Yazılar

Şehrin ortasında kaçış noktası Fuga Coffee

Şehrin ortasında kaçış noktası Fuga Coffee

Fuga Coffee göze çarpan modern ve iç açıcı dekorasyonu ve lezzetleri ile kısa sürede en popüler mekanlar arasında yer aldı.

Fuga müşterilerine aromatik kaliteli ve taze kahve deneyimi yaşatırken sunduğu kahvaltı, ana yemek ve tatlı çeşitleriyle benzersiz bir tecrübe yaşatmaya devam ediyor.

“Şehrin Ortasında Bir Kaçış Noktası” mottosu ile Fuga, kahvaltı çeşitleriyle müşterilerine güne en iyi başlangıç yapabilme olanağını özel Fuga Kahvaltısı ile sunuyor.

Dr. Oetker Yogotella, şimdi Limonlu Cheesecake Aromalı!

Dr. Oetker Yogotella, şimdi Limonlu Cheesecake Aromalı!

Dr. Oetker, son zamanların sevilen tatlısı Yogotella Serisi’ne, şimdi de Limonlu Cheesecake Aromalı çeşidini ekledi.

Orman Meyveli, Çilekli & Muzlu ve Kayısılı & Şeftalili Yogotella çeşitlerine eklenen Limonlu Cheesecake Aromalı Yogotella; ferah lezzet arayanların yeni favorisi olmaya aday.

Dr. Oetker Yogotella’lar pişirilmeden, sadece süt ve yoğurt ile çırpılarak hazırlanıyor.  Dondurarak da hazırlayabileceğiniz Yogotella’lar sıcak yaz günleri için ferahlatıcı bir lezzet sunuyor.

Dedeman tekrar Bodrum’da

Dedeman tekrar Bodrum’da

Dedeman Hotels & Resorts International, yeni marka stratejisi kapsamında, geleneksel misafirperverlik Bodrum’la buluşturuyor.

Rammos Hotel yatırımcıları Kumova ve Mandalinci aileleri iş birliği ile Dedeman kalite ve tecrübesini Bodrum’a taşıyan zincir, gerçekleştirdiği lansman töreni ile Bodrum’da misafirlerini ağırlamaya başladı.

Toplam 9 ana markası ile misafirlerinin her ihtiyaca yönelik beklentilerini karşılarken, farklı büyüklükte ve konseptteki otelleriyle oldukça geniş bir yelpazede hizmet veren Dedeman, ‘Managed by Dedeman’ markası ile Bodrum’da Dedeman kalitesini yaşatacak.

Sağlığımızı tehdit eden bu alışkanlıklar çok yaygın!

Sağlığımızı tehdit eden bu alışkanlıklar çok yaygın!

Günlük işlerimizin telaşında, bir yandan teknolojideki baş döndürücü gelişmelerin nimetlerinden faydalanırken, diğer yandan modern yaşamın olumsuzluklarına maruz kalabiliyoruz. Çoğumuz hasta olmadan doktora gitmiyor, düzenli sağlık kontrollerini de yaptırmıyoruz! Fonksiyonel Tıp çalışmaları yürüten Acıbadem Fulya Hastanesi Uzmanı Dr. Aynur Ketene, hastalıklara yol açan temel nedenlerin arasında; yaşam tarzı, beslenme, egzersiz, uyku ve toksin maruziyetlerinin önemli bir yer tuttuğunu vurgulayarak “Son yüzyılda beslenmenin değişmesi, hareketsizlik, toksin maruziyetlerinin artması kronik enflamatuar hastalıkların artmasına neden olmuştur” diyor. Dr. Aynur Ketene modern çağda sağlığı etkileyen 13 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Aynur Ketene

Dr. Aynur Ketene

Sağlıksız beslenme

Hazır, katkı maddeli, paketli, sağlıklı liflerden ve yağlardan fakir beslenme vücudun işleyişi için gerekli besin öğelerinin vücuda alınmasını engelleyerek vücudun işleyişini bozuyor. Yapılan bilimsel araştırmalar; uzun süren vitamin- mineral gibi mikrobesinler eksikliğinin ruh-zihin-beden ilişkisini bozarak hastalıkları davet ettiğini gösteriyor. Dr. Aynur Ketene; liften zengin mevsim sebze ve meyvelerin, Omega 3, zeytinyağı gibi sağlıklı yağların, yoğurt, turşu ve sirke gibi fermente gıdaların beslenmeye dahil edilmesinin önemini vurguluyor

Yetersiz su tüketimi

Vücut sağlığı için gerekli günlük sıvı tüketimi herkes için aynı değil. Kişi kilosunu 30-40 ml ile çarparak günde alması gereken sıvı miktarını hesaplayabilir. Her gün yeterli sıvı alımının sağlanmasına ve bunun çoğunun su ile karşılanmasına özen göstermek çok önemli. Zira yeterli su tüketimi hücrelerin işleyişi ve toksinlerin atılabilmesi için de şart. Şekerli içecekler su yerine geçmeyip aksine vücuda zarar veriyor.

Pet şişeden su içmeyin

Fonksiyonel Tıp çalışmaları yürüten Dr. Aynur Ketene “Hormon bozucu içeren plastik şişelerden su içilmesi uzun vadede adet düzensizliklerine, erken ergenliğe, erkeklerde jinekomastiye (meme büyümesi) sebep olabileceğinden cam şişeden su içilmeli, plastikten kaçınılmalıdır. Özellikle yaz aylarında sıcak ortamda plastiklerden daha çok xenestrogen salınımı artar. Strech filmlerin sıcak yemeklerin üstüne kapatılmamasına dikkat edilmelidir” diyor.

Hareketsiz yaşam

Yapılan araştırmalar egzersizin; doku oksijenizasyonunu sağlayarak, sinir sistemini desteklediğini, endojen ve endorfin seviyesini olumlu etkileyerek strese ve depresyona karşı koruduğunu, kaslarda enerji üretiminden sorumlu mitokondri sayısını artırdığını gösteriyor. Bu nedenle günlük en az 30-60 dakika tempolu yürümek, haftada 2-3 gün kas çalıştıracak şekilde fitness yapmak ve kas esnekliği için yoga- platesten faydanlanmak önemli.

Aşırı çay-kahve içilmesi

Çay ve kahveyi günlük bir-iki fincandan fazla tüketmemeye özen gösterin. Aşırı tüketim, kafeinin uyarıcı etkisi nedeniyle stresin artmasına neden olurken, diüretik etki nedeniyle idrara sık çıkılmasına, bu sırada da fazlaca magnezyum atılımına neden oluyor. Bu da bedenin işleyişini olumsuz etkiliyor.

Gün ışığından faydalanmamak

Gün ışığı vücudumuzda mutluluk ve uykuyu düzenleyen serotonin ve melatonin hormonunun salınımını destekliyor. Öğlen dik ışıkta UVB ışınlarının hakim olduğu saatlerde kısa süreli güneşlenmek D vitamini yapımına katkı sağlıyor.

Stresi yönetememek

Yapılan bilimsel çalışmalar; aşırı stresin vücudun biyokimyasal ve hormonal işleyişini bozarak kronik hastalık gelişmesine neden olduğunu ortaya koyuyor. Fonksiyonel Tıp çalışmaları yürüten Dr. Aynur Ketene “Stresi yok edemeyiz, üstelik az miktarda ve yönetilebilen stresin faydaları da vardır. Ancak aşırısından kaçınmak, gerekirse stresi yönetmek için uzman desteği almak gereklidir. Stresi yönetmede nefes egzersizleri, doğada yürüyüş, yoga, meditasyon gibi parasempatik sinir sistemini destekleyecek uygulamalar önemli rol oynamaktadır” diyor.  Yetersiz ve kalitesiz uyku

Geç saatlere kadar televizyon karşısında uyanık kalmak, gürültülü ve sesli ortamda uyumak melatonin ve büyüme hormonu salınımını olumsuz etkiliyor. Melatonin en güçlü antioksidan hormonu olduğundan kaliteli ve yeterli uykuya çok önem vermek, mutlaka en geç 23.00’da yatakta olmak ve en az 8 saat deliksiz uyumak büyük fayda sağlıyor.

pausejournal

Toksin maruziyetleri

Dr. Ketene “Pestisidler, xenoöstrojen denilen hormon bozucular (plastik şişeler, kozmetik ürünler) radyasyon, egzos, hava kirliliği, sigara, alkol, içme sularındaki klor ve ağır metaller, yüzme havuzları toksin kaynakları arasında sayılabilir. Toksinlerden uzaklaşmak için gerekli önlemler alınmalıdır. Detoksifikasyondan sorumlu karaciğer fonksiyonları desteklenmeli, kabızlık önlenmeli, yeterli su tüketimine dikkat edilmeli, temiz havada yürüyüş yapılmalıdır” diyor.

Bağırsak flora sağlığının desteklenmemesi

Bağırsak flora sağlığı bozuk olduğunda gıdaların sindirim ve emiliminde sorunlar yaşandığını vurgulayan Dr. Ketene sözlerine şöyle devam ediyor: “Hücrelere düzgün çalışabilmesi için yeterli besin ulaştırılamaz. Uzun süreli besin eksiklikleri psikolojik ve fizyolojik sağlık problemlerine yol açar. Bağırsaklar ve beyin enterik sinir sistemi yoluyla sürekli iletişim halindedir. Mutluluk hormonu serotonin de büyük kısmı bağırsaklarda üretilir. Bu nedenle yararlı bağırsak bakterilerimizi desteklemek için lif oranı zengin bol sebze tüketmek, turşu, yoğurt, sirke gibi fermente gıdaları sofralarımızdan eksik etmemek gerekiyor.”

Uzun süreli mide koruyucu ilaç kullanmak

Sık kullanılan ve mide koruyucu olarak adlandırılan ilaçların uzun süreli kullanımı; mide asit düzeyini azaltıp gıdaların sindirim ve emilimini bozarak vücutta mikro ve makrobesin eksikliklerine yol açıyor. Beslenme tarzı düzeltildiğinde ise bu ilaçlara ihtiyaç azalıyor.

Sağlık kontrollerini ihmal etmek

“Hastalıklar ortaya çıkmadan gerekli önlemleri almak, hastalıkları tedavi etmekten daha kolaydır” diyen Dr. Aynur Ketene, özellikle kadınların yıllık jinekolojik muayene, smear ve meme kontrollerini ihmal etmemeleri gerektiğini vurguluyor.

Sosyal hayattan kopmak

Dr. Aynur Ketene, özellikle toplumumuzda ilerleyen yaş ile birlikte işitsel sorunlar ve kronik hastalıklar derken sosyal hayattan uzaklaşmanın çok sık görüldüğünü belirterek, anti-sosyal yaşam tarzının psikolojik ve fiziksel sağlığı olumsuz etkilediğini söylüyor. Dr. Ketene “Evrimsel sürece baktığımızda insanoğlu tek başına yaşamamıştır ve sosyal hayattan ayrı kalmayı tolere edemez. Bunun vücutta oluşturacağı kronik stres bedenin biyokimyasal ve hormonal işleyişini bozarak psikosomatik denilen hastalıklara yol açarabilir. Bu nedenle her zaman sosyal hayatın içerisinde olmaya önem vermek psikolojik ve fiziksel sağlığımızı da olumlu etkileyecektir” diyor.

Neden psikoloğa gitmeliyim?

Neden psikoloğa gitmeliyim?
Hepimiz zaman zaman arkadaşımıza, eşimize dostumuza “Bence bir Psikolog’a görünmelisin” demişizdir ya da bize denilmiştir. Bu yönlendirme eylemi karşısında gelen “Hayır hiç de gerek yok” cümlesi, günümüzde biraz daha yerini “Aslında haklısın, olabilir, deneyebilirime” evrilmiş durumda. Peki gerçekten ne zaman Psikolog’a gitmeli? Herkesin böyle bir terapiye ihtiyacı var mı? Bir keşif olan; kendini yakından tanıma, farkındalığı arttırma, kaçılan duygu durumları ile yüzleşmeyi sağlayan terapi sonrası kendimizi nasıl hissedeceğimizin yanıtını Liv Hospital Uzmanı Psikolog Belgin Arslantaş’tan aldık.

Psikolog Belgin Arslantaş

Psikolog Belgin Arslantaş

Ne zaman psikoloğa gitmeliyim?
Aslında genel olarak bireylerin; ‘’Ben üstesinden gelirim ya da hallediyorum’’ veya ‘’Kimseye ihtiyacım yok’’ gibi düşünceleri ve etiketlenme korkusu psikoloğa gitmenin, destek aramanın bununla birlikte destek almanın önündeki en büyük engeldir. Duygu, düşünce veya davranış örüntülerinde her zamanki hale göre farklılıklar mevcutsa ya da duygusal açıdan kötü hissediliyorsa, uzun denebilecek bir süredir aynı şikayetler devam ediyorsa psikoloğa gidilmelidir. Bazı durumlarda yaşanılan sıkıntıların kronik bir hal alması ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Kişi kendini bir çıkmazın içinde hissediyorsa bir uzman desteğinin faydalı olabileceğinin farkında olması gerekmektedir.
“Ben iyiyim psikoloğa ihtiyacım yok” derken aslında neyi bastırıyoruz?
Tabi ki başa çıkmakta zorlandığımız duygularımız, korkularımız, sanrılarımız ve kendi gerçekliğimizden kaçıyoruzdur. Bazen yüzleşmek zordur, çünkü şunu biliriz ki körü körüne tutunduğumuz kaygılarımız, acılarımız ya da sorunlarımızla çalışır ve yüzleşirsek o tanıdık olan kabuğu kırmış da olacağızdır bu bazen insanı korkutur. Sorunlarının kendinden alınması hali çıplak ve savunmasız da hissettirebileceği gibi yerine ne koyacağım neyin arkasına saklanacağım ya da neye tutunup yas tutacağım endişesi bazen onunla yüzleşip iyileşmekten daha zordur.
Terapi nedir?
Terapi gerekli eğitimlerini tamamlamış ruh sağlığı profesyonelleri eşliğinde duygularınızı, düşüncelerinizi, hayata bakış açınızı, kendiniz ve diğerleri ile ilgili inançlarınızı, tutumlarınızı, günlük yaşamda sizin bile farkına varmadığınız bilinçdışı itici güçlerinizi fark etmenizi sağlayan bir keşif ve bilimsel tedavi sürecidir. Bu keşif ve iyileşme sürecinin en önemli amacı ise yaşadığınız zorluklara karşı iç görü kazanmanız, düşünce ve duygularınızda değişiklik meydana getirmeniz, bu değişiklikleri hayata geçirebilmek için ihtiyacınız olan motivasyonu ve değişim için uygun yolları belirlemektir.
Terapi sonrası kişi kendini nasıl hisseder?
Bu çalışılan konunun derinliği, kişinin kişilik yapısı ve her sorun ve sürece özgü olarak değişiklikler gösterebilen spesifik bir duygulanım halidir.
Terapi uzunluğu ve bir süresi var mıdır?
Seans süreleri genelde 45/50 dakikadır ancak tedavinin uzunluğu herkes için kişiseldir. Terapi süreci herkes için aynı işlemez, aynı oranda sürmez. Mevcut sorununuz, soruna özgü terapistin belirlediği ve çalıştığı ekol, sizin seanslarınıza düzenli gidiyor olmanız gibi çok hassas alt başlıklar mevcuttur. Ancak ne kadar ihtiyacınız olduğuna da siz ve terapistiniz ortak karar veriyor olacaksınızdır. Bu doğrultuda hedeflerinizin ve isteklerinizin ne olduğunun farkına varmak, onları duyabilmek ve terapilerde bunlar üzerine tartışmak önemli bir parçadır.
Yani, terapilerin ne kadar süreceğine dair net bir süre, zaman veya oturum sayısı vermek yanıltıcı olabilir. Terapi süresi kişinin kendisine ve yaşam öyküsüne özgüdür. Kişiden kişiye sorundan soruna çoğu zaman farklılık gösterir. O yüzden belki de ne kadar süreceğinden ziyade kendimize ait olgulara bakmak onların farkına varmak içsel yolculuğumuza odaklanmak bu sürece fayda sağlayacak olandır.

Cimnastiğin tarihini değiştirecek film

Cimnastiğin tarihini değiştirecek film

Team Paribu, 17-24 Mayıs tarihleri arasında, Türkiye’de cimnastiğin tarihini değiştiren takımın filmi “Eclipse”i beyaz perdeye taşıyor.

“Eclipse” 17-24 Mayıs tarihleri arasında Türkiye genelinde, 29 farklı şehirdeki Paribu Cineverse’lerde vizyonda olacak. Kampanya kapsamında, gişelerde kimliklerini ibraz eden öğretmen ve öğrenciler filme davetiye ve ücretsiz orta boy patlamış mısır alacak. Team Paribu, bu kampanyayla hem gençleri spora teşvik etmeyi hem de sinemaya gitmemiş kişilere bu deneyimi yaşatmayı hedefliyor. Buna ek olarak, filmin ilham verici hikayesinin daha çok kişiye ulaşması için “Eclipse” filminin bilet fiyatı 29 şehirdeki Paribu Cineverse’lerde 50 TL olacak.

Belgeselin hikayesi

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ve Türkiye Cimnastik Federasyonu’nun da katkılarıyla hazırlanan ve yönetmenliğini İpek Kent ve Efe Öztezdoğan’ın üstlendiği filmin başrollerinde Türkiye’yi temsil eden milli cimnastikçilerden Ferhat Arıcan, İbrahim Çolak, Adem Asil, Nazlı Savranbaşı ve Team Paribu sporcularından Ahmet Önder var.

Genç sporcu yarış maratonu başladı

Genç sporcu yarış maratonu başladı

Genç milli karting sporcusu Ayşe Çebi, 09-11 Mayıs’ta koşulacak olan WSK Open Cup 2. yarışı için yeniden İtalya’ya gidiyor.

Ülkemizin son yıllarda yetiştirdiği en başarılı kadın karting sporcuları arasında yer alan milli sporcu Ayşe Çebi, Avrupa pistlerindeki yolculuğuna bu hafta sonu İtalya’da devam ediyor.

Geçtiğimiz yılın son çeyreğinde junior kategoriden senior kategoriye geçen Çebi, bu sezon Türkiye Şampiyonası haricinde, ACI İtalya Şampiyonası ve WSK serilerinde ülkemizi temsil etmeye devam ediyor.

Son olarak Nisan ayının ilk hafta sonunda İtalya’nın Franciacorta pistinde düzenlenen WSK Open Series ilk yarışında 40 sürücünün yer aldığı OKN kategoride piste çıkan genç sporcu, finalde iki sıra yükselerek 25. olmayı başarmıştı.

Bu yarıştan bir hafta sonra da ACI İtalya Şampiyonası 2. yarışında ter dökmeye hazırlanan Çebi, 2024 sezonunda Türkiye ve Avrupa’da toplam 14 yarışta daha mücadele edecek.

Fazla D vitamini kalp ve böbreklerde hasar oluşturabilir!

Fazla D vitamini kalp ve böbreklerde hasar oluşturabilir!  

Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar D vitamininin vücutta kemik sağlığından enfeksiyon hastalıklarını önlemeye, zihinsel gelişimden kanserde kontrolsüz hücre çoğalmasının azaltılmasına dek sağlığımız üzerinde son derece önemli işlevlere sahip olduğunu gösteriyor. Ancak yaşamsal öneme sahip olmasına rağmen özellikle büyük kentlerde çoğu kişide D vitamini olması gereken seviyeden düşük seyrediyor. Dünyada yaklaşık bir milyar insanda D vitamini eksikliği olduğu düşünülüyor. Bölgelere göre değişmekle birlikte, ülkemizde de her 2 kişiden 1’inde D vitamini eksikliği tespit ediliyor. D vitamini eksikliği pek çok ciddi soruna yol açsa da fazla olması da bir o kadar tehlikeli! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, bu nedenle D vitamini eksikliğini karşılamak için hekime danışmadan gelişigüzel takviye kullanımından mutlaka kaçınılması gerektiğine dikkat çekerek, “Günlük D vitamini ihtiyacı yaş, cinsiyet, yaşanan coğrafya, eşlik eden hastalıklar, hamilelik durumu, hatta ten rengine göre değişir. Dolayısıyla günlük doz miktarını mutlaka hekim belirlemelidir, aksi takdirde D vitamini fayda yerine ciddi zararlar verebilir.  Zira, vücutta D vitaminin fazla olması toksik etki oluşturarak zehirlenmeye yol açabilir. D vitamini fazlalığında ayrıca kanda kalsiyum ve fosfor düzeyi yükselir, kilo kaybı, düzensiz kalp atımı, kemiklerde kırık riskinde artış, damarlarda ve dokularda kireçlenme, kalp ve böbrek hasarı görülebilir. Bu nedenle önce vücuttaki düzeyi saptanmalı ve sonrasında hekimin önerdiği uygun doz ve sürede takviye edilmelidir” diyor.

Dr. Meltem Batmacı

Dr. Meltem Batmacı

Pek çok yaşamsal işleve sahip!

Güneş ışığından yeterince ve doğru şekilde faydalanmamak, çocukluk döneminde dışarıda oynamak yerine evde tabletle zaman geçirmek, kapalı alanlarda saatlerce güneşten yoksun kalmak gibi pek çok faktör nedeniyle  oluşan D vitamini eksikliği günümüzün önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul ediliyor. Oysa D vitamini sağılığımız üzerinde kritik bir öneme sahip. En önemli etkilerinden biri ise kemik kırıklarını azaltarak ve kas gücünü artırarak düşmelerden koruması. Yapılan bilimsel araştırmalar; D vitamininin yeni tümör gelişimini (meme, yumurtalık, kolon, prostat ve diğer kanserler) ve var olan tümör büyümesini yavaşlattığını, kalp ve damar hastalıkları ile solunum sistemi hastalıkları riskini azalttığını gösteriyor. Damar sertliği ve yüksek tansiyon hastalığında düzenleyici olan D vitamini diyabet ve insülin direncine karşı da önemli rol oynuyor. Enfeksiyonların ve bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde etkili oluyor. Bir araştırmaya göre, herhangi bir nedenle olan prematüre ölüm riskinde D vitamini sayesinde yüzde 25 oranında azalma saptanmış. Bunların yanı sıra bunama riskinin de azaldığı görülmüş.

Dışarıdan takviye edilmesi gerekir

Somon balığı ve sardalya gibi yağlı balıklar, balık yağı, yumurta sarısı, sığır karaciğeri, mandıra ürünleri ve tahıllarda daha fazla düzeyde D3 vitamini olurken; bazı mantarlarda ve bitkisel kaynaklarda ise (bitkisel kaynaklı sütler, maydanoz, ısırgan otu vb) D2 vitamini  bulunuyor.  Ancak gıdaların günlük D vitamini gereksinimin sadece yüzde 10-20’sini karşıladığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, “Gıdalar ile yeterince D vitamini almak mümkün değildir. 51-71 yaşları arasında gıda ve takviye ile D vitamini alımı 308 IU/gün olarak saptanmıştır.  Sadece gıda ile alınan D vitamini ise 140 IU / gün olarak tespit edilmiştir ki günlük doz gereksinimi düşünüldüğünde birçok insanın günlük minimum gereken dozu bile alamadığı aşikardır. Bu nedenle dengeli diyetin yanı sıra D vitamini takviyesine de ihtiyaç vardır” diye konuşuyor.

Hızla depolamaktan kaçının! 

Hekime  danışmadan, D vitamini ihtiyacını bir anda karşılayabilmek için ampul kırıp içmek gibi bir hataya asla düşülmemesi gerektiği uyarısında bulunan Dr. Meltem Batmacı, “Zira yapılan çalışmalarda; yüksek dozda, uzun aralıklarla alınan D vitamini (ampul kırıp içmek, damlalıklı şişenin tamamını içmek gibi) ve düşük dozda, günlük alınan D vitamini (günlük ya da haftalık kullanılan damla, tablet, kapsül formunda D vitamini) kıyaslanmış. Çalışmanın sonunda; ikinci grupta yer alan kişilerin sağlıklı oldukları ve D vitamini düzeylerinin de daha yüksek olduğu tespit edilmiştir” diyor.

Güneşlenmek çok önemli, ancak!

Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamini bazı gıdalarda bulunmakla birlikte çoğunlukla deride güneşin etkisiyle ortaya çıkıyor. D vitamini sentezi güneşin UVB ışını etkisiyle ciltte başlıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, güneşe çıkılması gereken süre ve saat diliminin yaşanılan bölgeye göre değiştiğini belirterek, “D vitamini sentezi için ülkemizde 10:00-15:00 saatleri arasında kolları ve bacakları 15-20 dakika güneş ışınlarına maruz bırakmak önerilir. Ancak UV ışığına maruziyet cilt kanserine neden olabilir, dolayısıyla aşırı güneşlenmekten mutlaka kaçınılmalıdır” diye konuşuyor.

D vitamini sentezini azaltan 8 neden!

UVB ışınını, dolayısıyla D vitamin sentezini azaltan pek çok faktör mevcut. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bu etkenleri şöyle sıralıyor:

  • İleri yaş
  • Kış mevsimi nedeniyle UVB ışınlarına daha az maruz kalmak
  • Güneş koruyucu kullanımı (faktör düzeyi 15 ve üzeri olan güneş koruyucu krem D vitamini emilimini yüzde 90’dan fazla azaltıyor)
  • Tüm cildi kapatacak şekilde giyinmek
  • Açık havada kısıtlı zaman geçirmek
  • Koyu renk cilt (melanin pigmenti doğal güneş koruyucu gibi davranıyor)
  • Kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirmek
  • D Vitamini sentezine katkıda bulunan organlarda fonksiyon bozukluğu

Bir devir kapandı

Bir devir kapandı

Turizm sektörünün önemli markalarından biri olan Alkoçlar Otelcilik AŞ’nin konkordato talebini geri çevirdi. Mahkeme, şirketin iflasına karar verdi.

Ender Alkoçlar’a ait, Alkoçlar Otelcilik AŞ (Yeni unvanı Amaç Otelcilik AŞ) içine düştüğü mali darboğaz sonrası konkordato talebinde bulunmuştu. Yargılama sürerken, ünlü otelin şubeleri birer birer kapatıldı. Mahkeme 4 Nisan günü şirketin iflasına karar verdi. İflas kararı ile birlikte şirketin tasfiyesine geçildi.

Temeli 75 yıl kadar önce atılan Alkoçlar Otelcilik, sektörün en güçlü birkaç markasından biriydi. Grubun, Bursa Uludağ, Bodrum ve Antalya’da 10’u aşkın oteli vardı.

Alkoçlar Otelciliğin veda mesajı

“70 yılda; 21 yurtiçi ve yurtdışı otel işletmesi yaparak, konaklama ve eğlenceyi birleştirerek her zaman ilkleri yapmaya çalışmıştır. Alkoçlar Otelleri Yönetim Kurulu 2020 yılında turizm ve konaklama bölümünden çıkma kararı alarak ve elindeki otelleri devrederek turizmi konaklama bölümünü kapatmaya karar vermiştir.”

Dünyanın en iyi yoğurtlu yemekleri listesinde Çökertme birinci sırada

Dünyanın en iyi yoğurtlu yemekleri listesinde Çökertme birinci sırada

Geleneksel tarifleri öne çıkarmasıyla bilinen Taste Atlas dünyanın en iyi yoğurtlu yemeklerini listeledi. Listede birçok Türk lezzeti yer alırken; Bodrum, Muğla bölgesine özgü olan “Çökertme kebabı” ilk sırada yer aldı. İşte en iyi yoğurtlu yemekler sıralaması…

  1. Raita Hindistan
  2. Cacık Türkiye
  3. Banitsa Bulgaristan
  4. Snezhanka salata Bulgaristan
  5. Tirokafteri Yunanistan
  6. Rogan josh Hindistan
  7. Haydari Türkiye
  8. Şambali Türkiye
  9. Koldskal Danimarka
  10. Shrikhand Hindistan
  11. Burek sa sirom Sırbistan
  12. Fatteh Lübnan
  13. Chicken Tikka Masala Hindistan
  14. Şiş tavuk Türkiye
  15. Korma Hindistan
  16. Shishbarak Lübnan
  17. Mantı Türkiye
  18. Tzatziki Yunanistan
  19. Tandoori Hindistan
  20. Çökertme kebabı Türkiye