Yazılar

Sanatçıların yorumlarıyla Anadolu bitki mirası

Flora Araştırmaları Derneği’nin Bitki Ressamları Komitesi (BİRET) tarafından hazırlanan “Anadolu’nun Bitki Mirası – Anatolian Plant Legacy” sergisi, SALT Beyoğlu’nda izleyiciyle buluşuyor.

Sergi, 30 ülkenin eşzamanlı katılımıyla gerçekleşen Botanical Art Worldwide 2025 programının Türkiye temsilidir. Program, Amerikan Bitki Ressamları Derneği (ASBA) liderliğinde yürütülmekte olup, botanik illüstrasyonu küresel ölçekte bir bilim ve farkındalık aracı olarak öne çıkarmayı amaçlamaktadır.

47 sanatçıdan 80 eser

Sergide 47 sanatçının özgün çalışmaları yer alıyor. Arpa, buğday, zeytin, üzüm gibi kadim türlerden tıbbi bitkilere, yerel sebze ve meyvelerden aromatik otlara kadar uzanan 80 botanik illüstrasyon; Anadolu’nun binlerce yıllık tarımsal belleğini ve doğayla kurduğu bağı görünür kılıyor.

Ziyaret bilgileri

SALT Beyoğlu – Kitchen Galerisi
16 Mayıs – 10 Ağustos 2025
Her gün 11.00–19.00 / Ücretsiz giriş

Bel ve bacak ağırlarınız sıklaştıysa dikkat!

Modern çağın hareketsiz (sedanter) yaşantısında sinsice ilerleyen omurga kanalı daralması, genellikle 50 yaş üzerinde ortaya çıkarken, son yllarda yanlış yaşam alışkanlıklarının da etkisiyle görülme sıklığı hızla artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu “Hastalığın ilerlemesiyle birlikte kişinin ağrısız yürüyebilme süresi giderek kısalır. Bel ve bacak ağrılarınız sıklaştıysa ve yatak istirahatiyle geçmiyorsa mutlaka beyin ve sinir cerrahına başvurmanız gerekir. Çünkü sinir kayıplarının önlenmesi açısından erken teşhis çok büyük önem taşımaktadır” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu, omurga kanalı darlığına yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Omurga kanalı darlığı ülkemizde son yıllarda hızla yaygınlaşmasına rağmen, hastalıkla ilgili toplumsal farkındalığın düşük olması tanı ve tedavide önemli gecikmelere yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu, tıp dilinde ‘lomber dar kanal’ denilen hastalığın genellikle 50 yaş sonrası ortaya çıktığını, en sık 60-70 yaşları arasında görüldüığünü belirterek “Sokakta yürürken yol kenarında durup, bel ve bacaklarındaki ağrıların geçmesini bekleyen ve bir süre dinlendikten sonra yoluna devam eden insanlara pek çoğumuz rastlamışızdır. Bu tablonun arka planında genellikle “lomber dar kanal” adı verilen omurga kanalı darlığı sorunu yatmaktadır.  Lomber dar kanal; omurganın içinde omurilik ve bacağa giden sinirlerin bulunduğu kanalın, kemik veya bağların kireçlenerek sinire ait alanı işgal etmesi neticesinde sinirlerin sıkışmasına yol açan bir hastalıktır. Bel ağrısından sonra başlayan, tek ya da iki taraflı bacak ağrıları belirtisiyle ortaya çıkan bu hastalık, doğumsal veya yaşlanma ile oluşabilmektedir. Eskiden sıklıkla ileri yaşlarda görülen bu hastalık günümüzde artık genç yaşlarda da görülmektedir” diyor.

Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu

Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu

Yanlış yaşam alışkanlıkları neden olabiliyor!

Yaşa bağlı olarak omurgada kireçlenme gibi dejeneratif değişikliklerin omurga kanalını daraltarak bu hastalığa neden olabildiği gibi, yanlış yaşam alşıkanlıklarının da büyük rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Çavuşoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Pandemi sonrası maalesef uzun süre hareketsiz yaşam tarzı, bel ve karın kaslarının zayıflamasına yol açarken, bel omurgası üzerine binen yükü de artırdığından, omurga kanalı darlığının görülme sıklığı artmıştır. Kilolu olma, ağır kaldırma, ters hareket yapma gibi omurgayı yük altında bırakan etkenler sonucunda fıtıklaşma olmasa bile, zaman içerisinde bel eklemlerinde ve bağ dokularında kalınlaşmaya, kireçlenmeye ve kanal içinde sinirlerin sıkışmasına yol açmaktadır.

Bu belirtilerle kendini gösteriyor!

Omurga kanalı darlığının aralıklı topallama belirtisi verdiğini, özellikle uzun mesafe yürüme sonrasında hastanın bacaklarında karıncalanma ve ağrı hissettiğini belirten Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu, ağrısız yürüyebilme süresinin de giderek kısaldığını söylüyor. Ağrıların sıklaşması ve belirli süreli yatak istirahati ile geçmemesi durumunda mutlaka bir beyin ve sinir cerrahına başvurulması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çavuşoğlu şöyle konuşuyor: “Kanal darlığının yaşlılık ile görülen şeklinde tabloya bel fıtıkları da eklenebilir. Bel fıtığı lomber dar kanal ile birleştiğinde daha fazla şikâyete neden olur ve ameliyatı erkene çekebilir. Bu nedenle bel ağrısından sonra başlayan, tek veya iki taraflı bacak ağrısı belirtisiyle ortaya çıkan bu hastalıkta erken teşhis normal yaşama bir an önce ve sağlıkla dönebilmek açısından çok önemlidir.”

Çok ciddi sorunlara neden olabiliyor!

Hastalığın tanı ve tedavisinin gecikmesi durumunda ağrı ile birlikte uyuşma, ağrının yayıldığı bacakta kuvvet kaybı, basının ilerlemesi durumunda ilgili adalelerde felç hatta hastanın idrarını ve dışkısını tutamama gibi sorunların ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu “Beyin cerrahının görevi sinirde kayıplar olmadan önlem almaktır. Hastalık öyküsünün alınması ve fiziki muayenenin ardından çeşitli tetkikler istenebilir. Genellikle bel bölgesinde görülen ama sırt ve boyunda da etkili olabilen bu hastalığın teşhisinde MR altın standarttır. Ağrıya neden olan durumun lomber kanal darlığı olduğu tespit edildiği takdirde ameliyat planlanır. Cerrahinin amacı, omurga kanalında sinirlerin yer aldığı alanı genişletmektir” diyor.

Ağır ameliyatlar yerine mikrocerrahi tekniği uygulanıyor!

Günümüzde tıp ve teknolojideki hızlı gelişmeler sayesinde ağır ameliyatlar yerine mikrocerrahi tekniği uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu “Son yıllarda minimal invaziv denilen yani dokuya hasarı en az seviyeye indiren yöntemle mevcut şikâyetler giderilmektedir. Mikrocerrahi tekniği ile lomber dar kanal ameliyatlarında alınan sonuçlar son derece yüz güldürücüdür. Bu ameliyat tekniğini yaşlıların çok korktukları diğer ameliyat tekniklerine oranla; kanamanın az olması, kısa sürede sosyal yaşantısına dönüş imkânı sağlaması ve ameliyat konforu nedeni ile özelikle öneriyoruz” diyor. Bu ameliyat sayesinde korse takılması ve vida konması gibi hastaya ek külfet getirecek riskli ameliyat tekniklerinden kaçınılmış olunduğunu belirten Prof. Dr. Çavuşoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Kanal darlığının durumuna göre 2-4 saat süren bu ameliyattan 3 saat sonra hasta yürütülür. İstenildiği takdirde hasta ameliyattan 5 saat sonra taburcu dahi olabilir. Dikiş yoktur, 2 gün sonra pansuman çıkarılıp banyo yapılabilir. Ameliyat sonrası hastanın oturması yürümesi, merdiven inip çıkması serbesttir ancak hastalarımıza iki hafta süresince her seferinde 20 dakikadan uzun oturmamalarını önermekteyiz. Ameliyattan 15 gün sonra da jimnastik programı başlanır. “

Hamilelikte enfeksiyona dikkat!

Hamilelik sürecinde bağışıklık sistemi doğal olarak baskılandığı için grip ve soğuk algınlığından idrar yolu enfeksiyonlarına dek birçok hastalık anne adaylarını daha fazla tehdit ediyor. Bu nedenle bağışıklığın güçlenmesi için bazı önlemler almak her zamankinden daha fazla önem taşıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Lala Aslanova “Hamilelik sürecinde bağışıklık sistemi değişiklik gösterir, akciğer kapasitesi azalır ve kalp daha fazla çalışır. Bu faktörler, viral ve bakteriyel enfeksiyonlara karşı daha hassas hale gelinmesine neden olabilir. Hamilelikte grip, zatürre gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir ve erken doğum riskini artırabilir. Bu nedenle enfeksiyonlara karşı bağışıklığı güçlendirmek çok önemlidir. Özellikle yüksek ateş, kas ve eklem ağrıları, boğaz ağrısı, öksürük, baş ağrısı ya da burun akıntısı/ burun tıkanıklığı varsa mutlaka doktora görünmek gerekir” diyor. Hamilelik döneminde enfeksiyonlardan korunmak için gerekli önlemleri almanın hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıdığını, özellikle doktor önerisi olmadan ağrı kesici, ateş düşürücü veya grip ilaçları kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Aslanova, hamilelikte enfeksiyonlara karşı 8 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Lala Aslanova

Dr. Lala Aslanova

  • Bu besinleri tüketmeye özen gösterin

Hamilelik sürecinde omega-3 yağ asitleri anne adayının bağışıklık sistemini güçlendirirken, vücudu enfeksiyonlara karşı korur. Bu nedenle haftada iki gün balık ve ceviz tüketirken, C vitamini açısından zengin limon ve sivri biber, ayrıca yoğurt, kefir, turşu gibi probiyotik içeriği yüksek besinlere sofranızda mutlaka yer verin. Yumurta, tavuk, kırmızı et ve baklagiller de çok zengin protein kaynaklarıdır. Bu nedenle hamilelikte mutlaka tüketilmelidir. Kuruyemişler, ıspanak ve mercimek gibi çinko ve demir içeren besinler de anne adaylarının bağışıklığını güçlendirmede büyük önem taşır.

  • Bol sıvı tüketin

Hamilelikte yeterli sıvı tüketilmesi özellikle de her gün düzenli ve yeterli miktarda su içilmesi hem anne hem de bebeğin sağlığı için kritik önem taşır. Bu nedenle her gün en az 2 litre su içmeye özen gösterin. Yeterli su tüketilmemesi idrar yolu enfeksiyonlarından kabızlık ve ödeme hatta erken doğum riskine dek bir çok önemli soruna yol açabilir. Günlük yeterli su tüketilmesi, vücudunuzu enfeksiyonlara karşı daha dirençli hale getirmeniz için de son derece önemlidir.

  • El hijyenine dikkat edin!

Ellerinizi gün içerisinde sık sık yıkayın, gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza sürmemeye çalışın. Sabun ve suyla en az 20 saniye ellerinizi yıkamak, virüslerin bulaşmasını önler. Ayrıca dışarıdan geldikten sonra, yemek hazırlamadan ve yemek yedikten sonra, tuvaletin ardından da ellerinizi mutlaka doğru bir şekilde yıkayarak temizleyin. Gün içerisinde su ve sabuna ulaşma imkanı olmadığı durumlarda, özellikle kamuya açık alanlarda eşyalarla ya da yüzeylerle temas ettikten sonra en az yüzde 60 alkol içeren, güvenirliğinden emin olduğunuz bir el dezenfektanı kullanın.

  • Yeterli ve kaliteli uyuyun!

Hamilelikte anne adayları çeşitli sorunlardan dolayı yeterince ve kaliteli uyuyamayabiliyor. Ancak yeterli ve kaliteli uyku, bağışıklık sisteminin güçlü olmasını sağlayarak vücudu hastalıklara karşı dirençli hale getiriyor. Uyku sırasında bağışıklık hücreleri yenilendiği ve stres hormonu dengelendiği için anne adayları güne daha zinde başlayabiliyor. Yetersiz ve kalitesiz bir uyku ise bağışıklık sistemini zayıflatırken, enfeksiyonlara karşı yatkınlığı artırıyor. Gün içerisinde anne adayının karamsar ve endişeli bir ruh haline bürünmesine de yol açabiliyor. Bu nedenle her akşam aynı saatte yatağa yatmaya ve her sabah aynı saatte uyanmaya,  karanlık, sessiz, çok sıcak olmayan odada, rahat ettiğiniz pozisyonda uyumaya özen gösterin.

  • Kalabalık ortamlardan kaçının!

Kapalı ve kalabalık ortamlarda hapşırık, öksürük hatta konuşma ile ortama yayılan virüs damlacıkları çok hızlı ve kolay bir şekilde bulaş riski taşıyor. Bağışıklık sistemi hamilelik sürecinde hassas olduğu için kalabalık ortamlarda geçirdiğiniz süre, solunum yolu hastalıklarına yakalanma riskini artırıyor. Bu nedenle toplu taşıma araçları kullanıyorsanız hijyen kurallarına dikkat etmeye, alışveriş merkezlerinden de mümkün olduğunca uzak durmaya dikkat edin. Ayrıca bulunduğunuz ortamı düzenli aralıklarla havalandırmaya özen göstermeniz de sağlıklı bir hamilelik süreci için çok önemlidir.

  • Dengeli ve sağlıklı beslenin

Hamilelikte sağlıklı ve dengeli beslenme bağışıklık sisteminin güçlenmesi açısından çok daha fazla önem taşıyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için bol vitamin ve mineral içeren besinler tüketin. Hamilelikte beslenme hem anne karnında gelişimi devam eden bebeğinizin fiziksel ve zihinsel gelişimi hem de kendi sağlığınız için son derece önem taşıyor. Abur cubur sayılabilecek, besleyici değeri olmayan, şeker deposu besinlerden uzak durarak, mevsim sebze ve meyveleri ile protein, C vitamini, demir ve lif içeriği zengin yiyeceklere yönelin.

  • Hasta kişilerle temastan kaçının

Grip veya soğuk algınlığı olan kişilerle yakın temasta bulunmamaya özen gösterin. Enfeksiyonlar öksürük, hapşırık veya dokunma yoluyla çok kolay bulaşabiliyor ve hamilelik sürecinde bağışıklık sistemi daha zayıf olduğu için anne adayının çok daha kolay hasta olmasına neden olarak bebeğin de sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle hasta bir kişi ile mümkün olduğunca yakın temasta bulunmayın, eğer bir arada bulunmak zorunda kalırsanız mutlaka maskenizi takın, ellerinizi sık sık yıkayın ve mesafenizi korumaya çok özen gösterin.

  • Maske takmayı ihmal etmeyin

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Lala Aslanova “Özellikle kalabalık alanlarda bulunmak zorundaysanız maske takarak solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonlardan korunabilirsiniz. Hamilelikte bağışıklık sistemi daha hassas olduğu ve hastalıklar daha kolay bulaşıp ağır seyredebildiği için, gerekirse maske kullanarak enfeksiyonların bulaşma riskini azaltabilir, bebeğinizi ve kendi sağlığınızı koruyabilirsiniz” diyor.

Cengiz İmren “Acıyı Sevmek”

Yaptığı şarkılarla gönüllerde taht kuran Cengiz İmren, “Acıyı Sevmek” isimli şarkıyı yeniden yorumladı. Cengiz İmren, yılın cover şarkısı olarak nitelendirdiği çalışmasını Hayrettin Güneş yönetmenliğinde Ankara’da kliplendirdi. Almanya’dan gelen özel bir ekiple çekimleri bir günde tamamlanan klip’te cast kullanmayan sanatçı, kendine has tarzıyla muhteşem görüntüler ortaya çıkardı. Montaj aşamasına geçilen klip 30 Mayıs’ta Grand Müzik etiketiyle tüm dijital platformlar da yerini almak için gün saymaya başladı.

ŞOK Marketler’in 2025 yılının ilk çeyrek cirosu 54 milyar TL’ye ulaştı

ŞOK Marketler, 2025 yılının ilk çeyreğinde istikrarlı büyümesini sürdürdü. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamaya göre 2025 yılının ilk üç ayında ŞOK Marketler net satış gelirlerini geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak yüzde 5 artırarak 54 milyar TL’ye ulaştırdı. Mağaza sayısını 11 bin 18’e çıkaran şirket, ülke ekonomisine katkıda bulunmaya devam ediyor.

Tarladan Sofraya Doğru Tarım projesiyle yerli üreticiye katkı sağlanıyor

Yerli üreticiye verdiği destekle öne çıkan ŞOK Marketler, bu dönemde “Tarladan Sofraya” yaklaşımını ŞOK’un özel markası olan Lio Zeytin ile sürdürdü. Sofralık zeytin kalitesinin yüksek olduğu Manisa’nın Akhisar ve Bursa’nın Gemlik bölgelerinin verimli zeytin bahçelerinden toplanan zeytinler doğal fermentasyon işlemine tabi tutuluyor. Üretimin her aşamasında kontrol edilerek el değmeden paketlenip raflarla buluşuyor. Hem kaliteli ürünü tüketiciye uygun fiyata sunan hem de yerli üreticiyi destekleyen model ile ŞOK Marketler sürdürülebilir tarım ve yerel kalkınmaya katkı sağlamaya devam etti.

“ŞOK’ta Ben de Varım” ile kadınlara destek

ŞOK Marketler “ŞOK’ta Ben de Varım” projesiyle kadın kooperatiflerinin ürettiği el emeği ürünleri mağazalarında müşterilerle buluşturmayı sürdürüyor. Proje ile kadınların üretime katılımı desteklenerek ekonomik ve sosyal olarak güçlenmeleri hedefleniyor.

“Her ülkeye süt ürünleri satabilecek güce sahibiz”

Teksüt, bölgenin en önemli gıda fuarları içerisinde yer alan Saudi Food Show 2025’e katıldı. Teksüt Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mert Özmen ticaret ekosistemini geliştirmek, ilişki ağını genişletmek; yeni müşteri, distribütör ve hizmet sağlayıcılarla bir araya gelerek ihracattan elde edilen payı artırmak için yurtdışındaki etkinliklere katıldıklarını paylaştı.

Teksüt, Riyad Front Sergi ve Konferans Merkezi’nde düzenlenecek olan etkinlikte yeni anlaşmalar ve iş birlikleri sayesinde ihracat hacmini artırmayı hedefliyor. Saudi Food Show üreticileri, distribütörleri, hizmet sağlayıcıları birbirine bağlayan üst düzey bir iş platformu olarak görülüyor.

ettiklerini söyledi.  Türkiye’nin dünyadaki her ülkeye süt ürünleri ihraç edebilecek potansiyele ve güce sahip olduğunu paylaştı. Bölgede Birleşik Arap Emirlikleri, Libya, Kuveyt, Irak, Suudi Arabistan gibi ülkelere ihracat yaptıklarını sözlerine ekleyen Özmen, “Saudi Food Show’a ilk kez katılıyoruz. Daha önce bölgede farklı fuarlara katılmış, dağıtım kanallarıyla yaptığımız iş birlikleri ve anlaşmalar sayesinde ticaret hacmimizi artırmıştık. Teksüt kalitesi ve lezzeti bu ülkelerde çok seviliyor ve çok fazla sayıda tüketici tarafından tercih ediliyor. Bu yıl da ürünlerimizi tanıtarak yeni yerleri ihracat ağımıza eklemeyi hedefliyoruz. Anadolu’nun geleneksel lezzetlerinin yanı sıra yenilikçi ürünlerimizi de beğenilere sunuyoruz. Hem iş ağımızı hem de ilişki gücümüzü artırıyoruz” dedi.

 İş ağımızı genişletiyoruz

Uzun yıllardır ihracat yapan bir kuruluş olduklarını hatırlatan Mert Özmen, “Son beş yılda bu konuda daha güçlü adımlar atıyoruz. Şu an 43 ülkede ürünlerimiz tüketiliyor. Bu çerçevede ihracat hedefimiz ciromuzun yüzde 15’ine ulaştırmak.  Bu etkinlikler kapsamında sektör liderleriyle doğrudan temas kuruyoruz. Sektörün geleceğini belirleyen trendler ve stratejiler hakkında yeni bilgi ediniyoruz; görüşlerimizi paylaşıyoruz. Bu etkinlik sayesinde Orta Doğu, Afrika ve Güney Asya’da büyüyen gıda ve içecek pazarlarını etkileyen dinamikler hakkında derinlemesine bilgi edinebilmenin yollarını arayacağız” dedi.

Seda Yüksel “Sen Hep Beni Mazideki Halimle Tanırsın”

Türk sanat müziğinin klasikleşmiş eserlerine getirdiği modern ve güçlü yorumlarla dikkat çeken genç sanatçı Seda Yüksel, “Sen Hep Beni Mazideki Halimle Tanırsın” adlı unutulmaz eseri yeniden seslendirerek dinleyicilerle buluşturdu. Şarkı ve video klip, tüm dijital müzik platformlarında ve sosyal medya kanallarında eş zamanlı olarak yayınlandı.

Şarkının yapımcılığını, Türk müzik sektörünün köklü plak şirketlerinden Elenor Plak üstlenirken; klibin yönetmenliğini ise Cemre Mert yaptı. Klip, Seda Yüksel’in sahne aldığı özel bir mekânda tamamlandı. Öte yandan, klip çekiminde yönetmen koltuğunda Seda Yüksel’in nişanlısı olan sanatçı Alex Tataryan da yer aldı. Çekim boyunca nişanlısı Seda Yüksel’le yakından ilgilenen Alex Tataryan, her detaya büyük özen gösterdi. Görsel estetikten ışık kullanımına, sahne kompozisyonlarından duygusal yansımaya kadar her ayrıntı titizlikle planlandı.

Özyeğin Üniversitesi öğrencileri birinci oldu

Özyeğin Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Programı- Le Cordon Bleu öğrencileri, Salon du Chocolat Fuarı’nda gerçekleşen Creative Tastes Competition – University Students Yarışması’nda birincilik elde etti.

Özyeğin Üniversitesi, gastronomi alanındaki başarılarına bir yenisini daha ekledi. Le Cordon Bleu iş birliğinde eğitim alan Gastronomi ve Mutfak Sanatları Programı öğrencileri Ata Ayanoğlu, Lara Suna ve Safa Keleş, 18-19 Nisan 2025 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen dünyanın en büyük çikolata ve zanaatkar pastacılık fuarı olan Salon du Chocolat’nın ikinci gününde düzenlenen Creative Tastes Competition – University Student Yarışması’nda birincilik elde etti.

Türkiye de iklim krizinden etkilenecek!

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak “4. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi”nde “Krizler Yüzyılında Gıda Arzında Riskler ve Fırsatlar” konulu konuşma yaptı.

Küresel iklim krizinin sadece gıda şokları yaratmakla kalmayıp, uluslararası göçleri tetikleyebileceğini, su krizlerine yol açabileceğini ve büyük nüfus hareketlerine neden olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, “Türkiye de iklim krizinden en çok etkilenecek olan toprak alanlarının başında geliyor.” diye konuştu.

“Ne anlatırsak anlatalım, konuyu getiriyoruz kendi alanımıza, siyaset alanına.” diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Kaynak, siyasetin her şeyle bağlantılı olduğunu ve dünya siyasetinin herkes için izlemeye değer ve önemli bir faktör haline geldiğini belirtti.

Gıdanın politize edilmesi ve ticari yaptırımlar

Gıda meselesinin hayati önem taşıdığını ve anında politize edilebilecek bir konu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, ülkeler arası ilişkiler bozulduğunda gıda ürünlerinin bir yaptırım aracı olarak kullanılabildiğini belirtti.

Prof. Dr. Kaynak, “Senin domatesini almıyorum diyor mesela. Rusya’yla problem yaşıyorsun, ‘almıyorum’ diyor. ‘İçinde pestisit vardı’ gibi bir şey uyduruyor mesela.” diyerek, bu tür durumların temel sebebinin genellikle gerçekten bir sağlık riski değil, siyasi baskı oluşturma amacında olduğunu, desteklenmek istenen ülkeden zararlı da olsa ürün alınırken, karşı çıkılan bir ülkenin ürünlerinin alınmayarak ekonomik zarar verilmeye çalışıldığını kaydetti.

Bir başka önemli kriz alanı olarak iklim krizi…

Bir başka önemli kriz alanı olarak iklim krizine dikkat çeken Prof. Dr. Kaynak, tarihteki büyük gıda krizlerinin iklimsel değişimlerle bağlantılı olduğunu hatırlattı. 1600-1750 yılları arasındaki Avrupa’daki iklimsel soğuma döneminin büyük kıtlıklara yol açtığını kaydeden Prof. Dr. Kaynak, günümüzde de belli bölgelerin sular altında kalması, bazı ürünlerin iklim değişikliği nedeniyle yetiştirilememesi, toprağın zehirlenmesi, kirlenmesi ve kuraklık gibi sorunların ciddi gıda krizlerine yol açabileceğini söyledi.

Küresel iklim krizinin sadece gıda şokları yaratmakla kalmayıp, uluslararası göçleri tetikleyebileceğini, su krizlerine yol açabileceğini ve büyük nüfus hareketlerine neden olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, “Türkiye de iklim krizinden en çok etkilenecek olan toprak alanlarının başında geliyor.” diye konuştu.

Günümüzdeki çatışmaların büyük bir kısmı ticari koridorların yeniden şekillenmesiyle ilişkili

Gıda konusunda bir diğer önemli meselenin ticari koridorlar ve bunlar arasındaki rekabet olduğunu belirten Prof. Dr. Kaynak, günümüzdeki çatışmaların büyük bir kısmının ticari koridorların yeniden şekillenmesiyle yakından ilişkili olduğunu ifade etti.

Günümüzde ortaya çıkan ticari koridorların ambargolara karşı yeni alanlar açma amacı taşıdığını belirten Prof. Dr. Kaynak, 2023 yılında anlaşması yapılan AYMEK (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru) koridorunun oyun değiştirici bir faktör olduğunu, bu koridorun Mumbai’den başlayıp Dubai üzerinden Arap Yarımadası’nı geçerek İsrail’deki Hayfa Limanı’ndan Pire’ye kadar uzanacağını anlattı. Prof. Dr. Kaynak, yol üzerinde Kıbrıs’ın bulunduğunu ve bu durumun Türkiye için riskler barındırdığını ifade etti.

AYMEK koridorunun dışında, güney koridoru olarak bilinen ve Çin’den, Hindistan’dan gelen ticari ürünleri Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden taşıyan bir başka önemli güzergahın da Gazze açıklarından geçtiğine işaret eden Prof. Dr. Kaynak, bölgedeki jeopolitik gelişmelerin gıda arzı üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

2022’de yapılan tahıl koridoru anlaşması…

Bütün ticari koridorların gıda güvenliği ve gıda arzının güvenliği açısından hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, Karadeniz’in dünyanın en önemli tahıl ambarlarından biri olduğunu ve Türkiye’nin bu bölgeden gelen tahıl için bir geçiş alanı oluşturduğunu, 2022’de yapılan tahıl koridoru anlaşmasının dünya açısından çok önemli olduğunu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı uluslararası alanda ön plana çıkardığını ifade etti.

Gıda arzındaki küresel dengesizlikler ve potansiyel riskler

Amerika’nın dünyanın önemli tahıl ambarlarından biri olduğunu ve rahatlıkla üretim yapıp satabildiğini belirten Prof. Dr. Kaynak, Afrika’da ise işlenemeyen kaynakların bulunduğunu, Sudan gibi ülkelerin aslında en verimli tahıl kuşakları arasında yer alabileceğini ancak paylaşım savaşları nedeniyle bu potansiyelin kullanılamadığını ifade etti.

Gıda güvenliği açısından önemli bir risk olarak “agroterörizm” kavramına dikkat çeken Prof. Dr. Kaynak, tarımsal alanlara yönelik terör saldırılarının mümkün olduğunu söyledi.

Dünyada 344 milyon insan açlık tehdidiyle yaşıyor

İnsanların gıdaya ulaşımlarını engellemenin, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en temel basamağı olan fiziksel ihtiyaçlara yönelik bir saldırı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, bu durumun güvenlik ihtiyacını da ortadan kaldırarak insan olmanın gerektirdiği bütün güvenlik damarlarını kestiğini ifade etti.

Prof. Dr. Kaynak, “Dünyada 344 milyon insan açlık tehdidiyle yaşıyor, yaklaşık 2 milyon insan açlıktan ölmek üzere ve önemli bir bölümü Gazze’de bulunuyor. Türkiye’de bile yetersiz beslenme ciddi bir problem. Devlet okullarındaki çocukların yaklaşık yüzde 60’ı kahvaltı etmiyormuş, yüzde 10’a yakın bir bölümü akşam yemeği yemeden yatıyormuş. Türkiye’de de artık derin yoksulluk dediğimiz bir şey var. Açlıkla terbiye ediliyor insanlar. Bu nedenle gıda meselesini ön plana çıkarmamız kaçınılmaz.” şeklinde konuştu.

Burcu Kısakürek ‘’Seven Üzmez’’

Pop, caz, elektro pop gibi birden fazla müzik türünü harmanladığı başarılı projeleri ile tanınan Burcu Kısakürek, solo çalışmalarına ara vermeden yola ‘’Seven Üzmez’’ isimli yeni şarkısı ile devam ediyor.

Burcu Kısakürek, tüm şarkılarında olduğu gibi Seven Üzmez şarkısının da söz ve bestesine kendi imzasını attı. Şarkının prodüktörlüğünü ise Caner Anar üstlendi.

Elektronik ve etnik tınılarla harmanlanmış bir pop şarkısı olan Seven Üzmez şarkısında yaşadıklarından yola çıkan Burcu Kısakürek, aşkı ve anksiyeteyi bu şarkıda buluşturuyor.

Akılda kalıcı olmasının yanı sıra şiirsel bir anlatı sunan sanatçı, kendine özgü hikaye anlatıcılığını dürüst, içten ve kendinden melankolik bir şarkı ile perçinliyor.

Şarkının görselleri U Studio tarafından hazırlanırken, klibinin yönetmenliğini Burak Özen yaptı. Her iki çekimde de styling çalışması Hilal Sarıkaya’ya ait.