Yazılar

Çocuklarda tuvalet alışkanlığına zamanından önce başlanmak alt ıslatma nedeni olabilir

Çocuklarda tuvalet alışkanlığına zamanından önce başlanmak alt ıslatma nedeni olabilir

Genellikle 4-5 yaşına kadar normal sayılan alt ıslatma durumu bu yaşların ardından görülmeye devam ediyorsa bir sağlık problemi olarak sayılıyor. Alt ıslatmanın fizyolojik nedenlerden kaynaklandığı gibi yakın birinin kaybını yaşamak, taşınma, kardeş kıskançlığı gibi stres yaratan durumların da bu probleme neden olabileceğinin altını çizen Psk. Cansu Yılmaz, “Çocuk tuvalete tuvaletini yaptığında teşvik edilmeli, desteklenmelidir. Tuvalet alışkanlığına zamanından önce başlamamalıdır.  Başlarda çocuk tuvalete anne babanın yardımıyla gitmeli, daha sonra kendi başına gitmesi için cesaretlendirilmelidir” diyor.

Çocuklarda alt ıslatma, idrar kaçırma olarak bilinen enüresiz günümüzde çok sık rastlanılan bir bozukluk… Tuvalet alışkanlığı çocuktan çocuğa değişmesine rağmen genellikle 3 yaşların sonlarına doğru çişlerini tutmayı öğrenirler. Ancak 4-5 yaşlarına kadar alt ıslatma durumu devam edebilir, çocukta bazen gündüz de görülebildiği gibi çoğu zaman da gece altına kaçırma görülebilir. Bu yaşlardan sonra devam eden altına kaçırmanın fizyolojik ya da psikolojik nedenleri olabildiğine dikkat çeken Psk. Cansu Yılmaz, “Duygusal problemlerden etkilenen bir çocukta altına kaçırma durumu gözlenebilir. Ayrıca çocuğun tuvalet alışkanlığı kazanması için gelişmesi gereken kasların yeterince olgunlaşmamasından dolayı da bu problemle karşılaşılabilir” diyor.

Böbrek ve idrar yolundaki rahatsızlıklarda, merkezi sinir sistemi bozukluklarında da alt ıslatma görülebilir

Alt ıslatma durumunda atılması gereken ilk adımın problemin sebebini öğrenmek için bir uzmana başvurmak olduğunun altını çizen Psk. Cansu Yılmaz, alt ıslanmanın fizyolojik nedenlerini şu şekilde sıralıyor: “Alt ıslatma kalıtımsal nedenlerden kaynaklanabilir. Bu durumda ailenin tuvalet alışkanlığı geçmişine-öyküsüne bakılması gerekir. Eğer anne-babada böyle bir problem yaşamışsa kalıtımsal olarak çocuğa da aktarılmış olabilir. Tuvalet alışkanlığının sağlanmasında gelişmesi gereken kasların (sfinkter) olgunlaşmaması ya da gelişmemesinden de kaynaklanabilir. Çocuklar yatmadan önce fazla sıvı tükettiyse ve yatmadan tuvaletini yapmadıysa da altına kaçırabilir. Böbrek ve idrar yolundaki rahatsızlıklarda, belkemiği, merkezi sinir sistemi bozukluklarında da alt ıslatma görülebilir.”

Alt ıslatmanın nedeni kardeş kıskançlığı olabilir

Alt ıslatmanın ruhsal nedenlerine bakıldığında en sık karşılaşılan nedenin stres olduğuna dikkat çeken Psk. Cansu Yılmaz, yaşanılan kazalar, travmalar, sevgisiz, ilgisiz kalma gibi duygusal zeminli durumlarda alt ıslatma nedenleri arasında yer aldığını söylüyor. Psk. Yılmaz, “Okul değişikliği, yakından birinin kaybını yaşamak, taşınma, kardeş kıskançlığı gibi stres yaratan durumlarda alt ıslatma görülebilir. Özellikle kardeş kıskançlığı bulunan çocuklarda karşılaşılır. Yeni doğan bebeğe ilgi daha çok arttığı için büyük çocukta kıskançlık görülebilir. Böyle durumlarda ilgiyi kendi üzerine çekmek isteyen büyük çocuk genelde küçük kardeşi gibi davranmaya başlar. Yaşına uygun konuşabiliyorken bebek gibi konuşması, yemeğini kendi yemek istememesi, biberon kullanma isteği bu davranışlardan bazılarıdır. Ayrıca tuvalet eğitiminde baskıcı tavırlar sergileyen ailelerin çocuklarında alt ıslatma görülür” diyor.

Tuvalet alışkanlığına zamanından önce başlanmamalı!

Öncelikle alt ıslatmanın tıbbi sebeplerden kaynaklanıp kaynaklanmadığını öğrenmek için bir hekime başvurulması gerektiğini belirten Psk. Yılmaz, ebeveynlerin çocukların bu durumu isteyerek yapmadıklarını bilerek cezalandırıcı, baskıcı ve titiz davranış ve tutumlardan uzak durmasını öneriyor. Alt ıslatma nedeninin kardeş kıskançlığı olduğu durumlarda ebeveynlerin çocuklarına ilgi, alaka ve sevgisini eşit miktarda göstermesi gerektiğini hatırlatan Psk. Cansu Yılmaz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Çocuğun yapabildiği şeylere karşı takdir görmesi duygusal rahatlama sağlayacağı için önemlidir. Çocuk tuvalete tuvaletini yaptığında teşvik edilmeli, desteklenmelidir. Tuvalet alışkanlığına zamanından önce başlamamalıdır. Belirli aralıklarla tuvalete gittiğine bakılmalı ve özellikle uyumadan önce tuvalete gittiğinden emin olunması gerekir. Başlarda çocuk tuvalete anne babanın yardımıyla gitmeli, daha sonra kendi başına gitmesi için cesaretlendirilmelidir. Çocukların anlamadığını düşünerek bazı şeyleri ört bas etmeye çalışmak hiçbir işe yaramayacaktır. Çocuğun yaşadığı stres ve kaygı nedenleri fark edilip daha az stresli ve kaygısız olması sağlanmaya çalışılmalıdır. Yapılamadığı düşüncesi olursa mutlaka bir psikologa başvurulmalıdır.”

Domates ihracatçıları Rusya’ya kotasına takıldı

Domates ihracatçıları Rusya’ya kotasına takıldı

Taze meyve sebze ihracatının lider ürünü domates, lider ihraç pazarı Rusya Federasyonu’nda kota engeliyle karşı karşıya.

Rusya’ya domates ihracatında 200 bin tonluk kota doldu. Türk domates ihracatçıları için Rusya kapısı kapanmış durumda. Yaş Meyve Sebze İhracatçı Birlikleri Başkanları, Rusya’ya domates ihracatında kotanın kaldırılmasını istiyor.

Türkiye Yaş Meyve Sebze İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Ali Kavak, Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Necdat Sin, Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği Başkanı Saffet Kalyoncu, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu, Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçılar Birliği Başkanı Cafer Aşkar ve Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği’nin ortak imzasıyla yapılan açıklamada “Domates ihracatında Rusya’ya kotanın kaldırılmasını, 2015 öncesine dönülmesini istiyoruz” denildi.

Rusya, Türkiye ile 2015 yılı Kasım ayında yaşadığı siyasi kriz sonrasında Türk domatesine ambargo kararı almıştı. 2017 yılı Kasım ayında Türk domatesi tekrar Rusya’ya ihracat vizesi alırken bu kez kotayla karşı karşıya kaldı.

İlk önce 1 Kasım 2017 tarihinde 100 bin ton olarak belirlenen kota Türk ihracatçılarının kısa sürede kotayı doldurması üzerine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ve Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin girişimleriyle önce 150 bin ton’a, 7 Mart 2020 tarihinde ise; 200 bin tona çıkarılmıştı. Türk ihracatçıları 200 bin kotayıda, Kasım ayı sonunda doldurdu.

Yaş Meyve Sebze İhracatçı Birlikleri Başkanları, Türk domatesinin en büyük ihraç pazarı Rusya’ya ihracatın durma noktasına gelmesi üzerine yaptıkları ortak açıklamayla, Rusya Federasyonu’na yapılacak domates ihracatında kotanın kaldırılmasını ve 2015 Kasım ayı öncesindeki sürece dönülmesini talep ettiler.

Türkiye’nin domates ihracatının 2020 yılında 11 aylık dönemde yüzde 6’lık artışla 286 milyon dolara ulaştığı bilgisini paylaşan Birlik Başkanları, 2020 yılı sonunda 300 milyon doları aşmayı hedeflediklerini, bu hedeflere ulaşmak için en büyük ihraç pazarları Rusya’daki kotanın kaldırılması gerektiğinin altını çizdiler.

Türkiye taze domates üretiminde 9 milyon tonu tarlada üretim, 4 milyon tonu örtü altı (sera) üretimi olmak üzere 13 milyon tona ulaşan üretim rakamıyla dünyada dördüncü sırada yer alıyor. Türkiye, 2020 yılının Ocak – Kasım döneminde 484 bin ton taze domates ihracatı karşılığı 286,5 milyon dolar döviz getirisi elde ederken, Rusya Federasyonu’na 61 bin 781 ton domates ihraç edilirken karşılığında 56 milyon dolar döviz geliri elde edildi. Rusya, Türkiye’nin taze domates ihracatında ilk sırada yer alıyor.

Yılın Seyahat Acentesi Ödülü Jolly’nin oldu

Yılın Seyahat Acentesi Ödülü Jolly’nin oldu

Turizm sektöründe 34 yıldır hizmet veren ve müşteri memnuniyetini hizmet politikasında en üst sırada tutan Jolly, 4.Türkiye Altın Markalar Ödülleri’nde “Yılın Seyahat Acentesi” ödülüne layık görüldü.

Pandemi sürecinin zorlu koşullarında dahi müşteri memnuniyetini en üst sırada gözeten, satın alma, tatil ve satış sonrası tüm aşamaları profesyonel temsilcilerle yürüten Jolly, “Yılın Seyahat Acentesi’ ödülünün sahibi oldu.

Ödülü, Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar’ın programındaki yoğunluk sebebi ile temsilen Yurt İçi Turlar Direktörü Kerem Gökçe teslim aldı. Gökçe, “Biz Jolly olarak 34 yıldır Türkiye’de seyahat pazarına öncülük etmeye çalışıyoruz. Markamızı her geçen sene daha da büyüterek Türkiye’de daha büyük kitlelere yayılıyoruz. Bu yıl tüm dünyada turizmin en zor dönemiydi. Bu süreçte dahi Jolly’den vazgeçmeyen müşterilerimiz var. Ben bu ödülü izninizle onlar adına almak istiyorum.” diyerek teşekkürlerini sundu.

Şişli Belediyesi’nden 100 milyon tasarruf

Şişli Belediyesi’nden 100 milyon tasarruf

Şişli Belediyesi, 2020 yılında 100 milyon TL düzeyinde bir bütçe tasarrufuna imza attı. 2019 yılı Nisan ayında 150 milyon TL olan banka borç stokunun ise bu yılın sonunda 50 milyon TL olarak gerçekleşmesi hedefleniyor.

Şişli Belediyesi, 2020 yılı gider bütçesini 100 milyon TL düzeyinde bir tasarrufla kapatmaya hazırlanıyor. 2020 yılının genel değerlendirmesinin de yapıldığı Şişli Belediye Meclisi’nin Aralık Ayı 1. Oturumu 7 Aralık Pazartesi günü gerçekleştirildi. Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, oturumda meclis üyelerine 2020 yılı bütçe gerçekleşme hedefleri hakkında önemli bilgiler verdi. Keskin, “2020 yılı gider bütçesindeki 100 milyon TL düzeyinde tasarruf sağlamamızda; yıl içinde yedek ödenekten harcamalar en azda tutulmuş, genel giderlerde tasarrufa gidilmiş, harcama süreci daha rekabetçi hale getirilmiş, alımların merkezileştirilmesi ve toplulaştırılması bunun yanında dönemin olağanüstü koşulları gözetilerek bazı harcamalar ise ertelenmiştir” şeklinde açıklamada bulundu.

Banka borç stoku 50 milyon TL’ye düştü

Şişli Belediyesi’nin 2019 yılı Nisan ayında 150 milyon TL olan banka borç stokunun, bu yıl sonunda 50 milyon TL olarak gerçekleşeceğine de işaret eden Keskin, “Bu, önemli iyileşmede belediyemizle birlikte tedarikçilerimiz de üstlerine düşen fedakârlığı yapmaktadırlar. Onlara da buradan teşekkür ediyorum. Önümüzdeki dönemde bu ve benzeri çabalarımızı kurumsal bir kalıcılığa eriştirmek, mali yönetim öncelikli olmak üzere, yerel yönetimde demokratikleşme ve kurumsallaşmanın önde gelen referanslarından olmak istiyoruz” dedi.

Metro Türkiye’den restoranlara destek  

Metro Türkiye’den restoranlara destek

Metro Türkiye, düzenlediği yeni kampanya ile pandemiye karşı alınan yeni önlemler sebebiyle paket servise geçen restoran müşterilerine destek oluyor. Kampanyaya kayıt olan tüm müşteriler KDV hariç ikinci 300 TL alışverişlerinde paket servisler de dâhil olmak üzere restoranlarda 50 TL’lik hediye çeki kazanma fırsatı yakalıyor. Restoranlar ise kullanılan bu çeklerle Metro mağazalarında indirimli şekilde alışveriş yapabiliyor. Metro Türkiye bireysel müşterilerini ve profesyonel müşterilerini bir araya getirdiği yeni kampanya kurgusu ile restoranlara bir kez daha destek oluyor.

“Restoranlara destek olmak için bu kampanyayı hayata geçirdik”

Kampanyayla ilgili açıklamada bulunan Metro Türkiye CEO’su Sinem Türüng, “Kovid-19 nedeniyle tüm dünya olarak zorlu bir dönemden geçerken yeme içme sektörü de pandemiden oldukça etkilendi. Metro Türkiye olarak pandeminin başından beri otel ve restoran müşterilerimizi desteklemek için birçok yeni proje ve uygulamaya imza attık. Son dönemde pandemi ile mücadele kapsamında restoranların paket servis hizmetine dönüşmesi ile birlikte işletmelerin yanında olacağımız yeni bir kampanya oluşturduk. Restoranlardan paket servis ya da gel-al şeklinde yapılacak alışverişlerde kullanmak üzere 50 TL’lik bir çek veriyor, bizden alışveriş yapan müşterilerimizi restoranlardan da sipariş vermeye yönlendirerek kendi bölgelerindeki ekonomiyi canlandırmalarına katkı sağlamayı hedefliyoruz. 30. yılımızı içinde bulunduğumuz bu zor dönemde böyle bir destekle kutlamanın anlamlı olacağına inanarak kampanyamızı hayata geçirdik.” dedi.

19 Kasım 2020 – 6 Ocak 2021 tarihleri arasında Metro Türkiye’nin 37 mağazasında geçerli olacak kampanya kapsamında tüm Metro Türkiye müşterileri kampanyaya kayıt olduktan sonra yapacakları ikinci KDV hariç 300 TL’lik alışverişlerinde, tek sefer olacak şekilde 50 TL’lik çek kazanıyor. Müşteriler bu çeklerini 15 Şubat 2021 tarihine kadar www.metroisinmutfaginda.com sitesinde yayınlanan listede yer alan 23 farklı ildeki 400’e yakın restoranda paket servis ve gel-al hizmeti de dâhil olacak şekilde kullanabiliyor.

İrem Derici “Benimki delilik değil özgürlük”

İrem Derici “Benimki delilik değil özgürlük”

Dört yaşında org çalarak müzik yapmaya başladı. Özgür ruhu o yıllarda da karakterindeki baskın olan tarafıydı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı piyano bölümünü bitirse de diğer bir diploması da; İstanbul Bilgi Üniversitesi sosyoloji bölümünden…  Pazarlama iletişimi yüksek lisans programına devam ederken O Ses Türkiye’ye katıldı ve yarı finale kadar yükseldi. O Ses Türkiye’den önce üç yıl bir reklam ajansında metin yazarlığı yaptı. Aynı dönemde Monopop isimli grubuyla Türkiye’nin birçok yerinde sahne aldı. Yaptığı işi pazarlama tarafından tutun sosyolojik boyutuna kadar planlayabiliyor. Bundan dolayı mıdır, yoksa sesinin güzelliğinden midir ama çoğu insanın özellikle gencin şarkılarını ezberleyerek dinlediği sevgili İrem Derici Pause derginin bu ayki kapak konuğu.

Öncelikle geçmiş olsun… Nasıl oldunuz? Geçirenler sağ olsun!  Her an değişiyor.  Bence koronavirüs İkizler burcu. Dakikası dakikasını tutmuyor. Resmen paçavra gibi oldum. Ben kutlama kadınıyımdır. Yeni maxi single’ım çıkmıştı, akşamına ‘pozitif’ sonucu gelince psikolojik olarak çöktüm. Neyse ki durumu şimdi daha iyi…

Nasıl fark ettiniz? İlk tat ve koku gitti. Çamaşır suyu kokusunu hemen alırım. Evde temizlik yapılıyordu. Yerler siliniyor, ben koku duymuyorum. Kafamı kovaya soktum, yok. Sonra saç telimden ayak tırnaklarıma kadar kemiklerimi bir acı sardı. Geberiyorum sandım. Bir tabur askerden dayak yemiş gibiydim. 13 Kasım’da gelip çubukları beynime kadar soktular. Gece rapor, sabah İlçe Sağlık’tan ilaçlar geldi. Dirayetliyimdir. Beni etkilemez sanıyordum ama öyle olmadı. Yine de geçmişte daha ağır gripler geçirmiştim, ben sanırım daha hafif yaşıyorum.

Şimdi nasıl hissediyorsunuz?  Koku ve tat alamamak. Rezalet bir duygu.  Bugün uzun zaman sonra ilk kez koku aldım. Tuvalette… Ama nasıl sevindim bilemezsiniz… Heyecanla annemi falan aradım. Hâlâ tat alamıyorum ama..

Bu süreçte acayip şeyler yaşadığın oluyor mu? Geçen yemek siparişi verdim. ‘Kapıya bırak’ seçeneğini işaretledim, kapıya yemeği getiren “Abla biliyorum koronasın ama aç kapıyı da bir fotoğraf çektirelim” diyor. İnsanlar çok garip!

Dönelim yeni şarkının adına ‘Senin Hastan’ olunca bunun reklam ile bir ilişkisi olabilir mi? Keşke şarkının adını ‘Senin milyarderin’, ‘Senin şehvet kölen’ falan yapsaydık. Belayı çektik üzerimize. Benim korona olduğuma inanmayanlar için; sosyal medya hesabımdan Sağlık Bakanlığı logosu olan bir rapor koydum. İnceleyebilirler.  Hâlâ şüpheleri varsa açık adresimi söyleyeyim. Buyursun gelsinler…

Nasıl bulaştı? Birine bulaştırdın mı? Klibi izlediğinizi düşünüyorum… İşte orada bulaşma söz konusu. Bütün set ekibi negatif çıktı. Ama model nur topu gibi pozitif… Neyse ki semptomu yok. O da karantinada. Belki duygusal bir şey başlayacaktı, aramıza korona girdi.

Model Diogo Fedrizzi… Brezilyalı değil mi? Evet ama burada yaşıyor. Abisi de Hadise’nin klibinde oynamış. Ona da bulaştı. Yazışıyoruz. Dün ona da ilaçlar falan götürmüşler.

Klip sırasında bir yakınlaşma oldu mu? Magazin dedikoduları doğru mu diye sorsak? O kadar ağız ağıza rol yaparken insanın kalbi atmıyor değil. Yemin ediyorum inanın; bu çekimler sırasında setlerde başlayan aşkları anladım. Bu çocukla 4-5 bölüm dizi çeksem kapısında çiçeklerle otururdum (gülüyor). Salgın bitsin bakalım ne olacak!

Çok rahat konuşuyorsunuz, bu kadar rahat ve samimi konuşmayı seviyor musunuz? Seviyorum. Ama her şeyin yeri var. Neyi nerede söyleyeceğimi biliyorum. Kimsenin şahsına da küfretmiyorum. Benimkiler bir nida gibi…

Yıllardır sana ‘ çılgın bir kişiliğe sahip ’ diyorlar. Katılıyor musun?  Ben ilkokulda da böyleydim. Şu an hayatımın en sakin dönemindeyim. Benimki çılgınlık ya da delilik değil, özgürlük.

Nasıl bir özgürlükten bahsediyorsun?  El âlem ne der korkusu yaşamadan istediğim şeyi söylüyorum. Haftada üç kere linç edilsem de değişmiyorum. Herkesin salonunda konuştuğu şeyleri biraz törpüleyerek insan içinde konuşuyorum diye deli mi oluyorum? Hayır.

Kıskanılıyor musun? Evet… Herkesin kıskandığı özgür bir kız…

Hak ettiğin yerde misin? Şu an değilim. Evde olmak yerine klipteki Brezilyalı modelle yemekte olmalıydım (gülüyor). Ben koronayı hak etmedim ya!

Çapkın mısın? Çok. Bütün erkek arkadaşlarım “İyi ki erkek değilsin, aç kalırdık” der.

Zor bir kadın olduğunu söylediğiniz zamanlar oluyor.  Bundan dolayı ön yargılı davrananlar olabilir mi? Mesela erkekler? Zorum doğru… Aslında çok ‘Dediğim dedik’ kafadayım. Bana akıl verilmesini sevmiyorum. ‘En iyisini ben bilirim’ kafasından dolayı ben de, insanlar da yıprandı. Artık öyle değilim. Kalbi yorulur mu insanın? Yoruldum.

Yorgunum’ diyorsun, gönül kapılarını aşka kapattın mı?  Yok, kapatmadım. Tekrar bir insan tanımak bile çok yorucu.  Ben bir kere çok güzel bir aşk yaşadım. İnsan kıyaslıyor, arıyor… Şahıs olarak olmasa da, yaşadığı duyguları arıyor ve özlüyor.  Artık aramıyorum. Aşk gelirse gelir. Belki bir romantik film gibi olur. Çarpışırız, kitaplarımız yere düşer. (gülüyor) Kalbim hep açık ama rafta. Ben zehir gibi bir şeyim. Hayatıma giren insanların hayatına zehir gibiyim. Kontrolcüyüm.  Çok güzel aşktı yaşadığım. Onun gibi olacaksa olsun, olmayacaksa olmasın.

Sonsuz aşka inanır mısınız? Sizce var mı böyle bir şey? Var.. Kerem ile Aslı, Romeo ile Juliet… Aşk bence iki yıl süren bir hastalık. Ondan sonrası dostluk, saygı sevgi, şefkattir. Bir sonra ki cümlesini biliyorsan ama batmıyorsa bu sevgi ilişki gidiyor.

Tavlanmam Tavlarım diyorsunuz… Doğru mu? Her zaman tavlarım. Hiçbir zaman biri beni tavlamadı. Flört beni besliyor. Allah yaratmış, ben de bakacağım, gidip konuşacağım tabii. Pas verirse ne âlâ, pas vermezse Mualla…

Bir kere evlendin, bir daha evlenir misin? Büyük konuşmayayım. Bugün ‘evlenmem’ der, yarın Brezilya’da düğün yaparım.

Şarkıda “Gözün arkada kaldıysa önünü göremezsin” diyorsun. Senin gözün hiç arkada kaldı mı? Kaldı. Ama geçmişte yaşamak içten içe insanı yiyen bir hastalıkmış, onu anladım.

Son dönemlerde çektiğin kliplerinde seni çok cesur bulanlar var… Katılıyor musnuz? Bu, unuttuğunu söylese de aslında adamın şehvetinden, aşkından geberdiğini anlatan bir kadının şarkısı. Ben de klipte adamı kendime çekip kokluyorum diye bu söylentiler… Hemen tu kaka mı oluyorum? Bunda ne var? Mis gibi klip oldu valla.

Son dönemde neleri dert ediyorsun? Para ve sağlık… Aç değilim, açıkta değilim ama hayatımı küçülttüm.

Nasıl? İnsanlar ‘fakir edebiyatı’ diye kızıyor, haklılar. Ama ben tek değilim ki, bir ekibimiz var. Ve önümü göremiyorum. Seninle pandeminin başında yaptığımız video röportaj sırasında Maslak’ta hayvan gibi terası olan dubleks bir dairede yaşıyordum. Baktım aidat, kira… E kazanmıyorum. Fulya’da küçük bir eve taşındım.

Pop müzikte neden eskisi gibi hit yok? Tükettik. Besteciler de söz yazarları da tükendi. Bir de yeni trendler var. Müziği sosyal medya kullanıcıları yönlendiriyor. Şarkılar ‘TikTok’ta patlıyorsa patlıyor. Genç nüfus orada.  Ha biz popçular da güzel şarkıları çıkarıyor muyuz? Hayır. Rezalet. Benim de rezalet şarkılarım oldu ama bu son şarkılarım öyle değil.

Geçmişten mesela içinde bulunduğumuz yıllardan farkı nedir geçmişin veya 90’ların diyelim? Sosyal medya farkı …  Teknoloji bugün ki gibi değildi. Yoktu hatta… Sokakta oynardık.  Ben kaset almak için para biriktirirdim. Şimdi herkes bilir kişi… Herkes müzikten anlayan biri gibi. Çıkıyor, ‘Olmamış’ diyor. Duygu yoğunluğu diye bir şey yok. Tamamen Fast food kültürü geldi hayatın içine  yerleşti.  Sosyoloji mezunuyum hayatı, yaşananları ve yaşayanları çok net okuyabiliyorum. fast food hayatımızda maalesef. Şarkılarda da ruh bekleme. Şimdi rap furyası var mesela. Ben çok severim ayrıca. 1-2 işim şarkısı güzel diye herkes rap yapıyor. Ben mesela ekipten biri, ‘Süper olmuş’ dediğinde inanmıyorum. ‘Stockholm Sendromu’ şu an diyorum. O yüzden işimin içinde olmayan insanlara dinletmeyi tercih ediyorum şarkılarımı.

 Yeni şarkıların; ‘Senin Hastan’ ve ‘Güz Dönümü’nün farkları ne? ‘Güz Dönümü’ beni kariyerimde en etkileyen şarkı. ‘Senin Hastan’ da A’dan Z’ye kalite. Bir de artık “Bunda ekmek var. Bu şarkı tutar” demeyi bıraktım. Beni mutlu etmeyecek şarkıyı artık yapmam.

Bazı şarkıcıları herkes sever. Seni bazıları çok seviyor, bazıları da senden nefret ediyor. Bunu neye bağlıyorsun? “Severiz onu” denilenlerden star oluyor mu? Dünyanın, Türkiye’nin starlarına bakın. Mesela Hülya Avşar…  Kıskananı çok.  Michael Jackson, Madonna… Kulp bulmak isteyen herkese bulur. Bunlar star…  Ama etliye sütlüye dokunmayan, aynı ses rengindeki popçular star değil maalesef.

Sizce star mısınız ? Hayır, değilim. Ben bir karakterim, bir tane de benim gibi lazım (“Canım İrem” diyerek kendini öpüyor).

Titiz detaycı bir tarafınız var. Temizlik halen takıntı halinde mi ? İşim konusunda detaycıyım.  Temizlik takıntım halen biraz var. Ama eskisi kadar değilim. Hiçbir şey kalmadı onlardan.

Nedir onlar?  Bir tane çay kaşığı pis olsa uyuyamazdım. Her şey nizamlı olacak. Artık öyle takıntım yok. Bir ay sonra ki konserin valizini hazırlıyordum. Adana valizi, Antalya valizi gibi sıralı duruyordu. Böyle hayat mı olur?

Günümüzde hayat çok değişti. Salgın hastalıklar vd.  Hayatla ilgili hedeflerinizi sorsak ne dersiniz? Hayatın cılkı çıkmadan ölmek… Hedef değil ama kimseye muhtaç olmadan ölmek. Kimseye yük olmak istemem. Zaten başarmak istediklerimin çoğunu başardım. Ama elbette hedeflerim halen var. Son yıllarda yaşadıklarımdan sonra tek isteğim günüm güzel geçsin, huzurla geçsin, birilerine yardım edeyim. Kafamı yastığa koyduğumda ‘Birini istemeden üzdüm mü?’ şüphesi olmasın kafamda. Salgın bitsin dünya huzura kavuşsun yeniden bir arada eğlenebildiğimiz güzel konserler vermeyi isterim. Kendim de yazıp, çizmek istiyorum.

Korkularınız var mıdır? Kimin yoktur ki? Korkularım hep vardır.  İşimle ilgili kariyer planlaması adına da sağlık adına da hep olur.

Kariyer adına derken?  Her zaman ya da sürekli lale devrinin yaşanamayacağını biliyoruz. 10  yıldır piyasadayım. Ben inanılmaz patlayarak çıktım. Bir Mirkelam, bir bendim herhalde. 100 milyon dinlenmeler…. Popülerite alışınca durağanlaşıyor çünkü yeniler geliyor. Bu durağanlığa alışmada bir süreç… Bu duruma da alıştım. Memleket sürekli İrem Derici mi dinleyecek? Sadece sahnede gürül gürül söylüyorum günün birinde bunu kaybetmekten korkarım ki salgın sürecinde bunlar hep kısıtlandı.

Sosyal medya ile aranız nasıl? Orada Ata sporumuzu yapıyorum, cehaletle savaşıyorum. Ne yapsa tutuyor. Reklamlarda oynadı. Jüri yaptı yazalım diyorlar. Dünya eve kapandı. Biz de kapandık. Evde iken bu konuya da vakit ayırıp ilgilendiğim oluyor. Eskiden böyle her yerden her konuda yürüyenlere  cevap vermiyordum. Onlar da kendini bilgili, otorite kabul ediyorlardı. Ama baktım ki; bu gibi insanlara “sükût altın” değil, tam tersine “ atıp tutmak hakkındır” gibi algılıyorlar. Sessizliğiniz cevap vermeme süreciniz sürdükçe her kes kendini bir şey sanmaya başlıyor. Kimse kimseye istediğini yazamaz. Söyleyemez. Ben de gereğini yapıyorum. Niye cvp. Vermeyeyim. İçinde yaşadığımız döneme bakın. Her gün ağzımızda maske ile yaşarken, bu gece ölsem ben bu hayatta yapacağımı yaptım derim. İçim rahat, kafam rahat, senden ne haber derim.

Kadın meclis üyelerine çiçekli tebrik

Kadın meclis üyelerine çiçekli tebrik

Kadıköy Belediye Meclisi 7 Aralık tarihli gündem toplantısını, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 86’ncı yıl dönümü olan 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’nü kutlayarak açtı.

Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı kadın meclis üyelerini selamlayarak kadınların seçme ve seçilme hakkını elde ettiği 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’nü kutladı. Kadın meclis üyelerine bir mektupla çiçek hediye eden Odabaşı mektubunda “Seçme ve seçilme hakkını kullanarak üstlendiğiniz görevinizde, sizinle aynı koltukları paylaşmaktan mutlu ve gururluyum. Şiddetten arınmış, demokratik, çoğulcu ve çağdaş bir ülkede yaşamamızın teminatının kadınların siyasette varoluşuyla mümkün olacağına inancım, her zamankinden daha güçlü.” sözlerine yer verdi.

İşinin ve işyerinin etkilendi diyenlerin oranı %70

İşinin ve işyerinin etkilendi diyenlerin oranı %70

Ipsos’un gerçekleştirdiği Salgın ve Toplum araştırmasının 33. Döneminden derlenen verilere bakıldığında; “Çalışanlara, Kasım ayında açıklanan yeni kısıtlama kararlarından işinin veya işyerinin etkilenip etkilenmediği”de soruldu.

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de salgın vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor.  Araştırmanın 33. Döneminden derlenen verilerle;

  • Çalışanların kısıtlamalardan etkilenip etkilenmediği
  • İstanbulluların salgına bakışı, salgınla ilgili getirilen kısıtlamaları destekleyip desteklemedikleri
  • Toplumda İstanbul’a giriş-çıkışların kısıtlanması konusunda bir beklenti olup olmadığı değerlendiriliyor…

Çalışanların %70’i işi/işyerinin kısıtlamalardan etkilendiğini belirtiyor

Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması’nda çalışanlara, “Kasım ayında açıklanan yeni kısıtlama kararlarından işinin veya işyerinin etkilenip etkilenmediği” soruldu. Verilen yanıtlar incelendiğinde; Çalışanların %70’i; işi/işyerinin bu kısıtlamalardan çok fazla veya kısmen etkilendiğini belirtiyor. Bu soru dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan İstanbul için de sorulduğunda sonuçların oldukça benzer olduğu görülüyor.  İstanbul yanıtlarının detayına bakıldığında ise rakamlar; %30 çok etkilendiğini, %41 ise kısmen etkilendiğini dile getiriyor. 

İstanbullular, Türkiye Geneline Kıyasla Virüsü Kendileri ve Aileleri için Daha Ciddi Bir Tehlike Olarak Görüyor.

Ipsos’un yaptığı araştırmada; İstanbul halkının salgınla ilgili değerlendirmelerini ve deneyimleri de daha detaylı ortaya koyuluyor. Koronavirüsün kendileri ve aileleri için tehlike oluşturduğunu düşünenlerin oranı ülke genelinde oldukça yüksek. Toplumun %57’si ciddi bir tehlike olduğu görüşünde… Bu oran, İstanbullular arasında daha da yüksek (%65). Virüsün kısmen tehlike oluşturduğunu düşünenlerle beraber oran %90 seviyesine çıkıyor.

Salgının Gidişatının Kötü Gittiğini Düşünenler Ağırlıkta. İstanbul Halkı, Ülke Geneliyle Benzer Görüşte. Ipsos’un araştırmasında; vatandaşlara ülkemizde koronavirüsle mücadelenin gidişatına dair değerlendirmeleri soruldu.  Gidişatı kötü bulanlar %47, çok kötü bulanlar ise %25. Diğer bir ifadeyle her 10 kişiden 7’si gidişatın kötü veya çok kötü olduğunu düşünüyor. İstanbul halkı da ülke geneliyle benzer bir değerlendirme yapıyor.

Toplumda İstanbul’a Giriş-Çıkışların Kısıtlanması Beklentisi Hakim… İstanbullular Bu Uygulamayı Daha Fazla Destekliyor. Araştırmanın gerçekleştirildiği dönemde ülkemizde vaka sayısının ortalama 30bin olduğu açıklandı. Vatandaşların salgının hız kazanmasıyla beraber daha geniş kapsamlı kısıtlama beklentisi içine girdiği ortaya çıkıyor. Toplumun %80’i İstanbul’da giriş çıkışlara kısıtlama getirilmesi gerektiğini savunuyor. İstanbul halkı bu fikri daha da fazla destekliyor. %84, İstanbul için giriş-çıkış kısıtlaması getirilmesini söylerken, buna karşı çıkanların oranı %9 ile sınırlı kaldı.

Okulların Kapatılma Kararı Ülke Gelinde Destek Görüyor. İstanbul’da Destek Düzeyi Daha Yüksek.. Salgın sürecinde eğitimin nasıl devam edeceği ülkemizin en önemli konu başlıklarından birisi oldu. 31 Ağustos’ta uzaktan eğitimle başlayan yeni eğitim-öğretim yılı, 21 Eylül’de kademeli olarak yüz yüze eğitime geçiş yapılması kararıyla devam etti. Çocukların okula gidip gitmemesi ebeveynlerin tercihine bırakıldı. Ancak; yeni alınan bir kararla ara tatilden sonra okula dönülmeyeceği, tekrar uzaktan eğitime geçileceği açıklandı. Bu son karara ilişkin kamuoyunun yaklaşımını sorduğumuzda %77’si bu kararı doğru bulduğunu ifade ediyor. Karara karşı çıkanlar toplumun %15’ini oluşturuyor. İstanbul halkı, okulların kapanması kararına daha fazla destek veriyor. %83 bu kararın doğru olduğu görüşünde. Nüfus yoğunluğu, okula servisle gidip gelen veya toplu taşıma kullanmak zorunda kalan öğrencilerin sayısının İstanbul’da yüksek olması gibi etkenler bu görüşü İstanbul için daha güçlendirmiş olabilir.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde;

Korkutucu seviyelere ulaşmış olan günlük vaka sayıları hepimizi tedirgin ediyor, vatandaşlarımız gidişattan memnun değiller. Uzun zaman sonra yeniden ülke olarak sokağa çıkmadığımız bir hafta sonunu geride bıraktık. Salgınla mücadele tedbirleri geniş destek buluyor. Tabi bu önlemlerin faydalarını ancak önümüzdeki günlerde görebiliriz. Sağlık Bakanı geçtiğimiz günlerde İstanbul’daki vaka sayısında %25 düşüş gözlemlendiğini ancak mücadelenin devam etmesi gerektiğini belirtti. Ülke olarak endişeliyiz ancak İstanbul’da yaşayanların endişe düzeyi Türkiye genelinden de yüksek. Okulların uzaktan eğitime geçmesi uygulaması gibi tedbirlere İstanbul’da daha fazla destek var. İstanbul nüfus yoğunluğu nedeni ile salgın ile mücadelede çok özel bir konuma sahip, çalışan kesimin yaşadığı tüm olumsuz etkilere rağmen Türkiye genelinde her on kişiden sekizi İstanbul’a giriş çıkışa sınır getirilmesi fikrini paylaşıyor, hatta İstanbullular arasında bu oran biraz daha yüksek” dedi.

Türkiye’nin yarıotomatik traktörü

Türkiye’nin yarıotomatik traktörü

TürkTraktör’de üretilen yarı otomatik şanzımanlı Case IH Farmall M serisi dünya çiftçilerinin kullanımına sunuluyor.

Case IH Farmall A Serisi traktörler, ‘Türkiye’nin ilk yerli yarı otomatik şanzımanlı traktörü’ olarak 2019 yılından beri çiftçilere sunuluyor. Case IH’in son 5 yılda pazara sunduğu 7 yeni seri arasında yer alan bu traktörler, Farmall M serisi olarak, dünyanın tarımdaki öncü pazarlarına ihraç edilmeye başlanıyor.

TürkTraktör Genel Müdürü Aykut Özüner, Case IH Farmall M’in ihracatı ile ilgili açıklamasında, “TürkTraktör olarak yerli üretimimiz ve 130’dan fazla ülkeye gerçekleştirdiğimiz ihracatımız ile ekonomiye katkı sağlamaya devam ediyoruz. ‘Türkiye’nin ilk yerli yarı otomatik şanzımanlı’ traktörlerini Case IH Farmall M serisi ile, dünya tarımının hizmetine sunarken, hem yerli üretimin hem de ihracatımızın gücünden aynı anda yararlanıyoruz” yorumunu yaptı.

The Ritz-Carlton, İstanbul’da yılbaşına özel ayrıcalık

The Ritz-Carlton, İstanbul’da yılbaşına özel ayrıcalık

The Ritz-Carlton, İstanbul, yeni umutlar ve dileklerle yeni bir yılı karşılıyor. Misafirlerini yılbaşı gecesine özel ayrıcalıklı konaklama seçenekleriyle karşılayan otel; isteyene eşsiz manzarasıyla adeta bir İstanbul sergisine ev sahipliği yapan odalarında, isteyene ise tüm hijyen ve sosyal medya kurallarının uygulandığı ortak alanlarında özel bir konaklama deneyimi vadediyor.

İstanbul’un kozmopolit mirasının konut ortamını vurgulayan desen, mermer ve pastel tonların karışımıyla yansıtıldığı The Ritz-Carlton, İstanbul 23 süit ve 57 kulüp odası dahil olmak üzere 243 odasıyla konaklama deneyimini yaşatıyor.

Yeni yılın unutulmaz lezzetlerle karşılanacağı brunch, konaklama, hamam ve sauna kullanımlı ‘Festival’ seçeneğinin yanı sıra; konaklama, yeni yıl brunch’ı, özel olarak hazırlanan ve sınırsız içeceğin de sunulduğu yılbaşı yemeği, hamam ve sauna kullanımını da içeren ‘Sonsuzluk’ adındaki alternatif de deneyim ayrıcalıkları arasında yer alıyor. ‘İhtişamlı’ konaklama seçeneği ise konaklama, yılbaşı yemeği ve yeni yıl brunch’ının yanı sıra ‘couple suit’ masaj hizmetini de içeriyor. Seçeneklerini misafirlerine odalarda ya da ortak alanlar da sunan otel, misafir kullanımına sunulan restoranları dahil tüm ortak mekanlarda hijyen protokollerini uygulayarak, oturma ve yemek düzeninde sosyal mesafe kuralına uyulmasını sağlıyor.

Bu özel gece için dekore edilen The Ritz-Carlton, İstanbul Gala Yemeği için Executive Şef Selami Güleryüz ve ekibinin özenle hazırladığı yılbaşı menüsüyle misafirlerini bekliyor.

Yeni yılın ilk gününde ise Farm to Brunch adındaki konsept ile Atelier Real Food misafirlerini yılın ilk brunch’ına davet ediyor. Pek çok lezzetin hem göze hem damağa hitap ettiği brunch’ta birbirinden farklı ve ev yapımı lezzetlerle, dünya mutfaklarından örnekler sunuluyor.

Hijyen protokollerinin alındığı ve ‘safe tourism’ sertifikasına sahip otel, tüm konaklama ayrıcalıklarını, sosyal mesafe koşullarına uygun bir şekilde ve kısıtlı sayıda ziyaretçi ile gerçekleştiriyor.

The Ritz-Carlton, İstanbul Hizmeti Evinizde

The Ritz-Carlton İstanbul konaklamanın yanı sıra özel hediyeleriyle yansıttığı ve temsil ettiği hizmet ayrıcalığını misafirlerinin evinde de yaşatıyor. Yeni yıla girerken otel, misafirlerinin sevdikleri, iş ortakları ve çalışanlarıyla paylaşması için deneyimli The Ritz-Carlton, Istanbul şeflerinin sizin için özenle hazırladığı lezzetleri keşfetmeye davet ediyor. ‘Lezzete Davet Hediye Kutuları’nda yılbaşı sofralarında Ritz dokunuşu yaratacak seçenekler yer alıyor. Otel aynı zamanda deneyimli mutfak ekibi tarafından hazırlanan hindi servisiyle de öne çıkıyor.

The Ritz-Carlton İstanbul’da misafirler, otelin sıcak misafirperverliği ile kişiye özel hizmetin öne çıktığı bir anlayışla yeni yılı kusursuz bir şekilde karşılıyor.

Detaylı bilgi ve rezervasyon: 0212 334 41 88