Yazılar

Kalça protezi kimlere uygulanabilir?

Kalça protezi kimlere uygulanabilir?

Çorap ve ayakkabı giymekte zorlanmak… Merdiven çıkarken trabzanlardan tutunarak destek almak… Yürümekte, hatta oturup kalkmak gibi basit hareketlerde bile güçlük çekmek… Vücudumuzun en fazla yük taşıyan eklemlerinden biri olan kalça eklemleri, çeşitli nedenlerden dolayı hasar görebiliyor. Bunun sonucunda oluşan ağrı, hareketlerdeki kısıtlılık ve kilitlenme hissi, yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Eklemlerde gelişen problemlere ilaç, fizik tedavi ve koltuk değnekleri gibi yürümeye destek olan cihazlarla çözüm sağlanabilse de, bazen sorun devam edebiliyor. Bu noktada ‘kalça protezi’ ameliyatı gündeme geliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, günümüzde kalça protezleri ameliyatlarının son derece güvenli ve etkili bir şekilde uygulandığına dikkat çekerek, “Son yıllarda gelişen teknolojiler sayesinde kullanılan protezlerin kaliteleri de oldukça arttı. Artık protezler vücuda çok daha kolay uyum sağlıyor, böylelikle kullanım ömürleri de uzuyor. Ameliyat sonrasında hastalar ağrısız ve acısız hareket imkanına yeniden kavuşabiliyor, hastaneden yürüyerek çıkabiliyor.” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, kalça protezi ameliyatı hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Selami Çakmak

SORU: Kalça protezi ameliyatı ne zaman gündeme gelir?

CEVAP: Kalça ağrısı kişinin günlük aktivitelerini etkiliyorsa, çömelip kalkma, oturma-kalkma fonksiyonlarında ağrıya neden oluyorsa, istirahat halinde iken bile ağrı devamlılık gösteriyorsa, eklem hareketlerinde kısıtlanma başlamışsa ve hareket etmek giderek zorlaşıyorsa, ilaçlara ve baston gibi yürümeye yardımcı cihazların kullanılmasına rağmen ağrıda azalma olmuyorsa, kalça protezi ameliyatı gündeme gelir.

SORU: Protez genç yaş grubuna da uygulanır mı?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatı genellikle 50 ila 80 yaş arasındaki kişilere yapılıyor olsa da, bu ameliyat için mutlak bir yaş aralığı yoktur. Hastanın ağrısının ciddiyeti ve oluşturduğu sakatlık hali kime protez yapılması gerektiğini belirleyen ana kriterlerdir. Dolayısıyla kalça protezi her yaştan kişiye yapılabilir. Örneğin, çocukluk çağından itibaren romatizmal hastalığı olup kalça eklemi erkenden hasar görmüş 20’li yaşlardaki genç kişilere de uygulanabilir. Aynı zamanda kişinin kilolu olması protez ameliyatı yapılmasını engellemez. Tabi ki protez ameliyatı öncesinde kilo verilmesi istenir; çünkü aşırı kilo protezdeki yıllar içinde gelişebilecek aşınmalara yol açabilir ve protezin ömrünü kısaltabilir.

SORU: Kalça protezi ameliyatı güvenli bir yöntem mi?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatı kalça ve kasıktaki ağrıların ortadan kaldırılması, kalça hareket açıklığının artırılması ve normal günlük yaşama dönülmesi adına güvenli ve etkili bir yöntemdir. Son yıllarda gelişen teknolojiler sayesinde protezlerin kalitelerinin artması; vücut içindeki uyumlarının giderek artmasını, böylelikle kullanım ömürlerinin de uzamasını sağlamaktadır. Modern ameliyathaneler, gelişen yeni ameliyat yöntemleri, enfeksiyonu önleyen antibiyotik tedavileri ve kan akışkanlığını sağlayan yeni ilaçların kullanıma girmesiyle kalça protezi ameliyatı sonrasında hasta konforu en üst düzeye ulaşmıştır.

SORU: Kalça protezi ameliyatı nasıl uygulanır?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatında aşınmış ve yıpranmış olan kıkırdak eklem yüzleri vücuttan uzaklaştırıldıktan sonra çıkartılır. Yerlerine protez konularak kalça ekleminin ağrısız ve kısıtlama olmadan hareketi sağlanır. Uyluk kemiğinin içindeki kanala yerleştirilen saplı bir protez ile leğen kemiğindeki yuvasına yerleştirilen proteze uygun bir çanak yerleştirilir. Bu protezlerin malzemeleri vücuda uyumludur ve ömür boyu vücut içinde kalarak fonksiyon görecek şekilde tasarlanır.

Pause Dergi

SORU: Protez sonrasında spor yapmak sakıncalı mı?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatından sonra hangi aktivitelerin yapılabileceği konusunda bilinçli olmak son derece önemlidir. Protezin kemiğe uyumu ve sonrasında, protez yüzeyleri arasında yer alan ve hareket eden kısımda yıllar içinde minimal aşınmalar olabilir. Aşırı aktivite ve aşırı kilo alma ile bu aşınmalar daha fazla oluşur, böylelikle protezin ömrü de kısalır. Dolayısıyla yürüme, yüzme, bisiklet kullanma, doğa yürüyüşü ve dans etmek gibi düşük etkili aktivitelerin yapılması, bunun aksine koşmak veya zıplamak tarzındaki yüksek etkili aktivitelerden ise kaçınılması önerilir.

SORU: Günlük yaşamda nelere dikkat edilmeli?

CEVAP: Hastalar her ne kadar ameliyattan hemen sonra koltuk değneği, yürüteç veya baston yardımı ile yürüyecek olsalar da, ameliyat sonrasında 3-4 hafta süre günlük işlerinde (yemek yapma, banyo yapma, alışveriş vb.) kendilerine yardım edecek birine ihtiyaçları olacaktır. Taburcu olduktan sonraki sürecin rahat geçebilmesi için bazı tedbirler almak yarar sağlayabilir. Örneğin, banyo ile tuvalete konabilecek olan ve tutunmaya yarayan güvenlik tutamakları, klozette rahat oturmayı kolaylaştıran klozet yükselticiler, ayakkabı giyerken kalça eklemini aşırı bükülmesinden koruyan uzun ayakkabı çekecekleri, bunlardan bazılarıdır. Yine yürürken ayağın takılabileceği halı kenarları ile elektrik kablolarının da ortadan kaldırılması önemlidir.

Uyku sorununuz nasıl çözülür?

Uyku sorununuz nasıl çözülür?

Gizemi henüz çözülemeyen uyku konusunda son yıllarda çok sayıda araştırma yapılıyor. Araştırmalarda uyku sorunu toplumda % 20-40 arasında görülüyor. Geceleri 5 saatten daha az uyuyan 50 yaş üstü kişilerde kronik sağlık sorunlarının ortaya çıkma riski giderek artıyor. Uyku yoksunluğunun beyin, kalp-damar, mide-bağırsak, endokrin ve bağışıklık sistemleri üzerinde zamanla olumsuz etkileri ortaya çıkıyor. Kaliteli bir uyku için bazı pratik önerileri uygulamak gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, uyku ile ilgili bilgi vererek önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu

Uyku kalitesini koruyun

Uyku, canlılar için dinlenme ve onarım sürecidir. İnsanlar düzenli olarak uyuduğunda kalp ve damar, solunum, sinir, endokrin, mide- bağırsak ve bağışıklık sisteminde onarım ve vücut organizasyonunda değişiklikler olmaktadır. Bu sürecin başında olan merkezi sinir sistemi bir komuta merkezidir.  Beynin tüm merkezleri, bu süreçte belirli önemli bir görev üstlenmektedirler. Örneğin, beyin sapından hipotalamusa, orta beyne ve beyin korteksine doğru uzanan yolaklar ve nörotransmitterler (aktif maddeler) devreye girmektedir. Uyanık olma ve uykuyu regüle eden beyin bölgeleri sağlıklı uyku sırasında birbirine dengeli geçiş yaparak uykuya geçişi, uykunun süresini ve evrelerini ve uyanma saatini belirlemektedir. Uykunun NREM süresi boyunca kalp kasında relaksasyon yani gevşeme, kan basıncında, solunum hızında ve metabolik hızda azalma ortaya çıkmaktadır. Uyku sürecinde beyin ve bağışıklık sistemi arasında da karşılıklı haberleşme ve etkileşim olduğu bilinmektedir. Endokrin sistemde de uyku sırasında bazı değişiklikler meydana gelmektedir. Normal uyku sırasında büyüme hormonu ve prolaktin salgısı artarken, kortizol ve tiroit stimulan hormon salgısı azalmaktadır. Bu nedenle yeterli süt salgısının olması için emziren annelerin uykularına dikkat etmeleri ve yeterince uyumaları önerilmektedir.

Uyku süreleri kişiye göre değişiyor

Kimin kaç saat uyuması gerektiğinin kişiye göre değerlendirilmelidir. Bu konuda her yaş için kesin sınırlar yoktur. Bazı insanlar günlük 5-6 saat uyduğunda ve uyandığında kendilerini dinlenmiş ve enerjik hissederken,  bazıları ise 9-10 saat uyuduktan sonra kendilerinin çok iyi dinlendiğini belirtmektedir. Genel olarak 1 yaşından küçük çocuklar günde ortalama 10-16 saat uyurken, ergenlik çağındaki çocukların uyku süresi 8-12 saat olması beklenir. Erişkin insanların uyku süresi yaklaşık 6-9 saat arasında değişmektedir. Yaşlandıkça uyku süresi azalmakta ve uyku daha yüzeyel bir hal almaktadır. Sağlıklı bireyler genellikle gece 1-2 defa uyanarak blok halinde uyur. Gece uykusunun belirli evreleri vardır ve bu evreler birbirine ardışık bir geçiş gösterir. Gece uykusunun sık bölünmesi bu uyku mimarisinin bozulmasına sebep olabilmektedir. Gece uykusu bölünen kişiler gün içinde yorgun, sinirli olmakta, dikkat ve konsantrasyon eksikliği yaşamaktadır. Özellikle vardiyalı çalışan insanlarda olağan uyku saatlerinde meslek gereği uyanık kaldıkları için sıkça dikkat eksikliği, aşırı uyku hali, ruhsal ve fiziksel performans düşüklüğü görülmektedir. Özellikle yaş ilerledikçe, vardiyalı çalışmaya adapte sorunu ortaya çıkar. Ayrıca bu insanlarda uykuya dalma ve sürdürme güçlüğü ile dinlendirici olmayan, yüzeyel uyku da sık görülmektedir. Uykusuzluk kadınlarda erkeklere göre 1,5 katı daha fazla görülmektedir. Özellikle de menopoz sonrası kadınlarda gece terlemeleri ve ateş basmaları nedeniyle uykusuzluk daha fazla ortaya çıkmaktadır.

 Çok fazla uyumak da iyi değil

Gerektiğinden az uyumak kronik hastalıkların dışında belli başlı sorunlara neden olmaktadır. Uykusuzluk, vardiyalı çalışma gibi nedenlerle yeterli süre uyuyamayan insanlarda baş ağrısı, yorgunluk, kırgınlık, enerji ve motivasyonda azalma, ruh hali değişkenliği, trafikte araç kullanırken hata yapma olasılığı, okul performansında azalma, mesleki performansta düşme gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ayrıca çok uyumak veya aşırı uykululuk hali de çok önemsenmeyen bir durumdur. Bu sorun, altta yatan başka bir sorun ve hayatı tehdit eden hastalıkların habercisi olabilir. Başta tıkayıcı uyku apnesi olmak üzere, narkolepsi ve uykuda hareket bozukluğu hastalıklarının gün içinde ortaya çıkan tezahürüdür. Ayrıca depresyon, bunama, kalp, şeker hastalığı ve akciğer hastalıklarında da gün içinde aşırı uykululuk ve çok uyuma gibi belirtiler görülmektedir. Kaliteli bir uyku sonrası kendimizi dinlenmiş ve enerjik hissetmemiz beklenen bir durumdur. İyi bir uyku uyunmadığının kanıtları ise uyandıktan sonra ortaya çıkan yorgunluk, halsizlik, iş ve okul performansında düşme, ruh halinde dalgalanmalar ve odak bozukluğudur.

Bağışıklık sistemi uykuyla bağlantılı

Uyku ile bağışıklık sistemi arasında karşılıklı düzenleyici bir bağlantı vardır. Kaliteli bir uyku uyuyan hastaların bağışıklık sisteminin uyku süresince onarıldığı bilinmektedir. Hastalıkların kolay bir şekilde atlatılabilmesi için yeterli uykuya ihtiyaç vardır. Öte yandan kronik uyku yoksunluğu yaşayan insanlar daha kolay hastalanabilmektedir. Bilimsel çalışmalar göstermiştir ki,  uyku yoksunluğu sırasında bağışıklık sistemine ait bazı değerler baskılanmakta, bazıları da aktive olmaktadır. Bağışıklık sisteminin de uyku üzerine düzenleyici bir etkisi vardır. Bazı moleküllerin, örneğin sitokinlerin artışı, uyku kalitesini ve mimarisini bozmaktadır.  Bilimsel verilerin ışığında değerlendirildiğinde, bağışıklık sisteminin iyi çalışması için yeterli ve kaliteli uykuya ihtiyaç olduğu görülmektedir.

Uykusuzluğa iyi gelen öneriler

Hem kronik hem de akut uykusuzluğun temel sebebinin, strese maruz kalma ve depresyon ile anksiyete gibi psikiyatrik bozukluklar olduğu yapılan araştırmalarda belirlenmiştir. Bunun dışında uykusuzluğa; ortamın gürültüsü, ısısı ve ışığı, yaş, madde ya da ilaç bağımlılığı ile kişinin solunum ve kalp hastalıkları, huzursuz bacaklar sendromu, uyku apnesi ve kötü uyku hijyeni neden olmaktadır.

Öncelikli olarak uyku hijyeninin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi gerekir. Uyku hijyeni konusunda uzmanlar tarafından bilgilendirme yapılmalı kişinin daha doğru ve sağlıklı uyku alışkanlıkları kazanması hedeflenmelidir.

  1. Uyku sorunu olanların her gece aynı saatte yatması ve her sabah aynı saatte kalkması, gündüz uykusundan kaçınması önerilmelidir.
  2. Yatak odasında ses, ışık ve ısı düzenlemesi yapmak önemlidir.
  3. Yatma saatinden en az 6 saat önce kafeinli içecekleri tüketilmemeli, uyku saatine yakın saatlerde yemek yenmemelidir.
  4. Uyku öncesi alkol ve tütün kullanılmamalıdır
  5. Yatma saatinden 3-4 saat öncesine kadar yoğun ve yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.

Bel fıtığında ameliyat son çare mi?

Bel fıtığında ameliyat son çare mi?

Bel ağrıları, yetişkin popülasyonda hekimlere en sık başvuru nedeni olarak ilk sırada yer alıyor. Toplumumuzda her 10 kişiden 8’i yaşamlarının herhangi bir döneminde bel ağrısı sorunuyla karşılaşıyor. Yaygın inanışın aksine, bel ağrılarının çok az bir kısmı ‘fıtık’ nedenli oluyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bel fıtığında erken dönem tedavinin çok önemli olduğuna işaret ederek, “Ameliyata ihtiyaç duyulduğunda, doğru bir zamanlama ile yapılan cerrahi müdahaleden hastanın faydalanma oranı daha yüksek oluyor. Hastalarda güç kaybı geliştikten sonra ise beklenen sürenin uzunluğu cerrahinin başarı şansını olumsuz etkiliyor. Ancak toplumda doğru sanılan bazı hatalı bilgiler ve bu yönde davranılması zaman kaybına, bunun sonucunda da tedaviden istenilen başarının elde edilememesine neden olabiliyor. Dahası tedavide gecikme kas gücünde kalıcı azalmanın yanı sıra felç gibi ciddi sorunlarla sonuçlanabiliyor” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, toplumda bel fıtığı hakkında doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar

Prof. Dr. Ziya Akar

Her bel ağrısı bel fıtığıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel ağrılarının yüzde 95’i disk dejenerasyonu ve kas eklem tutulmaları gibi fıtık dışı etkenlerden kaynaklanıyor.

Bel fıtığı ameliyatı sonrasında felç kalma riski yüksektir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, mikrocerrahi yöntemiyle gerçekleştirilen ameliyat sonrasında felç kalma riski çok düşük olup, yüzde 1’in altında seyrediyor.

Şiddetli bacak ağrısının aniden geçmesi iyiye işaret eder. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığına bağlı oluşan şiddetli bacak ağrısının aniden ve kendiliğinden geçmesi, bazen ciddi sinir hasarından kaynaklanabiliyor.

Bel fıtığı ameliyatından sonra korse kullanımı zorunludur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Günümüzde bel fıtığı ameliyatlarında sıklıkla mikrocerrahi yöntem tercih ediliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, “Mikrocerrahi yöntemi ile yapılan bel fıtığı operasyonu sonrasında hastalar, korse kullanımı gerekmeksizin, ameliyatın ardından 4 ila 6 saat sonunda ayağa kalkıp yürüyebiliyorlar” diyor.

Bel fıtığı tanısı konan hastalar sert zeminde yatmalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı hastalarının da sağlıklı bireyler gibi, yarı ortopedik ya da tam ortopedik yatakta yatmaları herhangi bir sorun oluşturmuyor.

Ağır yük kaldırmak bel fıtığına neden olur. YANLIŞ!
DOĞRUSU:
Sanılanın aksine bel fıtığı sorunu ağır bir yük kaldırmak ile ilişkili olmuyor. Hareketsiz yaşam süren bireyler, ağır bedensel bir işte düzenli olarak çalışanlara kıyasla daha çok risk altındalar. Prof. Dr. Ziya Akar, “Hastalar çoğunlukla fazla hareket etmekten kaçınırlar. Oysa hareketsiz bir yaşam tarzı benimsemek de bel fıtığına yol açan nedenlerden birisidir ve önemli bir risk faktörüdür. Bunun nedeni ise oturduğumuzda disk içi basıncın en yüksek seviyesine ulaşması ve fıtıklaşmış olan diskin sinir köklerine basıyı artırmasıdır” diye konuşuyor.

Ameliyat sonrasında uzun süreli yatak istirahati şart. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yaygın inanışın aksine, bel fıtığı ameliyatı sonrasında uzun süreli yatak istirahati gerekmiyor. Prof. Dr. Ziya Akar, “Standart mikrocerrahi yöntemi kullanıldığında hastalar birinci haftanın sonunda gündelik hayata dönebiliyorlar” diyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar

Bel fıtığında ameliyat son çaredir. YANLIŞ!
DOĞRUSU:
Bacak ve ayaklarda güç kaybı, uyuşukluk, histe azalma ve idrar kaybı gibi belirtiler olduğunda zaman kaybetmeden cerrahi tedavinin uygulanması gerekiyor. Prof. Dr. Ziya Akar, aksi halde kalıcı sinir hasarları olabileceği uyarısında bulunuyor.

Bel fıtığı ilaç tedavisi ile düzeltilebilir. YANLIŞ!
DOĞRUSU:
İlaç tedavisi ile sadece mevcut semptomlara dönük bir yanıt alınabiliyor. Ancak cerrahi tedavi gerektiren hasta adayını tedavi etmiyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, günümüzde bel fıtığında en sık mikrodistektomi yöntemine başvurulduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Mikrodistektomi aynı zamanda geçerliliğini ve güncelliğini koruyan altın standart tedavi yöntemidir. Minimal invaziv bir yöntem olduğu için hastalar ameliyat sonrasında aynı gün mobilize olabiliyor, ertesi gün ise hastaneden ayrılabiliyorlar”

Basit bel ağrısında hekime görünmek şart değil. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Basit bel ağrısı için hekim yerine masör, fizyoterapist, osteopat veya kırık- çıkıkçıya  gitmekte sakınca olmadığına yönelik yanlış inanışlar, ciddi sorunlara yol açabiliyor. Prof. Dr. Ziya Akar, “Basit bel ağrısının dahi altında romatizmal bir hastalıktan omurga tümörüne uzanan bir yelpazede yer alan hastalıkların olabileceği unutulmamalı. Bu nedenle ilk olarak beyin ve sinir cerrahi, fizik tedavi ya da ortopedi hekimine başvurmak son derece önem taşıyor” diyor.

Çocuklarda yüksek ateş ne zaman tehlikeli?  

Çocuklarda yüksek ateş ne zaman tehlikeli?  

Kış aylarında çocuklarda soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonları oldukça sık görülüyor. Bu hastalıklarda ebeveynlerin en büyük endişelerinden biri ‘yüksek ateş’ oluyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, özellikle enfeksiyon hastalıklarında sık görülen bir belirti olan yüksek ateşin aslında çocuklar için zararlı değil, tam aksine yararlı olduğuna dikkat çekerek, “Zira ateş, vücudun enfeksiyon etkeni ile savaşmasını kolaylaştıran bir savunma mekanizmasıdır. Bu nedenle çocuklarda ateşi hemen düşürmeye çalışmak gereksizdir. Ancak çocuk ateşli dönemde kendini kötü hissediyorsa ve halsiz ise doktorunuzun önereceği ateş düşürücü ilaçlar ile daha iyi hissetmesini sağlayabilirsiniz” diyor. Çocukların ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin doğru müdahalede bulunmaları da büyük önem taşıyor, aksi halde hipotermiden ilaç zehirlenmesine kadar pek çok sorun gelişebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, yüksek ateşte kaçınmanız gereken hatalı alışkanlıkları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Tarkan İkizoğlu

Hemen ilaç vermek. YANLIŞ! 

DOĞRUSU: Ateş çocuğunuz tarafından iyi tolere ediliyorsa hemen ilaç vermeniz gerekmiyor. Eğer bir enfeksiyon söz konusu ise ateşi düşürmek sorunu daha çabuk çözmüyor, nedeni ortadan kaldırmıyor. Ateşi çok yüksek değilse ve çocuğunuz kendini kötü hissetmiyorsa, üzerini soyup, ılık bir duş aldırabilirsiniz. Eğer kendini iyi hissetmiyorsa, dozlarına ve dozlar arasındaki sürelere dikkat ederek ateş düşürücü ilaç vermeniz ise önem taşıyor. Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, “İlaç kullanımına rağmen ateş 72 saat boyunca düşmemiş ise mutlaka doktorunuza danışmanız gerekiyor” uyarısında bulunuyor.

Yeterince su vermemek. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, yüksek ateşte çocuğunuza düzenli olarak sıvı vermenizin çok önemli olduğunu hatırlatarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Susuz kalmayı engellemek hayati bir öneme sahip. Zira hem ateşe karşı direnç hem de bağışıklık sisteminin etkin çalışmasında sıvı dengesi kilit rol üstleniyor. Bu nedenle çocuğunuz istemese bile ona bol bol sıvı vermeyi ihmal etmeyin”

‘Üşüyor’ diye odanın ısısını yükseltmek. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ortam ısısı yüksek olduğunda çocuğun ateşi daha hızlı yükseliyor. Dolayısıyla ortam sıcaklığının sabit ve 18-20°C aralığında kalması gerekiyor. Ayrıca ateşli çocuğun hava ihtiyacı artıyor, bu nedenle konforlu bir solunum için havanın çok nemli veya çok kuru olmaması gerekiyor. Odasını düzenli olarak havalandırmanız da, mikropların ortamdan uzaklaşmalarını sağlıyor.

Çocuğun üzerini örtmek YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ateşi yükseldiğinde çocuğunuzun üzerini örtmeyin. Üşüme hissini azaltmak için vücut ısısını yükseltmeyecek incelikte ve pamuklu giysi veya örtü tercih edin. Zira küçük bebekler, özellikle yeni doğanlar sıcak ortamlarda fazla kalın giydirildiklerinde, vücut ısılarını dengeleyemedikleri için ateşleri çıkabiliyor. Bu yüzden ateşlendiklerinde fazla kalın giydirmemek ve üzerlerini örtmemek gerekiyor. Ancak vücut ısısının fazla düşmesine ve üşümesine yol açacağı için ateşi takip etmeli ve düştüğünde uygun giysiler giydirmelisiniz.

Pause Dergi

Soğuk suda yıkamak. YANLIŞ!DOĞRUSU: Ateşin yükselme evresinde üşüyen çocuğu soğuk suda yıkamak kendisini daha kötü hissetmesine neden olacağı için önerilmiyor. Ateş düşürücü ilaca rağmen vücut ısısı düşmüyorsa ılık suyla duş aldırmanız ilacın etki hızını artıracaktır.

Kolonya ve sirkeli su ile ovmak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sirke gibi asidik içerikli sıvıların veya alkolün uçucu özelliği nedeniyle buharlaşmayı artırarak ateşi düşüreceği düşünülüyor. Ancak yapılan çalışmalarda bu tür sıvıların hiçbir olumlu etkisi gösterilmemiş. Aksine deriden emildikleri takdirde çocuklarda zehirlenme bulgularına yol açabiliyor.

Buz ve buz torbaları uygulamak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, enfeksiyona bağlı gelişen yüksek ateşte ‘buz veya buz torbaları’ uygulamasının kesinlikle önerilmediği uyarısında bulunarak, “Bu tür işlemler çocuğun üşüme duygusunu artırmasının yanı sıra vücudun ısıtma mekanizmalarını daha güçlü çalıştırarak ateşin daha da yükselmesine neden olabiliyor” diyor.

Kolajen aşı ile gelen gençlik

Kolajen aşı ile gelen gençlik

Vücutta doğal olarak bulunan kolajen proteini cildin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturuyor. Kolajen cildin kendini yenilenmesine ve elastikiyetini korumasını sağlıyor.  Sigara, yoğun stres, güneş ışınlarına maruz kalma kolajeni azaltan etkenler arasında bulunuyor. Kolajen azaldıkça cilt; matlaşmaya, nemini kaybetmeye, kırışmaya ve yaşlanmaya başlıyor. Bu etkilere karşı kolajen tedavileri ön plana çıkıyor.  Kolajen uygulamaları cilde ihtiyaç duyduğu ışıltıyı, nemi, yumuşaklığı ve gençliği geri kazandırıyor. Memorial Wellness Dermatoloji bölümünden Doç. Dr. Pelin Özgen, sıcak kolajen uygulaması hakkında bilgi verdi.

Pause Dergi

Doç. Dr. Pelin Özgen

Orta yaşlardan itibaren kolajen üretimi azalıyor

Kolajen ciltte doğal olarak bulunur ve ciltteki kolajen üretimini fibroblastlar yapmaktadır. Bu protein, bağ dokusunun hücre dışı matrisinin oluşumunda temel bir öneme sahiptir. Orta yaşlardan itibaren kolajen üretimi azalmaya başlar ve her yıl yaklaşık % 1 kolajen kaybedilir. Kadınlarda menopozun ilk beş yılında bu kayıp % 30’a kadar çıkabilmektedir. Ciltteki kolajen üretimi; kolajenden zengin besinlerle, kolajen içeren kremlerle, lazer ve kolajen aşıları ile desteklenebilmektedir.

Cildi doğal bir şekilde gençleştiriyor

Sıcak kolajen uygulaması bir çeşit kolajen aşısıdır. Kolajen aşısının uygulama alanı, ciltteki izler, yaşa bağlı olarak gelişen kırışıklıklar, akne izleridir. Dolgu gibi hacim vermezken, doğal görünümü tercih eden hastalarda özellikle kırışıklıklarda açılmalar, izlerde azalmalar görülür. Kolajen aşısıyla yapılan şey aslında cildin epidermis tabakasının altında bulunan dermis tabakasında kolajen üretimini uyarmaktır. Özel içerikleri ile pek çok farklı cilt sorununa hızlı çözümler sunar. Ayrıca destekleyici etkisi ile cilt gençleştirme veya güzelleştirme amaçlı uygulamalarda olumlu etkilere sahiptir. Sıcak kolajen uygulaması 4 hafta arayla 2 kez uygulanmaktadır.

Cilt elastikiyet ve parlaklık kazanıyor

Ciltte azalana kolajen, kolajen aşısıyla tekrar tetiklenir ve bu süreç hızlandırılır. Kişi kendi dokusuyla, kendi kolajeniyle gençleşir. Cilt kaybettiği elastikiyetini ve parlaklığını geri kazanır. Kolajen aşısı, cilt kırışıklıklarının tedavisinde ve önlenmesinde önemli bir rol oynar. Yüz, boyun, dekolte, diz kapağı ve ellere rahatlıkla uygulanabilen kolajen etken maddesi cilt altına 1-3 cm aralıklarla enjekte edilir. Kolajen aşısı uygulaması tek başına uygulanabileceği gibi, altın iğne radyofrekans, lazer işlemleri gibi işlemlerden sonra da rahatlıkla yapılabilmektedir. Lazer tedavileri de ciltteki kolajen üretimini uyarıp, kolajen üretimini artırmaktadır. Bu tedaviler kişilere günlük hayata ve rutin aktivitelere sorunsuz devam edebilme gibi avantajlar sağlamaktadır.

Kolajen aşısının etkisi genellikle 1,5 yıl sürüyor

Bu tedavi yüzünde dolgu yoğunluğu olan, dolgudan dolayı sarkma hisseden ve dolgusuz bir şekilde doğal bir görünüm isteyen hastalarda özellikle tercih edilmektedir. Uygulamadan önce kremle lokal anestezi uygulanır ve ön kola alerji testi yapılır. Herhangi bir reaksiyon olmadığı takdirde rahat bir şekilde uygulama yapılmaktadır. Kolajen aşısının etkisi ortalama 4 hafta gibi bir sürede kendini göstermektedir. Bu etki ortalama 1- 1,5 yıl sürmektedir.

Kış mevsimi cilt hastalıklarını tetikliyor!

Kış mevsimi cilt hastalıklarını tetikliyor!

Kışın soğuk ve rüzgarlı havası, enfeksiyonlardan korunmak için sık sık el yıkamak, sıcak suyla banyo yapmak ve hijyen sağlamak için dezenfektan kullanmak derken kış aylarında cildimizin yıpranması hızla artıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya kış mevsiminde cildin yıpranmasının yanı sıra egzamadan sedefe dek bir çok cilt hastalığında da artış yaşandığını belirterek bu nedenle bazı kuralları ihmal etmemek gerektiğini vurguluyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya, kışın cilt hastalıklarından korunmanın ve sağlıklı cilde sahip olmanın 7 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya

  • Sağlıklı beslenin ve mutlaka su için

Sağlıklı beslenme ve yeterli miktarda su içmek cilt sağlığımız için son derece önemli. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya bağırsak florasındaki bozulmanın cildimizi doğrudan etkilediğine dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Antiinflamatuar yiyecekler (limon ve turunçgiller, kırmızı meyveler, zerdaçal, yeşil çay, zeytinyağı, avokado, balık, bitter çikolata), probiyotikten zengin beslenme, dengeli beslenme ve yeterli su içme sağlıklı bir cilt için oldukça önemlidir. Yeterli beslenmeyi sağlayamıyorsak doktorumuzun önereceği takviyeleri kullanmak cildimize fayda sağlayabilir.”

  • Cildinizi mutlaka nemlendirin

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya, cildimizde kışın artan kurulukla beraber çatlaklar ve bariyer fonksiyonunda bozulma görülebildiğini belirterek, cilt tipine uygun bir nemlendirici kullanılması gerektiğini söylüyor. Ellerin her yıkanmasının ardından ve duş sonrası düzenli şekilde uygulayacağınız nemlendirici ile cildinizin su kaybını önleyerek, kuruluğa bağlı oluşan pullanmaların önüne geçebilirsiniz.

  • Güneş koruyucu sürün

‘Güneş yok, kışın güneşinden ne zarar gelir’ diye düşünmemek, güneş koruyucuyu mutlaka sürmek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya “Kimyasal güneş koruyucular bizi UVB ve UVA ışınlarından korusa da, görünür ışığa karşı yeterli gelmeyebilir. Bu nedenle demir oksit içeren güneş koruyucuların tercih edilmesi gerekir” diyor.

  • Yeterli ve kaliteli uyuyun

Düzenli uykunun cilt sağlığı açısından son derece önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya “Uykusuzluk veya kaliteli olmayan uyku cilt yıpranmasını hızla artırıyor ve erken yaşlılığa yol açıyor. Bu nedenle yeterli süre ve kaliteli uyumaya çok özen gösterilmelidir. Gerekirse uzman desteği almaktan kaçınmayın” diyor.

  • Stresi yönetmeyi öğrenin

Kışın cilt yıpranmasını artıran etkenler sadece soğuk ve rüzgarlı hava, sık el yıkamak, sıcak suyla banyo yapmak ve dezenfektan kullanmakla sınırlı değil. Stres de cilt sağlığını yakından ilgilendiriyor. Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya stresle birlikte vücudumuzda kortizol, adrenalin gibi hormonlar salgılandığını belirterek “Bunun sonucu olarak da akne, sedef ve gül hastalığı gibi cilt hastalıkları alevleniyor, bazı egzama türleri gelişebiliyor. Bu nedenle stresi yönetmeyi öğrenmek genel sağlığımız açısından olduğu gibi cilt sağlığının ve erken yaşlılığın önüne geçmede de önemli bir rol oynuyor” diye konuşuyor.

Pause Dergi

  • Günlük cilt bakımını ihmal etmeyin

Kışın egzamadan kaşıntı ve sedefe dek bir çok cilt hastalığının tetiklendiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya günlük cilt bakımının da ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Cildimiz bizim için dış etkenlere karşı koruyucu bir tabakadır. Hava kirliliği de dahil olmak üzere dış etkenler cildimize hasar vermektedir. Yüzümüzü günlük olarak uygun bir yıkama ürünü ile yıkamak, nemlendirici ve güneş koruyucu sürmek, yaşımıza ve cilt tipimize uygun ürünler kullanmak cildimiz için yapabileceğimiz en iyi yatırımdır.”

  • Sigarayı bırakın

Yapılan bilimsel çalışmalar; nikotinin cildimizde erken yaşlanmaya neden olduğunu, aynı zamanda cilt beslenmesini bozduğu için yaraların iyileşmesinde gecikmeye yol açtığını gösteriyor. Sigaranın aynı zamanda dudak üstlerinde erken yaşta çizgilenmeler de oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya, sigarayı bırakarak daha sağlıklı bir cilde kavuşmanın mümkün olacağını söylüyor.

Cilt sorununuz olursa ihmal etmeyin!

Islaklık, nem ve terleme gibi etkenlerin cildimizde mantar enfeksiyonlarına yatkınlık oluşturduğuna dikkat çeken Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya şöyle konuşuyor: “Ortak kullanılan alanlarda siğil ve molluskum gibi viral hastalıklar bulaşabilmektedir. Deri bütünlüğünü bozan durumlarda (böcek ısırığı, çatlaklar, travmalar vb) bakteriyel enfeksiyonlar görülebilmektedir. Böyle bir şüphe durumunda dermatoloji uzmanına başvurarak gerekli tedaviyi almak önemlidir.”

Bağışlık sistemini nasıl güçlendiririz?

Bağışlık sistemini nasıl güçlendiririz?

Soğukların kendini iyiden iyiye hissettirdiği kış mevsiminde, üst solunum yolu hastalıklarının görülme oranı artıyor. Dolayısıyla güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmamız çok daha fazla önem kazanıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, yeterli ve dengeli beslenmenin bağışıklık sisteminin güçlenmesinde büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Çünkü vücutta mikro veya makro besin ögeleri bir sinerji içerisinde çalışıyorlar. Herhangi birinin eksikliği bağışıklık sisteminin optimal şekilde çalışmasını önleyebiliyor. Faydalı olduğunu düşündüğümüz herhangi bir besin ya da besin grubunu fazlaca tüketmek yerine; karbonhidrat, protein ve yağ gibi makro besin grupları ile vitamin ve mineraller gibi mikro besin öğelerini alabilmek için çeşitli meyve ile sebzeleri tüketmek çok daha faydalı olacaktır” diyor. Kış mevsiminde bağışıklık sistemini güçlü tutmak için doğru besin seçimleri yapmak da büyük önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış mevsiminde sofranızda düzenli bulundurmanız gereken 8 besini anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Nar

Nar içeriğindeki antosiyanin ile en güçlü antioksidan özelliğe sahip meyvelerden. Zengin C, E, K vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum, potasyum ve magnezyum gibi minerallar sayesinde bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklara karşı korunmamıza yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, narın meyvesi kadar kabuğunun da güçlü antioksidan özellik gösterdiğini belirterek, “Bu nedenle nar kabuklarını da iyice temizlendikten sonra çay formunda demleyerek arada 1-2 fincan tüketebilirsiniz” diyor.

Balkabağı

Kış mevsiminin en güzel renkli besinlerinden biri olan balkabağının içeriğinde yer alan A vitamini, bağışıklık sistemi hücrelerinin fonksiyonlarının düzenlenmesinde rol alıyor. Böylece bağışıklığımızın güçlenmesine önemli bir katkı sağlıyor. A vitaminin ayrıca çeşitli enfeksiyon hastalıklarında tedavi edici etkisi de bulunuyor. Yemeklerin yanında garnitür olarak ya da çorbasını yaparak balkabağını beslenme planınıza ekleyebilirsiniz.

Balık

Balığın içeriğinde bolca omega 3 yağ asitleri, melatonin, triptofan ve taurin gibi bağışıklık sistemini düzenleyici bileşenler bulunuyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman,  düzenli balık tüketiminin ayrıca bağırsaktaki yararlı bakterilerin sayısının artışına da katkı sağladığını belirterek, “Bağırsaklarda yararlı bakteri sayısının yüksek olması güçlü bir bağışıklık sistemi için elzemdir. Kış ayları balık çeşitliliğinin fazla olduğu, dolayısıyla besinsel anlamdaki zenginliğinden faydalanmak için uygun aylardır. Güçlü bir bağışıklık sistemi için haftada iki gün balık tüketmeye özen gösterin.” diyor.

Ayva

Ayva güçlü antioksidan içeriğe sahip bir meyve. İçeriğindeki C vitamini ve fitokimyasallar ile bağışıklık sistemimizin güçlenmesine destek veriyor. Gün içinde tüketeceğiniz meyvenin 1’ini bir porsiyon ayvadan yana kullanabilirsiniz. 1/3 orta boy ayva bir porsiyon meyveye denk geliyor. Ayrıca öksürük ya da boğaz ağrısı yakınmasında ayvayı ıhlamurun içine dilimleyerek de tüketebilirsiniz.

Kuşburnu

Kuşburnu C vitamini açısından oldukça zengin bir içeriğe sahip. İçeriğindeki C vitamininin bağışıklık sistemindeki birçok hücresel fonksiyonda rol oynaması sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ayrıca içeriğindeki zengin polifenollerin etkisiyle soğuk algınlığına karşı koruyucu etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Buradaki önemli nokta C vitaminin ısıya dayanıksız bir vitamin olmasıdır. Yani, uzun süre kaynatılarak ya da işlem görerek elde edilen marmelat gibi yiyeceklerde C vitamini içeriği oldukça azalıyor” uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Kaynar suda 10-15 dakika demlediğiniz kuşburnu çayını çok fazla bekletmeden tüketerek C vitamininden en etkin şekilde faydalanabilirsiniz.”

Pause Dergi

Kefir

Güçlü bağışıklık sistemi için sağlıklı bir bağırsağa sahip olmak oldukça önemli. Kefir içeriğinde faydalı bakteriler sayesinde bağırsak florasının düzenlenmesinde ve güçlü bir bağışıklık sisteminde son derece önemli işleve sahip olan bağırsaktaki yararlı bakteri sayısının artmasına yardımcı oluyor. Ayrıca içeriğinde barındırdığı karbonhidrat, yağ ve protein gibi makro besin ögeleri; kalsiyum, magnezyum ile B2 vitamini gibi mikrobesin öğeleriyle de sağlıklı beslenme,  dolayısıyla sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşmasında rol oynuyor.

Havuç

Havucun içeriğinde bulunan beta karoten bağışıklık sistemiyle ilgili fonksiyonların düzenlenmesinde yardımcı oluyor. İçeriğindeki C vitamininin yanı sıra potasyum ile çinko gibi mineraller ve fenolik bileşikler, kış mevsiminde bağışıklığı desteklemek için havucu çok kıymetli bir besin haline getiriyor. Havuç ayrıca iyi bir lif kaynağı olmasıyla da bağırsak sağlığını destekliyor. Salatalara ekleyerek veya çiğ tüketerek havucun zengin besin içeriğinden faydalanabilirsiniz.

Kivi

Kivi, polifenoller ve C vitamini açısından oldukça zengin bir meyve. Öyle ki 100 gramlık bir kivi yetişkin bir insanın günlük C vitamini ihtiyacını neredeyse tek başına karşılıyor. Ara öğünde bir orta boy kivi tüketmek, zengin lif ve C vitamini içeriği sayesinde bağırsak sağlığına katkı sağlayarak güçlü bir bağışıklık sistemine kavuşmamıza destek veriyor.

Kırmızı pancar neden tüketmeliyiz

Kırmızı pancar neden tüketmeliyiz

Kırmızı pancar besleyici ve sağlıklı bir gıda olarak hemen hemen her öğünde sofralarda yer alabiliyor. Yemeklerde, mezelerde, salatalarda ya da tek başına hem rengi hem de tadı ile öne çıkıyor. Peki kırmızı pancarın faydalarını biliyor musunuz? Memorial Antalya Hastanesi’nden Dyt. Berna Ertuğ pancarın faydaları hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Dergi

Dyt. Berna Ertuğ

Pek çok besinde tercih ediliyor

Kış sebzelerinin baş tacı kırmızı pancar ıspanak ailesinden bir kök sebzedir. Şeker pancarı ile aynı aileden gelir ancak beslenme açısından farklıdır. Şeker pancarı beyazdır ve üreticiler bunları şeker çıkarmak ve işlenmiş gıdaları tatlandırmak için kullanma eğilimindedir. Kırmızı pancarın ise kök veya yaprakları salatalar, çorbalar ve turşularda sıklıkla tercih edilir ve doğal renklendirici olarak da kullanılır. Kırmızı pancar betalain denilen ve pancar kökünde bulunan bir pigment içerir. Bu pigment bitkilere tat ve renklerini vererek, bitkilerin bağışıklık sistemini oluştururlar.

Kırmızı pancarın 100 gramındaki besin değerleri aşağıdaki gibidir;

  • Enerji: 44 kkal
  • Karbonhidrat:8,02 g
  • Protein:1,23g
  • Yağ: 0,52 g
  • Lif: 1,28 g

Kabızlık ve sindirim problemlerine sorununa iyi geliyor

Kırmızı pancar yüksek oranda vitamin C, A ve folat; minerallerden de potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum ve fosfor içerir. İçerdiği besin değerlerinden dolayı yapılan son çalışmalara göre kırmızı pancarın; kan basıncını düşürmek, sindirimi iyileştirmek, bağışıklığı desteklemek gibi sağlığa katkısı olduğu düşünülmektedir. Yetişkin bir birey için günlük 25-30 gr lif tüketimi gereklidir. 100 gr pancar 1,28 gr lif içerdiği için neredeyse günlük ihtiyacın yaklaşık %4,5’nu karşılamaktadır. Bu yüzden kırmızı pancar tüketimi sindirim sistemini dengeler ve kabızlık problemlerinde destekleyicidir.

Kalp sağlığını destekliyor

Yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalık için birincil risk faktörüdür. Doktor takibinde ilaç kullanımı ile beraber Akdeniz tarzı beslenmeye geçiş ve egzersiz yüksek tansiyonu dengelemeye yardımcı olur. Yapılan çalışmalar beslenmede kırmızı pancara yer verilmesini önermektedir. Çünkü çalışmalar kırmızı pancarda bulunan yüksek nitrat ve potasyumun damarları genişlettiğini, kan dolaşımını kolaylaştırdığını, tansiyonu düşürdüğünü göstermektedir.

Atletik performansı artırıyor

Bazı araştırmalar kırmızı pancar suyu takviyesinin, egzersiz sırasında kasların emdiği oksijen miktarını artırabildiğini bulmuştur. 2019’da yapılan bir araştırmada da, yüksek dozda kırmızı pancar suyunun deneyimli bisikletçilerin zamana karşı deneme sonuçlarını iyileştirdiğini göstermiştir. Sonuç olarak egzersizde dayanıklılığı desteklediği için önerilmektedir.

İdrarın kırmızı renk olması mide asidi yetersizliğine işaret

Kırmızı pancar tüketildiği zaman kırmızı idrar veya dışkıya neden olabilir. Bu durum uzmanlar tarafından “beetüri” olarak adlandırılmaktadır. Kırmızı pancardaki betalain asidik ortamda parçalanır. Eğer mide asidi yetersizse betalain yeterince parçalanamaz ve o şekilde emilemez. Bu yüzden idrar veya dışkı rengi değişebilir. Bunlara ek olarak demir eksikliğinin olabileceğinin bir göstergesi olduğu için kırmızı pancardan gelen kırmızı idrara dikkat etmek önemlidir.

Kırmızı pancarın lezzetli şekilde tüketilmesi için öneriler;

  • Çiğ veya haşlanmış kırmızı pancarı rendeleyin veya dilimleyin; lahana salatası veya salatalara ekleyin.
  • Lezzetli bir öğün için keçi peyniri ile kavrulmuş kırmızı pancar tercih edilebilir.
  • Çiğ kırmızı pancarları dilimleyin, üzerine limon suyu ve bir tutam pul biber serperek servis edin.
  • Kırmızı pancar seçerken, boyutuna göre ağır olduğundan ve yüzeyinde hasar belirtisi bulunmadığından emin olun.
  • Pancarın üst kısımları hala yeşilse, taze görünmesi ve solmaması gerekir. Bunları salatalarınızda değerlendirmeyi unutmayın.
  • Pancarları birkaç gün saklamak için sıkıca kapatılmış bir torbada buzdolabında bekletin.
  • Pancarı pişirirken besin değerlerini kaybetmemesi önemlidir. Bu yüzden haşlama süresi 10 dakikadan az olmasına, fırında da 50 dakikayı geçmeyecek şekilde pişirilmesine dikkat edin.

Yılbaşında yemeği fazla kaçırdıysanız. Şunları yapın…

Yılbaşında yemeği fazla kaçırdıysanız. Şunları yapın…

Yeni bir yılın gelmesiyle duyulan sevinç ve heyecan yılbaşı sofralarında porsiyon kontrolünü kaybetmeye neden olabiliyor. Elbette senenin sadece bir gününde olan bu özel gecede kısıtlama yapmak zor olacaktır. Ancak yılbaşı gecesi gibi özel gecelerde besinlerin ve alkollü içeceklerin tadımlık değil de doyumluk olarak tüketilmeleri yüksek enerji alımına ve vücutta yağ olarak depolanmalarına yol açabiliyor. Aynı zamanda sindirimi zorlaştırabilecek yağlı ve ağır yemeklerin tercih edilmesi, alkol alımı ve yemeğin şekerli besinler ile sonlandırılması yılın ilk gününde mide ve sindirim rahatsızlıklarına sebebiyet verebiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, yılbaşı akşamında yapılan esnek beslenme düzenini telafi etmenin, bir başka deyişle metabolizmanın normale dönmesini sağlamanın ve vücut yağlanmasının önüne geçmenin, yılın ilk gününde tercih edilen beslenme şekli ve fiziksel aktivite ile mümkün olduğunu belirterek, “Aslında yılın sadece ilk günü değil her günü sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen göstermemiz, sağlıklı bir yaşam için çok önemli. Bunun için her gün 4-5 porsiyon sebze ile meyve tüketmeyi ve düzenli olarak egzersiz yapmayı yaşam tarzı haline getirmeliyiz.” diyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe ena Burcu, yılın ilk günü dikkat etmeniz gereken beslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu

Güne su ile başlayın

Yılın ilk gününde en büyük yardımcınız su olsun. Su, toksik maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında, hücrelerin, dokuların, organ ile sistemlerin çalışmasında, yaşam için gerekli biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşebilmesi ve metabolizmanın düzgün çalışabilmesinde hayati bir önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, su tüketimini güne dengeli olarak dağıtmanız gerektiğini belirterek, “Bir seferde çok fazla su içmek ödeminizin artmasına yol açarak aksi etki oluşturabiliyor. Ayrıca suyun içerisine ekleyeceğiniz limon, salatalık, tarçın, zencefil, meyve ve sebze dilimleriyle infüze su elde ederek hem vitamin ve mineral alımınıza katkı sağlayabilir hem de sindirim sisteminizi rahatlatabilirsiniz” diyor.

Kahvaltıda midenizi rahatlatın!

Yılın ilk gününe, midenizi rahatlatmak için sindirimi kolay besinlerin yer aldığı bir kahvaltıyla başlayın. Yulaf-yoğurt-ananas-badem dörtlüsüyle yılın ilk gününe ödem atarak başlamanız mümkün. Yulaf, içerdiği beta-glukan sayesinde bağırsak hareketlerini arttırarak dolaşımın hızlanmasına ve ödemin atılmasına yardım ediyor. Yoğurt, probiyotik içeriğiyle sindirim ve bağırsak hareketlerini düzenliyor. Badem, içeriğindeki esansiyel yağ asitleri sayesinde metabolizmayı hızlandırıcı etki gösteriyor. Ananas da içeriğindeki bromelain ile ödemi etkili bir şekilde azaltmaya destek oluyor.

Sebze ağırlıklı hafif beslenin

Yılbaşı günü tüketilen yüksek enerjili besinlerin etkisini dengelemek için ertesi gün sebze ağırlıklı beslenin. Sebzelerin düşük enerji yoğunluğu, yüksek posa ve su içerikleri hem bağırsak hareketlerinizin etkili çalışmasını sağlıyor, hem de bir gün önce alınan yüksek enerjinin dengelenmesine yardımcı oluyor. Öğünlerinizde brokoli, karnabahar, lahana, pazı, ıspanak ve brüksel lahanası gibi mevsim sebzelerine yer verin. Bu sebzelere alternatif olarak mercimek ve nohut gibi kurubaklagiller ile hazırlayacağınız salataları da öğünlerinizde tercih edebilirsiniz.

Sağlıklı karbonhidratları seçin

Karbonhidratlar vücutta depolanırken aynı zamanda su tutuyorlar. Yılbaşı gecesi tercih edilen tatlı, hamur işleri ve şekerlemeler gibi basit karbonhidratların yüksek tüketiminden dolayı, vücut bu karbonhidratları sindirebilmek için daha fazla su tutabiliyor. “Bu durum vücutta ödeme yol açabiliyor” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, “Ödem oluşumunu önlemek için karbonhidrat içeren ekmek, makarna, pilav, börek ve tatlı gibi besinlerin tüketimini ertesi gün kesin. Kan şeker regülasyonunuzu bozmamak için tam tahıllı kompleks karbonhidrat alternatiflerini tercih edebilirsiniz.” diyor.

Kahve yerine bitki çaylarını tercih edin

Yılbaşı gecesi tüketilen şekerli besinler ile alkollü içecekler şişkinlik ve hazımsızlık gibi sindirim problemlerine neden olabiliyor. Yeşil ve beyaz çay, yüksek antioksidan kapasiteleriyle ödem atmanıza ve vücut enerjinizin yükselmesine; rezene, şişkinliğinizin giderilerek sindiriminizin rahatlamasına; papatya ve melisa çayları ise yeni yılın ilk gününe daha sakin ve huzurlu başlamanıza yardımcı oluyor. Ayrıca yılbaşı gecesinden kalan yorgunluğunuzu azaltmak için kahve tüketiminizi arttırmayın. Zira kafein diüretik (idrar söktürücü) etkisi sebebiyle sık ve yüksek miktarda tüketildiğinde vücutta sıvı kaybına, bunun sonucunda ödeme neden olabiliyor.

Pause Dergi

Düşük kalorili diyetlerden kaçının

Yılbaşı gecesi değişen beslenme düzeninizle yüksek enerji yoğunluklu besinleri, gazlı ve alkollü içecekleri tüketmeniz metabolizma hızınızın yavaşlamasına neden olabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, şok diyet adı altındaki düşük kalori içerikli diyetlerin metabolizmanızın daha çok yavaşlamasına yol açabileceğine işaret ederek, “Gün içerisindeki uzun süreli açlıklar kan şeker regülasyonunuzun bozulmasına ve iştah kontrolünüzde güçlük çekmenize sebep olabiliyor. Bu nedenle gün içinde aç kalmamaya dikkat edin. Yılın ilk gününde metabolizmanızı canlandıracak bir beslenme düzeni sağlayın” diye konuşuyor.

Ara öğünde kefir tüketin

Kefir, probiyotik ve kalsiyum içeriğiyle mineral dengesini sağlayarak vücuttan ödem atan besinler arasında yer alıyor. Kefirin içeriğindeki antioksidan özellik gösteren bileşenler hücreleri oksidatif hasara karşı koruyarak vücut direncini arttırıyor. Bu etkisi sayesinde, yeni yılın ilk günü tüketeceğiniz kefir ile vücut enerjinizi arttırabilirsiniz. Kefirin yüksek protein içeriği gün boyunca tokluk hissinizin oluşmasına yardımcı olarak ana öğünlerdeki iştah ve porsiyon kontrolünüze de destek verecektir.

Yürüyüş yapın

Yılbaşı gecesi besin ve alkol tüketiminde porsiyon kontrolü kaçabiliyor. Özellikle yüksek miktarda tüketilen alkollü içecekler kolaylıkla yağa dönüşerek depolanabiliyor. Yeni yılın ilk gününde yorgunluğunuzu bir kenara bırakıp hareketsiz kalmaktan kaçının. Zira, uzun süre hareketsiz kalmak vücuttaki lenf dolaşımını azaltarak ödeme yol açabiliyor. Yeni yılın ilk gününden başlayarak haftada toplam 150 dakika yapacağınız yürüyüşleri yaşam tarzı haline getirin.

Kış hamileliğinde şunlara dikkat edin!

Kış hamileliğinde şunlara dikkat edin!

Anne adaylarının hayatındaki en özel dönemlerden biri olan hamileliğin kış aylarına denk gelmesi, kışa özgü bir takım önlemler almayı gerektiriyor. Zira soğuyan havalar hastalıklara davetiye çıkarırken, kapalı mekanlarda geçirilen sürenin uzamasıyla viral enfeksiyon riski de artıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın kış aylarında başta solunum sistemi hastalıkları olmak üzere özellikle viral hastalıklarda artış olduğuna değinerek “Hamileler, bağışıklık sistemini güçlü tutmak için kış aylarında beslenmeden yeterli sıvı tüketimine, hareketsiz kalmamaktan bulundukları ortamı havalandırmaya dek bir çok noktaya dikkat ederek olası risklere karşı korunabilirler” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, kış hamileliğinde dikkat edilmesi gereken 6 öneriyi anlattı, önemli açıklamalarda bulundu

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Sağlıklı beslenin

Annenin sağlıklı beslenmesi, bol vitamin ve mineral içeren kış sebze ve meyvelerini yeterli miktarda tüketmesi annenin bağışıklık sistemini güçlü tutmada ve bebeğin sağlıklı gelişiminde önemli rol oynuyor. Beslenme yetersizliği, aşırı kalori alımı ya da dengesiz beslenmenin; düşük riski, gestasyonel diyabet (gebelik diyabeti), gebeliğin hipertansif hastalıkları, düşük doğum ağırlığı ve erken doğum gibi riskler oluşturabildiğini belirten Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Bebeğin nörolojik gelişimi için omega desteği oldukça önemlidir. Bu nedenle haftada 2 gün balık tüketilmesi tüm gebelere tavsiye edilmektedir. Dip balıklarını önermiyoruz. İstavrit, palamut, hamsi gibi yüzey balıkları ve somon tercih edilebilir. C vitamini bağışıklık sistemini güçlü tutmada önemli olduğundan özellikle turunçgiller ihmal edilmemeli. Yeşil yapraklı sebzeler içerdikleri lif, demir, folik asit, vitaminler açısından oldukça zengindir. Aynı zamanda bağışıklık sistemi ve bağırsak düzenine yardımcı olur. Tüm sebze ve meyvelerin mutlaka çok iyi yıkanmış olmasına ayrıca dikkat etmek gerekir.” diyor.

Her gün dışarı çıkın

Kış aylarında güneş yüzünü çok göstermese de anne adayının her gün dışarı çıkması büyük önem taşıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın şöyle konuşuyor: “Her gün düzenli olarak 15-30 dakika güneşe çıkmak kış mevsimi de olsa faydalıdır. Güneş ışınları anne ve bebekte kemik gelişimi ve bağışıklık sisteminde önemli rol oynar. Kış aylarında güneşlenme imkanının azalmasından dolayı gerekli durumlarda D vitamini ve kalsiyum desteği almak gerekebilir. Gebelikte süt, süt ürünleri, yoğurt, balık ve yumurta gibi kalsiyum, fosfor ve D vitamininden zengin yiyeceklerin tüketilmesi önerilir.”

Grip aşısı yaptırın

Kış aylarında sık görülen gripten (influenza virüsü) korunmanın en etkili yollarından birinin grip aşısı yaptırmak olduğunu vurgulayan Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Grip aşısı canlı virüs içermeyen, gebelikte ve emzirme döneminde kullanılabilen güvenli bir aşıdır. Grip bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle gebelerde ağır seyredebilir. Bu nedenle özellikle salgın dönemlerinde yani ekim -kasım aylarında gebeliğin 2. ve 3. trimesterinde olan gebelere grip aşısı öneriyoruz” diyor.

Pause Dergi

Günde 1.5-2 litre su için

Kışın su içme ihtiyacı azaldığından, su içmek için susamayı beklememek gerekiyor. Günde 1.5-2 litre su tüketilmesi şart. Kış aylarında bitki çaylarının aşırı tüketilebildiğini, ancak her bitki çayının gebeliğe uygun olmadığını vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, günde iki bardağı geçmemek koşulu ile kuşburnu, ıhlamur, papatya, nane, zencefil içeren çaylar tüketilebileceğini; adaçayı ve yeşil çayın ise rahimde kasılmaları uyarabileceğinden dolayı gebelikte tüketilmesine olumlu bakmadıklarını söylüyor.

Açık havada her gün 30 dakika yürüyüş yapın

Açık havada her gün 30 dakika yürüyüş yapmak çok önemli. Gebeliğin 12. haftasından itibaren gebelik pilatesi ve yoga yapmak gebelik ve doğum sürecinde olumlu destek sağlıyor. Gebeler için en faydalı sporlardan birinin de yüzmek olduğunu belirten Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Suyun kaslar üzerine olumlu ve rahatlatıcı etkisi nedeni ile özellikle sırt ve bel ağrısı olan gebelere yüzme önerilir. Hijyenine güvenilen ve uygun sıcaklıkta olan havuza girilmesinde sakınca yoktur. Ancak vajinal kanama, akıntı, karında kramplar olması durumunda havuza girilmesini tavsiye etmiyoruz.” diyor.

Bulunduğunuz odayı sık sık havalandırın

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Kış ayları da olsa bulunulan ortamın sık sık havalandırılması ve nemlendirilmesi gerekir. Ortamın sıcak ve kuru olması nedeniyle gebelerde burun kanamalarına sık rastlanıyor. Ayrıca cilt kuruluklarını ve çatlakları önlemek için sıvı tüketimine dikkat edilmesinin yanı sıra, uygun nemlendirici kremler kullanarak cilt kuruluklarının önüne geçilmelidir. Karlı ve yağışlı havalarda kaygan zemine karşı da dikkatli olmalı, topuklu ayakkabılardan uzak durulmalıdır.” diyor.