Yazılar

‘Persona’ sergisi Bodrum’a geliyor

‘Persona’ sergisi Bodrum’a geliyor

Bodrum Loft, Avrupa’nın önde gelen galerilerinden Thaddaeus Ropac işbirliğiyle “Persona” sergisine ev sahipliği yapacak.

Küratörlüğünü Artsa Danışmanlık’ın üstleneceği ve 4 Temmuz – 1 Eylül 2024 tarihleri arasında gerçekleşecek olan “Persona” sergisi, vizyoner sanatçılar Erwin Wurm, Tony Cragg, Tom Sachs ve Sylvie Fleury’nin eserlerini sanatseverlerle buluşturacak. Bu prestijli etkinlik, doğanın içinde sanatla buluşmanın eşsiz deneyimini sunacak.

Geçtiğimiz yıllarda Almanya merkezli KÖNİG Galerie ve Fransa merkezli Perrotin galerisi ile düzenlediği sanat etkinlikleriyle dikkat çeken Bodrum Loft, bu yıl ise Avrupa’nın önde gelen bir başka galerisi Thaddaeus Ropac ile işbirliği yaparak “Persona” sergisini sanatsevereler ile buluşturuyor.

Bayramı üç sergi ile karşıladı

Bayramı üç sergi ile karşıladı

Bodrum Marina Yacht Club, Merqezart’ta Derin Uludağ’ın “Düş Yanı”, Burak Erim’in “Düşlere Yolculuk” ve İsmail Atmalı’nın “Dokunun Rengi” kişisel sergileri Bodrum’da bir araya geldi.

Derin Uludağ’ın eserlerine hakim olan oyuncu desenler, bize unutulmuş masal dünyalarından anlar fısıldıyor.

Burak Erim kalbi açan renklerle resmettiği kentsel ve doğal yaşam alanlarına ruhu havalandırmak için koyduğu kapıların, pencerelerin önüne bisikletler ekliyor; yaşadığımız yeri daha iyi anlayabilmemiz, istersek de uzaklara gidebilmemiz için.

İsmail Atmalı, “Gözün gördüğü her şey resimdir, önemli olan o günkü ruh halinin resime bakmasıdır” diyerek, paslı tenekeler ve değişik topraklardan elde ettiği renkler ve dokularla bizi çeşitliliğin ve bir araya gelişin büyüsüne tanık ediyor.

Bodrum Marina Yacht Club, Merqezart’ta açılan kişisel sergiler, 14 Temmuz tarihine kadar görülebilecek.

Cesare Catania: Sanatın Metaverse Yolculuğu

Röportaj: Melis BAYRAKTAR

Cesare Catania: Sanatın Metaverse Yolculuğu

İtalyan sanatçı Cesare Catania, geleneksel sanatın digital dünyayla kucaklaştığı bir evrende sınırları zorluyor. Eserleri, renk, form ve kompozisyonun bir araya geldiği bir dünyada izleyiciyi büyülüyor. Sanatçının soyut eserleri, figüratif detayları soyutlamak suretiyle duygusal bir deneyim sunuyor. Renklerin dansı, şekillerin ritmi ve soyut formların anlamı, izleyiciyi içine çeken bir yolculuğa çıkartıyor. Metaverse ile bu soyut dünyaların sınırları daha da genişliyor. Sanatçının eserleri, sanal dünyanın içinde de yeni bir boyut kazanıyor.

Cesare Catania ile sanatın sınırlarını keşfetmek isteyen herkes için ilham verici bir röportaj gerçekleştirdik.

Sanat hayatınız ne zaman ve nasıl başladı?

Sanat hayatım aslında benden habersiz çocukluk yıllarımda başlamıştı. Dedem keman sanatçısıydı. Klasik müziğin yaratıcılığına ve titizliğine karşı tutkum onun sayesinde başladı. 9 yaşımdayken piyano dersleri almaya başladım. Hem müzikal hem de figüratif sanata karşı her zaman bir tutkum oldu. Benim için ikisi birbirinden uzak ya da ayrı şeyler değildi o yıllarda bile. Hayatı algılayışım, kendimi eğlendirme arayışım genellikle kendi yarattığım küçük dünyaların içinde hikayecikler halinde belirdi önümde. Gördüğüm en küçük beni etkileyen şey günlerce hayalimde yaşattığım dünyaları mümkün kılıyordu. Anılarıma dâhil olan herkesin psikolojisi, karakterleri, düşünceleri, görünüşleri vb. birçok şey benim etkilenme ve beslenme alanlarım oldu.  Hayatımın dönüm noktasının bu süreçle başladığına inanıyorum. İlk kayda değer resmim 1995 yılına kadar uzansa da bu tutkumu 10 yılı aşkın bir süre önce mesleğe dönüştürmeye başladım. “Metaphysical Composition” – 2016, in “Artistic Composition” – 2016 , “The Dynamics of Movement” – 2016) , the “Vanity” ve diğer soyut ve sembolik olanlarda – 2014, “Flamingos in the Mirror” – 2015 – the “Tear” – 2012 gibi eserlerim ortaya çıktı.

Eserleriniz oldukça etkileyici bir dile sahip. Bize çalışmalarınızı ve tarzınızın oluşum sürecini anlatır mısınız?

1998 yılında mühendislik fakültesinde okumaya başladım. Ve burada perspektif ve aksonometri alanında uzmanlaştım. Bu bana tüm şekilleri basit üç boyutlu çokgenlere bölerek kendisini çevreleyen sorunları ve gerçekliği gözlemlemeyi öğretti. 144: Jazz Trio” – 2014, “Nice (A Tribute to Matisse and Chagall)” – 2015) ve katı ve eğrisel figürlerin zarif ve uyumlu bir şekilde yan yana gelmesiyle “Summer Readings (Tribute to Pierluigi Nervi)” – 2016 adlı eserlerim bu sayede çıktı ortaya. Yıllar içinde fotoğrafçılığa karşı da özel bir tutkum gelişti. Fotoğraf teknikleri ile oluşturulan yumuşak tonlamalar, ışık oyunları, çekim sırasında ve sonrasında elde edilen duygusal, dramatik ve şiirsel çalışmalara yoğunlaştım. Renk ve biçimsel bozulma gibi çeşitli teknikleri kullanarak soyut sanat örnekleri çıkartmaya başladım.

Bu süreçteki çalışmalarımda hiçbir sınırlamaya yer vermedim. Sanat sonsuzdur ve ifade biçimleri de sonsuzdur. O sebeple, ben sadece üretiyorum ve üretilen her eser kendi içinde kendi varlığını inşa ediyor.  İlhamımı yaşamın acı ve tatlı olan kendisinden ve evrenin bütünlüğünden, renklere olan aşkımdan alıyorum. Yaşam benim ilhamım.

Cesare Catania

Çalışmanız güçlü renklerden ve renk kontrastlarından oluşuyor. Belirli bir eserde hangi rengi kullanacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?

Her düşüncenin, arzunun, bilginin, hislenmenin yani her şeyin bir rengi ve tonları var.  Ben, rengin algılanamaz olduğunu kabul edip, yine de ulaşmaya çalışma durumunun gerekliliğini estetik açıdan değerlendiriyor ve iki gerçeklik (renk – nesne) arasındaki en kısa mesafeyi arayarak, yeni bir gerçekliği gün yüzüne çıkarmaya çalışıyorum. Rengi yaşıyorum, arzuluyorum, hayal ediyorum, hissediyorum ve eserlerimle gün yüzüne çıkartıyorum. Dolayısı ile her eser kendi rengine kendisi karar veriyor diyebilirim.

Dijitalleşme ve teknolojiyle birlikte sanat dünyasının dinamiklerinde çok ciddi değişimlerle karşılaştık. Bu değişim rüzgârı eser üretimlerini de etkiledi. Kripto sanat, NFT eserler ve blockchain teknolojisi de bu değişimlerin en önemli örneklerinden oldu. Siz de “Artistic Metaverse” olarak adlandırdığınız bir metaverse sergi düzenlediniz? Nasıl oldu bu süreç?

Hepimizin Covid19 salgını nedeniyle evlere kapandığı Pandemi döneminde “Artistic Metaverse” adını verdiğim ilk Metaverse sergimi gerçekleştirdim. Davetlilerim herhangi bir çaba göstermeden, yalnızca kullandıkları sanal gerçeklik cihazları sayesinde, sergime katılıp, diledikleri tablomu kolayca satın alabildiler. Kendi aramızda bir söyleşi bile gerçekleştirdik. Mikrofon ve sohbet kutusu aracılığıyla eserlerim hakkında sohbet ettik. Bir sanatçı olarak en büyük arzularımdan biri sanat tarihinde ileride yazılacak bir değişime şahit olma arzusuydu. Bu arzumun karşılık bulduğunu gördüm. Ayrıca bu sergimin yeni nesil koleksiyoner ortaya çıkarmak konusunda farklı bir işlevi de oldu.

Harika! Benim de en merak ettiğim konuların başında NFT’lerin yükselişe geçmesi koleksiyonerlik kavramını nasıl etkilediğiydi.

Şöyle ki hayatını tamamen ekranda yaşayan, internetin var olduğu bir dünyada doğan, dijital madencilik yaparak zengin olan, alışverişini kripto parayla yapan, oyun evrenlerinde avatarına tasarım kıyafetler, silahlar, ayakkabılar alan ve bunlara ciddi paralar harcayan insanlarla; nerdeyse tamamen fiziksel dünyada yaşayan insanların yaşamı ele alış biçimleri, estetik zevkleri ve paraya bakışı haliyle birbirinden çok farklı. Tamamen fiziksel dünyada yaşayanların “fiziksel olmayan bir eseri ne yapacağım?” sorusunu yeni nesil “fiziksel bir eseri ne yapacağım?” olarak soruyor. Zira onların evleri, duvarları sosyal medya hesaplarında, ekranlarında. Bu yüzden belki de hiçbir zaman bir sanat eseri almayacaklardı. NFT ise onlar için bu ortamlarda sergileyebilecekleri, varlıklarını, kültürel birikimlerini gösterebilecekleri bir alan yarattı. Fiziksel koleksiyonerlikte de olan sahip olma, bunu paylaşma, kültürel statüsünü sergileme, sanatçının macerasına eşlik etme zevklerini NFT koleksiyonları üzerinde onlar da yaşamaya başladı. Böylece NFT hem sanatçının, sanat piyasasının hem de koleksiyonerlik kavramının gelişmesine, bir alan daha kazanmasına sebep oldu. Tanınmış, fiziksel sanat piyasasında önemli yerlerde olan sanatçıların bu piyasaya ilgi göstermesiyle de hibrit bir ortam oluşmaya başladı.

Cesare Catania

Peki sanatın gerçek değerinin NFT’ler ile belirlenip belirlenemeyeceği konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dijital sanatın kripto paralar ile değerinin ölçülmesini doğru anlamak ve detaylandırmak için NFT teknolojisini doğru anlamak gerekiyor. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de göreceli bir değere sahip sanat, NFT ile en azından sanatçının hak ettiği gerçek değeri elde etmesine olanak tanıyor. Gelecekte özgün bir sanat eserini NFT ortamında elinde tutmak ciddi bir kazanç sağlamada bir araç olarak değerlendirilebilir.

Gelecek için başka iş birlikleriniz ve projeleriniz var mı? Son dönem sergilerinden bahsedelim, şu an sanat tutkunlarını burada neler bekliyor?

Şu anda Venedik Bienali’nde, aynı anda hem fiziksel hem de dijital bir heykel olan son sanat eserimin açılışını yapıyorum. Bu Phygital Embrace Versiyonu.

Venedik Bienali ziyaretçileri heykelimi fiziksel bir versiyonda gözlemlemeye ya da artırılmış gerçeklikte onunla “oynamaya” karar verebilirler. Bu vesileyle, yine yapay zeka sayesinde, herkese benzersiz bir dijital kucaklaşma heykeli yapma ve bunu dijital sanat eserleri olarak benimle birlikte imzalama imkanı veren bir yazılım da geliştirdim. İnsanların sanatla oynarken nasıl eğlendiklerini ve sanatın demokratikleşmesinin, sanatsever olsun ya da olmasın, genel halk tarafından nasıl takdir edilen bir süreç olduğunu görmek harika.

Peki Türkiye’deki sanat ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye çok özel bir yer. Yakın zamanda Türkiye’de de sanatsal bir proje geliştirebilmeyi çok istiyorum.

Bir Rüya Gördüm, Rüyam Gerçek oldu

Bir Rüya Gördüm, Rüyam Gerçek oldu

Yaşam amacını hayatın akışı ile birleştirmeyi başarmış, ilkeli, değerleri olan, empati kurabilme yönü ile hayranlık uyandıran, insani gelişime odaklı birçok projede varlığını tutkulu gayretleri ile hissettiren, benim de çok sevdiğim Dilara Akın bu ayki kapak söyleşi konuğumuz oldu. Dünyanın kaotik dönemlerinde bile; hayalleri doğrultusunda ilerlemeyi sürdüren sevgili Dilara Akın, ilham verici deneyimlere sahip çok güzel bir örnek. Sosyal değerlerle düşünülen projelerde; insanlara, eğitime, sağlığa, sanata dokunmayı hayat amacı seçen Akın ile TİKAV’ı (Türkiye İnsan Kaynakları Eğitim ve Sağlık Vakfı), Loft Art’ı, deneyimlemelerini, ilgi ve meraklarını, sanatı, özel hayatını, sizler sevgili okurlarımız için konuştuk. Keyifle okumalar dileriz.

Dilara Akın

Bilmeyen okuyucularımız olabilir onlar için soruyorum; kendinizden biraz bize bahseder misiniz?

Asker bir ailenin kızıyım. Babam çok yoğun çalışan bir kara havacı, Skorsky kulanan bir subaydı. Çok fazla Doğu görevi oldu. Çok fazla yer gezdik. Farklı farklı yerlerde okuduk üç kardeş. Erzurum’da, Kıbrıs’ta, Konya’da, Malatya’da birbirinden değişik okullarda okudum.

Dilara Akın

TİKAV ile yolunuz nasıl başladınız, yolunuz nasıl kesişti? 

Çok derin, çok duygusal bir insanım aslında ama çok güçlü dururum ama o dönem büyük oğlum Oğuz doğdu… Lohusalık dönemimde; anneliğin tüm hassasiyeti üzerimde… Nasıl üzülüyorum; sütüm yok, mama veriyorum, öyle bir çaresizleştim ki… Empati kurdum. Çok ağladım ve dua ettim. Sürekli “Allah’ım ne olur beni çocuklarına yetemeyen annelerle buluştur” diye her an dua ederdim. Bir rüya gördüm; yemyeşil bir vadideyim, bir sürü çocuk ve kelebekler var. bembeyaz kıyafetlerimizle eğleniyoruz.  Onlarla çiçek topluyoruz, dolaşıyoruz. Üstüme atlıyorlar, kelebekler geliyor, sonra yaşlı bir kadın aramızdan sesleniyor “sakın gitme onların sana ihtiyacı var” diyor. O sabah çok tuhaf uyandım. Sultan Yılmaz, o dönemde bizim vakıf başkanımız. Beni aradı ve Dilara Hanım vakfa gelseniz ve destek verseniz ne kadar iyi olur diye. Hemen kalktım oraya gittim. Benim için bu hayatta hiçbir şey tesadüf değildir. Her şey bir işaret ve sebeptir. Bana göre, hiçbir şey öylesine olamaz…Sultan Yılmaz ile oturduk. Ağzımdan bir kelime nasılsın dedim, o sırada telefon çaldı.  Dışkapı Hastanesinden aradılar. Çocuk Lösemi bölümü… Hemen gidelim dedim.  Yetkilileri dinledik, “herkes geliyor, hediye veriyor çocuklarla fotoğraf çekiyorlar ve gidiyorlar” dediler. Hastaneyi gördük. Ne yapabiliriz dedik “Annemle Ben” projesini yaptık. Hastaneyi baştan aşağı yeniledik. Anne ve çocuklar tek kişilik yataklarda yatıyorlardı ve anlatamayacağım kamusal pek çok şey yenilendi… Projede yaklaşık 12 iş adamı gönüllü yaptık. Her ay gönüllülerimizden biri, çocukların hastanenin belirlenen ihtiyaçlarını karşıladı. Ondan sonra tabi vakıftan kopamadım. O proje ile başlayan bir ilişki kurduk. Bir rüyayla başladı. Sanırım 2015 yılıydı ve ben vakfa öyle başladım.

Dilara Akın

Eğitimi, insani gelişimi desteklemek adına kurulmuş olan TİKAV’ dan kısaca bahseder misiniz?

Okuyucularımıza doğru anlatalım diye soruyorum bu soruyu size… 25 yıllık bir vakıf… Eğitim ve sağlığı destekliyoruz ki insani gelişime katkı sağlayabilelim.  Vakıf projelerinin merkezinde; kadınlar, çocuklar ve gençlere hizmet eden çalışmalar var. Ulusal & uluslararası projeler var.

Nedir bunlar kısaca anlatır mısınız?

Ulusal projelerimiz; Annemle Ben, Hijyen Sağlıktır projemiz var. Bu Güneş, rüzgâr ve hidroelektrik santrallerinin olduğu bölgelerdeki köylere gidip, oradaki kadınlardan, çocuklara kadar insanlara verilen eğitmenlerimizle anlatıyoruz. Evde okullu olduk projemiz yine çok etkili oldu. Orda kadınlar özellikle kırsalda hep evde, yemek yapıyor, bulaşık yıkıyor, evin bütün yükü kadının üstünde, çocuk o arada büyüyor. Çocuk anneyle evde ne yapabilir? Verimli daha nasıl vakit geçirilebilir? Çocuklarla nasıl iletişim kurulur gibi konuları ele aldık. Bu arada; tahta kışlıklardan bebekler, el işi uğraşları eğitimleri de verildi. İnanın o kadınlar; o kaşıklarla uğraşırken onlara da oyun gibi geldi. Çok mutlu oldular. Çünkü kendi çocuklukları da yok ki… O da ortaya çıktı. Bir şekilde o kayıp zamanları da yakalamaya, dokunmaya çalışıyoruz.

Dilara Akın

Vakıfta seminer ve eğitim faaliyetleri de var mı?

Eğitimler var. Elazığ’da Fırat Üniversitesinde bir programımız var. Mülakatla seçilen öğrencilere dört sene eğitim veriyoruz.  Çoğu mühendis olan öğrencilere diksiyon eğitiminden İngilizce prezentasyona kadar çok geniş bir yelpazede eğitim veriyoruz.  Dijitaldeki Ayak İzimiz projemiz var. Sosyal medya kullanımı nasıl olmalı, nasıl tehlikeler var? Bunlardan kendimizi nasıl koruyabiliriz? Nasıl kullanmalıyız? Bunları anne- babalara, daha çok anne ve kız çocuklarına anlatıyoruz. Depremden sonra oradaki öğrencilere burs veriyoruz. Dört yıl boyunca devam edecek.

The Duke of Edinburgh’s International Award adıyla yürütülen Edinburgh Dükü Uluslararası Gençlik Ödül Programının, Türkiye’de ki temsilcisiyiz. Gönüllü Hizmet, Fiziksel Gelişim, Beceri Geliştirme, Macera ve Keşif Yolculuğu bölümleriyle tüm dünyada 140’tan fazla ülkede, 14-24 yaş arasındaki gençlerin bireysel gelişimine katkı yapmayı amaçlayan bir program… Burada çocukları 4 kategoride kendi iradeleriyle bir karar almak ve bunu sürdürmekle ilgili bir sorumluluk veriyoruz yerine getirdiğinde İngiltere’den bir rozet veriliyor. Gönüllülük esasına dayalı toplumsal hizmet bilincinin geliştirilmesini hedefleyen Program, ülkemizde 1995 yılında uygulanıyor.

Dilara Akın

Sanat Çalışmaları nasıl başladı?

Hamdi bey ile arada sanat konuşuyorduk.  Kendisinin eğitim ve sanata özel ilgisi var. Ben de sanat severim. Bir gün bana bir proje görevi verdi. Aslında başta beklentiyi karşılayabilir miyim diye endişem oldu.  Ama belirttiğim gibi Hamdi Bey çok vizyoner, muhteşem bir insan… Kendisine çok hayranlık duyarım. Beni her zaman cesaretlendirdi. “Beklentiyi karşılayamayacağın bir şey yok.  Yapılacaklar belli… Yapabilirsin” dedi. O arada arkadaşlarımdan da müthiş bir baskı vardı. Kabul et yaparsın diye bir heyecan oldu. Nispetiye On binasında bir yerimiz var. Hamdi bey burayı bağımsız sergi alanı haline dönüştürmek istiyorum dedi. Bir gittim her taraf inşaat… Hiçbir şey yok.  Sonra Ayşe Ceber sanat direktörümüz ile birlikte; ikimiz bir sergi çıkardık. Çok çok beğenildi. Çerçevesi şöyle; eğitim ve sağlığın yanına bir de sanat eklemiş olduk. Burada temsiliyeti olmayan, bağımsız sanatçılara alan açıyoruz. Onları görünür hale getirmek için, onlara fırsat eşitliği sağlamak için yılda dört kez sergi açıyoruz. Sosyal medyada tanıtımlarını yapıyoruz. Eserlerinin satışlarını yapıyoruz. Satışın küçük bir kısmı da TİKAV bursiyerlerine bağışlanıyor. Kâr amacı gütmeyen bir platform burası galeri değil. Bir de usta sanatçıların yılda bir kere prestij sergileri yapıyoruz.

Dilara Akın

Loft ART Bodrum? 

Bodrum buralardan tamamen bağımsız. Türkiye turizmine destek sağlamak ve otelimizi tanıtımı için ağırlama yaptığımız bir alan. Uluslararası sanatçıların eserleriyle katıldığı çok beğeni alan sergiler oldu. Perotti sonra koenic vardı. Bu sene Ropac gelecek.

Peki anda kalırsak “Özkan Arı + 18’i” dinleyebilir miyiz? Hikayesi nasıl, sizde bıraktığı etki ne oldu?

Özkan Arı’nın bir eserini karma sergiye almak istemiştik. Sonra öğrendik ki; hocanın Nevşehir’de güzel sanatlar atölyesi var. Biz onu akademi olarak takdim etmek istedik; çünkü birinci sınıftan da dördüncü sınıftan da öğrencileri var. İnanılmaz teknikler kullanıyorlar. Çok etkilendim ve biz onlara bu teklifi götürdük. Eserler çok iddialıydı ve iki buçuk ayda öğrenciler, gece gündüz çalışarak, üniversitede koltuklarda uyuyarak, sabah kalkıp beşte çalışarak hazırlanmışlar. Büyük bir motivasyon oldu öğrenciler için… Çok mutlu oldular. Düşünün ülkenin bir noktasındasınız, elinizde fırçanız çalışıyorsunuz öğrenci olarak. Okuldan mezun olmayı, belki bir resim öğretmeni ve veya ressam olacağını düşünüyorsunuz. Daha o birinci ya da ikinci sınıfta okurken biri seni fark ediyor, görüyor ve diyor ki gel İstanbul’da sana bir sayfa açıyorum. Onların o mutluluklarını, duygularını anlatmak mümkün değil. Bu süreç bana çok duygu yükledi ve gerçekten yapmak istediğiniz şeyi her iki tarafa da inandırdı da… Nasıl mutlu olduklarını görmenizi isterdim. Loftart olarak doğru şey yaptığımızda inandık, karşılıklı beslendik. Bu karşılıklı bir iletişim, o yüzden nitelikli ve sürdürülebilir olması gerekiyor. O yüzden sosyal sorumluluk, gönüllü olmak bunu sürdürülebilir kılmak en önemli olanı. Eli fırça tutan ve bundan acayip tatmin olan bir gencin gündemlerden etkilenip, beni de kimse görmüyor deyip sanatını bırakıp kırsalına geri dönemsini istemiyorum. İnşallah o bana denk gelir ve geri dönmez fırçasını bırakmaz.

Dilara Akın

En beğendiğiniz sanatçılar kimler diye sorsam ya da en çok etkilendiğiniz eserler?

Dönem dönem değişiyor. Anın ruhu diye bir şey var ya… Ben şu anda, bu hislerle İstanbul manzaraları iyi geliyor. Onun dışında; Mark Jackal’ı çok severim. O eserlerinde anlattığı aşk hikayelerini çok severim. Genel olarak da beni en çok portreler, insan yüzleri beni çok etkiler…

Kaotik dönemleri nasıl değerlendiriyorsunuz. Sanat ve sanatçı açısından gözlemleriniz nasıl?

Farklılıklarla beslenmeyi, keşfetmeyi çok severim. Mesela kaos benim için; çok aslında yapıcı yönü yüksek bir durumdur. Böyle zamanlarda insanların belki ilham veren duyguları yükseliyor, motive oluyor bile olabilirler. Kendilerini daha fazla ifade edebilir, farklı beslenebilir değişik işler çıkarabilirler. Dünyada yaşananlardan etkilenip, depresyona girer girer vazgeçersiniz ya da bunu alır kullanırsınız… Sosyal sorumlulukta da öyle artık kaos var yapacak bir şey yok değil, empati yapıp vaz geçmemek.

Dilara Akın

Bulunduğunuz anı dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz dengeler açısından?

“Ben” felsefesini konuşuyoruz aslında… Her şey bir alma dengesi üzerine kurulu ama şu an bana göre bu denge bozuk… Herkes almaya adamış kendini. Bunu da alayım, onu da alayım, o da benim olsun, bu da benim olsun iye hareket edince o zaman dünyanın dengesi bozuluyor. Biraz da vermeniz lazım. Vermekten kastım maddi değil. Para vermek değil. Emek, sevgi, tutum, davranış, duygu, samimiyet…

Sade ve şık bir tarzınız var.  Alışveriş her kadın için vazgeçilmezdir. Moda ve alışveriş sizin için ne ifade ediyor?

Çok alışveriş yapan bir insan değilim.  Acil gerekli spesifik bir şey varsa gidip alıyorum. Modayla hiç alakam yoktur. Siyah çok seviyorum. Kendim olduğumu hissettiğim, sade, doğal olmayı seviyorum.  Zamansız şeyleri seviyorum. Kıyafetlerimi temiz kullanırım. Yıllarca kullanırım. Benim dolabımda on senelik belki daha fazla kıyafetler var.  İki kere giyeceğim bir şeyi almam. O’nu başkasına vererek değerlendiririm diye düşünmek bile bana yanlış geliyor bana… Gittiniz zaman ayırdınız, aldınız kombin yaptınız yine bir vakit, verdiğiniz zaman ve ödediğiniz paraya hepsine çok yazık…

Dilara Akın

Seyahat etmeyi sever misiniz? Spor yapar mısınız? Kendiniz ruhunuzu nasıl yenilersiniz?

Seyahat etmeyi çok severim. Seyahat etmeyi çok seviyorum. Üç gün otursam hemen başlarım bienal mi var? nerede sergi var? Vakfa giderim beni köylere gönderin. Giresun’a mı gitsem. Çok hızlı hazırlanırım. Mevsimine göre hazırlarım. Eşim hadi Amerika’ya gidiyoruz dese bir saat içinde hazırlanırım. Çocukların bavulları da dahil olmak üzere… Çok organize bir insanımdır. Bulunduğum her yerde organize etmeyi de severim.

Dilara Akın

Ruhunuzu enerjinizi nasıl yenilersiniz?

Spor yaparım hafta içi vakit buldukça… Pilates, bazen kardiyo yapıyorum, at binerim, kürek çekiyorum. Bunları yapıyorum çünkü enerjim hiç bitemiyor. Bitmeyince de gece uykusuz kalıyorum. Dua etmeyi çok severim. Özellikle kendimle kaldığımda, kimse olmadığında, sessizce dua ederim. Allah’ın yaratıcı gücüne inanıyorum ve her şeyi ondan istiyorum. Dünyaya iyilik diliyorum. Müzik dinlemeyi severim. Sakin yaşamayı severim. Onun dışında spiritüel bir şeyler yapmıyorum.

Özel bir güzellik rutinim yok… Beslenmeme dikkat ederim. Cildimi iyi temizlemeye dikkat ederim. Onun dışında bir iki serum verdiler. Ne olduklarını, ismini bile bilmem, onları sürerim… Bir buçuk senedir şekeri, süt ve süt ürünlerini, gluteni hayatımdan çıkardım. On kilo verdim. Kilolu biri değilim ama vücudum kendine geldi. Ödem gitti. Sabahları yorgun uyanmıyorum. Vücudunuz size iyi geleni kendi dilinde söylüyor zaten. Cildiniz parlıyor, ödeminiz gidiyor, şişlik olmuyor, yorgun uyanmıyorsunuz.

Dilara Akın

Sizce başarının sırrı nedir?

Çok çalışmak… Hiçbir şey ayağınıza gelmiyor. Öyle kaderde varsa, şansta varsa diye bir şey yok. Her şey etrafınızda var. Siz göreceksiniz. Siz çabalayacaksınız. Kaldıracaksınız kendinizi. Bence içinizdeki o motivasyon, yaşama sevincini hiç kimsenin durdurmasına izin vermeyeceksiniz. Bir kere hayattasınız. Siz varsanız her şey var.  O yüzden başarı bu. Sizin başlatmanız ile ilgili bir şey. Sonucunda olur ya da olmaz artık o zaman düşünürünüz. Orada ne başarı var ona da bakmak lazım. Belki iş hayatında kazanmıyorsunuz ama olgunlaştınız ya da biriyle tanıştınız ve hayatınızı bakış açınızı değiştirdi. Orada başarı nedir ona da bakmak lazım çok yönlü…  Bir kere hayattasınız.

#DilaraAkin #Akfen #LoftArt #tikav

Nihan Çakır “Kutsal Dişi’nin Peşinde” ile sanatseverlerle buluşuyor

Nihan Çakır “Kutsal Dişi’nin Peşinde” ile sanatseverlerle buluşuyor

Grand Hyatt İstanbul, Grand Art kapsamında gerçekleştirdiği 18. sergisinde günümüz çağdaş sanatının en dışa vurumcu ressamlarından Nihan Çakır’ın “Kutsal Dişi’nin Peşinde” sergisine ev sahipliği yapıyor.

Sanatçının katmanlı boyama teknikleri, soyut anlatımı ve derinlikli dokularıyla oluşturduğu eserler, 5 Haziran – 1 Ağustos tarihleri arasında Mezzanine Lounge’da sanatseverlerle buluşacak. Nihan Çakır, kadının rahmi, gökyüzü ve yeryüzü ile ilişkilendirdiği eserlerinde, varoluşun derin izlerini keşfederken sanatçının kendine özgü katmanlı boyama tekniği ve sembollerle bezeli dili, izleyiciye illüzyonla halüsinasyon arasında gidip gelen dinamik bir anlatım sunmakta.

Bertan Başaran “Tarz Her Şeyin Yanıtıdır”

Yönetmen Bertan Başaran: “Tarz Her Şeyin Yanıtıdır”

“Kimler Geldi Kimler Geçti” ve “Şahmaran” projeleriyle dikkat çeken yönetmen Bertan Başaran, yaratım sürecinin sancılı ama bir o kadar da heyecan verici olduğunu anlatıyor. Ünlü yönetmen, tarzını ve ilham kaynaklarını paylaşıyor ve Serenay Sarıkaya ile çalışmanın kendisi için büyük bir şans olduğunu vurguluyor.

 RÖPORTAJ: NAZAN ORTAÇ

nazanortac@outlook.com.tr

Bertan Başaran “Tarz Her Şeyin Yanıtıdır”

Üst üste iki projeyle çok konuşuldunuz… “Kimler Geldi Kimler Geçti” ve “Şahmaran”… Bu dizilerin yaratım süreci nasıl geçti?

Yaratım süreçleri genel olarak sancılı süreçlerdir. Senaryoları iyi çalışmanız, okumalar yapmanız ve anlatım dilinizi bulmanız gerekir. Bunlardan sonra da cevaplamanız gereken yüzlerce soru, bakmanız gereken mekanlar kostümler vs… Ve tabii ki kısa bir zaman…

Her iki projede de sizi en çok heyecanlandıran veya zorlayan unsurlar neler oldu?

Her proje beni çok heyecanlandırır ve korkutur. Benim için işlerin en heyecan verici kısmı oyuncular ile bir şeyler yaratmaktır diyebilirim.

Bu iki dizi arasında yönetmenlik açısından ne gibi farklılıklar ve benzerlikler yaşadınız? Tarzınızı bu projelere nasıl yansıttınız?

“Şahmaran” dizisinde ustam Umur Turagay ile çalıştım. İlk işimdi, çok korkuyordum, onun kanatları altında çalıştım diyebilirim. “Kimler Geldi Kimler Geçti”, aslında dördüncü uzun soluklu işim oldu. Bütün bölümleri ben çektim, bambaşka bir maceraydı. Ece Yörenç de beni serbest bıraktı diyebilirim. Çok eğlenceliydi ve kendimi tanımam ve görmem açısından çok önemliydi. Bir tarzım olduğunu söyleyemem, zira her proje kendi içinde bir tarz dikte eder zaten yönetmene.

Bertan Başaran

 “Şahmaran” mitolojik bir hikâyeyi anlatıyor. Mitolojik unsurları modern anlatımla nasıl dengelediniz?

Mitolojik unsurları araç olarak kullanıp, aslında mitolojinin anlattığı duyguların üstüne gittik sanırım.

“Şahmaran”ın ikinci sezonu için yakında sete gireceksiniz… İzleyicileri bu kez ne gibi sürprizler bekliyor?

Bu sezon daha heyecanlı diyebilirim…

Yönetmenlik kariyeriniz boyunca size ilham veren veya etkilemiş olan yönetmenler ve filmler hangileri? Bu etkiler projelerinize nasıl yansıyor?

F.F. Copolla, David Fincher, Gus van Sant, Denis Villeneuve ve filmleri diyebilirim. Birçok film izliyorum, beğeniyorum. Görsel estetik algım, hikaye anlatım şeklim bu yaşıma kadar izleyip sevdiğim filmlerden, resimlerden, sergilerden, fotoğraflardan mutlaka etkileniyordur. Herhangi bir filmi veya projeyi örnek alarak çekmiyorum projelerimi, özgün olmayı tercih ediyorum.

Bertan Başaran

Bugüne kadar yönetmenlik kariyerinizde karşılaştığınız en büyük zorluklar neler oldu ve bunların üstesinden nasıl geldiniz?

Her yönetmende olduğu gibi; az para, az zaman, çok iş…

Her iki dizinizi de Netflix için çektiniz. Netflix gibi global bir platformda çalışmanın avantajları neler?

Bana değer verildiğini hissettiriyorlar. Kendimi yaratımda daha özgür hissediyorum. Onların güveni beni daha da motive ediyor ve tabii dünya seyrediyor.

“Serenay benim en büyük şansım”

Serenay Sarıkaya her iki dizinizde de başrolde. Serenay ile çalışmak nasıl bir deneyimdi? Onun performansı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Serenay benim en büyük şansım diyebilirim. Mükemmel bir oyuncu, çalışkan ve mütevazı. O, beni daha iyi bir yönetmen yapıyor…

Global bir platformda dünyaca tanınmış oyuncularımızla çalışmanın projelerinize getirdiği uluslararası ilgi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hâlâ inanamıyorum! Kendi aranda bir şeyler yapıyorsun, bir anda dünya çapında oluyor, bu inanılmaz…

Bertan Başaran

Uluslararası izleyici kitlesinin projelerinize tepkileri nasıl oldu? Bu geri bildirimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genelde beğenildi. Ben doğru yapılan eleştirileri okumayı çok seviyorum, beni geliştiriyor.

“Tehlikeli bir şeyi tarzla yapmak, sanat dediğim şeydir”

Tarzınız ve stilinizle de dikkat çekiyorsunuz. Modaya özel bir ilginiz var mı?

Bunu, Charles Bukowski’nin harika bir yazısıyla cevaplamak isterim…

Tarz her şeyin yanıtıdır.

Sıkıcı veya tehlikeli bir şeye yaklaşmanın taze bir yolu.

Sıkıcı bir şeyi tarzla yapmak, tehlikeli bir şeyi tarz olmadan yapmaktan daha iyidir.

Tehlikeli bir şeyi tarzla yapmak, sanat dediğim şeydir.

Boğa güreşi sanat olabilir.

Boks sanat olabilir.

Sevmek sanat olabilir.

Bir konserve sardalyayı açmak sanat olabilir.

Çok az kişi tarza sahiptir.

Çok az kişi tarzını koruyabilir.

Erkeklerden daha çok tarza sahip köpekler gördüm, her ne kadar pek az köpeğin tarzı olsa da.

Kediler bol bol sahiptir.

Hemingway beynini bir av tüfeğiyle duvara dayadığında, bu tarzdı.

Ya da bazen insanlar size tarz verir.

Joan of Arc tarza sahipti.

Vaftizci Yahya.

İsa.

Sokrates.

Sezar.

García Lorca.

Hapiste tarz sahibi adamlarla tanıştım.

Hapiste, hapishane dışında olduğundan daha çok tarz sahibi adamla tanıştım.

Tarz farktır, yapma şekli, yapılma şekli.

Sakin bir su birikintisinde sessizce duran altı balıkçıl kuşu,

ya da sen, çıplak, banyodan çıkarken beni görmemen…

Karaköy The Wall Art Gallery’de yeni sergi

Karaköy The Wall Art Gallery’de yeni sergi

“OCULUS III: Kendilik Örüntüleri” Sergisi Karaköy The Wall Art Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.

Kadir Has Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı bölümünün bu yıl üçüncüsü düzenlenen geleneksel yıl sonu sergisi “OCULUS III: Kendilik Örüntüleri”, 30 Mayıs-29 Haziran tarihleri arasında Karaköy’deki The Wall Art Gallery’de gerçekleşiyor.

Küratörlüğünü Dr. İpek Yeğinsü, akademik danışmanlığını ise bölüm başkanı Doç. Dr. Balca Arda’nın üstlendiği sergide, öğrencilerin öz-anlatılar üreten yaratım süreçlerinin çıktıları olan tipografi, fotoğraf, foto manipülasyon, illüstrasyon, video, animasyon, karakter tasarımı ve oyun tasarımı gibi farklı tekniklerdeki çalışmalarına yer veriliyor.

Adres: Azapkapı, Teğmen Hüseyin Sofu Sk. No: 11, 34421, Beyoğlu, İstanbul

Ziyaret Saatleri: Pazar hariç her gün 11.00-19.00

Jackie Marisse’in “Uçurma Zamanı” sergisi Arter’de

Jackie Marisse’in “Uçurma Zamanı” sergisi Arter’de

Uçurtma Zamanı başlıklı sergi, Jackie Matisse’in uçurtmalarını tüm göz alıcılıklarıyla Arter’in yüksek ve alçak tavanlı, aydınlık ve karanlık farklı alanlarında ilk kez boylu boyunca sergilenecek.

Jackie Matisse (1931–2021), imzası hâline gelen uçurtmalarını bundan neredeyse yarım asır önce, 1976 yılında çıktığı bir seyahat esnasında İstanbul semalarında uçurmuştu. Bugün canlı renkleriyle Arter binasının ön cephesinde beliren Gökkuşağı [Arc-en-Ciel, 1983] uçurtmalarının, yoldan geçenleri Uçurtma Zamanı adlı sergisini keşfe davet edecekleri, o günlerde aklından dahi geçmemiş olmalı.

Sanat ve Matematik

Sanat ve Matematik

Ruzy Gallery, yeni karma sergisi “Evvel” ile sanat ve matematiğin ortak diline farklı bir bakış sunuyor.

Küratörlüğünü Begüm Güney’in üstlendiği karma sergi, Suat Akdemir, Mahmut Aydın, Nazan Azeri, Melis Buyruk, Mahmut Celayir, Leyla Emadi, Tom Fellows, Gülfem Kessler, Başak Özocak ve Jake Michael Singer’ın eserlerini bir araya getiriyor.

Sanatın farklı dönemlerine odaklı sergilemeler ile ideal bir sanat ortamı oluşumunu destekleyen Ruzy Gallery, “Sonsuz Merak” mottosuyla yola çıktığı sanat serüvenine yeni sergisi “Evvel” ile devam ediyor. Sergi, matematiğin evrensel diliyle sanatın gizemli dünyası arasındaki ilişkiyi irdeliyor. “Evvel” ile sanatın dilinden varoluşun kökenini sorguluyor, plastik sanatlarla matematiğin ilişkisini inceliyor, insanın matematiğine odaklanıyoruz.

 

Çocuk Sanat Bienali başlıyor 

Çocuk Sanat Bienali başlıyor

Çocuk Sanat Bienali bu yıl 24-26 Mayıs 2024 tarihleri arasında Artkolik Sanat ve Eğitim Platformu ve Bahçeşehir Koleji iş birliği ile Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde gerçekleşecek!

“Barış ve Çocuk” temasıyla gerçekleşecek Bienal’de Bahçeşehir Koleji öğrencilerinin, danışman öğretmenleri ile birlikte küratör Denizhan Özer eşliğinde hazırladığı eserler sergilenecek.

‘Barış ve Çocuk’ temalı Çocuk Sanat Bienali’nde öğrenciler, kendi bakış açılarıyla savaşın nasıl bir hasara yol açtığını anlatacak ve barış ortamında ne kadar mutlu olduklarını herkese hatırlatacak. Öğrencilerin farklı ve sınırsız malzeme ile eser üreteceği bienalde söyleşiler, etkinlikler ve atölyeler de gerçekleşecek.