Yazılar

Hormonal dengenizi korumanın önemi nedir?

Hormonal dengenizi korumanın önemi nedir?

Hormonlarımız, vücudumuzun yaşamsal fonksiyonları üzerinde önemli bir role sahip. Hormon dengesinin korunması da bu yönde önem arz ediyor. Homon dengemizi korumak neden önemli? Hormon dengemizi nasıl koruyabiliriz? İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Ferit Sarı, konu hakkında merak edilenlere yanıtlar veriyor.

Hormonal dengenin korunması, vücudumuzun sağlıklı işleyişi için hayati bir öneme sahiptir. Hormonlar, metabolizma, üreme, enerji düzenlemesi, ruh hali ve birçok diğer biyolojik sürecin kontrol edilmesine yardımcı olurlar. Bu nedenle hormonal dengenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi, genel sağlığımızı etkileyen bir faktördür. Bunları korumanın önemi ve bunu nasıl yapabileceğimizi inceleyelim.

Egepol

Dr. Ferit Sarı

Doğal Yaşlanmanın Etkilerini Azaltma

Doğal yaşlanmanın etkilerini azaltmak, hormonal dengenin korunması açısından önemli bir hedefi temsil eder. Yaşlanma süreci ile birlikte vücutta hormon seviyeleri değişir ve bu değişiklikler bir dizi olumsuz etkiyi tetikleyebilir. Özellikle kadınlar için menopoz dönemi, hormonal dalgalanmaların en belirgin olduğu zamanlardan biridir. Hormonal denge sağlanmadığında, cilt yaşlanması, kemik yoğunluğunun kaybı, kas kitlesinin azalması gibi yaşlanma belirtileri daha belirgin hale gelebilir. Ancak hormonal dengenin doğru bir şekilde yönetilmesi, bu etkileri hafifletebilir. Örneğin, hormon replasman terapisi menopozdaki kadınlarda yaşlanma belirtilerini azaltabilir. Ayrıca sağlıklı yaşam tarzı seçimleri ve düzenli egzersiz, hormonal dengeyi destekleyerek yaşlanma sürecini daha sağlıklı ve rahat bir şekilde geçirmenize yardımcı olabilir. Bu nedenle hormonal dengeyi koruyarak doğal yaşlanmanın etkilerini azaltmak, uzun vadeli sağlık ve yaşam kalitesi açısından önemlidir.

Metabolizmayı Dengeleme

Metabolizma, vücudun enerji üretimini ve kullanımını düzenleyen karmaşık bir süreçtir. Hormonlar, metabolizmanın anahtar oyuncularıdır. Örneğin, tiroid hormonları, metabolizmayı hızlandırarak vücutta enerji üretimini artırır. İnsülin ise kan şekerini düzenler ve enerjinin hücrelere taşınmasına yardımcı olur. Hormonal dengesizlikler metabolizmayı olumsuz etkileyebilir. Özellikle insülin direnci, kilo alımına ve tip 2 diyabet riskine yol açabilir. Ayrıca kortizol adı verilen stres hormonu, yağ depolamayı artırabilir ve kas kaybına neden olabilir. Bu nedenle hormonal denge, kilo kontrolünü sağlamak ve metabolizmayı optimize etmek için hayati önem taşır. Sağlıklı bir yaşam tarzı, düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve stresten kaçınma, metabolizmanın dengesini korumak için etkili yollar arasındadır. Bu önlemler, kilo kontrolünü kolaylaştırabilir, enerji seviyelerini artırabilir ve genel sağlığı iyileştirebilir.

Ruhsal ve Duygusal İyi Olma

Ruhsal ve duygusal iyi olma, hormonal dengeyle derin bir ilişkiye sahiptir. Hormonlar, serotonin ve melatonin gibi duygusal denge ve uyku düzenlemesini etkileyen kimyasal sinyalleri kontrol eder. Özellikle serotonin, mutluluk ve rahatlama hislerini artıran bir hormondur. Hormonal dengesizlikler bu kimyasal sinyallerin düzenlenmesini bozabilir ve sonuç olarak depresyon, anksiyete ve diğer duygusal sorunlar ortaya çıkabilir. Aynı zamanda, uyku hormonu olan melatonin de hormonal dengeye bağlıdır. Melatonin eksikliği uyku sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle hormonal dengeyi korumak, ruh halinizi ve duygusal iyi olmanızı desteklemek için kritik bir faktördür. Sağlıklı yaşam tarzı seçimleri, stresten kaçınma, düzenli egzersiz ve dengeli beslenme, hormonal dengeyi destekleyerek ruhsal ve duygusal iyi olmanıza katkıda bulunabilir. Bu şekilde, yaşam kalitenizi artırabilir ve duygusal sorunları önleyebilirsiniz.

Üreme Sağlığı ve Fertiliteyi Destekleme

Üreme sağlığı ve fertiliteyi desteklemek, hormonal dengenin en önemli yönlerinden biridir. Özellikle kadınlar için, hormonal denge üreme sistemi üzerinde doğrudan etkilidir. Adet döngüsünün düzenli olması, hamilelik şansını artırır. Ayrıca hormonal dengenin korunması, polikistik over sendromu gibi üreme sorunlarını önlemeye yardımcı olabilir. Hamilelik sürecinde ise hormonal dengenin sağlanması, fetüsün sağlıklı bir şekilde gelişmesine katkıda bulunur. Aynı zamanda, hormonal dengeyi desteklemek, erkeklerde sperm kalitesini artırabilir ve fertiliteyi artırabilir. Hormonal dengesizlikler, üreme sorunlarına neden olabileceği için, üreme çağındaki bireyler için hormonal dengeye özellikle dikkat etmek önemlidir. Bu, sağlıklı bir aile planlaması ve üreme sağlığı için kritik bir faktördür. Bu nedenle hormonal dengenin korunması, üreme sağlığını ve fertiliteyi desteklemek için önemlidir.

Enerji Seviyelerini Yükseltme

Enerji seviyelerini yükseltmek, hormonal dengeyi korumanın önemli bir yönüdür. Hormonlar, enerji üretiminde ve yönetiminde kritik bir rol oynarlar. Özellikle kortizol, stresle başa çıkma hormonu olarak bilinir ve enerji seviyelerini etkiler. Kronik stres, kortizol seviyelerini artırabilir ve bu da enerji düşüşüne yol açabilir. Ayrıca tiroid hormonları da metabolizmayı düzenler ve enerji üretimini etkiler. Hormonal dengeyi sağlayarak, kortizol seviyelerini kontrol altında tutabilir ve enerji seviyelerini artırabilirsiniz. Düzenli egzersiz, hormonları dengelemenin yanı sıra enerji seviyelerini artırmada da yardımcı olabilir. Ayrıca iyi bir uyku düzeni, hormonal dengenin korunmasına katkıda bulunur ve gün içinde daha fazla enerji sağlar. Bu nedenle enerji seviyelerini yükseltmek için hormonal dengeyi göz önünde bulundurmak önemlidir.

Sindirim sorunlarının nedenleri!

Sindirim sorunlarının nedenleri!

Sindirim sistemi sorunları, yaygın olarak görülen sorunların başında geliyor. Günlük yaşam kalitesini etkilemesinin yanı sıra bu hastalıkların, başka hastalıkları tetiklediğinden de söz ediliyor. Bu kapsamda merak edilenleri, Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Murat Meral yanıtlıyor.

Sindirim sorunları, birçok kişinin yaşadığı yaygın sağlık sorunlarıdır. Bu sorunlar, sindirim sisteminin düzgün çalışmadığında ortaya çıkar ve bir dizi rahatsızlıkla kendini gösterebilir. Bu makalede, sindirim sorunlarının arkasındaki nedenleri anlamaya odaklanacağız.

Egepol Hastanesi

Dr. Murat Meral

Yanlış Beslenme Alışkanlıkları

Yanlış beslenme alışkanlıkları sindirim sorunlarının temel nedenlerinden biridir. Hızlı yeme alışkanlığı sindirim sisteminin işleyişini olumsuz etkileyebilir. Yemeklerin hızlıca tüketilmesi, yiyeceklerin iyi çiğnenmemesi ve yetersiz tükürük üretimi sindirim sürecini zorlaştırabilir. Ayrıca işlenmiş gıdaların aşırı tüketimi, sağlıksız yağlar, şeker ve tuz içeren gıdaların ağırlıklı olarak tercih edilmesi sindirim sağlığını olumsuz etkileyebilir. Lif eksikliği de sindirim sorunlarına yol açabilir. Lifli gıdalar bağırsak hareketlerini düzenler ve kabızlığı önler. Ayrıca yetersiz su tüketimi de sindirim sorunlarına katkıda bulunabilir. Su, bağırsakların düzgün çalışması için önemlidir. Yanlış beslenme alışkanlıkları sindirim sisteminin doğru şekilde işlev görmesini engelleyebilir, bu nedenle sağlıklı ve dengeli bir diyetin benimsenmesi sindirim sağlığını korumak için önemlidir.

Stres ve Anksiyete

Stres ve anksiyete, sindirim sistemi sağlığı üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Bu duygusal durumlar, vücutta fizyolojik değişikliklere neden olarak sindirim süreçlerini olumsuz etkileyebilir. Stres anında vücut “savaş veya kaç” tepkisi verir ve bu sırada sindirim sistemi ikinci planda kalır. Bu, mide asit seviyelerinin artmasına, bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına ve hatta bağırsak irritasyonuna yol açabilir. Ayrıca anksiyete sindirim organlarının spazmına ve aşırı gaz üretimine neden olabilir, bu da şişkinlik ve rahatsızlık hissine yol açar. Uzun süreli stres ve anksiyete, kronik sindirim sorunlarına, irritabl bağırsak sendromuna (İBS) veya mide ülserlerine yol açabilir. Bu nedenle stresle başa çıkmak, gevşeme tekniklerini öğrenmek ve gerektiğinde psikoterapi veya ilaç tedavisi gibi yöntemlere başvurmak sindirim sağlığını korumak için önemlidir.

Fiziksel Aktivite Eksikliği

Fiziksel aktivite eksikliği, sindirim sistemi sağlığı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir. Düzenli egzersiz yapmamak, sindirim organlarının düzgün çalışmasını engelleyebilir. Özellikle bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına ve kabızlığa yol açabilir. Bu durum, dışkının bağırsaklardan geçişini zorlaştırarak sindirim sorunlarına katkıda bulunur. Ayrıca fiziksel aktivite eksikliği obezite riskini artırabilir, bu da sindirim problemlerini tetikleyebilir. Obezite, reflü hastalığı ve hazımsızlık gibi rahatsızlıkları artırabilir. Düzenli egzersiz yapmak ise sindirim sistemini canlandırabilir, bağırsak hareketlerini teşvik edebilir ve kilo kontrolüne yardımcı olabilir. Bu nedenle fiziksel aktivite eksikliği sindirim sorunlarına yol açabilen önemli bir faktördür. Egzersiz rutini oluşturarak ve aktif bir yaşam tarzını benimseyerek sindirim sistemi sağlığını olumlu yönde etkileyebilirsiniz.

Dr. Murat Meral

İlaçlar ve Antibiyotikler

İlaçlar ve antibiyotikler, sindirim sistemi sağlığı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir. Birçok insan, farklı sağlık sorunlarını tedavi etmek veya semptomları hafifletmek için ilaçları düzenli olarak kullanır. Ancak bazı ilaçlar sindirim sorunlarına neden olabilir. Özellikle ağrı kesiciler ve asit baskılayıcılar, mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Ağrı kesiciler, mide zarını tahriş edebilir ve mide ülserine neden olabilir. Asit baskılayıcılar ise mide asidini azaltırken sindirimi etkileyebilir, bu da sindirim sorunlarına yol açabilir. Antibiyotikler, bağırsak florasını bozarak ishale veya kabızlığa neden olabilir. Bu nedenle uzun süreli ilaç kullanımı gerektiren hastaların doktorlarıyla iletişim halinde olmaları ve olası sindirim sorunlarını takip etmeleri önemlidir. İlaçların yan etkilerini minimize etmek için dozaj ve kullanım talimatlarına uyulmalı ve doktor tavsiyelerine dikkat edilmelidir.

Gıda Alerjileri ve İntoleranslar

Gıda alerjileri ve intoleransları, sindirim sistemi sorunlarının yaygın nedenlerinden biridir. Gıda alerjileri, bağışıklık sisteminin belirli gıdalara karşı aşırı tepki vermesi sonucu ortaya çıkar. Bu tepki cilt döküntüleri, kaşıntı, şişlik, nefes darlığı ve sindirim sorunları gibi çeşitli semptomları içerebilir. Özellikle sık görülen alerjenler arasında fındık, süt, yumurta ve deniz ürünleri bulunur. Gıda intoleransları ise belirli gıdalara karşı sindirim sisteminin hassaslığını yansıtır. Örneğin, laktoz intoleransı süt ürünlerini sindirememe durumunu ifade eder ve sıklıkla gaz, şişkinlik ve ishale yol açar. Glüten intoleransı (çölyak hastalığı), buğday ürünlerinin tüketilmesine tepki olarak ince bağırsakta hasara neden olur ve sindirim sorunlarına katkıda bulunabilir. Gıda alerjileri ve intoleransları, belirli gıdaların tüketilmesinin ardından ortaya çıkan semptomlarla tanınabilir ve uygun diyet değişiklikleri ile kontrol altına alınabilir. Bu nedenle kişinin bu alerjenlere veya intoleranslara karşı farkındalığı önemlidir ve belirtilerinin nedenini anlamak için bir sağlık profesyoneline başvurması gerekebilir.

İdrar kaçırma her 4 kadından 1’inin sorunu!

İdrar kaçırma her 4 kadından 1’inin sorunu!

Karın içi basıncının artması sonucu istemsiz olarak idrarı tutamamak ‘idrar kaçırma’ olarak adlandırılıyor. Kadınlarda idrar kaçırma yaşlılığın normal bir sonucu olarak görülüyor. Aslında bu sorun sadece ileri yaşla sınırlı kalmayıp, üreme çağındaki genç kadınların da kapısını çalıyor. Öyle ki özellikle 30 yaşından sonra her 4 kadından 1’i idrar kaçırma problemi yaşıyor. Kadınlar bu sorunlarını en yakınlarına, hatta doktorlarına bile söylemekten utandıkları için tedavisiz kalıyorlar. Oysa sosyal hayattan uzaklaşmanın en yaygın sebeplerinden biri olan idrar kaçırma çoğu zaman cerrahi yönteme gerek kalmadan, ilaçlar ve egzersizlerle tedavi edilebiliyor. Son yıllarda, kadınlarda görülen idrar kaçırma probleminin tedavisinde karbondioksit lazerlerin kullanımı da giderek yaygınlaşıyor. Acıbadem Beylikdüzü Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Rehat Faikoğlu, teknolojik gelişmelerin bilimle paralel olması halinde her zaman yüz güldüren sonuçlar alındığını belirterek, “İdrar kaçırma sorununda cerrahi ve medikal tedavi ile kegel egzersizleri olarak adlandırılan yöntemlere başvuruluyordu. Ancak son yıllarda teknolojinin ilerlemesiyle birlikte idrar kaçırma tedavisinde de önemli gelişmeler yaşandı. Örneğin karbondioksit lazer yöntemiyle idrar kaçırma sorununda oldukça başarılı sonuçlar alınıyor. Hastanın 20 dakika süren işlemin ardından günlük yaşamına devam edebilmesi yöntemin en önemli faydaları arasında yer alıyor” diyor.

Acıbadem Beylikdüzü Tıp Merkezi

Prof. Dr. Rehat Faikoğlu

Pek çok nedeni var!  

Toplumdaki yaygın inanışın aksine idrar kaçırma yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir. Tüm yaş gruplarında pek çok etken kadınlarda idrar kanalı ve idrarı tutan mekanizmaların fonksiyonlarının az veya çok kaybolmasına yol açabiliyor. Örneğin genetik yapı nedeniyle ilerleyen yaşla birlikte pelvik destek dokularının zayıflaması yaygın görülen bir neden. Menopoz, fazla kilo, sigara kullanımı gibi etkenler de bu mekanizmayı bozabiliyor. Ayrıca zor doğumlardan sonra uretra ile mesane boynundaki açının bozulması nedeniyle mesane dolduğunda basınç artıyor ve bunun sonucunda idrar kaçağı gelişiyor. Daha çok nörolojik hastalıklarda görülen mesane kasının yetmezliği de idrar kaçağına yol açabiliyor.

Kesi ve dikişsiz yöntem!

Karbondioksit lazer yöntemi, kadınlarda ileri derecede mesane ve rahim sarkmaları dışındaki tüm idrar kaçırma sorunlarında fayda sağlıyor. Cerrahi bir yöntem olmadığı için işlem sırasında herhangi bir kesi ve dikişlere başvurulmuyor. Şiddetli bir acıya yol açmaması anestezi ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Rehat Faikoğlu, işlemin muayene odasında gerçekleştirildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde önce karbondioksit lazerin probu vajinanın içine yerleştiriliyor. Ardından prob ile dış idrar yoluna kontrollü lazer atışları yapılarak dış idrar yolu etrafında fibrositlerin yapımı hızlandırılıyor. Bu fibrositlerin çoğalması sayesinde mesane boyundaki büzücü kasa aktivite kazandırılıyor. Aynı seansta vajinal daralma da sağlanabiliyor”

Günlük rutini engellemiyor!

Karbondioksit lazer yöntemi, her biri 20 dakika süren 4 seans halinde uygulanıyor. Seanslar arasında genellikle 6 haftalık süreler konuluyor. Her seans sonrasında hastalar aynı gün iş ve sosyal hayatlarına devam edebiliyor, hatta cinsel beraberlik dahi yaşayabiliyor.

Borum’da bütünsel sağlık etkinliği

Borum’da bütünsel sağlık etkinliği

Bodrum Belediyesi ve Terapi Yaşam Sanat Atölyesi iş birliği ile Bodrum Belediyesi ev sahipliğinde Bütünsel Sağlık etkinliği gerçekleştirildi.

Etrim Garaova Tarım Park’taki etkinliğe Bodrum Belediye Başkan Yardımcısı Tayfun Yılmaz, Bodrum Tarımsal Kalkınma Kooperatifi üreticileri ve çevre ilçelerden çok sayıda vatandaş katıldı.

Etkinlikte İstanbul Atölye Piera Kurucusu Funda Sayın’ın öncülüğünde “Kahkaha Yogası” yapıldı. Kahkaha egzersizleri ve yoga nefes teknikleri kullanılarak 50 dakika boyunca çeşitli egzersizler deneyimlendi. Funda Sayın, Bodrumlu ve dışarıdan gelen misafirlere Bütünsel Sağlık hakkında bilgiler verdi.

Beyin ve sinir cerrahisi ile nörolojik bozukluklar nasıl yönetilir?

Beyin ve sinir cerrahisi ile nörolojik bozukluklar nasıl yönetilir?

Nörolojik bozukluklar, tıbbi tedavi gerektiren hastalıklar olarak biliniyor. Görülme sıklığına bağlı olarak bu sağlık sorunları hakkında, hastalar tarafından yaygın olarak araştırmalar da yapılıyor. Konu ile ilgili merak edilenleri, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı, Op. Dr. Seyhan Orak yanıtlıyor.

Beyin ve sinir cerrahisi, nörolojik bozuklukların tanı ve tedavisinde görev alan tıp branşları içerisinde yer alır. Bu alandaki yönetim, multidisipliner bir yaklaşım gerektirir ve hastaların yaşam kalitesini artırır ve tedaviyi hedefler. Bu kapsamda takip edilmesi gereken, protokollere bağlı bir yol haritası söz konusudur.

Dr. Seyhan Orak

Tanı ve Değerlendirme

Tanı ve değerlendirme, nörolojik bozuklukların etkili bir şekilde yönetilmesinin temelini oluşturur. Bu aşama, hastanın semptomlarının doğru bir şekilde anlaşılması ve teşhis edilmesi için hayati öneme sahiptir. Beyin ve sinir cerrahları, hastanın tıbbi geçmişini, semptomlarını ve aile öyküsünü ayrıntılı bir şekilde inceler. Gerekirse nörolojik muayene ve nörolojik görüntüleme yöntemleri, beyin ve sinir sisteminin durumunu değerlendirmek için kullanılır. Bu adım, nörolojik bozukluğun türünü, şiddetini ve potansiyel nedenlerini belirlemek için hayati öneme sahiptir. Tanı süreci, hastaların spesifik bir tedavi planı oluşturulması için temel bilgileri sağlar. Bu nedenle tanı ve değerlendirme aşaması, beyin ve sinir cerrahlarının hastalarına en iyi bakımı sunmalarının ilk adımıdır.

İlaç Tedavisi

İlaç tedavisi, nörolojik bozuklukların yönetiminde önemli bir rol oynar. Bu tedavi yöntemi, bir dizi farklı nörolojik rahatsızlığın semptomlarını hafifletmek veya kontrol altına almak için kullanılır. Örneğin, epilepsi hastaları için antiepileptik ilaçlar, nöbetleri önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilir. Migren ataklarını azaltmak için migren profilaksisi olarak adlandırılan ilaçlar reçete edilir. Parkinson hastalığı tedavisinde dopamin yükseltici ilaçlar kullanılır ve bu, motor becerileri iyileştirebilir. İlaç tedavisi, bazı nörolojik bozuklukların ilerlemesini yavaşlatabilir veya semptomları daha yönetilebilir hale getirebilir. Ancak ilaç tedavisinin etkinliği ve yan etkileri kişiden kişiye değişebilir, bu nedenle hastaların düzenli doktor kontrollerine gitmeleri ve ilaçlarını düzenli olarak kullanmaları önemlidir. Beyin cerrahları, ilaç tedavisinin doğru şekilde uygulanmasına rehberlik eder ve ilaçların dozajını gerektiğinde ayarlar.

Cerrahi Müdahale

Cerrahi müdahale, nörolojik bozuklukların tedavisinde hayati bir rol oynar. Beyin ve sinir cerrahları, özellikle tümörlerin çıkarılması, anevrizmaların onarılması veya ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı durumlarda, cerrahi müdahale gerektiren hastaların yönetiminde uzmandır. Tümör cerrahisi, hastaların yaşam kalitesini iyileştirmek ve tümörün kontrol altına alınmasını sağlamak için sıklıkla kullanılır. Anevrizma onarımı, beyin damarlarında oluşan tehlikeli şişlikleri düzeltir, bu da felç veya ani ölüm riskini azaltır. Cerrahi müdahale ayrıca nörolojik bozuklukların semptomlarını hafifletmeye veya ortadan kaldırmaya yardımcı olabilir. Bu, epilepsi için beyin pili implantasyonu gibi özel tedavileri içerebilir. Beyin ve sinir cerrahları, cerrahi seçeneklerin risklerini ve faydalarını hasta ve aileleriyle ayrıntılı bir şekilde paylaşır ve en uygun tedavi planını oluşturur. Bu, hastaların daha iyi bir yaşam kalitesi ve nörolojik bozukluklarının daha iyi bir yönetimi için önemlidir.

Egepol Hastanesi

Rehabilitasyon

Rehabilitasyon, nörolojik bozukluklarla başa çıkmada hayati bir rol oynar. Bu süreç, hastaların yaşamlarını olabildiğince bağımsız ve işlevsel bir şekilde sürdürebilmelerine yardımcı olmayı amaçlar. Nörolojik rehabilitasyon, spesifik hastalık veya yaralanmaya yönelik özelleştirilmiş bir yaklaşım gerektirir. Fizik tedavi, hastaların kas gücünü ve hareket kabiliyetini yeniden kazanmalarına yardımcı olurken, konuşma terapisi ile dil ve iletişim becerileri geliştirilir. Beslenme danışmanlığı, hastaların sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmelerine katkı sağlar. Ayrıca psikososyal destek, nörolojik bozukluğun hastaların zihinsel ve duygusal refahına olan etkilerini ele alır. Rehabilitasyon süreci, hastanın ihtiyaçlarına ve durumuna göre uyarlanır ve uzun vadeli iyileşme hedeflenir. Bu süreç, hastaların nörolojik bozukluklarla daha iyi başa çıkmalarını ve yaşam kalitelerini artırmalarını destekler.

Hasta Eğitimi ve Destek

Hasta eğitimi ve destek, nörolojik bozuklukların etkili yönetimi için kritik bir bileşendir. Bu süreç, hastalara ve ailelerine, nörolojik rahatsızlıkların doğası, semptomları, ilaçların nasıl kullanılacağı ve yaşam tarzı değişikliklerinin nasıl uygulanacağı konusunda ayrıntılı bilgi sunmayı içerir. Hasta eğitimi, hastaların tedavi planlarını anlamalarına ve daha iyi bir şekilde uygulamalarına yardımcı olur. Aynı zamanda hastaların semptomları izlemeleri ve olası komplikasyonları tanımaları için gereken bilgileri sağlar. Bunun yanı sıra, hasta eğitimi, hastaların tedaviye uyumlarını artırmalarına ve tedavi sonuçlarını optimize etmelerine yardımcı olur. Ayrıca nörolojik bozukluğu olan hastalar ve aileleri, duygusal ve psikososyal destek gereksinimlerini karşılamak için yönlendirilmelidir. Bu, hastaların stresle başa çıkmalarına, depresyonu önlemelerine ve yaşam kalitelerini artırmalarına yardımcı olur. Hasta eğitimi ve destek, nörolojik bozuklukların daha etkili bir şekilde yönetilmesine ve hastaların daha sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkıda bulunur.

Kadınlara izsiz cerrahi kesisiz ve hızlı iyileşme imkanı sunuyor

Kadınlara izsiz cerrahi kesisiz ve hızlı iyileşme imkanı sunuyor
Günümüzde gelişen teknolojiler artık ameliyatların küçük kesilerden yapılmasını mümkün kılıyor. Küçük kesilerden yapılan ameliyatlarda hastanın hastanede kalış süresi kısalıyor ve hasta günlük hayatına daha hızlı dönebiliyor. Kadın hastalıklarında vajinal yoldan laparoskopik olarak yapılan vNOTES izsiz cerrahi ile küçük kesilere de gerek kalmayabiliyor. Birçok kadın hastalığında uygulanabilen bu güncel yöntem hızlı bir iyileşme süreci avantajının yanında kozmetik açıdan da başarılı sonuçlar sağlıyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Gökhan Demirayak, kadın hastalıklarında izsiz (vNOTES) cerrahi hakkında bilgi verdi.

Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Gökhan Demirayak

Doç. Dr. Gökhan Demirayak

Laparoskopik ve robotik cerrahi küçük kesilerle yapılıyor

Kadın hastalıklarında son dönemlerde vNOTES (vaginal Natural Orifis Transluminal Endoscopic Surgery) olarak kısaltılan, ‘‘vajinal doğal açıklıktan lümenden yapılan endoskopik cerrahiler gündeme gelmiştir Bu cerrahiler, karın ön duvarında herhangi bir kesi olmadan vajinal yoldan laparoskopik olarak yapılan cerrahilerdir. Laparoskopik cerrahide karın üzerine yapılan 5 ya da 10 mm’lik küçük kesilerden özel aletler kullanılarak ameliyat tamamlanmaktadır. Robotik cerrahide de yine küçük kesilerden robot kolları yardımıyla jinekolojik ameliyatlar yapılmaktadır. Robotik cerrahilerde hekim ameliyatı adeta 4 kol ile yürütmektedir. Aynı zamanda robotik kolların hareket kabiliyeti yüksektir ve 3 boyutlu görüntü sağlama gibi avantajları vardır. Bu ameliyatlarla beraber hastada küçük kesiler olduğu için fıtık gelişme ihtimali çok daha azdır. Hasta 1-2 gün içerisinde taburcu edilebilmektedir. Bu hastalarda daha az ağrı, daha az kanama olmakta ve günlük işlere daha hızlı dönülebilmektedir.

İzsiz cerrahide karında herhangi bir kesi yapılmıyor
vNOTES yönteminin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. İzsiz cerrahinin en önemli özelliği yine laparoskopik olarak vajinal yoldan yapılması, bu nedenle karında bir kesi olmaması, daha iyi kozmetik sonuç ve çok daha hızlı bir şekilde iyileşme sağlamasıdır. Bu ameliyatlarda vajinaya özel bir port yerleştirilir, klasik laparoskopik ve robotik ameliyatlarda olduğu gibi karın boşluğu karbondioksit gazıyla şişirilerek ameliyatı yapmak için yeterli alan sağlanır ve özel aletlerle ameliyat tamamlanır.

Birçok kadın hastalığında uygulanabiliyor
vNOTES izsiz cerrahi ile rahim alınması, rahim sarkması ameliyatları, yumurtalık kisti ameliyatları, yumurtalık alınması ameliyatları ya da ektopik (dış) gebelik gibi ameliyatlar başarıyla yapılabilmektedir. Bazı dışarıya doğru büyüyen miyomlarda da vNOTES cerrahi yapılabilmektedir. Kanser ameliyatlarından rahim iç duvarı denilen endometrium kanserinde de uygulanabilmektedir. vNOTES izsiz cerrahinin, özellikle derin endometriozisi olan, daha önce tubo-ovaryan apse de denilen tüpü ve yumurtalığı içine alan apsesi olan veya kalın bağırsağın son kısmı olan rektum cerrahisi geçiren hastalarda yapılması uygun değildir.

Hangi alışkanlıklar hayati öneme sahip?

Hangi alışkanlıklar hayati öneme sahip?

Kalp ve damar sağlığını korumak için neler yapılabilir? En yaygın görülen bu sağlık sorunlarından uzaklaşmak için sahip olmanız tavsiye edilen alışkanlıkların neler olduğunu, Egepol Hastanesi Kardiyovasküler cerrahi uzmanı,  Prof. Dr. Hakkı Kazaz açıklıyor.

Kardiyovasküler cerrahi, kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde hayati bir rol oynar. Ancak bu ameliyatların başarısı sadece cerrahi müdahaleye değil, aynı zamanda sağlıklı bir yaşam tarzına da dayanır. Bu noktada hastaların ve aslında herkesin belli alışkanlıklara sahip olması ve yaşam tarzını sağlıklı yaşam yönünde sürdürmesi gerekir.

Prof. Dr. Hakkı Kazaz

Sağlıklı Beslenme

Sağlıklı beslenme, kalp sağlığı için temel bir taşınması gereken bir yapı taşıdır. Bu beslenme yaklaşımı, kalp-damar sağlığını desteklemek ve korumak için önemlidir. İdeal bir beslenme planı, yüksek lifli gıdaların (tam tahıllar, sebzeler ve meyveler), az yağlı protein kaynaklarının (tavuk, balık, fasulye) ve sağlıklı yağların (zeytinyağı, avokado) dengeli bir şekilde tüketilmesini içerir. Ayrıca sodyum (tuz) ve şeker alımını sınırlamak da önemlidir. Bu, yüksek tansiyon ve obezite riskini azaltabilir. Kalp-damar hastalıklarını önlemek veya mevcut durumu iyileştirmek isteyenler için, doymuş yağlar ve trans yağlar gibi zararlı yağların sınırlanması önemlidir. Bunun yerine, omega-3 yağ asitlerini içeren balık gibi besinler ve doğal yağ kaynakları tercih edilmelidir. Ayrıca porsiyon kontrolüne dikkat ederek aşırı yemekten kaçınılmalı ve düzenli öğünlerle metabolizma desteklenmelidir. Sağlıklı beslenme, kolesterol seviyelerini düşürebilir, kan basıncını kontrol altında tutabilir ve kalp-damar sistemi için gerekli olan besin maddelerini sağlayarak kalp sağlığını olumlu yönde etkileyebilir.

Düzenli Egzersiz

Düzenli Egzersiz: Kalp sağlığı için düzenli egzersiz, vazgeçilmez bir unsurdur. Her gün yapılmasına gerek olmamakla birlikte haftada en az 3-4 gün, her seferinde 30-40 dakika süren orta yoğunluklu aerobik egzersizler, kalp sağlığını olumlu yönde etkiler. Bu tür egzersizler, kalp atış hızını artırarak kalp kasını güçlendirir, kan dolaşımını iyileştirir ve kolesterol seviyelerini düşürebilir. Ayrıca egzersiz vücut ağırlığını kontrol altında tutmaya yardımcı olur ve obezitenin önlenmesine katkı sağlar. Fiziksel aktivite, aynı zamanda stresi azaltabilir ve genel yaşam kalitesini artırabilir. Ancak başlamadan önce doktora danışmak önemlidir, özellikle de mevcut sağlık sorunları veya kardiyovasküler cerrahi sonrası bir program başlatmak isteniyorsa. Egzersiz düzeni kişiselleştirilmeli ve bireyin yaş, sağlık durumu ve hedeflerine uygun olmalıdır. Kalp sağlığını korumak için egzersizi yaşam tarzının ayrılmaz bir parçası haline getirmek önemlidir.

Sigara ve Alkolün Bırakılması

Sigara ve alkol tüketiminin bırakılması, kalp sağlığı açısından hayati bir öneme sahiptir. Sigara içmek, vücuda zarar veren birçok toksini serbest bırakır ve bu toksinler damarları daraltarak kan basıncını artırabilir. Aynı zamanda sigara içmek, vücudu oksijensiz bırakır ve kalp krizi riskini artırır. Alkol tüketimi ise aşırıya kaçıldığında kalp ritim bozukluklarına ve yüksek tansiyona yol açabilir. Alkol, kalp kasına da zarar verebilir ve kalp yetmezliği riskini artırabilir. Bu nedenle sigara içmeyi bırakmak ve alkol tüketimini sınırlamak, kalp sağlığını olumlu yönde etkileyen önemli adımlardır. Sigara bırakma programlarına katılmak, destek gruplarına katılmak ve alkol tüketimini azaltmak için danışmanlık almak, bu alışkanlıklardan kurtulmayı kolaylaştırabilir. Bu adımlar, kalp-damar sağlığını korumanın yanı sıra genel sağlık açısından da büyük faydalar sağlayabilir.

Egepol Hastanesi

Stres Yönetimi

Stres yönetimi, kalp sağlığını korumak ve kardiyovasküler cerrahi sonrası iyileşme sürecini desteklemek için kritik bir faktördür. Yoğun stres, vücudu sürekli olarak yüksek seviyede kortizol adı verilen stres hormonu üretmeye zorlayarak kan basıncını artırabilir, kalp atış hızını hızlandırabilir ve damarların sıkışmasına neden olabilir. Bu durum, kalp hastalıklarının gelişme riskini artırabilir. Stresle başa çıkmak için gevşeme teknikleri, meditasyon ve derin nefes alma gibi yöntemler önerilir. Ayrıca düzenli fiziksel aktivite, stres seviyelerini azaltmaya yardımcı olabilir. Kişisel hobilerin veya sosyal destek ağlarının oluşturulması da stresi azaltabilir. Stres yönetimi, kalp sağlığını korumak için vazgeçilmez bir adımdır ve yaşam kalitesini artırabilir.

İlaçların Düzenli Kullanımı

Kalp sağlığını korumak veya kardiyovasküler cerrahi sonrası tedaviyi desteklemek için ilaçların düzenli kullanımı son derece önemlidir. Kalp hastalıkları için reçete edilen ilaçlar, kan basıncını düzenlemek, kolesterol seviyelerini kontrol altında tutmak, kan pıhtılarını önlemek ve kalp ritmini düzenlemek gibi önemli görevlere sahiptir. Bu ilaçları doktorun önerdiği şekilde ve düzenli olarak kullanmak, tedavi sürecinin başarısını artırabilir. İlaçların zamanında alınmaması veya düzensiz kullanılması, hastalığın ilerlemesine ve komplikasyon riskinin artmasına yol açabilir. Bu nedenle doktorun önerdiği dozları ve kullanım talimatlarını tam olarak takip etmek çok önemlidir. Ayrıca ilaçların yan etkileri veya etkileşimleri hakkında doktorla iletişim halinde olmak da gereklidir. İlaçların düzenli kullanımı, kalp sağlığına yönelik yapılan diğer çabaları destekler ve uzun vadeli başarı için kritik bir adımdır.

Şişli hafızasını tazeliyor

Şişli hafızasını tazeliyor

Şişli Belediyesi; kültürel mirasına sahip çıkmak ve kent belleğini gelecek nesilleri aktarmak amacıyla başlattığı ‘Şişli Kültür Envanteri Projesi’nin ikinci ayağı olan “Şişli Semt Kitaplığı” ve “Sözlü Tarih” çalışmasını tamamladı.

14 kitaptan oluşan Şişli Semt Kitaplığı ve 70 yaş üstü 30 Şişlilinin desteğiyle hayata geçen Sözlü Tarih çalışması, kişisel anılar çerçevesinde Şişli tarihini anlatan bir çalışma olma özelliği taşıyor.

Şişli Belediyesi, iki yıl önce başlattığı ‘Şişli Kültür Envanteri’ çalışmasının ikinci ayağını oluşturan “Şişli Semt Kitaplığı” ve “Sözlü Tarih” çalışmasının tanıtımını gerçekleştirdi. Özel Kurtuluş Rum İlköğretim Okulu bahçesinde gerçekleştirilen tanıtım toplantısına; Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Kurtuluş Aya Tanaş Aya Dimitri Aya Lefter Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakıf Başkanı Yorgo Teodoridis ve yönetim kurulu üyeleri, Semt Kitaplığı projesine katkı sunan yazarların yanı sıra çok sayıda Şişlili katıldı.

Kitaplar – Yazarları:

Harbiye – Mutlu Tönbekici

Garbı ve Şarkı Ayıran Hat – Osmanbey: Mutlu Tönbekici

Çukulata Kokulu Semt Bomonti: Vercihan Ziflioğlu

Masal Gibi Mahalle – Kuştepe: Muzaffer Ayhan Kara

Şişli’de bir Apartıman – Şişli Merkez Mahallesi: Hristo Kopano

Bitişik Nizam Karnaval – Pangaltı: Yeşim Çobankent

Şişli’de Kadim Bir Semt – Kurtuluş: Hüseyin Irmak

Bir Yanında İzzetpaşa Bir Yanında Gülbahar – Mecidiyeköy: Kudret Köksal

Geçmiş Zamanın İzinde – Feriköy: M. Ercan Bodur

Benim Çiçek Mahallem – Halide Edip Adıvar: Kudret Köksal

Esentepe’de- Bir Gezinti: M. İnci Pamirtan

Dünden Bugüne Yaşadığım Nişantaşı: Süleyman Karan

Gelenek ve Modernite Arasında Teşvikiye: Ali Değermenci

Okmeydanı – Kaptanpaşa- Mahmut Şevket Paşa- Halil Rıfat Paşa: Cem Gözel

Uyku apnesine karşı 5 etkili önlem!

Uyku apnesine karşı 5 etkili önlem!

Ülkemizde her 5 kişiden birinde uyku apnesi olduğunu biliyor muydunuz? Üstelik pek çok kişinin bu tehlikeli hastalığa sahip olduğundan habersiz yaşadığını? Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, günümüzde hızla yaygınlaşan ve genç yaşlarda da çok sık görülür hale gelen uyku apnesinin, uyku hastalıkları arasında uykusuzluktan sonra en sık görülen ikinci hastalık olduğunu belirterek “Tıkayıcı uyku apnesi tedavi edilmezse yaşam kalitesini oldukça düşürmesinin yanı sıra yol açtığı sorunlar nedeniyle özellikle gece veya sabaha karşı ani ölümle bile sonuçlanabiliyor” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı uyku apnesi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, 8 soruda kendinizde farkındalık yaratabilecek Uyku Apnesi Testi hazırladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Horlama, boğulur gibi uyanma, uykuda arasıra nefesin durması, uykuda terleme, sabah yorgun ve baş ağrısı ile uyanma, gün boyu sinirlilik, odaklanamama, yorgunluk gibi birçok sorun uyku apnesinden kaynaklanıyor. Üstelik sorunlar hastalığın şiddetine göre değişik derecelerde görülebiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, uyku esnasında üst solunum yolundaki daralma veya tıkanmaya bağlı olarak solunumun onlarca veya yüzlerce kez kesintiye uğraması olarak tanımlanan Tıkayıcı Uyku Apnesi’nin özellikle son yıllarda sağlıksız beslenme ve hareketsizlik derken obezitedeki artışla birlikte genç yaşlarda da çok sık görülen bir hastalık haline geldiğini söylüyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi

Dr. Mustafa Emir Tavşanlı

Risk faktörlerine dikkat!

Yapılan çalışmalara göre; özellikle fazla kilolu olmanın tıkayıcı uyku apnesinde en önemli risk faktörünü oluşturduğunu vurgulayan Dr. Tavşanlı, kilomuzdaki yüzde 10’luk bir artışın tıkayıcı uyku apnesi riskini 6 kat artırdığını, ayrıca kişinin boyun yapısı kısaysa, boğazda havanın geçtiği yol yapısal olarak dar bir anatomiye sahipse daha fazla risk altında olduğunu belirtiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı “Tıkayıcı uyku apnesinde nefeste kesilmelerin olduğu dönemde kandaki oksijen oranı düşüyor ve oksijen seviyelerindeki dalgalanmalar vücuttaki dokulara zarar verebiliyor. Özellikle damar yapılarında meydana gelen hasarlar damarlarda tıkanıklıklara neden olabiliyor. Aynı zamanda kan basıncında ani yükselmeler de görülebiliyor ve tüm bunlar kalp krizi ve inme olarak bilinen kalp-damar ve beyin damar hastalıklarına zemin hazırlıyor” diyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi

Uyku apneniz var mı? Bu sorularla test edin!

Kişilerin tıkayıcı uyku apnesi açısından ne derecede riskli olduklarını basit bir tarama testi ile tespit edebileceklerini belirten Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, testin değerlendirilmesine yönelik şu bilgileri veriyor: “Aşağıdaki 8 sorudan oluşan bu testteki sorulara ‘evet’ veya ‘hayır’ şeklinde yanıt verilmektedir. Toplamda 2 veya daha az ‘evet’ cevabı tıkayıcı uyku apnesi açısından düşük risk olarak kabul edilmektedir. Ancak ilk 4 sorudan en az ikisine ‘evet’ diyen erkekler, ilk 4 sorudan en az ikisine ‘evet’ diyen ve beden kitle indeksi 35’in üzerinde olanlar, ilk 4 sorudan en az ikisine ‘evet’ diyen ve boyun ölçüsü geniş olanlar ile toplamda en az 5 soruya ‘evet’ diyenlerin ağır düzeyde tıkayıcı uyku apnesi riski olduğu kabul edilmektedir.” İşte, 8 soruda uyku apnesi testi;

  1. Yüksek sesle (kapı kapalıyken bile duyulacak düzeyde veya eşinizin size dürtmesine neden olacak düzeyde) horlar mısınız?
  2. Gün içinde sık sık kendinizi yorgun, bitkin ya da uykulu hisseder misiniz?
  3. Uykunuzda nefesinizin durduğunu görmüş olan, bunu söyleyen birisi oldu mu?
  4. Yüksek tansiyonunuz var mı? Ya da yüksek tansiyon için ilaç kullandınız mı?
  5. Beden kitle indeksiniz (kilogram cinsinden kilo, metre cinsinden boyun karesine bölünerek bulunur) 35 veya 35’in üzerinde midir?
  6. Yaşınız 50 veya üzerinde midir?
  7. Boyun ölçünüz geniş mi? (Gömlek yakası ölçüsü erkek için 43 cm, kadın için 41 cm veya üzerinde midir?)
  8. Cinsiyetiniz erkek midir?

Miyom ameliyatı anne olmayı önler mi?

Miyom ameliyatı anne olmayı önler mi?

Rahmin düz kas tabakasından kaynaklanan iyi huylu tümörler olan miyomlar ülkemizde her 5 kadından 1’inde görülüyor. En sık üreme çağı olan 25-45’li yaş grubu kadınlarda teşhis edilen miyomların yaygınlığı, son yıllarda doğurganlık oranlarının azalması ve yüksek östrojen maruziyeti nedeniyle giderek artıyor. Her ne kadar iyi huylu tümörler olsalar da miyom dokusu içinde 1000’de 1 olasılıkla kanser dokusu bulunabiliyor. Ayrıca rahmin iç duvarında yerleşmiş olan miyomlar embriyonun gelişmesine engel olarak çocuk sahibi olmayı önleyebiliyor. Bu nedenle erken teşhis ve tedavi miyomlarda büyük öneme sahip. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, genelde belirti vermedikleri için miyomların çoğunlukla rutin muayeneler sırasında tesadüfen fark edildiklerine işaret ederek, “Dolayısıyla hiçbir yakınma olmasa dahi 21 yaşından itibaren yıllık jinekolojik muayeneler ihmal edilmemeli. Ayrıca miyomlar büyüdüklerinde düzensiz ya da miktarı artmış adet kanamaları, kasık  bölgesinde baskı-dolgunluk hissi ve ağrı,  sık idrara çıkma, idrarı tam boşaltamama hissi, kabızlık ve erken doyma gibi şikayetlere yol açarlar. Bu tür sorunlarda da mutlaka hekime başvurmak gerekiyor” diyor.

Miyomların ilaçlar ve açık veya kapalı cerrahi yöntemlerle tedavi edilebildiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, “Ancak toplumda miyomlar hakkında doğru sanılan pek çok hatalı bilgi mevcut. Gerçeği yansıtmayan bu bilgiler hastaların gereksiz yere endişeye kapılmalarına veya hekime başvurmayarak teşhis ile tedavinin gecikmesine neden olabiliyor” diyor. Doç. Dr. Cihan Kaya, miyomlar ile ilgili doğru sanılan 10 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Bakırköy Hastanesi

Doç. Dr. Cihan Kaya

Miyom ameliyatında rahim alınır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Miyom ameliyatında rahmin alınması şart değildir. Özellikle ileride hamile kalmayı planlayan kadınlarda rahim korunarak sadece miyomlar çıkarılabiliyor.

Miyom ameliyatı sonrasında hamile kalınamaz. YANLIŞ

DOĞRUSU: Miyom ameliyatı; yaş, azalmış yumurtalar, tüplerde tıkanıklık ya da sperm fonksiyonlarında bozukluk gibi  başka bir neden yoksa çocuk sahibi olmayı etkilemiyor. Aksine, özellikle rahim iç duvarına yerleşmiş olan miyomlar embriyo gelişiminde sorun oluşturuyor.

Miyom ameliyatı adet olmayı önler. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Miyom ameliyatında sadece miyomlar alındıysa her ay düzenli adet görmeye devam ediliyor.

Miyom ameliyatı menopoza neden olur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Miyomlar rahim kaynaklı iyi huylu tümörlerdir. Miyom alınması sonrasında yumurtalıklarından salgılanan östrojen hormonunda azalma görülmüyor. Yumurtalıklardan bağımsız yapılar olmaları nedeniyle miyom alınması ile menopoz arasında bir ilişki yoktur.

Her miyomun ameliyatla alınması gerekir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Herhangi bir şikayete neden olmayan miyomlarda düzenli aralıklarla takip yeterli iken adet düzensizliği, anemi, sık idrara çıkma, kabızlık ile ağrı kesicilere yanıt vermeyen ve günlük hayatı olumsuz etkileyen ağrı gelişmesi ile çocuk sahibi olamama gibi durumlarda  cerrahi olarak müdahale gerekiyor.

Miyom ameliyatı zor bir ameliyattır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ameliyatın zorluğu ya da süresi; miyomların sayısı, boyutu ya da yerleşim yerine göre değişiyor. Günümüzde açık cerrahi, histeroskopi, laparoskopi (kapalı ameliyat), robot yardımlı cerrahi ya da vNOTES (kesisiz vajinal laparoskopik cerrahi) yöntemleriyle miyom alınması işlemi başarıyla gerçekleştiriliyor.

Rahmin alınması cinsel isteksizliğe neden olur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Miyom nedeniyle sadece rahim alınması ve yumurtalıkların korunması cinsel fonksiyonlarda değişikliğe yol açmıyor. Cinsel isteksizlik kadın ve erkek ile ilişkili birçok faktöre bağlı olarak gelişiyor.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi

Tüm miyomlar menopoz döneminde küçülürler. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Miyomlar östrojen hormonuna bağımlı tümörlerdir. Doç. Dr. Cihan Kaya, menopoz dönemiyle birlikte östrojen seviyeleri düştüğü için miyomların kısmen küçülebildiğini belirterek, “Ancak bu tablo her hastada aynı olmuyor. Menopoz süreci bazı kadınlarda yıllarca sürebiliyor. Dolayısıyla menopoz sürecini beklemek özellikle organ bası şikayetleri olan, düzensiz adet kanamalarına yol açan ve giderek büyüyen miyomları olan hastalar için önerilmiyor”

Rahmin alınması zamanla rahim sarkmasına yol açar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sadece miyomların ya da organ sarkması olmayan bir tabloda rahmin alınması, uygun cerrahi tekniklerin kullanılmasıyla yeni bir organ sarkmasına neden olmuyor. Altta yatan, özellikle zor doğumlar sonrası görülen bir organ sarkması varsa bu şikayetler de rahim alınması sırasında düzeltilebiliyor.

İlaçlar uzun süre kullanılabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Özellikle kasık ağrısı şikayeti ön planda olan hastalarda ağrı kesiciler faydalı olabiliyor. Doç. Dr. Cihan Kaya, ancak yan etkileri nedeniyle ilaçların uzun süre kullanılmaması gerektiğini vurgulayarak, “Ayrıca adet kanaması olan hastalarda tercih edilen progesteron içeren haplar ya da spiraller uzun dönem kullanımda adet görememeye yol açabiliyor. Üreme hormonlarını baskılayan iğneler rahmin alınmasını istemeyen hastalara tavsiye edilebiliyor. Ancak bu ilaçlar da menopoz benzeri sıcak basması, gece terlemesi, baş ağrısı, kemik erimesi ve mide bulantısı gibi bazı olumsuz yan etkilere sahipler. Bu nedenle üç-altı ay süreli kullanılıyor” diyor.