Yazılar

Az yemenize rağmen kilo aldıran 10 önemli neden!

Kilo vermeye çalışırken bazen hiç beklenmedik bir tabloyla karşılaşabiliyoruz.  Daha az yeriz, daha çok hareket ederiz ama tartı ibresinde bir değişim olmaz. Üstelik, bazen canımızı daha da sıkan bir şey olur; her zamankinden az yediğimiz halde kilo alırız. Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, bu durumun çoğu zaman hatalı beslenme ve yaşam alışkanlıklarımızdan kaynaklandığını belirterek, “Diyet sürecinde kalori hesabı yapmamak, az yenilmesine rağmen kilo alınmasının en yaygın sebeplerinden biridir. Ancak, kilo alınmasının nedeni sadece beslenme hataları değildir. Vücudumuz bazen kronik strese, hareketsizliğe ve uyku bozukluğu gibi etkenlere karşı kendini korumaya alır ve yağ depolamaya yönelir. Bu nedenle az yemek her zaman çözüm olmayabilir” diyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, ancak kilo artışının hormonal veya metabolik hastalıklardan da kaynaklanabildiğini vurgulayarak, “Özellikle kısa sürede ve karın çevresinde belirgin kilo artışı varsa, metabolik veya hormonal sebeplerin araştırılması son derece önemlidir” ifadelerini kullanıyor. Doç. Dr. Adnan Batman,  az yemeye rağmen kilo artışına yol açabilen 10 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Doç. Dr. Adnan Batman

Doç. Dr. Adnan Batman

Hatalı diyetler

Az yenilmesine rağmen kilo alımının en önemli sebeplerinden biri, diyet sürecinde kalori hesabı yapılmamasıdır. Bu durum farkında olmadan ihtiyaçtan fazla enerji alınmasına yol açabiliyor. Ayrıca, şok diyetler de kısa sürede hızlı kilo kaybı sağlasalar da metabolizmayı yavaşlatabiliyor ve kas kaybına neden olarak kilo alımını kolaylaştırıyor.

Yetersiz ve kalitesiz uyku

Yetersiz ve kalitesiz uyku, az beslenilmesine rağmen kilo artışının önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Doç. Dr. Adnan Batman, beş saatin altında uyuyan kişilerde obezite riskinin yüzde 50 oranına kadar artabildiğine işaret ederek, şu bilgileri paylaşıyor: “Gece geç uyumak melatonin ve kortizol dengesini bozar. Bu durum insülin duyarlılığını azaltır ve vücudu yağ depolamaya daha yatkın hale getirir. Aynı zamanda kortizolün salınımını yükselterek karın çevresinde yağlanmayı artırır.  Dolayısıyla melatonin hormonunun yükseldiği 22:00-23:00 saatleri arasında uyku moduna geçilmesi son derece önemlidir.”

Kronik stres

Kronik stres altında vücut daha fazla kortizol hormonu salgılıyor. Bu hormon uzun süre yüksek düzeyde kaldığında metabolizma hızını düşürüyor. Ayrıca, kan şekerini yükselterek insülin seviyesinin de artmasına neden olabiliyor; bu durum yağ depolanmasını kolaylaştırıyor. Kronik stres altında olan kişiler az yeseler bile yağ depolamaya daha yatkın hale gelebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman,   stres hormonu kortizol yüksekliğinin özellikle karın bölgesinde yağ dokusunu artırdığını belirterek, “Karın bölgesi kortizole daha duyarlı olduğu için yağ yakımı burada daha fazla belirginleşmektedir” diyor.

Kas kütlesinde azalma

Kas kaybı 35 yaş sonrasında yavaş ama sürekli bir şekilde ilerliyor. Kas dokusunun metabolik olarak aktif olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Adnan Batman, “Kas kütlesi azaldıkça bazal metabolizma hızı da düşmektedir. Bu durum, aynı miktarda beslenmeye devam edilse bile vücudun daha az enerji harcamasına ve zamanla yağ oranının artmasına neden olabilmektedir” bilgisini veriyor.

Hareketsiz yaşam

Sadece spor yapmak değil, gün içindeki toplam hareket miktarı da enerji harcamasını belirliyor. Masa başında çalışma ve uzun süre oturma gibi alışkanlıklarda günlük enerji harcaması ciddi şekilde azalıyor. Bu durumda kişi az besin tüketse bile harcanan enerji daha düşük olduğu için kilo artışı görülebiliyor. Düzenli günlük hareket, metabolizmanın daha aktif kalmasına yardımcı oluyor ve kilo kontrolünü destekliyor.

Perimenopoz / Menopoz

Perimenopoz ve menopoz dönemlerinde östrojen seviyesinin azalması metabolizmanın yavaşlamasına neden olabiliyor. Dolayısıyla az yenilse bile metabolizma daha yavaş çalıştığı için kilo alınabiliyor. Bu hormon değişimi vücudun yağı özellikle karın bölgesinde depolama eğilimini artırıyor.

Tiroit yetmezliği (Hipotiroidi)

Metabolizmamızı düzenleyen tiroit hormonlarının eksikliğinde bazal enerji harcaması düşüyor ve sıvı tutulumu gelişebiliyor. Genellikle 2–4 kilo civarında kilo artışı yaşanırken beraberinde halsizlik, üşüme ve kabızlık gibi sorunlar da görülebiliyor.

Cushing sendromu

Cushing sendromu, vücudun uzun süre yüksek miktarda kortizol hormonuna maruz kalmasıyla oluşan bir hastalık. Kortizol yüksekliği özellikle karın bölgesi, ense ve yüzde yağ birikimine yol açıyor. Yüz yuvarlaklaşıyor, cilt inceliyor ve morarmalar gelişebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman, hızlı ve bölgesel kilo artışında Cushing sendromunun mutlaka akla gelmesi gerektiğine işaret ediyor.

İnsülin direnci

İnsülin direncinde hücreler kan şekerini dengelemek için daha fazla insülin salgılıyor. İnsülin, glikozu hücrelere taşıma ve fazla enerjiyi yağ olarak depolama sinyali veren bir hormon. Kan şekeri normal olsa bile yüksek insülin nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale geliyor ve yağ yakımı zorlaşabiliyor. Kilo artışı özellikle karın bölgesinde görülüyor.

Polikistik over sendromu

Polikistik over sendromu olan kadınlarda androjen artışı ile insülin direnci birlikte görülebiliyor.  Bunun sonucunda az yenilmesine rağmen kilo artışı yaşanabiliyor. Ayrıca adet düzensizliği, tüylenme ve akne gibi sorunlar da gelişebiliyor.

 Kilo artışına karşı 5 etkili öneri!

  • Gerçek kalori alımınızı objektif olarak belirleyin.
  • Uyku sürenizi 7–8 saate çıkarın.
  • Haftada en az 3 gün direnç egzersizi yaparak, kas kütlenizi koruyun.
  • Tiroit, insülin ve kortizol gibi temel hormon değerlendirmesi yaptırın.
  • Kilonuzu ve bel çevrenizi düzenli olarak ölçün. 

#KiloKontrolü #AzYemekÇözümDeğil #Metabolizma #HormonalDenge #UykuSağlığı #StresYönetimi #KasKütlesi #HareketsizYaşam #İnsülinDirenci #TiroitSağlığı #SağlıklıYaşam #BeslenmeAlışkanlıkları #ObeziteRiskleri #Endokrinoloji #AcıbademSağlık #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #AhuÇağdaş #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya

Saloon Burger’den Gurme Yenilik: Wanted Burger

Gurme burger kategorisinde farklı tatlar sunmaya devam eden Saloon Burger, menüsüne yeni bir ürün ekledi: Wanted Burger. Çıtır tavuk eti, gurme burger ekmeği ve kırmızı lahana turşusuyla hazırlanan Wanted Burger, klasik tavuk burger deneyimini modern bir gastronomi dokunuşuyla yeniden tanımlıyor.

Wanted Burger’in lezzet yolculuğu, baharatlarla terbiye edilen taze tavuk göğüs etlerinin özel soslarla tamburlarda harmanlanmasıyla başlıyor. Ardından paneleme işleminden geçen etler, özel Wanted kaplamasıyla homojen bir çıtırlık kazanıyor. Bu süreç, ürüne yoğun bir lezzet ve karakteristik bir doku katıyor.

5 inçlik gurme burger ekmeği, taze göbek marul, domates, turşu ve mayonezle hazırlanan burgerin en dikkat çekici unsuru ise kırmızı lahana turşusu. Ferahlatıcı asiditesiyle burgerin katmanlı lezzet profilini zenginleştiren bu detay, görsel olarak da dikkat çekici bir sunum yaratıyor.

Saloon Burger, çıtır tavuk tutkunlarına yeni bir alternatif sunan Wanted Burger ile gurme burger deneyimini daha da ileri taşıyor.

 

#SaloonBurger #WantedBurger #GurmeBurger #ÇıtırTavuk #YeniLezzet #GıdaSektörü #BurgerTutkunları #KırmızıLahana #LezzetDeneyimi #Gastronomi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #AhuÇağdaş

McDonald’s Türkiye’den McHesaplı Menülerle Mutluluk Katkısı

McDonald’s Türkiye, değişen tüketici beklentilerine yanıt veren McHesaplı Menüler’i yeni reklam kampanyasıyla bir adım ileri taşıyor. Televizyon ve dijital mecralarda yayınlanan dört filmden oluşan seri, yalnızca uygun fiyatı değil, McDonald’s’ın günlük hayattaki küçük ama gerçek mutluluk anlarındaki yerini hatırlatıyor.

“Uygun fiyatla mutluluğu katla” mottosuyla hayata geçirilen kampanya, gençlerin ve ailelerin hayatından kesitleri samimi ve tanıdık hikâyelerle ekrana taşıyor. Ailece verilen kısa bir mola, sevgilinin sipariş tercihlerini bilmenin yarattığı yakınlık, paylaşılan patates eşliğinde uzayan sohbetler ve öğrenci evinde McDonald’s’ın kattığı keyif, kampanyanın temel anlatılarını oluşturuyor.

McDonald’s Türkiye CMO’su Özdeş Dönen Artak, “McHesaplı Menüler ile amacımız sadece uygun fiyat sunmak değil, aynı zamanda gençlerin ve ailelerin hayatındaki mutlu anlara eşlik etmek. Yeni reklam serimiz, McDonald’s’ın günlük hayatın içindeki yerini samimi bir dille yansıtıyor” dedi.

Kampanya ayrıca MyMcDonald’s uygulaması üzerinden sunulan puan toplama ve ödül kazanma fırsatlarıyla destekleniyor. Böylece McHesaplı platformu, fiziksel restoran deneyimi ile dijital etkileşimi bir araya getirerek her temas noktasında daha görünür hale geliyor.

 

#McDonaldsTürkiye #McHesaplıMenüler #UygunFiyatlaMutlulukKatla #GıdaSektörü #FastFood #MutluAnlar #McDonaldsSeverler #MarkaDeneyimi #DijitalEtkileşim #ReklamKampanyası #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #AhuÇağdaş

Sanat ve Algının Derinliği: Martini Etkisi Sergisi

İstanbul Karaköy’deki tarihi Kurşunlu Han’da yer alan ArtHan Galeri, 4–25 Nisan 2026 tarihleri arasında Seden Erşen’in “Martini Etkisi” sergisine ev sahipliği yapıyor. Nuray Özler Yolcu küratörlüğünde gerçekleşen sergi, dalgıçların derin sularda yaşadığı algı değişiminden esinlenerek insan zihninin bilinç katmanlarına dair metaforik bir yolculuk sunuyor.

Sanatçının kendine özgü tekniğiyle ürettiği eserler, saydam katmanlar ve canlı renk geçişleri aracılığıyla izleyiciyi derinleşen bir algı deneyimine davet ediyor. Denizanaları, sinir ağlarını andıran organik biçimler ve kozmik patlamaları çağrıştıran renk alanları, insan psikolojisinin akışkan ve dönüşen doğasına işaret ediyor.

Tarihi Kurşunlu Han’ın mimarisi içinde gerçekleşen sergi, yalnızca görsel bir deneyim değil; aynı zamanda bilincin farklı katmanları üzerinde düşünmeye alan açıyor. Erşen’in eserleri, izleyiciyi sınırların netliğini yitirdiği bir içsel yolculuğa davet ediyor.

Yer: ArtHan Galeri – Kurşunlu Han, Karaköy, İstanbul

Tarih: 4–25 Nisan 2026

 

#ArtHanGaleri #SedenErşen #MartiniEtkisi #ÇağdaşSanat #KaraköySanat #KurşunluHan #SanatSergisi #BilincinKatmanları #NurayÖzlerYolcu #SanatHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #AhuÇağdaş

Günsu Saraçoğlu ArtAnkara’da: “Hayatı Yavaşlat”

Sanat dünyasının kalbi 25–29 Mart tarihleri arasında ATO Congresium’da atıyor. ArtAnkara Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, VIP açılışla kapılarını aralarken Fırça Sanat Galerisi standında Günsu Saraçoğlu’nun özel seçkisi sanatseverlerle buluşuyor.

Uluslararası sanat çevrelerinde dikkat çeken Saraçoğlu, küresel iklim krizine dair güçlü duruşunu bu kez Ankara’ya taşıyor. Sanatçının yeni koleksiyonu “Slow Down Life” (Hayatı Yavaşlat), önceki işlerinin yüksek sesli mesajını daha içsel ve derin bir anlatıma dönüştürüyor. Bu seçki, fuarın hareketli atmosferine bilinçli bir karşıtlık kurarak izleyiciyi dinginliğe ve yavaşlamanın gücünü keşfetmeye davet ediyor.

Sosyolog kimliğini disiplinli bir teknik altyapıyla birleştiren Saraçoğlu, kentsel dönüşümden çevre bilincine uzanan temaları işliyor. Doğanın organik akışını yansıtan tuvaller, modern hayatın hızına karşı iyileştirici bir mesafe sunuyor. Sanatçı, “Modern yaşamın baş döndürücü hızında hem kendimizi hem doğayı kaçırıyoruz. ‘Slow Down Life’ ile izleyiciyi sadece bakmaya değil, durup hissetmeye çağırıyorum” sözleriyle koleksiyonunun ruhunu özetliyor.

Saraçoğlu’nun eserleri yalnızca görsel bir deneyim değil; aynı zamanda daha dingin ve farkındalıklı bir yaşam anlayışı sunuyor. Yoğun hayat temposuna kısa bir ara vermek isteyenler için Fırça Sanat Galerisi standı, fuarın öne çıkan duraklarından biri olmaya aday.

Yer: ATO Congresium, Söğütözü – Ankara

Tarih: 25–29 Mart

#ArtAnkara #GünsuSaraçoğlu #SlowDownLife #ÇağdaşSanat #SanatFuarı #BaşkentteSanat #FırçaSanatGalerisi #HayatıYavaşlat #SanatVeDoğa #SanatHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #AhuÇağdaş

Erkek Kısırlığında Yeni Araştırmalar Umut Veriyor

Erkeklerde infertilite yani kısırlık uzun yıllar boyunca genetik sorunlar ya da hormon bozukluklarıyla açıklanıyordu. Ancak yapılan araştırmalar erkeklerdeki kısırlığın daha karmaşık nedenlerden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Artık sadece genler değil, genlerin nasıl çalıştığı da büyük önem taşıyor. Sperm hücreleri yalnızca DNA taşımıyor aynı zamanda yaşam tarzı, çevre ve erkek yaşının etkilerini de içinde barındırıyor. Bu durum hem çocuk sahibi olma ihtimalini hem de gelecekte doğacak çocukların sağlığını da etkileyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji ve Androloji Bölümü’nden Prof. Dr. Tümay İpekçi, erkek üreme sistemi hakkında önemli bilgiler verdi.

Prof. Dr. Tümay İpekçi

Prof. Dr. Tümay İpekçi

Sperm; karmaşık ve fizyolojik bir süreç sonrası oluşuyor

Erkeklerdeki üremenin temelini oluşturan sperm üretimi ve olgunlaşması, oldukça hassas ve karmaşık fizyolojik bir süreç sonrası gerçekleşmektedir. Bu süreç; testislerde başlayarak hem lokal mekanizmaların hem de beyinle testisler arasında işleyen nöroendokrin sistemin kontrolü altında sürmektedir. Bu potansiyelin olumsuz etkilenmesi durumunda ise “infertilite” yani kısırlık söz konusu olmaktadır. Sigara kullanımı, fazla kilo, sağlıksız beslenme, hava kirliliği ve zararlı kimyasallara maruz kalmak da sperm kalitesini olumsuz etkilemekte ve kısırlığa yol açabilmektedir. Özellikle ilerleyen yaşla birlikte spermler üzerinde olumsuz etkiler görülebilmekte ve babalık şansı azalabilmektedir.

Sperm hücresinin genetik yapısı incelenebiliyor

Çocuk sahibi olma hayaliyle yola çıkan evli çiftlerin korunmasız ilişkilerine rağmen uzun süre bebek sahibi olamaması durumunda çiftler toplumsal baskılara da maruz kalabilmektedir. Kısırlık bazı durumlarda kadına, bazen de erkeğe ait faktörler nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Günümüzde erkek fertilitesi genellikle sperm sayısı, hareketliliği ve şekline bakılarak değerlendirilmektedir. Ancak bilim dünyası artık sperm hücresinin genetik yapısının nasıl çalıştığını da incelemeye başlamış durumdadır. Bu yeni yöntemlerin gelecekte kısırlık tanısında önemli bir rol alacağı öngörülmektedir. Erkeklerdeki bu sürecin tamamen kader olmaktan çıkacağı ve bazı olumsuz etkilerin geri döndürülebileceği düşünülmektedir. Çalışmalar bu yönde hızla devam etmektedir.

Yaşam tarzı değişiklikleri sperm kalitesini artırabiliyor

Sperm kalitesini artırmak için özellikle vitamin ve mineral açısından zengin bir beslenme (B12, çinko, omega-3 gibi) çok önemlidir. Bu yöntemlerle sperm sağlığı ve kalitesi artırılabilmektedir:

  • Dengeli beslenmek
  • Düzenli egzersiz yapmak
  • Sigara ve alkolü bırakmak
  • Kilo kontrolü sağlamak
  • Stresten uzak durmak

Erkeklerin yaşam biçimi gelecek nesilleri de etkileyebilir

Erkeklerin yaşam tarzı sadece kendilerini değil, doğacak çocuklarını da etkilemektedir. Ancak bu konuda kesin sonuçlar için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Erkek kısırlığı artık sadece genetik bir sorun olarak görülmemektedir. Günlük yaşam alışkanlıkları, çevresel faktörler ve yaş, sperm sağlığında büyük rol oynamaktadır. Yani bugün yaptığımız seçimler, yarının sağlıklı nesillerini şekillendirebilmektedir.

#ErkekSağlığı #İnfertilite #SpermKalitesi #YaşamTarzı #Üroloji #Androloji #SağlıklıNesiller #BabalıkŞansı #MemorialHastanesi #SağlıkHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #AhuÇağdaş

Tavuk Dünyası, Tüketicilerin Kalbini Kazandı

Türkiye’de fast-casual restoran deneyiminin güçlü temsilcilerinden Tavuk Dünyası, bağımsız araştırma şirketi Ipsos tarafından gerçekleştirilen Hazır Yemek Tüketim Alışkanlıkları ve Memnuniyet Araştırması sonuçlarına göre tavuk kategorisinde tüketicilerin en sevdiği restoran zinciri oldu.

Türkiye genelinde 1017 kişiyle yapılan araştırma, Tavuk Dünyası’nın misafirleriyle kurduğu güçlü bağı ve tüketici nezdindeki kuvvetli konumunu ortaya koydu. Bu sonuçla marka, “Türkiye’nin en sevilen tavuk restoran zinciri” söylemini kullanma hakkı elde etti.

Tüketicilerin Tavuk Dünyası’nı tercih etme nedenlerinin başında lezzet, doyuruculuk, damak tadına uygunluk ve markaya duyulan güven geliyor. Kendine özgü konsepti, rahat atmosferi ve zengin ürün çeşitliliğiyle Tavuk Dünyası, yalnızca yemek yenilen bir adres değil aynı zamanda keyifle vakit geçirilen bir buluşma noktası olarak öne çıkıyor.

Tavuk Dünyası CMO’su Ceylan Özmen, “Bir markanın sevilmesi, lezzetli ürünler sunmasının ötesinde; misafirleriyle kurduğu samimi, güçlü ve sürdürülebilir bağ ile mümkün oluyor. Ipsos araştırmasında ‘Türkiye’nin en sevilen tavuk restoran zinciri’ olarak öne çıkmak da bu yaklaşımımızın misafirlerimiz nezdinde güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor” dedi.

 

#TavukDünyası #IpsosAraştırması #EnSevilenRestoran #GıdaSektörü #FastCasual #LezzetVeGüven #TürkiyeRestoranları #MüşteriMemnuniyeti #MarkaBaşarısı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sağlıklı Atıştırmalıkta Yeni Tat: Pesto Soslu Humus

Dünya genelinde yükselen sağlıklı beslenme trendlerinden biri olan humus, bitki bazlı içeriği, yüksek protein ve lif oranıyla dengeli beslenmek isteyenlerin ve vejetaryen tüketicilerin favori atıştırmalıkları arasında yer alıyor.

Bu global trendden ilham alan Mr. NO, humusu lezzetli, sağlıklı ve pratik bir atıştırmalık olarak yeniden yorumladı. Zeytinyağı ile fırınlanmış kıtır ekmek eşliğinde sunulan Mr. NO Humus ailesi, “on the go” tüketim kolaylığıyla öne çıkıyor. Kaşık ve ıslak mendil ile her an, her yerde sağlıklı ara öğün deneyimi sunan ürünler, yüksek besin değerleriyle dikkat çekiyor.

Klasik ve köz biberli çeşitlerinin ardından Mr. NO Humus ailesi şimdi de pesto soslu yeni üyesiyle büyüyor. Pesto sosun aromatik lezzeti ile humusun besleyici yapısını bir araya getiren Mr. NO Pesto Soslu Humus, farklı tatlar arayan tüketicilere hitap ediyor. Vejetaryen beslenmeye uygun olan ürün, ana malzemesi nohut sayesinde 130 gramlık paketinde 9 gram protein içeriyor. Yanında sunulan zeytinyağı ile fırınlanmış kıtır ekmek ise doyurucu bir eşlikçi olarak lezzeti tamamlıyor.

Modern yaşamın hızlı temposuna uyum sağlayan Mr. NO Humus ailesi, günün her anında tercih edilebilen besleyici ve pratik bir alternatif olarak öne çıkıyor.

 

#MrNO #Humus #PestoSosluHumus #SağlıklıAtıştırmalık #BitkiBazlıBeslenme #Vejetaryen #ProteinKaynağı #GıdaSektörü #LezzetVeSağlık #OnTheGo #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Meme kanseri tedavisinde yeni dönem

Ülkemizde genç yaşlarda da görülme sıklığı artan meme kanserinde, son yıllarda geliştirilen akıllı ilaçlar, immünoterapiler ve kişiye özel tedavi yaklaşımları, hastalar için umut veriyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, doğru zamanda başlanan tedaviyle hem yaşam süresinin hem de yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini belirterek “Eskiden meme kanseri denince hastalar ve yakınları için akla hemen umutsuz bir tablo gelirdi. Ama artık bu durum değişti; meme kanseri, tıpkı diyabet ve hipertansiyon gibi uzun süre kontrol altında tutulabilen bir hastalık haline geldi. Bu nedenle tanı alan hastalarımızın umutsuzluğa kapılmadan, alternatif yöntemlere başvurmadan onkoloji hekimine başvurması ve tedavisine başlaması büyük önem taşıyor” diyor. Prof. Dr. Özge Gümüşay, meme kanseri tedavisinde yeni dönemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Meme kanseri dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Her yıl milyonlarca kadın bu tanıyı alırken, teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde tedavi seçeneklerinin güçlenmesi ise umutları artırıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, hastaların bu sayede yaşam sürelerinin uzadığını ve günlük yaşamlarının kaliteli bir şekilde devam edebildiğini belirterek “Özel bir teknolojiyle geliştirilen antikor-ilaç konjugatlarının meme kanseri tedavisinde kullanıma girmesiyle çok iyi sonuçlar elde edildi. Bu teknoloji sayesinde antikora bağlı olarak taşınan kemoterapi ilacı doğrudan kanser hücresine ulaştırılarak sağlıklı dokulara verilen zarar önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Tüm hasta grubunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan HER2 pozitif meme kanserinde, damardan başlanan akıllı ilaçlar sayesinde hastaların tüm lezyonları gerileyerek hastalık kontrolü sağlanarak uzun süre yaşamını devam ettirebilmekteler. Tüm vakaların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan östrojen duyarlı metastatik meme kanserli hastalar bazen sadece evde ağızdan aldıkları akıllı ilaçlar ve endokrin tablet sayesinde kansersiz bir şekilde yıllarca normal yaşantılarını sürdürebilmekteler” diyor.

Prof. Dr. Özge Gümüşay

Prof. Dr. Özge Gümüşay

Kişiye özel tedavi modeli

Son yıllarda hedefe yönelik ajanlar, antikor-ilaç konjugatları ve immünoterapi gibi yenilikçi tedavilerle meme kanseri tedavisinde önemli bir dönüşüm yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay sözlerine şöyle devam ediyor: “Artık meme kanseri, tek bir hastalık olarak değil; biyolojik alt tiplerine ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi edilen bir hastalık olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle tedavi kararını verirken yalnızca tümörün evresine değil, hormon reseptör durumuna, HER2 durumuna, genetik mutasyonlara, hastanın yaşına, ek hastalıklarına ve risk özelliklerine göre değerlendirme yapılmaktadır. Bugün meme kanserinde amacımız herkese aynı tedaviyi vermek değil; doğru hastaya, doğru zamanda, doğru ilacı verebilmektir. Bu alanda devam eden bilimsel çalışmaların sonuçlarını hem hastalarımız hem de biz onkologlar heyecanla takip ediyoruz. Tedavi seçeneklerinin her geçen gün artması, meme kanseriyle mücadelede hem hastalarımıza hem bizlere umut vermeye devam ediyor.”

Anne olmaya engel değil!

Meme kanserinin erken yaşlarda da görülebilen bir hastalık haline gelmesi ve son yıllarda genç yaşlarda hızla yaygınlaşması, meme kanseri tedavisi gören kadınları, anne olmalarını engelleyebileceği düşüncesiyle endişelendiriyor. Prof. Dr. Gümüşay bu konuda endişeleri gideren bilimsel gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Henüz çocuk sahibi olmamış ya da çocuk isteği olan genç hastalarımız olup, bu hastalarda fertilite koruyucu yaklaşımlar büyük önem taşımaktadır. Tedavi öncesinde yumurta veya embriyo dondurma gibi yöntemler planlanabilmekte; bazı hastalarda over baskılama tedavileri ile doğurganlığın korunmasına katkı sağlanabilmektedir. Yapılan çalışma göstermiştir ki kemoterapi ve radyoterapi tedavilerini tamamlayan hastalarımız, sonrasında yeterli süre endokrin tedavisini alıp (çalışmada 18-30 ay endokrin tablet almışlardı) onkoloji doktorlarının da onayı ile hamile kalmasına izin verilmekte. Meme kanseri tanılı hastalar takip eden onkoloji doktorunun önerdiği uygun zamanda gebe kaldıklarında hastalığın tekrarlama riski artmamaktadır, bu da yapılan çalışma ile doğrulanmıştır.”

Öte yandan meme kanseri olan hastaların, aldıkları endokrin tedaviye bağlı yan etkiler yaşayabildiklerini, bunlardan en önemlisinin de sıcak basması olduğunu belirten Prof. Dr. Gümüşay “Yapılan çalışmada görüldü ki, sıcak basması gibi yaşam kalitesini bozan yan etkiye karşı geliştirilen ilaç sayesinde sorunun şiddeti azaldı. FDA onay sürecinin tamamlanmasının ardından ilacın günlük pratiğe girmesi beklenmektedir” diyor.

Üçlü negatif meme kanserinde artık sonuçlar daha iyi

Özellikle genç kadınlarda ve BRCA gen mutasyonu bulunan kadınlarda daha sık görülen üçlü negatif meme kanseri, tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 10-15’ini oluşturuyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, bu alt tipin geçmişte daha agresif seyreden bir hastalık olarak değerlendirildiğini belirtiyor.

Önceden sadece kemoterapi ile yönetilen bu alt tipte, immünoterapi ve yeni nesil antikor-ilaç konjugatları sayesinde tedavi başarısının önemli ölçüde iyileştiğini vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay, şu bilgileri veriyor: “Son yıllarda üçlü negatif meme kanseri tedavisinde iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan ilki immünoterapi, diğeri ise yeni nesil antikor-ilaç konjugatlarıdır. Bu tedaviler sayesinde hastalarda tedavi başarısı önemli ölçüde artmıştır. Erken evrede ameliyat öncesi kemoterapiye immünoterapi eklenmesi artık standart tedavi olup ülkemizde SGK ödeme kapsamındadır. Metastatik hastalıkta ise özellikle PD-L1 pozitif hastalarda immünoterapi önemli fayda sağlamaktadır”

Yaşam kalitesini artıran destek tedaviler

Tedavideki gelişmelerin yalnızca kanseri hedeflemekle sınırlı kalmayıp, hastaların yaşam kalitesini korumayı da amaçladığını belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, şöyle konuşuyor: “Bulantı için geliştirilen ilaçlar sayesinde bulantı ve kusma büyük ölçüde kontrol altına alınmaktadır. Enfeksiyona karşı; kemoterapi sonrası uygulanan kan yükseltici iğneler, grip aşısı, zatürre aşısı ve zona aşısı gibi koruyucu önlemler alınmaktadır. Sosyal ve psikolojik olarak süreci zorlaştıran saç dökülmesine yönelik kemoterapi sırasında uygulanan -saçlı deri soğutma işlemleri- saç dökülmesi önemli ölçüde azalmakta ve hastaların psikolojik yükünü hafifletmektedir.”

#MemeKanseri #Akıllıİlaçlar #İmmünoterapi #SağlıkHaberi #Onkoloji #KadınSağlığı #KanserTedavisi #YaşamKalitesi #TıpVeTeknoloji #SağlıktaYeniDönem #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

PizzaLazza’dan Yeni Lezzet: San Marzano Sosları

Türkiye’nin önde gelen pizza markalarından PizzaLazza, pizzalarında kullandığı sosları bir üst seviyeye taşıyarak San Marzano tipi domateslerle hazırlanan yeni nesil soslarını tüketicileriyle buluşturdu. Doğal yapısı, dengeli aroması ve karakteristik tatlı-ekşi lezzetiyle öne çıkan San Marzano tipi domatesler, PizzaLazza pizzalarına yepyeni bir tat deneyimi kazandırıyor.

Dünya genelinde bir lezzet referansı olarak kabul edilen bu özel domatesler, pizzanın temelini oluşturan sos deneyimini yeniden tanımlıyor. PizzaLazza, bu yenilikle hem kalite standartlarını yükseltiyor hem de tüketicilerine daha rafine bir pizza deneyimi sunuyor.

San Marzano tipi domateslerin kendine özgü tatlı-ekşi dengesi, pizza hamuru ve peynirle mükemmel bir uyum yakalarken, pizzada kullanılan diğer malzemelerin lezzetini de ön plana çıkarıyor. PizzaLazza’nın yeni sosları, baharat eklenmeden hazırlanıyor ve daha az yağ ile tuz içeriyor. Böylece daha hafif, dengeli ve doğal bir lezzet deneyimi sunuluyor. Daha az işlenmiş yapısı sayesinde domatesin doğal aroması korunurken, parlak kırmızı rengiyle de görsel olarak fark yaratıyor.

PizzaLazza, bu yenilikle pizzaseverlere hem sağlıklı hem de lezzetli bir alternatif sunarak sektördeki iddiasını güçlendiriyor.

#PizzaLazza #SanMarzano #PizzaLezzeti #GıdaSektörü #YeniTat #DoğalLezzet #TatlıEkşiDenge #PizzaSeverler #LezzetinKaynağı #Gastronomi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity