Yazılar

Yetersiz su tüketimi böbrek taşına yol açabiliyor!

Son yıllarda dünya genelinde artan ve nüfusun yüzde 10-15’ine ulaşan böbrek taşları ülkemizde çok daha yüksek bir seviyede görülüyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, bunun başlıca nedeninin Türkiye’nin “Taş kuşağı” ülkeleri arasında yer alması olduğunu belirterek, “Taş kuşağı ülkelerinin en önemli özelliği sıcak bir iklime sahip olmalarıdır. Uzun süreli sıcak havalarda vücutta artan sıvı kaybına ek olarak yeterince su içilmemesi ve aşırı tuz tüketimi gibi bazı hatalı beslenme alışkanlıkları böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlamaktadır” diyor.

Ülkemizde her yıl yaklaşık 1 milyon kişiye böbrek taşı tanısı konulduğuna işaret eden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, “Genellikle 30-50 yaş arasındaki bireyleri etkileyen böbrek taşları çok şiddetli yan ağrısına neden olmalarının yanı sıra tedavide gecikildiğinde idrar yolu enfeksiyonu, böbrekte şişme ve böbrek fonksiyon kaybı gibi ciddi sorunlara yol açabilmektedir” diye konuşuyor. Prof. Dr. Ali Tekin,  bu noktada böbrek taşlarında erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekerek, çok önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Prof. Dr. Ali Tekin

Prof. Dr. Ali Tekin

Görülme sıklığı giderek artıyor!

İdrarda bulunan mineraller ve kalsiyum, oksalat ile ürik asit gibi tuzların kristalleşerek birikmeleri sonucu oluşan böbrek taşına pek çok etken yol açabiliyor. Yetersiz sıvı alımı,  aşırı tuz tüketilmesi ve hayvansal proteinden zengin beslenme gibi beslenme hataları, obezite, metabolik sendrom, aile öyküsü, bazı metabolik hastalıklar (hiperkalsiüri, hiperoksalüri, vb), bazı ilaçlar (vitamin D, kalsiyum takviyeleri, vb) ile idrar yolu enfeksiyonları, en önemli faktörleri oluşturuyor.  İdrarda taş oluşumunu önleyen sitrat gibi maddelerin yetersiz olması da süreci hızlandırıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, son yıllarda böbrek taşının görülme sıklığında artış gözlendiğine işaret ederek, “Bu artışın sebepleri arasında iklim değişikliğiyle birlikte sıcaklık artışı, obezite ve hareketsiz bir yaşam tarzı yer almaktadır. Benzer nedenlere bağlı olarak böbrek taşı görülme yaşında da bir düşüş söz konusudur” bilgisini veriyor.

Kışın yetersiz su tüketimi riski artırıyor!

Kış aylarında böbrek taşlarının oluşum riskinin arttığını vurgulayan Prof. Dr. Ali Tekin,  bunun en önemli sebebinin ise soğuk havalarda susuzluk hissinin azalması nedeniyle yetersiz su tüketimi olduğunu söylüyor. Susuzluğun idrarda bulunan minerallerin yoğunlaşmalarına ve çökerek kristal oluşumuna neden olduklarını aktaran Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, “Bu kristaller zamanla birikerek taş halini almaktadır. Dolayısıyla, kış aylarında böbrek taşı oluşumunu önlemek için günde ortalama 2 – 2.5 litre su içilmesi çok önemlidir. Ayrıca, düzenli olarak fiziksel egzersiz yapılması, aşırı tuzlu, şekerli ve fast food ağırlıklı gıdaların tüketiminden ise kaçınılması gerekmektedir” ifadelerini kullanıyor.

En yaygın belirtisi çok şiddetli yan ağrısı!

Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, böbreklerde oluşan taşların özellikle üreter adı  verilen ve böbrek ile mesane arasında yer alan kanala düştüklerinde en sık “renal kolik” denilen çok şiddetli yan ağrısına yol açtıklarının altını çiziyor. Prof. Dr. Ali Tekin, şiddetli ağrıya “İdrardan kan gelmesi, sık sık idrara çıkma, idrarı tam boşaltamama hissi, sürekli idrar varmış hissi, idrar yolunda yanma, bulantı ve kusma”  gibi belirtilerin de eşlik edebildiğini belirtiyor.

Erken tanı ve tedavi çok önemli!

Böbrek taşlarında erken tanı ile hem hastada sorunlar yaşanması önlenerek yaşam konforu artırılıyor hem de tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, böbrek fonksiyon kaybı ve cerrahi müdahale gibi olası riskler önemli ölçüde azaltılıyor. Böbrek taşlarının tedavisinde; üriner (boşaltım) sistemin taşlardan tümüyle temizlenmeleri hedefleniyor. Özellikle 5-6 mm’den küçük böbrek taşları bol sıvı tüketimi ve fiziksel egzersizler (Yürüyüş, zıplama vs) gibi basit yöntemlerle kendiliğinden düşebiliyor. Doktor tavsiyesiyle kullanılacak olan bazı ilaçlarla bu süreç kolaylaştırılabiliyor. Daha büyük taşlarda ise taşın lokalizasyonuna göre, medikal tedaviler, ESWL (beden dışı şok dalga tedavisi) veya kapalı endoskopik cerrahi tedaviler ile (URS, RIRS, PCNL, vb.) üriner sistem taşlardan tümüyle temizlenebiliyor.

Ameliyatlar endoskopik kapalı yöntemle yapılıyor

Böbrek taşlarının tedaviyle düşürülemediği durumlarda, geçmeyen veya tekrarlayan ağrılarda, böbrek fonksiyon kaybı riskinin arttığı tablolarda ve 2 cm’den büyük böbrek taşlarında ameliyat gündeme geliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, günümüzde ameliyatların neredeyse tümünün, açık cerrahiye gerek kalmadan, endoskopik kapalı yöntemlerle yapıldığına değinerek, “Böbrek taşı ameliyatları, ciddi teknolojik gelişmelerle birlikte, son 20-25 yılda büyük değişim geçirdi. Aşırı büyük taşlar hariç, taşları normal idrar yolundan endoskopik kapalı girişimlerle tedavi edebiliyoruz. Sadece 2-3 mm’lik ince esnek aparatlarla böbreğe kadar ulaşıp, yeni nesil lazerler ile taşları yok edebiliyoruz. Kapalı yöntemler sayesinde hastalarımız ameliyatlardan sonra aynı gün evlerine dönebilmektedirler” diye konuşuyor.

Önlemek tedaviden çok daha kolay!

Teknolojik gelişmeler sayesinde böbrek taşı tedavisi büyük ilerleme kaydetse de önleyici tedbirler alınmazsa hastaların hemen hemen yarısında 5-10 yıl içerisinde tekrar taş gelişimi kaçınılmaz oluyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, aslında hastaların çoğunda böbrek taşlarının düzeltilebilir sebeplerden kaynaklandığını hatırlatarak “Sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla böbrek taşı oluşumunu önlemek her zaman tedavi etmekten daha kolaydır” diyor.

#BöbrekTaşı #Üroloji #SağlıkHaberleri #TaşKuşağı #SuTüketimi #BeslenmeAlışkanlıkları #ErkenTanı #SağlıklıYaşam #TürkiyeSağlık #AliTekin

Her altı kişiden biri infertilite sorunu yaşıyor

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı. “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi”nin hazırlık sürecine Türkiye’den Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük davet edildi. Rehberin; farklı ülkelerden 30 uzmandan oluşan çalışma gruplarının çalışmalarıyla oluşturulduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, 5 yıl süren yoğun bir hazırlık süreci yaşandığını söyledi.

“İstenmesine rağmen çocuk sahibi olamama” durumu olarak tanımlanan infertilite, artık dünyanın en görünmez fakat en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Üreme çağındaki her 6 kişiden biri bu sorunu yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü, infertilitenin yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, tüm dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi bir halk sağlığı meselesi olduğunu belirtiyor. Bu görüşün yansıdığı “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi” Dünya Sağlık Örgütü’nün infertilite alanında dünyada ilk kez yayınladığı ve en kapsamlı rehber olma niteliği taşıyor. Rehber, infetilite alanında çalışan bilim insanları için bilimsel bir başvuru kaynağı. WHO’un hazırlanması için farklı ülkelerden 30 uzman arasında, Türkiye’yi temsil eden Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük’ten rehber hakkında bilgi aldık.

Prof. Dr. Tansu Küçük

Prof. Dr. Tansu Küçük

Tanı ve tedavide standartlar yeniden tanımlandı

Rehberde bilimsel kanıtlar titizlikle değerlendirildi, tanı ve tedavi standartları yeniden tanımlandı. Tüm dünyaya, eş zamanlı olarak düzenlenen geniş katılımlı bir webinarla duyuruldu. Sağlık bakanlıklarının, sivil toplum kuruluşlarının, hekimlerin ve hasta topluluklarının takip ettiği bu küresel toplantıda, infertilite alanında ülkelerin erişilebilir, maliyet-etkin ve hasta odaklı politikalar geliştirmesine yönelik çağrılar da yapıldı. Prof. Dr. Küçük, özellikle tanıda gereksiz testlerin azaltılması, çiftlerin psikososyal destek ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesi ve tedavilerde bilimsel temeli olmayan “mucize” uygulamalardan kaçınılması gerektiğini vurgulayan bölümlerde aktif rol aldı.

İnfertilite tedavisinin gri alanı: Açıklanamayan İnfertilite

İnfertilite tedavisinde en tartışmalı alanlardan birinin açıklanamayan infertilite olduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, bilimsel kanıtı olmayan “mucize tedavi” yaklaşımlarının çiftlere zaman ve para kaybettirdiğini vurgulayarak, bu grupta sorun tespit etme arzusunun anlaşılır olduğunu ancak gereksiz ve deneysel girişimlerin çoğu zaman hiçbir fayda sağlamadığını belirterek, sözlerine şöyle devam etti: “Açıklanamayan infertilitede ilk basamak çoğu zaman ‘bekle–gör’ yaklaşımıdır. Bu dönem, çiftleri pahalı ve etkisi kanıtlanmamış uygulamalara yönlendirmek için bir boşluk değil, doğru yönetilmesi gereken bir süreçtir. Gereksiz testler, ‘mucize’ diye sunulan deneysel tedaviler ya da bilimsel desteği olmayan müdahaleler hem zaman kaybı yaratır hem de çiftleri ekonomik olarak zorlar. Üreme seçenekleri kadar, sigaranın bırakılması, kilo yönetimi, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme gibi yaşam tarzı düzenlemeleri de tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.”

Peki, rehber ne diyor?

Dünya Sağlık Örgütü(WHO)’nün hazırladığı bu rehber, infertilite hizmetlerinin bir “ayrıcalık” değil temel bir sağlık hakkı olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Çiftlere yaşa bağlı doğurganlık azalması, kilo durumu, sigara ve yaşam alışkanlıkları gibi risk faktörleri konusunda açık ve düşük maliyetli bilgilendirme yapılması; tanının mümkün olan en basit ve ulaşılabilir yöntemlerle konulması; tedavi başarı oranlarının, olası risklerin ve maliyetlerin şeffaf biçimde paylaşılması rehberin temel başlıklarını oluşturuyor. Günümüzde çiftlerin önemli ekonomik yüklerle karşılaştığını ifade eden Prof. Dr. Tansu Küçük; “ WHO rehberi ise ülkelerin üreme sağlığı programlarına infertilite hizmetlerini entegre etmesi, erişilebilirliği artırması ve veri temelli politikalar üretmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu yaklaşım, ülkelere hem hizmet kalitesinin standartlaşması hem de çiftlerin daha eşit bir sağlık hizmetine ulaşması için kritik bir fırsat sunuyor” değerlendirmelerinde bulundu.

“İnfertilite bir hastalık olarak kabul edilmeli!”

İnfertilitenin çoğu ülkede, hatta Türkiye’de de bir “hastalık” olarak dahi tanımlanmadığından milyonlarca kişinin gerekli tedavilere erişemediğini belirten Prof. Dr. Tansu Küçük; “Özel sağlık sigortalarının büyük bölümünde yer almıyor. İnfertilite tedavileri devlet geri ödeme sistemlerinde sınırlı destek görüyor. Bu nedenle maddi imkanı olmayan çiftler için çoğu zaman ulaşılamaz hale geliyor. Bu durum yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal sonuçlar doğuruyor: infertilite yaşayan çiftlerde kadınların yüzde 36’sının bu nedenle partner şiddetine maruz kaldığı, kaygı, depresyon ve ilişki sorunlarının ise sık rastlanan eşlikçiler olduğu belirtiliyor” diye konuştu. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı rehberde infertilitenin hem kadın hem de erkek kaynaklı olabileceği ancak kadınların çoğu zaman haksız yere suçlandığı ve erkek faktörünün göz ardı edildiği de özellikle vurgulanıyor.

#WHO #İnfertiliteRehberi #TansuKüçük #SağlıkHaberleri #ÜremeSağlığı #HalkSağlığı #İnfertiliteTedavisi #KadınSağlığı #GlobalSağlık #BilimselRehber

Halkbank emeklilere özel avantajlarını yeni reklam filmiyle duyurdu

Halkbank, emeklilere sunduğu avantajları yeni bir reklam filmiyle duyurdu. Reklam yüzü Pelin Çift olan filmde, maaşını Halkbank’a taşıyan emeklilere sağlanan ayrıcalıklar sıcak ve samimi bir iletişim diliyle aktarılıyor.

Filmde öne çıkan avantajlar arasında; faizsiz, 12 ay vadeli 30.000 TL kredi imkânı, maaş promosyonu, internet ve mobil şubede ücretsiz havale, EFT ve FAST işlemleri yer alıyor. Ayrıca, tüm emeklilere Paraf Değerlimiz kredi kartı ile yılda 35.000 TL’ye varan indirim fırsatı ve 20.000 ATM’den ücretsiz işlem olanağı sunuluyor.

Halkbank, bu ayrıcalıklarla emeklilerin hayatını kolaylaştırmayı hedeflerken, reklam filmiyle de bankanın emeklilere verdiği değeri güçlü bir şekilde vurguluyor. Filmin yönetmenliğini Fırat Mançuhan üstlenirken, kreatif süreç Renosans İstanbul imzası taşıyor.

Künye;

Reklamveren: Halkbank

Reklamveren Yetkilisi: Caner Gökbulut, Tuna Alcı, Ayşe Öner, Ömer Faruk Atayman, Ayşe Numanoğlu, Ilgın Oğuz, Ömer Fatih Dayı, Ali Gökkaya

Reklam Ajansı: Renosans İstanbul

Ajans Başkanı: Sedat Tunç

Ajans Başkan Yardımcısı: Arzu Yaraş

Kreatif Direktör: Zeliha Akdemir

Kreatif Ekip: Özgür Deniz Ceyhan, Hamid Ömeri, Eslem İnal, Recep Yılmaz, Demet Genç, Uraz Akpınar, Berkay Kemer, Sema Yontar

Müşteri İlişkileri Direktörü: Aslı Birincioğlu

Müşteri İlişkileri: Efe Göynügüzel, Deniz Tüfekçi

Storyboard: Ali Durak

Ajans Prodüktörü: İpek Girgin

Prodüksiyon Şirketi: Journey Film

Yönetmen: Fırat Mançuhan

Görüntü Yönetmeni: Eren Yıldız

Müzik: Jingle House

Post Prodüksiyon: PostFx

#Halkbank #EmeklilereÖzel #ReklamFilmi #EkonomiHaberleri #EmekliAyrıcalıkları #PelinÇift #ParafDeğerlimiz #FinansHaberleri #Bankacılık #EmekliAvantajları

Michelin tavsiyeli Topaz’dan özel yeni yıl menüsü

Çağdaş Akdeniz mutfağının önde gelen temsilcilerinden Topaz, Gümüşsuyu’ndaki adresinde misafirlerini yeni yıl kutlamasına davet ediyor. İstanbul’un sevilen gastronomi noktalarından biri olan Topaz, muhteşem deniz manzarası eşliğinde yılbaşı menüsü, müziği ve DJ performansıyla eğlence dolu bir gece sunuyor.

Michelin Rehberi Tavsiye Listesi’nde yer alan Topaz, Executive Şef Tevfik Alparslan imzasını taşıyan özel menüsüyle konuklarını ağırlamaya hazırlanıyor. Menüde turna balığı tarama, trüf ve kuzu göbeği mantarlı velouté, kuzey Ege’den deniz buketi, kuzu gerdan dolgulu piruhi, Ege olta fener balığı ve fırında süt dana kaburga gibi rafine lezzetler yer alıyor. Tatlı seçkisinde ise altın yapraklı %70 çikolata sphere dikkat çekiyor.

Kutlamaya, 20:30–21:45 saatleri arasında Elif Kalkan’ın vokali ve Ertuğrul Kızmaz’ın akustik gitar performansı eşlik ederken, gece DJ performansıyla eğlence dolu bir atmosfere dönüşüyor.

Adres : Artisan İstanbul MGallery – Ömer Avni Mah. İnönü Cad. No. 42 Gümüşsuyu, Taksim

Tel : 0531 329 41 11

#Topazİstanbul #Yılbaşı2026 #MichelinTavsiyesi #AkdenizMutfağı #FineDining #BoğazManzarası #Gastronomi #YılbaşıKutlaması #TurizmHaberleri #YeniYılDeneyimi

ROKA İstanbul’da boğaz manzaralı yılbaşı kutlaması

Çağdaş Japon robatayaki mutfağının sevilen adresi ROKA İstanbul, yılbaşı gecesi için hazırladığı özel menüsü ve boğaz manzaralı atmosferiyle misafirlerini 2026’ya karşılamaya davet ediyor.

Yılın son gecesi için hazırlanan menü; trüflü yuzu soslu akya sashimi, Oscietra havyarlı ton balığı tartar, robata ateşinde pişirilen yuzu miso soslu morina balığı ve Kore baharatlı kuzu pirzola gibi özel lezzetlerle başlıyor. Gece, şefin tatlı seçkisiyle tamamlanarak ROKA’nın imza tatlarından oluşan rafine bir yılbaşı deneyimine dönüşüyor.

ROKA İstanbul, yılbaşı akşamı misafirlerini iki ayrı oturumda ağırlıyor. 18:30’da başlayan ilk oturum iki saatlik akşam yemeği deneyimi sunarken, 20:30’dan itibaren başlayan ikinci oturum DJ performansı eşliğinde uzun bir kutlama gecesi vaat ediyor. Özel yılbaşı menüsünün yanı sıra à la carte seçenekler de misafirlere sunuluyor.

Modern atmosferi, yaratıcı Japon dokunuşları ve İstanbul Boğazı’nın eşsiz manzarasıyla ROKA İstanbul, yeni yıla unutulmaz bir gastronomi ve eğlence deneyimiyle güçlü bir başlangıç yapıyor.

Adres: Kılıç Ali Paşa Mahallesi, Meclis-i Mebusan Caddesi, Dış Kapı No:8, İç Kapı No:102, Beyoğlu, İstanbul

#ROKAİstanbul #Yılbaşı2026 #BoğazManzarası #JaponMutfağı #Robatayaki #Gastronomi #YılbaşıKutlaması #İstanbulEtkinlikleri #YeniYılDeneyimi #TurizmHaberleri

3 Milyon Hane 15 Günde Bir Ağrı Kesici Alıyor

Dünyanın lider araştırma şirketlerinden Ipsos tarafından on bin hane üzerinde yapılan kapsamlı araştırmaya göre; Türkiye’de sağlık ürünlerinin artık, “hızlı tüketim” kategorisine girdiği ifade edilebilir. Hanelerin %90’ı her ay en az bir sağlık ürününe ulaşırken, marka sadakatinin yerini doktor tavsiyesi ve kampanya dönemlerindeki online alışveriş trendleri alıyor.

Türkiye’de her 10 haneden 9’u en az bir tüketici sağlığı ürünü satın alıyor. Sağlık ürünleri, artık sadece eczane raflarında değil, marketler ve her evin günlük alışveriş listesinde yer alıyor…

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı;

Ipsos Tüketici Panelleri olarak, Türkiye’nin tüketici sağlığı trendlerini, 2025 yılı itibarıyla 10 bin haneden oluşan geniş bir örneklem üzerinden düzenli olarak takip ediyoruz.

Özellikle pandemi döneminin de getirdiği ivmeyle birlikte, giderek çeşitlenen ve her geçen gün daha fazla hızlı tüketim ürünleri dinamiklerine uygun gelişme gösteren tüketici sağlığı ürünleri, Kasım 2024–Nisan 2025 altı aylık döneminde iki temel unsurla ön plana çıkıyor: İlki, giderek artan çeşitlilik ve marketlerde bile satılır, online kolaylıkla alınabilir hale gelen ürünlerle gelen yüksek erişilebilirlik.

İkincisi ise buna karşın hala yüksek oranda doktor tavsiyesi ekseninde şekillenen marka tercihleri

Veriler, altı aylık süre zarfında her 10 haneden 9’unun en az bir tüketici sağlığı ürünü satın aldığını gösteriyor. Bu dönemde her 10 haneden 8’i en az bir ağrı kesici ürün; 7’si vitamin veya gıda takviyesi; 6’sı ise dermokozmetik/dermatolojik ürün aldı. Yüksek alım oranları, birkaç farklı ürünü birlikte kullanan hane oranının da oldukça yüksek olduğunu gösteriyor.

Ağrı kesici alımının ortalama sıklığı, hane başına 5–6 haftada bir gerçekleşiyor. Ancak Türkiye’de 3 milyon hane için bu sıklık, 2 haftada 1 ya da daha yoğun! Ağrı kesicilerde, doktor tavsiyesine bağlı olarak marka seçimi yapmak şaşırtıcı olmasa da, oran %80 ile çok yüksek bir seviyede bulunuyor. Doktor tavsiyesinin yoğunluğu ile birlikte, hanelerin marka sadakati tartışmalı bir başlık; çünkü 6 aylık dönemde yaklaşık 4 kere gerçekleşen alımın 3’ünde birbirinden farklı markalar alınıyor! Bu da hem doktor tavsiyesi oranlarının markalara göre değiştiğini, hem de hanelerin kullanıma bağlı olarak bir sadakat geliştirerek devam etmediklerini gösteriyor.

Artık marketlerde bile erişilebilir hale gelen vitamin, gıda takviyeleri ve dermokozmetik/dermatolojik ürünler için hâlâ ana alışveriş kanalı fiziksel mağazalar. Ortalamada 10 alımın sadece biri online kanallardan gerçekleşse de, yıl içinde özellikle Black Friday gibi kampanya dönemlerine bağlı olarak bu oran ciddi yükselişler gösterebiliyor ve dönemsel olarak payını ikiye katlayabiliyor. Bu veri, Türkiye’de tüketici davranışlarının hem fiziksel hem de online alışveriş kanallarında değişkenlik gösterdiğini ve kampanyaların bu geçişleri etkilediğini ortaya koyuyor.

#TüketiciSağlığı #IpsosAraştırma #AğrıKesici #SağlıkÜrünleri #HızlıTüketim #OnlineAlışveriş #DoktorTavsiyesi #EkonomiHaberleri #TüketiciDavranışları #TürkiyeSağlıkTrendleri

Fırsat Takibi dönemi: tüketici gerçek indirim peşinde

2025 yılına ekonomik toparlanma umuduyla giren tüketici, Nisan ayında gerçekleşen faiz artışıyla birlikte yeniden temkinli moda geçti. Ipsos’un “Gündeme Dair” araştırmasına göre, artan enflasyon algısı ve düşen alım gücü, yılın en hareketli indirim dönemi olan Kasım kampanyalarını bile baskıladı.

Farkındalık Yüksek, Alışveriş Düşük

Araştırma sonuçları, indirimlerden haberdar olma oranının yüksek olmasına rağmen alışverişe dönüşme oranında tarihi bir düşüş yaşandığını ortaya koyuyor. 2025 yılı, “haberdar olup da alışveriş yapmayanların” en yüksek olduğu yıl olarak kayda geçti. Bu durum, tüketicinin artık kampanya dönemlerinde daha seçici davrandığını ve yalnızca gerçekten cazip fırsatlara yöneldiğini gösteriyor.

İndirimlere Güven Azaldı

Tüketicilerin yarısı (%50) sunulan indirimleri yetersiz bulurken, her 10 kişiden 4’ü kampanya dönemindeki ürünlerin kalitesinden şüphe duyuyor. Bu tablo, indirim dönemlerinde tüketicinin güven algısının zayıfladığını ve alışveriş kararlarını daha fazla sorguladığını ortaya koyuyor.

“Fırsat Takibi” Dönemi

Kasım kampanyalarına yönelik genel negatif algıda bir yumuşama görülse de, bu durum tüketicinin ikna olduğu anlamına gelmiyor. Artık karşımızda indirimden haberdar olan ancak alışveriş yapmak için “fırsat gibi fırsat” bekleyen, her zamankinden daha hesaplı davranan bir tüketici profili var. Bu yeni davranış biçimi, markaların kampanya stratejilerini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılıyor.

Ekonomik Baskı ve Tüketici Psikolojisi

Enflasyon algısının yüksekliği, alım gücündeki düşüş ve faiz artışlarının etkisiyle tüketici, ihtiyaç odaklı alışverişe yöneliyor. Lüks ve gereksiz harcamalar yerine temel ihtiyaçlara odaklanan tüketici, kampanyaları artık bir “alışveriş şöleni” değil, gerçek fırsatların peşinde koşulan bir dönem olarak görüyor.

Bu tablo, markalar için önemli bir uyarı niteliğinde. İndirim dönemlerinde tüketiciyi ikna etmek için yalnızca fiyat avantajı değil, ürün kalitesi, güvenilirlik ve şeffaflık da ön plana çıkmak zorunda. 

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı;

Yıl içerisinde tüketicilerin tatil alışkanlıklarından okul harcamalarına, bayram alışverişlerinden hanelerin yeme içme trendlerine kadar pek çok konuyu takip ediyoruz. 2024 yılını faiz indirimiyle kapatmıştık ve 2025 yılında ekonomide yukarı yönlü bir ivme bekliyorduk. Ancak 2025 Nisan ayında gerçekleşen faiz artışıyla ekonomik hareketlilik yeniden yavaşladı.

Gündeme Dair araştırmamızın Ekim sonuçlarına göre ekonomiye yönelik olumsuz beklentiler son 3 ay içinde 4 puan artarak %57’ye çıktı. Her üç kişiden ikisi ise enflasyonun açıklanan resmi enflasyondan yaklaşık iki kat daha yüksek hissedildiğini belirtiyor.

Kasım ayı markaların rekabetini artırdığı ve tüketicilerin kampanyaları yakından takip ettiği bir dönem. Fakat yine de Gündeme Dair araştırmamızın sonuçları, bu yıl Kasım indirimlerinin önceki yıllardaki etkisini tam olarak gösteremediğini ortaya koyuyor.

Her ne kadar indirimlerden haberdar olma oranı 2024 ile aynı kalsa da, 2022 ve 2023’e kıyasla son iki yılda bu farkındalık belirgin biçimde düşük. Daha da kritik olan ise, haberdar olanların alışveriş yapma oranının 2025’te en düşük seviyeye inmiş olması.

18–35 yaş arasındaki kişilerde Kasım kampanyalarından alışveriş oranı 2024’e göre %21 düştü. Erkeklerdeki harcama düşüşü kadınlara kıyasla daha belirgin. Ekonomik zorluklar bizi kısıtlıyor, görünen o ki kesintiyi ilk yapan daha az gelirli genç kesim ve alışverişe daha fonksiyonel bakan erkekler oluyor.

Alışveriş yapanların tercihlerine baktığımızda, giyim, kişisel bakım ve temizlik ürünleri başı çekiyor. Bu kategoriler, tüketicinin Kasım fırsatlarını daha çok temel ihtiyaçlar üzerinden değerlendirdiğine işaret ediyor. Elektronik ve ev tekstili gibi kategorilerde ise daha planlı alışveriş davranışı öne çıkıyor. Her on kişiden yedisi bu kategorilerdeki alışverişleri için Kasım kampanyalarını bekliyor. Kasımda “fırsat gibi fırsat” kovalanıyor, bu nedenle daha seçici alışveriş yapılıyor. Alışveriş kanallarında ise tablo değişmedi. Online platformlar bu sene de en çok tercih edilen mecra. Bununla birlikte, hem online hem fiziksel mağazaları bir arada kullananların oranı geçen yıllara göre kayda değer seviyede artmış durumda.

Kasım kampanyalarına yönelik olumsuz algılarda ise bu yıl bir yumuşama görüyoruz. Kampanyalara tamamen karşı olanların oranı bu sene bir önceki seneye göre daha düşük. Ancak bu olumlu eğilimin yanında dikkat çeken bir diğer bulgu, kampanyaların etkinliğine dair beklentinin düşmeye devam etmesi. Tüketicilerin yarısı indirimleri yeterli bulmuyor, her on kişiden dördü ise indirim dönemindeki ürünlerin kalitesinden emin olmadığını belirtiyor. Alışveriş yapmayanlar kampanyalara karşı değiller ama alacak olsalar avantajlı fiyata alışveriş yapacaklarını da düşünmüyorlar.

Tüm bu göstergeler, ekonomik baskıların tüketici davranışlarını belirgin biçimde şekillendirmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. 2025 yılı boyunca beklentiler, alışveriş eğilimleri ve kampanya dönemlerine verilen tepkiler dalgalı bir seyir izlese de, tüketicinin önceliklendirme biçimi giderek daha rasyonel, daha temkinli ve ihtiyaç odaklı bir yapıya dönmüş durumda. Önümüzdeki dönemde markaların da tüketicinin bu hassasiyetini gözeten, güven, fayda ve şeffaflığa dayalı stratejilere yönelmesi kaçınılmaz görünüyor.

#Kasımİndirimleri2025 #EkonomiHaberleri #TüketiciAnalizi #FırsatTakibi #AlımGücü #EnflasyonAlgısı #İndirimDönemi #EkonomiGündemi #TüketiciDavranışları #IpsosAraştırma

Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!

Meme estetiği dünyada ve Türkiye’de en sık yapılan estetik ameliyatların başında geliyor. Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği (ISAPS) verilerine göre; özellikle meme büyütme ve dikleştirme ameliyatlarına olan ilgi son yıllarda belirgin şekilde artmış durumda. Bunun nedeni ise öncelikle kadınların bedenleriyle ilgili beklenti ve ihtiyaçlarını daha rahat dile getirmeleri, estetik ameliyatlarını sadece görünüm değişikliği değil, kendini iyi hissetmenin de bir yolu olarak görmeleri.  Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, meme estetiğine olan talebin artmasındaki ikinci önemli etkenin ise cerrahi tekniklerdeki gelişmeler olduğuna dikkat çekerek, “Günümüzde kullanılan yeni nesil silikon implantlar, minimal iz bırakma teknikleri ve hızlı iyileşme protokolleri ameliyatı  hem daha güvenli hem de konforlu hale getirdi. Modern tekniklerin getirdikleri güven hissi doğal olarak kadınların daha kolay karar vermelerini sağlamaktadır. Ayrıca, sosyal medya ve dijital platformlar da kadınların bu konuda daha fazla bilgi edinmelerine destek olmaktadır” diyor.

  Dr. Münür Selçuk Kendir

Dr. Münür Selçuk Kendir

Son derece doğal ve vücutla uyumlu sonuçlar alınıyor!

Günümüzde, cerrahideki teknik gelişmeler ve kadına özel planlama sayesinde meme estetiği ameliyatında son derece doğal ve vücutla uyumlu sonuçlar elde edilebiliyor.  Dr. Münür Selçuk Kendir, özellikle kullanılan yeni nesil protezlerin doku, şekil ve kalite olarak doğal meme dokusuna çok yakın özellikler taşıdıklarını belirterek, “Ayrıca, her kadında meme yapısı, göğüs kafesi genişliği ve cilt elastikiyeti analiz edilmekte ve bu sayede vücuda en uygun hacim ile ameliyat tekniği belirlenmektedir. Amacımız, ‘yapılmış’ bir görünüm değil; aksine, kadının kendi vücut oranlarına yakışan, doğal ve estetik bir form elde etmektir.  Ameliyatın en önemli kazanımı ise fiziksel görünümün yanı sıra özgüveni ve yaşam enerjisini de olumlu yönde etkilemesidir” diye konuşuyor. Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, meme estetiği ameliyatları ile ilgili en çok merak edilen 7  soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Meme estetiği ameliyatında yaş sınırı var mıdır?

Meme estetiği ameliyatları için belirli bir “üst yaş sınırı” yoktur; önemli olan kadının genel sağlık durumu ve vücut gelişimini tamamlamış olmasıdır. Meme estetiği ameliyatının genellikle 17 – 18 yaşından itibaren, yani meme dokusunun gelişimini tamamladıktan sonra  yapılabildiğini anlatan Dr. Münür Selçuk Kendir,  sözlerine şöyle devam ediyor:  “Ancak, bazı istisnalar olabilir; örneğin doğuştan belirgin asimetri, tek taraflı gelişim bozukluğu veya aşırı büyük olması nedeniyle oluşan fiziksel rahatsızlıklar gibi durumlarda, psikolojik ve fiziksel sağlığı korumak adına, daha erken yaşlarda cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Ameliyat kararı, vücut gelişimi kadar kadının psikolojik olarak hazır oluşu da göz önünde bulundurularak verilmektedir.”

Bu fotoğraftaki gibi yaptırabilir miyim?

Meme estetiği yaptırmak isteyen kadınlar hekimlerine bir fotoğraf gösterip, “Bu şekilde istiyorum” diyebiliyorlar. Ancak, beğenilen görünüm her vücut yapısında aynı sonucu vermeyebiliyor. Meme estetiğinin kesinlikle “tek kalıp” bir operasyon olmadığını vurgulayan Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, şu değerlendirmede bulunuyor: “Her kadının göğüs kafesi genişliği, cilt kalınlığı, meme dokusu miktarı ve vücut oranları birbirinden farklıdır. Bizim yaklaşımımız, hastalarımızın isteklerini dikkatle dinleyip, bu istekleri vücudun ölçülerine, doku özelliklerine ve doğal dengesine uygun bir biçimde planlamaktır. Amaç, fotoğraftaki görüntüyü birebir kopyalamak değil, vücutta en güzel ve en doğal duracak formu oluşturmaktır.”

Dikleştirme ameliyatı sonrasında göğüslerim yeniden sarkar mı?

Meme dikleştirme ameliyatında amaç sarkmış dokuyu toparlayıp meme başını yeniden ideal konuma taşımak ve memeye daha diri, dik ve estetik bir form kazandırmak. İhtiyaç halinde fazla deri çıkarılabiliyor veya meme aynı anda küçük bir silikon protezle desteklenerek hacim dengesi sağlanabiliyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, meme dokusunun yerçekimi, kilo alıp vermeler veya yeni bir emzirme dönemi gibi etkenlerle hafifçe değişebildiğine, ancak tekrar aynı derecede sarkmanın genelde görülmediğine değinerek, “Sarkmayı önlemek için ideal kiloda kalmak, düzenli sütyen kullanımı ve cilt elastikiyetini koruyan yaşam alışkanlıkları çok önem taşımaktadır” diye konuşuyor.

Slikon protezler emzirmemi veya kanserin erken tanısını önler mi?

Dr. Münür Selçuk Kendir,  meme dokusu korunarak yapılan meme büyütme ameliyatlarının emzirme fonksiyonunu genellikle etkilemediğini söylüyor. Ayrıca meme dokusunun arkasına yerleştirildikleri için silikon protezlerin mamografi ve ultrason taramalarında kanserin erken tanısını önlemediğine de vurgu yapıyor.

Slikon protezlerin bir süre sonra değiştirilmeleri gerekir mi?

Meme büyütme ameliyatında; meme dokusunun veya kasın altına yerleştirilen silikon protezlerle meme hacmi artırılıyor. Seçilen teknik ise kadının cilt dokusunun yapısına ve beklentisine göre belirleniyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, günümüzde kullanılan yeni nesil silikon protezlerin son derece güvenli olduklarını ve genellikle ömür boyu dayandıklarını belirterek, “Slikonların rutin olarak belirli bir sürede değiştirilmeleri gerekmez. Ancak, çok nadir durumlarda, implantın formu veya çevre dokularla ilişkisi değişirse, ihtiyaç halinde değişim önerilmektedir” diyor.

Meme küçültme ameliyatı sonrasında omuz ve sırt ağrılarım geçer mi?

Meme küçültme ameliyatına hem estetik görünümü düzeltmek hem de büyüklüğü dolayısıyla oluşan boyun, sırt ve omuz ağrısı gibi fiziksel şikâyetleri gidermek amacıyla başvuruluyor. Meme küçültme ameliyatında fazla olan meme dokusu ve deri çıkarılarak meme yeniden şekillendiriliyor ve meme başı ideal konuma taşınıyor. Meme küçültmenin sadece estetik değil, yaşam kalitesini artıran bir ameliyat olduğunu ifade eden Dr. Münür Selçuk Kendir, “Ameliyat sonrasında boyun, sırt ve omuz ağrısı ile sürekli terleme nedeniyle oluşan cilt problemleri de ortadan kalkmaktadır” bilgisini veriyor.

Ameliyat öncesinde hangi hazırlıkları yapmalıyım?

Ameliyat öncesinde doğru planlama, dikkatli hazırlık ve bilinçli davranış; hem daha kısa iyileşme süresi hem de daha doğal ve kalıcı sonuçlar anlamına geliyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, ameliyat öncesinde yapılması gereken hazırlıkları şöyle anlatıyor:

  • Dokuları olumsuz etkileyerek yara iyileşmesini geciktirebilen sigarayı ameliyattan en az 2–3 hafta önce mutlaka bırakmalısınız.
  • Kan sulandırıcı ilaçlar, E vitamini, yeşil çay veya balık yağı gibi ürünler kanamayı artırabiliyor. Bu tür ilaçlar ve takviyeler kullanıyorsanız, geçici bir süreliğine bırakmanız gerektiği için hekiminizi bilgilendirmeniz çok önemli.
  • Vücudun iyileşme kapasitesini güçlendirdikleri için sağlıklı beslenmeye, bol su içmeye ve yeterince dinlenmeye özen gösterin.
  • Kronik hastalık nedeniyle kullandığınız ilaçlar varsa, özel doz ayarlamaları yapılacağı için hekiminizi mutlaka bilgilendirin.
  • Kanamayı artırabildiği ve anestezi sürecini olumsuz etkileyebildiği için alkol kullanımından kaçının.
  • Aşırı egzersiz veya ağır fiziksel aktiviteleri bırakın, çünkü yorgun kaslar ameliyat sonrasında toparlanmayı zorlaştırabiliyor.
  • Fazla kafein tüketimi ödem riskini artırabiliyor; bu nedenle kahve ve enerji içeceklerini sınırlandırın.

#MemeEstetiği #DoğalGörünüm #EstetikCerrahi #SağlıkVeEstetik #PlastikCerrahi #KadınSağlığı #EstetikAmeliyat #GüvenliCerrahi #EstetikTrendleri #ISAPS

Sağlıklı yaş almada yeni doğrular!

Modern yaşamda hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, bilgisayar başında geçirilen uzun saatler, elektromanyetik alanlar, fast- food tüketim, düzensiz uyku ve stres gibi etkenler gençlerde de erken tükenmişlik, bağışıklık çökmesi ve hücresel yaşlanmayı artırıyor. Bu nedenle günümüzde artık genç yaştan itibaren sağlıklı yaş alma yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya “Sağlıklı yaş almak, artık yalnızca ileri yaşların değil, gençlerin hatta ergenlerin de sorumluluğudur. Artık hasta olmamak için değil, sağlıklı kalmak için çaba sarf etmeliyiz. Bugüne dek bilinen doğrular son dönemde tamamen değişti; çağımızda kişiye özgü, bütüncül bir yaklaşım gerektiği anlaşıldı. Yani sağlıklı yaş almak bir orkestra gibidir; gastroenteroloji, kardiyoloji, fizik tedavi, ruh sağlığımız vb bunların hepsi uyum içinde çalışmalıdır” diyor. Sağlıklı yaş almak için bazı bildiklerimizi unutmamız gerektiğini vurgulayan Dr. Küçükkaya, sağlıklı yaş almada doğru bilinen yanlışları ve yeni yaklaşımları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Belgin Küçükkaya

Dr. Belgin Küçükkaya

  • SU TÜKETİMİ

Günde 2 litre su içmelisiniz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya “Su ihtiyacı kişiye ve güne göre değişir. Günlük su tüketimi; kilo, cinsiyet, yaşam tarzı ve kronik hastalığa göre kişiye özgüdür. Sabit bir şekilde günde 2 litre (8 bardak) su içmek herkese uygun değildir. Sağlıklı bir yetişkin için günlük su ihtiyacı ortalama 2-3 litre arasında değişebilir ancak böbrek hastalığı, kalp yetmezliği gibi diğer durumlarda bu miktar tehlikeli olabilir. Bu nedenle kişinin su tüketim planı da doktor tarafından belirlenmelidir. İdrar rengi yeterli su tüketiminde çok önemli bir göstergedir. İdrar açık renk olmalıdır, koyu ise yeterli su içilmemiş demektir” diyor.

  • UYKU

Günde 7-8 saat uyumak şarttır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Uyku ihtiyacı kişiye, yaşa ve yaşam tarzına göre değişir. Kimileri 5 saat uyuyarak dinç uyanırken, kimileri 9 saate ihtiyaç duyar. Önemli olan erken yatmak ve 7-8 saat uyumak değil, uykuda olunan saatler ve uykunun kalitesidir. 22:00- 06:00 saatleri arasında vücut kendini yeniler, metabolizma, hücre onarımı, yağ yakımı ve bağışıklık bu süreçte güçlenir. O nedenle bu saatlerde mutlaka uykuda olmak gerekir. Dr. Küçükkaya “Ayrıca horlama, uyku apnesi gibi sorunlar sağlıklı uyku döngüsünü bozduğu için mutlaka tedavi edilmelidir. Doğru saatte, doğru oksijenle kesintisiz uyumak, kronik hastalıkların riskini de azaltır” diyor.

  • EGZERSİZ

Günde 10 bin adım atmak idealdir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan araştırmalar; 10 bin adımın herkese uygun olmadığını gösteriyor. Hedef; yaşa, cinsiyete, kiloya, sağlık durumuna ve kapasiteye göre kişiselleştirilmiş, sürdürülebilir hareket hedefleri koymaktır. Dr. Küçükkaya “Protezi olan birine 10 bin adım önerilemez, düşme riski olan yaşlıya yoğun tempo koşu yaptırılamaz. Kimine günde 5 bin-7 bin adım gibi daha düşük ama düzenli aktivite, kimine 5-6 km koşu uygundur. Açık havada, bol oksijenli alanlarda yürüyüş beden ve ruh sağlığını birlikte destekler. Derin nefes egzersizleri, esneme hareketleri ve kültür-fizik çalışmaları da çok önemlidir” diyor.

  • BESLENME

Sağlıklı beslenmek kalori kısmak demektir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sağlıklı beslenme doğru besinleri, doğru zamanda ve dengede tüketmektir. Sürekli kalori kısıtlamak metabolizmayı yavaşlatır, kas kaybı ve hücresel yıpranmaya yol açar. Dr. Küçükkaya “25 yaşındaki bir genç ile 45 yaşındaki bir kadının beslenme gereksinimleri farklıdır. Diyabeti olanla olmayan, erkek ile kadın, aktif yaşam süren ile masa başı çalışan aynı beslenme planını uygulayamaz. Bilimsel çalışmalarda en sağlıklı model olarak öne çıkan Akdeniz tipi beslenmeye geçilmelidir. Paketli gıda, işlenmiş ürünler, asitli ve şekerli içecekler ile fast food tüketimden kaçınılmalı, mevsim sebze ve meyveleri tüketilmelidir” diyor.

  • VİTAMİN TAKVİYESİ

Her gün vitamin takviyesi almak gençleştirir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Vücutta eksik olan vitamin tamamlandığında işe yarar, fazlası ise zarar verir. Dr. Küçükkaya şöyle konuşuyor: “Hücresel gençliği artıran şey dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıdır. Omega, magnezyum, çinko vb vitamin ve mineral takviyelerinin vücutta yeterli düzeyde olması önemlidir ancak bu takviyeler kandaki değerlere göre doktor tarafından tahliller yapıldıktan sonra belirlenmelidir. Ayrıca ‘doğal’ veya reçetesiz satılıyor diye tüm takviyeler güvenli demek değildir. Gelişigüzel vitamin kullanmak karaciğer/böbrek hasarı, ilaç etkileşimleri veya yanlış test sonuçlarına hatta organ yetmezliğine yol açabilir.”

Düzenli doktor takibi çok önemli

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, sağlıklı yaş almanın bir orkestra gibi olduğunu, gastroenteroloji, kardiyoloji, fizik tedavi, ruh sağlığımız vb bunların hepsinin uyum içinde çalışması gerektiğini belirterek şöyle diyor: “Tüm sürecin koordinasyonu için düzenli tahlil, tarama ve kontrol şarttır. Genetik altyapıdan kaynaklanabilecek hastalıklar (Alzheimer, kanser, kalp ve damar hastalıkları vb) artık çok genç yaşta tespit edilebiliyor. Kontroller aksatılmamalı, kullanılan ilaçlar doktor önerisi olmadan kendi kendine bırakılmamalıdır.”

Özellikle, püf noktası, olmazsa olmazlar

  1. Kaliteli ve doğru saatlerde uyumak

Gece 10-sabah 6 arası. Bu uyku saatlerine çok dikkat etmeli çünkü vücudumuzun rejenerasyon dediğimiz saatleridir tamir ettiği. Yapılan çalışmlaar; bu saatlerde rejenerasyon hormonlarımızın, metabolizma hormonlarımızın ve yağ yakmanın bu saatlerde olduğunu göstermektedir. Ve kronik hastalıkları engelleyici yoyllardan bir tanesi gece sağlıklı bir uykuya sahip olmaktır. Hem saaatler hem de horlama olmadan doğru saat doğru uyku ve doğru oksijen. Horlama, uyku apnesi şikayetlerimizi doğru saatlerde olsa bu durumlar doğru bir uykuya

  1. Doğru beslenme; yaşımız, 15 erken ile 45 kadın aynı değil, sahip olduğumuz hastalıklar, cinsimiz, diyabetle olmayan kişi aynı beslenmez, uyumlu olacak dengeli ve düzenli beslenme. En büyük şansımız akdeniz diyeti tüm çalışmalarda akdeniz diyeti . seçtiğimiz gıdalar kesinlikle paket ve işlenmiş gıda olmamalı. Ne yediğimiz değil, nerden, yapılan çalışmalar fast food paket gıdaların tehlikesini çok gösteriyor. Olabildiğince doğal kaynaklardan elde edilen gıdalara ulaşmak. Ve sıvılara ulaşmak. Kolalı içecekler ıce tealer . evinizde posasıyla lifiyle tüketelim.
  2. Doğru egzersiz; saatine göre, yaşına göre, cinsine göre, herkesin egzersiz zamanı saati tipleri farklıdır. En çok doktorla ilerlemeli. Çünkü protezi vardır onbin adım at diyemezsin ya da yaşlıdır düşmeye meyillidir, farklı kronik hastalıkları vardır koşturamazsınız yüzün plates yapın dersiniz. Mutlaka doktor takibiyle ve öneriyle. Gençler protein tozu, bazılarına al diyoruz bazılarına alma probleme neden , doğru doktor: iç hastalıklar fonksiyonel tıp yeterli. Hepsini kapsıyor. Gerçk iç hastalıkları hekimi. Özellikle doğal ortamda bol oksijenli, yürüme bandında değil, sahil kenarında ruhen de mutlu edecek yürüyüş en güzel sporlardan biridir. Ama kişinin yaşı, kilosu, altta yatan farklı hastalıklarına göre adım sayısı da değişiyor, yürüme sıklığı da değişiyor. 10 bin adım demode. Bazılarına 5 bin adım diyoruz, ama bazılarına göre 5-6 km koşabiliyorsun diyoruz. Kişiselleştirilmiş. Daha da yeni durumlar, sadece yürümek de değil kültür fizik hareketleri (derin nefes alma egzersizleri, esneme egzersizleri, yürümek kadar değerli, kaslarımızı esnetmezsek yürüdüğümüz zaman kas krampları ve kas ağrılarına gidiyor) bir de destekleyici takviyeler. Çünkü artık ortamlarda birçok gıdalar besleyiciliğini kaybettiği için omega magnezyum çinko gibi hem bağışıklık sistemini artırmak hem de egzersizleri yapabilmek için doktor kontrolü ve önerisiyle, çok takviye var çok kafa karıştırıcı biyo yararlanımları aynı değil, yapılan tetkiklerle karar veriyoruz.piyasada gelişigüzel organ yetmezliğine . takviye ve vitamin.
  3. Düzenli doktor takibi: bütün bunları koordine edebilmek için verilere ihtiyacımız var. verilere takiplerimizde tahlillerimizle yapabiliyoruz. Kronik hastalığı da tedavisini aksatmamalı. İlacını bırakmamalı.

#HücreselGençleşme #SağlıklıYaşAlma #HücreselYaş #GençYaştaSağlık #YaşamTarzı #BütüncülSağlık #SağlıktaYeniDoğrular #İçHastalıkları #SağlıklıGelecek #Wellbeing

Pop müziğe samimi ve içten bir dokunuş

Ünlü sanatçı ve oyuncu Cem Belevi, müzikal yolculuğunda yeni bir sayfa açtığı single’ı “Mucize” ile dinleyicileriyle buluşuyor. Söz ve müziği Belevi’ye ait olan şarkı, umudunu yitirmiş bir kalbin aşkla yeniden hayata tutunuşunu anlatan güçlü hikâyesiyle dikkat çekiyor.

Sanatçının son dönem çalışmalarında öne çıkan derinlikli anlatı dili ve müzikal olgunluğu, “Mucize” ile daha belirgin bir şekilde hissediliyor. Modern pop sound’u ile duygusal yoğunluğu aynı potada eriten şarkı, romantik olduğu kadar içten atmosferiyle gündelik hayatın duygusal akışına eşlik eden bir yaşam parçasına dönüşüyor.

“Mucize”, aşkı büyük sözlerle değil; en savunmasız ve en gerçek hâliyle ele alırken, Cem Belevi’nin pop müzikteki anlatı gücünü yeniden hatırlatıyor ve dinleyiciyle doğrudan bağ kuran sade bir samimiyet sunuyor. Şarkı, 19 Aralık Cuma günü tüm dijital platformlarda yayında olacak.

#CemBelevi #Mucize #YeniSingle #PopMüzik #MüzikHaberleri #MagazinGündemi #DijitalPlatformlarda #SamimiMüzik #RomantikSound #TürkPopMüziği