlerini oluşturan ürün ve hizmetleri yaratan ve yöneten şirketidir. Şirketimiz de reklam ve tanıtım alanları kiralama, ticari alan tahsisleri, TAV “primeclass”, Özel Yolcu Salon İşletmeciliği, TAVPort.com Online Seyahat Sitesi, TAV Passport Kart Sadakat Programı, “primeclass” Lounge Card, LoungeMe mobil uygulaması, AirportEasy.com vb. ürün ve hizmet portfoyünden oluşturmaktadır.

Dünyada kaç ülkede faaliyet gösteriyorsunuz? Kaç çalışanınız var?  Şuan 4 ayrı kıta, 23 ülke, 40’dan fazla havalimanında 100 milyondan fazla yolcuya 1.300 personelimizle birlikte 7 gün/24 saat yürütüyoruz.

Gelenekleri ve alışkanlıkları farklı ülkelere, insanlara hizmet ediyorsunuz.  Memnuniyet istediğiniz seviyede mi?  Evet bugün, dünyanın 4 bir yanından gelen her coğrafyadan yolcuya hizmet veriyoruz. “Müşteri memnuniyeti”ni ilke edinmiş olan şirketimiz de, havalimanlarını, sadece bir geçiş noktası olarak değil, yolculara her türlü konforun sınırsız biçimde sunulduğu mekanlar olduğunu algılamaları için çalışıyoruz. Biz bir yerde hizmet vermek istiyorsak ilk önce o ülke, o ülkenin vatandaşı, o ülkenin gelenekleri oluyoruz. Kendi bilgi birikimimizi dünyada ün kazanmış misafirperverliğimiz ile harmanlıyoruz ve sonuç… Yüksek memnuniyet seviyesi!

 

Küresel turizm pazarında hedef pazarlarınız sizce hangileri? Bu ilklere yönelik planlama ya da yatırımlarınız var mı? Şu an dünya üzerinde 7 milyardan fazla insan yaşıyor. Yılda yaklaşık 4 milyar kerede insanlar havayollarını kullanarak seyahat ediyorlar.  Mobil yaşayan, sürekli seyahat eden, katma değerli hizmetleri talep eden, iş seyahatleri için uçanlar ya da yüksek gelir grubu birçok yolcuya ulaşabiliyorsunuz.  Avrupa ve Kuzey Amerika pazarı büyük, doygunluğa ulaşmış gibi görünse de hizmet sektörü olarak çok şey yapılabileceği kanaatindeyiz. Afrika, Ortadoğu, Çin ve Güney Amerika’da ise çok hızlı büyüme göreceğiz. Kalabalıklaşan bir orta gelir sınıfının daha sık havayolunu tercih etmesi, genişleyen ticari sınırlar ve bu genişlemenin iş seyahatlerine etkisi ve insanların yeni yerler görmek, keşfetmek merakı hizmetlerimize talebi arttıran önemli etkenler. Global pazardaki yatırımlarımızı havalimanındaki uçtan uca diye tarif edebileceğimiz ticari yolcu hizmetleri ile  büyütüyoruz. Ticari yolcu hizmetlerine özel yolcu salonlarından şoförlü transferlere, vale hizmetinden havalimanı otellerine, porter, hızlı geçiş, otopark işletmeciliği, concierge hizmetleri, loyalty kart uygulamaları gibi pek çok hizmet girmekte.

 

Aslında sizi bir noktada Türkiye’nin; birer kurumsal elçisi gibi düşünebiliriz?   Elbette ki… Biz bir Türk firması olarak yurtdışında hatırı sayılır sayıda yerlerde yolcu ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Yolcularımızın stresli bir seyahat yerine konfor ve ayrıcalıklı bir seyahat deneyimi sunuyoruz. Öyle ki, yolcularımız bir sonraki seyahatlerini iple çekiyorlar. Turizmin ilk kapısı havalimanları olduğu için, elçilik görevimizi en şekilde de temsil ettiğimize inanıyoruz. Türkiye bizim vatanımız ve işletmecilik anlamında da en güçlü olduğumuz nokta.  Birçok önemli havayolları, bankalar,  kurumsal firmalar ile işbirlikleri sağlayarak, ciddi bir deneyimler edindik ve bu deneyimi global dünyaya taşımaya devam ediyoruz.

 

Yakın zamanda üzerinde çalıştığınız projelerinizden bahsedebilir misiniz? Yolculara seyahatlerinde kolaylık sağlamak için nasıl projeler üretiyorsunuz?  Çok yakında LoungeMe isimli bir aplikasyon piyasaya sürdük. Dünya üzerinde 500’den fazla havalimanları çok kolay birkaç adım ile aplikasyondaki QR Kod sayesinde indirimli olarak giriş sağlayabiliyorsunuz. Bu aplikasyon yolcularımızın kapıdan içeri girmeye çekindikleri, kullanabilecekken kullanamadıkları yolcu salonlarının tüm hizmetlerini, fotoğraflarını, fiyatlarını, kurallarını telefonunuz aracılığıyla sizlere sunuyor. Ayrıca yolcu salonlarını kullandıkça, aplikasyon içindeki size özel oyunları oynadıkça puanlar kazanıyor ve bu puanları biriktirerek salon deneyiminizi ücretsiz hale getirebiliyorsunuz.

 

Gece gündüz yaşayan bir iş alanında uluslararası bir markasınız. Kesintisiz işleyiş, “yolcunun kendisini bulduğu konforla özel hissetmesi çok önemli”… Nasıl ilerliyorsunuz? Öncelikle oldukça sistematik bir çalışma döngümüz var. Bir zaman diliminde bir grubun edindiği bilgi diğer gruba eksiksiz taşınıyor. Böylelikle değişimler bizi olumsuz etkilememiş oluyor. Her yolcunun özel hissettiği nokta ve konfor anlayışı farklı fakat bizim işine oldukça hakim çalışanlarımız var. Yolcularımız ne isterlerse onu sunuyorlar. Bu özellik birde güleryüz ve misafirperverlikle birleşince başarı kaçınılmaz oluyor.

 

Sektörde ilk markalardan biri olmanız markalaşma yönünde, rekabet ortamında avantaj sağlıyor mu? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Aslında ilk marka olmak hem ciddi bir avantaj hem de ciddi bir dezavantaj. Fakat biz dezavantajlarını iyi yöneten ve büyük başarılara çevirebilen bir markayız. Yani demem o ki dezavantajlarımız gücümüze güç katıyor! Üstelik Pazar çok büyük, ihtiyaclar sonsuz. Dolayısı ile rekabet bizi korkutmuyor.

 

Markanızı koruma metodolojiniz nedir? Nasıl geliştiriyorsunuz?  Değişim, değişim, değişim… Stabil kalarak başarı elde edemezsiniz. Bu sebeple, bu dinamik sektörde bizde iç dinamiğimizi her zaman yüksek tutuyoruz. Sürekli değişiyor, gelişiyor, yolcularımız ne istiyor ise biz onu sunuyoruz. Ama bu değişim içinde aynı kalan tek şey var; kalitemiz! Bu sebeple de, tüm pazarlama faaliyetlerimizde, iletişim kurgularımızı tasarlamak, planlamak, detaylandırmak ve yürütmek için metodolojik bir yaklaşım izleriz. Her ürün ve hizmet titizlikle pazarlama planımıza uygulanmaktadır.  Hiçbir ürün sonsuz değildir. Önemli olan trendleri, havalimanları özelinde seyahate dönük yasal düzenlemeler, teknolojiyi, dünyayı, insan ihtiyaçlarını iyi takip etmek ve doğru zamanda doğru noktada olmayı becerebilmek. Sanırım yıllar içinde geliştirdiğimiz en önemli know how ımız da bu.

Sadakat Programı TAV Passport Kar’tan kısaca bahsedebilir misiniz?  46.000’lik A+, A hedef kitlesinde aktif TAV Passport Üyelik Programında (Klasik, Plus ve Edition Kart) bulunmakta. 30-55 yaş aralığı, şirket sahibi veya ortağı, CEO veya üst düzey yönetici profilinde çok niş segmentte üyelerimiz mevcut. Hedef kitlesinin demografik özelliklerini de tariflemek istersek; gelir düzeyi yüksek, %80 erkek profilinde, % 88’i T.C , % 12 Non-TC,  %90’nı İstanbul, %5 Ankara, %5 İzmir ikametli, prestij ve statü arayan, seyahat etmeyi, lüks yaşamayı, alışveriş yapmayı seven, hız ve konfor arayan pragmatikler, şirket sahibi veya ortağı / üst düzey yönetici  veya orta düzey yönetici profilinde isteklerine hızlı ve rahat ulaşmak isteyen olarak özetleyebiliriz. En çok da hızlı geçişler, otopark & vale, lounge hizmetlerini tercih ediyorlar.

Yabancı ortaklarınız var, onların Türkiye’ye bakışı nasıl?    Başta ADP olmak üzere birçok önemli yabancı ortağımız var. TAV dışındaki projelerle, grup şirketlerimiz için de ciddi bir sinerji yaratıyoruz. Türkiye’ye ve Türk’lere karşı bakışları her zaman iyi… Bu noktada bir vitrin görevi görüyoruz. Daha önce hiç Türkler ile iş ilişkisi kurmamış farklı coğraflardan işbirlikçilerimiz var. Bu sebeple, çok fazla sorumluluk taşıyoruz. Ülkemizi ve hizmetlerimizi en iyi şekilde temsil ediyoruz. Ayrıca, TAV İşletme Hizmetleri olarak İspanyol GIS firmasını ile Şili de faaliyet gösteren Primeclass Pacifico iştiraklerinde de hakim ortak olarak, dünyanın bambaşka coğrafyalarına ortaklarımızla bahsettiğim ürün ve hizmetleri taşıyoruz.

Hedef kitleye ait hangi iç görüler üzerinden ilerliyorsunuz? Araştırma yaptırıyor musunuz? Küresel bir marka olarak reklam tanıtım stratejilerinizi saptarken nasıl bir ön hazırlık yaparsınız? Ülkelere göre vb.? İç görülerimiz ve yaptığımız araştırmaları harmanlıyoruz. İç görümüzü deneyimlerimiz oluşturuyor. Araştırma konusunda gelince ise kesintisiz araştırma yapan birimlerimiz var. Durmak nedir bilmiyorlar. Yolcu nerede ne istiyor? Neye ihtiyacı var? Bunları saptamak çok kritik… Ön hazırlıklarımız tüm bu harmanlanan verinin sonucunda gerçekleşiyor. Elbette ki ülkelere, kıtalara, geleneklere vs. göre araştırmalar da yapıyoruz.

Reklam stratejisi oluştururken ve Medya planlamalarınızı yaparken nelere dikkat ediyorsunuz?

Reklam ve pazarlama stratejilerimiz, şirketimizde sunulan hizmet ve ürünlerin gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Hem yerel hem de küresel pazarlarda ayrıcalık, konfor, misafirperverlik, finansal fayda ve sağlıklı rekabet sunmaya odaklanan zengin ürün portföyüyle müşterilerimizle iletişim, yaptığımız işin önemli bir parçasıdır. Bu konuda bize destek olan yabancı ajanslarımızda var.

Kampanyalarınız için kullanılabilecek uygun reklam ortamlarını, çeşit ve durumlarını hangi açılardan değerlendiriyorsunuz?

Biz ağırlıklıklı olarak anlaşmalı olduğumuz gazete dergi ve sosyal medya kanalları üzerinden ürünlerimizi tanıtmaya gayret ettik. Outdoor mecralara cok girmedik. TAV ın entegre yönetim ilkesi kapsamında havalimanlarınımızı reklam mecrası olarak etkin kullanmaya çalıştık. Ayrıca havalimanlarında olmak isteyen markalarla da çapraz kampanyalar organize ederek kazan kazan ilkesi kapsamında markalarımızın bilinirlik düzeyini yukarı çektik.

Marka ile potansiyel müşteri/kullanıcı arasındaki bağlığı nasıl tanımlıyorsunuz? Bunu güçlendirmek için neler yapıyorsunuz?  Mevcut müşterilerinizin ve potansiyel müşterilerinizin sizi görebileceği her yerde iletişim ve marka stratejik dilinizi doğru seçmeniz çok önemli. Tutarlı ve güvenilir bir dil ile desteklemeniz gerekiyor. Kişisel verilerin korunması kanunu çerçevesinde müşterilerimizin datasını tutmanız çok önemli bir konu (email, telefon numarası, doğum günü vs). Elimizdeki süzülmüş datayı satış sonrasında belli aralıklarla müşterilerimize belli dönemlerde yaptığımız kampanyaları email ile gönderiyoruz. Aynı zamanda, yeni hizmet ve ürünleri sms, e-mail, web sitesi, sosyal medyalarımızda duyuruyoruz. Önemli gün, bayram, doğum günü kutlaması gibi tebrik mesajları, çok özel ayrıcalık ve indirim ile birbirinden değerli hediyeler vererek yolcularımızın kendisini özel hissetmesini sağlıyoruz.

Müşteri sadakatini sağlamak ya da daha güçlendirmek için yaptığınız kampanyaların ortak özellikleri ya da farklılıkları nedir?  Şuan dünya üzerinde Avrupa’dan Amerika’ya, Ortadoğudan Afrika’ya kadar 23 ülke de faaliyet gösterdiğimiz için, öncelikle verdiğiniz hizmetin, ürünlerinizin kaliteli olması gerekmektedir. Çünkü hizmetten memnun olmayan müşterilerimizin, tekrardan bizlere geri kazandırmak çok daha zor olacaktır. Ayrıca, hizmetlerimizi verdikten sonra, sadakati sağlamak adına müşterileriniz ile iletişimi, organik bağı hiç koparmamanız gerekiyor. Hizmet alındıktan sonra, belli bir süre içerisinde tekrardan müşterimiz ile iletişime geçerek, telefonda ve maille memnuniyet anketi yapıyoruz. Bu şekilde hem kendimizi tekrar hatırlatmış oluyor, hem de yolcumuzun beklentilerini öğrenmeye çalışıyoruz.

Müşteri memnuniyetini nasıl ölçümlüyor musunuz? Gerek basılı anketler ile gerek telefon yoluyla bütün müşterilerin memnuniyet ve bağlılık dereceleri aylık olarak ölçümlenmektedir. Alınan sonuçlar doğrultusun da var olan müşterilerimizi korumak, memnuniyetlerini arttırmak ve yeni müşteriler kazanmak için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Operasyonel uzmanlığımızdaki başarımız, müşterileri en sağlıklı şekilde anlamak ve onlara hizmet etmek de aynı derecede önemlidir. Dünyanın dört bir yanında, ziyaretçilerimizin ortak özelliklerini tespit ettik diyebiliriz. Kalite bilincine sahip, en iyi hizmeti talep eden ve seyahat deneyimi için zaman ve para harcamaya hazır olarak tarifleyebiliriz. Olumlu bir yolcu deneyimi tasarlama yolu, yolcuyu anlamakla başlar. Yolcuyu anlamak, neyi sevdiklerini, neleri sevmediklerini ve yıllar içinde onlarda davranışsal değişikliği daha da önemlediklerini anlama anlamına gelir. Bu anlayış, Lounge yönetimini müşterinin yeni alışkanlıklarına göre daha iyi uyarlamak için neyin yeniden tasarlanması gerektiğinin daha büyük resmini gösterir. Sonuçta müşteri memnuniyetini anket sonuçları, beklenti trendleri ve sektördeki her türlü değişim ve gelişim üzerinden ölçümlemek olarak özetleyebiliriz.

Röp Ebru Arzu Çağdaş

Foto: Ersin Al

 

LG’den “Büyük Ekran TV” Fırsatı devam ediyor

LG’den “Büyük Ekran TV” Fırsatı devam ediyor

 Avantajlı fiyatlarla LG Büyük Ekran TV’lere sahibi olma fırsatı 31 Mart’a kadar devam ediyor.

LG, televizyon keyfini maksimumda yaşamak isteyenlere avantajlı fiyatlarla daha büyük ekran, daha fazla heyecan sunuyor. 31 Mart’a kadar yetkili satış noktalarında devam edecek kampanya kapsamında, 4K UHD çözünürlüğe sahip 86UK6500PLA, 75UK6500PLA ve 70UK6950PLA model LG Büyük Ekran TV’ler avantajlı fiyatlarla satılıyor.

Büyük Ekran, Keskin Görüntü, Daha Fazla İzleme Alanı

LG Büyük Ekran TV’lerdeki dört çekirdekli işlemci sayesinde görüntü keskinliği arttırılarak büyük ekranda daha yüksek çözünürlüklü bir görüntü elde ediliyor. Geniş izleme açısı sunan IPS panel ise geleneksel TV’lerin yapamadığı şekilde, renkleri tıpkı ön cepheden olduğu gibi yan taraftan da neredeyse yüzde 100 doğrulukta gösteriyor. Böylelikle, LG Büyük Ekran TV kullanıcıları renk kayması ve bozulma olmadan TV izleme keyfini sürebiliyor.

70 inç TV, bir 55 inç TV’ye kıyasla yüzde 62 daha fazla izleme alanı sağlarken, 75 inç TV,  65 inç TV’ye göre yüzde 33, 86 inç TV ise, 75 inç TV’ye göre yüzde 32 daha fazla izleme alanı sağlıyor.

Büyük Ekranda En İyi Netflix Deneyimi

Uygulamaya kolay ve hızlı erişim, üstün deneyim yaşatma gibi başlıklarda, Netflix’in son derece kapsamlı testlerinden geçer not alan LG Büyük Ekran TV’ler Netflix tarafından da öneriliyor.

 

Doritos ile doğrulu mu? cesaret mi?

Doritos ile doğrulu mu? cesaret mi?  Yeni Doritos Risk 3.0 ile doğruluk mu, cesaret mi oynamaya var mısın?

Doritos’un efsane Risk oyunu heyecanı bu kez üçe katlanıyor. Doritos Risk 3.0 paketinden çıkan acı ve ekşi cipsler herkesi ‘’Doğruluk mu? Cesaret mi?’’ oyununa davet ediyor. Bu oyunda şanslıysan içinden Taco da çıkabilir. Her zaman gençlerin yanında olan Doritos Risk 3.0, eğlenceli oyun kurgusuyla da dikkat çekiyor. Risk 3.0 bir cips olmanın ötesinde oyunu ve eğlenceyi temsil ediyor. En az iki kişiyle oynanabilecek şekilde oyuncular acı gelmesi durumunda doğruluk, ekşi gelmesi durumunda ise cesaret görevlerini gerçekleştiriyor. Yeni Doritos Risk 3.0’ı deneyemeye cesaretiniz var mı?