Yazılar

Gaye Su Akyol Astronot oldu

Gaye Su Akyol Astronot oldu

Şarkıcı, söz yazarı ve besteci Gaye Su Akyol, Kerki Solfej’in düzenlediği ”TİKTAK’la Parket Seyret” konserleri kapsamında Yenikapı’da hayranlarıyla bir araya geldi.

Sahneye sevenlerinin karşısına astronot kıyafetiyle çıkan Gaye Su Akyol farklı tarzıyla dikkat çekti.

Gece boyunca geçmişten günümüze en çok sevilen nostaljik şarkıları sevenleriyle birlikte seslendiren Gaye Su Akyol, Yenikapı Açıkhava Gösteri Merkezi’nde yürekleri ısıttı.

“HER KÖTÜ ŞEYİN GÜZEL SONUCU VAR”

İnanılmaz değişik ve güzel bir tecrübe yaşıyorum diyen Gaye Su Akyol; “Eskileri hatırlatan bir tarafı var bu konserin benim için. Küçükken bir kaç kere açık hava sinemalarına gitmiştim. Şimdi pandemi nedeniyle ilk kez arabalı konser konseptini görüyorum. Bence her kötü şeyin güzel bir sonucu da oluyor. Bence bu onlardan biri. Her yeni gün bir umut. Bu günlerde gelip geçecek” dedi.

“UZAYA ÇIKMAK KOLAY DEĞİL”

Sahneye astronot kıyafeti ile çıkan Gaye Su Akyol; “Çok sıcak bir ortamdayız. Karşınıza astronot kıyafeti ile çıktım. Boşuna giymemişiz, bedelini ödeyeceğiz” dedi.

Galeri Diani 16.Contemporary İstanbul katılıyor

Galeri Diani 16.Contemporary İstanbul katılıyor

Galeri Diani, sanatseverlerin ve koleksiyonerlerin yakından takip ettikleri Ahmet Yeşil, Şükrü Karakuş, Tuba Önder Demircioğlu, Feyzan Alasya, Nilüfer Yıldırım, Engin Beyaz, Yasemin Keltek’in  daha önce sergilenmemiş 40 eseri  ile Haliç  Tersane İstanbul’un büyüleyici ortamında gerçekleşecek  olan Contemporary İstanbul 16. Edisyonuna katılıyor.

Cem Yılmaz Kasım’da Zorlu PSM’de!

Cem Yılmaz Kasım’da Zorlu PSM’de!

#dünyandeğişsin mottosuyla 9. sezonuna başlayan Zorlu PSM, sezon boyunca Cem Yılmaz’ın

her gösterimi kapalı gişe olan son şovu CMYLMZ – Diamond – Elite – Platinum – Plus’a ev sahipliği yapacak. Cem Yılmaz’ın sahnelendiği ilk günden itibaren biletleri saatler içinde tükenen tek kişilik stand up gösterisi CMYLMZ – Diamond – Elite – Platinum – Plus  şovunun Kasım ayı biletleri passo.com.tr üzerinden satışta.

Gösteri tarihleri:

20 Kasım 2021

21 Kasım 2021

23 Kasım 2021

30 Kasım 2021

Gripin mest etti

Gripin mest etti
Başarılı pop rock gruplarından Gripin, yaz ortasında yayınladıkları son teklileri “Belki Çok Da Şey Yapmamak Lazım” ile dijital mecralar ve radyoların listelerinde boy gösteren Gripin, konserlerine devam ediyor
Son bir ayı turnede geçiren grup İstanbul’a yine konser için döndü. Maximum Uniq Açık Hava sahnesinde İstanbullu müzikseverler ile buluşan Gripin, Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar, Durma Yağmur Durma, Aşk Nereden Nereye gibi hitlerinin yanı sıra Ezginin Günlüğü albümünde söyledikleri Ebruli, TSM coverları Dalgalandım da Duruldum, MFÖ klasiklerinden Ele Güne Karşı’yı yeni düzenlemeleriyle sahneye taşıdı.

Setur ile İstiklal Treni yolculuğu başlıyor

Setur ile İstiklal Treni yolculuğu başlıyor

Setur, Milli Mücadele’nin 100. yılında tarihimizin bu çok önemli döneminin büyük olaylarının ve savaşlarının yaşandığı mekanları kapsayan “İstiklal Treni” turu düzenliyor.

28 Ekim’de İstanbul’dan başlayacak olan Kurtuluş Savaşı’na bir saygı duruşu niteliğindeki bu tur, misafirlere savaşların gerçekleştiği ve tarihi olaylara tanıklık eden mekanları ziyaret etme fırsatı sunuyor.

Kurtuluş Savaşı coğrafyasına özel tren ile yapılacak İstiklal Treni turu esnasında Savaş Alanları Uzmanı Serhan Güngör rota boyunca Kurtuluş Savaşı’nın yaşandığı mekanlarla ilgili tarihi bilgileri paylaşacak.

Tur programı

İstiklal Treni Turu’nun ilk gününde İstanbul’dan trene binecek misafirler, Ankara’da önce Anıtkabir ve burada yer alan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzeleri’ni gezdikten sonra 1922’den 1932’ye kadar Atatürk’ün özel konutu olarak kullanılan Çankaya Atatürk Müze Köşkü ile 1. Milli Meclis binasında yer alan Kurtuluş Savaşı Müzesi’ni gezme fırsatı bulacaklar. Oteldeki akşam yemeğinin ardından ise Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı alanları başta olmak üzere Türkiye ve dünyanın çeşitli savaş alanlarına yapılan gezilerde uzman rehberlik yapan Serhan Güngör tarafından verilecek seminerde, 2 gece 3 gün sürecek “İstiklal Treni 100. Yılında Kurtuluş Savaşı’nın İzinde” turu ile ilgili detaylı bilgi edinebilecekler.

Turun 2. gününde ilk ziyaret noktası Ankara Tren Garı içerisinde yer alan ve Milli Mücadele döneminde savaşın komuta merkezi olan Atatürk Konutu ve Demiryolları Müzesi (Direksiyon Binası) olacak. Ardından başlayacak tren yolculuğunda ilk durakta Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Türk kuvvetlerinin ana lojistik ikmal merkezi olan ve 2 faal uçaktan ibaret Türk Hava Kuvvetleri’nin üstlendiği Malıköy’de yer alan TCDD Malıköy Tren İstasyonu Müzesi ziyaret edilecek. Daha sonra karayolu ile Atatürk ve silah arkadaşlarının Yunan taarruzu başlamadan 10 gün önce, 12 Ağustos 1921’de yerleşip, 9 Eylül’de Polatlı, Karapınar Köyü’ne geçene kadar karargah olarak kullandıkları ve Sakarya Savaşı’nı planladıkları Alagöz Karargah Müzesi’ne geçilecek.  Bu ziyaretin ardından karayolu ile Polatlı’ya gidecek olan misafirler öğle yemeğinin ardından Duatepe Anıtı’nı ziyaret edecekler.

10 Eylül 1921 tarihinde başlayan Türk karşı hücumunda kanlı çarpışmalar sonucunda, 15. Tümen’in 38. Alayı ve 1. Tümen’in bir kısım birlikleri tarafından ilk ele geçen bu tarihi tepeye yapılacak ziyaretin ardından gezi, Koç Holding ve Tüpraş sponsorluğunda 2008 yılında yapılan 10 metrelik kaidesiyle birlikte toplam 32 metre yüksekliğindeki Kartaltepe Mehmetçik Anıtı ziyaretiyle devam edecek. Polatlı Belediyesi Tarihi Alanlar Tanıtım Merkezi (POTA) ile  Sakarya Şehitler Anıtı ve Sakarya Şehitliği ziyaretlerinden sonra İstiklal Treni ile Eskişehir’e doğru hareket edilecek. Akşam yemeği özel trende alınacak ve yaklaşık 2,5 saatlik yolculuğun ardından varılacak Eskişehir Tren İstasyonu’nda inilip, Kurtuluş Savaşı’nda demiryollarından sorumlu komutan, TCDD’nin kurucusu ve ilk Genel Müdürü Behiç Erkin’in mezarı ziyaret edilecek ve sonrasında Afyon Ali Çetinkaya Tren Garı’na doğru gece yolculuğu başlayacak.

Turun 3. günü Afyon Zafer Anıtı ziyareti ile başlayacak. Ardından Türkiye tarihinin en önemli mekanlarından biri olan Kocatepe’ye geçilecek ve misafirler Kocatepe’den 26 Ağustos 1922 sabahındaki muharebe alanını görüp, anlama fırsatı bulacaklar. Büyük Taarruz’da 57’nci Tümen Komutanı olan Albay Reşat’ın görevlendirildiği ve taarruz hattının en batısı olan Çiğiltepe’ye ise Kocatepe’den muharebe alanlarının içinden geçerek ulaşılacak. Daha sonra Dumlupınar Şehitliği, Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı ve Zafertepe ziyaretleri gerçekleşecek. Tren ile yaklaşık 1,5 saatlik yolculuğun ardından varılacak Uşak Tren Garı’ndan, esir edilen Yunan Generaller Trikupis ve Digenis’i kabul ettiği eve, Atatürk ve Etnografya Müzesi’ne geçilecek. Ardından İzmir Basmane Tren Garı’na uzanan gece yolculuğu başlayacak.

Turun 4. gününde sabah saatlerinde İzmir Basmane Garı’na varılacak ve İzmir’de ilk ziyaret noktası Atatürk’ün İzmir’in kurtuluşunun altıncı günü, 14 Eylül 1922’de geldiği ve 16 gün kaldığı süre boyunca “Başkomutanlık Karargâhı” olarak kullandığı, yerli ve yabancı birçok devlet adamı ve gazeteciyi ağırladığı Uşakizade Köşkü olacak. Oradan Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın Anıt Mezarı’na ve son günlerini yaşadığı Latife Hanım Köşkü ve Anı Evi’ne geçilecek. Son olarak İzmir Atatürk Evi Müzesi ziyaret edilecek ve gezi İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan İstanbul’a uçuş ile sona erecek.

“Metamorfoz / Metamorphosis” sergisi

“Metamorfoz / Metamorphosis” sergisi

Artkolik, yeni sanat sezonunu kurucusu Nazlı Keçili’nin sanat danışmanlığını üstlendiği ve genç sanatçıların üretimlerinden oluşan “Metamorfoz / Metamorphosis” adlı karma sergi ile açıyor. Serginin kürasyonu Karolin Kuyumcuyan Guichard tarafından gerçekleştirilirken, sergi tarihi dokuya sahip Maison Tomtom’da 22 Eylül – 5 Kasım 2021 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.

Sanatın dönüştürme biçimlerini ele alan sergide Betül Kotil, Esk Reyn, Göktuğ Güngör, İlayda Ar, Özge Kul, ve Sefa Çakır çalışmalarıyla birlikte yer alıyor. Sergide yer alan çalışmalar her şeyin değiştiğinin ama hiç bir şeyin yok olmadığının, maddenin, tekniğin, düşüncenin, zamanın ve hatta sanatçının eseriyle olan ilişkisinde nasıl evirilip yol aldığının somut bir örneğini izleyiciye göstermeyi hedefliyor. Eski tarihlerde Papaz’a ait ev olarak kullanılan Maison Tomtom’un sergi mekanı olarak seçilmesi izleyicinin sergi temasıyla bağlantılı olarak geçmişten bugüne geçirdiği dönüşümü keşfetmelerine olanak sağlıyor. Eserler Karolin Guichard tarafından 1850’lerde inşa edilmiş olan binanın katları boyunca yerleştiriliyor ve sergi ziyareti lobiden başlayarak katlar, merdivenler boyunca sürerek tarihi yarımada manzaralı teras katında son bulunuyor.

Altın Koza Ödülleri sahiplerini buldu

Altın Koza Ödülleri sahiplerini buldu

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından 28’incisi düzenlenen Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde ‘En İyi Film Ödülü’nü Ahmet Necdet Çopur’un yönettiği Yaramaz Çocuklar filmi aldı. ‘’En İyi Kadın Oyuncu’’ Ödülü’nü Koridor filmindeki performanslarıyla Emel Göksu ve Ayşe Demirel paylaşırken, ‘’En İyi Erkek Oyuncu’’ Ödülü’nü Cemil Şov filmindeki performansıyla Ozan Çelik aldı.

‘’En İyi Film’’ Ödülü’nü Yaramaz Çocuklar filmi ekibine; jüri üyeleri Tilbe Saran, Güven Kıraç, Feridun Düzağaç, Kıvanç Sezer, Seray Şahiner, Meryem Yavuz ve Adana Valisi Süleyman Elban birlikte verdi.

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda verilen ödüller ise şöyle:

En İyi Film Ödülü: Yaramaz Çocuklar – Yönetmen: Ahmet Necdet Çupur

En İyi Yönetmen Ödülü: Bir Nefes Daha – Yönetmen: Nisan Dağ

Yılmaz Güney Ödülü: Zin ve Ali’nin Hikayesi – Yönetmen: Mehmet Ali Konar

En İyi Kadın Oyuncu Ödülü:  Emel Göksu – Ayşe Demirel – Koridor

En İyi Erkek Oyuncu Ödülü: Ozan Çelik – Cemil Şov

Adana İzleyici Ödülü: Sen Ben Lenin – Yönetmen: Tufan Taştan

Kadir Beycioğlu Jüri Özel Ödülü: Dermansız – Yönetmen:

En İyi Senaryo Ödülü: Bir Nefes Daha –  Yönetmen: Nisan Dağ

En İyi Müzik Ödülü: Taner Yücel – Cemil Şov

En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü: Koridor- İlker Berke

En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü: Koridor – Ö. Devrim Ünal

Ayhan Ergürsel En İyi Kurgu Ödülü: Yaramaz Çocuklar – Mathilde Van De Moortel & Elif Uluengin & Nicolas Suburlatı

Yardımcı Rolde En İyi Kadın Ödülü: Lacivert Gece – Aslı Bankoğlu

Yardımcı Rolde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü: Bir Nefes Daha – Eren Çiğdem

Özel Mansiyon Ödülü: Yaramaz Çocuklar Yönetmen: Zeynep Çupur

Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülü: Bir Nefes Daha – Oktay Çubuk

Türkan Şoray Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü: Bir Nefes Daha  – Hayal Köseoğlu

SİYAD ‘Cüneyt Cebenoyan’ En İyi Film Ödülü: Zin ve Ali’nin Hikayesi Yönetmen: Mehmet Ali Konar

Film-Yön En İyi Yönetmen Ödülü: Bir Nefes Daha Yönetmen: Nisan Dağ

ULUSAL ÖĞRENCİ FİLMLERİ YARIŞMASI

En İyi Belgesel: Kış- Yönetmen Berrin Öz

En İyi Canlandırma Film: Sudan Çıkmış Balık – Yönetmen Nur Özkaya

En İyi Deneysel Film: Sürgünde Bir Yıl – Yönetmez Malaz Usta

En İyi Kurmaca Film: Mesafeler – Yönetmen Efe Subaşı

Jüri Özel Ödülü: Yoksul Adamlar Nasıl Ölür? – Yönetmen Serkan Kaçmaz

En İyi Film: Arasta – Yönetmen Hüseyin Baltacı ve Mutlu Kahya

ULUSLARARASI ÖĞRENCİ FİLMLERİ YARIŞMASI

En iyi film: TAPINAK – Yönetmen Murat Uğurlu

Jüri özel ödülü: AMAYI – Yönetmen Subarna Das

Tuğçe Eyilik “YAŞAMI SANATLA YORUMLUYORUM”

Tuğçe Eyilik “YAŞAMI SANATLA YORUMLUYORUM”

Hayallerini gerçeğe dönüştürmek kendini yenileme yöntemlerinden…  O’nun için hayalini gerçekleştirmek için gerekli cesareti gösterebilmek en önemli hayat deneyimi. Bon Objet bunlardan tasarımla ilgili olanı.  Bale sanatı vazgeçemediği diğer gerçeğe dönüştürdüğü hem hayali, hem mesleği…  Pause Dergi’nin bu ayki kapak konuğu; sevgili dostum Tuğçe Eyilik Vardar… Uluslararası siyasi bilimler mezunu,  üzerine Radyo televizyonculuk okumuş ve bütün bunlara ek olarak marka tasarımı… Kendi deyimiyle Bon Objet aslında yaşadıklarının bir yansıması. Aldığı eğitimlere bakıldığında; yarın bir gün siyasette görmek politikada başarılarına şahit olmak bence uzak değil… Yaşamını sanatla yorumlayıp hayata aktarmakta iddialı bir isim olan sevgili dostum Tuğçe Eyilik Vardar ile sizler için sıcacık samimi bir söyleşi gerçekleştirdik. Keyifli Okumalar…

Konservatuarda bale eğitimi, İsviçre’de uluslararası İlişkiler ve siyasi bilimler okuyup, yüksek lisans olarak da Miami’de Radyo Tv, İletişim ve Reklam Tasarımı okumak… İçimden gelen ilk soru şu; siyasete girmeyi düşünüyor musun? 

Evet. Oldukça kalabalık karmaşık ve birbirinden farklı yönlerdeki eğitimim biraz anlatırken beni de zorluyor… Aslında Eğitimime Bale gibi aslında bedensel, ruhsal olan ve zihinsel iş birlikteliğinin olduğu zor bir dal diyebiliriz özellikle ülkemizde.. Pembe tütüler değil de çok yoğun ve emek isteyen disiplinli antrenmanları ile sanatla birleştirilmesi ve beden dili ile anlatılan bir sanat dalı.  Bu detayı vermemdeki sebep ülkemizdeki kısıtlı imkânlar beni yurtdışında eğitim almaya yönlendirmesi. Mesleki sanatsal bir okul geçmişi ile pek fazla seçiminiz kalmıyor ancak Politika ile dünyayı tanımak kültür ve sistemlerini anlamak çok kuvvetli bir bilgi birikimi sağladığından etkilendiğim bir dal olmuştu.  Ülkemizin Jeopolitik konumu ve hiç bitmeyen hareketli Politikası beni hep etkilemiş ve yurt dışı yaşantım ise buna daha da ilgili kalmamı sağladığından düşünmemiş değilim. Ancak bir zamanı var ise bir gün elbet olabilir, fakat şimdilik çok ilgi alanımda olduğunu söyleyemiyor ve buna vakitte olacağını pek düşünmüyorum. Yeni jenerasyon da  umudum yüksek..

Tuğçe Eyilik

Bu kadar dolu olduğun için bir hanım olarak sizi siyasette görmek isterdim… Ve Bon Obejt’e nasıl karar verdiniz?

İlk kurduğum iş ile marka tasarım ve tanıtım üzerine olan şirketim; Trend Tiger ile 2002 senesinden birçok markaya hizmet verdik. Kurumsal kimlik, isim, logo, reklam ve iletişimi ile entegre bir hizmet vermekle beraber yaratıcılık ve onu hayata geçirirken markanın tüm detayları üç boyutlu bir hale getiriyorduk. Bu da ürün ya da kurumun ambalaj tasarımından mekân tasarımına kadar aktarıldığında gerek endüstriyel tasarım gerekse mimari boyutlara aktarılan bir süreçten oluşuyor. Tabii ki bu süreçler en keyif alıp en yaratıcı anların hayata aktarılması ve markanın doğru yansıtılarak ortaya konulmasını sağlıyor. İşte en keyif aldığım bu süreç ise her zaman ilgimi çeken yaratıcılığın devreye girdiği mobilya yada bir objenin tasarlanması ve hayata geçirilmesiydi.. Ajans hizmetinde bir markanın oluşumuna kadar hayal satıyorsunuz. Ancak; bu bir obje olunca elle tutulur ürün, maliyeti belli olan ve hayalin gerçek hali ile sunulup satılmasının heyecan verici olduğunu gördüm. Firmalara yıllardır anlattığım markalaşma ve marka olma felsefesini artık onlara kendi özel ilgi alanımda iş olarak yapmak, kendi markam Bon Objet mobilya tasarımlarımı hayata geçirmek ve marka olama yolunda bunu deneyimlemek isteyişimdir. Yıllarca Kendi evim ve etrafımdaki dost ve arkadaşlarıma hobi gibi tasarladığım mobilyalarımı, bir Marka altında beğeniye sunmak istedim. Aslında gene de kolay olmayan bir sürece girmiş oldum. Ancak kendim bu konuya nasıl geçiş yapacağımı bilmiyordum. Aslında biraz ilginç şeylerde yaşadım…

 Ne gibi ilginç şeyler yaşadınız?

İş hayatıma devam ederken hayranı olduğum Karim Rashid ( Dünya çapında Mısır kökenli Endüstriyel tasarımcı ) ülkemize geldi. Seminerde tasarım anlayışını, yaptıklarını aktardığında içimde zaten Bon Objet doğmuştu. Ancak ne zaman ve nasıl yapacağımı hiç düşünemiyordum. Bu arada tabii ki birçok yerli yabancı tasarımcıları mimarları tutkuyla beğeniyor ve takip ediyorum. Beraberinde yine ilginç bir süreç; üç dört yıl hazırlanmak ve alaylı üniversitesi olarak adlandırdığım mobilya ustalarımın mekânlarında hayallerimi, tasarımlarımı nasıl yapabilirim, ergonomik mi, estetik açıdan ve teknik açıdan oluru var mı ya da oldurtabilir miyim diye aldığım çeşitli seçmeli dersler tadında geçti diyebiliriz.. Bu adımı ilk attığımda çok temkinli davrandım, tepkilere bakmak istedim. Mağaza ya da ev dekorasyon daha sonraki adımlar olarak düşündüm. Ve gerçekten de ilk koyduğum ürünlerim değerli mağazalar ile başlayıp ilerledi bugün Harvey Nichols ve Brandroom’ da yer alan ürünlerim gerekli ilgiyi görmeye başladı. Instagram mecrası da beni ayrıca tetikledi oradan aldığım beğeni ve yorumlar mutlu edici. Ve Bugün ayrıca Bon Objet olarak hayalini kurmama vesile olan kişi Karim Rashid İn İtaliCa Floor – yer ve duvar fayans üreticisi Türkiye temsilciliğini de yapmaktayız.Tuğçe Eyilik

Kendini mesleki anlamda nasıl yeniliyorsunuz?

Bu arada vakit buldukça sanat tarihi ve hatta mobilya tarihi gibi kursların yanı sıra mimari deklarasyon sertifika programlarına katılıyorum. Sanırım hayalimi gerçekleştirmek için gerekli cesareti gösterebilmek en önemli deneyimim oldu. Tasarım her zaman  okumakla  değil de gerçekten içinden gelen durdurulamaz bir duygu ve olgu.. Gerçek bir deneyimcisiyim. Böyle yenileniyorum.

İşinde en çok neye dikkat ediyorsunuz?

Bon Objet Lux Mobilya tasarım ve iç mimari Dekorasyon üzerine kuruldu.  ‘’Çıkış noktam’’. Mobilya tasarım ve üretim olunca işler çok detaylı titizlik ve yaratıcılığın en ön planda olması gerekliliğini oluşturuyor. Ve bunların yanı sıra bu kadar geriden gelip; dünya ve özellikle Türkiye piyasasında yerimizi alabilmek için ene dikkat edip çalıştığımız nokta kalite ve fiyat dengesi. Hayal etmek kolay olabilir belki ama onu iyi bir kalitede yapıp sunmak en önemli işlerden biri. Ayrıca çok çok önemsediğim bir ayrıcalığımız da her müşteriye kendi evimmiş gibi ilgi ve alaka ile çalışmak. Kolay olmasa da bu yüzden kısa sürede ivme kazandığımızı düşünüyorum.. Daha da yapacak ve gidecek çok yolumuz var…

Tuğçe Eyilik

Nasıl bir tarzınız var ya da tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bon Objet mobilya tasarımlarının genel bir konsepti ve felsefesi var diyebilirim. Eski ile yeniyi harmanlayan mobilyanın baskın olduğu 18. yüzyıl Louise döneminden kapitone ve ahşap detayları. Ve en önemlisi mobilyanın kullanışlı olmasının yanı sıra fonksiyonel olması yani birden fazla işe yaraması özellikleri arasında… Obje kullanılışı ve kalıcı olacaksa bu detaylar çok önemsediğim, yaratıcılığın da eklendiği bölümleri… Dolayısı ile hazırlanan koleksiyonların hepsinde tanıdık mobilya tatlarının modernize olması ve fonksiyonel olmaları Bon Objet’yi yansıtıyor. Ancak koleksiyon renk ve dönemin trendlerini modasını kendi yorumu ile yansıtmalı.

Üretime gelince; Bon Objet de Mobilya olarak tüm ürünlerimizin tasarımları bana ait olduğunu söylemeliyim. Tabi ki; ev dekorasyonu yaparken müşterinin kendi istekleri için de hizmet verebiliyoruz. Ama; mağazalarda ve Showroomda kendi tasarım ürünlerimizden oluşuyor. Üretimde, atölyelerde çalışmaya bayılıyorum!  Diğer işimde de grafikerlerle sürekli yan yana çalışır ve kara kalem elimde detayları çizmek en sevdiğim işlerimdendir..

Tabii ki burada daha da eğlenceli üç boyut işin içinde makineler, kumaşlar devrede ve çok keyif aldığım şeyler. Hayal ettikleriniz ancak ustalarla ve ürünün nasıl şekil aldığını öğrenmek ve görmekle gerçekleşebilir. Sevdiğin işi yapınca tüm detaylarda bulunmak keyif veriyor.

Tuğçe Eyilik

Şehir planlamacısı değilsiniz ama yine de sormak isterim;  şehirlerin tasarımını beğeniyor musunuz? Mesela İstanbul ya da Bodrum… Elinizde olsa neler yapmak isterdiniz? Şehirlerin tasarımlarına baktığınızda ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda yıllar önce bir çalışma hazırlamıştım. ‘’Sokak OBJELERİ ‘’ adı altında şehrimizi güzelleştirmek tarihi dokusuna uygun tüm sokak objelerini güzelleştirmek için çalıştığım hazırladığım bir projeydi. Bunlar çöp kutularından sokak aydınlatmalarına ve dinlence banklarına kadar detaylı tasarım ve çalışma. Şehirlerin kalıcı güzellikleri için çok önemli ve değerli. Hayata geçirmeyi çok isterdim. Tıpkı Londra İspanya ve İtalya’da olduğu gibi…. Kentsel dönüşümler yapılırken bu detaylarda gerekli önem ve ilgi verilmesi umudum…

En güzel tasarlanmış şehir sizce hangisi?

Viyana…

Günümüz tasarımlarını eski ile karşılaştırdığınızda en çok neyin etkili olduğunuz düşünüyorsunuz?

Ülkemizde birden fazla bakış açısı ve talep şekilleri var.  Anacak; bize gelen müşteri portföyü artık sadece yabancı marklar değil yerli bir üretimde dünya trendleri, tasarım ve kaliteyi bulabiliyor olması. Birde ürünün arkasında durmak her zaman iletişimde olabilmek yakın ilgi butik hizmet etkili oluyor diyebiliriz.

Tuğçe Eyilik

Türk halkının hayal gücünü, zevkini nasıl buluyorsunuz?

Ev dekorasyonu herkese göre değişen bir konu. Zaten öyle de olmalı. Bir insanın hayatının en önemli ve uzun yaşadığı alan genelde kendi evidir. Bu ev “yuva” oldukça değerli bir alandır. Bana göre evler ve yaşadıkları alanlar insanların kendilerini iyi hissettiren en konforlu alanlar olmalı ve en önemlisi onların yaşayanların kimliğini karakterlerini yansıtmalı. Buna biraz da günümüzün trendleri ekseninde oluşturduğumuzda güzel bir sonuç elde edebiliyorsunuz.

Kendinize vakit ayırdığınızda neler yaparsınız?

Kendime vakit ayırmak tam olamasa da beynimde biraz vakit ayırıyorum ;))  Şaka bir yana Aile olmak ve ailem benim için çok değerli onlarla yaptığımız her şey kendime ayırdığım vakitler… Gerçekten yoğun bir tempo arasında hem kendime hem işime  ayırdığım  bir konu da Mimar Sinan’a bağlı bir iç  mimarı ve tasarım sertifika programı çok keyifle katılıyorum umarım sonuçları da keyifli olur.. Bir çılgın hobi gibi iş olarak bale eğitmenliği yapmak. Haftada bir de olsa minik balerinalara ders vermek hem beden hem ruhsal aktivite ve büyük bir keyif.

Hayal kurar mısınız?

Hayallerim o kadar çok ki… sanırım Bon Objet bunlardan bir tanesi ve gerçek olmaya başladığı için çok mutluyum.. Yaratıcılık içimde olduğu sürece çocukluk hayallerim de devam edecek gibi ama hayat kısa ne kadarı yetişir bilinmez…

İnsülin direncinde bu üçlüye dikkat!

İnsülin direncinde bu üçlüye dikkat!

Sık sık acıkıyor musunuz? Açlığa karşı tahammülsüz müsünüz? Karbonhidratlı gıdalara, özellikle tatlılara düşkünlüğünüz var mı? Yemekten sonra aniden uyku bastırıyor mu? Gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda yeme ihtiyacı duyuyor musunuz? Bu belirtiler size tanıdık geliyorsa, dikkat! Sorununuzun nedeni; ülkemizde her 3 kişiden birinde görülen ve diyabet hastalığının ilk adımı olan ‘insülin direnci’ olabilir!

Pankreastan salgılanan bir hormon olan insülinin görevi, kandaki şeker moleküllerinin hücre içine girmesini, böylece hücreler tarafından ‘yakıt’ olarak kullanılmasını sağlamak. Kısaca, hücrelerin şeker moleküllerini içeri alan kapısının ‘anahtarı’ gibi düşünebiliriz insülini. İnsülin kandaki şeker miktarına göre salgılanıyor. Örneğin salatalık yediğimizde kan şekerinde 1 birim yükselme olursa, vücut hemen 1 birim insülin salgılıyor, baklava yediğimizde kan şekeri 20 birim yükseliyorsa 20 birim insülin salgısı oluyor.  Ülkemizde her 3 kişiden birinin sorunu olan insülin direnci; vücuttaki şekeri düzenleyen insülinin görevini yerine getirmekte güçlük çekmesi olarak tanımlanabilir.

Acıbadem Dr. Şinasi an (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler

İnsülin direnci geliştiğinde, hücreler ile kandaki şeker molekülleri arasına adeta bir duvar örülüyor. Bunun sonucunda, örneğin 10 birim şeker düzeyi artışına normalde yeterli gelecek olan 10 birim insülin, önündeki metabolik engeli bu düzeylerde aşamıyor ve kan şekerinin hücre içine girmesinde yeterli gelemiyor. Bu durumda vücut, şekeri yeterli miktarda hücre içine sokabilmek için 10 birim yerine 20 birim veya daha fazla insülin salgılamaya başlıyor.  Özellikle genetik olarak diyabet riski taşıyanlarda, yıllar içinde sürekli fazla insülin salgılayan pankreas bezinin rezervleri azalınca ve bir gün gelip önündeki duvarı aşacak kadar çok insülin salgılayamadığında ‘diyabet’ gelişiyor.

İnsülin direncine yol açan etkenlerin başında ise genetik yatkınlık geliyor, yani ailede diyabet öyküsü olması çok önemli bir risk faktörü. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, aile öyküsüne hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme, uyku düzensizliği gibi çeşitli faktörler de eşlik ettiğinde insülin direncinin geliştiğini belirterek, “Vücutta artan insülin özellikle sık acıkma, açlığa tahammülsüzlük, karbonhidratlı gıdalara düşkünlük, hatta bazı hastalarda gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda tüketme gibi iştah bozukluklarına yol açıyor. Bu yeme bozuklukları zamanla kilo alımıyla ve insülin direncinin artmasıyla sonuçlanabiliyor” diyor.  Peki, insülin direncini kırmak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, insülin direncinin önlenmesi ve tedavisi için 10 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Egzersiz yapın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Hareket, hücrelerin şeker kullanımını kolaylaştıran ve daha az insülinin şeker metabolizmasının düzenlenmesinde yeterli olmasını sağlayan en önemli faktördür” diyerek, şöyle devam ediyor: “Her tür spor yapılabilir. Her gün 30 dakika veya haftada 3 kez, 50 dakikalık yürüyüş yapılabileceği gibi; yüzme, salon sporları, bisiklete binmek, hatta dans etmek bile insülin direnciyle mücadelede son derece faydalı olacaktır.”

Unlu gıdaları azaltın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, karbonhidratlı yiyeceklerin kan şekerini daha fazla yükseltme potansiyeline, dolayısıyla insülin salgısını daha fazla uyarma yeteneğine sahip olduklarını belirterek, “Karbonhidratlı yiyecekler; kan şekeri kontrolünü zaten normalden fazla insülinle yapabilen insülin direnci hastalarında hem insülin salgısının daha da artmasına, hem kilo alımına hem de pankreas rezervinin daha hızlı tükenmesine yol açarlar” uyarısında bulunuyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, bu nedenle diyetteki karbonhidrat miktarının mutlaka azaltılması gerektiğine dikkat çekerek, “Rafine karbonhidratlar, yani unlu ve şekerli gıdalar yerine meyve ve sebze gibi doğal ama lifli karbonhidrat türleri tercih edilmelidir” diyor.

Atıştırmalıklara dikkat!

Yakın zamana kadar 3 ara ve 3 ana öğün olmak üzere sık sık beslenmek önerilirken, son birkaç yıldır ‘aralıklı oruç’ adı verilen ve ara öğün içermeyen beslenme şekilleri popüler oldu. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Ara öğün alması gereken bir grup hasta dışında, aralıklı oruç insülin salgısının daha az uyarılmasına yol açtığı için tercih edilebilir” diyerek,  şu önemli noktaya dikkat çekiyor: “Ancak günde 3 ana öğün yerine 2 öğün yenilmesi, arada acıkmaya ve atıştırmalara neden olabilir. İnsülin direncini artıran, kilo almayı kolaylaştıran en büyük beslenme hatası, atıştırmalardır. Bu nedenle hangi beslenme şekli seçilecekse seçilsin, sağlıklı öğünler şeklinde olmalı ve aralarda abur cubur adını verdiğimiz gıdalar en aza indirilmelidir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Meyveleri sınırlayın

Meyveler doğal ve lif içeren sağlıklı karbonhidratlar arasında yer alıyorlar. Ancak meyve şekeri de insülin salgısını çok uyarıyor ve aşırı meyve tüketimi hem kilo aldırıyor hem de insülin direncini artırıyor.  Bu nedenle bir seferde bir porsiyon meyve tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Günün farklı saatlerinde toplam 3 porsiyon meyve tüketebilirsiniz. Bir porsiyon meyveyi, kabaca tabağa koyduğunuzda; 1 adet orta boy elma hacminde yer kaplayan meyve miktarı diye tanımlayabiliriz. Yani, 1 elma veya 1 portakal veya 1 armut veya 3 kayısı gibi. Meyveyi bir seferde bu miktarı aşmayacak şekilde tüketmeye özen gösterin.

Bal-reçel-pekmez üçlüsünü azaltın

Çok sağlıklı bir besin olan doğal balın yanı sıra reçel ve pekmez de; çok yoğun, dile değer değmez emilmeye başlayan ve kanda hızla yükselen şeker içeriyorlar. Üstelik bu besinleri genellikle sabah tüketiyoruz, yani midemiz boş iken. Dolayısıyla emilimleri daha da hızlanıyor. Aynı hızda da pankreası uyararak insülin salgısını artırıyorlar. Bu nedenle insülin direnciniz varsa, bu gıdaların tüketimini çok azaltmanız gerekiyor.

Şekerli içeceklerden uzak durun

Gazlı içecekler, buzlu çay türevleri ve limonata gibi içecekler yoğun ve hemen kana karışan şeker içeriyorlar. Bu nedenle insülin salgısını da hızla ve güçlü bir şekilde uyarıyorlar.

Meyve suyu yerine meyve tüketin

Bir bardak meyve suyunda 3-4 porsiyon meyvenin şekeri posasından ayrılmış halde yer alıyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Taze sıkılmış olsa bile bir bardak meyve suyu hem bir seferde ‘en fazla bir porsiyon yemeliyiz’  dediğimiz meyvelerin ortalama 3-4 porsiyonu kadar şeker içeriyor, hem de bu meyvenin şekeri posasız olduğu için çok hızla emilerek insülin salgısını çok hızlı artırıyor” diyor. Meyveler posasıyla yenildiğinde ise posa şeker emilimini yavaşlatıyor.  Bu yüzden vitaminleri meyve suyu ile değil, meyvenin kendisini tüketerek almayı alışkanlık haline getirin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tatlıyı aç karnına yemeyin!

Şekerli ve karbonhidratlı gıdalar midemiz boş iken yenildiklerinde içerdikleri şeker hızla emiliyor ve kan şekerini daha hızlı yükseltiyorlar. Bir o kadar hızda da insülin salgısını uyarıyorlar. Bu tür gıdaları mümkün olduğunca az yemeyi ve asla aç karnına tüketmemeyi kural olarak benimsemelisiniz.

Bu besinler öğünlerinizden eksik olmasın

Süt ve süt ürünleri (yoğurt, ayran, kefir ve peynir) yeşil sebzeler ve salatalar, karbonhidrat ile şeker içeren gıdalarla aynı anda yenildikleri zaman şeker emilimini yavaşlatıyorlar. Bu nedenle meyvenin yanında yoğurt, simidin yanında ayran veya peynir, patatesin yanında yoğurt ve yeşil salata tüketmeniz, bu besinlerin şeker emilim hızını dengeleyerek insülin salgısının daha az uyarılmasını sağlayacaktır.

Uykunuza dikkat edin

Uyku bozukluklarının genetik olarak diyabet riski taşımayan kişilerde dahi insülin direncini tetikleyebileceği, hatta diyabet gelişimine yol açabileceği artık biliniyor. Özellikle gece uykusu bu süreçte çok önem taşıyor ve gündüz uyumak gece uykusunun yerini tutamıyor. 24:00-08:00 saatleri arasında düzenli uyku alışkanlığı edinmek, insülin direncine karşı önemli bir rol üstleniyor.

Mabel Matiz Yenikapı’yı salladı 

Mabel Matiz Yenikapı’yı salladı 

Türk pop müziğinin sevilen ismi Mabel Matiz, geçtiğimiz akşam İstanbul’un en sıra dışı konser organizasyonu TİKTAK’la Parket Seyret’te sevenleriyle bir araya geldi.

Kerki Solfej organizasyonuyla gerçekleşen konserin başlangıcını “Mendilimde Kırmızım Var” şarkısıyla yapan Mabel Matiz, sahne enerjisi ile İstanbullulara açık havada unutulmaz bir gece yaşattı.

Şarkıları ve muhteşem yorumlarıyla sevenlerinin gönlünde taht kuran başarılı sanatçı; “Yeniden Yenikapı’da buluşmak güzel ve garip. Arabalı konser konseptinin bir tarzı var, alıştık sanki. Sizin karşınızda kendimi çok mutlu hissediyorum” diyerek gece boyunca birbirinden güzel parçalarını sevenleri ile beraber seslendirdi.