Yazılar

Ortopedik hastalıklar hızla yaygınlaştı!

Ortopedik hastalıklar hızla yaygınlaştı!

Yaklaşık üç yıldır günlük yaşam alışkanlıklarımızı derinden etkileyen Covid-19 pandemisi elimizden belimize, boynumuzdan sırtımıza, dizimizden dirseğimize kas ve iskelet sistemimize yönelik rahatsızlıkları hızla artırdı. Fiziksel aktivitelerin kısıtlanması, bilgisayar karşısında uzun süreli duruş bozuklukları ve kilo alımı gibi faktörlerle gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde omurga hastalıklarının son dönemde çok sık görüldüğünü belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren bu hastalıklara karşı önlem almak, olası şikayetleri ise ertelemeden hekime başvurmak gerektiğini belirtiyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar pandemide en sık görülen şikayetleri anlattı, kas ve eklem ağrılarına karşı etkili öneriler ve uyarılarda bulundu.

Son dönemde pek çok kişi boynunda, belinde ya da dizlerinde hatta parmaklarında ağrı sorunu yaşıyor, hareketlerini de kısıtlayarak günlük yaşantısını olumsuz etkileyen bu ağrılardan kurtulmanın yollarını arıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar özellikle masa başı çalışanlarda uzun süre bilgisayar karşısında duruş bozuklukları, spor aktivitelerinin rafa kaldırılması, hareketin büyük ölçüde kısıtlanması, aşırı stres ve üstüne üstlük kilo alımları derken kas ve iskelet sistemi hastalıklarının ülkemizde ve dünyada son yıllarda çok sık görülür hale geldiğini belirterek “Büyük Britanya İş güvenliği ve Çalışan Sağlığı Kurulu’nun (HSE) 2022 yılında yayınladığı raporunda; 2021-22’de 477 bin çalışanın işle ilgili kas-iskelet sistemi (KİS) hastalıkları olduğu bildirildi. Bu hastaların yüzde 42’sinde bel, yüzde 37’sinde üst ekstremite (el, bilek, dirsek ve parmak kemikleri vb) ve yüzde 21’inde alt ekstremite (uyluk, diz, bacak, ayak bileği kemikleri vb) tutulumu mevcuttu. Raporda işle ilgili kas-iskelet sistemi hastalıklarının oluşmasına sebep olan ana faktörlerin, uygun olmayan pozisyonda klavye ile çalışma veya tekrarlayan zorlamalar olduğu belirtildi. Kas ve iskelet sistemi hastalıkları halen artma eğiliminde. İşle ilgili kas ve iskelet sistemi hastalıkları olan 477 bin çalışanın 72 bin tanesi şikayetlerinin Covid-19 pandemisi nedeniyle oluştuğunu veya bu nedenle kötüleştiğini bildirmiştir” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Dikkat! Çalışma ortamınız uygun şartlarda olmazsa!     

Günümüzde hala düzenli egzersizlere başlamayan, çalışma ortamını, bilgisayar karşısında duruşunu düzenlemeyen, spordan, fiziksel hareketlilikten uzak sedanter (hareketsiz) bir yaşam süren kişilerin sağlıkları açısından ciddi risklerle karşı karşıya oldukları uyarısında bulunan Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar şöyle konuşuyor: “Son yıllarda uygun çalışma ortamının sağlanamaması postür bozukluklarını yaygınlaştırdı. Pek çok kişide; boyunda düzleşme, sırt ağrısı ve fibromiyalji, omuzda, dirsekte ve elde tendinit (iltihaplanma), el ve bilekte sinir sıkışması, bel ağrısı ve disk hastalıkları, dizlerde kıkırdaktaki yıpranmaya bağlı olarak ağrı sorunuyla karşılaşıyoruz. Günlük yaşam tarzımızı yeniden düzenleyip rutin alışkanlıklarımız arasına sporu, düzenli ve tempolu yürüyüşü katmadan kas ve iskelet sistemimizi korumamız mümkün değildir. Covid 19 pandemisi sürecinde hızla yaygınlaşan bu hastalıkların tedavisi ileride çok daha zor bir hale gelebilir.” Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, bununla birlikte spor aktivitelerine dönüşte de çok dikkat etmek gerektiğini, olması gerekenden hızlı ve yoğun bir tempoda spor aktivitelerine başlamanın da fayda yerine zarar verebileceğini, kas-tendon yaralanmaları ile sonuçlanabileceğini söylüyor.

Pause Dergi

Omurga sağlığı için bu önlemlere dikkat!

Gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda kas ve iskelet sisteminin sağlıklı olabilmesi için bazı önlemlere mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar bu kuralları şöyle sıralıyor;

  1. Bilgisayar monitörünün yüksekliği göz seviyesinde olmalı,
  2. Sandalyeniz belinizi desteklemeli,
  3. Önkol, uyluk ve ayaklar yere paralel olmalı, gerekirse ayak altına destek konulmalı,
  4. Dizler 90 dereceden az bükülü durmalı,
  5. Çalışırken sık ve kısa aralar verilmesi unutulmamalı,
  6. Mutlaka düzenli egzersiz yapılmalı,
  7. Egzersiz vücudu aşırı zorlamamalı, egzersiz yoğunluğunu artırırken acele edilmemeli,
  8. İdeal kiloda olunmalı,
  9. Kış aylarında eve kapanmayıp, çeşitli enfeksiyonlara karşı gerekli korunma tedbirleri alınarak sosyal hayata dönülmeli,
  10. Vücudu dinlendirmeye zaman ayırılmalı,
  11. Sağlıklı beslenmeli, hekime danışarak olası vitamin eksiklikleri takviyesi yapılmalı, kemik ve eklemlerde iltihaplanmaya yol açabilecek şekerli ve karbonhidratlı yiyeceklerden ve gazlı, şekerli içeceklerden uzak durulmalı, kışın da yeterli su içmeye dikkat edilmeli,
  12. Kas ve iskelet sistemine yönelik olası bir şikayet ihmal edilmeden hekime başvurulmalı.

Yüzdeki şiddetli ağrıyla dikkat! Nedeni ‘trigeminal nevralji’ olabilir…

Yüzdeki şiddetli ağrıyla dikkat! Nedeni ‘trigeminal nevralji’ olabilir…

Yüzünüzde şiddetli gelişen ağrı nedeniyle makyaj yapamıyor, yemek yiyemiyor, dişlerinizi dahi fırçalamakta güçlük mü çekiyorsunuz? Konuşmak adeta ızdıraba mı dönüşüyor? Eğer siz de bu sorunlardan yakınıyorsanız, sebebi, genellikle yüzün tek tarafında şimşek çakması veya elektrik çarpması şeklinde çok keskin ağrılarla gelişen ve yaşam kalitesini ciddi boyutlarda etkileyen ‘trigeminal nevralji’ olabilir!

Halk arasında ‘ani yüz ağrıları’ ile ‘delirten hastalık’ olarak bilinen trigeminal nevralji; yüzün duyusunu sağlayan ve trigeminal sinir olarak adlandırılan sinirin, şimşek çakması veya elektrik çarpması tarzında ağrıya yol açtığı bir hastalık. Genellikle yüzün tek tarafında aniden başlayan şiddetli ağrılar başlangıç döneminde sıklıkla 1-2 dakika sonra geçiyor. Ancak zamanla ağrılar dayanılmaz şiddete ulaşırken, atakların süresi de uzuyor. Hastalık ilerledikçe hasta yüzüne dokunamaz, konuşamaz, yemek yiyemez, hatta evden dışarı çıkamaz hale gelebiliyor! Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, aslında günümüzde geliştirilen çeşitli tıbbi tedavi yöntemleri sayesinde trigeminal nevralji hastalığının etkili bir şekilde tedavi edilebildiğini belirterek, “Bu hastalarda ağrılı yaşam bir kader değil. Günümüzde uygulanan ilaç tedavisi, enjeksiyonlar veya cerrahi operasyon ile şiddetli ağrılardan kurtulmak mümkün olabiliyor. Yeter ki tedavi için geç kalınmasın. Zira, zamanında müdahale edilmeyen trigeminal nevraljide atakların süresi uzayabiliyor ve ağrılar kalıcı hale gelebiliyor” diye konuşuyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Sabri Aydın

Bu belirtiler varsa, dikkat!

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, belirtileri hastadan hastaya değişiklik gösteren trigeminal nevraljide oluşan ağrının özelliklerini şöyle sıralıyor.

  • Ataklar halinde geliyor.
  • Şimşek çakması ve elektrik çarpması şeklinde oluşuyor, 1-2 dakika kadar sürüyor ve aniden geçiyor.
  • Çenede, burunda, yanakta veya gözde oluşuyor. Bazı durumlarda tüm yüzü kapsayabiliyor.
  • Hiçbir uyaran yok iken oluşabildiği gibi, soğuk-sıcak, yemek yeme, diş fırçalama, ağız açma, konuşma ve soğuk hava ile de tetiklenebiliyor

Sağlam dişler çekilebiliyor!

Trigeminal sinir, beyin sapı bölgesinden çıkıyor ve özellikle şakak, alın ile çenedeki duyuları kontrol ediyor. Bu sinirin görevi, dokunma duyularını beyne duyu olarak aktarmak ve çene kaslarını hareket ettirmek. Dolayısıyla trigeminal sinirinde gelişen problemlerden kaynaklanan ağrılar yüzde, alında, şakakta ve çene bölgesinde hissediliyor. Trigeminal nevraljide diş ağrısı en sık görülen yakınmalardan. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, “Özellikle çeneyi besleyen mandibular sinir ağrısı diş ağrısı ile çok karıştığı için yanlış tanı konulabiliyor. Veya hastalar ağrılarından kurtulmak için sağlam dişlerini çektirmek zorunda kalabiliyor. Bu nedenle hastaların büyük kısmı bize diş hekimine gitmiş ve birçok sağlam dişi çekilmiş olarak geliyor” diyor.

Kesin nedeni bilinmese de…

Ülkemizde her yıl ortalama 3 bin 200 kişide teşhis edilen trigeminal nevralji, kadınlarda erkeklerden 2 kat daha fazla görülüyor. Bunun nedeni ise kadınların arka çukur olarak adlandırılan beyin alt ve arka bölgesinin anatomik olarak daha dar olması. Trigeminal nevralji hastalığının oluşum nedeni kesin olarak bilinmiyor. Genellikle 50-60’lı yaşlarda görülmesi hastalığın doğumsal veya genetik geçişli olmadığını düşündürüyor. Birçok hastada sorunun nedeni, beynin tabanında yer alan trigeminal sinir ile normal bir kan damarı arasında gerçekleşen temas oluyor. Bu temas trigeminal sinirine baskı yapıyor ve zamanla hatalı sinyaller göndermesine yol açıyor. Ayrıca o bölgede gelişen tümörler, geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı yapışıklıklar, Multiple Skleroz nedeniyle oluşan plaklar ve bazı diş tedavileri de trigeminal nevraljiye neden olabiliyor.

İlaç tedavisi ağrıyı dindiriyor, ancak…

Trigeminal nevraljinin tedavisi genellikle beyne gönderilen ağrı sinyallerini azaltan veya tümüyle önleyen ilaçlar ile başlıyor. Hastaların bir kısmında ağrı ilaç tedavisi ile geçiyor ve bir daha tekrarlamıyor. Ancak tedaviden çok iyi yanıt alınsa da zamanla ilaçlar olumlu yanıt vermeyi bırakabiliyor veya karaciğer hasarı gibi ciddi yan etkiler gelişebiliyor. Ağrıyı dindirmeye yönelik tedaviler de bir diğer yöntemi oluşturuyor. Bu tedavide yüzdeki sinir köklerine bloklar yapılıyor, ancak etkisi genelde kısa sürüyor.

Pause Dergi

Cerrahi tedavide başarı oranı çok yüksek

İlaç tedavisine artık yanıt vermeyen,  yan etkilerinden dolayı ilaç kullanamayan, ağrıdan dolayı günlük ergonomisi ve psikolojisi bozulan hastalarda cerrahi tedavi gündeme geliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, trigeminal nevralji hastalığının cerrahi tedavisinde 3 seçenek olduğunu belirterek, bu yöntemleri şöyle özetliyor:

Trigeminal RF: Yüz bölgesinden enjeksiyon ile kafa içine girilerek sinirin yakıldığı Trigeminal Radyofrekans Rizotomi yöntemi yaklaşık 15 dakikada tamamlanıyor. Hasta aynı gün ağrısı geçmiş olarak evine dönüyor. Ağrı genellikle 1-2 sene içerisinde nüks ediyor ve işlem tekrarlanabiliyor.

MVD (Mikrovasküler Dekompresyon): Trigeminal nevraljinin en etkili cerrahi işlemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Açık cerrahi şeklinde gerçekleştirilen bu yöntem, trigeminal nevralijiye yol açan atardamarın yüz duyu sinirine olan basısını ortadan kaldırmayı hedefliyor. Mikroskopik görüntüleme altında uygulanan operasyonda, kulak arkasından küçük bir kesi ile kafa içerisine girilerek, trigeminal sinir ve yakın komşuluğu olan damar tespit ediliyor. Trigeminal sinirin baskıdan kurtulması için damar ile sinir arasına bir tampon yerleştiriliyor. Operasyon sonrasında hastaların yüzde 90’ında şikayetler tekrarlamıyor.

Gamma knife: Tek seanslık bir tedavi yöntemi olan gamma knife sinirin beyin sapı içindeki bölümünün ışınla harap edilmesi esasına dayanıyor. Yöntemin olumlu etkisi birkaç ay sonra başlıyor. Gamma knife yönteminin özellikle yaşlı ve Multiple Skleroz hastalarında iyi bir seçenek olduğu belirtiliyor.

Menopozu sağlıklı ve aktif yaşamak mümkün…

Menopozu sağlıklı ve aktif yaşamak mümkün…

Ateş basması, terleme, unutkanlık, uykusuzluk, ciltte yaşlanma, cinsel yaşam şikayetleri, depresyon… Menopozun ilk döneminde ortaya çıkan ve giderek artış gösteren bu yakınmalara zamanla kalp damar hastalıkları ve osteoporoz gibi çok daha ciddi sağlık sorunları eşlik edebiliyor. Ancak doğurganlığın sona erdiği dönem olan menopoz yaygın inanışın aksine hastalık değil, aslında yeni bir yaşama geçişin başlangıcı. Üstelik günümüzde tedavi ve doğru yaklaşımlarla sağlıklı ve oldukça aktif bir hayat sürmek mümkün oluyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz tedavisinin amacının bu dönemde ortaya çıkan şikayetlerin giderilmesi, dolayısıyla kadının yaşam kalitesinin yükseltilmesi olduğuna dikkat çekerek, “Menopozdaki yakınmaların esas sebebi, östrojen eksikliği oluyor. Hormon replasman tedavisi östrojeni artırarak ve progesteronla dengeleyerek menopoz semptomlarını hafifletiyor. Bugün çekinceler devam etse de menopoz sonrası hormon kullanan sağlıklı kadınların, kullanmayanlara göre yüzde 20 oranında daha uzun yaşadıklarını biliyoruz. Kadınlar bu süreci bir kayıp değil, yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul ettikleri ve sağlıklarına dikkat ettikleri takdirde, aktif yaşamlarına rahatlıkla devam edebilirler” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz döneminde dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Dr. Özge Kaymaz Yılmaz

Hormon tedavisi için doktorunuza danışın

Menopozun tedavisinde, farmakolojik yöntem olarak, azalan östrojen ve progesteronu yerine koymak amacıyla hormon replasman yöntemine başvurulabiliyor. Tedavi özellikle sıcak basmaları, uyku bozuklukları, vajinal kuruluk, idrar yolu hastalıkları ve psikolojik sıkıntıları büyük ölçüde önlüyor veya hafifletiyor. Ayrıca osteoporoza bağlı gelişen kemik kırıkları, kalp damar hastalıkları, yaşla birlikte görülen bilişsel fonksiyon bozuklukları ve kalın bağırsak hastalıklarının riskini de azaltıyor. Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz sonrası ilk birkaç yıl hormon kullanılmasının meme kanseri riskini pratikte arttırmadığına işaret ederek, “Ayrıca hormon kullanmayı bıraktıktan 5 yıl sonra da bu tedaviye bağlı risk sona ermiş oluyor. Hormon replasman tedavisi uygulanan kadınların takipleri de daha düzenli yapıldığı için erken tanı şansı daha fazla oluyor. Ancak tedavi süreci boyunca kullanılan hormonal ve destek takviyeler için mutlaka hekim gözetiminde kalmak gerekiyor” diye konuşuyor.

Düzenli sağlık kontrolü yaptırın

Menopoz döneminde sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırmanız büyük önem taşıyor. Kemik erimesi, meme ile rahim kanseri, kalp ve damar hastalıkları gibi hastalıklara karşı rutin kontrollerinizi aksatmamanız erken tanı ve tedavi imkanı sağlıyor.

Yeterli ve dengeli beslenin

Yeterli ve dengeli beslenmek, bağışıklık sisteminizin güçlü kalmasına, menopoz dönemindeki fazla kilo alımlarını önlemeye ve kas – iskelet sisteminin bu dönemi hasarsız atlatmasına destek oluyor. Ayrıca vücuttaki metabolizma hızının yavaşlaması nedeniyle 50 yaşındaysanız kilo kontrolü için 30 yaşındaki bir kadına göre günlük olarak yaklaşık 200-250 kalori daha az enerji almanız gerekiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz döneminde dikkat etmeniz gereken beslenme alışkanlıklarını şöyle anlatıyor.

Yüksek lifli besinler tüketin: Menopozda yaşanan sindirim sistemindeki değişiklikler kabızlık, hemoroid, reflü ve safra taşı gibi şikayetlerde artışa yol açabiliyor. Yüksek lifli besinler bağırsak hareketlerini ve emilimini düzenleyerek yarar sağlıyor. Arpa, çavdar, kahverengi pirinç, trüf, kinoa ile birlikte elma ile armut gibi meyveleri ve brokoli, havuç, ıspanak ile bürüksel lahanası gibi sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin.

Sağlıklı yağlar önemli: Omega 3 yağ asidi, bağırsaklardan kalsiyum emilimini artırarak kalsiyumun kemikte birikmesini sağlamasının yanı sıra tüm hücre zarlarının sağlıklı ve genç kalmasını sağlıyor. Uskumru somon hamsi gibi balıklar ile keten tohumu ve chia tohumunu düzenli tüketmeyi alışkanlık edinin.

Proteini aksatmayın: Kemik gücü ve kas kütlesinin azalmasını engellemek veya geciktirmek için günde 1-1,2 gram protein almanız gerekiyor. Et ürünleri, baklagiller, yumurta ve süt ürünlerini düzenli tüketmeye özen gösterin.

Günde 4-5 porsiyon sebze-meyve şart: Sebze ve meyveyi düzenli tüketmeniz, içerdikleri zengin vitamin ve mineraller nedeniyle menopoz döneminde çok daha önem taşıyor. Her gün 4-5 porsiyon meyve ve sebze yemeyi ihmal etmeyin.

Kalsiyum çok önemli: Kemik erimesine karşı düzenli olarak süt, yoğurt peynir, kalsiyumdan zenginleştirilmiş ekmek veya gevrekler, maydanoz ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler tüketin.

Sporu alışkanlık edinin

Düzenli spor ve egzersiz yapmak, menopoz döneminde pek çok önemli fayda sağlıyor. Kilo alımından korurken, osteoporozun (kemik erimesi) ilerlemesini de önlüyor. Aynı zamanda uyku rutinini düzenlemeye, kardiyovasküler sistem ile kan basıncında olumlu değişimlere ve sıcak basmalarının hafiflemesine yardımcı oluyor. Bunların yanı sıra psikolojik olarak daha iyi hissedilmesine de destek veriyor. Önemli bir sağlık probleminiz yoksa; yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme veya su egzersizleri gibi aerobik aktiviteyi haftada en az 150 dakika yapmanız öneriliyor. Ayrıca stretching ve denge egzersizleri de kas gücü ile esnekliği artırıyor.

Pause Dergi

Düzenli güneş ışığı şart!

Osteoporoz riskine karşı yeterli miktarda D vitamini almanız büyük önem taşıyor. Güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği saatlerde 15-20 dakika güneşe çıkmayı alışkanlık edinin. Yağlı balıklar, yumurta, kırmızı et ve D vitamini ile zenginleştirilmiş gevrekler de fayda sağlayacaktır.

Sigara ve alkol kullanmayın

Sağlığımızı ciddi boyutlarda tehdit eden sigara ve alkol aynı zamanda menopoz döneminde sıcak basması şikayetlerini artırıyor. Alkolün kemik yıkımını artırdığı da yapılan araştırmalarda ortaya konmuş.

Çay ve kahveyi sınırlandırın

Menopozda mesane kapasitesinin azalmasıyla birlikte sık idrara çıkma sorunu yaşanabiliyor. Ayrıca östrojenin azalmasının kolajen dokuyu etkilemesi sebebiyle ürogenital bölgenin daha kuru, daha ince ve daha az elastik hal almasıyla gelişen idrar kaçırmanın önüne geçmek için sıvı alımınız 2 litreden fazla olmamalı. Çay ve kahve diüretik etkileri sebebiyle vücuttan su atılımına yol açıyorlar. Bu nedenle sıvı ihtiyacınızı su, süt ve ayran gibi sıvılardan karşılamaya özen gösterin.

Bitkisel takviyelere dikkat!

Menopoz döneminde dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta da, bitkisel takviyelere gelişigüzel başvurmamak olmalı. Kırmızı yonca, dong quai (angelica sinensis), çuha çiçeği ve yabani yam (diascorea) gibi diyet takviyelerini, bilimsel kanıtlarının yetersiz olmaları ve yan etki risklerine karşı hekiminize danışmadan asla kullanmayın.                        

El bileğindeki geçmeyen ağrının nedeni

El bileğindeki geçmeyen ağrının nedeni

Bez sıkarken, kavanoz kapağını açarken veya cam silerken el bileğinizde aniden şiddetli ağrı mı oluşuyor? El bileğinize yüklenerek doğrulmakta güçlük mü çekiyorsunuz? Spor aktivitelerinde el bileğinizde oluşan şiddetli ağrıdan mı yakınıyorsunuz? Yanıtınız ‘evet’ ise sorununuzun nedeni, el bileğinde gelişen ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyecek boyutlarda ağrıya neden olabilen ‘ganglion kisti’ olabilir!

Ellerin en sık görülen iyi huylu kistleri olan ganglionlar, eldeki tüm yumuşak doku tümörlerinin yaklaşık yüzde 50-70’ini oluşturuyorlar. Genellikle el bileğinin dorsal (sırt) ve volarının (el ayası) yanı sıra parmaklarda da gelişebiliyorlar. Çapı 1-2 cm büyüklüğe ulaşabilen bu kistlerin yaklaşık yüzde 50’si kendiliğinden geçebiliyor. Eğer kaybolmazlarsa tedavi gerektiriyor, zira kozmetik problem oluşturmalarının yanı sıra el bilek kullanımında şiddetli ağrıya ve akabinde fonksiyon kısıtlanmasına da neden olabiliyorlar.

Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji / El Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kahraman Öztürk, el bileklerinde ve parmaklarında görülen ganglionların fark edildiklerinde hekime başvurmanın önemli olduğuna dikkat çekerek, “Bu kistler zamanla el bileğinin hareketlerini ciddi boyutlarda kısıtlayabilen şiddetli ağrıya yol açabiliyor. Ayrıca özellikle bağ yırtığı ile birlikte olan ganglionlar tedavi edilmezlerse karpal kemiklerde ilerleyici dejenerasyon ile el bileğinde instabiliteye, yani kararsızlığa, dengesizliğe neden olabiliyorlar.” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Kahraman ÖztürkYavaş büyüyen şişliğe dikkat!

Dünyada görülme sıklığı ile oranladığımızda ülkemizde her yıl yaklaşık olarak 25 bin kişide ‘ganglon kistleri’ teşhis ediliyor. Kimlerde nasıl ve neden ortaya çıkacağı bilinmeyen bu kistler kadınlarda daha sık görülüyor. Hastaların en az yüzde 10’unda önceden belirli bir travmatik hikaye oluyor ve tekrarlanan küçük travma, ganglion gelişimine yol açabiliyor. İçi müsin, bir başka deyişle sümüksü sıvı ile dolu bu kistler genellikle eklem kapsülü, karpal kemikler arası bağlar, tendon veya tendon kılıfının üzerinde oluşuyor. Kist düzgün sınırlı, beyaz ve yarı saydam görünüyor. Ganglionlar çoğunlukla yavaş büyüyen şişlik ile ortaya çıkıyor. Prof. Dr. Kahraman Öztürk, şişliğe ağrı, güçsüzlük ve kavrama kuvvetinde azalmanın da eşlik edebileceğini belirterek, “Hastalar sıklıkla, artan aktivite döneminden sonra şişliğin büyüdüğünden ve ağrının ilave olduğundan yakınıyorlar.” diyor.

Ağrının nedeni ‘gizli’ ganglion olabilir!

Özellikle el bileği dorsalinde, şişliğe yol açmadan ağrı ile ortaya çıkan gizli ganglionlar da sık görülüyor. Gizli dorsal el bilek ganglionları 5mm’den küçük oldukları için fark edilmeyen kistik lezyonlar olarak nitelendiriliyor. Prof. Dr. Kahraman Öztürk, gizli dorsal el bilek ganglionlarının gözle görülebilen ganglionlardan daha fazla ağrı şikayetine yol açabildiklerini vurgulayarak, “Gizli ganglionlar, açıklanamayan el bilek ağrısının sorumlusu olabiliyor ve orantısız bir şekilde hassas özellik gösteriyorlar. Bu tip ganglion kistleri el bileği üzerinde kalkma hareketi, kuvvetli kavrama, döndürme hareketi ve spor aktivitelerinde şiddetli ağrıya neden olabiliyor.” diyor.

Nasıl teşhis ediliyor?

Klinik olarak yumuşak kıvamda şişliğin olması, muayenede bastırınca kist sıvısının hareket etmesi ve kistin ışık geçirmesi (transülliminasyonu) genellikle tanı için yeterli oluyor. Kistin uzanımı ve büyüklüğünün değerlendirilmesi için ultrason ve karpal kemik tutulum değerlendirilmesi için radyografi yöntemine başvuruluyor. Manyetik rezonans görüntüleme daha çok “gizli ganglion” durumunda gerekli oluyor.

Pause Dergi

Tedavi ‘cerrahisiz yöntem’ ile başlıyor

Ganglion kistinin tedavisi cerrahi olmayan yöntemlerle başlıyor. El bilek istirahat atel kullanımı ve zorlu aktivitelerden kaçınma gibi ameliyatsız yöntemler ile ganglion kisti yüzde 40-50 oranında kendiliğinden düzeliyor. El bilek atelinin 3 ay devamlı kullanılmasıyla ağrı ortadan kalkabiliyor ve kist küçülebiliyor. Yine de yüzde 60 civarında nüks ihtimali bulunuyor. Kist içeriğinin ultrason eşliğinde boşaltılması şeklinde gerçekleşen tedavide de aynı oranda nüks gelişebiliyor. Prof. Dr. Kahraman Öztürk, volarinde atardamara komşu olan şişliğin istirahat ateli ile küçülmemesi veya büyümeye devam etmesi durumunda ise cerrahi tedaviye başvurulduğunu belirterek, “El bileğinin dorsal ganglionlarında aktivite ile ortaya çıkan veya spor sırasında artan ağrıda da cerrahi tedavi uygulanıyor.” diyor.

Artroskopik cerrahi tercih ediliyor

Cerrahi işlem, ganglion kistinin açık veya artroskopik (endoskop ile gerçekleştirilen minimal invazif cerrahi) yöntemle çıkartılmasını içeriyor. Prof. Dr. Kahraman Öztürk, cerrahi eksizyon, yani kitlenin vücuttan alınmasının ganglion kistinin tedavisinde altın standart olmaya devam ettiğine işaret ederek, “El bileği dorsalinde şişlikle seyreden kistler ile gizli dorsal el bilek kistleri artroskopik eksizyon yöntemiyle başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Pedikül, bir başka deyişle kist sapı ve tüm ganglion yapısının çıkartılmasını içeren cerrahi teknikler sayesinde kistlerin nüks oranları da önemli ölçüde azaldı. Volar ganglionların nüks oranı ise biraz daha yüksek oluyor.” diyor.

Ortopedi ve Travmatoloji / El Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kahraman Öztürk, ganglionun artroskopik olarak vücuttan çıkartılmasında açık cerrahi ile aynı başarı oranı elde edildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ayrıca açık cerrahi sonrasında el bileğinde kısmi hareket kısıtlılığı, enfeksiyon, nöroma (sinirin iyi huylu tümörü), yara izi ve keloid görülebiliyor. Ganglionun artroskopik olarak çıkartılması sonrasında ise kozmetik olarak daha az yara izi kalıyor ve hasta el bileğini daha erken kullanmaya başlıyor.”             

Düzenli egzersizin kalp üzerindeki 7 pozitif etkisi

Düzenli egzersizin kalp üzerindeki 7 pozitif etkisi

“Kalbiniz için yapabileceğiniz en önemli ödüllendirmelerden biri fiziksel aktivitedir” diyen, İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Süha Çetin, önemli bilgiler verdi.

Fiziksel aktiviteyi Akdeniz diyeti ile birleştirerek; kilomuza dikkat edip, sigarayı bırakabilirsek kalp sağlığımızı koroner arter hastalığına ve genel olarak atar damar hastalığına karşı korumuş oluruz. Bu 4 yaşam tarzı faktörü değiştirilebilirse, damar hastalıklarından kaynaklanan ölüm %80 engellenebilir.

Pause Dergi

Doç. Dr. Süha Çetin

Fiziksel aktivitenin bu manada nasıl kalp sağlığımızı korumada yardımcı olabileceğini 7 madde ile açıklamayalım:

  • Egzersiz yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olur

Egzersiz beta bloker tedavisi gibi kalp hızını ve tansiyonu düşürür. Yüksek kalp hızı ve yüksek tansiyon kalp sağlığı açısından zararlı unsurlardır.

  • Egzersiz ile kilo kontrol etme imkânı mevcut

Özellikle akıllıca bir diyetle fiziksel aktiviteyi birleştirebilirsek, çok sağlıklı bir biçimde kilo vermek mümkün. Fazla kilo hem kalp sağlığı hem de inme açısından önemli bir risk faktörüdür.

  • Egzersiz vücut kaslarını güçlü kılar

Aerobik spor tarzları (yürümek, koşmak, yüzmek veya bisiklete binmek) güç sporu (hafif ağırlıklar kaldırmak) antrenmanları ile kombine edilirse, sağlığımız açısından en iyisini yapmış oluruz. Bu tür egzersizler kasların kan devridaiminden oksijen çekme özelliğini iyileştirir. Bu durum kalbin (kendisi zaten bir kas) kaslara kan pompalamasını rahatlatarak, üzerinde olan yükü azaltır.

  • Egzersiz sigarayı bırakmamızı kolaylaştırır

Sigara içenler egzersiz yaparak daha sağlıklı olduklarını anlarlar ve sigaranın hayatlarında bir yerinin olmadığına daha çabuk inanırlar. Aynı zamanda sağlıklı olan ve egzersize değer veren insanlar sigaraya başlamayı hiç düşünmezler. Özellikle yaşı genç insanlarda sigara kalp krizine neden olan ciddi bir etkendir. Haricen tansiyonu ve kötü kolesterol değerlerini yükseltme özelliği de vardır.

  • Egzersiz diyabet hastalığının gelişmesini yavaşlatır veya tamamı ile engeller

Aerobik spor tarzları güç spor tarzları ile kombine edilirse, diyabet hastalığına yakalanma riskini %50 oranında azaltabilir.  Çünkü bu durumda kaslar enerji kaynağı olan glikojeni daha iyi değerlendirerek kandaki şeker değerlerinin çok yükselmesini engeller.

  • Egzersiz stresi azaltır

Stres halinde salgılanan stres hormonları kalp sağlının üzerine ayrıyeten bir yük bindirebilir. Biraz önce bahsedilen egzersiz kombinasyonları stresin azaltılmasını ve kalbin rahatlamasını sağlar. Bu kombinasyona yoga da olduğu gibi esneme hareketleri de dâhil olursa, kalp ve genel sağlığımızı çok güzel desteklemiş oluruz.

 Egzersiz ile iltihaplanmalar azaltılır

Egzersizle kronik enflamasyon dediğimiz atar damar iltihaplanmasını azaltabiliriz. Kronik enflamasyon damar sertliği, kireçlenmesi ve kalp krizinin çok önemli nedenlerinden biridir.

Günlük hayatımıza egzersizi nasıl daha kolay bir biçimde entegre edebiliriz? Bahsedeceğim küçük adımlarla bunu kolaylaştırabiliriz:

  • Arabanızı park yerinde ulaşmak istediğiniz hedeften en uzak bir bölgeye park edin. Böylece binanın girişine kadar bolca yürümüş olursunuz.
  • Asansör yerine merdivenleri kullanın.
  • Öğle paydosunun bir kısmını yürüyerek geçirin.
  • Hava şartları kötü olduğunda egzersiz imkânını eve taşıyın: ev bisikleti, koşu bandı, ip atlama.
  • Sabah biraz daha erken kalkıp, güne başlamadan önce evde güç hareketleri yapabilirsiniz.
  • Adım sayacı kullanın ve her hafta bir önceki haftadan 500 adım daha fazla atın. Günlük 10.000 adım hedeflenmesi çok güzel bir yaklaşım.

 

Elektronik sigara kansere davetiye çıkarıyor

Elektronik sigara kansere davetiye çıkarıyor

Son yıllarda kullanımı giderek yaygınlaşan hatta çocuk yaşlara inen sigara, akciğer kanserinin en büyük nedenini oluşturuyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç tek bir adedinde 4 bini aşkın zararlı madde bulunan sigaranın akciğer kanserinin nedenleri arasında yüzde 90 ile ilk sırada yer aldığını belirtirken, masum gibi görülen e-sigaranın da aksine son derece tehlikeli olduğunun ve kansere davetiye çıkardığının yapılan bilimsel çalışmalarla ortaya konulduğunu vurguluyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç sinsi bir hastalık olduğundan genellikle ileri evrede teşhis konulabilen akciğer kanseri hakkında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dünyada ve ülkemizde gerek erkeklerde gerekse kadınlarda kanserden ölüm nedenleri arasında ilk sırada akciğer kanseri yer alıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç dünyada her 6 ölümden birinin kanser nedeniyle olduğunu belirterek “Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın (IARC) 2020 yılı dünya kanser istatistiklerine göre akciğer kanseri 1,8 milyon ile en çok ölüme neden olan kanserlerin başında gelmektedir. Buna karşın sadece sigara kullanımını bırakarak akciğer kanserini çok büyük ölçüde önlemek mümkündür” diyor. Dünya genelinde akciğer kanserinden ölümlerin yaklaşık üçte ikisinin sigaradan kaynaklandığını vurgulayan Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, elektronik sigaranın da (e-sigara) sanılanın aksine son derece zararlı olduğuna dikkat çekiyor.

Pause Dergi

Doç. Dr. Nilüfer Aykaç

E-sigara içenlerde görülüyor!

Toplumda elektronik sigaranın zararlarına yönelik büyük bir bilinçsizlik olduğunu, bu nedenle e-sigara kullanımının özendirilerek gençleri de etkisine almaya başladığını belirten Doç. Dr. Nilüfer Aykaç şöyle konuşuyor: “Çok üzücü ama gerçek olan şu ki günümüzde sigara içme yaşı 11’e düştü! Üstelik toplumda elektronik sigaranın masum olduğu düşüncesi var ve e-sigara masummuş gibi pazarlanıyor. Oysa yapılan bilimsel çalışmalar; bu ürünlerin kullanıldıktan hemen sonra neden oldukları zararları açıkça ortaya koyuyor. Piyasada 15 binden fazla farklı e-sıvı bulunurken, e-sigara sıvıları esrarın etken maddesi olan tetrahidrokannabinol (THC) ve yağ içerebiliyor. Araştırmalar; özellikle THC içeren sıvılarda bulunan vitamin E asetat ile EVALI (e-sigara ilişkili akciğer hasarı) arasında ilişki olduğunu kanıtladı. Bu hastalık sadece e-sigara içenlerde görülen ve ölümle sonuçlanabilen bir akciğer hasarıdır.”

Ülkemizde satışı yasak ama!

Türkiye’de e-sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin pazarlanmasının yasal olmadığını, buna karşın yüzlerce internet sitesinden serbestçe satılabildiklerini ve yasal kargo firmaları ile tüketicilere ulaştırıldıklarını belirten Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Nikotin içeren ve içermeyen e-sigaralar “Reaktif Oksijen Molekülleri”ni açığa çıkarmakta ve bu moleküller DNA harabiyeti yapmakta, vücudun işlemesi için gerekli enzimleri etkisiz hale getirmektedir. Öte yandan e-sigaralarla yapılan hayvan deneylerinde bu ürünlerin iltihap mekanizmalarını tetiklediği, hücre tamirini duraklattığı, astımla ilişkili kimyasalları aktive ettiği ve akciğer işlevini azalttığı kanıtlanmıştır” diyerek uyarıda bulunuyor.

Pause Dergi

Sinsice ilerliyor, ileri evrede ortaya çıkıyor!

Sinsi bir hastalık olduğundan gizlice ilerleyerek genellikle ileri evrede teşhis konulabilen akciğer kanseri, en çok ölüme yol açan kanser olmasına rağmen aynı zamanda en fazla önlenebilir kanser olarak da karşımıza çıkıyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, e-sigara, tütün ve tütün mamulleri kullanımına son verilmesiyle akciğer kanserinin yüzde 90 oranında önlenebileceğini belirtirken, ülkemizde etkili tütün kontrolü politikaları ve düzenlemeleriyle önlem alınabileceğini, e-sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin halen yasal olmayan biçimde süren satışının da engellenmesi gerektiğini, toplumun bu konuda bilinçlendirilmesinin de şart olduğunu söylüyor.

Bağışıklık sisteminiz kışa hazır mı?

Bağışıklık sisteminiz kışa hazır mı?

“Kış mevsimi gelirken beraberinde getirebileceği grip ve soğuk algınlığı gibi bulaşıcı hastalıklardan korunmak için bağışıklığınızı güçlü tutmalısınız” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İrem Aksoy, grip ve soğuk algınlığına karşı bağışıklığı desteklemek için önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı İrem Aksoy

‘Hastalıklara karşı en etkili silahımız bağışıklık sistemimizi güçlü tutmaktır

Bağışıklık sistemi, enfeksiyon ve hastalıklara neden olan patojenlere karşı vücudu koruyan bir savunma sistemi olarak adlandırılabilir. Doğuştan gelen(doğal) ve uyarlanabilir(adaptif) bağışıklık tepkisi olarak iki tip bağışıklık türü bulunuyor. Doğuştan gelen, uyarlanabilir bağışıklık tepkisi de en erken dönemden itibaren karşılaşılan patojenlere karşı koruyucu hale gelirler. Dolayısıyla hastalıklara karşı en etkili silahımız bağışıklık sistemimizi güçlü tutmaktır. Bağışıklık sistemini ve hastalıklara karşı güçsüz duruma düşmeye neden olan birçok parametre vardır. Bu parametreleri etkileyerek bağışıklığınıza destek olmak sizin elinizde.

Dengeli bir beslenme programınız olmalı

Kış mevsimini daha konforlu geçirmek için bağışıklık sistemini güçlendiren beslenme planı dikkate alınmalıdır. Yetersiz veya besin çeşitliliğinden yoksun bir diyet, bağışıklık hücrelerinin ve antikorların üretimini ve aktivitesini bozabilir. Dolayısıyla bağışıklık yanıtı birçok mikro besin ögesinin varlığına bağlıdır ve beslenmede çeşitlilik önemlidir.

  • Antioksidan, lif, vitamin ve mineral içeriği yüksek olan taze sebze ve meyveler günde en az beş porsiyon olarak beslenme rutininde yer almalıdır.
  • Probiyotik alımına özen gösterilmeli ve beslenme programında probiyotik gıdalara yer verilmelidir (kefir, yoğurt, turşu, kombucha çayı ve diğer fermente gıdalar).
  • Fast Food, işlenmiş gıdalardan uzak, doymuş yağ içeriği yüksek, eklenti şeker ve rafine un içeren gıdaların tüketimini sınırlayıp, tam tahıllı ürünler, taze sebze-meyveler, kaliteli az yağlı protein kaynakları tercih edilerek Akdeniz tipi beslenme modeli uygulanmalıdır.

 Bağışıklık fonksiyonunu güçlendirmek için multivitamin ve mineral desteğinin yanında bazı bitkisel destekler de önemlidir:       

  • Ekinezya, yapılan çalışmalara göre grip ve soğuk algınlığından korunmak için fayda sağlamakta fakat bu hastalıklar başladıktan sonraki süreçte çok etkili olmadığı sonucu ortaya çıkmıştır.
  • Sarımsak, antiviral ve antimikrobiyal özellikleri sayesinde soğuk algınlığı gibi enfeksiyonlara karşı koruyucu görev almaktadır. Biyoyararlanımının artması için ezilerek ve pişirilerek tüketilmesi önerilir.
  • Kuşburnu, ıhlamur, adaçayı, kara mürver, zencefil ve nane çayları gibi faydalı bitkisel çaylar ile kış çayları demlenip tüketilmesi önerilir.

Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için hijyene dikkat edilmeli

El ve vücut hijyeni sağlanmalı özellikle yemek hazırlamadan ve yemeden önce eller yıkanmalı, kullanılan eşyaların ve yiyeceklerin hijyeni de mikropların yayılmasını engellemede önemlidir.

Alkol ve sigara gibi bağışık baskılayıcı etmenler daha ılımlı düzeyde kullanılmalı

Çalışmalara göre sigara ve alkol tüketiminin hem doğal bağışıklığı hem de adaptif bağışıklığı etkileyerek savunma sistemini zayıflatabileceği ortaya konmuştur. Sigaradan farklı olarak bazı çalışmalar alkolün çeşidine ve ölçüsüne göre bağışıklığa destek olabileceği konusu üzerinde yoğunlaşmış fakat kanıt düzeyinde bir sonuç elde edilememiştir.

Yeterli ve kaliteli bir uyku düzeni oluşturmak önceliğiniz olmalı

Uyku ve bağışıklık sistemi arasında çift yönlü bir ilişki bulunur. Uyku, bedensel dinlenmenin önemli bir sürecidir ve yapılan araştırmalar uykunun bağışıklık sistemi üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.

Stresten uzak ve fiziksel aktivitenin yeterli düzeyde planlandığı bir rutin oluşturulmalı Stresten uzak kalmak söylendiği kadar kolay bir durum değildir fakat egzersiz veya meditasyonla birlikte bunu sağlayabilmek mümkün olabilir. Ara öğünlerde yağlı tohumlar, bitter çikolata ve meyveler bulundurmak stres seviyesini azaltmak için fayda sağlayabilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi dikkate alınarak haftada en az 150 dakikalık egzersiz programınızı planlamayı ihmal etmeyin.

Aşırı kanamalarda TCEA tedavisi!

Aşırı kanamalarda TCEA tedavisi!

Dünya Sağlık Örgütü menopozu; ‘Kadının başka bir sebep olmaksızın, geriye dönük olarak en az bir yıl süreyle hiç adet görmemesi’ olarak adlandırıyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine menopoz bir hastalık değil, kadınların hayatındaki doğal süreçlerden birini oluşturuyor. Ancak kadınlar menopoz dönemine yaklaştıkça, özellikle hormon düzeylerindeki değişikliğe bağlı olarak, adet düzeninde sıklıkla değişiklikler görülüyor. Yani, kadınların çok düzenli gördükleri periodlar aniden bitmiyor, bir geçiş döneminin sonrasında menopoz başlıyor. Bu geçiş döneminde adet kanamalarında yaşanan önemli sorunlardan biri ise ‘uzun süren aşırı kanamalar’ oluyor. Sosyal, iş ve evlilik hayatını olumsuz etkileyebilen aşırı kanamaların tedavisinde uygulanan ‘Endometrial Ablasyon’ yöntemi, kadınların hayat kalitesini hızlıca düzeltebiliyor. Üstelik günübirlik uygulanan bu yöntemde rahmin alınmasına gerek duyulmuyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, “İlaç veya rahim içi araç gibi diğer tedavilere yanıt vermeyen veya o yöntemlerin kullanılamadığı hastalarda uygulanan Endometrial Ablasyon ile hastanın rahmi korunurken, cerrahi gereksinim de çok azalıyor” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Taner Usta

Anemiye neden olabiliyor!

Uzayan veya zamansız olan şiddetli kanamalar, özellikle aktif hayatın içindeki iş kadınlarını çok zor durumlarda bırakabiliyor. Bu kanamalar sadece kadınların hayat kalitesini olumsuz etkilemekle kalmıyor, bazı klinik tablolara da yol açabiliyor. Örneğin devamlı ped veya hasta bezi kullanma ihtiyacı vajinal florayı (ortamı) bozarak geçmeyen vajinal akıntı ve vajinal enfeksiyonlara neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, bu sorunların yanı sıra devamlı, sık veya fazla miktardaki kanamanın anemiye (kansızlık) de yol açabildiğine işaret ederek, “Bu aneminin diğer anemilerden en önemli farkı  ise kan seviyesindeki düşmenin ana sorumlusu olan vajinal kan kaybını engellenmeden, aneminin tam olarak tedavi edilememesidir” bilgisini veriyor.

Tedaviye ihtiyaç duyulabiliyor

Kadının günlük hayatını çok olumsuz etkilemiyorsa ve patolojik bir nedene bağlı oluşmamış ise aşırı vajinal kanamanın sadece izlenmesi yeterli geliyor. Miyom, rahim duvarında anormal kalınlık artışı, rahim içinde polip veya iltihap gibi tablolar saptanırsa, lezyona yönelik tedavi yapılıyor. Prof. Dr. Taner Usta, ancak önemli sayıda kadının günlük hayatı olumsuz etkileyen kanamalar nedeniyle tedaviye ihtiyaç duyduklarını vurgulayarak, “Tedavi yöntemlerinin başında ise östrojen ve progesteron içeren tabletler gibi ilaç tedavisi geliyor. Bu tedaviden başarılı sonuçlar alınıyor. Uygun hastalarda ilaç salgılayan rahim içi araç da tedavide oldukça etkindir” diye konuşuyor.

Pause Dergi

Bu yöntemle kanama durduruluyor!

Hastaların büyük çoğunluğu ilaç tedavisi ve ilaç salgılayan rahim içi araçtan faydalansalar da bazılarında tedavilerden yanıt alınamıyor. Günümüzde bu hastalarda rahmi almadan da kanamayı durdurabilecek olan ‘Radyo Frekans (RF) Endometrial Ablasyon’ yönteminden oldukça başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Bu yöntem; aşırı adet kanaması olan veya adet kanamaları 10 günden fazla süren, aşırı kanama nedeniyle kansızlık riskiyle karşılaşan ve rahmin alınmasının uygun olmadığı kadınlarda tercih edilebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, Radyo Frekans Endometrial Ablasyon yönteminde rahmin iç tabakasının yakılarak etkisiz hale  getirildiğini vurgulayarak, “Aşırı kanama sorunu yaşayan ve çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlarda histerektomiye, yani rahim alınması ameliyatına alternatif olarak uygulanan bu yöntemle hastanın rahmi korunuyor” diyor.

İşlem bir dakikada tamamlanıyor!

Günümüzde Radyo Frekans Endometrial Ablasyon tedavisinde en minimal invaziv yöntem olan TCEA (Trans Cervical Endometrial Ablasyon) ile rahim ağzından girilerek rahmin iç tabakası yakılıyor. Sedasyon altında, ultrason eşliğinde ve vajinal yoldan gerçekleştirilen bu yöntemde, 5 mm kalınlığına sahip olan elektrot, rahim ağzından geçirilerek rahim içerisine doğru yönlendiriliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, rahmin içerisine girildikten sonra ablasyon, bir başka deyişle yakma işleminin uygulandığını belirterek, “İşlem sadece bir dakika gibi kısa sürede tamamlanıyor. Gelişmiş bir ısı kontrolüne sahip olması, tekniğin avantajlarını artırıyor” diyor. Endometrial ablasyon yöntemi sonrasında sonra ağrı ya hiç olmuyor veya çok az hissediliyor. İşlemin ardından 3-4 haftaya kadar lekeler şeklinde kanama hariç önemli bir yan etki de görülmüyor.

Bu hastalık anne olmayı zorlaştırıyor!

Bu hastalık anne olmayı zorlaştırıyor!

Anne olmayı planlayan, ancak sorun yaşayan kadınların karşılaştıkları engellerden biri, ‘Polikistik Over Sendromu’ oluyor. Üreme çağındaki kadınlarda yaygın olarak görülen Polikistik Over Sendromu (PKOS) kronik yumurtlama bozukluğuyla karakterize olan ve erkeklik hormonu seviyelerinin ve/veya etkilerinin arttığı metabolik bir bozukluk olarak tanımlanıyor. Ülkemizde görülme sıklığı yüzde 12-20 arasında değişen bu sendrom genellikle adet görememe veya adet düzensizlikleriyle sinyal veriyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan, yumurtlama döngüsünün bozulması nedeniyle hamile kalmada sorun yaşayan hastaların yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi, ilaç ve ihtiyaç durumunda yardımcı üreme tekniklerinin devreye girmesiyle çocuk sahibi olabildiklerine dikkat çekerek, “Polikistik Over Sendromu olan hastaların disiplinli bir şekilde hayat tarzlarını değiştirmeleri, gerekli olan ilaçlarını düzgün kullanmaları ve farklı branşlardan doktorlarıyla sürekli iletişim halinde olmaları, onları anne olma konusunda bu sendroma sahip olmayan diğer kadınlarla eşit konuma taşıyacaktır” diyor.

Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan

Prof. Dr. Murat ArslanYumurtlama döngüsünü bozuyor

Polikistik Over Sendromu sorunu yaşayan kadınların önemli bir kısmında aylık yumurtlama döngüsü bozuluyor. Öyle ki normalde kadınlar yılda toplamda 12-13 kez yumurtlama yaşarken, PKOS’lu kadınlarda aynı süre içerisinde daha az sayıda yumurtlama gerçekleşiyor. Prof. Dr. Murat Arslan, bu nedenle polikistik over sendromu olan kadınların hamile kalabilme ihtimallerinin azaldığına dikkat çekerek, “Hamile kalabilseler bile erken düşük yapma riskleri normal kadınlara göre neredeyse 2 kat artıyor. Bu nedenle çocuk sahibi olabilme şansları azalıyor. Ancak Polikistik Over Sendromu sorunu yaşamak kesin olarak anne olunamayacağı anlamına gelmiyor. Hastalar doğal yoldan kendiliğinden hamile kalabilecekleri gibi, geri kalan hastaların tamamına yakını da doğru takip ve tedaviyle çocuk sahibi olabiliyorlar” diyor.

Yaşam tarzı değişikliği çok önemli

Polikistik Over Sendromu’nda tedavinin ana amacı; metabolik değişikliklerin yaratmış olduğu dengesizlikler nedeniyle bozulan metabolizmanın mümkün olduğunca düzeltilmesi. Yaşam tarzında yapılacak olan değişiklikler bu sendromun tedavisinde büyük önem taşıyor, zira hastalar ilaç tedavisine bile gerek kalmadan yumurtlama döngüsüne girebiliyor. Prof. Dr. Murat Arslan, “Polikistik Over Sendromu sorunu olan kadınların önemli bir bölümünün ortak özelliği, kilolu olmalarıdır. Ancak zayıf olmalarına rağmen bu sendromu yaşayan kadınlar da var. Temel problem ise bu hastalarda glikoz intoleransı olduğu için vücuttaki insülin düzeyinin yükselmesi. Glikoz hücre içine yeterince alınamayınca insülin yükseliyor ve buna bağlı olarak yumurtalık bölgesindeki androjen seviyesi de yükselince yumurtlama döngüsü bozuluyor. Bu hastaların büyük çoğunluğunda, vücut ağırlıklarının yüzde 5’i kadar kilo verdiklerinde bile yumurtlama döngüsü düzelebiliyor. Bu noktada sağlıklı beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz yapmak da büyük önem taşıyor” diyor.

İlk basamak ilaç tedavisi oluyor

Doğal yollardan hamile kalmakta güçlük çeken Polikistik Over Sendromlu hastalarda tüp bebek tedavisi çoğunlukla ilk seçenek olmuyor. Öncesinde yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi ve ilaç tedavisi gibi daha basit yöntemlerle yumurtlamanın gerçekleştirilmesi için çalışılıyor. Örneğin insülin direnci olan hastalarda, insüline karşı duyarlılığı arttıran ilaçlar tek başına bile yumurtlamanın tekrar geri gelebilmesini sağlayabiliyor. Prof. Dr. Murat Arslan, bu yönteme yanıt vermeyen hastalarda, yumurtlamayı sağlayan ve ağızdan alınan ilaçlara başvurulduğunu belirterek, “Adet döngüsünün belli günlerinde kullanılan bu ilaçlarla hastaların önemli bir kısmında yumurtlama sorunu giderilebiliyor” diyor. İlaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda ise cilt altına yapılan iğnelerle yumurta gelişimlerinin sağlanabildiğine işaret eden Prof. Dr. Murat Arslan, “Bu ilaçlar kullanılırken mutlaka follikül dediğimiz yumurta kistlerinin büyümeleri belli aralıklarla takip ediliyor ve aşırı sayıda yumurta gelişiminden  kaçınılıyor. Çok düşük dozlarla başlayıp yavaş yavaş doz arttırılarak ilerlenen bu hastalarda yumurtlamanın sağlanması bazen haftaları geçebiliyor”

Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan

Tüp bebek yöntemiyle hamilelik mümkün

Yumurtlamanın sağlanabilmesi için çok uzun bir süreye ihtiyaç duyan veya tam aksine ilaçlara aşırı yumurta gelişimiyle cevap veren ya da yumurtlama sağlanmasına rağmen hamile kalamayan hastalarda aşılama veya tüp bebek tedavisine geçilebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan, günümüzde tüp bebek yönteminden oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirterek, “Yumurtaları topladıktan sonra spermle dölleyerek, embriyoların oluşumunu sağlıyoruz. Bu embriyoları hemen transfer etmeyip, dondurarak saklıyoruz. Hastanın adet görmesine kadar geçecek süre zarfında yumurtalıkların küçülmesi sonrasında rahim içini uygun şekilde hazırlıyor ve dondurduğumuz embriyoları çözerek transfer ediyoruz. Bu şekilde  tüp bebek tedavisi biraz daha uzun sürmekle birlikte hasta sağlığı ve güvenliği açısından elzemdir” diyor. Embriyoların dondurulup çözülmesinin çiftlerin başarı şansını azaltmadığına da işaret eden Prof. Dr. Murat Arslan, “Tam aksine rahim içinin daha natürel bir şekilde hazırlandıktan sonra transfer yapılması sayesinde, donmuş embriyo transferi dediğimiz bu yöntemle embriyoların tutunma şansları da daha yüksek oluyor”  diyor.

Aşırı yumurta gelişimine dikkat!

Tüp bebek yönteminde, bazı hastalarda, uygulanan tedaviye istenenden daha fazla cevap alınabiliyor.  “Dolayısıyla bu tedavide dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, yumurtalıkların aşırı uyarılmalarına bağlı gelişebilecek olan tablonun engellenmesidir” uyarısında bulunan Prof. Dr. Murat Arslan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Aksi halde sayı olarak fazla yumurta gelişimi olan kadınlarda üçüz, dördüz, hatta beşiz gibi çoğul hamilelik oluşabiliyor. Bu şekildeki hamilelikler ise genellikle düşükle sonuçlanıyor. Tüp tedavisiyle anne adayının hamile kalabilmesi sağlanmış olsa bile eve çocukla birlikte dönebilmesi konusunda başarısızlık yaşanıyor”

Ukiyo Restaurant & Bar’ın menüsünü yeniledi

Ukiyo Restaurant & Bar’ın menüsünü yeniledi

Ukiyo, yenilenen menüsüyle Uzak Doğu lezzetlerine sımsıcak bir kış dokunuşu katıyor…

Fairmont Quasar Istanbul’un beşinci katında yer alan, büyüleyici Boğaz manzarası, “Yarının Asyası” konseptli mutfağı ve  Marcel Wanders imzalı sıradışı tasarımıyla Ukiyo Restaurant & Bar içinizi ısıtacak yeni kış menüsüyle misafirlerini ağırlıyor.

Executive Chef Ercan Yamantürk tarafından hazırlanan, yeni yıl ile birlikte sunulacak Ukiyo’nun kış menüsünde özel suşi tabaklarından tempuralara, dimsum, ton balığı tataki, gyoza çeşitleri, ördek bao bun, deniztarağı ve dana iliği, ağır ateşte pişirilmiş  dana kaburgası, fırında Hindistan cevizli ve çikolatalı sıcak kek, mango puding ve mochi çeşitlerine kadar eşsiz tatlar yer alıyor.

Japonca “yüzen dünya” anlamına gelen Ukiyo, soğuk kış gecelerinde İstanbul’u bambaşka bir açıdan seyredebileceğiniz muhteşem bir lezzet deneyimi yaşatıyor.

Tel: 0212 403 85 00 / fairmontquasaristanbul.com