Yazılar

Zayıflama iğneleri iştahı kontrol ediyor!

Zayıflama iğneleri iştahı kontrol ediyor!

Kilosundan memnun olmayan kişilerin sayısı artmış durumda. Değişen güzellik algısı bu memnuniyetsizliğin altını fazlasıyla çizerken bireyleri de farklı yöntemlere başvurmaya itti. Bunların başında da tartışma konusu olan ve çok konuşulan zayıflama iğneleri geliyor. Peki sağlıklı zayıflamak için nelere dikkat etmek gerekir? Zayıflama iğneleri ne işe yarar? Sağlıklı ve sağlıksız olanları neler? Kimler kullanamaz? Yan etkileri var mı? Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun yanıtladı.

Dr. Yusuf Emre Uzun

Dr. Yusuf Emre Uzun

Dengeli beslenme ve düzenli egzersiz alışkanlığı önemli

Zayıflamak ya da ideal vücut ağırlığında olmak için en doğru ve sağlıklı yöntem; dengeli beslenme ve düzenli egzersiz alışkanlığına sahip olmaktır. Bunun dışında kişinin kilo almasına sebep olan veya kilo kaybını zorlaştıran tiroid bozuklukları, bazı hormonal anormallikler gibi tıbbi durumlar varsa tedavi edilmeli.
Halk arasında en bilineni zayıflama iğnesi
Kilo kaybı amacıyla kullanılan bazı medikal ve cerrahi tedavi yöntemleri mevcut. Medikal tedavi yöntemleri arasında en güncel ve en sık kullanılan durumda olanı ise halk arasında “zayıflama iğnesi” olarak bilinen tıbbi terminolojide GLP-1 reseptör analogları olarak adlandırılan ilaçlar.
FDA onayına sahip
Aslında “zayıflama iğnesi” olarak ifade edilmeleri bir miktar güvensizlik oluşturabilir. Bu ilaçlar diyabet veya obezite tedavisi için FDA onayına sahip güvenli ilaçlardır. Ulusal ve uluslararası diyabet, obezite tedavi kılavuzlarınca önerilmekle birlikte, özellikle son yıllarda tedavi tercihleri arasında üst sıralarda yer almaktadırlar. Özelikle antidiyabetik ilaçlar kullanıma girmeden önce FDA tarafından sıkı denetime tabi tutulmakta, başta kalp ve damar sağlığı olmak üzere birçok konuda güvenli olduklarına emin olunduktan sonra kullanıma girebilmektedirler. Ülkemizde şu an için sadece enjeksiyon formları bulunurken aynen insülin tedavisinde olduğu gibi hasta tarafından kolayca uygulanabilmektedir.

Dr. Yusuf Emre Uzun

İştahı kontrol ediyor ve midenin boşalmasını yavaşlatıyor
Yemek yedikten sonra ince bağırsaklarımız tarafından üretilen bazı hormonlar mevcuttur. Bu hormonlardan bir tanesi de GLP-1 (Glucagon-like peptide-1) olup, görevleri arasında, insülin ve glukagon salınımını düzenlemek (kan şekeri dengesini sağlayan hormonlar), iştahı kontrol etmek ve midenin boşalmasını yavaşlatmak yer alır.

Midenin boşalma süresi uzatıyor
GLP-1 reseptör agonistleri ise bu hormonun analogu olarak görev yapan sentetik türevleridir. Yani bu hormonu ve etkilerini taklit ederler. Dolayısıyla bu ilaçlar uygulandığı zaman hastanın kan şekeri düzenlenir, midenin boşalma süresi uzar ve beyindeki iştah merkezi baskılanarak tokluk hissi oluşur. Bu mekanizmalar yolu ile hem kan şekeri kontrolü hem de kilo kaybı sağlanmış olur.

Dr. Yusuf Emre Uzun

Diyabet ve obezite tedavisinde kullanılıyor

Bu ilaçlar diyabet ve obezite tedavisinde kullanılırlar dolayısıyla tedavinin başarılı olması durumunda diyabet ve obezitenin yol açtığı sağlık sorunları engellenebilir. Obezitenin sebep olabileceği başlıca sağlık sorunları arasında insülin direnci, diyabet, kolesterol, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, inme (felç), kronik böbrek hastalığı, karaciğer yağlanması, safra kesesi taşları, uyku apnesi, ortopedik problemler, depresyon, artmış kanser sıklığı sayılabilir.

Herkes zayıflama iğnesi kullanabilir mi?

Bu tedavilerin kullanımı için farklı ülkelerde çok küçük farklılıklar gösteren kısıtlamalar olmakla beraber genel olarak; beden kitle indeksi 30’un üzerinde olan ya da 27’nin üzerinde olup eşlik eden metabolik problemleri (diyabet, hipertansiyon, kolesterol vs) bulunan hastalar uygun görülmektedir.

Bu ilaçları kimler kullanamaz?
Daha önce geçirilmiş pankreatit (pankreas iltihabı) veya pankreas kanseri öyküsü olan ya da ailesinde medüller tiroid kanseri (nadir bir tiroid kanseri türü) bulunan kişilerde ise bu tedavi yöntemi önerilmiyor. Safra kesesinde taş olan hastalarda ise dikkatli kullanılması gerekir. Ayrıca gebelik ve emzirme dönemleri için de uygun değildir.

Ne gibi yan etkiler görülebilir?

Bu ilaçlara bağlı görülebilecek en sık yan etkiler arasında ise; bulantı, kusma (genellikle zamanla hafifler), ishal, kabızlık, karın ağrısı sayılabilir. Yan etki olarak pankreatit görülmesi son derece nadirdir. Bu tedavi yöntemi mutlaka bir iç hastalıkları ya da endokrinoloji uzmanı kontrolü altında uygulanmalıdır.

Kilo vermek isteyenler ‘Yo-yo sendromu’na dikkat!

Kilo vermek isteyenler ‘Yo-yo sendromu’na dikkat!

Fazla kilolarından kurtulmaya çalışanların çok sık başına gelir; yağdan değil kaslardan vermek! Zira kilo vermek için yapılan kalori kısıtlı diyetler yeterli protein içermiyorsa azaltılan enerji kaslardan karşılanıyor ki bu da kas kaybına yol açıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Sağlıklı kilo verme hızı ayda 3-6 kg. arasında değişir. Kilo verme hedefini çok yüksek tutarak dengesiz ve çok kısıtlı beslenmek kas kaybına neden olur; bu da metabolizma hızının yavaşlamasına, vücut direncinin ve performansının azalmasına, yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetlere, yaşam kalitesinin düşmesine yol açar.  Üstelik ‘yo-yo sendromu’ da kaçınılmazdır yani hızlı verilen kilolar hızla geri alınır. Bu nedenle doğru ve kalıcı kilo kaybı için mutlaka egzersizle desteklenen, kişiye özgü planlanmış beslenme programı uygulanması gerekir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı yağdan kilo vermenin 6 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı

Doğru beslenin

Her bireyin farklı metabolik yapıları ve yaşam şekli olduğundan öncelikle kişiye uygun ve sürdürülebilir beslenme şeklinin bulunması sağlıklı kilo kaybında kritik önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Sağlıklı kilo kaybının hedefi yeterli protein tüketerek kas kütlesini koruyup yağdan vermektir. Yağ kaybı alınan kalorinin harcanan kaloriden daha olduğu dengeli diyetlerle mümkündür. Günlük alınan gıdaların porsiyon kontrolünü yapmak, açlık tokluk sinyallerine dikkat etmek, yemek seçimlerini daha sağlıklı gıdalardan yapmak önemlidir” diyor.

İyi karbonhidrat tüketin

Vücut yağ oranı yanlış karbonhidrat tüketimiyle artıyor. Fazla tüketilen şeker, şekerli içecekler, pasta, kek, bisküvi gibi hızlı kana geçip insülin salgısını hızlı artıran gıdalar, harcanandan fazla kalori alımı ve hareketsiz (sedanter) yaşam vücutta yağ oranını artırıyor. Yağ kaybının sağlanması için beslenmeden tamamen karbonhidratları çıkarmanın doğru olmadığını belirten Dyt. Fatma Turanlı şöyle konuşuyor: “İyi karbonhidratlar olarak sayılabilecek yulaf, bulgur, kinoa, karabuğday, çavdar ekmeği gibi gıdalar hem içerdikleri lif, vitamin ve mineraller açısından hem de tokluk hissini artırdıkları için diyet programlarında düşük porsiyonlarda yer almalıdır. Şeker ve şekerli içecek ve yiyeceklerden uzak durulmalıdır.”

Düzenli egzersiz yapın

Zayıflama sürecinde uygulanan diyetin mutlaka egzersizle desteklenmesi gerekiyor. Düzenli egzersiz kaybedilen kilonun daha çok yağdan verilmesine yardımcı olurken, insülin duyarlılığı ve metabolizma üzerinde olumlu etkiler sağlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Kardiyo egzersizler yağ yakımı açısından önerilir, uygun ağırlık veya direnç egzersizleri de kas kütlesini artırmak için önemlidir. Günlük adım sayısının 5000 adım altında olmamasına, haftada 3 gün 45-50 dak. yürüyüş yapılmasına dikkat edilmelidir. Yapılacak egzersiz programları kişiye uygun olacak şekilde uzmanı tarafından planlanmalıdır. Yanlış yapılan egzersizler sorunlara, sakatlanmalara yol açabilir” diyor.

Bu besinlere sofranızda yer verin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, kilo vermek için mucize yaratan gıda veya içecek olmadığını, bazı besinlerin ise kilo vermeye yardımcı olabileceğini belirterek bu besinleri şöyle açıklıyor: “Yeşil çayda kateşinler, kafein, acı biberde kapsaisin, ananasta bromelin gibi bileşikler metabolizma hızını artırır. Tarçın krom içeriği ile insülin etkinliğini artırmaya yardımcı olur, tatlı yeme isteğini azaltır. Brokoli, kereviz, lahana gibi posa ve mineral vitamin içeriği yüksek sebzeler tokluk hissini artırmaları ve bağırsak çalışmasına yardımcı olmaları dolayısıyla günlük beslenme programına ilave edilmelidir.”

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı

Yeterli ve düzenli uyuyun

Yetersiz uyku büyüme hormonu salınımını olumsuz etkilerken bu da protein sentezini ve dolayısıyla kas yapısını bozabiliyor. Vücudun günde 7-8 saat uykuya ihtiyacı olduğunu belirten Turanlı şöyle konuşuyor: “Yetersiz düzeyde uyku kortizol seviyesinde artışa neden olabilir. Yapılan bilimsel çalışmalarda; kortizol düzeyi yüksekliği obezite, insülin direnci ve vücut yağ oranı artışıyla ilişkilendirilmiştir. Kaliteli uyku mutluluk ve dinlenmiş bir vücutla güne daha enerjik başlanmasını sağladığından bu da egzersiz yapma performansını artırır, iştahın kontrol altına alınmasını kolaylaştırır.”

Mutlaka günde 10 bardak su için

Vücudumuzun en temel ihtiyacı olan suyun özellikle kış aylarında yeterince tüketilmediğini, kahve ve çay gibi içeceklerin ise kesinlikle suyun yerine geçmediğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Metabolizmanın düzenli çalışması, elektrolit dengesi, vücuttan toksin atılması ve kana geçen besin ögelerinin vücutta taşınması gibi önemli işlevleri olan su yeterli alınmadığında dehidratasyon denilen susuzluk meydana gelir. Dehidratasyon kişinin yorgun, performansı düşük ve stresli hissetmesine yol açar, hormonal işleyisi etkiler, dolaylı olarak da enerji harcanmasını yavaşlatır. Bu nedenle kilo vermek için 10 bardak su içilmesi temel koşuldur” diyor.

Tedavisinde sıklıkla ‘kapalı bypass’ yöntemi tercih ediliyor

Tedavisinde sıklıkla ‘kapalı bypass’ yöntemi tercih ediliyor

Ülkemizde yaşam kayıplarının yüzde 33’ünü oluşturan kalp krizi tüm dünyada görülen ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Oysa ki araştırmalar bazı yaşam tarzı değişiklikleriyle bu riskin azaltılabildiğini ortaya koyuyor. Özellikle içinde bulunduğumuz kış mevsimi kalp damarlarının daralmasına ve tansiyonu yükselterek kalbin hızlı atmasına yol açtığı için Acıbadem Altunizade Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Karabulut soğuk havalarda daha temkinli olunmasını tavsiye ediyor. Kalp krizi, ‘koroner arterlerin tıkanması ya da aşırı daralması sonucu kalp kasına giden kan akışının durması’ olarak tanımlanırken, ülkemizde ölümlerin yüzde 33,4’ü kalp damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Karabulut, erkeklerde daha sık görülse de, ‘Kalp hastalığı erkek hastalığıdır’ bilgisinin doğru olmadığını belirtiyor. Kadınlarda koroner kalp hastalığının meme kanseri ve diğer hastalıklardan daha sık görüldüğünü ve erkeklerde olduğu gibi bir numaralı ölüm nedeni olduğunu söylüyor. Hatta ilk kalp krizinde ölüm riskinin, kadınlarda erkeklerden 2 kat daha fazla olduğunu sözlerine ekliyor.

Prof. Dr. Hasan Karabulut

Prof. Dr. Hasan Karabulut

Hatalı yaşam alışkanlıklarına dikkat!

Kalp krizine yol açan etkenlerin bazıları değiştirilebilir, bazıları ise değiştirilemez risk faktörleri olarak değerlendiriliyor. ‘Genetik yatkınlık, cinsiyet, ileri yaş, diyabet ve stres’ değiştirilemeyen risk faktörlerinin başında geliyor. Diyabet hastaları sadece koroner kalp hastalığı değil felç, kalp krizi ve ani ölüm açısından da daha riskli grupta yer alıyor. Yaş ilerledikçe risk artıyor, ancak sağlıksız ve düzensiz beslenme, hareketsiz yaşam, sigara ile alkol tüketimi ve yoğun fiziksel aktiviteler günümüzde ani kalp krizinin erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden oluyor. Ayrıca yapılan çalışmalar yoğun iş temposu ve stresin kalp hastalıklarının gelişimini ve kalp krizini tetiklediğini gösteriyor.

Soğuk hava kalp krizini tetikleyebiliyor!

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Karabulut, bununla birlikte havaların soğumasının da kalp sağlığını olumsuz etkilediğine değiniyor. Soğuk ve rüzgarlı hava kalp damarları üzerinde özellikle mevcut olan ve klinik olarak belirti göstermeyen bir damarı daha da daraltarak ve tansiyonu yükseltip kalp hızını artırarak kalp krizini tetikleyebiliyor. Bu nedenle özellikle kalp rahatsızlığı bulunan kişilerin soğuk havalarda yaşam alışkanlıklarına dikkat etmeleri büyük önem taşıyor.
İlk yapılması gereken sigarayı bırakmak

Değiştirilebilir risk faktörlerine baktığımızda ise ‘sigara, hipertansiyon, obezite, kolesterol ve hareketsizlik’ göze çarpıyor. Sigara içen kişilerde kalbe giden oksijen azalıyor; kan basıncı, kalp hızı ile kanın pıhtılaşması artıyor. Dolayısıyla kalp damar hastalıklarının azaltılması ve önlenmesinde ekarte edilmesi gereken ilk risk faktörü sigara oluyor. Toplumda hipertansiyonu olan hastaların neredeyse yarısı bundan habersiz oldukları için zaman zaman kan basıncının ölçtürülmesinde fayda olduğu vurgulanıyor, zira hipertansiyon koroner arter hastalığının en önemli risk faktörlerinden biri. Çağımızın önemli hastalıklarından obezitenin tedavi edilmesi ve kan yağlarının, yani kolesterolün düşürülmesi yine kalp krizi riskini azaltıyor. En az bunlar kadar önemli bir risk faktörü de hareketsiz yaşam tarzı olarak kabul ediliyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi

Anjiyo ile stent takılması en yaygın yöntemlerden

Günümüz tıp tekniklerinin her geçen gün geliştiğini ifade eden Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Karabulut, kalp krizinin pek çok farklı tedavi yöntemi bulunduğunu anlatıyor. Buna göre, kalp krizi geçiren hastaya en kısa sürede koroner anjio yapılarak, kalp krizine neden olan tıkalı damara stent yöntemi uygulanabiliyor. Stent yöntemi kalp damarlarına yerleştirilen küçük, süzgeç benzeri bir halka ile kan akımını tekrar sağlıyor. Eğer hastada çok damar hastalığı varsa, tıkalı ve kalp krizine neden olan damara balon işlemi gerçekleştirilip geçici bir kan akımı sağlanıyor. Hasta acil olarak koroner bypass cerrahisine yönlendiriliyor.

Minimal invaziv bypass ile tüm tıkalı damarlar açılıyor

Açık kalp ameliyatı ile veya atan kalpte göğüs atardamarı, kol atardamarı ve bacaktan alınan toplardamarlar ile yeni bir yol oluşturularak, tıkalı damara kan akımının tekrar sağlanmasını gerçekleştiren operasyonlara ‘koroner bypass ameliyatı’; eğer kapalı yöntem uygulanırsa buna da ‘minimal invaziv bypass ameliyatı’ deniliyor. Standart bypass cerrahisinde hastanın göğüs kafesi açılarak tıkalı olan damarların ötesine bypass işlemi uygulanırken minimal invaziv cerrahide ise hastanın sol göğsünde dördüncü kaburga aralığına denk gelen bölgeden 3-4 cm civarında bir kesi yapılarak kalbe ulaşılıyor ve hastanın ihtiyaç duyulan tüm tıkalı damarlarına bypass işlemi uygulanıyor. Prof. Dr. Hasan Karabulut, bu tekniğin faydaları hakkında, “Hastanın göğüs kemiği kesilmediği için kemik kaynama problemi ortadan kalkar. Yara yeri enfeksiyonu görülmez. Akciğer problemlerinin görülme sıklığı çok düşüktür. Kesi küçük olduğu için kanama miktarı azalır. Hastanın hastanede ve yoğun bakımda kalış süresi kısalır. Bu sayede hastanede uzun yatışa bağlı gelişebilecek komplikasyon oranları azalır. Hastalar hızlı bir şekilde günlük ve iş yaşamlarına dönebilir” diyor. Kapalı ameliyat uygulanabilecek tüm hastalara robot destekli bypass da yapılabiliyor.

Yılbaşı gecesi eğlenirken sağlıklı beslenmeyi de ihmal etmeyin!

Yılbaşı gecesi eğlenirken sağlıklı beslenmeyi de ihmal etmeyin!

Yılbaşı gecesi, sevdiklerimizle bir araya gelerek en sevdiğimiz yiyeceklerle keyifli zamanlar geçirmek istiyoruz. Ancak bu gecede sağlıklı ve dengeli beslenmeyi de göz ardı etmemek önemli. Beslenme ve Diyet Uzmanı  Hülya Yiğit, yeni yıla hem keyifli hem de sağlıklı bir başlangıç yapmak için önerilerde bulunarak, hindi eti gibi az yağlı beyaz etlerin oldukça uygun olacağını söyledi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeni yıla hem keyifli hem de sağlıklı bir başlangıç yapmak için önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Yılbaşı tabağı nasıl olmalı?

“Yılın son gününü sevdiklerimizle en keyifli aktiviteleri yaparak en sevdiğimiz yiyecekleri tüketerek geçirmek birçoğumuzun ortak arzuları arasında.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeni yıla hem keyifli hem de sağlıklı bir başlangıç yapmak için önerilerini şöyle paylaştı:

“Öncelikle yılbaşı gecesi yemek süresi normalden uzun olacağı için yemekleri yavaş ve iyi çiğneyerek tüketmelisiniz. Yılbaşı menünüzde tabağınızın yarısını yeşil sebzelere/zeytinyağlılara, diğer yarısını, protein ve karbonhidratlara ayırabilirsiniz. Hindi eti gibi az yağlı beyaz etler oldukça uygun olacaktır.”

Yemekten önce 2 bardak su

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yılbaşı gecesi fazla yeme endişesi olabileceğini dile getirerek, “Eğer fazla yemek konusunda endişeleriniz var ise, yemeğe başlamadan önce 2 bardak su tüketmeniz stresinizi azaltacaktır. Veya az yağlı bir sebze çorbası tüketmek de uygundur.” dedi.

Yılbaşı gecesinde çoğunlukla karbonhidratlı besinlerin olabileceğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, şöyle devam etti:

“Tatlılar da masamızda bulunacağından bu besinleri tüketirken tadım porsiyonlarında yani olabildiğince küçük miktarlarda tabağınıza almakta fayda var. Yemek sonrası hazımsızlık şikayetleri çekmemek için yemeklerinizde kimyon kullanabilir veya masanızda 1 bardak zencefilli su bulundurabilirsiniz.”

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi

Yılbaşı gecesi atıştırmalık tüketirken sağlıklı seçenekler

Yılbaşı gecesi, tatlılar ve atıştırmalıklar da sofralardaki gözde lezzetler arasında yer alırken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, bu özel gecede sağlıklı tercihler yapmak için şu önerilerde bulundu:

“Yılbaşı akşamında tatlılar, atıştırmalıklar kaçınılması zor olan besinler arasındadır. Peki bu akşamı atıştırmalık tüketerek nasıl sağlıklı hale getirebiliriz? Meyveli ve sütlü tatlılar bu akşam için önerebileceğim sağlıklı seçenekler arasında. Üzeri ceviz ile süslenmiş bal kabağı tatlısı, hurma/kayısı gibi kuru meyveler kullanılarak yapılan meyve topları bu gece için hem görsel olarak hem de tatlı ihtiyacını karşılamak için ideal. Lor peyniri, labne, zeytinyağı ve çörek otu gibi baharatlar kullanılarak yapılan peynir topları tatlı sonrası tuzlu atıştırmalık ihtiyacına iyi gelecektir.”

Mevsim meyveleri kullanılarak süslenen tabaklar çok daha sağlıklı

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yılbaşı gecesinde paketli tuzlu atıştırmalıklar ve cipslerin de oldukça ilgi çekici olduğunu kaydederek, “Bu noktada evde az yağ ve tuz ile yapılan patlamış mısırlar, tuzsuz fındık, ceviz, badem gibi kuruyemişler ve mevsim meyveleri kullanılarak süslenen tabaklar çok daha sağlıklı olacaktır.” dedi.

Mayalı içecek miktarını sınırlayın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yılbaşı gecesinde özellikle mayalı içecekleri tüketme durumunda ise kan şekeri düşüklüğü yani hipoglisemi durumu yaşamamak için tüketilen mayalı içecek miktarını sınırlamak ve yanlarında sağlıklı atıştırmalıklar tüketmenin faydalı olacağını sözlerine ekledi.

Hareketsiz yaşam kan şekerinin olması gereken seviyenin üzerine çıkarıyor

Hareketsiz yaşam kan şekerinin olması gereken seviyenin üzerine çıkarıyor

Son yıllarda giderek yaygınlaşan diyabet hastalığı artık genç yaşlarda da kapıyı çalıyor. Gerek sağlıksız beslenme gerekse hareketsiz yaşam tarzı derken kan şekerinin olması gereken seviyenin üzerine çıkması (diyabet) kalp ve damar sistemine zarar vererek birçok başka ciddi hastalıklara da zemin hazırlıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Esra Nur Ademoğlu Dilekçi, diyabetin hemen öncesindeki ‘sınır evresi’ olarak da adlandırılan prediyabetin de kontrol altına alınmadığında diyabet hastalığına ilerlediğini belirterek “Ülkemizde görülme sıklığı artan prediyabet kan şekeri düzeylerinin sağlıklı bireylerden daha yüksek olduğu ancak diyabet sınırına gelmediği metabolik durumu ifade eder. Prediyabetik bireylerde diyabet gelişme riski artmıştır. Prediyabet evresinde diyabetin oluşturduğu sağlık sorunlarının büyük bir kısmı aslında ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu dönemde böbrek, sinir sistemi ve gözlerde küçük damar sistemlerinde birtakım değişiklikler gerçekleşebilir. Ayrıca kan şekeri değeri normal olan hastalara göre kalp damar hastalıkları riskinde de belirgin şekilde artış vardır” diyor. Prediyabette hastaların uygun șekilde tedavi edilip kan şekerleri dengelenerek diyabet gelișiminin önlenmesinin mümkün olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Esra Nur Ademoğlu Dilekçi, kan şekerini dengelemenin 6 önemli yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Esra Nur Ademoğlu Dilekçi

Doç. Dr. Esra Nur Ademoğlu Dilekçi

  1. Fazla kilolarınızdan kurtulun

Prediyabetik hastaların büyük bir kısmı ideal kilosunun üzerinde ya da obezite hastası olarak karşımıza çıkıyor. Bu hastalarda en az yüzde 7 kilo kaybının büyük önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Esra Nur Ademoğlu Dilekçi, bu nedenle kalori kısıtlaması yapılması gerektiğini söylüyor.

  1. Sağlıklı beslenmeye dikkat edin

Diyabetten korunmada sağlıklı beslenme kritik rol oynuyor. Kişiye özel beslenme planı oluşturularak en uygun beslenme modelinin seçilmesi şart. Beslenme planının kişinin yaşam tarzına, bireysel tercihlerine uygun olması sürdürülebilirlik açısından da büyük fayda sağlıyor.

  1. Düzenli egzersiz yapın

Hareketsiz (sedanter) yaşamdan kaçınmak, gün içerisinde fiziksel olarak hareketsiz kalınan süreleri azaltmak, masa başı bir işte çalışılıyorsa her 30 dakikada bir düzenli olarak birkaç dakika da olsa hareket etmek gerekiyor. Doç. Dr. Dilekçi “Haftada 150 dakika veya daha fazla, düzenli olarak büyük kas gruplarını içeren, orta şiddette bir fiziksel aktivite (tempolu yürüyüş, yüzme, bisiklete binme vb) yapabilirsiniz. Bu egzersiz planına ek olarak vücut ağırlığına karşı veya çeşitli cihazlar yardımıyla direnç egzersizleri yapmanızın da ek faydaları olacaktır” diyor.

  1. Stresinizi yönetmeyi öğrenin

Kronik stres varlığının kan şekerinin dengede tutulmasını zorlaştırıcı bir etken olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Dilekçi, bu nedenle stresi yönetmeyi öğrenmek gerektiğini söylüyor. Gerekirse depresif belirtiler, anksiyete, kaygı gibi duyguların varlığında konunun uzmanlarından destek almaktan kaçınmamak gerekiyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi

  1. Düzenli ve kaliteli uykuya özen gösterin

Yapılan bilimsel çalışmalar; düzenli ve yeterli uykunun kan şekerinin dengede tutulmasında da çok önemli rolü olduğunu ortaya koyuyor. Kan şekeri dengesinin sağlanmasında geceleri çok geç yatmamak, düzenli olarak 6-8 saat uyumak gerektiğini belirten Doç. Dr. Dilekçi şöyle konuşuyor: “Daha fazla veya az uyumak kan şekeri dengelenmesinde zorluklara yol açabilir. Uyku saatinin dışında uyku hijyeninin iyi olması, dinlenmiş bir şekilde uykudan uyanmak önemlidir. Gece geç yatmak ve geç kalkmak yerine erken yatıp erken kalkmanın da kan şekeri üzerine olumlu etkileri olacaktır.”

  1. Sigaradan kaçının

Sigara kullanımı prediyabette zaten artmış olan kalp ve damar hastalıkları riskini daha da artırıyor. Sigara kullanan hastaların mutlaka sigara bırakma programlarına yönlendirilmesi gerekiyor. Son yıllarda kullanımı gittikçe artan ve ‘daha az zararlı olduğu’ şeklinde yanlış bir düşüncenin hakim olduğu elektronik sigaranın da, benzer olumsuz etkilere yol açmasından dolayı bırakılması gerekiyor.

Her boyun ağrısının nedeni ‘fıtık’ olmayabilir!

Her boyun ağrısının nedeni ‘fıtık’ olmayabilir!

Boyun ağrısı tüm dünyada bel ağrısından sonra en sık görülen bölgesel ağrıyı oluşturuyor. Her 3 kişiden 1’i hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Son yıllarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak boyun ağrısı görülme sıklığı da giderek artıyor. Boyun ağrısı genellikle duruş bozukluğu ve boyun fıtığı gibi etkenler sonucu görülse de birçok önemli hastalığın habercisi de olabiliyor. Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai,  erken tanı birçok hastalıkta hayat kurtarıcı olabileceği için boyun ağrılarını hafife almamak gerektiğine dikkat çekerek, “Şiddetli ağrılarda hasta zaten mutlaka doktora başvuruyor. Önemli olan, tedaviye rağmen bir haftadan uzun süren ve sık sık tekrarlayan boyun ağrılarıdır. Bu hastalar mutlaka detaylı olarak araştırılıyor” diyor. Boyun ağrılarının altta yatan nedene göre tedavi edildiğini belirten Dr. Siyavuş Muhammedrezai, boyun fıtıkları, kireçlenmeler, kasların çok ya da hatalı kullanılması sonucu gelişen boyun ağrılarında girişimsel ağrı yöntemlerinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini belirtiyor.

Dr. Siyavuş Muhammedrezai

Dr. Siyavuş Muhammedrezai

Pek çok ciddi hastalığa işaret edebiliyor!

Boyun ağrıları her zaman boyun omurgası veya yapılarına bağlı gelişmiyor; göğüs, kalp, hatta karın boşluğundaki iç organların hastalıkları bu bölgede ağrı oluşturabiliyor. Örneğin, faranjit, larenjit, kalbe bağlı anjina,  akciğer tümörü, pankreas hastalıkları, safra kesesi taşı veya iltihabı, omurga dışında gelişen boyun ağrıları arasında yer alıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai,   omurgaya bağlı ağrıların da mekanik ve mekanik olmayan boyun ağrıları olarak ikiye ayrıldığını vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Tümör metastazları, romatizmal, enfeksiyon ve metabolik hastalıklar ile fibromiyalji, mekanik olmayan nedenleri oluşturuyor. Mekanik boyun ağrıları ise genellikle trafik kazalarında oluşan yaralanmalar sonucu boyun tutulması, kireçlenme, kötü postür, alışılmamış fiziksel aktivite, omuz kavşağı ve kol eklemlerine bağlı sorunlar nedeniyle gelişiyor. Boyun ağrılarına pek çok etkenin yol açması ise tanıyı zorlaştırıyor”

Girişimsel yöntemlerle ‘ağrı’ kontrol altında!

Boyun ağrılarında tedavi altta yatan etkene göre planlanıyor. Örneğin, hatalı hareketler nedeniyle gelişen kas kaynaklı boyun ağrılarında istirahat, boyun egzersizleri ve kas gevşeticiler genellikle yeterli oluyor. Ciddi olmayan boyun fıtıkları, kireçlenmeler veya miyofasial ağrılarda ilaç ve fizik tedaviyle başarılı sonuçlar alınıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, ancak tedaviye rağmen ağrı devam ediyorsa, bu hastalarda girişimsel ağrı tedavisi uygulandığını belirterek, “Ağrının tümünün veya bir kısmının kontrol altına alınmasıyla sorun çözülüyor ya da iyileşmeye yardımcı olunuyor” diyor. Selektif sinir kökü bloğu, faset eklem bloğu, disk içi enjeksiyon, sempatik blok, epidural uygulama, epidural nöroplasti, radyofrekans teknikler, lazer uygulaması, nöromodulasyon (ağrı pompası) ve omurgada kırık varsa kifoplasti veya vertebroplasti ağrıları dindirmede başvurulan girişimsel yöntemler arasında yer alıyor.

Mikroenjeksiyon yöntemi

Mikroenjeksiyon yöntemine, özellikle eklem kireçlenmelerinde, hastanın ağrılarını azaltmak amacıyla başvuruluyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, mikroenjeksiyon yönteminin sedasyon veya lokal anestezi altında kolayca uygulandığını belirterek, “Hasta işlem sırasında genelde hiç ağrı hissetmiyor. Eklem içine lokal anestezik ajan ile az miktarda kortizol enjekte edilip, aynı seansta faset eklemine radyofrekans uygulandığında, ağrılarda ciddi azalma görülüyor” diyor. Etkisi genelde işlemden hemen sonra ortaya çıkan mikroenjeksiyon yöntemi, hastaya göre, bir kaç aydan bir kaç yıla kadar etkili oluyor. Hasta günlük yaşantısına ertesi gün veya iki gün sonra devam edebiliyor. Yöntem yıllar içinde defalarca tekrarlanabiliyor.

Epidural enjeksiyon

Epidural enjeksiyon küçük boyun fıtıklarında, kireçlenmeye bağlı sinir sıkışmalarında veya boyun disklerinde oluşan anüler yırtıklarda ve omurilik sıkışmasına yol açmayan kanal darlıklarında ağrının giderilmesinde faydalı oluyor. Yöntem lokal anestezi veya sedasyon altında yapılıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, epidural steroidlerin güçlü antienflamatuar etkileri sayesinde, bası altında kalmış olan sinir dokusunda ödemi azaltmaları ve enflamasyonu önlemeleri nedeniyle epidural enjeksiyonun uzun yıllardır kullanıldığını vurgulayarak, “Etkisi genelde işlem sonrası başlayan yöntem uzun süre kalıcı etki sağlıyor. Hasta bir veya iki gün sonra günlük yaşamına devam ediyor. Epidural enjeksiyon da belli aralıklarla defalarca uygulanabiliyor ama genelde tekrara gerek kalmıyor” diye konuşuyor.

Sağlıklı beslenme, uyku ve spor çok önemli!

 Sağlıklı beslenme, uyku ve spor çok önemli!

Kış aylarında havaların soğuması çocuklarda üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarına adeta davetiye çıkarıyor. Öyle ki çocuklar yaşamlarının ilk yıllarında 8-10 kez üst solunum yolu hastalığına yakalanabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Sapmaz Deniz, bağışıklık sistemleri henüz tam gelişmediği için çocukların sık hastalandıklarını belirterek, “Evde okula giden bir kardeş varsa enfeksiyon kolaylıkla bulaşabiliyor.

Ayrıca çocuk anne sütüyle beslenmiyor ise risk daha da artıyor. Gözlerini kaşıyan, burunlarını silen veya ağızlarına dokunup tekrar oyuncaklara dokunan çocuklar eller ve oyuncaklar yoluyla enfeksiyon etkenlerinin diğer çocuklara yayılmasına neden oluyor” diyor. Kapalı ve havalandırılmayan ortamların da mikropların yayılma riskini artırdığına dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Sapmaz Deniz, “Ayrıca el yıkama, diş fırçalama ve tuvalet sonrası temizlik gibi öz bakım becerilerinin henüz tam gelişmemesi de çocukların sıkça hastalanmalarına yol açıyor. Üst solunum yolu enfeksiyonları çoğunlukla yakınmalara yönelik uygulanan tedavilerle geçseler de bazen kulak enfeksiyonu, sinüzit ve zatürre gibi önemli sorunlar oluşturabiliyor. Bu nedenle kış aylarında çocukları mikroplardan korumak büyük öneme sahip” diye konuşuyor.

Dr. Serap Sapmaz Deniz

Dr. Serap Sapmaz Deniz

En etkili önlem: Ellerini sık sık sabunla yıkayın!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Sapmaz Deniz, “Mikroplardan korunmanın en güçlü panzehiri ellerin sabunla yıkanmasıdır” diyerek, şöyle devam ediyor:  “Yemekten önce, tuvaletten sonra, dışarıdan eve geldikten sonra, evcil hayvanlarla temasın ardından, hapşırma veya öksürme sonrasında, evde biri hasta olduğunda çocuğun elleri sık sık yıkanmalıdır. Eller, tüm yüzeyi sabunla temas edilip 20 saniye boyunca ovalanmalı, durulandıktan sonra mutlaka kurulanmalıdır. Süreyi hatırlatmak için çocuğunuzla beraber bir el yıkama şarkısı seçebilirsiniz.”

Dengeli beslenme, uyku ve spor çok önemli!

Enfeksiyonların yayılmasının önlenmesi için çocukların aşılarının tam ve zamanında yapılması da büyük önem taşıyor. Dr. Serap Sapmaz Deniz, çocukları kış enfeksiyonlarından korumak için alınması gereken diğer önlemleri şöyle anlatıyor: “Kapalı ortamların sık havalandırılması,  ortamın serin tutulması (20-22 derece), gözler kaşınacaksa parmak uçlarıyla değil el sırtıyla kaşınmasının öğretilmesi gerekiyor. Çocukların spor yapmaları, olabildiğince erken uyumaları, yeterli ve dengeli beslenmeleri bağışıklık sistemlerinin gelişmesinde önem taşıyor. Anne sütüyle beslenme bebeklerin hastalıklara daha az yakalanmalarını ve daha hızlı iyileşmelerini sağlıyor. Renk renk, çeşit çeşit, mevsimsel sebze ve meyvelerin bol olduğu, et-balık-yumurta-bal- soğan- sarımsak-yoğurt-kefir-ceviz gibi gıdalardan zengin, paketli gıdalar ve şekerli içeceklerin tüketilmediği bir beslenme ve idrarın açık sarı renkte olacağı kadar su tüketilmesi de dikkat edilmesi gereken diğer önlemleri oluşturuyor”

Dr. Serap Sapmaz Deniz

Bu belirtiler varsa, dikkat! 

Hastalık belirtileri gösteren çocukların mutlaka evde istirahat etmeleri ve solunum yollarının temizlenerek bol sıvı verilmesi gerektiğini belirten Dr. Serap Sapmaz Deniz, “Böylece çocukların okula devam ettikleri gün sayısı artacak, enfeksiyonun çevreye yayılması azalacak ve hastalıklara bağlı gelişebilecek kulak enfeksiyonu, bronşiolit, zatürre ile krup gibi tablolar azaltılacaktır” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Sapmaz Deniz,Özellikle üç aydan küçük bebeklerde;  zor nefes alıp verme, nefes alıp verirken burun kanatlarının dışa doğru açılıp kapanması,  göğüste nefes alırken cildin kaburgalar içerisine  göçmesi, 39 derece ateş, kulak ağrısı,  dudaklarda morarma, öksürüğün bir haftadan uzun sürmesi veya aşırı uyku hali gibi durumlarda mutlaka doktor muayenesi gerekiyor.” uyarısında bulunuyor.

Dizlerde tam protez yerine yarım protez de yapılıyor!

Dizlerde tam protez yerine yarım protez de yapılıyor!

Vücudumuzun tüm yükünü taşıyan, bükülen, dönen, bizi dimdik ayakta tutan dizlerimiz… Bazen yaşla, bazen genetik etkilerle, fazla kilo veya yaralanma gibi sebeplerle bu temel eklemdeki kıkırdak doku aşınıyor ve dizler ağrılar içinde kalabiliyor; üstelik yaşla birlikte kireçlenme ihtimali de artıyor. İnsan vücudunun en karmaşık ve en büyük eklemlerinden olan dizler, ayak bilekleri ve kalçalarla birlikte vücudun tüm yükünü taşıyor. Bu eklemlerin rahat hareket etmelerini sağlayan kaygan kıkırdak doku niteliğini kaybeder ve aşınırsa “kireçlenme” dediğimiz hastalık ortaya çıkıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Akan, sıklıkla dizde şişlik, ağrı ve sertlik şeklinde kendini belli eden kireçlenmenin, yürüme, eğilme, çömelme ve merdiven çıkma gibi gündelik işleri bile engelleyerek kişinin yaşam kalitesini azalttığına dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Burak Akan

Prof. Dr. Burak Akan

Her yaşa uygun bir tedavi yöntemi

Genetik yatkınlık, spor yaralanması, fazla kilo, eklemlerin fazla kullanımı gibi durumların neden olduğu diz kireçlenmesinin görülme sıklığı yaşla birlikte artıyor. Diz kireçlenmesi özellikle dizin tek bölgesini etkiliyorsa (çoğunlukla dizin iç tarafı) yarım diz protezi, bu tedavide başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Akan, ‘parsiyel diz protezi’ ya da ‘unikondiler veya unikompartmental diz protezi’ olarak da adlandırılan yarım diz protezi ameliyatlarına dair, “Bu tedavi kireçlenme ve osteokondral defekt gibi nedenlerden dolayı diz ekleminin sadece bir bölgesinde oluşan kıkırdak kaybının tedavisinde kullanılan total diz protezine alternatif bir ameliyattır. Menisküs ve kök yırtıkları olmak üzere birçok durumda kullanılır. Bu protezler düzeltilebilir varus -valgus gibi hekimin muayene ve tetkikler ile karar verebileceği bazı durumlarda, tek bölge kıkırdak harabiyeti olan yetişkin hastalara uygundur. Her yaşa uygun olmakla beraber, 60 yaş altı veya 80 yaş üstü hastalarda özellikle tercih edilir. 60 yaş altında ileride revizyon gerekirse total diz protezine alternatif, ileri yaş grubunda ise daha az riskli bir ameliyat olduğu için tercih edilir” diyor. Yarım diz protezinde total diz protezine göre daha az riskle daha hızlı bir iyileşme amaçlanıyor. Bu ameliyat, açık yöntemle hastaların heyecanını alan hafif uyku altında vücudun belden aşağısının spinal anestezi ile uyuşturulmasıyla yapılıyor ve 45 dakika – 1 saat içinde tamamlanıyor. 10 yıllık kullanım oranları yüzde 95’in üzerinde olan bu ameliyatlarda hastanın ömür boyu iyileşmesi hedefleniyor.

Prof. Dr. Burak Akan

Daha düşük riskle daha doğal bir diz

Bu yöntemle hastaların hızla iyileştiğine değinen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Akan, “Amacımız fonksiyonu bozulmuş bir diz eklemini tekrar ağrısız ve işler hale geri getirmek, yani ağrısız hareket elde etmektir. Total diz protezine göre daha düşük riskle daha doğal bir diz elde etmek en büyük avantajı olmakla birlikte, enfeksiyon oranları daha düşüktür, yara izi daha küçüktür, hastalar daha hızlı normal hayata dönerler ve çoğu ameliyatsız normal bir diz gibi hisseder” diyor. Hastalar, ameliyattan 5-6 saat sonra ayağa kalkıp diz üzerine tam yük vererek yürüyorlar. Hastanede bir gün kaldıktan sonra taburcu edilen hastalar genelde 3-4 hafta sonra kendi rutin yaşamlarına dönebiliyorlar. Her işlemde olduğu gibi bu ameliyatta da enfeksiyon, yara iyileşmesinde gecikme ve anestezi komplikasyonları gibi riskler minimum düzeyde bulunsa da bu tedavi yöntemiyle oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor.

“Aşırı acı yemek hemoroide neden olabilir”

“Aşırı acı yemek hemoroide neden olabilir”

Hemoroidin nasıl oluştuğundan bahseden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Kemal Dursun, “Hemoroid oluşum nedeni belli olmamakla birlikte yanlış tuvalet alışkanlığı, ishal ve kabızlık durumları, aşırı acı ve baharat kullanımı, alkol tüketimi, ayakta uzun süre durmak gerektiren meslekler, uzun yol şoförleri gibi insanlarda daha sık görülmektedir. Gebelikte de sık görülür” dedi.

Medical Park Tokat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Kemal Dursun hemoroid (basur) hakkında açıklamalarda bulundu.

Hemoridin tanımını ve nasıl ortaya çıktığına değinen Op. Dr. Dursun, “Kalın bağırsağın son kısmı olan anüs bölgesinde genişlemiş damarlar ve üzerindeki mukozanın oluşturduğu küçük yastık pakeleri vardır. Bu normal anatomik yapılar sağlıklı insanlarda anüsün daha sıkı kapanmasını sağlayarak gaz ve sıvı kaçışını önlerler. Normalde üç adet olan bu pakelerin büyümesi, kanaması içinde pıhtı olması veya ağrı yapması gibi durumlar olduğunda hemoroid adını almaktadır” diye konuştu.

Dr. Mustafa Kemal Dursun

Dr. Mustafa Kemal Dursun

AŞIRI ACI VE BAHARAT TÜKETİMİ NEDEN OLABİLİR

Hemeroidin nasıl oluştuğunu anlatan Op. Dr. Dursun, şu bilgileri paylaştı:

“Hemoroid oluşum nedeni belli olmamakla birlikte yanlış tuvalet alışkanlığı, ishal ve kabızlık durumları, aşırı acı baharat kullanımı, alkol tüketimi, ayakta uzun süre durmak gerektiren meslekler, uzun yol şoförleri gibi insanlarda daha sık görülmektedir. Gebelikte de sık görülür.”

KANAMA ŞİKÂYETLERİ OLABİLİR

Hemeroidlerin iki tip olduğunu söyleyen Op. Dr. Dursun, “Anal kanalın içinde bağırsak mukozası ile anüs derisinin birleştiği linea dentata denilen bir hat vardır. Bu hattın içeri kısmında olursa iç hemeroid, dış kısmında olursa dış hemeroid adını alır. İç hemeroidler şişlik, kanama gibi şikâyetler yapar. Dış hemeroidler iseiçinde pıhtı olduğunda semptom yapar, bunun dışında sorun oluşturmazlar” dedi.

4 KADEMEDE GÖRÜLÜR

İç hemeroidlerin 4 kademede görüldüğünü dile getiren Op. Dr. Dursun, şunları söyledi:

“Birinci kademe sadece kanama ile kendini gösterir. İkinci kademe kanama olsun olmasın ıkınmakla anüsten dışarı meme çıkar kendiliğinden içeri girer. Üçüncü kadamede meme dışarı çıkar kendiliğinden içeri girmez ancak parmak yardımıyla girer. Dördüncü kademede ise memeler sürekli dışardadır içeri itilemezler. Anal fissür, fistül ve abseler hemoroidle karıştırılmamalıdır. Semptomları yanıltıcı olabilir. Ayrıca polip, condylom, kanser, ıslak makat, anismus, levator ani sendromu gibi durumlarla karıştırılabilir.”

KOLONOSKOPİ UYGULANABİLİR

Hemoroid olunduğunda mutlaka anal muayene yapılması gerektiğini ve görüntüleme olmadan ilaca başlanmamasına dikkat çeken Op. Dr. Dursun, “Muayenede hemeroid tespit edildikten sonra arka planda inflamatuar bir bağırsak hastalığı veya kanser bulunmadığını anlamak için rektosigmoidoskopi veya kolonoskopi yapılması gerekir. Ayrıca altta bir kronik karaciğer hastalığı ya da kan hastalığı olabileceği akılda tutulmalıdır” ifadelerini kullandı.

BESLENME TARZINA DİKKAT EDİLMELİ

Tedavi yollarından bahseden Op. Dr. Dursun, “Birinci derecede pek tedavi gerektirmez. Yaşam tarzı, tuvalet alışkanlığı ve beslenme önerileri yeterli olur. İkinci derecede ilaç tedavisi ve bir önceki öneriler uygulanır. Üçüncü ve dördüncü derecede ise hemoroidektomi, band ligasyon, lazer, krioterapi, infraruj tedavisi, stapler hemoroidektomi, hemeroid arter ligasyon ve hemoroidopeksi yöntemlerinden herhangi biri kişiye özel seçilmek suretiyle uygulanır. Her bir yöntemin kendine has artı ve eksi yönleri vardır” diyerek açıklamalarını sonlandırdı

Göz tembelliği kalıcı görme kaybına yol açabiliyor!

Göz tembelliği kalıcı görme kaybına yol açabiliyor!

Çocukluk çağının en yaygın hastalıklarından biri olan göz tembelliği çok sık gözden kaçtığından ileride tedavisi zorlu bir hal alabildiği gibi kalıcı görme kaybına da yol açabiliyor.  Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy Hastanesi) Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, gözde tek ya da çift taraflı görme keskinliğinin azalmasının göz tembelliğine (ambliyopi) işaret ettiğini belirterek “Göz tembelliği esas olarak beyinde görme ile ilgili alanların fonksiyonlarının gelişememesidir. Hastalığa geç tanı konulması gecikmiş tedavi anlamına gelir ki bu da tedaviye zor cevap verilmesine yol açar. Bu nedenle tüm çocukların doğum ile beraber 3. ve 6. ay da dahil olmak üzere her yıl 6 yaşına kadar rutin göz muayenesinin mutlaka yapılması gerekir” diyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz çocuklarda göz tembelliğini anlattı, anne babalara önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Halk arasında ‘göz tembelliği’ olarak adlandırılan, tıptaki adıyla ‘ambliyopi’ ülkemizde yaygın görülen hastalık. Gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde sık rastlanan bu önemli sorunun 9 yaşına kadar tanı konulması durumunda kolayca tedavi edilebildiğini belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, buna karşın teşhiste geç kalındığında tedavi şansının kaçırılabildiğini söylüyor. Göz tembelliğinin çocuğun ileriki hayatında meslek seçiminde bile karşısına bir sorun olarak çıkabilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Şahbaz şöyle konuşuyor: “Doğumdan itibaren her iki gözü sağlıklı görsel uyarı alan çocuklar, bu iki gözden gelen görüntüleri beyinde birleştirip tek bir görüntü olarak algılamayı öğrenir. Bunun gelişimine engel olan her durum göz tembelliği (ambliyopi) ile sonuçlanır. Göz tembelliği esas olarak beyinde görme ile ilgili alanların fonksiyonlarının gelişmemesi, gözlerde tek taraflı veya çift taraflı görme keskinliğinde azalmadır. Erken tanı ve tedavi ile göz tembelliğini tedavi etmek mümkündür. Göz tembelliğinin çocukluğun erken ilk yıllarında (8-9 yaş) tedavi edilebileceği kritik bir dönem vardır.”

Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz

Dr. İbrahim Şahbaz

6 yaşına kadar yılda bir düzenli muayene şart!

Gözlerde kayma (şaşılık) olması, iki gözün gözlük numalarının birbirinden çok farklı olması, göz kapağında düşüklük veya doğumsal kataraktın göz tembelliğinin başlıca nedenleri arasında yer aldığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Şahbaz “Göz tembelliğinin nedeni şaşılık veya göz kapağında düşüklük ise aile bu tür durumları genellikle fark eder ve çocuğunu göz doktoruna muayeneye getirir; hasta, tanısını alır ve gerekli tedavisi başlar. Ancak göz tembelliğinin nedeni iki gözün gözlük numarası arasında farklılık veya yüksek gözlük numarası ise çocuğun dış görünüşünde farklılık olmadığı için dışarıdan ailenin anlaması mümkün değildir. Genellikle bu durumlarda, rutin göz muayenesi yapılmamışsa çocuk geç tanı alabilir” diyor. Geç tanı alınmasının gecikmiş tedavi anlamına geldiğini, bunun da tedaviye zor cevap verilmesine yol açtığını vurgulayan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, bu nedenle tüm çocukların doğum ile beraber 3. ve 6. ay da dahil olmak üzere her yıl 1-6 yaş arasında rutin göz muayenesi olmasının son derece önemli olduğunu söylüyor.

Acıbadem

 Tedavide 9 yaş kritik sınır!

Erken tanı ve tedavi ile göz tembelliğinin tedavi edilebildiğini, özellikle 9 yaşına kadar tedavi edilebildiği kritik bir dönem olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, öncelikle göz tembelliğine neden olan hastalığın tedavi edildiğini söylüyor. Kritik yaş dönemi sonrası 12 yaşından itibaren hastalarda göz tembelliğinin kesin bir tedavisinin olmadığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Şahbaz şöyle konuşuyor: “9 yaşına kadar olan dönemde öncelikle göz tembelliğine neden olan hastalık tedavi edilir. Göz tembelliğinin cerrahi bir tedavisi yoktur. Buna neden olan şaşılık veya göz kapak düşüklüğü ise, öncelikle bu durumlar cerrahi ile tedavi edilir. Gerekirse gözlük kullanımına başlanır ve daha sonra hastanın yaşına ve görme tembelliğinin derinliğine göre belirlenen sürelerle sağlıklı göze kapama tedavisi planlanır. Kapama tedavisi ile birlikte CAM tedavisi de uygulanabilmektedir. Ancak 12 yaşından sonra bazı Nörovizyon tedavisi gibi yöntemlerle çok az da olsa olumlu sonuçlar alınsa da çoğunlukla kesin tedavi imkanı ortadan kalkmaktadır.”