Yazılar

FEBS Yeterliliğiyle Meme Kanseri Cerrahisinde Türkiye’nin Güçlü Konumu

Son yıllarda Türkiye, kanser tedavisi ve onkoloji alanında yalnızca bölgesel değil, uluslararası ölçekte de dikkat çeken bir sağlık ülkesi haline geldi. Gelişmiş sağlık altyapısı, multidisipliner tedavi modelleri ve dünya standartlarında eğitim almış hekimleriyle Türkiye, özellikle meme kanseri alanında güçlü bir konumda bulunuyor. Bu tabloyu somutlaştıran isimlerin başında ise, Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’nde görev yapan Prof. Dr. Arda Işık geliyor.

Prof. Dr. Arda Işık’ı alanında ayrıcalıklı bir noktaya taşıyan en önemli özelliklerden biri, Avrupa Meme Cerrahisi Yeterlilik Belgesi (FEBS) sahibi olması. FEBS, Avrupa genelinde meme kanseri cerrahisi alanında bilgi birikimi, klinik deneyim ve karar verme yetkinliğinin bağımsız kurullar tarafından değerlendirildiği, son derece zor ve seçici bir süreci temsil ediyor. Türkiye’de FEBS yeterliliğine sahip tek hekim olan Prof. Dr. Arda Işık, bu belgeyle meme kanseri cerrahisinin uluslararası standartlarda uygulandığını somut biçimde ortaya koyuyor.

Bu yetkinlik yalnızca teknik cerrahi beceriyi değil; onkolojik güvenliği, hasta yönetimini, multidisipliner karar alma süreçlerini ve etik sorumluluğu da kapsıyor. Prof. Dr. Işık, meme kanseri cerrahisini tek başına bir ameliyat olarak değil, tanıdan tedaviye uzanan bütüncül bir onkoloji süreci olarak ele alıyor. Bu yaklaşım, Türkiye’nin kanser tedavisinde neden güçlü bir konumda bulunduğunu da açık biçimde gösteriyor.

Prof. Dr. Arda Işık’ın klinik pratiğinin arkasında güçlü bir akademik üretim yer alıyor. Çalışmaları; meme koruyucu cerrahiden onkoplastik tekniklere, ileri evre meme kanseri yönetiminden cerrahi karar algoritmalarına kadar uzanan geniş bir literatüre katkı sağlıyor. Ulusal ve uluslararası bilimsel dergilerde yayımlanan makaleleri, meme kanserinde cerrahi kararların yalnızca “ne yapılacağına” değil, “hangi hastada, ne zaman ve hangi koşullarda yapılması gerektiğine” odaklanıyor.

Özellikle meme koruyucu cerrahi ve onkoplastik yaklaşımların, onkolojik güvenlikten ödün verilmeden uygulanması Prof. Dr. Işık’ın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. Amaç yalnızca hastalığı kontrol altına almak değil; ameliyat sonrası yaşam kalitesini, beden algısını ve psikolojik iyilik halini de korumak. Bu bakış açısı, modern meme kanseri tedavisinin temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor.

İleri evre ve metastatik meme kanseri alanında yürüttüğü çalışmalar ise, cerrahinin sistemik tedavilerle nasıl ve hangi aşamada entegre edilmesi gerektiğine odaklanıyor. Medikal onkoloji, radyoloji, patoloji ve radyasyon onkolojisiyle eş zamanlı yürütülen bu multidisipliner yaklaşım, özellikle zor vakalarda tedavi başarısını belirleyen en kritik faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

Prof. Dr. Arda Işık

Dördüncü Evreden Sıfır Metastaza Uzanan Süreç

Bu bilimsel yaklaşımın klinik karşılığı, 2025 Temmuz ayında 4. evre metastatik meme kanseri tanısı alan bir hastanın tedavi sürecinde net biçimde görüldü. Farklı merkezlerde yapılan değerlendirmelerde hastaya yalnızca birkaç aylık yaşam süresi öngörülmüştü. Yaygın metastaz bulguları, tabloyu son derece ağır bir noktaya taşıyordu.

Hasta, Prof. Dr. Arda Işık’ın kliniğinde yeniden ve ayrıntılı biçimde ele alındı. Hastalığın biyolojik özellikleri, metastazların dağılımı ve hastanın genel durumu değerlendirilerek kişiye özel bir tedavi planı oluşturuldu. Sistemik tedaviler, yakın klinik takip ve uygun zamanda planlanan cerrahi yaklaşımlar eş zamanlı ve koordineli biçimde yürütüldü.

Toplam 6 Ay süren bu disiplinli sürecin ardından, Ocak 2026 ayı sonunda yapılan görüntüleme tetkiklerinde metastatik odakların tamamen gerilediği ve hastanın görüntüleme düzeyinde “sıfır metastaz” noktasına ulaştığı saptandı. Onkoloji pratiğinde nadir görülen bu tablo, bilimsel ve doğru yönetilen tedavilerin hangi noktaya ulaşabileceğini somut biçimde ortaya koyuyor.

Prof. Dr. Arda Işık

Hasta ve Yakınları İçin Güvenli Bir Çerçeve

Prof. Dr. Arda Işık, kanser tedavisinde umudun ancak gerçekçilik ve etik sorumlulukla anlam kazanabileceğini vurguluyor. Her hastanın aynı yanıtı vermeyeceğini açıkça ifade ederken, bilimsel rehberlere uygun ve disiplinler arası yaklaşımlarla en ağır vakaların bile yönetilebilir hale gelebileceğini belirtiyor.

Bu yaklaşım, yalnızca hastalar için değil, süreci anlamaya çalışan hasta yakınları için de belirsizliği azaltan bir çerçeve sunuyor. Tedavi sürecinin şeffaf biçimde anlatılması, kararların birlikte değerlendirilmesi ve beklentilerin doğru kurulması, kanserle mücadelenin en önemli unsurları arasında yer alıyor.

Bugün Türkiye’de FEBS yeterliliğine sahip tek hekim olan Prof. Dr. Arda Işık’ın çalışmaları; meme kanseri cerrahisi, onkoplastik yaklaşımlar ve metastatik meme kanseri yönetimi alanlarında Türkiye’nin neden uluslararası ölçekte güven duyulan bir sağlık ülkesi haline geldiğinin güçlü örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Kanserle mücadelede umut, söylemlerle değil; bilimin doğru ellerde olduğu yerde filizleniyor.

Prof. Dr. Arda Işık

#KanserTedavisi #MemeKanseri #Onkoloji #TürkiyeSağlık #FEBS #CerrahiStandartlar #MultidisiplinerTedavi #OnkoplastikCerrahi #SıfırMetastaz #SağlıktaGüven #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çırağan Sarayı’nda Ramazan Sofraları Gelenek ve Zarafetle Buluşuyor

Ramazan ayı boyunca Çırağan Palace Kempinski İstanbul, iftar sofralarında geleneksel tatlardan rafine sunumlara uzanan ayrıcalıklı lezzetler sunuyor. Sarayın ihtişamlı atmosferinde Osmanlı ve Türk mutfağının mirasını modern dokunuşlarla harmanlayan Tuğra Restoran, Michelin Guide Tavsiye Listesi’nde yer alan menüsüyle misafirlerini Ramazan boyunca ağırlıyor. İftariyeliklerden ara sıcaklara, hünkâr beğendi ve kuzu incik gibi klasiklerden Gaziantepli ustaların el açması baklavalarına uzanan menü, Ramazan’ın paylaşma ruhunu sofralara taşıyor.

Çırağan Sarayı’nda Boğaz’a nazır konumlanan Rüya İstanbul, Borsa Restaurant’ın imzasını taşıyan geleneksel iftar sofralarına ev sahipliği yapıyor. Anadolu mutfağını çağdaş bir bakış açısıyla yorumlayan menü, Ramazan’ın ikinci yılında da misafirlerine zarif bir gastronomi deneyimi sunuyor.

Ayrıca Çırağan Palace Shop, Ramazan boyunca Saray mutfağının seçkin tatlarını online sipariş imkânıyla sofralara taşıyor. Kurumsal iftar davetleri ve konaklayan misafirlere özel sahur menüsüyle Çırağan Palace Kempinski İstanbul, Ramazan ayını eşsiz bir deneyime dönüştürüyor.

 

#ÇırağanPalace #RamazanLezzetleri #TuğraRestoran #BorsaRestaurant #Rüyaİstanbul #GurmeDeneyim #İftarSofrası #GaziantepBaklavası #Ramazan2026 #İstanbulGastronomi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Elita Gıda, Gulfood 2026’da Küresel Vizyonunu Paylaştı

Dünya gıda ticaretinin en prestijli buluşma noktalarından biri olan Gulfood 2026, 26–30 Ocak tarihleri arasında Dubai Dünya Ticaret Merkezi’nde gerçekleştirildi. Türkiye’de mısır yağı üretimi ve ihracatında lider konumda bulunan Elita Gıda, fuarda uluslararası sektör profesyonelleriyle bir araya gelerek sürdürülebilir üretim yaklaşımını ve küresel büyüme hedeflerini paylaştı.

Şirket, yüksek kalite standartlarında ürettiği mısır ve ayçiçek yağı ürünlerini ziyaretçilere sunarken, Orta Doğu’dan Avrupa, Asya ve Afrika’ya uzanan temaslarla yeni ihracat fırsatlarını değerlendirdi. Elita Gıda, Türkiye’de sürdürülebilir ayçiçek tarımını ilk uygulayan şirket olarak, uluslararası denetimlerden başarıyla geçtiğini ve paydaş çiftçi sayısını artırmayı hedeflediğini açıkladı.

Genel Müdür Mustafa Çoban, “Gulfood yalnızca bir fuar değil, küresel gıda ticaretinin nabzını tutan stratejik bir platform. Burada kurduğumuz temaslar mevcut iş birliklerimizi güçlendirirken yeni pazarlara açılmamız için önemli fırsatlar sunuyor” dedi.

#ElitaGıda #Gulfood2026 #GıdaTicareti #Ekonomi #MısırYağı #AyçiçekYağı #SürdürülebilirTarım #İhracat #Dubai #GlobalVizyon #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

150 Noktada 1000 Kapasiteli Motosiklet Parkı Geliyor

Şişli Belediyesi, ilçede hızla artan motosiklet sayısına çözüm üretmek amacıyla yeni park alanları kazandırıyor. İlçenin yoğun cadde ve sokaklarında toplam 1000 motosiklet kapasiteli park alanı için çalışmalar başladı.

İlk etapta Teşvikiye, Feriköy, Duatepe ve Cumhuriyet Mahallelerinde 130 motosiklet kapasiteli park alanı hizmete açıldı. Bu alanlarda motosiklet kullanıcıları için özel işaretlemeler ve güvenlik bariyerleri oluşturuldu. Çalışmaların etaplar halinde tamamlanarak kısa sürede tüm ilçede hizmete sunulması planlanıyor.

Yeni düzenlemelerle motosiklet sürücülerine güvenli ve düzenli park imkânı sağlanırken, yaya ve araç trafiğinin olumsuz etkilenmemesi hedefleniyor.

#ŞişliBelediyesi #MotosikletParkı #YerelYönetim #Şişli #TrafikÇözümleri #GüvenliPark #İstanbul #BelediyeHaber #MotosikletSürücüleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

‘Teknoloji boynu’ yaygınlaşıyor

Uzun saatler masa başında çalışma, hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış duruş alışkanlıkları boyun sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Ağrı boyunla sınırlı kalmayıp omuzlara, kollara ve hatta parmaklara kadar yayılabiliyor. Çoğu zaman basit bir ‘tutulma’ olarak görülen ve ötelenen boyun ağrısı her zaman masum olmayıp, bazı durumlarda altta yatan ciddi bir sorunun, yani boyun fıtığının habercisi olabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce, “Boyun ağrısına eşlik eden kol ya da kollarda ağrı, uyuşma, his ya da kas gücü kaybı şikayetleri var ise boyun fıtığı öncelikli tanılarımız arasında yer alır” diyor. Boyun fıtığıyla günümüzde artık gençlerde de sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Yüce, günlük yaşamda yapılan bazı hataların da boyun fıtığına zemin hazırladığını söylüyor. Boyun fıtığı tedavisinde cerrahiye en son yöntem olarak başvurulduğunu, son yıllarda teknolojideki gelişmeler sayesinde ameliyatta minimal invaziv yöntemlerin hastaya büyük konfor sağladığını vurgulayan Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığına yol açan 5 etkeni, korunma ve tedavi yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. İsmail Yüce

Doç. Dr. İsmail Yüce

  • Uzun süre hareketsiz kalmak

Masa başında saatlerce aynı pozisyonda oturmak, boyun kaslarının zayıflamasına ve omurlar arasındaki disklerin baskı altında kalmasına neden olur. Zamanla bu baskı disklerin yapısını bozarak fıtık oluşumuna zemin hazırlar.

  • Yanlış duruş ve oturma alışkanlıkları

Öne eğik baş pozisyonu, kambur oturmak/durmak ya da bilgisayar ekranına yanlış açıyla bakmak boyun omurgasına normalin birkaç katı yük bindirir. Bu durum uzun vadede disklerin kaymasına ve sinirlere baskı yapmasına yol açabilir.

  • Telefon ve tabletin aşırı kullanımı

Sürekli aşağıya bakarak telefonla vakit geçirmek, modern çağda ‘teknoloji boynu’ olarak adlandırılan bir soruna neden oluyor. Doç. Dr. İsmail Yüce “Bu alışkanlık, özellikle çocuklarda ve gençlerde boyun kasları ve omurgada zorlanma, ağrı ve duruş bozukluğu oluşturmakla birlikte boyun fıtığı riskini ciddi şekilde artırıyor. Bu nedenle bilgisayar ekranının göz hizasında olması, cep telefonuna bakarken başı öne eğmek yerine cihazın göz seviyesinde tutulması, gün içinde sık sık mola verilmesi, otururken sırtın dik tutulması büyük önem taşımaktadır” diyor.

  • Zayıf boyun ve sırt kasları

Kaslar omurgayı destekleyen doğal bir korse gibidir. Hareketsizlik nedeniyle zayıflayan kaslar boyun omurlarını yeterince koruyamaz ve diskler daha kolay zarar görür. Düzenli boyun egzersizleriyle boyun ve sırt kaslarını güçlendirmek gerekiyor.

  • Ani hareketler ve yanlış yük kaldırma

Doç. Dr. Yüce boyun fıtığının, omurların arasında yer alan kıkırdak benzeri diskin yapısının bozulmasıyla ortaya çıktığı gibi, ani ve kontrolsüz şiddetli hareket ya da travma ile kısa sürede de meydana gelebildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Ani boyun hareketleri, ağır yükleri eğilerek kaldırmak ya da spor sırasında hatalı pozisyonlar disklerde yırtılmalara ve fıtık oluşumuna neden olabilir. Özellikle spora başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yaparak vücudu esnetmek, ağır yük kaldırırken dizlerden güç almak ve ani boyun hareketlerinden kaçınmak koruyucu etki sağlamaktadır.”

Cerrahi tedavi nadiren gerekiyor

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığında cerrahi tedavinin nadiren gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Öncelikli olarak boyun fıtığı olan hastalarımızın çok azını ameliyat ederek tedavi ediyoruz. Konservatif tedaviler dediğimiz cerrahi dışı tedaviler ilk seçeneklerimiz olmaktadır. Egzersizler ve fizik tedavi uygulamaları, bunların arasında ilk sıralarda yer alır. Cerrahi tedavinin öncelikli sebepleri şiddetli, dayanılmaz, ilaç tedavisine yanıt vermeyen ve hayat kalitesini bozan ağrı, kol ya da kollarda güçsüzlük, his kaybı şikayetleridir.”

Minimal invaziv cerrahi büyük konfor sağlıyor

Cerrahi tedavinin amacının, boyun omurları arasında yer alan diskin sinir köküne ya da omur iliğe oluşturduğu basıyı ortadan kaldırmak olduğunu belirten Doç. Dr. Yüce, son yıllarda gelişen teknolojinin de sayesinde omurgaya yabancı cisim koymadan yapılan ameliyatların hastaya büyük konfor sağladığını söylüyor. Doç. Dr. Yüce yöntemi şöyle anlatıyor: “Cerrahi tedavide önemli olan fıtığın oluşturduğu basıyı ortadan kaldırırken boyun omurlarının doğal dinamiğini bozmamaktır. Minimal invaziv cerrahi tedavilerde ise omurgalar arasına materyal konulmadığı ve boyun omurga dinamiği bozulmadığı için hasta ameliyatın ertesi günü taburcu edilmekte ve çok kısa sürede günlük yaşantısına dönmekte, ameliyat sonrasında boyunluk kullanımı gerekmemektedir.”

#TeknolojiBoynu #BoyunSağlığı #BoyunFıtığı #DuruşBozukluğu #OmurgaSağlığı #FizikTedavi #MinimalİnvazivCerrahi #SağlıkYaşam #KasEgzersizi #HareketsizYaşamRiskleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Payam Latifi’den Halı ve Camla Şiirsel Bir Anlatı

Sanatçı Payam Latifi, kimlik, köken, görünmezlik ve sevme/sevilme hâllerini İran halılarının görsel şöleni altında çağdaş ve soyut bir anlatıyla yeniden kuruyor. “Halı Altına Süpürülenler” sergisi, izleyiciyi desenlerin, renklerin ve düğümlerin altına bakmaya; gizlediklerimiz ve tamir ettiklerimizle yüzleşmeye davet ediyor.

Latifi, halı ve camı malzeme olarak kullanarak zıtlıklar üzerinden soyut bir evren kuruyor. Camın kırıldığı yerden ışığın yansıdığı bu evren, kişisel ve kolektif bir yüzleşmeyi beraberinde getiriyor. “Esaret” ve “özgürleşme” ikiliğini İran halıları ve cam kırıkları üzerinden görünür kılan sergi, 17 Şubat – 17 Mart 2026 tarihleri arasında Çankaya Belediyesi Fikret Otyam Sanat Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.

#PayamLatifi #HalıAltınaSüpürülenler #ÇağdaşSanat #SergiHaber #FikretOtyamSanatMerkezi #SanatVeKimlik #İranHalıları #SoyutSanat #SanatEtkinliği #AnkaraSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yıl 2100’de Bile Zamansız Lezzet: Gofrik

Kahve Dünyası’nın efsane ürünü Gofrik, uzun soluklu iş birliğini sürdürdüğü Cem Yılmaz ile özdeşleşen reklam serisinin yeni halkasını izleyiciyle buluşturdu. “Yıl 2100” temasıyla hazırlanan film, izleyiciyi galaksiler arası bir geleceğe taşıyor.

Film, Cem Yılmaz’ın köpeği Kuki ile sessizliğin hâkim olduğu geleceğin İstanbul’unda yaptığı yürüyüşle açılıyor. Boşluk duygusu ve zamansızlık hissi, izleyiciyi hikâyenin dünyasına adım adım davet ediyor. Cem Yılmaz’ın terk edilmiş raflarda bulduğu son Gofrik paketi, mizahi bir zaman kurgusuyla öne çıkarken; finalde karşılarına çıkan Gofrik konteyneri filmin sürprizli kapanışına imza atıyor.

Kampanya, bugün olduğu gibi gelecekte de her anın tadını çıkarmaya odaklanıyor ve Gofrik’in zamansız lezzetini geleceğin dünyasında da vurguluyor.

Kampanya Künyesi:

Reklamveren: Altınmarka Tüketim Ürünleri

Reklamveren Yetkilileri: Kaan Altınkılıç, Dilara Altınkılıç Kutmangil

Senaryo ve Yönetmen: Cem Yılmaz

Yapımevi: CMYLMZ Fikirsanat

Yapımcı: Öner Işık

Görüntü Yönetmeni: Ahmet Sesigürgil

Yapım Tasarım: Burak Yıldırım

Uygulayıcı Yapımcı: Onur Çakır

Post Prodüksiyon: 1000 Volt

VFX Süpervizörü: Selim Çobanoğlu

Konsept Tasarım: Runway

Müzik: Sertaç Özgümüş

Yardımcı Yönetmen: Murat Dündar

Post Sorumlusu: Halil Çalık

Kurgu: İlker Özcan

Plato Hizmetleri, Kamera & Işık Ekipmanı: Orion

Wireless Systems: Oktotek

Saç: Yaşar Ertem

Makyaj: Emre Akı

Medya Planlama: Wavemaker

PR Ajansı: Excel İletişim

 

#Gofrik #CemYılmaz #ReklamFilmi #KahveDünyası #Yıl2100 #ZamansızLezzet #ReklamSerisi #Kuki #Geleceğinİstanbul #ReklamHaber #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Oyunun Kuralları Değişiyor: Medya101 Lansmanı Gerçekleşti

A101, perakende sektöründe tedarikçilerle birlikte şekillenen yeni medya iş modeli Medya101’i tanıttı. 3 Şubat’ta Rixos Tersane İstanbul’da gerçekleştirilen lansman töreni, “Oyunun Kuralları Değişiyor” konseptiyle düzenlendi. Etkinlikte perakende medyanın yükselen rolü, ortak akılla karar alma süreçleri ve birlikte büyüme yaklaşımı farklı oturumlarla ele alındı.

Moderatörlüğünü Yekta Kopan’ın üstlendiği etkinlikte, A Milli Kadın ve Fenerbahçe SK Kadın Voleybol Takımı Kaptanı Eda Erdem de panel konuşmacıları arasında yer aldı. Spor ve takım kültürü perspektifinden sürdürülebilir dönüşümün nasıl mümkün olabileceğine dair görüşlerini paylaşan Erdem, etkinliğe farklı bir bakış açısı kattı.

“Erişimi Değil, Etkiyi Yönetiyoruz”

A101 Ticaret ve Pazarlamadan Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Volkan Yıldız, perakende medyanın yalnızca bir iletişim alanı değil, saha gücü ve veriyi ticari değere dönüştüren stratejik bir yapı olduğunu vurguladı. Yıldız, Medya101 ile doğru ürünün doğru kişiyle doğru yerde buluştuğunu ve tedarikçilerin yatırımlarının hızlı şekilde karşılık bulduğunu belirtti.

“Birlikte Kurgulanan İş Modeli”

Medya101 Genel Müdürü Yeliz Yahşi Bilgiç ise, Medya101’in mağaza içinden dijitale uzanan temas noktalarını tek bir yapı altında ele aldığını ve kampanyaları satışla ilişkilendiren entegre bir perakende medya modeli olarak tasarlandığını ifade etti. Bilgiç, bu yapının tedarikçilerle birlikte değer üretmeye ve uzun vadeli büyümeye odaklandığını söyledi.

Medya101 lansmanı, A101’in tedarikçileriyle şeffaf, entegre ve uzun vadeli iş birliği anlayışını güçlendiren yeni dönemin önemli bir göstergesi olarak değerlendirildi.

#A101 #Medya101 #PerakendeMedya #Ekonomi #TedarikçiEkosistemi #OyununKurallarıDeğişiyor #PerakendeDönüşümü #İstanbulEtkinlik #YeniMedyaModeli #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

 

MG International’dan Sergiye Özgün Koku Dokunuşu

Uluslararası esans üreticisi MG International Fragrance Company, çağdaş sanatçı Lal Batman’ın “The Grand Excess” başlıklı kişisel sergisine özgün bir koku çalışmasıyla eşlik ediyor. 29 Ocak’ta başlayan sergi, 14 Şubat’a kadar PİLEVNELİ Dolapdere’de sanatseverlerle buluşuyor.

Sergide Lal Batman, sosyal medyanın parıltılı yüzünü sorgularken geçmişin zarafetini günümüzün yapay ihtişamıyla yüzleştiriyor. Antik Mısır ve Yunan dönemlerinden 18., 19. ve 21. yüzyıllara uzanan tarihsel katmanlar; Güney Amerika, Uzak Doğu, Orta Doğu ve Batı kültürlerinin estetik anlayışlarıyla birleşiyor.

Eserlerde mürekkep, akrilik, doğal ve cam taşlar ile incilerin oyma dokulu kâğıtlar üzerinde buluştuğu özgün bir üretim dili öne çıkıyor. Bu görsel anlatıya, sanatçının hikâyesinden ilhamla MG International Fragrance Company tarafından tasarlanan özel bir koku eşlik ediyor. Sergi alanında kurgulanan bu kompozisyon, izleyiciyle kurulan etkileşimi derinleştirerek sanatın çok boyutlu doğasını vurguluyor.

Koku kompozisyonunda; sümbülteberin çiçeksi yoğunluğu, Tahiti gardenyasının yumuşak dokusu, Sumatra paçulisinin topraksı derinliği, Laos öd ağacının tütsümsü karakteri, Çin osmanthusunun kayısımsı alt tonu, Endülüs labdanumunun kehribar sıcaklığı ve Seylan tarçınının baharatlı vurgusu yer alıyor. Böylece sergi, görsel olduğu kadar duyusal bir deneyime dönüşüyor.

MG International Fragrance Company, bu iş birliğiyle kokunun bir sanat formu olarak mekânsal deneyimin ayrılmaz bir parçası olabileceğini bir kez daha ortaya koyuyor.

#TheGrandExcess #LalBatman #MGInternational #PilevneliDolapdere #SanatVeKoku #ÇağdaşSanat #SergiDeneyimi #FragranceArt #İstanbulSanat #MultisensoryArt #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Vaka Ölüm Oranı Yüzde 40 ile Yüzde 75 Arasında Değişiyor

Tüm dünyada yeni bir pandemi mi geliyor sorularına neden olan Nipah virüsü (NiV) kaygıyla izleniyor. Meyve yarasaları ve domuz gibi hayvanlar tarafından taşınan virüs, ateş ve beyin iltihabına neden olabiliyor. İstinye Üniversitesi Üyesi Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın, Nipah virüsü (NiV) ile ilgili merak edilenleri yanıtladı. Fışgın’ın verdiği bilgilere göre, virüs vücuda girdikten sonra semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişiyor. En sık görülen belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve boğaz ağrısı gibi spesifik olmayan belirtiler yer alıyor. Vaka ölüm oranı ise yüzde 40 ile yüzde 75 arasında değişiyor.

Hayvanlardan insanlara bulaşan ve ciddi halk sağlığı riski taşıyan bir virüs olan Nipah virüsü (NiV), dünyada kaygı yaratmaya devam ediyor. Hindistan’da tespit edilen yeni Nipah virüsü vakaları, Asya’da da yakından izleniyor. Virüsün yayılım riskine karşı Tayland, Malezya ve Singapur gibi ülkeler, havalimanları ve sınır kapılarında tarama ve test uygulamalarını sıkılaştırdı. Bu durum yeni bir pandemi yaşanır mı sorularını akıllara getirdi. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın, Nipah virüsü ile ilgili merak edilenleri yanıtladı.

Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın

Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın

 “200’e yakın temaslının izlendiği bildirildi”

 “Nipah virüsü, hayvanlardan insanlara bulaşan, hayvanlarda ve insanlarda asemptomatik enfeksiyondan akut solunum yolu enfeksiyonuna ve ölümcül ensefalite kadar çeşitli klinik tablolara neden olan Paramyxoviridae ailesine ait bir RNA virüsüdür” diyen Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın,

“Nipah virüsü ilk olarak 1999 yılında Malezya’daki domuz çiftçileri arasında bir salgın olarak ortaya çıkmıştır. Daha sonra hastalık 2001 yılında Bangladeş’te de tespit edilmiş olup halen her yıl belli sayıda olgu saptanmaktadır. Hastalık ayrıca Doğu Hindistan’da da periyodik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yıl da Hindistan Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre iki vakanın doğrulandığı ve yaklaşık 200’e yakın temaslının izlendiği bildirilmiştir. Pteropodidae familyasına ait meyve yarasaları (uçan tilki) özellikle de Pteropus cinsine ait türler Nipah virüsünün doğal konakçılarıdır. Meyve yarasalarında belirgin bir hastalık belirtisi yoktur. Virüslerin Afrika’daki Pteropodidae yarasalarının coğrafi dağılım alanında mevcut olabileceği biliniyor.”

“Hasta insanlar salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabilir”

Hasta insanların salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabileceğini belirten Fışgın, şunları söyledi:

“Nipah virusunun domuzlarda ve at, keçi, koyun, kedi ve köpek gibi diğer evcil hayvanlarda görülen salgınları ilk olarak 1999’daki Malezya salgını sırasında bildirilmiştir. Malezya’da ve Singapur’da da görülen ilk salgında, insan enfeksiyonlarının çoğu hasta domuzlarla veya onların kontamine olmuş dokularıyla doğrudan temas sonucu meydana geldiği görülmüştür.  Daha sonra Bangladeş ve Hindistan’da meydana gelen salgınlarda, enfekte meyve yarasalarının idrarı veya tükürüğüyle kirlenmiş meyvelerin veya meyve ürünlerinin, örneğin çiğ hurma suyu tüketimi, enfeksiyonun en olası kaynağı olarak saptanmıştır. Ayrıca virüsün insandan insana bulaştığı özellikle de enfekte hastaların aile üyeleri ve bakıcıları arasında saptandığı bildirilmiştir. Hasta insanların salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabileceği ve insandan insana bulaşta bunun önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle de sağlık çalışanları da hasta takibi açısından risk altındadır.”

“Semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişiyor”

Nipah virüsünün ilk belirtileriyle ilgili de bilgi veren Fışgın, şöyle konuştu:

“İnsanlarda görülen hastalık; asemptomatik enfeksiyonlardan, hafif veya şiddetli seyreden akut solunum yolu enfeksiyonlarına ve ölümcül olabilen ensefalite kadar değişmektedir. Virüs vücuda girdikten sonra semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişmektedir. Bazı hastalarda bu sürenin 45 güne kadar uzadığı bildirilmiştir. En sık görülen belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve boğaz ağrısı gibi spesifik olmayan belirtiler sayılabilir. Daha sonra hastalarda baş dönmesi, uyuşukluk, bilinç değişikliği ve nörolojik bulgular saptanabilmektedir. Hastaların bazılarında solunum yolu enfeksiyonu gelişmekte ve bu pnömoni bulguları ilerleyerek ciddi solunum yetmezliğine neden olabilmektedir. Şiddetli vakalarda ölümcül olarak tanımlanan ensefalit ve durdurulamayan nöbetler görülmekte ve hastada 24-48 saat içinde koma ortaya çıkmaktadır. Vaka ölüm oranı yüzde 40 ile yüzde 75 arasında değiştiği tahmin edilmektedir. Nipah virus enfeksiyonunun ilk belirti ve bulguları spesifik olmadığı için genellikle başlangıçta bu hastalıktan şüphe edilmez. Burada özellikle hastalığın bulunduğu bölgeye seyahat etmek önemli bir epidemiyolojik veridir.  Tanıda kullanılan başlıca testler, vücut sıvılarından gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ve enzim bağlantılı immünosorbent testi (ELISA) yoluyla antikor tespitidir. Ayrıca hücre kültürü yoluyla virüs izolasyonu da tanıda kullanılmaktadır.”

Virüse karşı alınması gereken önlemler

 Şu anda Nipah virusuna karşı herhangi bir ilaç veya aşının bulunmadığını belirten Prof. Dr. Fışgın, “Şiddetli solunum ve nörolojik komplikasyonların tedavisi için yoğun destekleyici tedavi önerilmektedir” dedi. Nipah virusuna karşı herhangi bir aşı bulunmadığı için koruyucu önlemlerin ön plana çıktığını belirten Fışgın, bu virüse karşı alınması gereken önlemlerle ilgili ise şunları sıraladı:

  • Bu kapsamda, 1999 yılında domuz çiftliklerinde yaşanan Nipah virus salgını sırasında edinilen deneyime dayanarak, domuz çiftliklerinin uygun deterjanlarla düzenli ve kapsamlı bir şekilde temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi enfeksiyonu önlemede etkili olabilir.
  • Ayrıca bir salgın şüphesi varsa, hayvan barınağı derhal karantinaya alınmalıdır. İnsanlara bulaşma riskini azaltmak için enfekte hayvanların itlaf edilmesi ve cesetlerin gömülmesi veya yakılması yakından denetlenmelidir. Enfekte çiftliklerden diğer bölgelere hayvan hareketinin kısıtlanması veya yasaklanması, hastalığın yayılmasını azaltabilir.
  • İnsanlardaki bulaş ve enfeksiyonu azaltmak için toplumu bu konuda bilgilendirmek gerekmektedir. Risk faktörlerinin, bulaş yollarının ve hasta ile temasta alınması gereken önlemlerin anlatılması önem arz etmektedir. Hasta kişilerle yakın ve korunmasız fiziksel temastan kaçınılmalıdır. Hasta kişilere bakım verdikten veya onları ziyaret ettikten sonra düzenli olarak eller yıkanmalıdır.
  • Seyahat edilecek bölgelerdeki riskli durumlar tanımlanmalıdır. Özellikle bulaşmada önemli olan ve engellenmesi gereken durum yarasaların hurma özsuyuna ve diğer taze gıda ürünlerine erişimini azaltmaya odaklanmalıdır. Yeni toplanan hurma suyu kaynatılmalı ve meyveler tüketilmeden önce iyice yıkanmalı ve mümkünse soyularak tüketilmelidir.
  • Şüpheli veya doğrulanmış enfeksiyonu olan hastalara bakım veren sağlık çalışanları, her zaman standart enfeksiyon kontrol önlemlerini uygulamalıdır. Özellikle sağlık kuruluşlarında insandan insana bulaşma vakaları bildirildiğinden, standart önlemlere ek olarak temas ve damlacık önlemleri de alınmalıdır.
  • Son olarak ülkemizde bulunan yarasa türleri, virüsü taşıyan “Pteropus” (meyve yarasası) türünden farklıdır. Bu nedenle, virüsün ülkemizdeki yaban hayatında doğal bir döngü oluşturma ihtimali düşüktür. Şu ana kadar ülkemizde doğrulanmış bir Nipah virüsü vakası bulunmamaktadır. Ancak küresel seyahat hareketliliği nedeniyle “ithal vakalara” karşı hazırlıklı olunması önemlidir.

#NipahVirüsü #HalkSağlığı #PandemiEndişesi #EnfeksiyonHastalıkları #AsyaVakaları #SağlıkGündemi #Virüs #KüreselSağlık #NiV #Epidemiyoloji #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity