Yazılar

Güneş Lekelerinden Korunmanın En Etkili Yöntemleri

Liv Hospital Ulus Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf: “Güneş lekelerini önlemenin en etkili yolu, doğru korunmayı yılın her günü alışkanlık haline getirmektir” diyor.
Yaz aylarında güneşin etkisinin artmasıyla birlikte cilt lekeleri de en sık karşılaşılan dermatolojik sorunlar arasında yer alıyor. Ancak güneş lekeleri yalnızca plajda geçirilen saatlerin sonucu değil. Günlük yaşamda maruz kaldığımız ultraviyole (UV) ışınları, görünür mavi ışık, yüksek ortam sıcaklığı ve uzun süreli ekran kullanımı da özellikle leke oluşumuna yatkın kişilerde ciltte renk düzensizliklerini tetikleyebiliyor. Liv Hospital Ulus Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerinin oluşumunu önlemenin tedavi etmekten çok daha kolay olduğunu belirterek, bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış korunma yöntemlerini paylaşıyor.

Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf

Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf

Güneş koruyucu kullanımı yazın değil, yılın her günü gerekli
Güneşten korunmanın temelini doğru güneş koruyucu kullanımı oluşturuyor. Güneş koruyucuların yalnızca tatilde veya deniz kenarında değil, günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olması gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, en az SPF 50 koruma faktörüne sahip geniş spektrumlu ürünlerin tercih edilmesini öneriyor.
Koruyucunun etkili olabilmesi için dışarı çıkmadan yaklaşık 30 dakika önce uygulanması gerektiğini belirten Dr. Caf, yeterli miktarda kullanımın da en az ürün seçimi kadar önemli olduğunun altını çiziyor.
“Toplumda en sık yapılan hata güneş kremini çok ince tabaka halinde uygulamaktır. Yüz ve boyun bölgesi için ‘iki parmak kuralı’ olarak bilinen miktarda ürün kullanılmalı ve koruyucunun etkinliği gün boyunca devam etsin diye her 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Terleme, yüzme veya havuz sonrası ise beklemeden tekrar uygulanmalıdır.”
Renkli güneş koruyucular leke eğiliminde avantaj sağlayabiliyor
Özellikle melazma ve güneş lekelerine yatkın bireylerde görünür ışığın da pigment üretimini artırabileceğini belirten Dr. Caf, bu nedenle demir oksit içeren renkli güneş koruyucuların önemli bir avantaj sunduğunu ifade ediyor.
“Telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarından yayılan görünür mavi ışık da bazı kişilerde lekelenmeyi tetikleyebilir. Demir oksit içeren renkli güneş koruyucular, yalnızca UV ışınlarına değil görünür ışığa karşı da ek koruma sağlayarak özellikle leke tedavisi gören hastalarda daha başarılı sonuçlar elde edilmesine katkıda bulunur.”
Antioksidanlar cildi hücresel düzeyde destekliyor
Güneşten korunmanın yalnızca dışarıdan uygulanan ürünlerle sınırlı olmadığını belirten Dr. Caf, sabah rutinine eklenecek antioksidan içeriklerin de önemli katkı sağlayabileceğini söylüyor.
“C vitamini ve ferulik asit gibi güçlü antioksidanlar, güneş öncesinde kullanıldığında serbest radikal oluşumunu azaltarak cildin doğal savunmasını güçlendirir. Bu içerikler güneş koruyucunun yerine geçmez ancak koruyucu etkinliği destekleyen ikinci bir savunma hattı oluşturur.”
Bazı takviyeler dermatolog önerisiyle kullanılabilir
Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların, ağızdan kullanılan bazı bitkisel desteklerin de güneş hasarına karşı koruyucu etkiler gösterebildiğini ortaya koyduğunu belirten Dr. Caf, özellikle Polypodium leucotomos (eğrelti otu özü) içeren preparatların dermatolog önerisiyle kullanılabileceğini ifade ediyor.
“Bu tür destek ürünleri serbest radikallerin neden olduğu hücresel hasarı azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak hiçbir takviye ürünü güneş koruyucunun yerine geçmez. Gerektiğinde, dermatolog kontrolünde koruyucu yaklaşıma destek olarak değerlendirilmelidir.”
Fiziksel korunma hâlâ en güçlü savunmalardan biri
Teknolojinin sunduğu imkanlardan da yararlanılması gerektiğini söyleyen Dr. Caf, günlük UV indeksinin takip edilmesini ve özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu saatlerde açık havada uzun süre kalınmamasını öneriyor.
“UV indeksinin yüksek olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında güneş maruziyetini mümkün olduğunca sınırlandırmak gerekir. Ayrıca su ve kum güneş ışınlarını yansıtarak cilde ulaşan UV miktarını artırabilir. Bu nedenle yalnızca güneş kremine güvenmek yerine geniş siperlikli şapka kullanmak, UV korumalı güneş gözlüğü takmak ve sık dokunmuş kıyafetler tercih etmek en etkili korunma yöntemleri arasında yer alır.”
Güneş lekelerinden korunmak için öneriler
• En az SPF 50, geniş spektrumlu güneş koruyucu kullanın.
• Güneş kremini dışarı çıkmadan 30 dakika önce uygulayın.
• Yüz için “iki parmak kuralı” kadar ürün kullanın.
• Koruyucunuzu her 2-3 saatte bir ve yüzme veya terleme sonrasında mutlaka yenileyin.
• Leke eğiliminiz varsa demir oksit içeren renkli güneş koruyucuları tercih edin.
• Sabah rutininize C vitamini ve ferulik asit gibi antioksidan içerikleri ekleyin.
• Dermatoloğunuz uygun görürse ağızdan alınan koruyucu takviyelerden faydalanın.
• Günlük UV indeksini takip edin ve güneşin en yoğun olduğu saatlerde açık havada uzun süre kalmayın.
• Şapka, UV korumalı gözlük ve koruyucu giysiler kullanarak fiziksel korunmayı ihmal etmeyin.
Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerinin oluşmadan önlenmesinin hem estetik hem de cilt sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirterek şu değerlendirmede bulunuyor: “Güneşten korunma yalnızca yaz aylarına özgü bir alışkanlık değildir. Düzenli güneş koruyucu kullanımı, doğru cilt bakımı ve fiziksel korunma yöntemleri birlikte uygulandığında hem güneş lekelerinin hem de erken cilt yaşlanmasının önüne geçmek mümkündür.”

#GüneşLekesi #Dermatoloji #SPF50 #CiltSağlığı #Antioksidan #GüneşKoruyucu #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

 

Turizm ve Kültürel Bağları Güçlendirecek Yeni Deniz Ulaşımı

Türkiye’nin deniz ulaşımındaki öncü markalarından İDO, uluslararası sefer ağını genişletmeye devam ediyor. 17 Temmuz 2026 itibarıyla Balıkesir’in önemli turizm merkezlerinden Akçay ile Yunanistan’ın Midilli Adası arasında düzenli seferler başlayacak.

Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve Akçay Belediyesi iş birliğiyle hayata geçirilen yeni hat, bölge turizmine ivme kazandırmayı, yerel ekonomiye katkı sağlamayı ve iki yaka arasındaki sosyal-kültürel bağları güçlendirmeyi hedefliyor. Yaklaşık 90 dakika sürecek yolculuklarla iki nokta arasında hızlı, konforlu ve güvenli ulaşım imkânı sunulacak.

Sefer Programı

  • Yaz sezonu boyunca Çarşamba, Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri karşılıklı seferler düzenlenecek.
  • Akçay’dan kalkış: 07.30
  • Midilli’den kalkış: 17.00
  • Seferler 27 Eylül 2026 tarihinde sezonu kapatacak.

İDO Genel Müdürü Dr. Murat Orhan, yeni hattın yalnızca ulaşımı kolaylaştıran bir yatırım olmadığını, aynı zamanda Kuzey Ege’nin turizm hareketliliğine katkı sağlayarak iki ülke arasındaki kültürel bağları güçlendireceğini vurguladı.

Yeni hattın, hem Türkiye’den Midilli’ye seyahat edecek yolculardan hem de adadan Balıkesir ve çevresini ziyaret edecek turistlerden yoğun ilgi görmesi bekleniyor. İDO, bu yatırımla uluslararası deniz ulaşımındaki büyümesini kararlılıkla sürdürüyor.

#İDO #AkçayMidilli #DenizUlaşımı #KuzeyEgeTurizmi #BalıkesirTurizm #MidilliSeferleri #UluslararasıHat #PauseDergi  #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Haziran’a Özel Serinletici Lezzetler Kahve Dünyası’nda

Kahve Dünyası, Haziran ayına özel hazırladığı Orman Meyveli Dondurma ve Orman Meyveli Milkshake ile yazın enerjisini mağazalarına taşıyor. Çilek, böğürtlen, frambuaz ve yaban mersini aromalarının buluştuğu bu özel seri, sıcak günlerde serinletici bir deneyim arayanların favorisi olmaya aday.

Marka tarihinde ilk kez üretilen Orman Meyveli Dondurma, ferahlatıcı yapısıyla öne çıkarken; milkshake ise kremsi dokusuyla günün her anına keyifli bir mola eşlikçisi oluyor. Canlı renkleri ve meyvemsi aromalarıyla yazın enerjisini yansıtan bu lezzetler, sınırlı süreyle Türkiye genelindeki Kahve Dünyası mağazalarında misafirlerini bekliyor.

 

 

#KahveDünyası #OrmanMeyveliDondurma #Milkshake #YazLezzetleri #SerinleticiTatlar #HaziranÖzel #GurmeHaber #PauseDergi #İstanbulGastronomi #TatlıSeverler #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Uzun yolculuklar hamilelikte risk oluşturabiliyor!

Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte uzun saatler süren uçak, otobüs ve otomobil yolculukları, anne adayları için bazı sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor. Bu nedenle seyahat öncesinde ve yolculuk sırasında alınacak önlemler hem anne adayının hem de bebeğin sağlığının korunmasında büyük önem taşıyor.  Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ecem Eren hamilelik döneminde yapılan seyahatlerin her zaman gebeliğin haftasına, anne adayının genel sağlık durumuna ve mevcut risk faktörlerine göre değerlendirilmesi gerektiğini belirterek “Sağlıklı ilerleyen bir hamilelikte, doktor onayıyla planlanan ve gerekli önlemlerin alındığı seyahatler güvenli şekilde gerçekleştirilebiliyor. Ancak özellikle aşırı sıcak ve nemin hakim olduğu yaz döneminde; sıvı kaybı, tansiyon değişiklikleri, halsizlik ve dolaşım problemleri gibi bazı riskleri beraberinde getirebiliyor” diyor. Anne adaylarının alacakları basit ama etkili önlemlerle hem kendi sağlıklarını hem de bebeklerini koruyabileceklerini belirten Dr. Eren, hamilelikte güvenli yolculuğun 7 kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Ecem Eren

Dr. Ecem Eren

Seyahat öncesi doktor kontrolünü ihmal etmeyin

Her hamilelik kendine özgü özellikler taşıyor. Bu nedenle seyahat öncesinde mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına danışılması gerekiyor. Özellikle erken doğum riski, tansiyon problemleri, çoğul gebelik veya plasentaya ilişkin sorunlar bulunan anne adaylarında yolculuk planı kişiye özel olarak değerlendiriliyor. Hekim kontrolü sayesinde olası riskler önceden belirleniyor ve gerekli önlemler alınabiliyor.

Bol sıvı tüketmeye özen gösterin

Aşırı yaz sıcaklarında artan sıvı ihtiyacı nedeniyle su tüketimi daha da önem kazanıyor. Hamilelik döneminde oluşabilecek sıvı kaybı; halsizlik, baş dönmesi ve dolaşım problemlerine neden olabiliyor. Bu nedenle yolculuk boyunca düzenli aralıklarla su içilmesi büyük önem taşıyor. Kafeinli ve aşırı şekerli içeceklerden kaçınarak, su, ayran ve mineral desteği sağlayan sağlıklı içecekler tüketilmesi gerekiyor.

Uzun süre hareketsiz kalmayın

Özellikle otomobil, otobüs ve uçak yolculuklarında uzun süre aynı pozisyonda oturmak bacaklarda şişlik ve pıhtılaşma riskini artırabiliyor. Bu nedenle her 1-2 saatte bir kısa yürüyüşler yapılması, bacakların hareket ettirilmesi ve basit esneme egzersizlerinin uygulanması öneriliyor. Düzenli hareket, kan dolaşımının desteklenmesine yardımcı oluyor.

Emniyet kemerini doğru şekilde kullanın

Araç yolculuklarında emniyet kemeri kullanımını kesinlikle ihmal etmemek gerekiyor. Kemerin alt kısmı karın bölgesinin üzerinden değil, karın altından ve kalça kemiklerinin üzerinden geçiriliyor. Omuz kemeri ise göğüslerin arasından çapraz şekilde yerleştiriliyor. Doğru kemer kullanımı hem anne adayını hem de bebeği olası kazalara karşı koruyor.

Hafif ve sağlıklı beslenin

Yolculuk sırasında ağır, yağlı ve sindirimi zor yiyecekler mide bulantısı, hazımsızlık ve reflü şikayetlerini artırabiliyor. Bu nedenle taze meyveler, yoğurt, kuruyemiş ve hafif atıştırmalıklar tercih edin. Düzenli ve dengeli beslenme sayesinde enerji seviyesi korunuyor ve yolculuk daha konforlu hale geliyor.

Yol üzerinde yediklerinize dikkat edin

Yolculuk sırasında verilen molalarda tüketilen yiyecek ve içeceklerin güvenilir kaynaklardan temin edilmesi gerekiyor. Özellikle yaz aylarında yüksek sıcaklık nedeniyle uygun koşullarda saklanmayan gıdalarda bakteri üreme riski artabiliyor. Bu durum gıda zehirlenmelerine, ishal ve kusma gibi şikayetlere yol açarak anne adayında sıvı kaybına neden olabiliyor. Açıkta satılan yiyecekler yerine taze hazırlanmış ve hijyenik koşullarda sunulan besinlerin tercih edilmesi, çiğ veya iyi pişmemiş ürünlerden kaçınılması önem taşıyor. Ayrıca ambalajlı ürünlerin son kullanma tarihlerini de mutlaka kontrol etmek gerekiyor.

Acil durumlar için hazırlıklı olun

Seyahat edilen bölgede en yakın sağlık kuruluşunun önceden araştırılması önem taşıyor. Anne adaylarının kullandıkları ilaçları, gebelik takip belgelerini ve gerekli sağlık kayıtlarını mutlaka yanlarında bulundurmaları gerekiyor. Beklenmedik bir sağlık sorunu yaşandığında hızlı hareket edilmesi hem anne hem de bebeğin güvenliği açısından kritik rol oynuyor.

 

 

#HamilelikteSeyahat #AnneAdayları #YazSağlığı #GebelikteDikkat #HamilelikÖnerileri #SağlıkHaberleri #DrEcemEren #GebelikteYolculuk #AnneVeBebek #HamilelikteGüvenliYolculuk #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Tatilde Fıtıklara Karşı 8 Önlem

Yoğun geçen bir çalışma, eğitim ve uzun bir kış mevsiminin ardından hepimizin hayali dinlenmek, yenilenmek ve keyifli bir yaz tatilinde denizin, güneşin keyfini çıkarmak. Ancak bazı sağlık sorunları, tatil planlarını ve tatil günlerini beklenmedik şekilde zorlaştırabiliyor. Kasık, göbek ve karın duvarı fıtıkları da bunların başında geliyor. Günlük yaşamda çoğu zaman hafif bir şişlik ya da ara sıra hissedilen rahatsızlık şeklinde kendini gösteren fıtıklar, özellikle yaz aylarında artan fiziksel aktiviteler, uzun yolculuklar, ağır valiz taşıma ve yüzme sonrası kendisini belli ederek tatil konforunuzu olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle yaz tatiline çıkmadan önce kasık, göbek ve karın duvarı fıtıklarının tedavilerinin mutlaka planlanması gerekiyor. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Mert Tanal, fıtıkların nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Op. Dr. Mert Tanal

Op. Dr. Mert Tanal

  1. Ağır valizler fıtığı büyütebilir: Yaz aylarının gelmesiyle birlikte tatil planları hız kazanırken, kasık fıtığı, göbek fıtığı veya karın duvarı fıtığı bulunan kişilerin seyahat öncesinde bazı noktalara dikkat etmesi gerekir. Çünkü tatile giderken veya tatilde yapılan yanlış bir hareket fıtık şikâyetlerini artırarak acil cerrahi müdahale gerektirebilecek komplikasyonlara yol açabilirler. Tatil hazırlıklarının vazgeçilmezi olan valizler, fıtık hastaları için önemli bir risk oluşturmaktadır. Özellikle ağır yük kaldırmak karın içi basıncını artırarak fıtığın büyümesine ve ağrıların şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Valizlerin mümkün olduğunca hafif hazırlanması, kaldırılması gerektiğinde ise yardım alınması gerekir.

 

  1. Kabızlık ve ıkınmadan kaçının: Seyahatlerde değişen beslenme düzeni ve yetersiz sıvı tüketimi kabızlığa yol açabilir. Kabızlık nedeniyle oluşan ıkınma ise kasık ve karın duvarı fıtıklarının oluşabileceği zayıf noktalarda ek basınç oluşturur. Bu nedenle tatil boyunca bol su içmek, lifli gıdalar tüketmek ve bağırsak düzenini korumak fıtıktan korunmak için oldukça önemlidir.

 

  1. Uzun süre öksürük ve zorlanmalar risk oluşturabilir: Kronik öksürük, ağır egzersizler veya ani zorlanmalar fıtık bölgesindeki basıncı artırabilir. Özellikle yaz aylarında yapılan yoğun spor aktiviteleri veya ağır eşyaların taşınması mevcut fıtığın ilerlemesine neden olabilir. Tatilde fiziksel aktiviteler planlanırken kişinin sağlık durumu mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

 

  1. Denizde ve havuzda ölçülü hareket edin: Yüzme genel olarak güvenli bir aktivite olsa da ani hareketler, yüksekten suya atlama veya karın bölgesini zorlayacak aktiviteler fıtık hastalarında rahatsızlık oluşturabilir. Ağrı hissedildiğinde aktiviteye ara verilmesi ve vücudun zorlanmaması gerekir.

 

  1. Fıtıkta ani ağrı acil durum habercisi olabilir: Kasık veya göbek bölgesindeki şişliğin aniden sertleşmesi, şiddetli ağrı gelişmesi, bulantı-kusma görülmesi ya da şişliğin içeri itilememesi fıtık boğulmasının habercisi olabilir. Bu durum acil cerrahi müdahale gerektirebileceğinden vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir.

 

  1. Kapalı cerrahi ile tatili ertelemeye gerek kalmıyor: Özellikle kasık ve karın duvarı fıtıklarında uygulanan laparoskopik ve robotik cerrahi teknikleri, daha küçük kesilerle ameliyat yapılmasına olanak sağlayarak ameliyat sonrası ağrının azalmasına, günlük yaşama ve iş hayatına daha hızlı dönüşe katkı sağlar.

 

 

  1. Seyahatten önce doktor kontrolünü ihmal etmeyin: Ameliyat önerilmiş ancak henüz operasyon geçirmemiş fıtık hastalarının uzun yolculuklardan önce doktorlarına danışmaları önem taşır. Muayene sırasında fıtığın durumu değerlendirilerek seyahate engel oluşturabilecek riskler belirlenir. Tatilinizi doktorunuzun önerileri doğrultusunda planlamanız gerekir.

 

  1. Doğru önlemlerle güvenli bir tatil mümkün: Fıtık hastalarının tatilden vazgeçmesine gerek yok. Kasık fıtığı, göbek fıtığı ve diğer karın duvarı fıtıkları olan kişiler için tatil yapmak çoğu zaman bir engel oluşturmaz. Ancak ağır yüklerden kaçınmak, karın içi basıncını artıran davranışlardan uzak durmak ve olası uyarı işaretlerini bilmek, tatilin sağlık sorunlarıyla gölgelenmesini önlemeye yardımcı olur. Risk içeren fıtık varlığında ameliyatı olup sonrasında tatile gitmek, tatilin yarıda kesilmesinin önüne geçer.

 

 

#Fıtık #KasıkFıtığı #GöbekFıtığı #SağlıkHaberleri #YazTatili #GenelCerrahi #MemorialŞişli #TatilSağlığı #FıtıkÖnlemleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Limon ve Nane Ferahlığı İlk Kez Sprite’ta

Sprite, Türkiye’deki ilk aromalı ürün inovasyonunu tüketicilerle buluşturdu: Sprite Cool Mint. Limon ferahlığını nane lezzetiyle bir araya getiren yeni ürün, gazlı içecek kategorisinde bir ilke imza atarak raflarda yerini aldı.

Sprite Cool Mint, özellikle yeni tatlar keşfetmeye açık genç tüketicilere hitap ediyor. “Sprite ve nane olur mu?” sorusuna yanıt veren ürün, tüketicilere alışılmışın dışında bir ferahlık deneyimi sunuyor. Lansman, dijitalden açık havaya, influencer iş birliklerinden deneyimleme çalışmalarına kadar uzanan kapsamlı bir iletişim stratejisiyle destekleniyor.

 

 

#SpriteCoolMint #Gazlıİçecek #GıdaHaberleri #İçecekTrendleri #NaneFerahlığı #SpriteTürkiye #YeniTatlar #GençTüketiciler #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Güneş koruyucuyu her 2 saatte bir tekrarlayın!

Güneş ışınları vücudumuzda D vitamini sentezinin yanı sıra ruh sağlığımız ve bağışıklık sistemimiz üzerinde son derece önemli bir rol oynuyor. Ancak, kontrolsüz şekilde güneş altında kalmak cildimizde ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Özellikle açık tenli, açık renk gözlü ve çilli kişiler daha fazla tehdit altında oluyor. Ciltte yanık, kızarıklık ve su toplaması gibi hızlı etkilerinin yanı sıra; kuruluk, ince ve derin kırışıklar, kahverengi ve kırmızı lekeler gibi sonradan oluşan hasarlar da gelişebiliyor. Daha da önemlisi cilt kanserine adeta davetiye çıkarıyor! Üstelik eskiden daha çok ileri yaşların sorunu olan cilt kanseri, incelen ozon tabakası nedeniyle günümüzde 30’lu yaşlarda da daha sık görülüyor. Acıbadem International Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, bu nedenle cildimizi  yaz aylarında güneş ışınlarından mutlaka korumamız gerektiğine dikkat çekerek,  “Düzenli ve yeterli miktarda güneş koruyucu kullanımı, uygun saatlerde dışarı çıkılması, koruyucu kıyafetlerin tercih edilmesi ve bulutlu havalarda dahi tedbirlerin sürdürülmesi cildimizi güneşin zararlı ışınlarından korumak için en etkili savunma yöntemleri arasında yer almaktadır” diyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, zararlı güneş ışınlarından korunmak için almamız gereken önlemleri anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Şenay Ağırgöl

Dr. Şenay Ağırgöl

Bu saatler arasında güneşe çıkmayın

Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı 10.00-16.00 saatleri arasında UV yoğunluğu en yüksek seviyeye çıkıyor. Bu saatlerde alınan ışın miktarının cildin savunma kapasitesini zorlayabildiğini anlatan Dr. Şenay Ağırgöl, ”Dolayısıyla güneşin yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı saatlerde güneşe çıkılmamalı, bu mümkün değilse şapka ve gözlük kullanılmalı ve gölge alanlar tercih edilmelidir” diye konuşuyor.

Güneş koruyucu kullanımını günlük rutine dönüştürün

Cildimizi korumak için dikkat etmemiz gereken bir başka önemli nokta ise güneş koruyucudan düzenli olarak faydalanmak olmalı. Ancak, çoğumuz güneş koruyucuyu yalnızca plaja giderken kullanıyoruz. Dermatoloji Uzmanı  Dr. Şenay Ağırgöl, güneş koruyucu ürünlerin günlük bakımın ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini belirterek,  “Koruyucu ürünün etkili olabilmesi için dışarı çıkmadan yaklaşık 15- 30 dakika önce sürülmesi ve gün içinde yenilenmesi son derece önemlidir. En az SPF 30 koruma sağlayan ürünler UV ışınlarının cilt üzerindeki yıkıcı etkilerini azaltmaya yardımcı olmaktadır” diyor.

Güneş koruyucuyu her 2 saatte bir uygulayın

Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, güneş koruyucuların etkilerinin devam etmesi için genel olarak her 2 saatte bir yenilenmelerini önerirken, şu bilgileri veriyor: “Terleme, denize veya havuza girme, yüzü havluyla kurulama gibi durumlarda ise bu sürenin beklenmeden ürünün tekrar sürülmesi gerekir. Tek seferlik uygulamanın gün boyu koruma sağlamadığı unutulmamalıdır.”

Şapka ve koruyucu kıyafetleri ihmal etmeyin

Güneş koruyucuların yanı sıra almamız gereken başka önemli tedbirler de büyük önem taşıyor. Geniş kenarlı şapkalar yüzü, kulakları ve enseyi korurken uzun kollu ince giysiler de UV ışınlarının cilde doğrudan ulaşma riskini azaltıyor. Bu kıyafetlerin güneş koruyucu özellik taşıması daha etkin koruma sağlıyor.  Fiziksel koruma yöntemleri özellikle uzun süre dışarıda bulunacak kişiler için büyük avantaj sağlıyor.

Gölgede olsanız bile tedbiri elden bırakmayın

Şemsiyenin altında, denizde ya da bir ağacın gölgesinde kaldığımızda cildimizi güneşten koruduğumuz düşüncesine kapılabiliyoruz.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, aslında kum, beton, kumaş, su ve açık renkli yüzeylerin güneş ışınlarını yansıtarak cilde ulaşmasına neden olabildiğine vurgu yapıyor. Dolayısıyla gölgede bulunmak koruyucu önlemleri tamamen bırakmak için yeterli bir gerekçe oluşturmuyor.

Bulutlu havalarda da korunmaya devam edin

Toplumda en sık yapılan hatalardan biri bulutlu havalarda riskin ortadan kalktığını düşünmek. “Oysa UV ışınlarının önemli bir bölümü bulut tabakasını aşabiliyor” uyarısında bulunan Dermatoloji Uzmanı Dr.  Şenay Ağırgöl, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hava kapalı, yağmurlu ya da serin olsa bile cilt güneş ışınlarından etkilenmeye devam eder. Bu nedenle güneş koruyucu kullanımı yalnızca güneşli günlerle sınırlandırılmamalıdır.”

Bol su içerek cildin savunmasını güçlendirin

Güneş altında geçirilen zaman arttıkça vücudun sıvı kaybı da yükseliyor. Yeterli su tüketimi cildin nem dengesinin korumasına yardımcı olurken sıcak havanın oluşturduğu stresin etkilerini azaltabiliyor. Özellikle yaz aylarında susama hissi beklenmeden gün içinde düzenli aralıklarla su içilmesi büyük bir önem taşıyor.

Yetersiz miktar ‘eksik koruma’ demek

 Güneş koruyucu ürünlerin etkili olabilmeleri için vücuda uygulama miktarı da son derece önemli. Ürünlerin yeterli kalınlıkta, ciltte katman oluşturacak şekilde ve ovalamadan uygulanması gerektiğini belirten Dr. Şenay Ağırgöl, “Bu miktar yüz, saçlı deri ve boyun bölgesi için yaklaşık bir tatlı kaşığı veya işaret ve orta parmak olmak üzere 2 parmak olmalıdır. Ense, dudak ile ayaküstü gibi güneş ışınlarının dik geldiği bu bölgeler de ihmal edilmemelidir” bilgisini veriyor. Cildimizi  güneşten etkin koruduğumuzun en önemli işareti ise ciltte güneş sonrası kızarıklık oluşmaması ve cilt tonunun değişmemesi.

 

 

 

 

#GüneşYanığı #CiltSağlığı #Dermatoloji #SPF30 #GüneşKoruyucu #CiltKanseri #SağlıklıYaşam #YazAyları #UVKoruma #GüneştenKorunma #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yaz Aylarında Çocukları Bekleyen 3 Tehlike

Yaz mevsimi çocuklar için tatil, açık hava oyunları ve deniz keyfi anlamına gelse de bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Artan sıcaklık, bozulan besinler ve havuzlardaki yetersiz hijyen koşulları gibi etkenler bazı hastalıkların daha sık görülmesine neden olabiliyor. Sıcak çarpması, yaz ishali ve dış kulak yolu iltihabı, yaz aylarında çocuklarda en yaygın görülen üç önemli hastalığı oluşturuyor. Bu hastalıklar zamanında tedavi edilmediğinde çocukların genel sağlık durumlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel, aslında alınacak olan basit önlemlerle yaz aylarında gelişebilecek hastalıkların önlenebileceğine dikkat çekerek, “Bu önlemler arasında güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği öğle saatlerinde bebekleri dışarı çıkarmamak, daha büyük çocuklarda şapka, gözlük ve güneş kremi kullanmak büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, havuz yerine denizi tercih etmek ve sıcak havalarda riskli gıdalardan kaçınmak da kilit rol oynamaktadır” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel, yaz aylarında en yaygın görülen üç hastalığı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Özlem Altay Yücel

Dr. Özlem Altay Yücel

SICAK ÇARPMASI

Yaz aylarının en tehlikeli sağlık sorunlarından biri olan sıcak çarpması özellikle uzun süre güneş altında kalan, yeterince su tüketmeyen veya kapalı ve havasız ortamlarda bulunan çocuklarda görülüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel, çocuklarda terleme mekanizmasının yetişkinlere göre daha hassas olduğu için vücut ısısının hızlı yükselebildiği uyarısında bulunuyor. Dr. Özlem Altay Yücel, vücut ısısının aşırı yükselmesiyle ortaya çıkan bu tabloda zaman kaybetmeden hekime başvurmanın yaşamsal önem taşıyabildiğine dikkat çekerek, “Sıcak çarpmasının belirtileri arasında yüksek ateş, baş ağrısı, halsizlik, baş dönmesi, bulantı ve bilinç bulanıklığı yer almaktadır. Şüpheli durumlarda çocuğun derhal gölgeye alınması ve tıbbi yardım istenmesi gerekmektedir” diyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00–16.00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkarmayın.
  • Güneş çarpmasının en önemli tetikleyicilerinden biri yetersiz sıvı alımıdır. Dolayısıyla susama hissi olmasa bile bol su içmesini sağlayın.
  • Dışarı çıkarken açık renkli, ince ve pamuklu kıyafetler tercih edin. Bu tür giysiler vücut ısısının dengelenmesine yardımcı oluyor.
  • Dışarı çıkmadan 30 dakika önce en az 30 SPF korumalı güneş koruyucu krem uygulayın. Korumayı her iki saatte bir düzenli olarak yenileyin.
  • Güneş altında uzun süre fiziksel aktivite yaptırmayın, gölge alanlarda oynamasını teşvik edin.
  • Şapka ve güneş gözlüğü kullanımını alışkanlık haline getirin.

YAZ İSHALİ

Yazın gelmesiyle birlikte artan hava sıcaklıkları nedeniyle yaz ishali de çocuklarda oldukça yaygın görülüyor. Yaz ishali mikroplarla kirlenmiş su ve gıdaların tüketilmesi sonucu gelişen bağırsak enfeksiyonu olarak tanımlanıyor. Mikroorganizma barındıran içme suları veya yutulan deniz ve havuz suyu, iyi yıkanmamış çiğ sebze ve meyvelerin yanı sıra sıcakta çabuk bozulan tavuk, deniz ürünleri, et, salata sosları, süt ürünleri ve kremalı pastalar tüketmek ishale neden olabiliyor. 6-12 ay arası bebekler ve 5 yaş altındaki çocuklar bağışıklık sistemleri henüz tam gelişmediği için yaz ishaline daha sık yakalanıyor.  Ani  başlayan ve bazen şiddetli olan bulantı, karın krampları, kusma, halsizlik, iştahsızlık, sulu ve sık dışkılama ile hafif ateşin yaz ishalinin en yaygın belirtileri olduğunu vurgulayan Dr. Özlem Altay Yücel, “24 saati aşan belirtilerde veya küçük bebeklerde ishal ve kusmanın, hayatı tehdit eden dehidratasyona, bir başka deyişle sıvı kaybına neden olabileceği için hekime başvurulması son derece önemlidir” diye konuşuyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Ellerini sık sık sabunlu suyla yıkayın.
  • Açıkta satılan ve riskli gıdalardan (tavuk, sütlü tatlılar, deniz ürünleri) kaçının.
  • Evde hasta birey varsa izole olmasına dikkat edin. Kullandığı tuvaleti mutlaka dezenfekte edin.
  • Besinleri 4 °C ve altında muhafaza edin.
  • Yemekleri günlük olarak tüketin ve tekrar ısıtmaktan kaçının.
  • Temizliğinden emin olduğunuz deniz ve havuzları tercih edin.
  • Deniz ve havuz suyu yutmaması gerektiği konusunda sık sık uyarın.

DIŞ KULAK YOLU ENFEKSİYONU

Dış kulak yolu enfeksiyonu yaz aylarında çocuklarda sık görülen bir diğer sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Deniz ve özellikle havuz suyu içindeki mikroplar, yüzme sonrası dış kulak yolunun ıslak kalması, kulak çubukları ile kulak yolu mukozasının zarar görmesi dış kulak yolu enfeksiyonuna yol açabiliyor. Kulakta tıkanıklık hissi, şiddetli ağrı, akıntı ve hafif işitme kaybı belirtileri arasında yer alıyor. Dr. Özlem Altay Yücel, çocuklarda gelişen bu şikayetlerde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Kulağının nemli kalmamasına dikkat edin.
  • Kulağını temizlerken kulak çöpü kullanmayın. Havluyla dış bölgesini temizleyin.
  • Özellikle havuza girerken silikon kulak tıkaçları veya sıkı bone kullanmasını sağlayın.
  • Temizliğinden emin olduğunuz deniz ve havuzları tercih edin.

 

#YazSağlığı #ÇocukSağlığı #SıcakÇarpması #Yazİshali #KulakEnfeksiyonu #SağlıkHaberleri #AcıbademHastanesi #ÇocuklardaYazRiskleri #GüneştenKorunma #HijyenÖnlemleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Reflü yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor, hatta…

En sık görülen sindirim sistemi hastalıklarından biri olan reflü, toplum tarafından çoğu zaman yalnızca “mide yanması” olarak değerlendiriliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı, ancak uzun süre devam eden reflünün yemek borusunda ciddi hasarlar oluşturabileceğini belirterek, “Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kronik iltihaba ve hasara yol açabilmektedir. Bunun sonucunda ülser ve yemek borusunda daralma gibi sorunlar oluşabilmektedir. Ayrıca, bazı hastalarda Barrett özofagusu olarak adlandırılan hücresel değişikliklerin gelişmesine ve buna bağlı olarak yemek borusu kanseri riskinin artırmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla reflünün erken tanısı ve tedavisi büyük bir önem taşımaktadır” diyor.  Mide yanmasında kontrolsüz mide koruyucu ilaç kullanımına da dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı, “Mide koruyucu ilaçlar hekimin önerdiği süre ve dozda kullanıldığında oldukça faydalıdır. Ancak birçok hasta mideyle ilgili şikâyetlerinde hekime danışmadan yıllarca mide koruyucu ilaçlar almaktadır. Bu ilaçların gelişigüzel kullanımı kemik erimesi, vitamin eksiklikleri ve mide hücrelerinde yapısal değişim gibi ciddi sorunlar oluşturabilmektedir” uyarısında bulunuyor.

Prof. Dr. Samet Yardımcı

Prof. Dr. Samet Yardımcı

Nedeni mide fıtığı olabilir

Mide asidinin yemek borusuna kaçması sonucu oluşan reflünün pek çok nedeni olabiliyor. Obezite, sigara kullanımı ve sağlıksız beslenme en sık görülen sebepleri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı, özellikle mide fıtığının (hiatal herni) reflünün altında yatan önemli nedenlerden biri olabileceğine vurgu yapıyor.  Prof. Dr. Samet Yardımcı, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bazı hastalarda mide fıtığı nedeniyle mide ile yemek borusu arasındaki koruyucu mekanizma bozulmaktadır. Bu durum sadece yanma hissine değil; kronik öksürük, ses kısıklığı, ağız kokusu, gece nefes darlığı hissiyle uyanma ve yutma güçlüğü gibi şikâyetlere de yol açabilmektedir.”

Yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor

Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kalıcı hasar oluşturabiliyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı, bu nedenle özellikle uzun süredir devam eden mide şikâyetlerinde mutlaka hekime başvurmak gerektiğini vurgulayarak, “Bazı hastalarda yıllar süren reflüye bağlı olarak yemek borusunda hücresel değişiklikler gelişebilmektedir. Tedavide gecikildiğinde bu hücresel değişiklikler yemek borusu kanserinin gelişimine neden olabilmektedir. Dolayısıyla, sürekli mide yanması yaşayan kişilerin hekime danışmadan ilaç kullanarak şikâyetlerini baskılamaları son derece yanlıştır” diye konuşuyor.

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

Prof. Dr. Samet Yardımcı, aşağıda yer alan belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmanın son derece önemli olduğunu anlatıyor.

  • Uzun süredir devam eden mide yanması
  • Ağza acı su gelmesi
  • Kronik öksürük ve ses kısıklığı
  • Yemek sonrasında şişkinlik
  • Yutma güçlüğü
  • Sürekli mide koruyucu ilaç ihtiyacı

Tedaviden oldukça başarılı sonuçlar sağlanıyor

Reflü hastalığında yaşam tarzı değişiklikleri ve bazı durumlarda uygulanan cerrahi tedaviyle kalıcı çözüm sağlanabiliyor. Günümüzde reflü ameliyatlarının büyük bir kısmının laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılabildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı, uygun hastalarda oldukça başarılı sonuçlar alınabildiğini vurgulayarak,  “Doğru hasta seçimiyle uygulanan modern reflü cerrahisi uzun süreli ilaç ihtiyacını azaltabilmekte ve yaşam kalitesini ciddi şekilde artırabilmektedir” diyor.

 

#Reflü #MideYanması #MideKoruyucuİlaçlar #SağlıkHaber #SindirimSistemi #MideFıtığı #YemekBorusu #Gastroenteroloji #SağlıklıYaşam #ReflüTedavisi #MideSağlığı #CerrahiTedavi #ProfDrSametYardımcı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Güneş Kremi Kullanımında Altın Kurallar

Yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla birlikte, güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına karşı korunma ihtiyacı yeniden gündemin önemli başlıkları arasında yer alıyor. Central Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, güneş kremi kullanımında yapılan hataların ve cilt tipine uygun olmayan ürün tercihlerinin, beklenen korumayı sağlamadığı gibi ciltte çeşitli sorunlara da yol açabileceği konusunda uyarıyor.

Dr. Gizem Yağcıoğlu

Dr. Gizem Yağcıoğlu

Doğru Uygulama Korumanın Temeli

Güneş koruyucuların etkili olabilmesi için doğru ve düzenli kullanım büyük önem taşıyor. Uzmanlar, güneş kremi uygulamasının güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce yapılması gerektiğini belirtiyor. Yüz ve boyun bölgesi için “iki parmak kuralı” ile yeterli miktarda ürün kullanılması, koruyuculuğun sağlanması açısından kritik görülüyor.

Dr. Yağcıoğlu, gün içinde etkin korumanın devam etmesi için güneş kreminin her iki saatte bir yenilenmesi gerektiğini vurgularken; yüzme, terleme veya havluyla kurulanma sonrasında da tekrar uygulanması gerektiğini ifade ediyor.

Cilt Tipine Göre Güneş Kremi Seçimi

Güneş koruyucu seçiminde yalnızca SPF değeri değil, cilt tipi de belirleyici bir faktör olarak öne çıkıyor:

-Yağlı ve karma ciltler: Gözenekleri tıkamayan, su bazlı, mat bitişli ve “non-komedojenik” ürünler tercih edilmeli.

-Kuru ciltler: Hyaluronik asit ve seramid gibi nemlendirici içeriklere sahip formüller daha uygun.

-Hassas ciltler: Alerji riskini azaltan mineral filtreli (çinko oksit ve titanyum dioksit içeren) ürünler öneriliyor.

Günlük kullanım için en az SPF 30, yoğun güneş maruziyeti ve uzun süreli açık hava aktivitelerinde ise SPF 50 ürünlerin tercih edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Yalnızca UVB Değil, UVA Koruması da Önemli

Central Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, yalnızca UVB ışınlarına değil, UVA ışınlarına karşı da koruma sağlayan “geniş spektrumlu” ürünlerin kullanılmasının; güneş yanıklarının yanı sıra erken cilt yaşlanması ve leke oluşumunun önlenmesinde önemli rol oynadığını vurguluyor.

Güneş kreminin yalnızca yaz aylarında değil, kış mevsimi dahil olmak üzere yıl boyunca düzenli olarak kullanılması gerektiği hatırlatılıyor. Uzmanlar, UV ışınlarının bulutlu havalarda dahi cilde zarar verebileceğine dikkat çekiyor.

 

#GüneşKremi #SPF #CiltSağlığı #UVKoruma #Dermatoloji #SağlıkHaber #GüneştenKorunma #CiltBakımı #CentralHospital #DrGizemYağcıoğlu #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity