Yazılar

Meme kanseri tedavisinde yeni dönem

Ülkemizde genç yaşlarda da görülme sıklığı artan meme kanserinde, son yıllarda geliştirilen akıllı ilaçlar, immünoterapiler ve kişiye özel tedavi yaklaşımları, hastalar için umut veriyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, doğru zamanda başlanan tedaviyle hem yaşam süresinin hem de yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini belirterek “Eskiden meme kanseri denince hastalar ve yakınları için akla hemen umutsuz bir tablo gelirdi. Ama artık bu durum değişti; meme kanseri, tıpkı diyabet ve hipertansiyon gibi uzun süre kontrol altında tutulabilen bir hastalık haline geldi. Bu nedenle tanı alan hastalarımızın umutsuzluğa kapılmadan, alternatif yöntemlere başvurmadan onkoloji hekimine başvurması ve tedavisine başlaması büyük önem taşıyor” diyor. Prof. Dr. Özge Gümüşay, meme kanseri tedavisinde yeni dönemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Meme kanseri dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Her yıl milyonlarca kadın bu tanıyı alırken, teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde tedavi seçeneklerinin güçlenmesi ise umutları artırıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, hastaların bu sayede yaşam sürelerinin uzadığını ve günlük yaşamlarının kaliteli bir şekilde devam edebildiğini belirterek “Özel bir teknolojiyle geliştirilen antikor-ilaç konjugatlarının meme kanseri tedavisinde kullanıma girmesiyle çok iyi sonuçlar elde edildi. Bu teknoloji sayesinde antikora bağlı olarak taşınan kemoterapi ilacı doğrudan kanser hücresine ulaştırılarak sağlıklı dokulara verilen zarar önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Tüm hasta grubunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan HER2 pozitif meme kanserinde, damardan başlanan akıllı ilaçlar sayesinde hastaların tüm lezyonları gerileyerek hastalık kontrolü sağlanarak uzun süre yaşamını devam ettirebilmekteler. Tüm vakaların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan östrojen duyarlı metastatik meme kanserli hastalar bazen sadece evde ağızdan aldıkları akıllı ilaçlar ve endokrin tablet sayesinde kansersiz bir şekilde yıllarca normal yaşantılarını sürdürebilmekteler” diyor.

Prof. Dr. Özge Gümüşay

Prof. Dr. Özge Gümüşay

Kişiye özel tedavi modeli

Son yıllarda hedefe yönelik ajanlar, antikor-ilaç konjugatları ve immünoterapi gibi yenilikçi tedavilerle meme kanseri tedavisinde önemli bir dönüşüm yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay sözlerine şöyle devam ediyor: “Artık meme kanseri, tek bir hastalık olarak değil; biyolojik alt tiplerine ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi edilen bir hastalık olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle tedavi kararını verirken yalnızca tümörün evresine değil, hormon reseptör durumuna, HER2 durumuna, genetik mutasyonlara, hastanın yaşına, ek hastalıklarına ve risk özelliklerine göre değerlendirme yapılmaktadır. Bugün meme kanserinde amacımız herkese aynı tedaviyi vermek değil; doğru hastaya, doğru zamanda, doğru ilacı verebilmektir. Bu alanda devam eden bilimsel çalışmaların sonuçlarını hem hastalarımız hem de biz onkologlar heyecanla takip ediyoruz. Tedavi seçeneklerinin her geçen gün artması, meme kanseriyle mücadelede hem hastalarımıza hem bizlere umut vermeye devam ediyor.”

Anne olmaya engel değil!

Meme kanserinin erken yaşlarda da görülebilen bir hastalık haline gelmesi ve son yıllarda genç yaşlarda hızla yaygınlaşması, meme kanseri tedavisi gören kadınları, anne olmalarını engelleyebileceği düşüncesiyle endişelendiriyor. Prof. Dr. Gümüşay bu konuda endişeleri gideren bilimsel gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Henüz çocuk sahibi olmamış ya da çocuk isteği olan genç hastalarımız olup, bu hastalarda fertilite koruyucu yaklaşımlar büyük önem taşımaktadır. Tedavi öncesinde yumurta veya embriyo dondurma gibi yöntemler planlanabilmekte; bazı hastalarda over baskılama tedavileri ile doğurganlığın korunmasına katkı sağlanabilmektedir. Yapılan çalışma göstermiştir ki kemoterapi ve radyoterapi tedavilerini tamamlayan hastalarımız, sonrasında yeterli süre endokrin tedavisini alıp (çalışmada 18-30 ay endokrin tablet almışlardı) onkoloji doktorlarının da onayı ile hamile kalmasına izin verilmekte. Meme kanseri tanılı hastalar takip eden onkoloji doktorunun önerdiği uygun zamanda gebe kaldıklarında hastalığın tekrarlama riski artmamaktadır, bu da yapılan çalışma ile doğrulanmıştır.”

Öte yandan meme kanseri olan hastaların, aldıkları endokrin tedaviye bağlı yan etkiler yaşayabildiklerini, bunlardan en önemlisinin de sıcak basması olduğunu belirten Prof. Dr. Gümüşay “Yapılan çalışmada görüldü ki, sıcak basması gibi yaşam kalitesini bozan yan etkiye karşı geliştirilen ilaç sayesinde sorunun şiddeti azaldı. FDA onay sürecinin tamamlanmasının ardından ilacın günlük pratiğe girmesi beklenmektedir” diyor.

Üçlü negatif meme kanserinde artık sonuçlar daha iyi

Özellikle genç kadınlarda ve BRCA gen mutasyonu bulunan kadınlarda daha sık görülen üçlü negatif meme kanseri, tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 10-15’ini oluşturuyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, bu alt tipin geçmişte daha agresif seyreden bir hastalık olarak değerlendirildiğini belirtiyor.

Önceden sadece kemoterapi ile yönetilen bu alt tipte, immünoterapi ve yeni nesil antikor-ilaç konjugatları sayesinde tedavi başarısının önemli ölçüde iyileştiğini vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay, şu bilgileri veriyor: “Son yıllarda üçlü negatif meme kanseri tedavisinde iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan ilki immünoterapi, diğeri ise yeni nesil antikor-ilaç konjugatlarıdır. Bu tedaviler sayesinde hastalarda tedavi başarısı önemli ölçüde artmıştır. Erken evrede ameliyat öncesi kemoterapiye immünoterapi eklenmesi artık standart tedavi olup ülkemizde SGK ödeme kapsamındadır. Metastatik hastalıkta ise özellikle PD-L1 pozitif hastalarda immünoterapi önemli fayda sağlamaktadır”

Yaşam kalitesini artıran destek tedaviler

Tedavideki gelişmelerin yalnızca kanseri hedeflemekle sınırlı kalmayıp, hastaların yaşam kalitesini korumayı da amaçladığını belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, şöyle konuşuyor: “Bulantı için geliştirilen ilaçlar sayesinde bulantı ve kusma büyük ölçüde kontrol altına alınmaktadır. Enfeksiyona karşı; kemoterapi sonrası uygulanan kan yükseltici iğneler, grip aşısı, zatürre aşısı ve zona aşısı gibi koruyucu önlemler alınmaktadır. Sosyal ve psikolojik olarak süreci zorlaştıran saç dökülmesine yönelik kemoterapi sırasında uygulanan -saçlı deri soğutma işlemleri- saç dökülmesi önemli ölçüde azalmakta ve hastaların psikolojik yükünü hafifletmektedir.”

#MemeKanseri #Akıllıİlaçlar #İmmünoterapi #SağlıkHaberi #Onkoloji #KadınSağlığı #KanserTedavisi #YaşamKalitesi #TıpVeTeknoloji #SağlıktaYeniDönem #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

PizzaLazza’dan Yeni Lezzet: San Marzano Sosları

Türkiye’nin önde gelen pizza markalarından PizzaLazza, pizzalarında kullandığı sosları bir üst seviyeye taşıyarak San Marzano tipi domateslerle hazırlanan yeni nesil soslarını tüketicileriyle buluşturdu. Doğal yapısı, dengeli aroması ve karakteristik tatlı-ekşi lezzetiyle öne çıkan San Marzano tipi domatesler, PizzaLazza pizzalarına yepyeni bir tat deneyimi kazandırıyor.

Dünya genelinde bir lezzet referansı olarak kabul edilen bu özel domatesler, pizzanın temelini oluşturan sos deneyimini yeniden tanımlıyor. PizzaLazza, bu yenilikle hem kalite standartlarını yükseltiyor hem de tüketicilerine daha rafine bir pizza deneyimi sunuyor.

San Marzano tipi domateslerin kendine özgü tatlı-ekşi dengesi, pizza hamuru ve peynirle mükemmel bir uyum yakalarken, pizzada kullanılan diğer malzemelerin lezzetini de ön plana çıkarıyor. PizzaLazza’nın yeni sosları, baharat eklenmeden hazırlanıyor ve daha az yağ ile tuz içeriyor. Böylece daha hafif, dengeli ve doğal bir lezzet deneyimi sunuluyor. Daha az işlenmiş yapısı sayesinde domatesin doğal aroması korunurken, parlak kırmızı rengiyle de görsel olarak fark yaratıyor.

PizzaLazza, bu yenilikle pizzaseverlere hem sağlıklı hem de lezzetli bir alternatif sunarak sektördeki iddiasını güçlendiriyor.

#PizzaLazza #SanMarzano #PizzaLezzeti #GıdaSektörü #YeniTat #DoğalLezzet #TatlıEkşiDenge #PizzaSeverler #LezzetinKaynağı #Gastronomi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kemal Kara’dan Kozmik Yolculuk: “KOZMOGONİ” Futy Art Gallery’de

Sanatçı Kemal Kara, dokuzuncu kişisel sergisi “KOZMOGONİ” ile sanatseverleri evrenin kadim geometrisi ve ruhun derinlikleri arasında kurulan bir yolculuğa davet ediyor. Sergi, 4 Nisan Cumartesi günü saat 16:00’da Futy Art Gallery’de açılış kokteyli ile başlayacak ve 20 Nisan 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek.

“KOZMOGONİ”, makrokozmos ile mikrokozmos arasındaki ince ilişkiyi sanatın diliyle ele alıyor. İbnü’l Arabî’nin düşünce dünyası ve Plotinos’un estetik anlayışından beslenen eserler, izleyiciyi yalnızca bir gözlemci olarak değil, yaratım sürecinin bir parçası olarak konumlandırıyor. Kara, serginin felsefi arka planını şu sözlerle özetliyor:

“Bizler evrende kaybolmuş yolcular değil, evreni kendi içinde taşıyan sırlı aynalarız. Bu sergideki her form, mutlak bir sessizliğin dile gelişi; her renk ise ilahi bir nefesin maddedeki yankısıdır.”

Sergide yer alan eserler, ışık ve karanlığın karşıtlığını fırça darbeleriyle görünür kılarken, dünyanın üçüncü gezegeninin toprak kokusunu evrenin kadim geometrisiyle buluşturuyor. “KOZMOGONİ”, bir sonun başlangıcından doğan varoluş fikrini, “kün” nefesiyle filizlenen yeni dünyaların yapı taşları olarak ele alıyor.

Sanatçı, “Keşif bitti; şimdi inşa etme zamanı” diyerek izleyicileri kendi içsel gökyüzlerini yeniden kurmaya ve varoluşun kozmik düzeni üzerine düşünmeye davet ediyor.

#KemalKara #Kozmogoni #FutyArtGallery #SanatSergisi #ÇağdaşSanat #KültürSanat #İstanbulSanat #EvreninGeometrisi #SanatVeFelsefe #KozmikYolculuk #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancit

Uçakta Rahat ve Şık Kalmanın Altın Kuralları

Uçak yolculuğu için giyinmek sadece şık görünmekle ilgili değildir; kalkıştan inişe kadar rahat ve hazırlıklı kalmakla ilgilidir. Kabin sıcaklığının sürekli değişmesi, uzun saatler boyunca oturmak ve havaalanında aceleyle aktarmaya yetişme ihtimali göz önüne alındığında, doğru kıyafet seçimi her şeyi değiştirebilir. İşte uçuş boyunca rahat, işlevsel ve şık kalmanızı sağlayacak olmazsa olmaz parçalar:

Eşarp veya Şal

Şal veya geniş bir atkı, seyahat için en çok yönlü parçalardan biridir. Uçağın kliması sonuna kadar açıkken sizi sıcak tutar, yere indiğinizde serin akşamlara uyum sağlamanıza yardımcı olur. Ayrıca ibadet yerlerine girerken omuz veya başınızı örtmek için de kullanışlıdır.

Esnek, Bol Kesim Pantolon

Uzun süre oturmak vücudu zorlar ve şişkinliğe neden olabilir. Bunu önlemek için keten, pamuk veya bambu gibi doğal kumaşlardan yapılmış bol ve esnek pantolonlar tercih edin. Elastik bel bantları konfor sağlar ve uçaktan indikten sonra şık bir görünüme geçiş yapmanıza da imkân tanır.

Kapalı Burunlu Ayakkabılar

Terlik veya sandalet yerine spor ayakkabı ya da kolay giyilip çıkarılabilen kapalı burunlu ayakkabılar tercih edin. Bu ayakkabılar hem güvenli hem de uzun süreli yolculuklarda daha rahattır. Ayrıca TSA güvenlik kontrolünde de pratiklik sağlar.

Kompresyon Çorapları

Uzun uçuşlarda kan dolaşımını iyileştirmek ve şişmeyi önlemek için kompresyon çorapları idealdir. Derin ven trombozu (DVT) riskini azaltır ve bacaklarınızı daha rahat hissettirir.

Sade Takılar

Seyahatte takı takmayı seviyorsanız, küçük ve sade parçaları tercih edin. Küçük halkalar, ince yüzükler veya zarif kolyeler hem şıklık katar hem de kaybolma riskini azaltır. Ayrıca TSA kontrolünde sorun çıkarmaz.

 Uçak yolculuğu sırasında doğru kıyafet ve aksesuarları seçmek, hem konforunuzu artırır hem de seyahatinizi daha keyifli hale getirir. Küçük detaylar, uzun yolculuklarda büyük fark yaratır.

 

#OtelGüvenliği #Seyahatİpuçları #TatildeGüvenlik #OtelKontrolListesi #YatakBöcekleri #SeyahatSağlığı #GüvenliKonaklama #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #AhuÇağdaş

Otel Anahtar Kartlarında Gerçekte Hangi Bilgiler Saklanıyor?

Otel anahtar kartları küçük birer plastik parça gibi görünse de güvenli bir konaklamanın en önemli unsurlarından biridir. Bu kartlar yalnızca size ait odayı açacak şekilde programlanır ve otel güvenliğinin temel taşlarından birini oluşturur. Peki bu kartların içinde gerçekten hangi bilgiler bulunur? Kredi kartı bilgileriniz ya da kişisel verileriniz bu kartlarda saklanıyor olabilir mi?

Anahtar Kartları Nasıl Çalışır?
Günümüzde otellerin büyük çoğunluğu iki tür anahtar kartı kullanıyor:
Manyetik şeritli kartlar
RFID (dokunmatik) kartlar
Her iki sistem de aynı temel mantıkla çalışır: Kart, kapı kilidinin okuyabildiği sınırlı bir bilgi içerir. Bazı eski oteller hâlâ delme (punch) kart sistemini kullanıyor olsa da bu yöntem artık oldukça nadir.

Kartta Hangi Bilgiler Saklanır?
Otele giriş yaptığınızda resepsiyon görevlisi boş bir kartı programlar ve içine yalnızca iki bilgi yükler:
Oda numaranız
Konaklama tarihleriniz
Hepsi bu. Kart, çıkış tarihiniz geldiğinde otomatik olarak devre dışı kalır. Adınız, soyadınız, kredi kartı bilgileriniz veya kişisel verileriniz kesinlikle kartta saklanmaz. Bu yaygın bir şehir efsanesidir.

Kartınızı Kaybederseniz Ne Olur?
Anahtar kartınızı kaybettiğinizde biri odanıza girebilir mi? Teorik olarak evet, ancak hangi odanın size ait olduğunu bilmedikçe kartın tek başına bir anlamı yoktur. Yine de güvenlik için:
Hemen resepsiyona gidin
Eski kartı iptal ettirin
Yeni bir kart alın
Dilerseniz oda değişikliği talep etme hakkınız da vardır.
Güvenlik İçin Küçük Ama Önemli İpuçları
Oda numaranızı kartın üzerine yazmayın. Kartı kaybederseniz risk oluşturur.
Kartı oda numarasının yazılı olduğu kılıfla birlikte taşımayın.

Kartı çıkışta iade etmek zorunda değilsiniz. İsterseniz hatıra olarak saklayabilirsiniz; kartın üzerinde kişisel veri bulunmadığı için güvenlik riski yoktur.

#OtelGüvenliği #AnahtarKartı #Seyahatİpuçları #Konaklama #GüvenliSeyahat #TravelTips #HotelSecurity #SeyahatRehberi #OtelTeknolojisi #RFID #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #AhuÇağdaş

Otelde odaları göründüğü kadar temiz olmayabilir

Otelde kalırken bazen bilgisizlik mutluluk olabilir; muhtemelen sizden önce odada kimin kaldığını veya ne tür bir dağınıklık bıraktığını fazla düşünmemek en iyisidir. Neyse ki, otellerin odayı temizleyen ve her yeni misafir için hazır hale getiren birinci sınıf temizlik personeli vardır. Ancak her sabah temizlenmesi gereken çok sayıda oda varken, en yetenekli temizlikçiler bile, özellikle personel azsa, bazı detayları atlayabilir. Bu da şu soruyu akla getiriyor: Otele giriş yaptığınızda odanızı temizlemeli misiniz? İşte bilmeniz gerekenler:

Malzemelerinizi Getirin

Otele vardığınızda hızlıca silmek, iç rahatlığı sağlar. Bunun için yanınızda Dezenfektan mendiller, önceden nemlendirilmiş mendiller veya mikrofiber bezler bulundurabilirsiniz. Mikrop konusunda endişeliyseniz birkaç ek ürün daha taşımanız faydalı olur.

Sık Temas Edilen Yüzeyleri Silin

Işık anahtarları, kapı kolları, TV kumandası, lavabo musluğu ve telefon gibi sık dokunulan yüzeyleri dezenfektan mendillerle silin. Temizlik personeli genellikle hızlıca silse de siz ekstra bir katman hijyen sağlamış olursunuz.

Yatak Takımlarını Değiştirin

Otellerde çarşaflar her konaklamadan sonra temizlenir, ancak yüz binlerce misafir aynı takımları kullanır. Ayrıca kullanılan deterjanlar ciltte tahrişe neden olabilir. Bavulunuza hafif seyahat çarşafları koyarak kendi takımlarınızı kullanabilirsiniz.

Cam Eşyaları Yıkayın

Otelinizde tek kullanımlık bardaklar yerine cam bardaklar varsa, mutlaka lavaboda yıkayın. Görünür lekesiz olması temiz olduğu anlamına gelmez; önceki misafir dokunmuş olabilir.

Kahve Makinesini Temizleyin

Otel odalarındaki kahve makineleri en kirli eşyalar arasında olabilir. Kullanımdan önce birkaç kez sade suyla çalıştırın. Daha kapsamlı temizlik için damıtılmış beyaz sirke kullanabilirsiniz. Alternatif olarak sabah kahvenizi lobiden almak daha güvenlidir.

İçeriye Kir Taşımayın

Ayakkabılarınızı kapıda çıkarın ve odada kullanmayın. Valizinizi yatağa koymaktan kaçının; havaalanında veya şehirde topladığı mikropları uyuduğunuz yere taşımak istemezsiniz.

 

Otele girişte birkaç dakikanızı ayırarak yapacağınız bu küçük temizlik adımları, tatiliniz boyunca daha sağlıklı ve huzurlu bir konaklama sağlar. Unutmayın, hijyen konusunda tedbirli olmak her zaman daha güvenlidir.

#OtelHijyeni #Seyahatİpuçları #TatildeGüvenlik #HijyenKuralları #OtelOdasıTemizliği #SağlıklıKonaklama #SeyahatTips #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #AhuÇağdaş

Demet Akalın ve Gökhan Özen’den Yeniden “Korkak”

Türk pop müziğinin iki güçlü ismi Demet Akalın ve Gökhan Özen, yıllar sonra yeniden bir araya gelerek müzikseverlere sürpriz yaptı. İkilinin birlikte hazırladığı proje kapsamında yayınlanacak EP’nin ilk single’ı “Korkak”, Sony Music Türkiye etiketiyle tüm dijital platformlarda yerini aldı.

Söz ve müziği Gökhan Özen’e ait olan şarkı, Demet Akalın’ın güçlü yorumuyla bambaşka bir ruh kazandı. Yenilenen düzenlemesiyle yeniden listelere giren “Korkak”, müzik dünyasında büyük heyecan uyandırdı.

Şarkının klibi, Rixos Tersane İstanbul’da çekildi. İkilinin performansını göz alıcı görsellikle buluşturan klip, parçanın duygusunu güçlü bir şekilde yansıtıyor.

Pop müziğin hit makinesi Demet Akalın ile romantik şarkıların unutulmaz sesi Gökhan Özen’i aynı projede buluşturan bu özel çalışma, yaz sezonuna damga vuracak. Ardından gelecek yeni şarkılarla birlikte ikilinin bu birlikteliğinin müzik listelerinde güçlü bir etki yaratması bekleniyor.

#DemetAkalın #GökhanÖzen #Korkak #TürkPopMüziği #YeniSingle #SonyMusicTürkiye #MüzikMagazin #HitŞarkılar #YazSezonu #DijitalPlatformlardaYayında #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Şarkıların En Saf Hali: “Romantik Akustik” Yayında

Üretken sanatçı Gökcan Sanlıman, yeni projesi “Romantik Akustik” ile müzikseverlere farklı bir deneyim sunuyor. Sanlıman’ın Eylül 2025’te yayımladığı “Nasıl Hayat?” albümünde yer alan parçaların akustik versiyonlarından oluşan bu özel seri, şarkıların en yalın ve en doğal hallerini bir araya getiriyor.

“Romantik Akustik”, şarkıların ilk ortaya çıktığı duyguyu koruyan sade ve samimi bir anlatım sunuyor. Piyano, gitar ve minimal düzenlemelerle şekillenen parçalar, sözlerin etkisini öne çıkarırken dinleyiciyi şarkıların özüne davet ediyor. Sanlıman’ın içten yorumuyla yeniden hayat bulan bu seri, müzikal sadeliğiyle dikkat çekiyor.

Sanatçı, bu projenin devamını getirmeyi planladığını belirterek, “Romantik Akustik” serisinin şarkıların en saf haliyle dinleyiciye ulaşmayı hedeflediğini ifade etti. Bayhan Müzik ve Avrupa Müzik iş birliğiyle hazırlanan proje, tüm dijital platformlarda yayında.

#GökcanSanlıman #RomantikAkustik #NasılHayat #TürkMüziği #YeniProje #BayhanMüzik #AvrupaMüzik #AkustikSeri #MüzikMagazin #DijitalPlatformlardaYayında #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

23 Yıllık Şarkı Yeni Nesille Buluşuyor

Türk müziğinin unutulmaz isimlerinden Teoman’ın şarkıları, farklı sanatçıların yorumlarıyla yeniden hayat buluyor. Bu özel albümün yeni single’ı, Buray’ın seslendirdiği “Kupa Kızı ve Sinek Valesi” oldu. 23 yıl önce yayınlanan şarkı, Buray’ın kendine özgü vokal tarzı ve modern düzenlemesiyle günümüz dinleyicilerine yeniden sunuluyor.

Teoman’ın 27 şarkılık repertuvarından oluşan “Teoman Şarkıları” albümü, her hafta farklı sanatçıların yorumlarıyla dinleyiciyle buluşuyor. “Kupa Kızı ve Sinek Valesi”, bir ilişkinin kırılgan dengelerini ve duygusal gelgitlerini sade ama çarpıcı bir dille anlatırken, yıllar sonra da aynı etkiyi yaratmayı sürdürüyor.

Buray, şarkıya kattığı yeni atmosferle parçayı genç kuşaklara taşıyor. Düzenlemesi Buray’a ait olan çalışmanın mix ve mastering süreci ise Utku Ünsal imzası taşıyor. Bayhan Müzik ve Avrupa Müzik iş birliğiyle hazırlanan single, tüm dijital platformlarda yayında.

Bu özel yorum, Teoman’ın klasikleşmiş eserlerini yeni nesil sanatçılarla buluşturan albümün en dikkat çekici parçalarından biri olarak öne çıkıyor.

#Buray #TeomanŞarkıları #KupaKızıVeSinekValesi #TürkMüziği #YeniSingle #BayhanMüzik #AvrupaMüzik #MüzikMagazin #DijitalPlatformlardaYayında #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Banvit MBRF, 2025’te Arıttığı Suyun %44’ünü İçme Suyu Kalitesinde Geri Kazandırdı

Türkiye’nin beyaz et üreticilerinden Banvit MBRF, Bandırma’daki Atık Su Geri Kazanım Tesisi ile 2025 yılında arıtılan suyun %44’ünü içme suyu kalitesinde geri dönüştürerek doğal kaynakların korunmasına önemli katkı sağladı. Bu başarı, şirketin sürdürülebilirlik vizyonunun somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

22 Mart Dünya Su Günü kapsamında açıklama yapan Banvit MBRF CEO’su Tolga Gündüz, suyun korunmasına yönelik çalışmaların kurum kültürünün merkezinde yer aldığını belirterek, “2025 yılı sonunda Bandırma tesisimizde arıtılan suyun %44’ünü içme suyu kalitesinde geri kazanmayı başardık. 2026 yılı sonuna kadar tüm tesislerimizde toplam su tüketimini azaltmayı hedefliyoruz” dedi.

Gündüz, bu kazanımın yalnızca bir verimlilik artışı değil, aynı zamanda şirketin ‘Net Sıfır’ yolculuğunda kritik bir kilometre taşı olduğunu vurguladı. Banvit MBRF, arıtılan suyun bir bölümünü ikinci bir arıtma sürecinden geçirerek değişen oranlarda içme suyu kalitesinde geri kazandırıyor. Bu yaklaşım, küresel sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda doğal kaynakların korunmasına ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakma taahhüdüne hizmet ediyor.

Banvit MBRF’nin su geri kazanım çalışmaları, gıda sektöründe çevre dostu üretim anlayışının en güçlü örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. Şirket, hem üretim süreçlerinde hem de operasyonel faaliyetlerinde sürdürülebilirliği merkeze alarak sektöre öncülük etmeyi sürdürüyor.

#BanvitMBRF #SuGeriKazanim #Sürdürülebilirlik #GıdaSektörü #Ekonomi #NetSıfır #DünyaSuGünü #ÇevreDostuÜretim #DoğalKaynaklarınKorunması #SuAyakİzi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity