Yazılar

Koyu renkli balların antioksidan içeriği daha yüksek

Koyu renkli balların antioksidan içeriği daha yüksek

Oldukça sağlıklı bir besin olan balın tüketilirken porsiyon kontrolünün oldukça önemli olduğunu ifade eden uzmanlar, doğal bir besin olan bala, dışarıdan herhangi bir madde katılmasının yasak olduğunu söylüyor. Balın doğal olarak antioksidan özelliği olduğunu kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yapılan bir araştırmada koyu renkli balların antioksidan içeriğinin açık renkli olanlara göre daha yüksek olduğunun görüldüğünü vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sağlıklı bir besin olan bal hakkında tüm bilinmeyenleri anlattı.

Arıların bitkisel kaynaklardan topladıkları nektarları metabolize ederek bala dönüştürmelerinin biyokimyasal bir süreç olduğunu ifade eden Yiğit, doğal bir besin olan bala, dışarıdan herhangi bir madde katılması veya balın doğal yapısında bulunan bir maddenin uzaklaştırılmasının kanun ve yönetmeliklerce yasaklandığını söyledi. Hülya Yiğit, şunları kaydetti:

“Bal, doğal olarak antioksidan özelliği olan bir gıdadır. Yapılan bir araştırmada koyu renkli balların antioksidan içeriğinin açık renkli olanlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Bal içerdiği vitaminler, mineraller, organik asitler, flavonoidler ve enzimler nedeniyle sindirimi kolay, besleyici ve pek çok hastalığa karşı koruyucu ve tedavi edici özellik gösteren fonksiyonel bir besindir. Bal bileşiminde bulunan potasyum, fosfor, demir, magnezyum, sodyum, mangan, klor, kükürt ve iyot gibi insan vücudunun ihtiyaç duyduğu mineral maddelerce de zengin bir besin kaynağıdır.”

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Bağışıklık sistemini de destekliyor

Bal bakteri, virüs ve mantarlara karşı vücudun bağışıklık sistemine destek olduğuna dikkati çeken Yiğit, “Özellikle kış aylarında bağışıklığı güçlendirmek ve soğuk algınlığından korunmak için tüketmekte fayda vardır. Bal içeriğindeki flavonoidler sayesinde kansere karşı koruyucu etki de göstermektedir. Yapılan birçok bilimsel araştırma balın, mide ülserinin temel etkeni olan Helicobacter pylori bakterisinin gelişimini yavaşlatarak hastalığın etkisini azalttığını bildirmiştir.” şeklinde konuştu.

Porsiyon kontrolüne dikkat!

“Bal oldukça sağlıklı bir besindir ancak tüketilirken porsiyon kontrolü oldukça önemlidir.” diyen Yiğit, içeriğinde yüzde 82 oranında karbonhidrat ve yüzde 1 oranında vitamin, mineral ve biyoaktif bileşikler bulundurduğunu, şeker oranı oldukça yüksek olduğu için diyabetik bireylerin tüketirken oldukça dikkatli olması gerektiğini söyledi.

“Dikkatli olunması gereken diğer bir grup ise 1 yaş altı bebeklerdir. Botulizm riski sebebiyle bebeklere 1 yaşında önce bal yedirilmemeli.” diyen Hülya Yiğit, sağlıklı bireylerin gün aşırı olarak 1 tatlı kaşığı kadar bal tüketmesinin vücut için yeterli olacağını, fazla miktarda bal tüketiminin kan şekeri dengesizliklerine, iştah kontrolünün azalmasına ve kilo artışına sebep olabileceğini de sözlerine ekledi.

Her biri sağlık deposu olsa da bu uyarılara dikkat!

Her biri sağlık deposu olsa da bu uyarılara dikkat!

Sonbaharda kalabalık ve kapalı mekanlarda virüslerin kolayca bulaşması ve havadaki ani ısı değişiklikleri derken pek çok kişi soğuk algınlığı ve grip başta olmak üzere hastalıklarla mücadele ediyor. Bu nedenle bağışıklığın güçlendirilerek vücut direncinin artırılması için sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım “Vücut direncini artırmada içerdikleri vitamin, mineral ve antioksidan maddelerle bazı besinler daha da ön plana çıkıyor. Hastalıkların arttığı sonbahar döneminde bu gıdaların sıklıkla tüketilmesi bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olabilir. Ancak bazı açılardan bu besinleri tüketirken dikkatli olmak gerekir. Yeterli su tüketimi ve fiziksel olarak aktif kalmak da bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden mutlaka günlük yaşam alışkanlıkları arasına eklenmelidir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım, sonbaharda bağışıklığı güçlendiren 10 besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım

Mandalina

Mandalina; C vitamini ve antioksidanlardan zengin içeriğiyle bağışıklık sistemini virüslerden ve bakterilerden korumaya yardımcı olurken, vücutta stres yaratan maddeleri azaltarak da hastalıklara karşı koruma sağlar. Ancak asidik olması ve şeker içeriği nedeniyle mide hastalıkları ya da diyabeti olanlar dikkatli tüketmelidir. Mandalinayı suyunu sıkmak yerine posasıyla tüketmek gerekir.

Kabak çekirdeği

Zengin vitamin ve mineral içeriğiyle hastalıklardan korunmaya katkı sağlayan kabak çekirdeği, içerisinde doğal olarak bulunan triptofan ve yüksek magnezyum sayesinde de uyku kalitesini artırarak bağışıklığı güçlendirir. Ara öğün olarak ya da salatalarınıza ekleyerek de tüketebileceğiniz kabak çekirdeğini yüksek kalori içerdiğinden dolayı aşırı tüketmemek gerekir.

Kefir

Protein, kalsiyum, magnezyum ve B12 gibi önemli besin öğelerinden zengin olan kefir, bağırsak ve bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklardan korur. Her gün 1 bardak kefir tüketerek bağışıklık sisteminizi güçlendirmeye yardımcı olabilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım “Meyveli kefirler şeker içerdikleri için tüketilmemelidir. Kefir içmekte zorlananlar evde bir meyve ile blenderden geçirerek tüketebilir” diyor.

Pırasa

Pırasa düşük kalori içermesine karşı bağışıklığı güçlendirici zengin vitamin ve mineralleriyle hastalıklardan korunmada önemli bir fayda sağlar. Ancak zengin K vitamini içeriği sebebiyle kan sulandırıcı kullananlar tüketimini sınırlandırmalıdır.

Balık

Balık, vücutta iltihabi duruma neden olan maddelerin üretimini engelleyerek bağışıklık sistemini destekleyen omega-3 açısından son derece zengindir. Yetişkin bireylerin haftada 2-3 kez 250 – 350 gram balık tüketmesi önerilmektedir. Ancak yüksek civa içeriği olan balıklardan kaçınılmalıdır. Böbrek hastaları balık tüketimi konusunda doktor ve diyetisyenine danışmalıdır.

Yulaf

Yulafta bulunan lifler ve özellikle beta glukan, bağışıklık sistemini uyararak hastalıklara karşı koruma sağlar. İçerdiği zengin mineraller vücutta antioksidan etki oluşmasına yardımcı olurken, ferulik asit içeriği virüsün yapışma ve geçişini engelleyerek antiviral etki oluşturmaktadır. Yulafı kahvaltınıza ve ara öğününüze ekleyebilir, yulaf unu şeklinde tariflerde kullanabilirsiniz.

Ispanak

Düşük kalorisine karşı tam bir vitamin ve mineral deposu olan ıspanak bağışıklığı güçlendirirken kilo kontrolü de sağlar. Ancak yüksek oksalat içeriği sebebiyle böbrek taşı olanlar ve yüksek K vitamini içeriği sebebiyle kan sulandırıcı ilaç kullananlar tüketimini sınırlandırmalıdır.

Acıbadem Altunizade Hastanesi

Yeşil Mercimek

Zengin lif içeriğiyle antibakteriyel özellik gösteren yeşil mercimek tam bir antioksidan deposudur. Bitkisel protein açışından da çok iyi bir kaynaktır. Ancak fazla miktarda tüketimi gaz problemi yaratabildiğinden özellikle sindirim problemi olanlar gaz yapıcı içeriğini azaltmak için suda bekletebilir ve pişirme tamamlanırken kimyon baharatı ekleyebilirler.

Zencefil

Yapılan çalışmalarda; zencefilin solunum sistemiyle ilgili hastalıklara sebep olan bazı virüslerle savaştığı gösterilmiştir. Bulantıyı azaltıp, sindirimi rahatlatan zencefil taze olarak çay, çorba ve yemeklere eklenebilir. Ancak 5 gramın üzeri yan etki oluşturmaktadır. Hamileler, kan sulandırıcı ilaç kullananlar, safra kesesi hastalığı olanlar uzmana danışmalıdır.

Yeşil çay

Yeşil çay, güçlü antioksidan içeriğiyle vücut hücrelerini zararlı maddelere karşı korur ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım “Her gün 1 fincan yeşil çay tüketmek bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı olabilir. Ancak kafein hassasiyeti veya hipertansiyonu olanlar yeşil çay tüketmemelidir” diyor.

Kepçe kulak nedeniyle yaşanan akran zorbalığı!

Kepçe kulak nedeniyle yaşanan akran zorbalığı!

Kepçe kulak, en sık görülen kulak şekil bozukluklarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Toplumda yüzde 5 oranında görülen bu sorun, kulak kepçesinin kafatasından 2 cm’den fazla ayrık olması olarak tanımlanıyor. İşitme ile ilgili herhangi bir probleme yol açmayan kepçe kulakların tedavisinin çocukların psikolojileri açısından okul öncesi dönemde planlanması öneriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Serkan Orhan, kepçe kulak sorunu ve tedavi yöntemi hakkında bilgi verdi.

Memorial Bahçelievler Hastanesi

Prof. Dr. Serkan Orhan

Çocuklukta akran zorbalığı, yetişkinlikte ilişki sorunlarına yol açabiliyor

Kepçe kulak sorunu kulak fonksiyonlarını etkilememekte yani duyma konusunda bir farklılığa neden olmamaktadır. Ancak, normal görüntünün dışında olması sebebiyle öncelikle çocukların arkadaşları tarafından konusu olmasına, akran zorbalığına gidebilmekte ve bu durum da zamanla doğacak ve kişide kalıcı hale gelebilecek özgüven eksikliğine yol açabilmektedir. Bu da erişkinlik döneminde ikili ilişkilerde yakınlık kurabilme noktasında özellikle görüntüden kaynaklanan özgüven eksikliği nedeniyle olumsuz sonuçlara sebebiyet verebilmektedir.

En doğru zaman çocuğunuz okula başlamadan hemen önce!

Kulak kepçesi 6 yaşında erişkin boyutunun yaklaşık yüzde 80’ine ulaşmaktadır. Kepçe kulak ameliyatının çocuk okula başlamadan hemen önce yapılması uygundur. Kepçe kulak ameliyatı kulak patolojisine bağlı olarak farklı tekniklerle yapılabilmektedir. Kepçe kulak cerrahisinin temel mantığı, kalıcı sütürler kullanılarak kulak kepçesine yeniden şekil verilmesi esasına dayanmaktadır. Kepçe kulak ameliyatı, kulak arkasından yapılan cilt kesisi ile gerçekleştirilmektedir. Kesi yapılmadan sütür teknikleri de bazı bilimsel çalışmalarda tarif edilmesine karşın kalıcı nüks oranı yüksek olduğu için tercih edilmemektedir. Ameliyat sonrası 1 hafta dinlenme süresi ve 2-3 hafta kulak bandajı takılması önerilmektedir. Eriyen dikiş kullanıldığı için dikiş alma işlemine de gerek bulunmamaktadır.

Çocuğunuza kepçe kulak operasyonu yaptırdıktan sonra bunlara dikkat edin!

  • Ameliyat sonrası 3 hafta bandaj takılması, kulak kepçesinin yeni pozisyonunun kalıcılığında oldukça önemlidir.
  • Operasyon sonrası bir hafta duş alınmamalıdır.
  • Antibiyotik kullanılması enfeksiyon gelişimini önlemektedir.

Ameliyat sonrası en belirgin gelişme: Hastalardaki özgüven artışı

Kepçe kulak operasyonu sonrası hastalar kulaklarını kapatmak için çeşitli yollara başvurmayı bırakmakta ve özgüvenleri artmaktadır. Örneğin bazı hastalar saçlarını toplayamamaktan, hep açık bırakmak zorunda kalmaktan ya da kısa kestirememekten şikayet ediyorken, ameliyat sonrası rahatça istenilen saç modeli uygulanabilmektedir. Hatta kepçe kulak sorununda bazen kulak yapıştırıcısı, bant kullanımı gibi uygulamalar da kişinin kulak sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Tüm bu durumlar bu konuda deneyimli uzmanlar tarafından, tam donanımlı merkezlerde gerçekleştirilen kepçe kulak operasyonu ile ortadan kalkmaktadır.

Evcil hayvan alerjisi koruma yöntemleri!

Evcil hayvan alerjisi koruma yöntemleri!

Çocuğunuz hayvanları çok mu seviyor? Hatta eve alma konusunda ısrarcı mı? Aslında bu haksız bir ısrar değil. Ailede bir kedinizin ya da köpeğinizin olması çok güzel, çünkü bu aynı zamanda kızınızın ya da oğlunuzun sorumluluk bilincini kazanmasına da katkı sağlar. Siz de çocuğunuz gibi bir hayvanı sahiplenmeyi istiyor fakat alerjiniz yüzünden olaya uzak mı duruyorsunuz?
Hayvanların tüyleri, tüy dökme, tüylerdeki proteinler ve tüylerin taşıdığı alerjenler nedeniyle ortaya çıkan kedi ve köpek alerjilerini yönetmek ve semptomları hafifletmek aslında o kadar da zor değil. Dikkate almanız gereken bazı önemli faktörler var. Bunlar neler mi? Liv Hospital Çocuk Alerji ve İmmünoloji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mahir İğde açıkladı.

Prof. Dr. Mahir İğde

  1. Hayvan temasınızı sınırlayın: Mümkünse, evinizdeki kedi veya köpek temasınızı sınırlayın veya tamamen engelleyin.
  2. Sevimli hayvan dostunuzu belirli alanlarda tutun: Kedinizi veya köpeğinizi evin belirli bölgelerinde tutarak alerjen maruziyetini azaltmayı deneyin.
  3. Hava temizleyicileri kullanın: Özel HEPA filtreli hava temizleyicileri kullanarak evdeki alerjenleri azaltın.
  4. Düzenli temizlik yapın: Düzenli olarak evi süpürün, silin ve toz alın. Özellikle kumaş yüzeyleri ve halıları temiz tutmaya özen gösterin.
  5. Evcil hayvanınızı temizleyin: Evcil hayvanınızı, saç dökmesini azaltacak özel şampuanlarla yıkayın.
  6. Giysilerinizi değiştirin ve hemen duş alın: Evcil hayvanlara temas ettiyseniz, giysilerinizi değiştirin ve duş alın.
  7. Alerji dostu yatak seçin: Alerjik kişiler için evcil hayvanların girmesine izin verilmeyen yatak odaları oluşturun.
  8. Alerji geçmişine göre evcil hayvan seçin: Daha düşük alerjen üreten ırkları seçmek alerji riskinizi azaltabilir.
  9. Evcil hayvanınızın tüylerini sık sık fırçalayın: Bu, dökülen tüyleri ve alerjenleri azaltabilir.
  10. Alerji ilaçlarını kullanın: Doktorunuzun tavsiye ettiği antihistaminikler ve diğer ilaçları kullanın.
  11. Alerji aşılarını deneyin: Uygun durumlarda, alerji aşılarını (immünoterapi) düşünün.
  12. Alerjen kapsüllerini kullanın: Evinizdeki hava girişlerine alerjen kapsüllerini yerleştirin.
  13. Yüz maskelerini tercih edinin: Temas riskini azaltmak için yüz maskeleri kullanın.
  14. Alerjen geçirmez kaplamaları kullanın: Özel kaplamalar ve örtüler kullanarak koltukları ve yastıkları kaplayın.
  15. Kontrollü temas sağlayın: Evcil hayvanlarınıza temas ettikten sonra ellerinizi yıkayın ve gözlerinize, burun ve ağzınıza dokunmaktan kaçının.
  16. Alerji dostu halıları ve mobilyaları tercih edin: Evde kullandığınız malzemeleri alerji dostu seçin.
  17. Düzenli veteriner kontrollerini yaptırın: Evcil hayvanınızın sağlığını düzenli olarak kontrol ettirin ve uygun bakımı sağlayın.
  18. Alerjik reaksiyonları izleyin: Alerjik semptomlarınızı ve reaksiyonlarınızı izleyin ve doktorunuzla paylaşın.
  19. Evcil hayvanlarınızı yıkayın: Evcil hayvanlarınızı düzenli olarak yıkayarak tüylerindeki alerjen miktarını azaltmayı deneyin.
  20. Doktora danışın: Şiddetli alerjik reaksiyonlar veya semptomlarınızı yönetemiyorsanız bir alerji uzmanına danışın.

Unutmayın ki herkesin alerji tepkisi farklıdır ve belirli önlemler herkes için işe yaramayabilir. Alerji yönetimi için en iyi yaklaşımı belirlemek için bir alerji immünoloji uzmanı ile görüşmek önemlidir.

Okul çağındaki çocuklarda enfeksiyon riskini nasıl azaltabiliriz?

Okul çağındaki çocuklarda enfeksiyon riskini nasıl azaltabiliriz?

Enfeksiyon riski, tüm çocukların tehdidi altında olduğu bir sorundur. Bu sorunla mücadele etmek için ise bazı tedbirlerin uygulanabilir olduğu, uzmanlar tarafından belirtiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Neşe Yar, enfeksiyonlarla karşılaşma riskini azaltabileceğimiz temel tedbirleri anlatıyor.

Okul çağındaki çocuklar, sık sık enfeksiyonlara maruz kalabilirler. Ancak doğru önlemler alarak enfeksiyon riskini azaltmak mümkündür. Genel-geçer hijyen kurallarına dikkat etmek bu noktada başlıca davranış alışkanlığı olmalıdır. Bu sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de önemlidir. Zira enfeksiyonların yayılmasına, yetişkinlerin etkileri de yoğundur. Bu nedenle, çocuklarımıza kazandıracağımız alışkanlıkları, kedimizin de edinmesi gerekli olacaktır.

Dr. Neşe Yar

El Yıkama Alışkanlığı Kazandırın

El yıkama alışkanlığı kazandırmak, çocukların enfeksiyon riskini azaltmanın temel adımlarından biridir. Çocuklara düzenli el yıkamanın önemi öğretilmelidir. Özellikle okula gitmeden önce ve çıkarken, yemeklerden önce ve sonra, tuvalet kullanımı sonrası, hayvanlarla temasın ardından ve oyun alanlarından döndüklerinde ellerini yıkamaları gerektiği vurgulanmalıdır. El yıkama sırasında sabun kullanımı teşvik edilmelidir. El temizliği, mikropların yayılmasını önler ve çocukların kendilerini ve çevrelerini korumalarına yardımcı olur. Ayrıca çocuklara doğru el yıkama teknikleri öğretilmeli, bu alışkanlık günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir. Bu sayede çocuklar, okul ve ev ortamlarında daha sağlıklı bir şekilde enfeksiyonlardan korunabilirler.

Islak Mendil Kullanımına Dikkat Edin

Islak mendiller, pratik bir temizlik aracı gibi görünse de, mikroplarla mücadelede etkili değillerdir. Çocuklara ellerini temizlemek için sık sık ıslak mendil kullanmak, mikropların yayılmasına neden olabilir. Bunun yerine, çocuklara ellerini düzenli olarak su ve sabunla yıkamayı öğretmek daha önemlidir. El yıkama, mikropları etkili bir şekilde temizler ve enfeksiyon riskini azaltır. Islak mendiller sadece kirleri yüzeyden alır, ancak mikropları öldürmez. Bu nedenle çocuklarınıza hijyen alışkanlığı olarak el yıkamayı kazandırmak, enfeksiyonlardan korunmada en etkili adımlardan biridir. Ayrıca özellikle yemek öncesi, tuvalet sonrası ve dışarıdan geldiklerinde ellerini yıkamalarını teşvik ederek enfeksiyon riskini daha da azaltabilirsiniz.

Beslenme ve Egzersize Özen Gösterin

Beslenme ve egzersiz çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için kritik öneme sahiptir. Çocukların sağlıklı bir diyetle beslenmeleri, vücutlarının gerekli besin maddelerini almasını sağlar. Özellikle C vitamini ve mineraller, bağışıklık sistemini destekleyen önemli bileşenlerdir. Bu nedenle çocuklarınızın günlük olarak taze meyve, sebze ve lifli gıdalar tüketmelerini teşvik edin. Ayrıca düzenli egzersiz yapmak, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmede etkilidir. Aktif bir yaşam tarzı, vücutlarının daha sağlıklı ve dirençli olmasına yardımcı olur. Çocukları spor veya fiziksel aktivitelerle tanıştırmak, onların düzenli olarak hareket etmelerini teşvik eder. Bu sayede enfeksiyonlara karşı daha dayanıklı bir bağışıklık sistemine sahip olurlar ve sağlıklı bir yaşam biçimini benimserler. Beslenme ve egzersize özen göstermek, çocukların enfeksiyonlardan korunmasında önemli bir adımdır.

Egepol Hastanesi

Aşıları İhmal Etmeyin

Aşıları ihmal etmemek, çocukların sağlığını korumada kritik bir rol oynar. Aşılar, çocukları bir dizi ölümcül enfeksiyondan korur ve toplumun bağışıklık kazanmasına katkıda bulunur. Çocuklar, doğduklarında ve büyüdükçe belirli aşıları almaları gerekmektedir. Bu aşılar, özellikle bebeklik döneminde, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirir ve ciddi hastalıkların önlenmesine yardımcı olur. Ayrıca toplum sağlığı açısından da önemlidirler, çünkü aşılanmış bir çocuk, enfeksiyonları yayma riskini azaltır. Bu nedenle çocuklarınızın aşı takvimini eksiksiz takip etmek ve doktorunuzun önerdiği tüm aşıları zamanında yaptırmak, onların sağlıklı bir yaşam sürdürmelerine yardımcı olur. Aşıları ihmal etmemek, çocukların enfeksiyonlara karşı güçlü bir savunma geliştirmelerini sağlar ve ciddi hastalıkların riskini azaltır.

Sigara İçilmeyen Bir Ortam Sağlayın

Çocukların sağlığını korumak için sigara içilmeyen bir ortam sağlamak son derece önemlidir. Sigara dumanı, çocuklar için ciddi sağlık riskleri taşır. Pasif içicilik, çocukların solunum yollarını etkileyebilir ve astım gibi solunum problemlerine yol açabilir. Ayrıca çocukların uzun vadede sigara içme alışkanlığı kazanma olasılığını artırabilir. Bu nedenle çocukların bulunduğu her ortamda sigara içilmemesine dikkat edilmelidir. Eğer evinizde sigara içiliyorsa, içme alanını çocuklardan uzak tutun ve dumanın diğer odalara yayılmasını önleyin. Aynı hassasiyeti okul ve kreş gibi toplu alanlarda da gösterin. Sigara içenleri çocukların yanında uyarmak ve çocuklara sigaranın zararları hakkında bilgi vermek, sağlıklı bir çevre oluşturmak için önemlidir.

Okulda Enfeksiyonlardan Korunmayı Öğretin

Okulda enfeksiyonlardan korunmayı öğretmek, çocukların sağlığını koruma açısından kritik bir önem taşır. Bu, çocuklara hijyen kurallarını ve enfeksiyon bulaşma yollarını anlatmayı içerir. Çocuklara hapşırma ve öksürme sırasında ağızlarını dirsekleriyle kapatmalarını öğretmek, damlacık yoluyla enfeksiyonların yayılmasını engellemeye yardımcı olur. Paylaşılan materyalleri kullanmamaları ve kişisel eşyalarını sık sık dezenfekte etmeleri konusunda bilinçlendirmek de önemlidir. Okulda hijyen kurallarına uyulması gerektiğini ve sık sık el yıkamanın enfeksiyon riskini azalttığını anlatmak, çocukların bu alışkanlıkları geliştirmesine yardımcı olur. Ayrıca okulun temizliği ve havalandırılması konusunda dikkatli olunması gerektiğini vurgulamak, çocukların sağlığını koruma açısından önemlidir. Bu şekilde, çocuklar enfeksiyonlardan korunmayı öğrenir ve okulda daha güvende kalabilirler.

Çocuklarda beslenme zekâ gelişimi ve öğrenme yeteneğini etkiliyor

Çocuklarda beslenme zekâ gelişimi ve öğrenme yeteneğini etkiliyor

Uzmanlar, beslenmenin bireyin özellikle gelişim çağında hayati öneme sahip olduğunu vurguluyor. Beslenme alışkanlıklarının gelişim çağı sonrasındaki hayatı ciddi şekilde etkiliyor olması da bu süreçte dikkatli olunmasını gerekli kılıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hakan Tokbay, çocukluk döneminde sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmenin önemini anlatıyor.

Çocukların yaşamları boyunca sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmaları, fiziksel ve zihinsel gelişimleri için kritik bir rol oynamaktadır. Bu alışkanlıkların erken yaşlarda oluşturulması, çocukların sağlıklı yetişkinler olmalarına katkı sağlar.

Dr. Hakan Tokbay

Dr. Hakan Tokbay

Temel Besin İhtiyaçlarının Karşılanması

Temel besin ihtiyaçlarının karşılanması, çocukların sağlıklı büyüme ve gelişmeleri için hayati bir öneme sahiptir. Protein, vitaminler, mineraller ve diğer besin maddeleri, vücudun temel işlevlerini sürdürmesi için gereklidir. Örneğin, proteinler, hücrelerin ve dokuların inşa edilmesine yardımcı olurken, vitaminler ve mineraller birçok biyokimyasal reaksiyonun düzgün çalışmasını sağlar. Kalsiyum, kemiklerin güçlenmesine katkıda bulunurken, demir kan hücrelerinin taşıdığı oksijeni vücuda dağıtır. Bu besin maddeleri eksik olduğunda, büyüme gelişme bozuklukları ve hastalıklar ortaya çıkabilir. Bu nedenle çocukların günlük beslenmeleri, protein, vitamin ve mineral açısından zengin ve dengeli bir şekilde olmalıdır. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları, çocukların enerji ihtiyaçlarını karşılamalarına ve sağlıklı bir yaşam sürdürmelerine yardımcı olur.

Enerji Dengelemesi ve Hareket

Enerji dengesi ve fiziksel aktivite, çocukların sağlıklı büyüme ve gelişmeleri için hayati öneme sahiptir. Doğru beslenme, vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlayarak çocukların günlük aktivitelerini sürdürebilmelerini sağlar. Bu enerji, büyüme, metabolizma ve vücut fonksiyonlarını desteklemek için kullanılır. Aynı zamanda, enerji alımı ile harcanan enerji arasındaki denge sağlıklı bir vücut ağırlığının korunmasına yardımcı olur. Çocuklar için fiziksel aktivite, kemik ve kas gelişimi, dolaşım sistemi sağlığı, enerji harcamasının artırılması ve obezitenin önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Sağlıklı bir yaşam tarzının temeli olan düzenli egzersiz, çocuklara fiziksel beceriler kazandırırken aynı zamanda enerji dengesini korumalarına yardımcı olur. Bu nedenle çocukların sağlıklı büyümelerini ve gelişmelerini desteklemek için doğru beslenme ile düzenli fiziksel aktivitenin bir arada olması büyük önem taşır.

Büyüme ve Gelişim

Büyüme ve gelişim, çocukların sağlıklı beslenme alışkanlıklarının en önemli sonuçlarından biridir. Doğru besin maddelerini almaları, kemiklerin, kasların ve diğer vücut dokularının büyümesine ve yeniden yapılanmasına olanak tanır. Özellikle protein, kalsiyum ve demir gibi besin maddeleri, çocukların büyümesini destekleyen temel yapı taşlarıdır. Protein, hücrelerin ve dokuların gelişimini sağlarken, kalsiyum kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur. Demir ise kan hücrelerinin üretiminde rol oynar ve enerji seviyelerini artırır. Bu nedenle çocukların doğru beslenmeye erken yaşlarda alışmaları, fiziksel büyüme ve gelişimlerini en üst düzeye çıkarmalarına yardımcı olur. Ayrıca sağlıklı bir diyet, bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyonlara karşı daha iyi bir direnç sağlar, böylece çocuklar daha sağlıklı bir yaşam sürerler.

Egepol Hastanesi

Zekâ Gelişimi ve Öğrenme Yeteneği

Zekâ gelişimi ve öğrenme yeteneği, çocukların beslenme alışkanlıklarıyla yakından ilişkilidir. Özellikle Omega-3 yağ asitleri, B vitaminleri ve demir gibi besin maddeleri, beyin fonksiyonlarını destekler. Omega-3 yağ asitleri, özellikle balık gibi yiyeceklerde bulunur ve zeka gelişimi için önemlidir. B vitaminleri, öğrenme ve hafıza için gereklidir ve tahıllar, etler ve süt ürünleri gibi birçok besinde bulunur. Demir, beyin fonksiyonlarına katkı sağlar ve demir eksikliği öğrenme güçlüğüne neden olabilir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları, çocukların beyinlerinin sağlıklı bir şekilde gelişmesini ve öğrenme yeteneklerini en üst düzeye çıkarmalarını destekler. Bu nedenle çocukların düzenli olarak bu besin maddelerini içeren bir diyetle beslenmeleri, okulda daha başarılı olmalarına yardımcı olur.

Hastalıkları Önleme

Sağlıklı beslenme alışkanlıkları çocuklara birçok hastalığı önleme fırsatı sunar. Doğru ve dengeli bir diyet, obezite riskini azaltarak çocukların sağlığını korur. Aynı zamanda kalp hastalıkları, diyabet ve yüksek tansiyon gibi kronik sağlık sorunlarının gelişme riskini düşürür. Lif açısından zengin gıdalar, sindirim sağlığını iyileştirir ve kabızlık gibi sorunları engeller. Sağlıklı beslenme, bağışıklık sistemini güçlendirir, böylece enfeksiyonlara karşı daha dirençli hale gelirler. Düzenli olarak meyve ve sebzeler tüketmek, antioksidan alımını artırır ve kanser riskini azaltır. Bu nedenle çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak, onların uzun vadeli sağlığını korumak için önemlidir.

Beslenme Bilinci ve Alışkanlığı

Beslenme bilinci ve alışkanlığı, çocukların sağlıklı bir yaşam sürmeleri için temel bir unsur olarak öne çıkar. Bu kavram, çocuklara doğru besin seçimlerini yapma yeteneği kazandırmayı ve bu seçimleri günlük yaşamlarının bir parçası haline getirmeyi içerir. Çocuklar, beslenme bilinci sayesinde hangi besinlerin vücutlarına faydalı olduğunu öğrenirler. Aynı zamanda sağlıklı beslenme alışkanlığı, çocuklara yemekleri paylaşmanın, yemeğin tadını çıkartmanın ve porsiyon kontrolünün önemini öğretir. Bu alışkanlık, aşırı yeme veya yetersiz beslenme gibi sorunları önlerken, obezite gibi sağlık sorunlarının da önüne geçer. Ayrıca beslenme bilinci ve alışkanlığı çocukların gelecekteki yaşamlarında sürdürülebilir bir şekilde sağlıklı beslenmeyi devam ettirmelerine yardımcı olur, böylece daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşamın temelleri atılmış olur.

Hamilelikte ilaç kullanımının bebeğe etkileri nelerdir?

Hamilelikte ilaç kullanımının bebeğe etkileri nelerdir?

Hamilelik sürecinde, annenin tüm tükettikleri ve davranışları bebeği etkiliyor. Peki ilaç kullanımında durum nedir? Anne adaylarının kullandığı ilaçlar, bebeği etkiler mi? Hangi ilaçların etkileri ne şekilde ortaya çıkar? Alınabilecek tedbirler nelerdir? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Op. Dr. Cem Büyüktosun gebelikte anne adaylarının ilaç kullanmasının bebeğe olabilecek muhtemel etkileri hakkında bilgiler veriyor.

Hamilelik dönemi, anne adayları için büyük bir heyecan ve beklentiyle dolu bir süreçtir. Ancak hamilelik boyunca dikkat edilmesi gereken birçok önemli konu bulunmaktadır. Bu konulardan biri de hamilelikte ilaç kullanımının bebeğe etkileridir. İlaçların gebelik sürecinde nasıl bir rol oynadığı ve bebeğe olası etkileri, anne adayları için merak edilen bir konudur.

Burada öncelikle, gebelerin asla hekim onayı olmadan medikal ilaç veya gıda takviyesi ismi taşıyan ürünleri tüketmemesi gerektiğine vurgu yapmak gerekir. İlaçların kullanımı zaten olağan şekilde kısıtlıdır ki, OTC grubu içerisinde yer alan ve üzerinde “İlaç Değildir” ibaresi yer alan ürünlerin de muhtemel etkileri söz konusu olabilir. Bu nedenle, kullanacağınız herhangi bir ürün için doktorunuzdan bilgi ve onay almanız son derece önemlidir.

Op. Dr. Cem Büyüktosun

İlaç Kullanımının Bebeğe Etkileri Nedir?

Hamilelikte kullanılan ilaçların, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçebildiğini unutmamak önemlidir. Bu nedenle bazı ilaçlar bebeğe doğrudan etki edebilir ve bu etkiler gebeliğin herhangi bir evresinde ortaya çıkabilir. Bu yüzden hamilelik döneminde doktor tavsiyesi olmadan ilaç kullanılmamalıdır.

Hamilelik Dönemine Göre İlaç Kullanımı

Hamilelik dönemleri boyunca ilaçların etkileri farklılık gösterebilir. Gebeliğin ilk üç ayı, bebekteki organ oluşumunun başladığı hassas bir dönemdir. Ancak ilaçların etkileri sadece bu dönemle sınırlı değildir. Hamileliğin her aşamasında ilaç kullanımı dikkatle değerlendirilmelidir.

Hamilelikte Antibiyotik Kullanımı

Hamilelikte antibiyotik kullanımı, anne adayları için önemli bir konudur. Enfeksiyonların tedavisi için antibiyotikler sıkça kullanılır, ancak hamilelik sırasında bu ilaçların kullanımının dikkatle değerlendirilmesi gereklidir. İlaçların bebeğe etkileri, ilacın türüne, dozuna ve hamileliğin hangi döneminde kullanıldığına bağlı olarak değişebilir. Bazı antibiyotikler gebelik sırasında kullanılmamalıdır, çünkü bebekte olumsuz etkilere neden olabilirler. Özellikle fetüsün organ gelişimi hamileliğin ilk trimesterinde hızla gerçekleştiğinden, bu dönemde kullanılan antibiyotiklerin bebek üzerinde daha fazla risk taşıdığı kabul edilir. Bu nedenle hamilelikte antibiyotik kullanmadan önce, doktor tavsiyesi ve denetimi altında hareket etmek önemlidir. Doktor, anne adayının sağlığı ve enfeksiyonun ciddiyeti göz önüne alınarak en güvenli antibiyotiği seçecektir, böylece hem anne hem de bebek sağlığı korunmuş olur.

İlaçların Doğumsal Anomalilere Etkisi

Gebelik döneminde kullanılan ilaçların bazıları doğumsal anomalilere neden olabilir. Özellikle X ve D gruplarına giren ilaçlar, bebekte yapısal veya fonksiyonel bozukluklara yol açabilir. Bu nedenle ilaç kullanımı sıkı bir şekilde kontrol edilmelidir.

Op. Dr. Cem Büyüktosun

İlaçların Bebeğin Gelişimine Etkisi

Gebelik döneminde ilaçların bebeğin gelişimine olan etkisi oldukça kritik bir konudur. İlaçların bebek üzerindeki etkisi, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçebilme yeteneği ile ilgilidir. İlaçlar, bebeğin organ ve sistemlerinin oluştuğu ilk trimesterde dâhil olmak üzere, gebeliğin her aşamasında olumsuz etkiler yaratabilir. Ayrıca ilaçlar bebeğin gelişimini ve büyümesini etkileyebilir. Özellikle aşırı doz ilaç kullanımı veya bazı ilaçların bebek üzerindeki yan etkileri, doğum kusurları, büyüme-gelişme geriliği, kalp ve beyin anomalileri gibi yapısal veya fonksiyonel bozukluklara neden olabilir. İlaçların plasentayı etkileyerek bebeğin oksijen ve besin kaynağına erişimini sınırlayabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle hamilelik döneminde ilaç kullanımı, dikkatle değerlendirilmeli ve doktor tavsiyesi olmadan asla gerçekleştirilmemelidir. Bebeğin sağlığı için ilaç kullanımının riskleri ve faydaları her zaman titizlikle göz önünde bulundurulmalıdır.

İlaç Kategorileri ve Güvenli Kullanım

İlaç kategorileri ve güvenli kullanım, hamilelik döneminde ilaçların seçilmesi ve kullanımının önemli bir yönünü oluşturur. İlaçlar genellikle A, B, C, D ve X kategorilerine ayrılır. A kategorisi, gebelik döneminde güvenli olarak kabul edilen ilaçları içerir ve bu ilaçlar bebek üzerinde olumsuz etkileri en az olanlardır. B kategorisi, hayvan çalışmalarında olumsuz etkiler göstermeyen ve insanlar üzerinde yeterli araştırmaların yapılmadığı ilaçları içerir, bu nedenle dikkatli kullanılmalıdır. C kategorisi, hayvan çalışmalarında olumsuz etkiler gösteren, ancak insanlar üzerinde yeterli araştırmaların olmadığı ilaçları kapsar; bu ilaçlar doktor tavsiyesi olmadan kullanılmamalıdır. D kategorisi, gebelikte potansiyel risk taşıyan ilaçları içerir ve riskler faydalardan ağır basabilir. X kategorisi ise gebelikte kullanılması kesinlikle önerilmeyen ilaçları içerir, çünkü bunlar bebek üzerinde ciddi zararlara neden olabilir. Hamilelik sürecinde, doktor tavsiyesiyle ve ilaç kategorilerine dikkat edilerek ilaç kullanılmalı ve bebeğin sağlığı en üst düzeyde korunmalıdır.

Mevsimsel alerjiler ile başa çıkmanın yolları

Mevsimsel alerjiler ile başa çıkmanın yolları

Mevsimsel alerjiler, oldukça geniş bir toplum kesiminin korkulu rüyası olarak bilinir. Pekiyi bu sorunla baş etmenin yollar var mıdır? Ne yaparak alerjik etkilerden uzaklaşabilir ve süreci daha kolay atlatırız? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Merih Balıoğlu mevsim alerjisi ile başa çıkma yolları hakkında bilgiler veriyor.

Mevsimsel alerjiler, özellikle bahar ve yaz aylarında polenlerin yoğun olduğu dönemlerde rahatsızlık verici olabilir. Ancak doğru önlemler alarak ve uygun tedavileri uygulayarak mevsimsel alerjilerle başa çıkmak mümkündür. İşte mevsimsel alerjileri hafifletmek ve semptomları azaltmak için kullanabileceğiniz yöntemleri inceleyelim.

Dr. Merih Balıoğlu

Dr. Merih Balıoğlu

Alerjenleri Tanıyın

Alerji semptomlarınızı etkili bir şekilde yönetmek için öncelikle hangi alerjenlere duyarlı olduğunuzu belirlemeniz önemlidir. Doktorunuz  tarafından yapılacak alerji testleri, vücudunuzun tepki verdiği belirli alerjenleri tanımanıza yardımcı olacaktır. Bu testler genellikle cilt üzerine alerjenlerin uygulanması veya kan testleri yoluyla gerçekleştirilir. Hangi bitkilerin, polenlerin veya diğer alerjenlerin sizin için sorun olduğunu belirlemek, alerjenlere maruziyeti azaltmanıza yardımcı olur. Örneğin, polen alerjiniz varsa, yüksek polen seviyeleri zamanlarında dışarıda olmamaya çalışabilirsiniz veya belirli bitki türlerinden kaçınabilirsiniz. Alerjenleri tanımak, kişiselleştirilmiş bir tedavi ve önleme planı oluşturmanıza yardımcı olur, böylece mevsimsel alerji semptomlarınızı en aza indirirken yaşam kalitenizi artırabilirsiniz.

Ev İçi Temizlik

Ev içi temizlik, mevsimsel alerjilerle başa çıkmak için önemli bir adımdır. Evde alerjenleri azaltmak, semptomların şiddetini ve sıklığını azaltabilir. İlk olarak, düzenli olarak evinizi süpürmeli ve silmelisiniz. Özellikle halıları, perdeleri ve yatak örtülerini tozdan arındırmak önemlidir. Toz akarları alerjik reaksiyonlara neden olabileceğinden, yataklarınızı düzenli olarak yıkamak ve alerjen geçirmez örtüler kullanmak da faydalıdır. Hava temizleyici kullanmak, polenleri ve diğer alerjenleri havadan temizleyerek iç mekan hava kalitesini artırabilir. Yatak odasında bir hava temizleyici kullanmak, rahat bir uyku için özellikle önemlidir. Ayrıca evinizi düzenli olarak havalandırarak temiz hava alımını artırabilirsiniz. Tüm bu adımlar, evinizdeki alerjen seviyelerini düşürerek mevsimsel alerjilerin etkilerini azaltmanıza yardımcı olacaktır.

Dışarıda Tedbirler

Polen seviyelerinin yüksek olduğu günlerde dışarıda bulunmak mevsimsel alerjileri olanlar için zorlayıcı olabilir. Ancak bazı önlemler alarak bu dönemleri daha rahat atlatmanız mümkün. Öncelikle, polen seviyelerini takip edin ve yüksek olduğu günlerde mümkünse dışarıya çıkmaktan kaçının. Eğer dışarı çıkmanız gerekiyorsa, burun ve ağzınızı koruyacak bir maske takın. Bu, polenlerin solunum yoluyla vücuda girmesini engelleyebilir. Dışarıda geçirdiğiniz zamanı sınırlayın ve özellikle polen seviyelerinin en yüksek olduğu sabah saatlerinde açık havada bulunmamaya çalışın. Eve döndüğünüzde hemen giysilerinizi değiştirin ve duş alarak polenleri vücudunuzdan uzaklaştırın. Bu basit önlemler, dışarıda alerjenlere maruz kalmanızı azaltarak mevsimsel alerji semptomlarını hafifletebilir ve daha konforlu bir yaşam sürmenize yardımcı olabilir.

İlaç Tedavisi

Mevsimsel alerjilerin semptomlarını hafifletmek ve kontrol altına almak için ilaç tedavisi önemli bir seçenektir. Bu tedavi yöntemi, alerjenlere maruz kaldığınızda bağışıklık sisteminizin aşırı tepkisini azaltmayı amaçlar. En yaygın kullanılan ilaçlar antihistaminiklerdir, bu ilaçlar alerjik reaksiyonlara neden olan histamin adlı kimyasalın etkisini engeller. Antihistaminikler, hapşırma, burun akıntısı, kaşıntı ve göz sulanması gibi semptomları hafifletir. Ayrıca dekonjestanlar burun tıkanıklığını azaltmaya yardımcı olabilir. Steroid burun spreyleri de burun tıkanıklığını ve burun akıntısını kontrol altına almada etkilidir. Bununla birlikte, bu ilaçların uzun süreli kullanımı doktor gözetiminde olmalıdır. Astım semptomları olan kişiler için inhalasyon tedavisi düzenlenir.

Aşı Tedavisi (İmmünoterapi)

Aşı tedavisi, mevsimsel alerjilerin yönetiminde etkili bir uzun vadeli stratejidir. Bu tedavi, kişinin alerjik reaksiyonlarını azaltmaya yardımcı olurken bağışıklık sisteminin alerjenlere tolerans geliştirmesine yardımcı olur. İmmünoterapi, alerjenlerin vücuda küçük miktarlarda enjekte edilmesini içerir. Bu, vücudun alerjenlere alışmasını sağlar ve zamanla alerjik semptomları hafifletir. İmmünoterapi genellikle haftada bir veya iki kez enjeksiyonlar şeklinde uygulanır ve tedavi süresi birkaç yıl sürebilir. Başlangıçta daha sık enjeksiyonlar gerekebilir, ancak zamanla aralıklar uzatılabilir. İmmünoterapi, semptomları hafifletmekle kalmaz, aynı zamanda alerjik reaksiyonların daha ciddi sorunlara yol açmasını önlemeye de yardımcı olabilir. Ancak bu tedaviyi uygulamadan önce bir uzmana danışmak önemlidir, çünkü her hasta için uygunluğu değerlendirilmelidir.

Kaygı doğru yönetilirse fırsata dönebilir!

Kaygı doğru yönetilirse fırsata dönebilir!

Kaygı, tehlike ya da tehdit olarak algılanan durumlarda kişinin duygu ve davranışlarına etki eden sağlıklı ve doğal bir tepki olarak tanımlanıyor. Temelinde korku duygusu yer alan kaygıyı korkudan ayıran en önemli unsur ise kişinin ortada somut bir tehlike yokken de sürekli tedirgin ve huzursuz hissetmesi olarak tarif ediliyor. Günlük hayatı etkilemesi nedeniyle genellikle zorlayıcı bir durum olarak adlandırılsa da, aslında kaygı doğru yönetildiğinde faydalı ve işlevsel olabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Eda Atay konuyla ilgili bilgi verdi.

Memorial Ankara Hastanesi

Klinik Psikolog Eda Atay

Kaygı sanılanın aksine sağlıklı olabilir

Kaygı aslında hayatta kalma güdümüzün doğal bir parçasıdır. Organizmamızın savaşma -kaçma tepkisidir, bizi güvende tutmaya yarar. Belirli miktarda ve kontrol edilebilir ise sağlıklıdır hatta koruyucu işlevi bile vardır. Bireyin olası risklere karşı daha dikkatli olmasını, durumu iyi analiz etmesini ve olaylar karşısında doğru şekilde konumlanmasını sağlar. Aynı zamanda motivasyon verici ve harekete geçiricidir. Bunun için kişiye gerekli enerjiyi verir, dikkatini toplamasını ve konuya özenle yoğunlaşmasını sağlar.

Kaygı sizi değil, siz kaygıyı yönetin

Bazı insanlar kaygıyı daha sık deneyimlerken, bazıları ise daha az yaşar. Travmatik olaylar, sağlık sorunları, kalıtsal faktörler, geçmiş yaşam deneyimleri ve mizaç kaygı deneyimlerimizi etkileyen faktörlerdendir. Geleceğe dair plan yapmamıza ve öngörülü davranmamıza olanak sağlayan kaygının yokluğunda ise kişi mutlak bir huzura kavuşmadığı gibi, olası risklere de açık hale gelir, kontrolünü kaybedebilir ve bu durum sağlıklı değildir.

 Kaygıyı lehinize çevirmek elinizde

Kişi, tüm olumsuzluklardan sıyrılıp, kaygının olumlu getirilerine odaklanmak istiyorsa zorluklarla baş etme becerilerini geliştirmeyi hedeflemelidir. Böylece yaşadığı korkunun yerini zamanla olumlu duygular alır ve krizi fırsata çeviren birey kaygının esiri değil, patronu olur.

Burada önemli olan hissedilen kaygının yoğunluğunu kontrol altında tutabilmek ve bundan faydalanmaktır. Aksi halde kişi kaygı bozukluğuyla karşı karşıya kalabilir, bu da giderek yıkıcı bir hal alır. Kaygı düzeyi günlük yaşamı olumsuz etkileyen bir noktaya ulaşmışsa ve bu duyguyla fazlaca meşgul olan kişi yapacaklarına bir türlü odaklanamıyorsa böyle bir tabloda kaygı bozukluğu akla gelmelidir. Bu durumda bir uzmanla görüşerek psikolojik destek alınması uygun olacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, tamamen kaygısız bir yaşam hayal etmek gerçekçi bir beklenti olmayacağı gibi, sağlıklı da değildir.

Kaygıya karşı harekete geçin

Süreci doğru yönetmek adına, düzenli bir hayat yaşamak ve bunun için bazı rutinler oluşturmak çok önemlidir. Bu noktada yatış-kalkış saatlerini belirleyerek kaliteli bir uykuya önem vermek, açık havada yürüyüş yapmak, meditasyona ve nefes sağlayacaktır.

Aile ve yakın çevre desteği çok önemli

Anksiyete bozukluğu yaşayan bireylerin yakın çevresi de bu durumdan yoğun bir şekilde etkilenebilir. Başına kötü bir şey gelecek ve geçmeyecek şeklinde düşünen birey, bu durumu yaşamamak için kendini geri çekerek hem kendisinin hem de çevresinin hayatını kısıtlama çabası içine girebilir. Bu durum kişinin kaygısını anlayamayan yakınları için yersiz görülebilir ve yeterince anlaşılamayabilir. Kaygı bozukluğu yaşayan kişinin çevresi ile sosyal ilişkilerinin bozulmaması adına yakınlarının hastanın yaşadığı bu durumu kabul etmesi ve elinde olmadığını fark etmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki, bizler için kolay olan bazı durumlar, anksiyete bozukluğu yaşayan bireyler için hiç de kolay olmayabilir. Söz konusu kişiye karşı sabırlı olunması ve desteklemesi oldukça önemlidir ancak yardımcı olmak adına tavsiyede bulunmak, baskı yapmak, bireyin yaşadığı durumu hafifletmeye çalışmak ya da aksini ispata çabalamak faydalı olmayacaktır. Bunun yerine bireyi bir uzmandan yardım alması için psikoterapi konusunda yüreklendirmek gerekir.

Bağışıklık sistemi nasıl gelişir

Bağışıklık sistemi nasıl gelişir

Vücudu hastalıklara karşı koruyan karmaşık bir savunma sistemi olan bağışıklık sistemi, vücuda saldıran yabancı organizmaları (Bakteri, virüs, parazit) tanır ve gerektiğinde bu organizmalar ile “savaşarak” sağlığı korur. Bağışıklık sistemi, vücuda ait olan ve olmayan maddeleri ayırt edebilme yeteneğine sahiptir. Bağışıklık sisteminin doğal ve edinilmiş olarak ikiye ayrıldığını söyleyen Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun güçlü bir bağışıklık için olmazsa olmazlardan bahsetti.

 

Dr. Yusuf Emre Uzun

Bağışıklık sistemi nasıl çalışır?

Bağışıklık sistemi, vücutta geniş bir etki alanına sahip olduğu için birçok farklı hücre tipi, protein ve diğer moleküllerin koordineli bir şekilde çalışmasını içerir. Bu sistemin sağlıklı bir şekilde işlev görmesi, vücudu çeşitli enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı korur. Doğuştan var olan ya da sonradan gelişen bazı hastalıklar örneğin kanser, immun yetmezlik sendromları, özellikle otoimmun hastalıkların tedavisinde veya organ nakli sonrasında kullanılan steroidler ve bağışıklığı baskılayıcı ilaçlar, HIV gibi bazı enfeksiyonlar bağışıklık sisteminin normal çalışmasına engel olarak enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir.

Doğal Bağışıklık Sistemi: Vücutta doğuştan var olan bir savunma sistemidir. Cilt, mukoza zarları, tükürük, gözyaşı gibi fiziksel bariyerler ve makrofajlar, nötrofiller gibi hücreler bu sistemin bir parçasıdır. Doğal bağışıklık sistemi, hemen hemen her tür yabancı maddeye karşı genel bir koruma sağlar.

Edinilmiş Bağışıklık Sistemi: Vücut yabancı bir organizma ile karşılaştığında özel bir yanıt geliştirir. Bu yanıt, organizmanın tanınması ve daha önce maruz kalınmış bir enfeksiyon veya aşı sonrasında gelişir. Edinilmiş bağışıklık sistemi, antikorlar ve özgün hücresel yanıtlar gibi özel savunma mekanizmalarını içerir. Bu sistem, bir mikroorganizma ile ilk kez karşılaşıldığında etkinleşir ve daha sonra aynı mikroorganizma ile tekrar karşılaşıldığında daha hızlı ve etkili bir yanıt geliştirir.

Sağlıklı bir bağışıklık sistemi için olmazsa olmazlar

1) Yeterli ve dengeli beslenme (Taze sebze ve meyve, protein, tam tahıllar, kuru baklagiller yönünden zengin beslenmek). Aşırı kilolu ya da aşırı zayıf olmak, karbonhidrattan zengin ya proteinden fakir beslenmek bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen faktörlerdir. A, B, C, E, D vitaminleri, selenyum, demir, çinko bağışıklık sisteminin fonksiyonu için önemlidir.

2) Yeterli sıvı alımı

3) Kişisel ve çevresel hijyen kurallarına uymak

4) Düzenli fiziksel aktivite (Haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz)

5) Yeterli ve kaliteli uyku

6) Stresten uzak durmak

7) Sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan kaçınmak

8) Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı tarafından önerilen aşıları zamanında yaptırmak

Bu temel öneriler dışında “bağışıklık güçlendirici” olarak sunulan destek ürünleri veya ilaçların kullanımından önce mutlaka bir hekime danışmak ve hekimin gerekli gördüğü tetkikleri yaptırmak gereklidir.