Yazılar

Kervan Gıda’dan yeni yatırım

Kervan Gıda’dan yeni yatırım

85 ülkeye ihracat yapan yumuşak şeker üreticisi Kervan Gıda, KAP’a yaptığı açıklama ile 5. Licorice hattının devreye alındığını ve Akhisar’da yaklaşık 7.000 metrekarelik bir fabrika alanının satın alındığını duyurdu.

Hali hazırda yatırımı devam eden 5. Jelly hattının da 2021 yılı Şubat ayında devreye alınmasıyla bu iki yatırımın Kervan Gıda’nın yıllık konsolide cirosuna yaklaşık 31,5 milyon USD katkı sağlayacağı öngörülüyor.

Böylelikle Kervan Gıda, bu yeni hat ile Licorice üretiminde yüzde 25 kapasite artışı gerçekleştirdi. Kapasite artışının kurumun yıllık cirosuna katkısının ise yaklaşık 6,5 milyon USD olması bekleniyor.

Balparmak bu yılda ihracat lideri oldu

Balparmak bu yılda ihracat lideri oldu

Bu yıl 40’ıncı kuruluş yıldönümünü kutlayan Balparmak, İstanbul İhracatçı Birlikleri (İİB) Genel Sekreterliği ve İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği (İSHİB) tarafından düzenlenen “2017, 2018, 2019 Yılları Başarılı İhracatçılar Ödülleri”nde üç yılın birincilik ödülünü alarak sektördeki liderliğini bir kez daha tescilledi.

Balparmak Genel Müdürü Onur Özyurt, “Kuruluşumuzun 40’ıncı yılını kutladığımız bu senede böyle bir ödül almak bizim için çok anlamlı. Balparmak olarak Türkiye’de bal ve arı ürünlerinin hak ettiği en üst düzeye ulaşması ve kalite güvencesi altına alınması için yaptığımız çalışmaları uzunca bir süredir yurtdışına da taşımaya gayret ediyoruz. Bu gayretlerin hem rakamlara taşınmış olmasından hem de böyle bir ödüle layık görülmesinden de son derece mutlu ve gururluyuz” dedi.

“Önümüzdeki dönemde hedefimiz Kuzey Amerika ve Uzak Asya gibi yeni pazarlara girmek”

Konuya ilişkin bir değerlendirmede bulunan Özyurt, Balparmak’ın 1994 yılından bu yana Almanya, Avusturya, Hollanda, Belçika, Fransa, İngiltere, Çin, Azerbaycan, Singapur, Japonya gibi ülkeye çam ve çiçek ballarının yanı sıra arı ürünleri kategorisinde yer alan ve Apitera markası çatısı altında geliştirdikleri propolis bazlı katma değerli ürünlerinden ApiteraZen, ApiteraUp ve ApiteraMind, Katla Balla ve BallıMix ürünlerini ihraç ettiklerinin altını çizdi. 2019 yılında 2.3 milyon dolarlık iş hacmiyle Balparmak’ın Türkiye’nin en büyük markalı bal ihracatçısı olarak yer aldığını hatırlatan Özyurt, sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa’da lokal ve gurme ürünler satan marketlerin yanı sıra  zincir marketlerin raflarında da yer alıyoruz. 2018 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki hızlı tüketim sektörünün en önemli oyuncularından IFFCO ile önemli bir iş birliği yaptık. Dubai’de Carrefour ve Union Cooperative Society gibi zincir marketlere girdik. Bu iş birliği ile Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde bulunan ulusal, yerel zincir marketler ve geleneksel ticaretin yanı sıra ev dışı tüketim kanalı temsilcileri vasıtasıyla Ortadoğu pazarında önemli bir başarı elde ettik. Önümüzdeki dönemde özellikle katma değerli ve fonksiyonel ürünlerimizle Kuzey Amerika ve Uzak Asya gibi yeni pazarlara girmeyi, Avrupa ülkelerindeki ulusal market zincirlerinde varlığımızı koruyarak yaygınlaşmayı hedefliyoruz.”

Nestlé Waters Türkiye Genel Müdürlüğüne Michel Beneventi getirildi

Nestlé Waters Türkiye Genel Müdürlüğüne Michel Beneventi getirildi

Nestlé’nin su sektöründe 28 yıldır 30 ülkede faaliyet gösteren uzman iş birimi Nestlé Waters’da üst düzey atama gerçekleşti. Tüketicilerine geniş bir portfolyo ile güvenli doğal kaynak suyu sunan Nestlé Waters Türkiye’nin yeni Genel Müdürü, Michel Beneventi oldu.

Michel Beneventi, dünyada Nestlé çatısı altında çeşitli roller üstlenmiş olup, son olarak Nestlé Waters İngiltere’nin Genel Müdürü olarak görev almıştır. Beneventi, Nestlé kariyerine 1998 yılında Finans & Kontrol – Sanpellegrino İsviçre ekibinde başlamıştır. Kariyer yolculuğunda, Nestlé Waters Avrupa’nın CFO görevini üstlenmek de dahil olmak üzere Finans & Kontrol bünyesinde çeşitli pozisyonlarda görev almıştır. Henniez Group’un Nestlé Waters İsviçre’ye entegrasyonunu yöneten ve 2008’de Ülke İş Birimi Yöneticisi olan Beneventi, 2017 yılında Nestlé Waters İngiltere Genel Müdürlüğü görevine atanmadan önce ise 2014’te Nestlé İngiliz-Hollanda Karayipleri Ülke Müdürü olarak görev almıştır.

Michel Beneventi, 1 Ocak 2021 itibariyle Nestlé Waters Türkiye Genel Müdürü olarak Türkiye’deki görevine başlayacaktır.

Yeni Yıl sofranızda bol sebze, salata ve ızgara etlere yer verin

Yeni Yıl sofranızda bol sebze, salata ve ızgara etlere yer verin

Yeni yıl akşamının en keyifli anları şüphesiz çeşit çeşit lezzetle süslenen sofralarda çıkıyor. Ancak yılbaşı gecesi ne tükettiğine dikkat etmeyenler yılın ilk gününü sağlık sorunlarıyla karşılıyor. Diyetisyen Yusuf Öztürk, yılbaşı akşamı doğru beslenmenin ipuçlarını paylaşıyor.

Bu sene yılbaşı sofrasında arkadaşlarımızla, sevdiklerimizle bir araya gelemeyeceğiz ama bu akşamımızın sıradan olacağı anlamını taşımıyor. Ailemizle birlikte evimizde güzel bir gece geçirmek için zengin sofralar kurmaya devam edecek, her şeye rağmen yeni yılı heyecan ve umutla karşılayacağız. Peki, yılbaşı akşamı ne tüketmeli, ertesi gün sindirim sorunlarıyla karşılaşmamak için ne yemeliyiz? Sağlıklı ve dengeli beslenmenin en önemli şartının düzenli aralıklarla, azar azar ve sık sık beslenmek olduğunu hatırlatan Diyetisyen Yusuf Öztürk, bu beslenme biçiminin yılbaşı akşamında da sürdürülebileceğini belirtiyor. Özellikle akşam fazla besin tüketileceği hesaplanarak gün içerisinde aç kalmanın, düzenli beslenmemenin yapılabilecek en büyük hatalardan biri olduğunun altını çizen Dyt. Yusuf Öztürk, “Sabahtan başlayarak tüm öğünleri mutlaka düzenli ve yeterli almak gerekir ki akşam yemeğine kadar metabolizmamız yavaşlamasın, sindirim faaliyetleri devam etsin” diyor.

Tatlı tercihiniz sütlü veya meyveliden yana olsun

Dyt. Öztürk, yılbaşı yemeğinde daha az yağlı ve sindirimi kolay olan yiyeceklerin tercih edilmesini öneriyor. Bol yağlı ve soslu etlerin sindiriminin zor olduğuna dikkat çeken Dyt. Öztürk, “Ana yemeğimiz et grubu olacaksa daha çok sebzeli, ızgara, haşlama veya fırında hazırlanmış bir et yemeğini tercih etmeliyiz. Yemeğe çorbayla başlayıp çiğ sebzelerden hazırlanmış salatalarla birlikte ana yemeğimizi tüketebiliriz. Yılbaşı akşamı sütlü ve meyveli olan tatlıları tercih etmeliyiz. Şerbetli hamur tatlıları kan şekerini hızlı yükseltip aynı hızla düşürdüğü için hem uzun süreli tokluk sağlamaz hem de vücudumuzu çok fazla yorar. Sindirim sistemimiz o akşam her akşamkinden fazla çalışacağı için sindirimi daha kolay, meyveli ve sütlü tatlıları tüketmemiz daha doğru olacaktır. Alkollü içeceklerden alkol oranı en az olan içecekleri tercih ederek karaciğerimizi korumaya çalışın ve iki kadehi geçmemeye özen gösterin” diyor.

Yılbaşı akşamı en çok tüketilen besinlerden biri de şüphesiz kuruyemişler Diyetisyen Yusuf Öztürk, besin içeriği zengin olan kuruyemişlerin mutlaka ölçülü tüketilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Dyt. Öztürk, kuruyemiş tabağında daha az fındık, fıstık, ceviz badem; daha fazla leblebi ve kuru meyveye yer verilirse hem sindirimin daha da zorlaşmasına engel olacağını hem de kalori alımının azalacağını hatırlatıyor.

Toplum 2021 yılı için iyimser

Toplum 2021 yılı için iyimser

Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum araştırmasının 36. Döneminden derlenen verilerle salgın döneminde yeni yıla bakış ele alındı;

  • 2021 yılı için iyimser hissedenlerin oranı daha fazla
  • Toplumun üçte ikisi başka bir salgınla daha karşılaşma olasılığını yüksek görüyor
  • Vatandaşlar, Yılbaşında sokağa çıkma kısıtlamasını doğru buluyor.
  • Yaklaşık üçte birimiz; bu sene Yılbaşını kutlayacağını belirtiyor.
  • Yılbaşı akşamını daha çok televizyon izleyerek geçirmeyi planlıyoruz.

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de salgın vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor.  Araştırmanın 36. Döneminden derlenen verilerle salgın döneminde yeni yıla bakış ele alındı. Buna göre;

2021 yılı için iyimser hissedenlerin oranın daha fazla olduğu görülüyor.  Ipsos’ un gerçekleştirdiği araştırmada salgın nedeniyle, hem dünyada hem de Türkiye’de zor bir yıl yaşandığı ve buna paralel olarak toplumun yaklaşık üçte ikisinin 2020 yılının sona erecek olmasından dolayı mutlu hissettiği tespit edildi. Ayrıca toplumun yarısının 2021 yılına ilişkin beklentileri daha olumlu (%47) iken, toplumun diğer yarısında bireylerin beşte birinin (%23) gelecek senenin daha iyi geçeceğini düşünmediği görüldü.

Bireylerin Üçte İkisi Başka Bir Salgınla Daha Karşılaşma Olasılıklarını Güçlü Görüyor.

Koronavirüs salgını, insanların hayatına girene kadar salgınlar daha çok filmlerde görülüyor veya tarih kitaplarında okunuyordu. Bu senenin başına kadar salgın “bu dönemin”, ”bireylerin” bir sorunu değildi. Ancak Çin’de ortaya çıkan bu virüsün bir anda tüm dünyaya yayılmasıyla beraber, bu tür salgınlara ne kadar kolay maruz kalınabileceği fark edildi. Bu bağlamda Ipsos’un gerçekleştirdiği araştırmada “Hayatım boyunca başka bir salgınla daha karşılaşma olasılığımı yüksek görüyorum” ifadesine bireylerin üçte ikisinin (%66) katıldığı görüldü.

Vatandaşlar, Yılbaşında Sokağa Çıkma Kısıtlamasını Doğru Buluyor. Salgınla mücadele kapsamında, yılbaşında sokağa çıkma kısıtlamasına kamuoyunun desteği çok yüksek (%87). Vatandaşlar, salgını en kısa zamanda atlatmak için genel olarak bu tür tedbirlere sıcak bakıyor. Sadece küçük bir kesim böyle bir kısıtlamayı doğru bulmadığını dile getiriyor (%9).

Bu Sene, Bireylerin Yaklaşık Üçte Biri Yılbaşını Kutlayacak.

Bu sene, salgın nedeniyle yılbaşı çoğu ülkede olduğu gibi Türkiye’de de sadece evlerde kutlanacak. Yılbaşını kutlamayı planladığını söyleyenler toplumun yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Hem vaka sayılarının yüksekliği hem de kısıtlamaların etkisiyle büyük çoğunluk kendi evinde ev halkıyla kutlayacağını belirtiyor, başkalarıyla bir araya gelme düşüncesi bulunmuyor. Vatandaşların üçte ikisinin ise herhangi bir planının olmadığı görülüyor.

Yılbaşı Akşamını Daha Çok Televizyon İzleyerek Geçirmeyi Planlıyoruz.

Her iki bireyden birisi yılbaşı akşamını televizyon izleyerek geçireceğini söylüyor. Her ne kadar sosyal medyada yılbaşı menü ve sofralarına ilişkin paylaşımlar sıkça görülüyorsa da evde yılbaşına özel masa hazırlayacağını (%11) ve yılbaşı yemeği yiyeceğini (%13) söyleyenlerin oranı oldukça kısıtlı. Yılbaşında atıştırmalık tüketme eğilimi ise biraz daha yüksek (%20). Diğer bir ifadeyle; toplumun büyük çoğunluğunun, bu sene yılbaşı akşamında diğer günlerden farklı davranmayacağı görülüyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde; “Covid-19 salgını bitmese de 2020 yılı bitiyor. Yılbaşı birçok insanın bir araya gelip kutladıkları özel günlerden biri. Ülkemizde de her üç kişiden biri yılbaşı gecesi özel bir kutlama yapacağını belirtiyor. Ancak salgın nedeni ile öyle bir dönemden geçiyoruz ki bir araya gelmek büyük risk yaratıyor. Birçok ülke, yılbaşı günü, öncesi ve sonrası için çeşitli kısıtlamalar uyguluyor. Türkiye de bu ülkelerden biri, uygulanacak kısıtlama toplum tarafından büyük oranda destekleniyor, her on kişiden dokuzu yani özel kutlama yapacak olanların da büyük kısmı kısıtlama taraftarı. Salgın, daha önce aşina olmadığınız bir korkuyu neslimizin kodlarına ekledi, her üç kişiden ikisi yaşamı boyunca başka bir salgın ile daha karşılaşacağını düşünüyor. 2020 belleklerimizde kara bir yıl olarak yerini alıyor, her üç kişiden ikisi bu yılın sona ermesinden memnun. O kadar kötü bir yılı bitiriyoruz ki herhalde daha kötüsü olamaz düşüncesi ile 2021’den beklentimiz yüksek. Her iki kişiden biri daha iyi bir yıl olacağına inanıyor. Tabi tedirginliği devam edenler de var, her dört kişiden biri 2021 için de karamsar, daha iyi bir yıl olmayacak düşüncesindeler, umarım yanılırlar. Ben de iyimserlerden biriyim. Aşı uygulamasının neredeyse tam yılbaşı itibarı ile başlıyor olması hoş bir rastlantı oldu. Şahsen bilim insanlarına, sağlık çalışanlarına güveniyorum ve aşının 2021’i aydınlatacağını umuyorum, bunun için bir süre daha sabır, inanç ve mücadeleye ihtiyacımız var. Tüm insanlık için sağlıklı ve mutlu bir yıl olmasını dilerim” dedi.

NG Phaselis Bay’ın yeni reklam filmi büyük ilgi çekti

NG Phaselis Bay’ın yeni reklam filmi büyük ilgi çekti

“See, Feel, Love” (Tanı, Hisset, Sev) sloganıyla Nisan 2021’dekapılaını açacak NG Phaselis Bay, reklam filmi büyük ilgi gördü.

İzleyenleri otelin ayrıcalıklarla dolu dünyasına yolculuğa çıkaran film, NG Phaselis Bay’de yaşanabilecek eşsiz anlara ilişkin merak uyandırıcı ipuçları veriliyor. Otelin özel koyunda ve odalarında çekilen renkli görüntülerden oluşan reklam filmi, ailecek tatil yapmanın keyfini ekrana taşıyarak, modern gezginleri her anı anıya dönüşen bir tatil deneyimine davet ediyor.

Diyabet kalıcı görme kaybına neden olabilir

Diyabet kalıcı görme kaybına neden olabilir

Diyabet tüm dünyada ve ülkemizde sıklığı katlanarak artan bir sağlık sorunu. Öyle ki günümüzde her 11 kişiden 1’nin diyabet hastası olduğu belirtiliyor. 2013 yılında dünyada diyabetli hasta sayısı 382 milyon iken bu sayının 2035 yılında 592 milyona ulaşacağı belirtiliyor ki bu da yüzde 55’lik bir artışı gösteriyor. Tüm dokular ile organları tahrip edebilen ve başta kalp damar hastalıkları olmak üzere pek çok hastalığa yol açabilen diyabet gözleri de tehdit ediyor! Diyabetin gözlerde oluşturduğu hasarlardan en önemlisi olan diyabetik retinopati tedavi edilmezse; ciddi görme kaybına, hatta körlüğe kadar gidebiliyor. Gözlerde önemli bir sorun oluşturuncaya dek belirti vermeyen diyabetik retinopati, diyabet süresi 15 yıla ulaşan diyabetlilerin yüzde 10’unda ciddi görme kaybı, yüzde 2’sinde de körlüğe neden oluyor. Diyabetin iyi kontrol altında olmaması ve tedaviye uyulmaması bu riski çok artırırken, süreyi de öne çekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nur Acar Göçgil, diyabetik retinopatide erken teşhis ve tedavinin önemine dikkat çekerek, “Diyabetik retinopatinin erken dönemde tespit edilmesi, gerekli tedavinin erken ve zamanında uygulanmasına olanak sağlıyor. Böylece diyabet hastasında kalıcı görme kaybı önleniyor veya azalıyor. İleri evre retinopatisi olan hastalar bile uygun tedaviyi zamanında alabilirlerse görme yetenekleri yüzde 95 korunabiliyor. Bu nedenle yıllık düzenli göz muayenesi asla ihmal edilmemeli” diyor.

En sık görülen körlük nedeni

Diyabetik retinopati; diyabet hastalığına bağlı olarak gelişen ve gözün ‘retina’ denilen sinir hücrelerinden oluşan ağ dokusunda hasarlanma ve görme kaybına neden olan bir göz hastalığı olarak tanımlanıyor. Göz küresinin içine giren ışık milyonlarca sinir hücresinden oluşan retina tarafından algılanıyor; görme siniriyle beyindeki görme merkezine iletiliyor. İyi çalışabilmeleri için tıpkı beyin gibi retina hücrelerinin de iyi beslenmeleri, oksijenlenmeleri, dolayısıyla kan dolaşımı çok önem taşıyor. Zaman içinde retinayı besleyen ince kılcal damarların dolaşımının bozulmasıyla, sinir hücrelerinin de işlevleri azalıyor. Bu tablo görmenin azalması ve körlüğe kadar gidebilen görme kaybıyla sonuçlanıyor. Gelişmiş ülkelerde görme kaybının en sık nedeni olan diyabetik retinopati 20-64 yaş aralığındaki aktif ve üretken yaş grubunda da en sık görülen körlük sebebini oluşturuyor.

Belirti vermeden sinsice ilerliyor

“Diyabetik retinopati sinsi bir hastalıktır” uyarısında bulunan Prof. Dr. Nur Acar Göçgil, sözlerine şöyle devam ediyor: “Retinopati retinanın net görme merkezi olan sarı noktayı (maküla) etkilemediği sürece merkezin görme yeteneği bozulmuyor ve hasta hiçbir şey fark etmiyor. Retinada kanamalar başlasa da belirti vermiyor, hastanın görmesi azalmıyor. Bu kanamalar sadece damlayla kişinin gözbebeği büyütüldükten sonra, bir göz doktoru tarafından yapılan detaylı muayene sonucu yakalanabiliyor” Prof. Dr. Nur Acar Göçgil diyabetik retinopatinin ancak merkez retinadaki sarı noktayı etkilediğinde görmede azalma, bulanık görme, düz çizgileri eğri ve kırık görme ile renkleri soluk görme sorunlarının geliştiğini söylüyor. 

Her yıl retina muayenesi şart!
Diyabetik retinopatiyi önlemenin ve aslında geciktirmenin en önemli yolu; hastanın ilaç tedavisine, diyetine ve egzersizlerine düzenli olarak devam ederek kan şekerinin kontrol altında olmasını sağlaması. İkinci önemli kural ise düzenli göz muayenesini ihmal etmemesi. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nur Acar Göçgil zamanında yapılan retina taramaları ve doğru tedaviyle yeni retinopati gelişiminin yüzde 90 oranında önlenebildiğini belirterek, “Tip 2 diyabet tanısı konan her hasta mutlaka retina muayenesi olmalı ve bu taramalar en az yılda bir devam etmeli. Çok daha nadir görülen Tip I diyabette retina taramasına 5 yıl sonra başlanması ve en az yılda bir devam etmesi öneriliyor. Retinopatinin derecesine göre retina uzmanı takip süresini kişiye özel belirliyor” diyor.
Bu yöntemlerle ‘görme kaybı’ önlenebiliyor
Diyabetik retinopatinin tedavisinde; argon lazer fotokoagülasyon tedavisi, göz içi ilaç enjeksiyonları ve vitrektomi yöntemlerine başvuruluyor. “Tüm bu tedavi yöntemleriyle hedefimiz retinadaki kanamaların çekilmesi, kanayacak olan yeni gelişmiş damarların kaybolması, özellikle görme için en önemli merkez retinanın (makülanın) sağlıklı kalması. Bu sayede görmenin korunması, kaybın önlenmesidir” diyen Prof. Dr. Nur Acar Göçgil, şöyle devam ediyor: “Tedaviler zamanında ve doğru şekilde uygulandığında, hasta diyabet kontrolünü düzenli yaptırdığında retina stabil hale geliyor. Böylelikle hastanın görme yeteneği korunuyor ve artıyor”
Prof. Dr. Nur Acar Göçgil diyabetik retinopati tedavisinde başvurulan yöntemleri şöyle anlatıyor:
Argon lazer fotokoagülasyon tedavisi: Yeni gelişmiş, anormal ve kanayan damarları veya merkeze yakın sızdıran küçük damar genişlemelerini durdurmak amacıyla uygulanıyor. Lazer ışınını retina üzerine odaklayan bir mercek kullanılıyor; işlem ağrısız oluyor ve tedavi birkaç seansta tamamlanıyor.
Göz içi ilaç enjeksiyonu: Özellikle sarı nokta bölgesinde retinanın merkezindeki ödem ve kalınlaşmaları azaltmak, görmeyi artırmak için uygulanıyor. Çok etkili olan bu uygulamanın, ilacın özelliğine göre 1-4 ay arasında tekrarı gerekiyor ve sızıntı bitene kadar devam ediyor.
Vitrektomi: Göz küresinin içini dolduran kanamaları, retinayı çekiştiren zarları temizlemek ve retinayı yatıştırmak amacıyla uygulanan bir mikrocerrahi yöntemi. Bu yöntemde işlemler göz küre boşluğunda tıpkı laporoskopik cerrahide olduğu gibi, ancak çok ince (0.4mm) mikrokanüllerle gerçekleştiriliyor.

 

Covid-19 hastaları için motivasyon

 Covid-19 hastaları için motivasyon

Pandemi süreci, toplumda psikolojik sıkıntıların, kaygı ve stres düzeyinin artmasına, bireylerin sosyal çevreleri ile iletişiminin bozulmasına neden olabiliyor. Yapılan çalışmalar, hastalığa dair yaşanan belirsizliğin, özellikle strese karşı savunmasız olan kişilerde yüksek risk oluşturduğunu ortaya koyuyor. Stres ve kaygının çok arttığı böyle bir dönemde korona pozitif bireylerin motivasyonu ise hastalığın hafif geçirilmesi açısından da büyük önem taşıyor. Çünkü endişe ve üzüntü halinde bağışıklık sistemi zayıflıyor, kişinin hastalıkla mücadele gücü düşebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Arzu Beyribey, covid-19 hastaları ile yakınlarının kaygı ve stres düzeylerini en aza indirmek için önemli önerilerde bulundu.

Salgınlar kaygı düzeyini tetikliyor

Belirsizliği en az tolere edebilen kişiler, salgınlar esnasında diğer bireylere göre daha fazla endişe yaşamaktadır. Daha önce Sierra Leone’de keşfedilen Ebola virüs salgını hakkında yapılan çalışmalar, çok sayıda kişinin zihinsel ve psiko-sosyal problemler yaşadıklarını ortaya koymuştu. Aynı şekilde, 2009 yılında, H1N1 İnfluenza salgınında da, fiziksel bir sebebe bağlı olmayan ancak, vücutta hissedilen  (somatoform) olarak adlandırılan ağrı ve yorgunluk semptomlarına rastlanmıştı.

İlişkilerin, cömertliğe en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemdeyiz

İzolasyondaki kişinin yaşadığı en önemli sorunlar; yaşadıkları durumu kabul etmekte zorlanmaları, sevdiklerinden uzak kalmaları, hastalığın getirebileceği daha olumsuz sağlık koşullarından ve işsiz kalmak gibi risklerden korkmaları, depresyon ve anksiyete riskleri ile karşılaşmaları gibi çok çeşitli bir alana yayılmaktadır. Yakınlarının, korona pozitif bireyleri anlayışla karşılamaları ve kendileri o kişinin yerinde olsalar “onlara nasıl davranılmasını isteyeceklerini” düşünerek hareket etmeleri, ilgili bireyin duygu durum bozukluğuna destek sağlayacaktır. Pandemi sürecinin ilişkilerin cömertliğe en çok ihtiyacı olan dönemlerden biri olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Koronavirüse yakalanan kişinin kendi kendine, odasında gerçekleştirebileceği uygun hobi faaliyetlerine yönelmesi, meditasyon yapması, egzersiz çalışmaları düzenlemesi, yakınlarıyla mümkünse görüntülü görüşmeler ile irtibatta kalması, hislerini ve düşüncelerini paylaşması, sosyal medyayı kendini rahatlatacak belgesel, eğlence programlarını izleyecek şekilde kullanması, karantina günlerini çok daha konforlu geçirmesine destek olabilecektir.

Yalnız yaşayanlar daha olumsuz etkileniyor

Virüse yakalanan ve test sonucu pozitif (+) çıkan kişiler arasında en şanslıları aslında evde ailesiyle ya da aynı evi paylaştığı bireylerle yaşayan hastalar olmaktadır. Çünkü karantina sürecini evde tek başına yaşayan kişilerin kaygılarının daha fazla olduğu bilinmektedir. Virüse yakalanan kişi ateş, enerji düşüklüğü, eklem ağrıları, baş ağrıları, ishal, mide bulantısı, öksürük, boğaz ağrısı gibi fizyolojik sorunları yaşayabilmektedir. Bunlara ek olarak bir de o süreci tek başına geçiren bireylerde ister istemez kaygı düzeyi yükselmektedir. Çünkü insan yapısı itibariyle sosyal bir varlıktır. Fiziksel izolasyonu takip eden sosyal izolasyonun gelişi,  bireyi zora sokabilmektedir. Zaten hayati bir endişe duyan kişi, bunu bir oda içinde, yemeğini dahil tek başına yerken 10-14 gün arası bir süre boyunca, kendisini insanlardan soyutlamak zorunda kalmaktadır. Toplumdaki bireyler tarih boyunca toplu halde yaşamın kendilerine getireceği güven duygusunu taşıdığı için, bu uzaklık kişide olumsuz etkilere yol açabilmektedir. Kendisini izole ederek, felaket senaryoları için hazırlık yapan “korona pozitif” birey, yeterli güvenli alanı kendisi ve ailesi tarafından sağlayamaz ise;  asabiyet, dürtüsel tepkiler, psikoz veya paranoid eğilim riski ile, salgınla alakalı gerçekleri sanrılı düşüncelerine dahil etme davranışları gösterebilir. Burada kişiye destek olacak en anlamlı bakış açısı, hastaya kendisinin ve sevdiklerinin sağlığının güvence altında olduğunun hissettirilmesi olacaktır.

Hayatta, trafik de dahil her zaman kaza ve ölüm riski olduğu unutulmamalı

Korona pozitif olan birey, kendisi gibi birçok kişinin bu şartları yaşayıp, pek çoğunun da sağlıkla atlattığını unutmamalıdır. Sürü psikolojisinden çıkılarak, durum karşısında çevremizde gördüğümüz tepkileri vermek yerine, bir dakikalığına kendimizle baş başa kalarak, gerçekten olumlu ve sağlıklı adaptasyonu nasıl sağlayabileceğimize odaklanmak fayda sağlayacaktır. Beynimizin akıl yürüten tarafını kullanarak, dürtüsel düşüncelerimize hakim olup,  hayatta trafik de dahil her zaman kaza ve ölüm riski olduğunu ama her gün bunu bilerek yola çıktığımızı, hayattaki tehlikelerin her zaman farkında olduğumuzu ancak her sorunun bir çözüm yolunun olduğunu kendimize hatırlatmamız gerekmektedir. Uzun zamandır ilginiz olan,  ancak zamansızlıktan yapmaya fırsat bulamadığınız ilgi alanlarınıza yönelmenin tam vakti olan bu süreçte, bu uğraşlara zaman ayırdığınızda, kendinizi daha iyi hissettiğinizi gözlemleyeceksiniz. Yaşanan maddi manevi sorunların engellenebilmesi ve ruhsal sağlığın korunabilmesi adına, salgına dair farkındalığın artırılması, hijyen ve sosyal mesafeye dikkat edilmesi, çevremizdekilerle konu hakkında olumsuz paylaşımlarda bulunulmaması,  gerektiğinde psikolog desteği alınması, çocuklara ise yaşına uygun ve sakin bir şekilde bilgi verilmesi faydalı olacaktır.

Pizzanın yeni adresi; Pizza Pazzi by Divan

Pizzanın yeni adresi;  Pizza Pazzi by Divan

Divan Grubu, yeni pizza restoranı “Pizza Pazzi by Divan” ile pizzada bende varım diyor.

Kalamış Marina’da İtalyan mutfağının olmazsa olmaz tatlarını aynı çatı altında toplayan “Pizza Pazzi by Divan” zengin menüsünde yer alan salata, peynir ve şarküteri tabaklarının yanı sıra leziz pizza çeşitlerini ve enfes tatlıları sevenlerinin beğenisine sunuyor.

Divan Şeflerinin özenle hazırladığı leziz menüdeki tatlara gel al servisin yanısıra Yemeksepeti, Getir Yemek ve Fuudy aracılığıyla ulaşmak da mümkün.

Gerçek taş fırında meşe odunu kullanılarak pişirilen Napoli usulü pizzaların yanı sıra, taze ürünlerle hazırlanan enfes salatalar, peynir – şarküteri tabakları ve İtalyan tatlıları Pizza Pazzi by Divan’ın menüsünde yer alıyor.  48 saat dinlendirilen Pizza Pazzi by Divan’ın özel ekşi maya hamurlu pizzalar, 14 farklı seçenekle menüde yer alıyor.

Klasik pizzalara ek olarak Divan şeflerinin özel reçeteleriyle yorumlanan pizzalar dikkat çekiyor. Menüde bir diğer alternatif olan salatalarda ise Divan Klasik salatanın yanı sıra Köz Pancar ve Keçi Peyniri salatası, Roka ve Enginar Kalbi salatası ile Pembe Domates ve Buratta salatası yer alıyor. Keyifli bir öğünü tatlı ile tamamlamak isteyenler için ise menü, birbirinden leziz İtalyan tatlılarını vadediyor. Bölgenin akla ilk gelen tatlarından Tiramisu’nun yanı sıra Pizza Choco, Mascarpone Cheseecake ve Caffe Affogato tatlıdan vazgeçemeyenler için menüde yer alıyor. Napoli’nin lezzetli pizzaları, gel al seçeneğinin yanı sıra Yemeksepeti, Getir Yemek ve Fuudy ile misafirlerine ulaştırıyor.

Covid mutasyonuna dikkat

Covid mutasyonuna dikkat

Tüm dünya İngiltere’deki bir COVID-19 virüsünün mutasyona uğrayarak daha bulaşıcı bir hale gelmiş olabileceğinden bahsediyor. Academic Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nilüfer Aykaç, konuyla ilgili gelişmeleri anlatıyor ve uyarılarda bulunuyor.

COVID-19 vakaları halen insanları hastalandırmaya ve can almaya devam ediyor. Dünyadaki günlük yeni vaka sayısı 500-600 bin arasında değişirken, ölümlerin 1milyon 700 bini, vaka sayısının da 77 milyonu geçtiğini belirten Academic Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nilüfer Aykaç, Türkiye’de ise toplam vaka sayısının 2 milyonun üzerine çıkmış durumda olduğunu söylüyor. “Dünya Sağlık Örgütü’nün haftalık raporuna göre Türkiye, son bir haftalık yeni vaka sayısına bakıldığında dünyada üçüncü ve Avrupa’da birinci konumda yer alıyor. Ayrıca Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin tüm COVID-19 ölümlerinin yüzde 65’i Eylül – Aralık 2020 tarihleri arasında yaşandığı görülüyor. Yani Türkiye’de ve globalde COVID-19 pandemisi hala çözülebilmiş değil. Dünya 12 aydır COVID-19 ile mücadele ederken olanakları olan ülkelerdeki genetik laboratuvarlarda aşı ve mutasyon çalışmaları da hızla devam ediyor. Koronavirüs şimdiden üzerinde en çok araştırma yapılan virüs grubu haline geldi. Nisan 2020’de İngiltere’de kurulan konsorsiyum sonucu, çok sayıda virüs örneği toplandı ve virüs dizilimleri incelendi,” diyen Aykaç COVID-19 mutasyonuyla ilgili son gelişmeleri anlatıyor.

Koronavirüsteki mutasyon ve varyantlar   

Mutasyon, genetik materyalde meydana gelen rastlantısal değişim demektir ve evrimin doğal bir parçasıdır. Birden fazla mutasyon taşıyan virüsler varyant olarak adlandırılır. Özellikle RNA virüsler oldukça fazla mutasyon yapar. Mevsimsel gripte de çok sık mutasyonlar görüyoruz bu nedenle her yıl grip aşıları bu mutasyonlara göre düzenleniyor ve yenileniyor. Koronavirüs neyse ki grip kadar mutasyona uğramıyor.

Farklı ülkelerde yapılan genetik çalışmalarda Koronavirüste varyant virüsler tespit edildi ancak ilk kez bu varyant “İncelemeye değer varyant” olarak adlandırıldı. Daha sonra da “Dikkate değer varyant” olarak tanımlandı. Yani bilimsel otorite tarafından daha yakından izlenmesi önerildi. Değişime uğrayan bu yeni varyant virüs, eylül ayında Güney İngiltere’de vakaların artması ile birlikte daha da önem kazandı. 13 Aralık 2020 itibarıyla enfekte ettiği kişi sayısı arttı. Birleşik Krallık’ın 60 farklı bölgesinde bu hastalara rastlansa da en fazla vaka Güneydoğu İngiltere’de yer aldı. Galler ve İskoçya’da da vakalar görüldü. Dünya Sağlık Örgütü mutasyonu izlediğini, mutasyona uğrayan koronavirüsün Birleşik Krallık’ın dışında, Hollanda, Danimarka ve Avusturya başta olmak üzere farklı ülkelerde de görüldüğünü açıkladı.

Henüz mutasyonların hastalığı ağırlaştırdığına ya da daha fazla ölüme yol açtığına dair elimizde bilimsel bir veri bulunmuyor. Ancak bu virüsün daha bulaştırıcı olduğu konusunda öngörüler var.

COVID-19 mutasyonu aşıları etkiler mi?

Bu mutasyon, Koronavirüsün ACE2 reseptörlerine bağlanarak insan hücrelerine girmesini sağlayan ve virüse meşhur taç görünümünü veren Spike proteinlerinde meydana geldiği için oldukça önemli. Yeni varyantın sebep olduğu mutasyon, özellikle aşının hedef aldığı Spike proteinini değiştiriyor. Ne var ki aşılar Spike proteinin birçok farklı bölgesine karşı bağışıklık kazandırıyor dolayısıyla tek bir mutasyonun aşıları tamamen veya kısmen işlevsiz kılması mümkün görünmüyor. Şu ana kadar edindiğimiz bilgilerle net bir kanıya varmak oldukça güç. Daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz.

COVID-19 şimdi daha mı bulaşıcı?

Mutasyona uğrayan virüsün daha bulaştırıcı olabileceğine ilişkin ön raporlar ve veriler mevcut ancak henüz elimizde kesinleşmiş bir bilgi bulunmuyor. Şu anda bu yeni türün daha ölümcül olduğuna ya da mevcut aşı ve tedavileri etkileyebileceğine dair kesin bir bilgi veremeyiz. Şunu söyleyebiliriz ki; mutasyonların ortaya çıkması bilimsel olarak beklediğimiz bir durumdu. Bugün COVID-19 mücadelesi hem ülkemizde hem de dünyada sürerken bilim insanları canla başla çalışmaya devam ediyor. Vatandaşlarımıza düşen en önemli görevse bu süreçte paniğe kapılmamak olmalı. Kişisel koruyucu önlemleri ihmal etmeyelim. Maske, sosyal mesafe ve el hijyenine her zamankinden daha fazla dikkat edelim.