Yazılar

Çocuklarda salmonellaya dikkat!

Çocuklarda salmonellaya dikkat!

Karın ağrısı, ateş ve ishal gibi belirtilerle kendini gösteren salmonella, yetişkinlerde olduğu gibi çocuk sağlığını da tehdit ediyor. Çocuklarda bağışıklık sistemi daha zayıf olduğu için yetişkinlere göre bu sorun daha ciddi seyredebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Günhar, salmonellanın çocuklar üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.

Salmonella, bağırsakları etkileyen yaygın bir hastalıktır. Salmonella bakterileri, bağırsaklarda yaşamakta ve dışkı yoluyla da vücuttan atılmaktadır. Gıda zehirlenmelerinin en bilinen sebebi olan salmonella, beslenme yoluyla bulaşabilmektedir. Salmonella, bulaşması çok kolay bir enfeksiyondur ve bu nedenle de korunma tedbirleri konusunda bilinçli olmak önemlidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Seda Günhar

Acil tıbbi müdahale gerekebilir

Salmonella, bazı durumlarda, ishal ciddi dehidrasyona neden olabilir ve acil tıbbi müdahale gerektirir. Enfeksiyon bağırsakların ötesine yayılırsa hayatı tehdit eden komplikasyonlar da gelişebilir. Salmonella enfeksiyonu şu yollarla bulaşabilir:

  • İnsan ve hayvan atıklarının kaynak sularına karışması
  • İçme suyunun yeterince klorlanmaması
  • Salmonella taşıyan iyi pişmemiş et, yumurta, süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi
  • Kaynağı bilinmeyen suların içilmesi ya da kullanılması
  • Pastörize edilmemiş süt ya da peynir tüketilmesi
  • Kirli çiğ sebze, meyve, baharat veya çerez yenilmesi
  • Kümes hayvanlarına temas edilmesi
  • Hasta insanlarla temas gerçekleşmesi

Çok ciddi seyredebilir

Salmonellada en yüksek riskli grup çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerdir. Bu grupta enfeksiyon daha da ciddi seyredebilir. Salmonella bakterisinin bulaştığı kişilerde ortalama 12-72 saat sonra klinik tablo başlar. Çoğu hastada klinik bulgu oluşmayabilir ama özellikle yüksek riskli grupta yüksek ateş, karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal en sık izlenen şikayetlerdir. Bazı hastalarda bu şikayetler nedeni ile hastaneye yatış gerekebilir. Hastalık genellikle 4-7 gün sürer ve çoğu kişi tedavi olmadan iyileşir. Bazı kişilerde, ishal hastanın hastaneye yatmasını gerektirecek kadar şiddetli olabilir.

En çok su ve gıdalardan bulaşıyor

Salmonella bakterisi su ve gıdalarla bulaştığı için çok hızlı bir şekilde yayılabilecek bir bakteridir. Salmonellanın yayılmasını önlemek için kişisel hijyen kurallarına uymak ve güvenilir olmayan yerlerden çiğ gıda tüketiminin olmamasına dikkat etmek gerekmektedir. Çocukların çok sevdiği ve tükettiği pek çok gıda maddesinden de salmonella bulaşabilmektedir. Örneğin, yumurta, süt gibi proteinli gıdalar, beklemiş sütlaç, iyi şekilde saklanmamış yaş pastalar, bulaş olan çikolatalar, çerez gibi hazır ürünler ve dışarıda bekletilmiş tavuklarda daha çok görülür. Salmonelladan korunmak için çiğ, az pişmiş yumurta, et veya kümes hayvanları, kabuklu deniz ürünleri ve pastörize edilmemiş süt gibi yüksek riskli gıdaların iyice pişirildikten sonra tüketilmesi gerekmektedir.

İshal diyeti önemli

Salmonella grubu hastalar muayene edildikten sonra doktor tarafından reçete edilen antibiyotik tedavisine başlamalıdır. Antibiyotik tedavisinin yanı sıra yeterli sıvı alınmasının sağlanması, ishal için destek tedavi ve ishal diyetinin yapılması önemlidir. İshal diyetinde patates püresi, pirinç lapası, yağsız haşlanmış makarna gibi yüksek enerji içeren yiyecekler, muz gibi potasyumdan zengin besinler tercih edilmelidir. Bunun yanında aile içi bulaş da olabilmektedir. Aile bireylerinde belirtiler olsun ya da olmasın probiyotik tavsiye edilmelidir.

Gençlerde hipertansiyon böbrek hastalığı habercisi olabilir!

Gençlerde hipertansiyon böbrek hastalığı habercisi olabilir!

Tüm dünyada önlenebilir ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan hipertansiyon ülkemizde her 3 erişkinden 1’inde görülen yaygın bir hastalık. Üstelik son yıllarda gençlerde görülme sıklığı giderek artıyor. Türkiye’de 35 yaşından genç her 10 kişiden 1 -2’sinde hipertansiyon tespit ediliyor. Ancak hipertansiyonun gençlerde görülmeyeceğinin düşünülmesi nedeniyle belirtilerin göz ardı edilmesi ve kan basıncının düzenli ölçümünün yapılmaması gibi etkenler hipertansiyon tanısının konulmasını geciktiriyor.  Acıbadem International Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Gülay Yılmaz, özellikle gençlerde görülen hipertansiyonun genellikle böbrek hastalıkları gibi başka bir sağlık problemi nedeniyle oluştuğuna dikkat çekerek, “Altta yatan hastalığın tedavisi yapılmadıkça, kan basıncının düzenlenmesi ve uç organ hasarının önlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle hiçbir yakınması olmasa bile 17 yaşından itibaren her gencin yılda bir kez kan basıncını ölçtürmesi gerekiyor. Böylece sinsi seyreden hipertansiyon atlanmayacak, erken tanı sayesinde yol açtığı komplikasyonlar önlenebilecektir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Gülay Yılmaz

Nedeni böbrek hastalığı olabilir!

Günümüzde sistolik (büyük) kan basıncının 140 mmHg’den ve diyastolik (küçük) kan basıncının da 90 mmHg’den yüksek olması ‘hipertansiyon’ olarak kabul ediliyor. Hipertansiyon; esansiyel (primer)  ve sekonder (bazı hastalıklara bağlı gelişen) olmak üzere ikiye ayrılıyor. Gençlerde daha çok görülen sekonder hipertansiyonun en yaygın nedeninin böbrek hastalıkları olduğu uyarısında bulunan Nefroloji Uzmanı Dr. Gülay Yılmaz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Böbrek hastalıkları arasında en sık görülenler; böbrek damarlarının darlığı, böbrek damarlarının iltihabı, akut böbrek yetmezliği ve kronik böbrek yetmezliğidir. Hipertansiyona sebep olan hastalık tedavi edilmediği takdirde de son dönem böbrek hastalığıyla sonuçlanabiliyor. Oysa geri dönüşümsüz olsa da, tedavi ile kronik böbrek hastalığının ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, son döneme gidişi önlenebiliyor. Bu nedenle özellikle gençlerde hipertansiyon tespit edilmiş ise mutlaka sebebi araştırılmalı ve tedavisi yapılmalıdır”

Belirtiler nedene göre değişiyor!

Hipertansiyon sıklıkla sinsi seyreden bir hastalık. Belirti verdiğinde ise en sık baş ağrısı ile kendini belli ediyor. Bu nedenle baş ağrısının ‘strestendir’ düşüncesiyle ihmal edilmemesi yaşamsal öneme sahip. Ayrıca halsizlik, yorgunluk, çarpıntı, görme bozuklukları ve bulantı sorunları gelişebiliyor. Nefroloji Uzmanı Dr. Gülay Yılmaz, gençlerde yaygın görülen sekonder hipertansiyonda ise altta yatan hastalığa bağlı belirtilerin ön planda olduğuna işaret ederek, “Örneğin, böbrek hastalığı olanlarda halsizlik, iştahsızlık, bulantı, yüzde ve vücutta şişme, idrar miktarında azalma, idrarda renk değişikliği ve köpüklenme, kansızlık ile kemik ağrıları başlayabiliyor. Tiroit hormon  bozukluğu sorunu yaşayan hastalarda ise kilo artışı, saç dökülmesi, uyku bozuklukları ve kabızlık gibi sorunlar daha sık görülüyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

HİPERTANSİYONA KARŞI 5 ETKİLİ ÖNLEM!

Hipertansiyonda yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi büyük önem taşıyor. Nefroloji Uzmanı Dr. Gülay Yılmaz, kan basıncının ideal değerlerde kalması için almanız gereken önlemleri şöyle anlatıyor:

Tuzsuz beslenin

Hipertansiyondan korunmak için dikkat etmeniz gereken en önemli alışkanlığınız tuzu azaltmak olmalı! Yapılan çalışmalara göre, günlük tuz alımını 3 gram azaltmak kan basıncını 1,2 mmHg düşürüyor. Kan basıncınızın ideal değerlerde kalması için günde 5-6 gramdan fazla tuz almayın. Bunun için yemeklerinize tuz serpmeyin, işlenmiş ve paketli gıdalardan da uzak durun.

İdeal kilonuza ulaşın

Çağımızın önemli bir sağlık sorunu olan obezite hipertansiyonun önemli bir sebebini oluşturuyor. Öyle ki obezite sorunu yaşayan her 4 gençten 1’inde hipertansiyon tespit ediliyor. Boyunuza ve yaşınıza göre ideal olan vücut ağırlığına ulaşmaya çalışın. Vücut kitle indeksinizin 18,5-25 kg/m2 arasında olması ideal ağırlıkta olduğunuzu gösteriyor. İdeal kilonuzu korumak için sağlıklı beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirin. Haftanın 3-4 günü 20-30 dakika yürüyebilir, koşabilir, yüzebilir veya bisiklet sürebilirsiniz.

Akdeniz tipi beslenin

Akdeniz tipi beslenme alışkanlığının kan basıncının düşmesinde etkili olduğu yapılan çalışmalarda kanıtlanmış. Taze sebze ve meyve, lifli gıdalar, haftada 2-3 gün kuru baklagiller ile balık tüketerek kan basıncının ideal seviyede kalmasını sağlayabilirsiniz. Salam, sosis gibi doymuş yağ içeren ürünlerden ise kaçının. Ayrıca kalorisi yüksek ve rafine şeker içeren pasta, kek ile hazır meyve suyu gibi ürünlerden de uzak kalmanız çok önemli.

Sigara ve alkolü bırakın

Sigara kan damarlarının daralmasına ve damarı koruyucu tabakanın bozulmasına yol açarak kan basıncını yükseltiyor. Yapılan çalışmalara göre; sigara içen hipertansif hastaların kalp krizinden ölme riskleri 3 kat, inmeden ölme riskleri de 2 kat artıyor. Alkol hem doğrudan etki ile hem de kullanılan ilaçlarla etkileşerek kan basıncını yükseltebiliyor. Ayrıca, alkolün yanında tüketilen ve tuz içeriği yüksek olan kuruyemiş ile çeşitli besinler nedeniyle de kan basıncı yükselebiliyor.

Stresten kaçının

Stres sempatik sinir sistemini aktive ederek kan basıncının yükselmesine neden olabiliyor. İyi uyku, gün ışığı ve stresle baş etmek için destek almak kan basıncını düzenleyebiliyor.

Yorgunluğunuzun nedeni gıda duyarlılığı olabilir!

Yorgunluğunuzun nedeni gıda duyarlılığı olabilir!

Son günlerde yorgunluktan şikayet edenlerin sayısı giderek artıyor. Günlük yaşantınızda enerjinizi düşüren, mutsuzluk hissine yol açan yorgunluğun altında kronik bir hastalık yatmıyorsa, beslenme ve yaşam biçiminizi gözden geçirmenizde fayda var. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, sağlıksız yaşam tarzı kadar yanlış beslenme alışkanlıklarının da vücutta yorgunluğa yol açabildiğini belirterek, yapılacak bazı basit değişikliklerle önemli faydalar sağlanabileceğini vurguluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, yorgunluğa yol açan 7 beslenme hatasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

  • Karbonhidrata yüklenmek

Karbonhidratlar vücudumuzda hızla enerjiye dönüştürülen ilk besin ögeleridir. Karbohidratlar basit (rafine) ve kompleks olarak ikiye ayrılırlar. Sağlıklı beslenmede posa oranı yüksek, kan şekerinde daha sağlıklı iniş çıkışı sağlayan kompleks karbonhidratları tercih etmek gerekir. Unlu yiyecekler, hamur işleri, şerbetli tatlılar ve beyaz ekmek gibi basit karbonhidratlar posa oranı düşük olduğu, yüksek kalori içerdiği ve kan şekerinin hızlı yükselip düşmesine yol açtığı için çok az tüketilmelidir. Basit karbonhidratlar aynı zamanda kilo artışına, yorgunluğa ve birçok kronik hastalığın da beraberinde gelmesine neden olur. Sürekli yorgunluk yaşamak istemiyorsanız rafine şeker ve şekerli yapılmış gıdalar yerine; tam buğday, bulgur, yulaf, bakliyat, sebze ve meyve gibi besinleri porsiyon kontrolüne dikkat ederek daha fazla tercih etmenizde fayda var.

  • Kafeini fazla tüketmek

Toplum olarak günlük yaşantımızda çay ve kahve gibi kafeinli içecekleri çok fazla tüketiyoruz. Ne yazık ki pandemi sürecinde de bu tarz içeceklerin tüketim miktarında artış oldu. Aşırı kafein tüketimi anksiyete, baş ağrısı, sinirlilik, huzursuzluk ve uykusuzluğa bağlı yorgunluğa neden olur. Yetişkin bireyler için günlük kafein tüketimi ortalama 250-300 mg olmalıdır. Bu da günde 1-2 kupa filtre kahve ve 1 fincan Türk kahvesi ile karşılanmaktadır. Ancak kafeini bu günlük miktarların çok üstünde alan kişiler için birden aşırı azaltmak doğru olmayacaktır. Olması gereken dozlara ulaşmak için yavaş yavaş günlük alacağınız miktara ulaşmak, yoksunluk belirtilerini daha kolay atlatmanızı sağlayacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Yetersiz sıvı tüketimi

Vücudumuzda kaybedilen suyun yerine konması için yeterli miktarda sıvı alımı çok önemlidir. Yeterli sıvı alımı sağlanmazsa vücut dehidrate (susuz) kalır ve kişiler daha yorgun hissederler. Gün içinde içilen çay-kahve de vücutta diüretik (hızlı idrara çıkış) etki göstererek vücudun daha da susuz kalmasına neden olur. Bunu önlemek için günde kilogram başına 30-35 ml su içilmelidir.

  • Proteinden eksik beslenme

Protein yetersizliği zamanla vücutta kas kaybına neden olur. Vücut direnci azalır, metabolizma yavaşlar. Uzun süreli yetersiz protein alımında ise vücut kendi dokularındaki proteini kullanmak zorunda kalır. Bunun sonucunda vücut ağırlığı azalır, halsizlik, anemi (kansızlık) ve ödem (şişlik) oluşur ve kişi kendini daha yorgun hisseder. Yetişkinler gün içerisinde kişiye özgü porsiyonlarda proteinden zengin olan et, tavuk, balık, yumurta, peynir, süt ve ürünlerini tüketmelidirler. Sporcularda günlük alınması gereken protein miktarı artarken, bazı hastalıklarda bu miktarın kısıtlanması gerekebilir.

  • Öğün atlama ve düşük kalorili beslenme

Düşük kalori ile beslenildiğinde ve öğün atlandığında kan şekerinde düzensizlik meydana gelir. Bu sebeple halsizlik gelişir ve kişi kendini yorgun hisseder. Bunu önlemek için öğün düzeni sağlanmalı, her gün yemek saatleri düzenli olmalıdır. Ana öğünler arasında açlık hissedildiğinde kan şekeri düzenini sağlamak için mutlaka ara öğün yapılmalıdır. Hedefleriniz arasında kilo vermek var ise size uygun sağlıklı ve düzenli bir beslenme planı uygulanmalı. Bunu da mutlaka beslenme ve diyet uzmanına danışarak yapmalısınız.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Alkol tüketimi

Alkol kanda oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin sayısını düşürür. Bu da anemiye (kansızlığa) neden olur. Anemisi olan kişilerde halsizlik, yorgunluk ve nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bunun dışında kişi yoğun alkol alımının ertesi günü huzursuzca erken uyanma, baş ağrısı, susuzluk ve mide bulantısı (Hangover sendromu) hissiyatları ile güne başlar. Bu da kişinin yorgunluk hissiyatının daha fazla artmasına neden olur.

  • Magnezyum içeren besinler tüketmemek

Magnezyum eksikliği; yorgunluk, kas krampları, zihinsel problemler, düzensiz kalp atışı ve osteoporoza sebep olur. Yoğun yorgunluk hissediyorsanız magnezyum eksikliğiniz olabilir. Bunu bir kan testi ile öğrenebilirsiniz. Magnezyum eksikliğini önlemek için düzenli olarak kabak çekirdeği, badem, kaju, çam fıstığı, ceviz, ıspanak, fasulye, mercimek, avokado, muz ve pırasa gibi bol miktarda magnezyum açısından zengin yiyecekleri gün içerisinde tüketmeye özen gösterin.

Dikkat! Gıda duyarlılığı yorgunluğa yol açıyor!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur; sağlıksız yaşam tarzı ve yanlış beslenme alışkanlıkları kadar ‘gıda duyarlılığı’nın da yorgunluğa yol açabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Süt, yumurta ve glüten gibi birçok besin veya besin bileşiğine duyarlılığınız olabilir. Bu gibi duyarlılığınız olan yiyecekleri tükettikten sonra gaz, şişkinlik, karın ağrısı ve sürekli bir yorgunluk hissedebilirsiniz. Gıdaların hangilerine intoleransınızın olduğunu belirlemek için bir kan testi yapılması yeterlidir. Testler sonucunda çıkan yiyeceklerin beslenmenizden çıkarılarak düzenlenmesi yorgunluk hissinizin geçmesini sağlayacaktır.”

Sık sık tuvalete gidiyorsanız… Dikkat!  

Sık sık tuvalete gidiyorsanız… Dikkat!  

Aniden geldiği ve ertelemekte güçlük çektiğiniz için genellikle tuvalete koşma ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Gündüz 8-10 kez idrar ihtiyacınızı gidermek zorunda mı kalıyorsunuz? Geceleri birden fazla idrar yapma ihtiyacıyla uyanıyor musunuz? Sıvı tüketmek sizin için artık bir kabusa mı dönüştü? Bazen sıkışma hissinin ardından idrar kaçırma sorunu yaşıyor musunuz? Bu şikayetler size tanıdık geliyorsa, dikkat! Nedeni iş ve sosyal hayatta oldukça zor durumlar yaşatabilen ‘aşırı aktif mesane’ hastalığı olabilir!

Aşırı aktif mesane; hormonal, nörolojik, enfeksiyonel veya tümöral gibi herhangi bir patolojik durum olmadan mesanenin ani ve kontrolsüz kasılmalarıyla karakterize bir durum. Kontrol edilmesi güç sıkışma hissine genellikle gündüz ve gece sık idrara gitmenin eşlik ettiği, bazen de bu kontrolsüz kasılmalar nedeniyle hastanın idrarını tutamayarak kaçırdığı bir tablo olarak tarif ediliyor. Aşırı aktif mesane önemli bir sağlık problemi olmasa da iş ve sosyal hayatta ciddi zorluklar yaşatabiliyor. Öyle ki toplantıda veya seyahatte iken ya da sokakta dolaşırken gelebilen bu kontrolsüz idrar sıkışması sonucu hastalar sosyal ve iş hayatlarında güçlük yaşamamak için günlük faaliyetlerinde pek çok kısıtlamaya gitmek zorunda kalabiliyorlar. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özkan, kadınlarda daha sık olmak üzere her iki cinsiyette ve her yaş grubunda görülebilen aşırı aktif mesanenin dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen bir hastalık olduğunu belirterek, “Öyle ki aşırı aktif mesane için reçete edilen ilaçlar dünya genelinde hipertansiyon, diyabet ve antibiyotiklerden sonra 4. sırada yer alıyor. Ancak görülme sıklığı yüksek olduğu halde hastaların çoğunun bu tablonun aslında tedavi edilebildiğinden haberleri olmuyor. Oysa hekime zaman kaybetmeden başvurmak hem altta yatabilecek mesane ve prostat kanseri gibi çeşitli hastalıkların tanısının konmasını yardımcı oluyor hem de mevcut durumun tedavisinin sağlanması sayesinde hastaların yaşam kaliteleri artıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Burak Özkan

Günde 8’den fazla tuvalete gidiyorsanız

Aşırı aktif mesanede en sık görülen ve ‘olmazsa olmaz’ denilen yakınma, çoğunlukla ani gelen ve ertelemekte güçlük yaşanan idrar sıkıştırması oluyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özkan, hastanın ani ve kontrolsüz idrar sıkıştırması nedeniyle genellikle tuvalete koşma ihtiyacı duyduğunu belirterek, “Bunun haricinde gündüz 8-10 kez gibi sık idrara gitme, gece birden fazla idrar yapma şikayeti de hastalarda görülebiliyor. En rahatsız edici ve kişiyi zor durumda bırakan semptom ise ani idrar sıkışıklığı ile birlikte gelişebilen idrar kaçırma oluyor” bilgisini veriyor.

Kesin nedeni henüz bilinmese de…

Günümüzde aşırı aktif mesaneye yol açan faktörler henüz kesin olarak bilinmiyor. Aslında aşırı aktif mesane semptomlarına yol açabilecek başka hastalıklar da mevcut. Bunların arasında; nörolojik hastalıklar, diyabet, üreter veya mesane taşları, mesane tümörleri, üriner sistem enfeksiyonları, üriner sistemdeki yabancı cisimler erkeklerde prostat hastalıkları, idrar kanalı darlıkları veya kadınlarda pelvik organların sarkması gibi sorunlar yer alıyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özkan,Bizler hastaya aşırı aktif mesane tanısı koymadan önce altta yatan bu gibi durumların olmadığından emin olmak istiyoruz. Dolayısıyla ‘komşumda da var, doktora gitmeme gerek yok’ anlayışı doğru değil. Eğer bu tabloya yol açan ciddi bir hastalık varsa, sebebinin mutlaka bulunup tedavisinin yapılması gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedavi ile çözüm sağlanıyor!

Günümüzde uygun tedavi yollarıyla aşırı aktif mesane sorununa çözüm sağlanabiliyor ve kişinin hayat kalitesi artırılabiliyor. Hastanın yaşam tarzında değişiklik yapması tedavideki en önemli aşamayı oluşturuyor. Tedavi protokolünde; kişinin yaşı, eşlik eden diğer rahatsızlıkları, kullandığı ilaçlar ve yaşam koşulları gibi birçok faktör belirleyici oluyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özkan, “Aşırı aktif mesanenin tedavisinde aslında çok geniş bir yelpazede seçenek mevcut olmakla beraber, hangisinin uygulanıp uygulanamayacağı hasta ve hekimin birlikte karar vereceği bir durumdur. Davranışsal tedaviler, ilaç tedavileri veya minimal invaziv girişimler günümüzde uygulanması mümkün olan tedavi seçenekleri arasında yer alıyor” diyor.

Kontrol altında tutmak için 5 etkili öneri! 

  • İdeal kilonuza ulaşın
  • Sigara kullanıyorsanız mutlaka bırakın
  • Tükettiğiniz sıvı miktarına dikkat edin
  • Pelvik bölgesindeki kasların kontrolünü sağlayabilecek egzersizler ile nefes egzersizleri yapmayı alışkanlık edinin
  • Aşırı baharatlı yiyeceklerden, gazlı içeceklerden ve kafein içeren çay ile kahveden kaçının

Dijital uyaranlar beynimize atılmış küçük bombalar!

Dijital uyaranlar beynimize atılmış küçük bombalar!

Dijital çağda bilginin kaybolmaz ve her an ulaşılabilir hale evrimleşmesi hatırlama ve unutma işlevlerinin değer kaybetmesine neden oldu. Beyin tembelliği güç kazandı. Unutmanın önüne geçmek adına her teknolojik cihaza “planlayıcı” veya “düzenleyici” eklendiğini görüyoruz. Çoğu ötüyor ve bir işimizin olduğunu haber veriyor. Hatta uyanacağımız zamanın bilgisini dijital sesiyle (alarm) bize bildiriyor. Uzman Doktor Ece Balkuv bütün bu dijital uyaranları beyine atılmış küçük bombalara benzetiyor. Çünkü beyin her dijital uyarıda 3000 yıl önce ormanda gezerken aslan gördüğünde verdiği nörokimyasal tepkinin aynısını veriyor. Stres hormonlarımızın yüksek, bağışıklığımızın düşük ve konsantrasyon kabiliyetimizin yerlerde olması beynimizin yapısı gereği tıbbi bir sonuç. Dijitalleşen çağa ayak uydurmak ve kendin için harekete geçmekte sitikolin akla gelen ilk seçenek oluyor!

Kaybolan Bir Sanat: Konsantrasyon

Yapılan araştırmalara göre ortalama bir kişi her 12 dakikada bir telefonuna bakıyor. Sıklıkla hepimiz uyanır uyanmaz telefonumuzu kontrol ediyoruz. Devir rekabet ve bilgi devri fakat bu durum uzun vadede ruh sağlığımızı bozabilir. Günümüzün sürekli olarak dıştan gelen bitmek bilmeyen dijital uyarılarla bölünmesi doğamıza ve beynimizin efektif çalışmasına uygun bir durum değil. İnsan, konsantrasyon yeteneğini kaybediyor. Konsantrasyon yetisinin en büyük düşmanının dış uyaranlar olduğu uzun süredir bilinen bir gerçek. Hepimiz, kendi hayat tecrübelerimize baktığımızda kolayca bu çıkarımı yapabiliriz.

Beyin Sisi

Dünyanın her yerinde insanlar yaşadığımız büyük pandemi sonrası benzer şikayetler yaşıyorlar: “Odaklanma güçlüğü”. Eskiden basitçe yerine getirilen iş, çalışma hatta oyun oynama gibi keyif verici aktiviteleri yaparken dahi bunları sürdürme becerisinde kayıptan yakınan çok sayıda insan var. Pandemi sonrası tüm dünyada görülen ve genel olarak “beyin sisi” olarak adlandırılan bu durumun beynin kronik strese yanıtına bağlı olduğunu düşündüren çok sayıda veri mevcut. Beynin düşünme, analiz etme, muhakeme gibi yüksek entelektüel işlevlerinden sorumlu beyin bölgesi olan prefrontal korteks; kronik stres altında geminin dümenini beynin daha ilkel bölgelerine devreder; çünkü evrimsel açıdan kronik stres altında önemli olan hayatta kalmaktır. Felsefi eser ortaya koymak değil. Bu nedene bağlı olarak uzun süreli salgılanan stres hormonlarının prefrontal korteks işlevlerini baskılarken ilkel (primitif) beyin işlevlerini desteklediği gösterilmiştir. Uzmanlar önümüzdeki yıllarda “yeni normal” in daha zorlayıcı, teknolojik gelişmelerin, adaptasyonu güç şekilde hızlandığı, eşitsizlik, otoriterlik, ekonomik güçlükler ve dezenformasyonun artarak devam edeceği bir dönem olacağını öngörüyor.

Ne yapmalı?

Stres sessiz bir katildir. Hepimizin maruz kaldığı dijital uyaranlar beyinde stres yanıtı uyarır. Uzayan yaşam süresi ve artan konsantrasyon güçlükleri karşısında beyin sağlığını korumak bir zorunluluk haline gelmiştir. Akdeniz tipi beslenme ve fiziksel egzersiz ilk önerilecekler arasındadır.

Gıda takviyesi olarak beyin sisi ve diğer hafıza/odaklanma güçlüklerinde sinir dokusunu koruyan ve güçlendiren bir molekül olan Sitikolin 11 yaş ve üstü her bireyde ve günde 250-500 mg olarak önerilir B vitaminleri sadece B vitamini eksikliği halinde önerilir. Gingko biloba yaprak ekstresi kan sulandırıcı etkisi nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır.

Yapay zeka ile cilt kanserine önlem

Yapay zeka ile cilt kanserine önlem

Benler doğuştan ya da sonradan oluşabiliyor. Sonradan oluşan benlere güneş hasarı, ergenlik ve hamilelik gibi hormonal değişimler sebep olabiliyor. Genellikle iyi huylu olan benler özellikle 40 yaşından sonra oluşmuşsa cilt kanseri açısından risk taşıyabiliyor. Benlerin düzenli olarak kontrol edilmesi cilt kanseri riski taşıyan benlerin erken tespitini ve tedavisini mümkün kılıyor. Ben ve cilt taramaları günümüzde ileri teknoloji kullanılarak dijital olarak yapılabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Tuğba Kevser Uzunçakmak, benlerin düzenli takibinin önemi ve yapay zeka ile dijital dermatoskopi yöntemi taraması hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Tuğba Kevser Uzunçakmak

40 yaşından sonra çıkan benlere dikkat edilmeli

Benler deriye, saçlara ve hatta gözlere dahi renk veren melanosit isimli hücrelerin iyi huylu çoğalması ve birlikte yuvalar yapması sonucu oluşan iyi huylu lezyonlardır. Yerleşim yerleri ve çıkış zamanlarına göre farklı sınıflandırmalar mevcuttur. Benler kimi hastalarda doğumsal olarak bulunabildiği gibi yaşam boyunca; ailesel özellikler, hormonların etkisi, güneş maruziyeti ve bağışıklık durumuna göre ilk 35-40 yaşta da çıkabilir. 40 yaş sonrası yeni çıkan benlerde mutlaka dikkatli olunmalıdır. Deri kanserleri içerisinden genellikle en tehlikeli alt tip olarak bilinen melanomlu hastalarda olguların yaklaşık %30’unun bu benler üzerinden geliştiği bildirilmiştir. Melanoma dönüşme riski genel olarak doğumsal olmayan edinsel benlerde daha sık olmakla birlikte dev çapta (40 cm’den büyük) doğumsal beni olan bireylerde de ilk 10 yaşta dahi görülebilmektedir. Cilt kanseri gibi kötü huylu hastalıkları erken bir aşamada tespit etmek için cildin düzenli ve kapsamlı bir şekilde değişiklik olup olmadığını kontrol etmek önemlidir. Erken evrelerde cilt kanseri kolayca tedavi edilebilir.

Beyaz tenli, renkli gözlü ve çok sayıda beni olanlar risk altında

Melanom ile ilgili yapılan epidemiyolojik çalışmalarda melanomun sarışın-kızıl saçlı, beyaz tenli, mavi-yeşil gözlü bireylerde, çilleri olan kişilerde, vücudunda 50 den fazla beni olan bireylerde daha sık görüldüğü belirtilmiştir. Özellikle çocukluk çağında yoğun güneş yanığı-maruziyeti öyküsü olan,  ailesinde veya kendisinde deri kanseri veya atipik ben öyküsü olan, kseroderma pigmantozum gibi güneşe hassasiyet ile seyreden çeşitli genetik hastalıklarda ve çeşitli sebepler bağışıklığı zayıflamış bireylerde daha sık gözlenmiştir. İç organlara yayılım riski olan melanoma erken tanı konulur ve tam cerrahi çıkarımı sağlanırsa hastalarda sağ kalım belirgin uzamakta ve kemoterapi veya redyoterapi gibi tedavilere gerek kalmamaktadır. Bu yüzden bu özelliklere sahip bireylerde belli aralıklarla saçlı deriden genital bölgeye kadar tüm vücut muayenesi çok önemlidir.

Ben takibi ileri teknoloji kullanılarak yapılabiliyor

Ben taraması vücuttaki benlerin yapıları hakkında fikir sahibi olabilmek için belli aralıklara incelenmesidir. Bu incelemeler dermatoskop adını verdiğimiz el cihazları ile veya bilgisayarlı (dijital) dermatoskoplarla benlerin 10-100 kat büyütülerek değerlendirilmesine dayanır. El cihazlarında kayıt telefon veya tablet uyumlu aparatlarla yapılabilirken dijital sistemlerde kayıt bilgisayar üzerindedir. Dijital dermatoskop, dermatoskopun yüksek çözünürlüklü bir bilgisayara entegre edilmiş halidir. El cihazları ile oldukça net görüntü ve hızlı muayene sağlanabilmekle birlikte belli aralıklarla takip edilmesi gereken ve yüksek risk taşıyan kişilerde ben takipleri tercihen dijital dermatoskoplarla yapılır. Dijital dermatoskopi taramasında çıplak gözle görülemeyecek pigmente lezyon ve et benlerinin detaylı yakın görüntüleri elde edilmektedir.

Dijital dermatoskopi ile ben haritası çıkarılıyor

Dijital dermatoskopide ben haritalamada vücuttaki bütün benler belli bir uzaklıktan ve farklı yönlerden gövde ön ve arka, yüz, kol ve bacakların ön ve arka yüzleri, saçlı deri, el ve ayak tabanı gibi her alan kaydedilir ve sonrasında işaretlenerek tek tek incelenir. Bu haritalama sonrası bütün benlerin mikroskobik kaydı alınır ve büyütülerek incelenir ve o gün tarihli kayıt altına alınır. Benlerin yapısına göre, dermatoloji uzmanının uygun göreceği aralıklarla değişim açısından takibi yapılır. Dijital olarak kaydedilen benler hastanın düzenli olarak yaptırdığı taramalarda karşılaştırılarak yapay zeka ile şüpheli değişiklikler ve oluşumlar tespit edilmektedir.

Şüpheli benler yapay zeka teknoloji ile erken teşhis edilebiliyor

Ben taraması veya tüm vücut taraması cilt kanseri riski taşıyan hastalar için hayati önem arz etmekle birlikte toplumda her bireyin belli aralıklarla yaptırması gereken bir muayene türüdür. Saçlı deri, sırt veya genital bölge gibi kişinin kendi takip edemediği alanlarda olası değişikliklerin erken tespiti açısından her bireyin hiç değilse senelik tüm vücut dermatolojik tarama yaptırması ve varsa benlerinin dijital dermatoskopi ile incelenmesi, şüpheli durumların tespiti ve erken müdahelesi son derece önemlidir. Erken teşhis kanser de dahil bütün hastalıklar için tedavi şansını artırmaktadır.

Pandemide meme estetiğine ilgi arttı!

Pandemide meme estetiğine ilgi arttı!

İki yılı aşkın süredir devam eden pandemide estetik operasyonlara ilgi hayli arttı. Kişilerin vücudunda beğenmediği bölgelerde yenilenme isteğiyle en çok başvurdukları alanlardan biri de meme estetiği oluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doktor, Öğretim Üyesi Çiğdem Karadağ Sarı “Pandemide kişilerin vücudunda beğenmediği alanlarda değişiklik yapma isteği meme estetiğine de ilgiyi oldukça artırdı. Ancak başarılı bir estetik için, operasyon öncesinde akıllardaki tüm soruların Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi uzmanına sorulması ve hasta ve hekimin mutlaka pek çok detayı birlikte konuşarak planlaması gerekmektedir” diyor. Doktor, Öğretim Üyesi Çiğdem Karadağ Sarı meme estetiği hakkında en çok sorulan 6 soruyu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Çidem Karadağ Sarı

Silikonla meme büyütme ameliyatı yaptırdım, silikonlar ömür boyu kalır mı?

Silikonlar çoğunlukla ömür boyu kalmasına rağmen bazı durumlarda değiştirilebilir. Örneğin; bazı hastalarda zamanla silikon çevresinde vücudun ürettiği ‘kapsül’ denilen ince bir zar oluşur. Bazen bu zar meme protezini sımsıkı şekilde sararsa hastada ağrıya ve şekil bozukluğuna yol açar ki bu durumda zara müdahele etmek gerekir. Gerekli görülürse aynı seansta protez de değiştirilebilir.

“Arkadaşımınkini çok beğendim, bende de aynısı olur mu?”

Doktor, Öğretim Üyesi Çiğdem Karadağ Sarı “Meme estetiği için başvuran hastalarda ‘arkadaşımınkini çok beğendim, bende de aynısı olur mu?’ gibi isteklerle sık karşılaşıyoruz. Ya da fotoğraf getirerek ‘ben de bu şekilde olmasını istiyorum’ deniliyor. Ama ne yazık her bir bireyin vücut yapısı, dokusu, yara iyileşme potansiyeli ve çevresel faktörler nedeniyle ameliyata verdiği cevabı farklıdır. Aynı işlemi iki kişiye uygulamanıza rağmen aynı sonucu elde edemeyebilirsiniz. Birey özgün olmalı, birilerine benzemeye çalışmamalı, kendine en uygun olanı hekimle birlikte planlamalıdır” diyor.

Meme dikleştirme operasyonu sonrası göğüslerim tekrar sarkar mı?

Eskisi kadar olmasa da zamanla biraz sarkma olur. Sarkmanın derecesini ise kişinin cilt yapısındaki ve dokularındaki esneklik ve tabi yapılan cerrahi operasyon belirler. Meme dikleştirme ameliyatı sonrası hasta hamile kalıp bebek emzirirse sarkma olması kaçınılmazdır. Bu nedenle meme dikleştirme estetiğini doğum planlamaları tamamıyle bittikten sonra yaptırmak çok daha sağlıklı olacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Meme büyütme estetiği sonrası spora ne zaman başlayabilirim?

Eğer implant kas altına yerleştirilmişse bu durumda göğüs kaslarını çalıştıran spor aktivitelerine en az 2 ay sonra başlamak gerekir ama kas üstü protez yerleştirilmişse o zaman 1 ay sonra çok zorlamayacak şekilde spora başlanabilir. Sporcularda bu nedenle meme implantı kas altına yerleştirilmemelidir. Yürüyüş tarzı, operasyon alanı olan bölgeyi zorlamayacak aktivitelere ise ameliyattan 1 hafta sonra rahatlıkla başlanabilir.

Meme büyütme sonrası emzirmeye ne zaman başlayabilirim?

Meme büyütme ameliyatı doğru ellerde yapılırsa annenin emzirmesini etkileyecek bir durum oluşmaz. Ama şu hususu ayırt etmek önemli; memeye herhangi bir ameliyat uygulaması olmayan kişilerde dahi emzirememe, sütün gelmemesi ya da az gelmesi durumu görülebiliyor. Dolayısı ile hasta ameliyat öncesinde emzirme tecrübesi henüz yaşamamışsa ve ameliyat olduktan sonraki dönemde bebek sahibi olup emzirmede problem yaşıyorsa bunu ameliyata bağlamak doğru olmaz.

Meme küçültme ameliyatı sonrası sırt ve boyun ağrısı şikayetim geçer mi?

Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doktor, Öğretim Üyesi Çiğdem Karadağ Sarı “Meme küçültme ameliyatları estetik ameliyatların da ötesinde kişinin sağlık problemlerini ciddi oranda ortadan kaldıran ameliyatlardır. Meme büyüklüğüne bağlı hastalarda kamburlaşma (omurga yapısında bozulma), omuzlarda, boyunda, sırtta ağrı, omuzda derin sütyen izi, meme altlarında terlemeye bağlı hijyen problemleri görülmektedir. Meme küçültme ameliyatı ile meme volümü olabildiğince küçültülerek ve aynı zamanda sarkan meme dikleştirilerek hastaya hem fizyolojik rahatlama hem de güzel estetik bir görünüm kazandırılır” diyor.

Bebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!

Bebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!

Bebeklerin kafa şekillerinde sıklıkla simetri bozuklukları görülebiliyor. Her ne kadar yenidoğanların kafa yapısı aile büyüklerinin kafa yapısına benzetilse de, şekil bozuklukları kalıtsal sorunlar arasında yer almıyor. Çoğunlukla doğumdan kısa bir süre sonra ya da ilk birkaç ayda kendini belli eden ve bası sonucu oluşan bu deformitelerin tedavisi, şekil bozukluğunun derecesine göre gerekli olabiliyor. Bebeğin kafasının arkasında ya da yanlarda düzleşme, hatta çökme olabiliyor. Bebeklerin kafasındaki şekil bozukluğunun yeri ve şiddeti, kulakta kayma olup olmadığı ve göz mesafelerinin ne kadar asimetrik olduğu gibi durumlara göre düzeltilmesine gerek olup olmadığına karar veriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları (Pediatri) Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Çivilibal, bebeklerde kafa şekil bozuklukları hakkında bilgi verdi.

Bebeklerin kafasındaki kıkırdakların, olması gerekenden erken zamanda kapanmasıyla oluşan kafatası şekil bozukluklarına “kraniosinostoz” adı verilmektedir. Kraniosinostoz, beynin büyümesini engelleyerek gelişim problemlerine ve fonksiyon kayıplarına yol açabilmektedir. Bu tablonun erken dönemde fark edilerek gerekli müdahalelerin yapılması, çocuğun zihinsel gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır.

Bebekler doğduklarında kafatası içerisindeki sütür adı verilen kıkırdak yapılarda belli oranda açıklık bulunmaktadır. Bebek 3’üncü ayına geldiğinde bu sütürler yavaş yavaş kapanmaya başlar ve 18’inci ayda hepsi tamamen kapanmış olur. Bebeklerin beyni doğduklarında fiziksel olarak küçüktür ve vücutla birlikte zaman içerisinde büyür. Sütürler arasındaki bu esneklik beynin sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesi için gereklidir. Kraniosinostoz durumunda bu sütürlerden bazıları erken kapanır ve beynin kapandığı bölgeye denk gelen kısmı büyüyemezBebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!, baskıya maruz kalır. Beyin, baskıya maruz kaldığı bölgenin karşı istikametine doğru büyür ve kafatasında şekil bozuklukları oluşur.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mahmut Çivilibal

Bebeklerde kafa şekil bozukluğunun nedenleri

  • Bazen doğuştan kraniosinostoz gelişebilmektedir.
  • Bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonu nedeniyle görülebilmektedir.
  • Normal doğumda bebeğin dışarı çıkabilmesi için forseps adı verilen özel bir cihazın kullanılması ile oluşabilir.
  • Zor doğumlarda bebeğin geliş pozisyonuna bağlı olarak oluşabilir.
  • Bebeğin küvözde kalması durumunda gelişebilmektedir.
  • Boyun kaslarındaki kısalık nedeniyle oluşabilmektedir.
  • Mikrosefali (küçük beyinli doğma): Küçük beyinli doğumlarda beynin büyüyememe durumu vardır. Beyin büyüyemeyince kemikleri dışa doğru itemediğinden kafatası dışa doğru büyümez ve kıkırdaklar devamlı hareket etmediği ve dışarı iten bir güç olmadığı için erken dönemde kaynayıp sabitleşir.
  • Bazen çocuklar doğduğu zaman hidrosefali adı verilen kafa içinde su artışı sorunu oluşur. Hidrosefali ameliyatlarında takılan şantın gereğinden fazla su boşaltması da beynin içeri doğru büzüşerek genişlemesini engellediğinden yine kafatasındaki sütürlerin erken kapanmasına neden olabilir.
  • Hipertiroidi, fosfat eksikliği, mukolipidoz gibi metabolik hastalıklarda da kraniosinostoz gelişimi olmaktadır.
  • Apert sendromu, crouzon sendromu gibi gen mutasyonlarında kraniosinostoz gelişimi olmaktadır.
  • Pozisyonel deformasyon bunların doğuştan olmayan ve en sık görülen türüdür. Çocuk özellikle 3 aya kadar çok fazla hareket etmeyip hep aynı pozisyonda yatırılırsa kafanın yastığa geldiği yer düzleşir, tam karşı istikamette alın bölgesi şişer. Bu sorunla çok sık karşılaşılır. Aileler özellikle bu konuda çok tedirgindir. Bu hastalarda kafa yapısı genellikle ilk 2 yıl içinde çocuk sağa sola dönmeye, yürümeye başladıktan sonra, hep aynı yere bası durumu ortadan kalkınca kafatası tekrardan orijinal şeklini almaktadır.

Bebeğinizin kafasındaki şekil bozukluğunu kontrol edebilir, önleminizi alabilirsiniz

Bebeğinizin kafa yapısında şekil bozukluğu olup olmadığını basit bir test ile ön kontrolünü sağlayabilirsiniz. Bebeğinizin kafasına yukarıdan kuş bakışı baktığınızda simetriden uzak duruyor ise mutlaka hekiminize danışmalısınız. Tıbbı tarama cihazı ile ölçülendirilerek çıkan şiddete göre bebeğinizin neye ihtiyacı olduğu konusunda fikir alabilirsiniz. Bebeğinizin sadece yatıştan kaynaklı oluşan şekil bozukluklarında çocuk doktorunuz sizi takip edecektir. “12. aya kadar geçer” veya “oturmaya başlayınca geçer” söylemlerinin bebeğinizin şekil bozukluğunun şiddetine göre değişeceğini unutmayın. Bu durumun ayrıştırılmasının 3 boyutlu bir tıbbı tarama cihazı ile yapılması önemlidir. Görsel olarak hekimin yaptığı ön değerlendirme sonrasında tıbbı tarama cihazı ile şiddet tespiti yapılarak ortez kask tedavisine ihtiyaç olup olmadığına bakılır.

3 boyutlu tarama cihazlarıyla bozukluğun şiddetine bakılıyor

Hafif ve orta şiddetteki şekil bozuklukları, bebek 6 aydan küçükse; başının sırtüstü yatarken pozisyonlanması, egzersizler ve yüzüstü aktivitelerle düzelebilir. Erken dönem yapılan tespitlerde çoğunlukla pozisyonlama ile iyileştiği görülür, ancak bu iyileşmenin de takibi yine tıbbı tarama cihazları ile ve multidisipliner yaklaşım ile yapılır. Aşırı şiddetteki şekil bozukluklarında gecikmeden kask tedavisi uygulanır.

Bazı durumlarda ebeveynlerin panik yaklaşımı ile birlikte çok da sonucu değiştirmeyen tetkikler istenebilir. Bunun kararı verilmeden önce yine multidisipliner olarak gerekliliğinin konuşulması, bebeğin gereksiz yere radyasyona maruz kalmasının önüne geçer. Kafa şekil bozuklukları sizi erken dönemde endişelendirmemelidir ama “bir şey olmaz” deyip durumu kendi haline bırakmak da doğru bir yaklaşım değildir. Bu durumda erken dönemde önlem almak için doktora başvurmak önemlidir.

 

Cildiniz nasıl yenilenir?

Cildiniz nasıl yenilenir?

İki yılı aşkın süredir devam eden Covid-19 pandemisinde bir yandan maske kullanımı, diğer yandan dondurucu kış koşulları cildi iyice yıprattı. Doğanın yenilenmeye başladığı bahar mevsiminin, cildi yenilemek için de ideal bir zaman olduğunu belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan “Son iki yıldır cilt sorunlarında büyük artış yaşanıyor. Ancak bahar mevsimini bir fırsat bilerek, tıpkı doğanın yenilenmesi gibi, bazı basit ama etkili bazı yöntemler uygulayarak cildinizi de ışıl ışıl bir görünüme kavuşturabilirsiniz. Ancak cildimi yenileyeceğim derken, doğal olduğu düşüncesiyle her yağı cildinize sürmekten kaçının. Aksi taktirde alerjik sorunlara ve cildinizde tahrişe yol açabilirsiniz” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan, cildi yenilemenin 6 etkili yolunu anlattı, cildi besleyici özelliğe sahip bazı yağları sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Süleyman İzzet Karahan

  • Cildinizi düzenli temizleyin

Düzenli cilt bakımı sağlıklı bir cilt için olmazsa olmazların başında gelir. Maske kullanımıyla gelen akne, komedon (beyaz, siyah renkli, iltihaplı noktalar) gibi sorunlar düzenli cilt bakımı ile azlatılabilir. Ancak cilt bakımının yanında mutlaka destekleyici bir tedavi de gerekebilir. Hekiminizin cilt tipinize uygun olarak önereceği yağ bazlı bir temizleyici ile cildi arındırıp, sonrasında su bazlı bir temizleyici ile cilt temizlenebilir.

  • Yeterli ve kaliteli uyuyun

Yeterli ve kaliteli uyku cildi daha hızlı yeniler. Gece salgılanan melatonin güçlü bir antioksidandır. Gün içerisinde güneşin ve çevrenin ciltte yol açtığı hasara karşı, daha hızlı toparlanmaya olanak verir. Bu nedenle gece mutlaka yatak odasında yatılmalı, televizyon başında uyumamalı, odanın yeterli ısıda, havadar ve karanlık olmasına dikkat edilmelidir.

  • Sağlıklı beslenin

Sağlıklı beslenme cilt için olmazsa olmazlardandır. Antioksidandan ve proteinden zengin beslenmek cildin daha sağlıklı görünmesine olanak sağlar, kolajen sentezini destekler. Hazır gıdalar insülin direnci ile birlikte akne problemlerini artırabilir. Bu nedenle hazır gıda ve abur cubur tüketiminden kaçınarak, mevsim sebze ve meyvelerinden tüketmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Makyajınızı çıkarmadan uyumayın

İş gereği yoğun makyaj yapanlarda, iki aşamalı cilt temizliği cildi daha iyi arındırmak için önem kazanır. Özellikle uyku saatlerinin gece geç saatlere sarktığı zamanlarda, yorgunluğun da etkisiyle kimi zaman makyajlar temizlenmeden yatılabiliyor. Bu da cilde hasar vererek, bazı komplikasyonlara neden olabiliyor. Bu nedenle ne kadar yorgun olursanız olun makyajınızı temizlemeden yatmaktan kaçının.

  • Vitaminlerden destek alın

Mutlaka hekime danışmak şartıyla, cildi besleyici vitaminlerden destek alabilirsiniz. Özellikle gündüz kullanılan C vtaminli serum ve kremler cildi gün içerisinde güneşin, stresin ve diğer çevresel faktörlerin yıpratıcı etkisine karşı korur. Ancak yüksek dozlarda kullanımı cildi tahriş edebilir. Bu nedenle gelişigüzel değil, hekiminizin tavsiyesiyle ilerleyin.

  • Cildi besleyen yağlar kullanabilirsiniz, ama!

Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan “Son yıllarda doğal içerikli ürünlerin kullanımının hızla artmasıyla birlikte, cildimiz için de klasik nemlendiriciler yerine doğal yağ kullanımı artmaktadır. Ancak eş dost tavsiyesiyle ya da internetten ‘doğal’ oldukları belirtilen yağları gelişigüzel kullanmak fayda yerine zarar getirebilir. Hindistan cevizi yağı, zeytinyağı,  argan yağı, jojoba yağı, papatya yağı, çay ağacı yağı, biberiye yağı, badem yağı, sandalağacı yağı gibi onlarca çeşit yağ bulunmakla birlikte, her biri ‘bitkisel, doğal’ gibi görünen bu yağlar her cilt tipine uygun olacak diye bir kural yoktur. Alerjik reaksiyonlara ve tahrişlere yol açabilir. Üstelik bazılarını cilde doğrudan sürmemek gerekir. Bu yağları kullanmadan önce hekime danışmak gerekir” diyor.

Gizemli hepatit!

Gizemli hepatit!

Dünyayı etkisi altına alan Covid- 19 pandemisinden sonra farklı ülkelerde çocuklarda ortaya çıkan, gizemli hepatit olarak bilinen, etkeni bilinmeyen hepatit hastalığı endişeye yol açıyor. Şu ana kadar 169 çocukta görülen etkeni bilinmeyen hepatit hastalığının tam olarak nedeni belirlenemiyor. Ancak yapılan incelemelerde hastaların 20’sinde Covid-19, 74’ünde de ise adenovirüs tespit edildiği bildiriliyor. Özellikle ishal olan çocukların altının değiştirilmesinden sonra ellerin sabun ve suyla yıkanması, solunum yolu hijyenine dikkat edilmesi ve hasta kişilerle temastan kaçınılması alınacak önlemlerin başında geliyor.

Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Soysal, etkeni bilinmeyen hepatit hastalığı hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ahmet Soysal

İlk olarak İskoçya’da ortaya çıktı

Nisan ayının başında ilk olarak İskoçya’da 13 çocukta, ateş olmadan kusma ve karın ağrısı şikayetiyle ortaya çıkan etkeni bilinmeyen hepatit hastalığı kısa sürede endişeye yol açan boyutlara ulaştı. Dünya Sağlık Örgütü 23 Nisan tarihinde yayınladığı raporunda, dünyada 169 tane etkeni bilinmeyen çocuklarda hepatit olgusu olduğunu açıkladı. İngiltere-Kuzey İrlanda, İspanya, İsrail, ABD, Danimarka, İrlanda,  Hollanda, İtalya, Norveç, Fransa, Romanya ve Belçika’da belirlenen nedeni belirlenemeyen hepatit hastası çocukların yaklaşık 17 tanesinde karaciğer nakli gerçekleştirildi. Bu, yaklaşık olarak yüzde 10’luk bir orana denk gelmektedir ve akut hepatit vakaları için yüksek kabul edilebilecek bir orandır.

Adenovirüs şüphesi

Karaciğer enzimlerinin çok yüksek olmasıyla karakterize olan hepatit hastalığında çocuklarda sarılık gözlemlenmektedir. Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, Hepatit D veya Hepatit E gibi sık bilinen hepatit virüslerinin 169 hasta çocukta tespit edilmemiş olması da altı çizilmesi gereken bir durumdur. Çocuklarda ortaya çıkan etkeni bilinmeyen hepatit hastalığının yaklaşık yüzde 10’u ağır seyretmektedir. Yapılan çalışmalarda 169 çocuk hastanın 74’ünde adenovirüs, 20’sinde ise Covid- 19 tespit edilmiştir. Adenovirüs belirlenen çocukların 18’inde de adenovirüs -41 denilen alt tipi belirlenmiştir. Rapor edilen hasta çocukların hiçbirisinin Covid -19 aşısı olmaması da ortaya çıkan hepatit hastalığının aşı ile bağlantısının olmadığını ortaya koymaktadır. Hasta çocuklarda adenovirüs oranının fazla olması, şüpheyi bu yönde artırmaktadır. Ancak daha önce sağlıklı çocuklarda ortaya çıkan adenovirüs genellikle kendi kendine geçen bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Adenovirüslerin bilinen 80 alt tipi mevcuttur. Adenovirüs 41 tipi sıklıkla çocuklarda ishal ve kusmaya neden olan bir virüs olup, aynı zamanda üst solunum yolu enfeksiyonu bulgularına da neden olabilmektedir. Sağlıklı çocuklarda selim seyirli olan bu virüs bugüne kadar sağlıklı ve kronik hastalığı olmayan çocuklarda karaciğer nakline kadar gidecek olan bir hepatit tablosuna yol açmamıştır. Şu ana kadar 1 ay ile 16 yaş arasındaki çocuklar arasında görülen nedeni belirlenemeyen hepatitte çocukların hiçbirisinin seyahat öyküsünün olmaması da dikkat çekilen noktalar arasındadır.

Bu belirtilere dikkat edin

Nedeni belirlenemeyen hepatit hastalığı daha çok ateş olmadan kusma ve karın ağrısı şikayetleriyle ortaya çıkmaktadır. Şu ana kadar salgın olarak değerlendirilmeyen bu hepatit hastalığında adenovirüs oranındaki artışa dikkat çekilmektedir. 80’den fazla virüsten oluşan adenovirüsler tüm sistemleri tutabilmektedir. Adenovirüs, hastalarda farklı şikayetlere neden olabilmektedir. Bazı hastalarda konjonktivit ( kırmızı göz hastalığı), bazı hastalarda ateş ve orta kulak iltihabı şeklinde kendini belli eden adenovirüsler; zatürre, üst solunum yolu enfeksiyonu, ishal, karın ağrısı, hemorajik sistit, menenjit gibi ağır tablolara neden olabilmektedir.

Hijyeni ihmal etmeyin

Nedeninin tam olarak bilinmemesinden dolayı her geçen gün endişeye sebep olan gizemli hepatit hastalığında hijyen kurallarına dikkat edilmesi alınacak önlemlerin başında yer almaktadır. Özellikle el hijyeni (ellerin su ve sabun ile yıkanması), hasta olan kişinin temas ettiği yüzeylerin temizliği ve solunum yolu hijyeni (hapşırma ve öksürme anında ağız ve burunun mendil ile kapatılması, odaların sık sık havalandırılması) ihmal edilmemelidir. İshal olan çocukların altının değiştirilmesinden sonra su ve sabunla ellerin iyi bir şekilde yıkanması önemlidir. Hasta insanlarla yakın temastan kaçınılması gerekmektedir. Anne babaların özellikle dikkat etmesi gereken konuların başında, çocukların dışkı ve idrar rengindeki değişiklik, gözlerde ve ciltte ortaya çıkan sarılık gelmektedir. Bu belirtilerin ortaya çıkması durumunda karaciğer fonksiyonlarına detaylı şekilde bakılması ve hepatit testi yapılması gerekmektedir.