Yazılar

İBB Beyoğlu Sineması’nda Fransız Sineması Ayı

İBB Beyoğlu Sineması’nın büyük ilgi gören Ülke Sineması programı, 2026’nın ilk ayında Fransa’yı konuk ediyor. İBB Kültür’ün hazırladığı özel seçki, ocak ayı boyunca Fransız sinemasının önde gelen yapımlarını ücretsiz olarak sinemaseverlerle buluşturacak.

Fransız Sinemasından Özel Seçki

Programda, sinema tarihine damga vurmuş ve farklı dönemlerden örnekler sunan filmler yer alıyor. Gösterilecek yapımlar arasında Jacques Demy’nin “Cherbourg Şemsiyeleri”, Costa Gavras’ın “Ölümsüz”, Chris Marker’ın “Güneşsiz”, François Truffaut’nun “Cep Harçlığı” ve Gérard Oury’nin “Şahane Oyun” gibi klasikler bulunuyor. Ayrıca Raoul Peck, Stéphane Demoustier, Julie Navarro, Cédric Kahn, Iris Kaltenbäck ve Jeanne Herry gibi çağdaş yönetmenlerin dikkat çeken filmleri de seçkide yer alıyor.

Animasyon ve Kısa Film Gösterimleri

Ocak ayı boyunca yalnızca uzun metrajlı filmler değil, animasyon ve kısa film seçkileri de izleyicilerle buluşacak.

Animasyon Seçkisi: 11 ve 25 Ocak’ta “Fil ve Balina”, “İki Kız Kardeş Arasında”, “Boris’in Fırını”, “Koyun, Kurt ve Çay Bardağı” ve “Kapibara” gösterilecek.

Kısa Film Seçkisi: 11 Ocak’ta “Hoşça Kal”, “Katarak” ve “Yelken Bayraklar” izleyiciyle buluşacak.

Beyoğlu’nda Kültür Buluşması

İstiklal Caddesi’nin simge yapılarından biri olan İBB Beyoğlu Sineması, haftanın altı günü kapılarını açarak sinemaseverlere kültür ve sanat dolu bir program sunuyor. Etkinlikler ücretsiz olup, detaylı bilgi ve biletler için İBB Beyoğlu Sineması’nın sosyal medya hesapları takip edilebiliyor.

#İBBBeyoğluSineması #FransızSineması #ÜlkeSineması #KültürSanat #FilmGösterimi #İstanbulEtkinlikleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

İftar Sonrası Hafif ve Geleneksel Lezzetler

Ramazan ayının paylaşma ve bereket dolu sofralarında, iftar sonrası hafifliğiyle tercih edilen sütlü tatlılar öne çıkıyor. Eker Süt Ürünleri, geleneksel tariflere sadık kalarak hazırladığı Tavukgöğsü, Kazandibi, Sakızlı Muhallebi, Keşkül, Sütlaç, Supangle, Profiterol ve Çikolatalı Puding gibi klasik tatlarla bu köklü geleneğe katkı sağlıyor.

Çikolata severler için Supangle ve Profiterol, hafif tatlı tercih edenler için ise Sütlaç zamansız seçenekler sunuyor. Ayrıca Eker’in Gurme Serisi, sütlü, bitter ve karamelize beyaz çikolata çeşitlerini Antep fıstığı, portakal, badem ve fındık parçalarıyla buluşturarak tatlı keyfine farklı bir dokunuş katıyor.

Hijyenik koşullarda el değmeden üretilen ve yalnızca sofra şekeriyle hazırlanan Eker sütlü tatlıları, Ramazan boyunca zincir ve yerel marketlerde, ayrıca market.eker.com üzerinden tüketicilerle buluşuyor.

#Eker #RamazanLezzetleri #SütlüTatlı #İftarKeyfi #GurmeTatlar #GıdaHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü Başvuruları Başladı

Bursa Büyükşehir Belediyesi, “Bursa Tanpınar Yılı” kapsamında düzenlediği Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü için başvuruları açtı. Türk edebiyatının ölümsüz ismi Tanpınar’ın düşünce ve estetik dünyasından ilham alan eserlerin değerlendirileceği ödül, çağdaş edebiyata yeni ve nitelikli romanlar kazandırmayı amaçlıyor.

Seçici kurulda Hakan Akdoğan, Murat Cankara, Sibel Irzık, Nuri Sağlam ve Seval Şahin yer alıyor. Başvurular 1 Mart 2026 tarihine kadar yapılabilecek. Süreç sonunda seçilen eserin sahibine 50 bin TL para ödülü verilecek.

Detaylı bilgi ve başvuru koşulları için: bursakultursanat.com

#TanpınarRomanÖdülü #BursaKültür #AhmetHamdiTanpınar #TürkEdebiyatı #RomanÖdülü #KültürSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Merdiven ve yokuş çıkarken hatta otururken bile nefesiniz daralıyorsa!

Geceleri uykudan uyandıran inatçı öksürüğünüz, göğüs ağrınız varsa, kendinizi sürekli halsiz hissediyor, değil merdiven- yokuş çıkmak oturduğunuz yerde bile nefes alamıyor gibi oluyorsanız dikkat! Ülkemizde son yıllarda KOAH ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarının hızla arttığını belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai “Bilimsel araştırmalara göre, 35-40 yaşından sonra her yıl akciğer kapasitemizin yaklaşık yüzde 1’i kaybolur. Yani, 50 yaşındaki bir kişinin akciğer kapasitesi, 40 yaşındaki haline göre yaklaşık yüzde 10 daha az olabilir. Bu kayıp sigara içilmesi ve sigara dumanına maruz kalınması başta olmak üzere yanlış yaşam alışkanlıkları ve bazı çevresel etkenlerle çok daha hızlanır. Ama bazı püf noktalarına dikkat ederek akciğerlerimizi yenilememiz ve yıpranma sürecini yavaşlatmamız mümkün olabilir” diyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Naurzvai, yeni yılda akciğerlerinizi 7 adımda yenilemenin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Nurgül Naurzvai

Dr. Nurgül Naurzvai

  • Sigaradan ve sigara dumanından uzak durun

Sigara, nargile, puro ve elektronik sigara akciğerlerin en büyük düşmanıdır. Sadece içenler değil, pasif içiciler de büyük risk altındadır. Bilimsel araştırmalar; sigara dumanının, akciğerlerdeki hücrelerde onarılmaz hasarlar bıraktığını, onları hızla yaşlandırdığını ve kendini yenileme kapasitesini azalttığını ortaya koymaktadır. Bu zararlı maddelerden kaçının, içilen ortamlardan da uzak durun. Eğer sigara içiyorsanız bırakmak için bir adım atın, içmiyorsanız da sigara dumanına maruz kalmayın, pasif içici olmayın.

  • Her gün sebze ve meyve tüketin

Fast-food yiyecekler, aşırı yağlı ve işlenmiş gıdalar, yeterince sebze-meyve tüketmemek akciğerleri savunmasız bırakır. Antioksidan eksikliği, akciğer hücrelerinin daha çabuk yaşlanmasına yol açar. Akciğerlerimizin düşmanı olan serbest radikallerle savaşmanın en iyi yolu, antioksidanlardan zengin beslenmektir. C ve E vitamini gibi antioksidanlar, taze sebze ve meyvelerde bolca bulunur. Özellikle portakal, kivi, brokoli, havuç, ıspanak gibi besinler akciğer sağlığı için çok faydalıdır. Bilimsel çalışmalar; bu tür besinlerin akciğer hücrelerini koruduğunu ve yaşlanmayı yavaşlattığını gösteriyor. Her gün tabağınızda renkli sebze ve meyvelere yer verin.

  • Hareket edin, nefesinizi açın

Hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, egzersiz yapmamak, sürekli oturmak akciğer kapasitesini düşürür. Akciğerler de tıpkı kaslar gibi çalıştıkça güçlenir; hareketsizlik onları zayıflatır ve yaşlandırır. Düzenli egzersiz yapmak, akciğer kapasitesini artırır, dokuların oksijenlenmesini sağlar. Yürüyüş, yüzme, bisiklet, dans… Hangisini seviyorsanız onu yapın! Haftada en az 3 gün, 30 dakika tempolu yürüyüş bile akciğer sağlığınıza çok önemli katkıda bulunur.

  • Bağışıklığınızı güçlü tutun

Sürekli stresli olmak ve yeterince uyumamak, bağışıklık sistemini zayıflatır, vücudu hastalıklara açık hale getirir. Akciğerler de bundan olumsuz etkilenir ve yaşlanma süreci hızlanır. Akciğerlerimiz, mikroplara ve virüslere karşı ilk savunma hattımızdır. Yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemini güçlü tutar.

  • Kirli havadan uzak durun

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai “Hava kirliliği, egzoz dumanı, fabrika gazları, tozlu ve kimyasal ortamlarda çalışmak akciğerleri yıpratır, yaşlanmasını hızlandırır. Büyük şehirlerde yaşıyorsanız, hava kirliliği maalesef kaçınılmaz bir gerçek. Mümkünse sabah erken saatlerde ya da trafiğin az olduğu zamanlarda dışarı çıkın. Evi sık sık havalandırmak akciğerleri korumaya fayda sağlar” diyor.

  • Temizlik deterjanlarına maruz kalmayın

Evde ve işyerinde parfüm, oda spreyi, toz, küf ve kimyasallara uzun süre maruz kalmak akciğerlere büyük zarar verir. Temizlik yaparken aşırı kimyasal kullanmayın, rutubetli, tozlu ve küflü ortamlarda bulunmayın, gerekirse maske takın. Özellikle astım ve KOAH hastaları için bu alışkanlıklar çok zararlıdır.

  • Aşılarınızı yaptırın

Dr. Naurzvai “Sık sık solunum yolu enfeksiyonu geçirmek ve tedaviyi ihmal etmek, grip ve bronşit gibi hastalıkları önemsememek, doktora gitmemek, ilaçları yarım bırakmak akciğerlerde kalıcı hasara ve yaşlanmaya yol açabileceğinden dolayı, bu tür olası alışkanlıklarınızı mutlaka terk edin. Ayrıca grip ve zatürre aşılarını yaptırmak, ellerin temizliğine dikkat etmek, kalabalık ve kapalı ortamlarda uzun süre kalmamak da akciğer sağlığı açısından çok önemlidir. Doğru yaşam alışkanlıkları kazanmak, akciğerlerimizi genç ve sağlıklı tutmanın en önemli yoludur” diyor.

#AkciğerSağlığı #KOAH #Astım #SigaraBırak #NefesAl #SağlıklıYaşam #Egzersiz #Antioksidan #Bağışıklık #HavaKirliliği #SağlıkHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Açık Holding’de Liderlik Bayrağı Değişti

Açık Holding, büyüme ve dönüşüm stratejisi kapsamında önemli liderlik atamalarını duyurdu.

Selçuk Şentürk, Boreas Teknoloji Genel Müdürü olarak atanırken, CES İleri Kompozit’te Yönetim Kurulu Üyesi görevini de sürdürecek. Şentürk, Boreas Teknoloji’yi veri merkezi çözümlerinde global ölçekte daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyor.

Murat Giray ise CES Genel Müdürü pozisyonuna getirildi. Giray, 10 yılı aşkın yönetim deneyimiyle şirketin stratejik hedefleri ve sürdürülebilir büyüme planlarına liderlik edecek.

Açık Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Açık, bu atamaların grup genelinde bilgi birikiminin paylaşılmasına ve sürdürülebilir büyümeye ivme kazandıracağını vurguladı.

#AçıkHolding #BoreasTeknoloji #CESİleriKompozit #LiderlikAtaması #EkonomiHaberi #StratejikDönüşüm #YönetimDeğişikliği #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

PaperMatte Ekran Teknolojisiyle Türkiye’de satışta

Huawei, satış rekorları kıran MatePad 11.5 serisini yenileyerek MatePad 11.5 S modelini Türkiye’de satışa sundu. Yeni cihaz, yansımayı yüzde 99 oranında azaltan PaperMatte ekran teknolojisi, 2.8K çözünürlük ve 144 Hz adaptif yenileme hızıyla öne çıkıyor.

Geçtiğimiz yıl satış hedeflerini yüzde 137 aşan serinin halefi olan MatePad 11.5 S, kullanıcı geri bildirimleri doğrultusunda geliştirildi. Lansmana özel olarak 9497 TL değerinde klavye + kalem + mouse hediye paketi ve Watch Fit 2 hediyesi kampanya kapsamında sunuluyor.

#Huawei #MatePad115S #TeknolojiHaberi #Tablet #PaperMatte #WatchFit2 #TürkiyeTeknoloji #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Ben sağlıklıyım” yetmez, “Biz sağlıklı mıyız?” demeliyiz

Yeni bir yıla girildiğinde sağlık başlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Özellikle kanser hem görülme sıklığının artması hem de toplumda yarattığı endişe nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. Kanserle mücadelede en kritik unsur, hastalığı beklemek yerine riskleri erken dönemde yönetmekten geçiyor. Araştırmalar 2026’nın ilk günlerinden itibaren kanserle mücadelede en etkili yaklaşımın erken tanı, düzenli tarama ve yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu gösteriyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, yeni yılda kanser hastalığına karşı alınması gereken önlemler hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Prof. Dr. Mustafa Özdoğan

Prof. Dr. Mustafa Özdoğan

Uzun yaşam, sağlıklı yıllar anlamına gelmiyor

Kanser, modern çağda ortaya çıkmış bir hastalık değildir. Tarihsel ve arkeolojik bulgular, kanserin binlerce yıldır insanlıkla birlikte var olduğunu göstermektedir. Günümüzde kanser sıklığındaki artışın temel nedeninin, tıptaki ilerlemeler sayesinde insan ömrünün uzaması olduğu bilinmektedir. İnsanlar artık daha uzun yaşamakta; bu durum, kanser riskinin daha geniş bir zaman dilimine yayılmasına neden olmaktadır. Son iki yüzyılda ortalama yaşam süresi belirgin biçimde artmıştır. Ancak asıl belirleyici olan, bu sürenin ne kadarının sağlıklı geçirildiğidir. Daha uzun yaşayan toplumlarda kanserin daha sık görülmesi, korunma ve erken tanı stratejilerinin her zamankinden daha önemli hale gelmesine yol açmıştır.

Erken tanı mümkün ama katılım düşük

Günümüzde meme, rahim ağzı, kalın bağırsak ve prostat kanserleri başta olmak üzere birçok kanser türünde erken tanı sayesinde tedavi başarısı önemli ölçüde arttı. Buna rağmen tarama programlarına katılım oranları hala düşük seviyelerde seyrediyor. Birçok kişi, kanser olasılığıyla yüzleşmekten kaçınmakta ve tarama testlerini ertelemektedir. Oysa erken tanı sayesinde hastalık kontrol altına alınabilmekte ve tedavi süreci çok daha etkili şekilde yönetilebilmektedir.

2026’da kanser tarama testlerinizi yaptırın!

Kanser çoğu zaman belirti vermeden ilerler ve erken evrede saptandığında ise tedavi şansı belirgin şekilde artar. Ailede kanser öyküsü bulunuyorsa, son dönemde nedeni açıklanamayan bazı şikayetler ortaya çıktıysa ya da yaş itibarıyla risk grubuna girildiyse “bir şeyim yok” denilmemeli ve vakit kaybetmeden tarama testleri için hekime başvurulmalıdır. Kanser tarama testlerinin, hastalık ortaya çıkmadan önce riskin belirlenmesinde hayati bir rol üstlendiği unutulmamalıdır.

Kadınlar için önemli testler:

  • 40 yaş sonrası düzenli mamografi
  • 21–65 yaş arası smear ve HPV taramaları
  • 50 yaş sonrası kolonoskopi veya dışkıda gizli kan testleri

Erkekler için önemli testler:

  • 50 yaş sonrası PSA testi ve prostat muayenesi
  • 50 yaş sonrası kolonoskopi
  • Uzun süre sigara kullanmış bireylerde düşük doz akciğer tomografisi

Bunların dışında, kadın erkek fark etmeksizin yaşı kaç olursa olsun her bireyin yılda bir kez temel kan ve biyokimya testlerini yaptırması, genel sağlık durumunun izlenmesi açısından faydalı olabilir. Aile öyküsü ve bireysel risk durumuna göre karaciğer ve tiroit ultrasonu gibi kişiye özel taramalar planlanmalıdır. Özellikle ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerde taramaların daha erken yaşta ve daha sık aralıklarla yapılması büyük önem taşımaktadır.

 “Ben sağlıklıyım” yetmez “Biz sağlıklı mıyız?” demeliyiz!

Bilimsel çalışmalarda, kanser riskinin yalnızca genetik yatkınlıkla değil; günlük yaşamda benimsenen alışkanlıklarla da yakından ilişkili olduğu ortaya konulmaktadır. Hareketsizlik, düzensiz ve dengesiz beslenme, aşırı kilo alımı ve kronik stres gibi faktörlerin etkisinin yalnızca bireyle sınırlı kalmadığı, aynı yaşam alanını paylaşan tüm aile bireylerini etkilediği vurgulanmaktadır. Bu nedenle sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve stres yönetimi gibi alışkanlıkların aile içinde birlikte uygulanmasının, uzun vadede koruyucu bir etki sağladığı kabul edilmektedir.

Akdeniz diyetini ve aktif yaşamı benimseyin

Beslenme alışkanlıkları açısından Akdeniz diyetinin, kanser riskini azaltıcı etkileri bilimsel çalışmalarla da desteklenmektedir. Sebze ve meyve tüketiminin artırılması, zeytinyağı ve balık ağırlıklı beslenmenin tercih edilmesi; bunun yanında düzenli fiziksel hareketin sağlanması, yeterli ve kaliteli uykunun desteklenmesi ile stresin yönetilmesi, korunmada önemli bir rol oynamaktadır. Bu yaklaşımın geçici bir diyet programı olarak değil, sürdürülebilir bir yaşam biçimi olarak benimsendiğinde daha etkili sonuçlar elde edildiği görülmektedir.

#KanserdenKorunma #ErkenTanı #TaramaTestleri #SağlıklıYaşam #AkdenizDiyeti #KanserFarkındalık #MemorialHastanesi #ProfMustafaÖzdoğan #SağlıkHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Starbucks kışa fıstık gibi başlıyor

Starbucks, kış sezonuna özel menüsünü misafirleriyle buluşturdu. Pistachio Latte, Pistachio Macchiato, Cinnamon Dolce Latte, Pistachio Matcha Latte ve Iced Spanish Cream Matcha Latte yeni yılın öne çıkan içecekleri arasında yer aldı.

Menüde ayrıca Antep Fıstıklı Çikolatalı Cookie, Starbucks Velvet Pasta, Pikan Cevizli Tarçınlı Cookie ve Tarçınlı Rulo gibi tatlı seçenekler öne çıkıyor. Starbucks, kış koleksiyonunda termos, bardak ve kupaların yanı sıra sezonun özel çekirdek kahvesi Guatemala Casi Cielo’yu da raflara taşıdı.

#Starbucks #KışMenüsü #PistachioLatte #MatchaSeverler #KahveKültürü #TatlıKeyfi #GuatemalaCasiCielo #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Divan Grubu’nda Üst Düzey Atama

Turizm, otelcilik ve yeme–içme sektöründe 70 yıla yaklaşan köklü mirasıyla öne çıkan Divan Grubu, üst düzey bir atama gerçekleştirdi. Grubun Genel Müdürlük görevine sektörün deneyimli ismi Ziya Alper Önder getirildi.

Önder, yurt içi ve yurt dışı yönetim tecrübesi ile finans, operasyon, tedarik zinciri ve kurumsal dönüşüm alanlarındaki uzmanlığıyla Divan Grubu’nun hizmet mükemmeliyeti ve çok sektörlü değer yaratma vizyonunu ileriye taşımayı hedefliyor.

Ziya Alper Önder kimdir?

İstanbul Erkek Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olan ve iyi derecede İngilizce ve Almanca bilen Ziya Alper Önder, profesyonel kariyerine 1995 yılında PwC’de başladı. Şirket bünyesinde farklı kademelerde görev alarak 2006 yılında ortaklığa kabul edildi. Denetim, finansal analiz ve kurumsal dönüşüm alanlarında önemli bir uzmanlık geliştiren Önder, 2012 yılından itibaren Doğuş Holding ve Doğuş Yeme-İçme, Turizm ve Perakende Grubu çatıları altında iç denetim, bilgi teknolojileri, finans, satın alma, tedarik zinciri, operasyon, teknik ve yatırım süreçleri gibi kritik fonksiyonların yönetiminden sorumlu üst düzey rollerde görev aldı. Çok fonksiyonlu operasyon yapılarının optimizasyonu, organizasyonel dönüşüm, finansal yapılanma ve operasyonel verimlilik gibi alanlarda geniş ölçekli projelere liderlik etti.

#DivanGrubu #AtamaHaberi #EkonomiHaberi #TurizmSektörü #Otelcilik #Yemeİçme #ZiyaAlperÖnder #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Anoreksiya: Zayıflık takıntısı hayatı tehdit ediyor!

Günümüzde zayıflık idealinin giderek yaygınlaştığını belirten uzmanlar, kilo verme davranışının bazı bireylerde tehlikeli bir takıntıya dönüşebildiğini söylüyor.

Anoreksiya Nervoza’nın diyet yapıp kilo vermekten ileri bir durum olduğunu vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Bu beyindeki bir takım aksamalardan ortaya çıkan bir zayıflamadır. Anoreksiyaya sahip kişilerin kendilerini güzel bulmalarının temelinde psikiyatrik sorunlar olabilir.” dedi. Hastaların çoğunun kendilerini kilolu görmeye devam ettiklerini, ancak çevrelerindekilerin durumun ciddiyetini fark edebildiklerini dile getiren Prof. Dr. Erkmen, erken başvuru ve hastalığın kabul edilmesinin tedavide başarıyı belirleyen en önemli faktörler arasında yer aldığını aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, Anoreksiya Nervoza’nın estetik bir tercih değil, erken müdahale edilmezse hayati risk taşıyan ciddi bir psikiyatrik hastalık olduğu konusunda detaylı açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Hüsnü Erkmen,

Prof. Dr. Hüsnü Erkmen

Takıntılı kilo verme davranışına sahip kişiler vakit kaybetmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmalı!

Günümüzde herkesin ‘daha zayıf olmalıyım’ düşüncesine sahip olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Her mahallede, her sokakta, küçük şehirlerde bile spor salonları var.” dedi.

Buraya gidenlerin zayıflamak için gittiğini, ‘spor yapayım kalori kaybedeyim’ düşüncesinde olduklarını kaydeden Prof. Dr. Erkmen, “Böyle bir durumda olan birisi varsa, çok fazla vakit geçirmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmaları uygun olur. Basit işlerde bile başlangıçta işi bitirmek çok daha kolayken zaman geçtikçe daha zor olur. Atalarımız söylemiş; ağaç yaşken eğilir. Bir fidanı herkes eğebilir, büyük ağaç olduğu zaman kimse eğemez. Bunun için çok vakit kaybetmemek önemli. Aklınıza gelen her türlü tıbbi olayda vakit kaybetmemek, bir an evvel doktora başvurmak gerekir.” uyarısında bulundu.

Anoreksik zayıflık, beyindeki aksamalardan kaynaklanan ciddi bir psikiyatrik hastalık!

Anoreksiyanın genellikle huzursuz aile ortamında büyüyen kişilerde daha fazla göründüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Anoreksiyaya sahip kişilerin kendilerini güzel bulmalarının temelinde psikiyatrik sorunlar olabilir.” dedi.

Bazı kadınların kalçalarını ve göğüslerini yok ederek kadınlık yönlerini reddetmeye çalıştıklarını, bazılarının da ‘ne kadar zayıf o kadar iyi’ algısını ön plana taşıdıklarını belirten Prof. Dr. Erkmen, “Sonuç olarak bu beyindeki bir takım aksamalardan ortaya çıkan bir zayıflamadır. Basitçe, bir insanın diyet yapıp kilo vermesinden çok daha ileri bir şeydir. Her kilo verdiğinde anoreksik olduğunu zannetmemek demektir. Hatta bazen aşırı kusmaya bağlı olarak bir sebeple diş hekimine giderse, diş hekimleri dişlerinin arka kısımlarının aşınmış olduğunu fark ederler. Kusarken çıkarılan asit dişleri tahrip eder ve bir süre sonra dişler dökülmeye başlar. Kesinlikle bir güzellik ortaya çıkmaz. Aksine olabildiğince çirkin bir tablo ortaya çıkar. İyi beslenemedikleri için saçlar dökülebilir.” şeklinde konuştu.

30 kilonun altı hastane yatışı gerektiren ciddi bir durum!

Anoreksiya Nervoza’da zayıflama hızının başlangıçta yavaş olduğuna ve giderek arttığına değinen Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, bunun nedeninin de hiçbir şekilde gıda almayıp, aldıklarında da kusarak çıkarma, ishalle çıkarma veya aşırı spor yapma gibi eylemler olduğunu söyledi.

“Bu hastaların çok ilginç olan tarafı da her türlü gıdanın ne kadar kalori vereceği hakkında çok ciddi bilgileri vardır.” diyen Erkmen, sözlerine şöyle devam etti:

“Onlar bir ekmek, bir tabak et kaç kalori bilirler. Dolayısıyla da ona dikkat ederek yemek yemeye başlarlar. Başlangıçta diyet gibi görünebilir ama ne yazık ki sonu çok tatsız bir şekilde gelir. İşin kötü olan tarafı da herkes bunun kötü bir zayıflık olduğunu fark eder. Hastalar ise ‘daha şişmanım biraz daha kilo vermem gerekiyor’ gibi kendilerinin daha şişman olduğunu iddia ediyor olabilirler. Ancak ne yazık ki iş kötüye gidiyor manasına gelir. Özellikle 30 kilonun altına düşerse ciddi tehlike vardır. Hastaneye yatırmak gerekir. Belki zorla besleme metotları uygulanabilir.”

Tedavide başarıyı sağlamak için kişinin hastalığı kabul etmesi gerekir!

Tedavi süresi ve başarı oranının hastadan hastaya değişiklik gösterdiğini aktaran Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Çok kötü hastalığa tutulmuş bir insan ameliyat olur, bir bakarsın bir şey olmadan güzel bir şekilde yaşar ya da çok basit bir hastalıktan dolayı da ölebilir.” dedi.

Anoreksiyada da benzer bir durum söz konusu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erkmen sözlerini şöyle tamamladı:

“Dereceleri vardır. Mantıklı miktarda zayıfladıktan sonra ‘bu işin tadı kaçtı ben burada durayım’ diyenler de var, sonuna kadar gidenler de var. Otuz kilonun altına düşmüş, çocuk ağırlığında neredeyse ama hala yemek yememeye, kusmaya veya başka şeyler yapmaya çalışabilir. Yaşamı kısaltan bir hastalıktır. Belli bir tanıyı geçtikten sonra bir ölüm olmasa bile vücut her türlü hastalığa açık hale gelir. Başka türlü bir hastalığa tutulabilir.

Tedavide başarıyı sağlamak içinse kişinin hastalığı kabul etmesi ve tedavi için erken başvurması gerekir. 1-2 senedir devam eden bir şey halinde gelinirse ve hasta iyi uyum sağlarsa tedaviye iyileşir. Ancak eğer ilaçlarını kullanmaz ve kilo vermek için aynı davranışlarına devam ederse bu iş kötüye doğru gider ne yazık ki.”

#Anoreksiya #Psikiyatri #SağlıkHaberi #ZayıflıkTakıntısı #RuhSağlığı #NPİstanbul #ÜsküdarÜniversitesi #ProfHüsnüErkmen #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity