Yazılar

Canon’dan taşınabilir zum lensi

Canon’dan taşınabilir zum lensi

Görüntüleme teknolojileri lideri Canon, 4K yayıncılık kameralarında kullanılmak üzere, yeni geliştirilen dijital sürücü ünitesine sahip yeni nesil taşınabilir zum lensi; CJ27ex7.3B IASE T’yi tanıttı.

Canon, UHDxs serisini genişleterek kullanıcılara canlı yayın, haber toplama ve stüdyo prodüksiyonu gibi farklı alanlarda üst düzey bir çekim deneyimi sunuyor. Sektör standartlarını yeniden belirleyen taşınabilir zum lensi CJ27ex7.3B IASE T; kendi kategorisindeki en geniş kapsama alanı ve telefoto erişimini sunuyor. Lensin sağladığı bu erişim, kullanıcının istediği çekimi elde etmesi için çok yönlü seçenekleriyle stüdyodan stadyumlara kadar her alana ulaşıyor.

CJ27ex7.3B IASE T; 7,3 mm’den 197 mm’ye kadar odak uzunluğuna ulaşan 27x optik zumlama ile sınıfında lider güçlü büyütme sağlıyor. Maksimum erişim mesafesini ikiye katlayarak tam 394 mm’ye çıkaran dahili 2,0x extender sayesinde, sahadaki sporcuların yakın plan çekiminden geniş manzaralara kadar her çekim alanının yıldızı oluyor.

Kanser tedavisinde beslenme sorunu yaşamayın!

Kanser tedavisinde beslenme sorunu yaşamayın!

Son yıllarda tedavi yöntemlerinde çok önemli ilerlemeler yaşansa da kişinin günlük yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kanser, özellikle beslenme konusundaki etkileri nedeniyle hastaların ve ailelerinin daha fazla endişelenmesine neden olabiliyor. Yemek yemede zorlanma, iştah kaybı, mide bulantısı, tat değişiklikleri ve sindirim sorunları gibi olumsuzluklar hem hastayı hem de ailesini üzüntü ve kaygıya sevk edebiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah “Hem beslenme sürecini rahat yürütebilmek hem de bağışıklık sistemini güçlendirmek, vücudu toksinlerden arındırmak ve sağlıklı hücrelerin korunmasını desteklemek için kişilerin diyetlerinde bazı önemli noktalara dikkat etmeleri gerekir. Doğru beslenme, tedavi sürecindeki iyileşme şansını artırmak ve genel sağlığı desteklemek amacıyla büyük önem taşımaktadır. Her bireyin beslenme ihtiyaçları farklı olduğu için tedavi sürecindeki gereksinimleri de değişebilir. Bu nedenle gerekirse doktorunuz veya beslenme uzmanı ile iletişime geçmenizde fayda var” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, vücudu besleyici gıdalarla desteklemek, tedaviye bağlı yan etkilerle mücadele etmek ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için kanser hastalarına beslenmede dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah

  • Küçük ve sık öğünler yapın

Tedaviye bağlı mide bulantısı, iştahsızlık veya sindirim sorunları yaşıyorsanız bu sorunlardan etkilenmemek ve yeteri kadar enerji alabilmek için büyük öğünler yerine küçük ve sık öğünler yapın. Küçük hacimde yüksek enerji içeren kuruyemiş ve kuru meyveleri atıştırmalık olarak tüketebilirsiniz.

  • Mutlaka yeterli sıvı tüketin

Kanser tedavisi sürecinde su tüketimi son derece önemlidir. Su, vücuttaki hidrasyonu sağlar ve toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Ayrıca tedavi sürecinde alınan ilaçların vücuttan atılması için de bol su tüketimi çok önemlidir. Tedavi sürecinde bol suyun yanı sıra, taze sıkılmış meyve suları ve sevdiğiniz çorbaları içerek de sıvı alımını destekleyebilirsiniz.

  • Mutlaka sebze ve meyve tüketin

Turunçgiller, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı meyveler gibi antioksidanlar bakımından zengin gıdalar, hücre hasarının azalmasına ve sağlıklı hücrelerin korunmasına yardımcı olmaktadır. Renkli meyve ve sebzeler aynı zamanda vitamin, mineral ve lif içeriği bakımından da zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve antioksidan alımını artırmak için her gün mevsim meyveleri ve sebzelerini mutlaka tüketin.

  • Bu gıdalardan uzak durun

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah “Tedavi sürecinde yan etkileri en aza indirerek daha rahat beslenebilmek için; özellikle şekerli gıdalar, işlenmiş etler, tuzlu, yağlı ve kızartılmış yiyecekler ile alkol ve kafein içeren içeceklerden kaçınmak gerekir. Alınan ilaçlardan dolayı ağızda hassasiyet oluşabileceği için asit seviyesi yüksek olan limon, domates, baharat ve acı içeren gıdalardan da uzak durulmalıdır. Ayrıca greyfurt, nar ve kivi kemoterapi ilaçlarının etkisini değiştirebileceğinden tüketiminden kaçınılmalıdır.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi

  • Yüksek kaliteli protein alın

Proteinler vücudun dokularını yeniden inşa etmesine ve güçlendirmesine yardımcı olur. Kas yıkımını önlemek ve doku onarımını desteklemek için her öğün mutlaka protein tüketimi sağlanmalıdır. Yumurta, tavuk, balık, kırmızı et, baklagiller, süt ve süt ürünleri gibi yüksek kaliteli protein kaynaklarına beslenmenizde mutlaka yer verin.

  • Basit karbonhidrattan uzak durun

Kanser tedavisi sürecinde artan enerji ihtiyacını karşılayabilmek için karbonhidrat tüketimi önemlidir. Kompleks karbonhidratlar daha yavaş sindirilir ve kan şekerini dengede tutar. Beyaz ekmek, beyaz pirinç gibi basit karbonhidratlar yerine kepekli tahıllar, esmer pirinç, tam buğday makarna gibi sağlıklı karbonhidrat kaynakları tercih edin.

  • Yan etkilere karşı bu önerilere özen gösterin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah “Tedaviye bağlı olarak iştah kaybı, tat değişiklikleri veya mide bulantısı gibi yan etkilerle mücadele etmek için; besleyici, yumuşak ve kolayca çiğnenen yiyecekleri ve yüksek enerjili gıdaları tercih edebilirsiniz. Örneğin; yoğun kalorili smoothieler veya protein içeren atıştırmalar tüketebilirsiniz. Ancak uygulanan tedaviler nedeniyle kilo almaya başladıysanız sağlıklı beslenme programına başlamak ve egzersiz düzeninizi oluşturmak için hekiminize ve diyetisyeninize başvurmanız gerekir.

  • Dengeli beslenin

Vücudun iyileşme sürecinde gerekli besin maddelerinin mutlaka tüketilmesi gerekir. Bu nedenle dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak önemlidir. Her öğünde protein, sağlıklı yağlar, kompleks karbonhidratlar, lif, vitamin ve mineral içeren çeşitli gıdalar tüketilmelidir.

Aşı neden önemli!

Aşı neden önemli!

“Çocukluk çağı aşıları, çocukları birçok ciddi hastalıktan koruyan önemli bir önlemdir. Bu aşılar, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıkların yayılmasını önler ve toplumda toplu bağışıklık oluşturarak salgınların önüne geçer. Ayrıca, çocukluk çağı aşıları uzun vadede geleceğin erişkinlerinin daha sağlıklı bir yaşam sürmelerine de katkıda bulunur.” diyen Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dicle Çelik, her çocuğun en doğal hakkı olan aşı hakkı ile ilgili bilgiler aktardı.

Aşılama, koruyucu hekimlik uygulamalarında yer alan ve hastalıkların önlenmesinde en etkili uygulamalardan biridir. Başarılı aşılama programı ile yüzyıllar boyu yüzbinlerce ölümlere yol açmış pek çok hastalık kontrol altına alınmıştır. Çiçek hastalığı buna en güzel örnektir. Dünya üzerinden yok edilen bu hastalığın aşısı da artık uygulanmamaktadır.

Çocukluk çağı aşıları, çocukları birçok ciddi hastalıktan koruyan önemli bir önlemdir. Bu aşılar, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıkların yayılmasını önler ve toplumda toplu bağışıklık oluşturarak salgınların önüne geçer. Ayrıca, çocukluk çağı aşıları uzun vadede geleceğin erişkinlerinin daha sağlıklı bir yaşam sürmelerine de katkıda bulunur. Türkiye’deki aşılama programı, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Doğum itibariyle başlayan bir programdır ve çocukluk çağındaki birçok hastalığa karşı koruma sağlayan rutin aşıları içerir. Dünya standartlarına göre geniş bir aşılama programımız bulunmaktadır. Aşılar ücretsiz olarak sağlanır ve genellikle bebeklik döneminde, okul öncesi ve okul çağındaki çocukları hedefler. Ayrıca, özellikle risk altındaki gruplara veya salgın durumlarında ek aşılar yapılabilir. Bu program, sağlıklı bir toplum oluşturmak ve hastalıkların yayılmasını önlemek için kritik bir önlemdir.

Dr. Dicle Çelik

Dr. Dicle Çelik

Aşı olmanın 5 önemli nedeni

  1. Kişisel koruma: Aşılar, hastalıklara karşı bireysel koruma sağlar. Aşılanmak, kişinin o hastalığı geçirme riskini azaltır veya ortadan kaldırır.
  2. Toplumsal koruma: Aşılar, toplumda hastalıkların yayılmasını önler. Bu, toplu bağışıklık oluşturarak hastalıkların bulaşmasını zorlaştırır ve toplumun genel sağlığını korur.
  3. Ciddi hastalıkların önlenmesi: Aşılar, ciddi hastalıkların önlenmesine yardımcı olur. Özellikle çocukluk çağındaki hastalıkların önlenmesi, uzun vadeli sağlık etkilerini azaltabilir.
  4. Toplumun sağlık maliyetlerinin azaltılması: Aşılar, hastalıkların neden olduğu sağlık hizmetleri ve kayıpların azaltılmasına yardımcı olur. Bu, sağlık sistemine ve topluma ekonomik olarak faydalıdır.
  5. Küresel sağlık: Aşılar, küresel olarak hastalıkların kontrol altına alınmasına ve yayılmasının önlenmesine katkıda bulunur, böylece küresel sağlık ve refahı artırır.

Sağlık bakanlığı aşılama programında hepatit B, BCG (verem ), zatürre (pnömokok), çocuk felci, difteri-boğmaca-tetanoz/hip menenjitli aşı, kızamık- kızamıkçık-kabakulak aşısı, hepatit A aşısı ve erişkin tip defteri aşısı rutin olarak uygulanmaktadır. Sağlık bakanlığı aşılama programı dışında rotavirüs aşısı, meningokok menenjiti  aşısı, HPV (rahim ağzı kanseri aşısı )ve özel durumlarda influenza (grip) aşısının da yine çocukluk çağında yaş gruplarına uygun olarak uygulanmasını tavsiye etmekteyiz.

Çocukluk çağı aşılarının uygulamadan sonra genellikle hafif yan etkileri olabilir. Bunlar arasında aşı yerinde kızarıklık, şişlik, hafif ateş, halsizlik ve ağrı sayılabilir. Nadiren daha ciddi yan etkiler görülebilir, ancak bunlar oldukça enderdir. Aşıların faydaları, genellikle olası yan etkilerden çok daha fazladır, çünkü aşılar ciddi hastalıkların önlenmesine yardımcı olur.

Çocuklar 23 Nisan’da İzmir Marriott’ta buluştu

Çocuklar 23 Nisan’da İzmir Marriott’ta buluştu

İzmir Marriott, 23 Nisan çocuk bayramını, düzenlediği “Kukla ve Kurabiye Atölyesi” ile eğlenceli kıldı.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı nesiller yetiştirmeyi hedefleyen Ege Çağdaş Eğitim Vakfı (EÇEV) iş birliği ile taçlandıran İzmir Marriott, bu özel gün kapsamında düzenlediği “Kukla ve Kurabiye Atölyesi” ile bayram coşkusunu minik misafirleriyle doyasıya yaşadı.

Etkinlik öncesinde minikler, İzmir Marriott ’ı gezerek otel ekibiyle sohbet etme imkânı buldular. Yaklaşık 3 saat süren “Kukla ve Kurabiye Atölyesi’nde” çocuklar hayal güçlerinin ışığında birbirinden lezzetli kurabiyeler ve rengarenk kuklalar yaptılar. İzmir Marriott ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte hem minikler hem de otel ekibi coşku dolu, unutulmaz bir bayram deneyimi yaşadı.

Magnolia Bakery’den artizan dondurmalar

Magnolia Bakery’den artizan dondurmalar

Magnolia Bakery, yeni ürünü el yapımı dondurmalar ile yepyeni lezzetlerle sezona imza atıyor. Magnolia Bakery, günlük hazırlanan ve her damak tadına uygun zengin çeşitleri ile dondurma tutkunlarını bekliyor.

Günlük olarak taze ve el yapımı hazırlanan dondurma çeşitlerine, yine Magnolia Bakery mutfağından çıkan özel kornet ve soslar eşlik ediyor. Magnolia Bakery, vanilyalı, çikolatalı, Antep fıstıklı, fındıklı, kahveli ve damla sakızlı klasik lezzetlerinin yanı sıra tahin ve pekmezli, humra ve portakallı, incir ve cevizli dondurma çeşitleriyle sevilen lezzetleri özel reçeteler ile buluşturuyor. Ayrıca Macademia Fındık, Lotus, Strawberry Cheesecake, Cookies & Cream ve tuzlu karamel gibi Magnolia Bakery’nin tutkunu olduğumuz aromaları da dondurma severlere bambaşka bir lezzet şöleni sunuyor. Mango Sorbet, Mix Berry Sorbet ve Cherry Sorbet çeşitleri ise hem vegan beslenenlere hem de sorbeden vazgeçemeyenlere ferahlatan aromalarıyla eşsiz bir seçenek oluyor. Magnolia Bakery’nin özel tarifi ile hazırlanan çikolatalı ve vanilyalı sosları ise dondurma keyfini ikiye katlıyor.

Cem Emre Dağ’ın kişisel sergi sanatseverlerle buluştu

Cem Emre Dağ’ın kişisel sergi sanatseverlerle buluştu

Evrim Sanat Galerisi’nde, Şair ve Ressam Can Emre Dağ’ın “bir “DÜŞ” gördüm” isimli kişisel sergisi kapılarını sanatseverlere açtı.

Ressam Can Emre Dağ, 46 adet yağlı boya eserini sanatseverlerle buluşturdu. Sanatçı Süheyl Uygur’un yazdığı bir metin eşliğinde eserlerini sergileyen Dağ, izleyicilere eserleriyle duygusal bir deneyim yaşattı.

“Artık özgürüm. Aynadaki yansımamdan kurtulup gökyüzünün özgürlüğüne doğru elimi uzattım. Dünyanın karanlığını arkamda bırakıp cennetin umuduyla başlıyorum bilinmeyen yolculuğuma. Yansımam üzgün, pişman. Ama geç artık onun için. Ayırdım kendimi kendimden. Belki de iyi yanım arkamda bıraktığım. Belki de özgürlüğe koşan kötü yanım ve özgürlük sandığım kaçtığım karanlık. Ama yine de. Yine de gidiyorum yanımı arkada bırakarak.”

“bir “DÜŞ” gördüm” sergisi, 2 Mayıs 2024 tarihine kadar Evrim Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilir.

Yediden Restaurant’tan yaza özel sağlıklı, hafif ve lezzetli menü

Yediden Restaurant’tan yaza özel sağlıklı, hafif ve lezzetli menü

Yediden Restaurant, yazın hafif ve sağlıklı beslenirken lezzetten de ödün vermek istemeyenleri bekliyor.

İstinye Park’ta hizmet veren Yediden’de Urfa yöresine ait olan Bostana Salatası’ndan Çanakkale domatesiyle yapılan Köfteli Salata’ya, otlu mücverden kırmızı pancar ve yoğurtla hazırlanan pembe sultana birçok yöresel lezzeti bulabilirsiniz.

Yediden menüsündeki her yemek, özenle ve taze seçilmiş malzemelerle hazırlanıyor. Tıpkı Çanakkale domatesiyle hazırlanan Köfteli Salata gibi. Yediden menüsünde hafif ama doyurucu kısırdan yazın ferah lezzeti yoğurtlu semizotuna, kırmızı pancar ve yoğurtla yapılan pembe sultandan havuç ve süzme yoğurdun müthiş uyumunu gösteren havuç taratora birçok lezzet sunuluyor.

“Ben sporumu yapar, yediklerimden sakınmam” diyorsanız tabii ki birçok başka seçeneğiniz de var. Gaziantep’e özgü içli köfteden Saray mutfağının gözdesi Firik Pilavlı Kuzu İncik’e, Doğu Anadolu’nun favorisi Köylü Tavuğu’ndan ipince açılmış Sinop Mantısı’na kadar birçok yöresel yemeği de bulmak mümkün. Ayrıca Yediden şeflerinin yorumuyla oluşturduğu, dana kavurma ve enfes köfteyi tereyağlı bazlama eşliğinde bir tabakta buluşturan Yediden Kebabı ya da Yediden usulü Beğendili Kuzu Tandır gibi kendine özgü tatları da deneyebilirsiniz.

Sabahları yataktan kalkar kalkmaz kusuyorsa, dikkat!

Sabahları yataktan kalkar kalkmaz kusuyorsa, dikkat!

Beyin tümörleri, çocuklarda lösemiden sonra en yaygın görülen 2’inci kanser türünü oluşturuyor. Çocuklarda iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin neden oluştuğuna yönelik kesin bir veri ise henüz mevcut değil.  Günümüzde tıp dünyasında atılan dev adımlar, beyin tümörlerinin tedavisinden etkin sonuçlar alınmasını sağlıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, beyin tümörlerinin tedavisinden başarılı sonuçlar elde edilmesinde erken tanı ve tedavinin kilit rol oynadığına işaret ederek, “Erken tanı için ebeveynlerin bazı belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları çok önemlidir. Özellikle baş ağrısı, bulantı ve kusma, en yaygın görülen üç belirtiyi oluşturmaktadır. Çocuğun her gün ısrarlı baş ağrısından yakınması ve özellikle sabahları yataktan kalkar kalkmaz, henüz yemek yemeden fışkırır tarzda kusması, beyin tümörünün önemli bir işareti olabilmektedir. Dolayısıyla bu yakınmaları olan çocuğa mutlaka beyin MR tetkiki yapılmalıdır” uyarısında bulunuyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, çocukluk çağı beyin tümörleriyle mücadelede ebeveynlerin rolünün de büyük önem taşıdığını belirterek, “Hastalığın erken sinyallerini tanımak, çocuğu düzenli sağlık kontrollerine götürmek ve tedavi sürecinde psikolojik destek sağlamak, tedavinin başarı şansını arttıran faktörler arasındadır” diyor.

Prof. Dr. Memet Özek

Prof. Dr. Memet Özek

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

Çocukluk çağı beyin tümörlerinin belirtileri, tümörün tipine ve konumuna bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, çocuklarda gelişen iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin belirtilerini şöyle sıralıyor:

Bebeklerde

  • Henüz bıngıldağı açık bebeklerde baş çevresinin normalden fazla genişlemesi,
  • Güçsüz emme refleksi,
  • Aktivite düşüklüğü,
  • Bulantı, kusma ve kilo kaybı.

Çocuklarda

  • Bulantı, kusma ve baş ağrısı,
  • Gözlerde kayma,
  • Konuşma bozukluğu,
  • El-kol koordinasyon bozukluğu,
  • Kol ve bacaklarda güç kaybı,
  • Denge problemleri.

Acıbadem Altunizade Hastanesi

Genellikle ameliyata başvuruluyor!

Çocuk beyin cerrahı tarafından tümörün cinsi, yerleşim yeri, yayılımı, büyüklüğü, el ve kolu hareket ettiren yollara olan yakınlığı gibi parametreler değerlendirilerek tümöre uygun bir tedavi planlanıyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, tedavide genellikle cerrahi yönteme başvurulduğunu belirterek, “Nadiren de olsa bazı nörofibramatözis gibi genetik hastalıklarla beraber görülen tümörler ve bazı iyi huylu tümör çeşitlerinde cerrahi yerine izlem önerilebilmektedir. Fakat takip sırasında yapılan beyin MR’larında görülecek en ufak bir değişiklikte doku örneği alınması şarttır. Tümörün cinsi ile ilgili en son kararı her zaman ameliyat sırasında alınan doku örneği ile patoloji bölümü söyleyecektir” bilgisini veriyor.

Tedavideki gelişmeler umut veriyor!

Çocukluk çağında oluşan her 6 tümörden birinin beyinde yerleştiği belirtiliyor. Bu tümörlerin yüzde 52’si ilk 2-10 yaş, yüzde 42’si ise 11 – 18 yaş arasında ortaya çıkıyor. Çocuklarda ilk 12 ayın altında gelişen beyin tümörleri de yaklaşık yüzde 5.5 oranında görülüyor. Erken tanı ve tedavi, çocukluk çağında gelişen beyin tümörlerinin üstesinden gelmede kritik bir öneme sahip. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,  gelişen tıbbi teknolojiler ve tedavi yöntemlerinin bu zorlu mücadelede umut verici sonuçlar sunduğuna işaret ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Beyin tümörlerinin tedavi seçenekleri arasında cerrahi müdahale, radyoterapi ve kemoterapi yer almakta olup, çocuğun durumuna göre bireyselleştirilmiş tedavi planları uygulanmaktadır. Günümüzde sağlıklı dokulara hasar vermeyen hedefe yönelik kemoterapiler geliştirilmektedir. Ayrıca tümörlerin barındırdıkları mutasyonlara etki edebilen ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlara günümüzde akıllı ilaç diyoruz. Bu sayede iyi veya kötü huylu tümörlerin yeniden büyümeleri ve beynin diğer bölgelerine yayılmaları önlenebilmektedir”  Özellikle  bazı tümör türlerinin gelişim aşamalarını anlayabilmede moleküler testlerin oldukça önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Memet Özek, “Bu testler sonucunda hastalığın gidişatı açısından daha net bilgiler elde edebilmekte ve ayrıca sadece o moleküler değişikliklere sahip hücreleri yok etmeyi amaçlayan hedefli tedaviler planlanabilmektedir” diye konuşuyor.

Hamilelikte risk oluşturan 8 önemli neden!

Hamilelikte risk oluşturan 8 önemli neden!

Hamilelik döneminde her kadının tek dileği bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına almak oluyor kuşkusuz. Ancak bazı hamileliklerde, risk oluşturan çeşitli etkenler nedeniyle anne adayının ve karnındaki bebeğin sağlığı, hatta hayatı tehlikeye girebiliyor. Günümüzde her 10 hamileden 1’inin ‘riskli’ grupta yer aldığı belirtiliyor.  Risk oluşturan etkenlerin bazıları hamilelik sürecinde ortaya çıkarken, bir kısmı ise  hamilelik öncesinde zaten mevcut oluyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen,   bu nedenle her kadının hamile kalmayı planladığında mutlaka hekime başvurması gerektiğine dikkat çekerek, “Hamileliğin normal ve bebeğin sağlıklı gelişmesi için anne adayına ait sağlık sorunları varsa bunların hamilelikten önce tespit edilmesi ve tedaviye başlanması çok önemlidir. Ayrıca, anne adayı   kalp, tansiyon veya diyabet hastası ise bu hastalıkların hamile kalınmadan önce kontrol altına alınmaları gerekir” diyor. Düzenli aralıklarla yapılan hamilelik takiplerinin yaşamsal önem taşıdığına işaret eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Her genel kontrollerde;  kilo takibi, tansiyon ölçümü, karın büyüklüğünün değerlendirilmesi, bebeğin kalp atışlarının tespiti, ödem, bebeğin anne karnındaki pozisyonu, ultrason ile bebeğin gelişimi, plasenta (eş) ve amnios suyu değerlendirilir. Yüksek riskli anne adayları hekimlerinin tavsiyeleri doğrultusunda daha sık ve yakın takibe alınmaktadır. Günümüzde risk grubundaki anne adayları, düzenli takip ve tedavi sayesinde sağlıklı bir hamilelik süreci ve doğum gerçekleştirebilmektedir ” bilgisini veriyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, riskli hamileliğe yol açan bazı etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Prof. Dr. Hüsnü Görgen

Prof. Dr. Hüsnü Görgen

Bebeğin plasentası ile ilgili sorunlar

Bazı anne adaylarında bebeğin plasentası rahmin içine değil alt kısmına yerleşiyor ve doğum kanalını kapatıyor. ‘Plasenta previ’ olarak adlandırılan bu durumun en önemli bulgusu ağrısız vajinal kanama oluyor.  Hamilelik takiplerinde  ultrasonografik inceleme ile belirlenebilen plasenta previ, bazen fazla kanamaya neden olarak annenin ve bebeğin hayatını tehdit edebiliyor. Kanamanın kontrol edilemediği durumlarda doğumun sezeryan ile acil olarak gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Çoğul hamilelik

Çoğul hamilelikte; gebelik zehirlenmesi (preeklempsi), bebekte gelişim geriliği, doğumsal anomaliler ve erken doğum gibi riskler sık görülüyor.  Bu riskler  anne adayının sigara alışkanlığı, bazı ilaçların kullanımı ve sistemik hastalıkların varlığında daha da artabiliyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, tüm bu zorluklara rağmen düzenli kontroller ve gelişmiş yeni doğan üniteleri sayesinde, ikizlerin yüzde 90’dan fazlasının dünyaya sağlıklı olarak geldiklerini belirtiyor.

Geç veya erken yaş hamilelikleri

Özellikle 40 yaşından sonra oluşan hamileliklerde ciddi bir sorun olan hipertansiyon, gebelik diyabeti, erken doğum, anne karnında bebek kaybı, doğum öncesi ve sonrası dönemde gelişebilen kalp yetmezliği, doğum sonrası kanamalar, plasental anormallikler, erken veya ölü doğum gibi tablolar daha sık yaşanıyor. Bunların yanı sıra anne yaşının ilerlemesiyle birlikte hamilelikte diğer sistemik hastalıkların gelişme riski de artıyor. Erken yaşta oluşan hamilelikler de anne ve bebeğin hayatını tehdit edebiliyor. Özellikle 15-19 yaş arasında, yani adolesan döneminde anne adayının vücudunun tam gelişmemiş olması ve yetersiz beslenme ile sigara alışkanlığı gibi etkenler ciddi risk oluşturuyor. Örneğin, erken yaş hamileliklerde preeklampsi riski artıyor.

Gebelikte preeklampsi

Daha önce kan basınçları normal olan anne adayında, hamileliğin 20. haftasından sonra tansiyon yükselmesiyle (140/90 üzeri) birlikte idrarda protein atılımı varsa, bu tabloya preeklampsi, toplumdaki bilinen adıyla ‘gebelik zehirlenmesi’ deniyor. Sebebi belli olmayan bu hastalık çok ciddi sorunlardan, hatta gebeliğe bağlı anne ölümlerinin yüzde 14’ünden sorumlu oluyor. Ayrıca bebekte  erken doğuma bağlı prematürite, gelişme geriliği ve oksijen azalması nedeniyle nörolojik sorunlara yol açabiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, düzenli hamilelik takiplerinin gebelik zehirlenmesine erken tanı konulmasında kilit rol üstlendiğine işaret ederek, “Preeklampsi tanısı konulduktan sonra anne ve  bebek yakın takibe alınmaktadır. Hafif preeklamptik hamileler takip edilerek 37. hamilelik haftasından sonra doğum gerçekleştirilmektedir. Ağır preeklamptik anne adayları ise hastaneye yatırılarak hem tedavi edilir hem de doğum planlaması yapılır” diyor.

Kalp hastalıkları
Günümüzde kalp hastalığı olan kadınların birçoğu hamilelik sırasında dikkatli takip ve gerekli önlemler alındığında, sağlıklı çocuk sahibi olabiliyor. Ancak kendisinin ve bebeğinin hayatını riske atacak ağır kalp hastalığı varsa, önce bu sorunun tedavi edilmesi gerekiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, hamileliklerde başlıca iki nedenle kalp hastalığı görülme riskinin arttığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu artışın birinci nedeni, tıptaki ilerlemeler sayesinde doğumsal kalp hastalığı olan kadınların daha fazla hamile kalabilmeleri. İkincisi ise hamile kalma yaşının ileri yaşlara kaymasıdır. Hamileliğin ilk üç ayında kalbin yükü artmaya başlar ve doğum sırasında da dolaşım sisteminde ani değişiklikler yaşanır. Bunun sonucunda anne ve bebeğin sağlığını, hatta hayatını tehdit edecek tablolar gelişebilmektedir. Örneğin, kalp hastalığı olan anne adaylarının bebeklerinde gelişim geriliği ve prematüre doğum riski artmaktadır. Dolayısıyla kalp hastalığı olan hamilelerin daha sık izlenmeleri yaşamsal önem taşımaktadır” diyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi

Diyabet

Hamilelik öncesinde diyabeti olan hastalarda kan şekerinin kontrol altında olmasının son derece önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Hamilelikte kan şekerinin kontrol altına alınamadığı tablolarda doğumsal anomaliler daha çok görülmektedir. Hamilelik döneminde diyabet nedeniyle oluşan retinopati (gözdeki bozukluk) daha da kötüleşebilir. Diyabet hastalığına bağlı böbrek problemleri olan kadınlarda yüksek tansiyon ve böbrek fonksiyonlarında bozulma gelişebilmektedir. Bu nedenle kan şekeri kontrolü son derece önemlidir” diyor. Daha önce diyabet hastalığı olmayan kadınlarda ilk kez hamilelik sırasında şeker metabolizmasında bozukluk görülmesi ise ‘gestasyonel diyabet’ olarak tanımlanıyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, tanı konulmayan ve takip edilmeyen gestasyonel diyabetli anne adaylarının bebeklerinde problem çıkma riskinin normal hamilelere oranla 2 kat arttığını belirterek, “Birçok hastada dengeli bir diyetle kan şekeri kontrol altına alınabilmektedir. Diyete rağmen kan şekerinin ayarlanamadığı durumlarda ise insülin kullanmak gerekebilir” diyor.

Kan Uyuşmazlığı

Annenin kan grubu Rh negatif, babanın kan grubu Rh pozitif olduğunda bebeğin kan grubu Rh pozitif olabiliyor. Bu durumda anne ve bebeğin kan grupları farklı olacağı için kan uyuşmazlığı  gelişebiliyor. Annenin kanı RH proteinini yabancı olarak algılayınca bağışıklık sistemi RH pozitif faktörüne karşı antikor üretiyor, yani savunmaya geçiyor. Bu tablo ise bebekte ciddi sorunlara yol açabiliyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, annede antikor oluşumunu önlemek için bu durumlarda anneye aşı yapılması gerektiğini belirterek, “Aşı yapılmayan ve antikor oluşumu ile duyarlılık kazanan annelerin bir sonraki hamileliklerinde bebekte kansızlık ve beyin hasarı gibi ciddi sorunlar oluşabilmektedir. Dolayısıyla  ilk hamilelik muayenesinde annenin kan grubu mutlaka öğrenilmeli  ve anne kan grubunda antikor oluşup oluşmadığı test edilmelidir“ diyor.

Bebekte gelişim geriliği

Hamilelik sürecinde bazı bebeklerde görülen gelişim geriliği ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Çoğul hamilelik, kötü beslenme, annenin kalp veya diyabet hastalığı, hipertansiyon, sigara alışkanlığı, alkol veya ilaç kullanımı, bebeğin kalp hastalığı veya doğumsal anomalileri ile kanama hastalıkları gibi etkenler bebekte gelişme geriliğine neden olabiliyor. Gelişim geriliğine bağlı olarak; organlarda sakatlık, doğumsal anomaliler, çocukluk döneminde düşük zeka, öğrenme ve davranış bozuklukları ile nörolojik bozukluklar görülebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Bebekte gelişim geriliği saptandığında, bebeğin anne karnında yakın takibi gerekmektedir. Ultrasonografi ve Fetal Kalp Monitorizasyonu (NST) gibi takip yöntemleriyle anne karnında artık sıkıntı saptanan bebeklerin doğumuna karar verilmektedir” diye konuşuyor.

Kesintisiz İstanbul, Sivas tren yolculuğu başlıyor 

Kesintisiz İstanbul, Sivas tren yolculuğu başlıyor 

Sivas-İstanbul Ekspres YHT seferleri aktarmasız olarak 4 Mayıs’ta başlıyor.   Türkiye Devlet Demir Yolları yatırımlarına devam ediyor. Son dönemlerde tren yolculuğunun revaçta olması ile tren hatlarını çoğalması birer birer artması ile sonuçlandı. Kars treni sonrası Diyarbakır hattı ile turistlik yolculuklar başlarken, Şimdi kesintisiz olarak İstanbul, Sivas yolculuğu başlıyor.

Ekspres YHT seferleri ile İstanbul-Sivas arası 7 saat 18 dakikaya, Sivas-İstanbul arası 7 saat 8 dakikaya iniyor ve 483 yolcu kapasitesiyle seferlerine başlamak için gün sayıyor.
İstanbul-Sivas aktarmasız YHT ekspres seferleri;
????Yozgat
????Kırıkkale
????Ankara
????Eskişehir
????Arifiye
????Pendik
istasyonlarında yolcularıyla buluşmak için geri sayıma başladı.