Dünya Makarna Günü’nden makarna masaya yatırılacak!

Her yıl 25 Ekim’de kutlanan Dünya Makarna Günü, 2025’te uluslararası katılımla Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilecek. Dünya sofralarının kadim lezzeti ve paylaşma kültürünün kalplerde yer edinmiş vazgeçilmez simgesi olan makarna sektörü masaya yatırılıyor.

Türkiye Makarna Sanayicileri Derneği (TMSD) ve Makarna Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (MÜSAD) ev sahipliğinde, 24–26 Ekim 2025 tarihleri arasında Conrad Bosphorus Hotel’de buluşuyor.

“Gelenekten Geleceğe” temasıyla yola çıkan bu yılki kutlamalar, makarnalık buğdayın anavatanı olan bereketli Anadolu topraklarından başlayarak, makarnanın dünyayı kucaklayan lezzet serüvenini, modern beslenme vizyonu ve sürdürülebilirlik ilkeleriyle harmanlayacak. Bu büyük buluşmada; profesyonel markalar, üreticiler, tüm sektör paydaşları ve elbette makarna tutkunları benzersiz bir dünya platformda bir araya gelecekler.

Uluslararası boyutta düzenlenen bu özel etkinliğe, 15 farklı ülkeden makarna dernekleri, sektörün lider üreticileri, alanında uzman bilim insanları, yaratıcı şefler ve gastronomi dünyasının önemli temsilcileri İstanbul’da ev sahipliği yapacak. Katılımcılar, makarnanın tarihsel yolculuğundan üretimdeki inovasyonlara, yeni trendlerden unutulmaz tatlara dek uzanan zengin bir programla buluşacaklar. Gastronomi arenasının en özel tarifleri, sürpriz ünlü isimlerle gerçekleştirilecek eşsiz tadım aktiviteleriyle sektörün nabzı iki gün boyunca İstanbul’da atacak.

Detaylı bilgi ve kayıt için: www.makarna.org.tr

Lezzetli ve aromalı kahve içmenin ipuçları

Taze çekilmiş kahvenin tadı daha güzel. Doğru söz bu, değil mi? Bir kez duyup kabul edip hayatınıza devam ettiğiniz türden bir şey. Gerçek ise biraz daha karmaşık ve önceden çekilmiş kahve kullanmanın daha iyi olabileceği bazı durumlar olduğu ortaya çıkıyor.

Neden evde öğütme yapmalısınız?

Kahve, çalıdan fincana yolculuğunda birkaç farklı aşamadan geçer. Bu süreçteki her adım, raf ömrünü kısaltır. Her şey oksidasyona dayanır. Kahve kavrulduğu anda, tazeliği için zaman işlemeye başlar. Ama çekirdekleri öğüttüğünüz anda, zaman daha hızlı akmaya başlar.

“Taze kahve daha canlı ve lezzetli bir tada sahiptir”

“Kahve öğütülmüş halde bekletildiğinde, kahvenin yüzeyinin çok daha büyük bir kısmı havaya maruz kalır, bu da daha hızlı oksidasyona ve kahvenin daha az lezzetli olmasına yol açar.”

Bu oksidasyon, lezzetleri köreltir ve aromayı azaltır; iyi kahvenin iki temel direği. Kahvenin tadını en iyi şekilde çıkarmak için, bu uçucu ve lezzetli bileşenleri en üst seviyede yakalamak istersiniz. Öğütme de bu sürecin bir parçasıdır.

Kahveyi öğütmek, kahvedeki tüm karmaşık ve harika aromaların açığa çıkma sürecini hızlandırır.

Önceden öğütülmüş kahve

İşte işler burada ilginçleşiyor. Taze çekilmiş kahvenin teoride daha lezzetli olması, her zaman ondan daha iyi bir fincan kahve elde edeceğiniz anlamına gelmez.

Neden?

Kahvenin eşit şekilde öğütülmesi, tadının güzel olması için gerçekten önemlidir.

Çoğu ev tipi öğütücü, özellikle de bıçaklı öğütücüler, eşit şekilde öğütmez. Çekirdekleri eşit olmayan parçalara ayırırlar; bazıları aşırı özütleme yapar (kahvenin tadını acılaştırır), bazıları ise yetersiz özütleme yapar (kahvenin tadını ekşi veya zayıf yapar). Çapaklı bir öğütücü bunu çözer, ancak pahalı olabilirler. Doğru öğütücüyü seçseniz bile, öğütme boyutunu demleme yönteminize göre ayarlamanız gerekir: French Press için iri, damlama için orta, espresso için ince. Ve her çapaklı öğütücü bu aralığı ustalıkla idare edemez. Bu nedenle, kavurucudan önceden öğütülmüş kahve almak birçok kişi için aslında daha akıllıca bir seçenek olabilir.

Evde kahve öğütmek için tek ihtiyacınız olan eski tip bir bıçaklı öğütücü ise, kahvenizi önceden öğüten kavurucu, evde olduğundan çok daha eşit bir şekilde öğütecektir. Eşit öğütülmüş kahve, tazelik avantajına değer; özellikle de kahvenizi taze alıyor ve iyi saklıyorsanız.

Kahve telvesinin tadını nasıl korursunuz?

Önceden çekilmiş kahve kullanıyorsanız, tadını en iyi hale getirmenin hâlâ birçok yolu var. İlk olarak, az miktarda satın alın.

Ardından, kahve çekirdeklerinizi veya önceden çekilmiş kahvenizi hava geçirmez bir kapta saklayın. Günümüzde çoğu kahve poşeti işinizi görecektir, ancak kaliteli bir vakumlu kap satın almak, kahvenizin tazeliği ve uzun ömürlülüğü için harikalar yaratacaktır.

Dünya eğitim kalitesini sorguluyor!

Ipsos tarafından küresel de gerçekleştirilen Global Advisor Eğitim Monitörü ve ülkemizde Gündeme Dair araştırma verilerinden derlenen raporda; ülkelerdeki eğitim kalitesine dair memnuniyet oranlarının düşük olduğunu ortaya koyuyor. Singapur, 2025 yılında da eğitim kalitesinden en yüksek memnuniyet oranına sahip ülke olarak öne çıkarken, Türkiye’de eğitim kalitesinden memnun olanların oranı %15’e yükseldi. 2024’te bu oran %13 seviyesindeydi. Ancak, %63’lük memnuniyetsizlik oranıyla Türkiye, 30 ülke arasında eğitim kalitesine en olumsuz bakış açısına sahip ülke konumunda bulunuyor. Bu veriler, Türkiye’nin eğitim sisteminde reform ihtiyacını ve ekonomik kalkınmadaki önemli rolünü bir kez daha gündeme getiriyor.

Ipsos Türkiye

Ülkelerin geleceğini şekillendiren eğitim politikaları her geçen gün önemi artarken, toplumun nabzında derin bir yankı uyandırıyor. Ülkemizde her 10 kişiden 7’sinin eğitim politikalarından memnun olmadığını ortaya koyuyor. Bu oran, geçen seneye göre %5’lik bir artış göstererek, toplumun eğitim sistemine yönelik beklentilerinin giderek güçlendiği görülüyor.

Ipsos Türkiye

Türkiye’deki eğitim müfredatı, temel akademik bilgiler sağlama açısından belirli bir yeterliliğe sahip olsa da; verilere bakıldığında modern dünyanın gerektirdiği becerileri kazandırma konusunda eksiklikleri olduğu bireyler tarafından ifade edilmektedir. Ülkemizde her 10 kişiden 8’i eğitim müfredatının yeterli olmadığını belirtiyor. Çocukların ve gençlerin küresel rekabete hazırlanması, yaratıcı ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmesi için müfredatın daha esnek, uygulamalı ve teknoloji odaklı hale getirilmesi gerekiyor. Ayrıca, müfredatın başarısı, öğretmen kalitesi, okul altyapısı ve sosyoekonomik faktörler gibi unsurlara da bağlı olduğu söylenilebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Üniversite eğitiminin gençlerin hayatta başarılı olması için gerekli olduğunu düşünenlerin de oranı %43. 2024 yılında da bu oran %40’tı. AB sosyo-ekonomik statü (SES) grubundaki bireylerin bu konudaki düşünceleri, diğer SES gruplarına göre daha olumlu. DE SES grubunda ise bu konuda net bir görüşe sahip olmayan bireylerin oranı oldukça dikkat çekici.

Ipsos Türkiye

Okullarda akıllı telefonların kullanılması yasaklanmalı mı? Ülkeler ortalamasında bireylerin yarısı okullarda akıllı telefon kullanılmaması gerektiğini düşünüyor. Ülkemizde de benzer bir durum görülüyor. Her 2 kişiden biri akıllı telefonların okullarda yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor. Eğitim ortamlarında akıllı telefon kullanımına ilişkin tartışmalar, hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte, teknolojinin eğitim üzerindeki etkilerine dair derin bir sorgulamayı yansıtmaktadır. Uluslararası verilere göre, bireylerin %50’si okullarda akıllı telefonların yasaklanması gerektiğini savunuyor; bu oran, teknolojinin dikkat dağıtıcı potansiyeline ve öğrencilerin öğrenme süreçlerindeki odaklanma ihtiyacına duyulan inancı ortaya koyuyor. Türkiye’de de benzer bir tablo söz konusu: Her iki kişiden biri, yani toplumun yarısı, akıllı telefonların okul ortamlarında yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor.

Ipsos Türkiye

Ülkeler ortalamasında okullarda  yapay zekanın kullanılmaması gerektiğini düşünenlerin oranı %37.  Türkiye de ise bu konuda daha olumlu bir görüş hakim, okullarda kullanılması görüşünü destekleyenlerin oranı ise %47.

Ipsos Türkiye

Ülkelerin bir çoğunda teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağı konusundaki görüşlerin yıllar içinde gerilediği görülüyor.

Türkiye’de teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağına inananların oranı 2023’te %42 iken, 2024’te %33’e geriledi ve 2025’te de aynı seviyede kaldı.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı; 

Ipsos’un dünya genelinde 30 ülkede yapılan Eğitim Monitörü araştırması sonuçlarına göre vatandaşlar ülkelerindeki eğitim kalitesinden büyük oranda memnun değil. Türkiye’de eğitimden memnun olmayanların oranı %63 ve ülkeler arasındaki en olumsuz bakış açısına sahip ülkeyiz. Eğitim kalitesinden en memnun ülkelere baktığımızda ise ilk üç sırada Singapur, İrlanda ve Hindistan geliyor.

Memnuniyet konusunda Gündeme Dair araştırmamız ile daha detaylı sorular sorarak eğitim politikaları ve eğitimin kalitesi gibi konularda da düşünceleri inceledik.  Ülkemizde her on kişiden yedisi eğitim politikalarından memnun olmadığını belirtiyor. Memnun olmayanların oranı geçen seneye göre %5 daha yüksek. Her on kişiden sekizi ise eğitim müfredatının yeterli olmadığını belirtiyor.

Konuşma ve tartışma becerilerini geliştirmek, çağın gerektirdiği bilgi ve becerileri kazanmak, araştırma yapmayı ve iş birliğini öğrenmek, fırsat eşitliği sağlamak, çağdaş ve etkin bir eğitim almak, yeterli fiziksel altyapıya sahip olmak gibi detaylı sorular sorduğumuzda,  bireylerin olumsuz düşündüğünü görüyoruz. Her on kişiden altısı, mevcut eğitim sisteminin bu beklentileri karşılamadığını düşünüyor.

Türkiye’de her iki kişiden biri, eğitimin bugün geçmişe kıyasla daha kötü olduğunu düşünüyor. Her yaş grubunda bu düşüncenin baskın olduğu görülüyor. Ancak daha eski yıllarla kıyaslama imkanı olan 46 yaş ve üzerindeki bireyler çok daha memnuniyetsiz. 18-25 yaş arasında her on kişiden dördü kendi dönemindeki eğitim kalitesinin daha iyi olduğunu düşünürken 46 yaş ve üzerinde her on kişiden altısı, 55 yaş ve üzerinde ise her on kişiden yedisi bu düşüncede.

İş hayatına geçmeden önceki son durak olan üniversite konusunda farklı görüşler var. Üniversite eğitiminin gençlerin hayatta başarılı olması için gerekli olduğunu düşünenlerin de oranı %43.  AB sosyo-ekonomik statü (SES) grubundaki bireylerin bu konudaki düşünceleri, diğer SES gruplarına göre daha olumlu. Bu SES grubunda her iki kişiden biri üniversite eğitiminin hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu düşüncesinde. C1,C2 ve DE SES grubuplarındaki bireylerde ise olumlu bakış açısı azalıyor.

Özellikle DE grubunda net bir görüşe sahip olmayanların oranı dikkat çekici (%28). Özetle, hayatta başarılı olabilmek için orta alt gelir grubundaki insanların daha iyi bir eğitim almaya dair inançları ve beklentileri zayıflıyor.

Ipsos Eğitim Monitörü’nde bu yıl ilgi çeken farklı konularda da sorular soruldu. Ülkelerin çoğunda, bireylerin yarısından fazlası gençlerin okulda akıllı telefon kullanmaması gerektiğini düşünüyor (%55). Ülkemizde de benzer bir durum söz konusu. Her 2 kişiden biri akıllı telefonların okullarda yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor. Ülkeler ortalamasında okullarda yapay zekanın kullanılması gerektiğini düşünenlerin oranı ise %38.  Türkiye’de ise bu konuda daha olumlu bir görüş hakim, her iki kişiden biri okullarda yapay zekanın kullanılmasını destekliyor. Araştırmanın enteresan sonuçlarından biri de teknolojinin eğitim üzerindeki etkisi. Ülkelerin çoğunda teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağı konusundaki görüşlerin yıllar içinde gerilediği görülüyor. Türkiye’de de 2023 yılında teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağını düşünenlerin oranı %42 iken 2024 yılında %33’e gerilemiş ve bu yıl benzer seviyede kalmış durumda.

Hem Türkiye’de dem de dünyada eğitimin geliştirilmesine dair güçlü bir toplumsal talep olduğunu görüyoruz. Teknoloji ve yapay zekânın sunduğu fırsatlar doğru değerlendirildiğinde, daha kapsayıcı ve çağın ihtiyaçlarına yanıt veren eğitim sistemlerine sahip olmak hayal değil.

Uçağa binişinizin reddedilmesinin nedenleri!

Bir hava yolculuğu gününü, uçağa binişinizin reddedilmesinden daha hızlı mahvedebilecek hiçbir şey yoktur. 2024 yılında, ABD uçuşlarında yaklaşık 25.000 yolcuya biniş izni verilmedi; bu da her 1 milyon yolcuda yaklaşık 29 yolcuya denk geliyor. Türkiye’de resmi olmayan rakamlara göre yılda 440 kişi kara listeye alınmıştır. Nadir de olsa, bir havayolunun uçağa binmenize izin vermemesinin birkaç nedeni vardır ve bunlardan bazıları sizi şaşırtabilir. Geçerli belgelere sahip olmamaktan, uygun havaalanı görgü kurallarına uymamaya kadar, sizi kapıda mahsur kalmaktan kurtarabilecek bilmeniz gereken beş olası tuzak.

Pause Dergi

Sıraya girdin

Uçağa binmek için sırada beklemek, uçmanın en keyifsiz yanlarından biridir. Ancak sıra bekleyenler dikkat! Havayolları sıkı önlemler alıyor. Biniş talimatlarını ve kurallarını görmezden gelmek, havayolu personelinin uçağa binmeyi reddetmesine yol açabilir; çünkü kapı görevlileri herhangi bir yolcuya koltuk vermeme hakkını saklı tutar. Havayolu talimatlarını dinleyerek sıranın sonuna gönderilmekten veya tamamen uçaktan atılmaktan kaçının.

Pause Dergi

 Pasaportunuz hasar gördü

Pasaportlar, uluslararası seyahatler için olmazsa olmazdır ve eğer birincil kimlik belgenizse, yurt içi seyahatleriniz için de önemlidir. Çoğu gezgin, süresi dolmuş bir pasaportun sizi pek fazla ileri götürmeyeceğini bilir, ancak hasarlı bir pasaport da seyahatinizi mahvedebilir

Pause Dergi

Geç kaldın

Herkes zaman zaman geç kalır, ancak havalimanlarında yolcuların uçağa alınmamasının en yaygın nedenlerinden biri budur. Yoğun programlara sahip havayolları için birkaç dakika bile büyük fark yaratır, bu nedenle check-in ve biniş saatlerine uymak çok önemlidir. Seyahat gününüzden önce, havalimanına tam olarak ne zaman varacağınızı ve kapınızda ne zaman hazır olacağınızı bilin. Çoğu havayolu, iç hat uçuşlarından iki saat, uluslararası uçuşlardan ise üç saat önce varış yapmanızı önerir; ancak check-in için bu asgari gereklilik değildir.

Pause Dergi

Çarpıldın

Daha sonraki bir uçuşa binmenizi sağlayacak bir uçuş kredisi teklifine hiç kapıldınız mı? Bir kapı görevlisi gönüllülere bunu teklif ettiğinde, yeterli koltuk olmadığı için uçuşta yer açmak ister. Gönüllü bulamazlarsa, yolcuların binişleri istemeden reddedilir veya uçaktan ” atılırlar”. Kârlarını maksimize etmek için havayolları genellikle uçuşa gelmeyen yolcuları hesaba katarak fazla rezervasyon yapar. Ulaştırma Bakanlığı, havayollarının bu talihsiz yolculara tam tazminat ödemesini zorunlu kılsa da bu uygulama hala inanılmaz derecede sakıncalıdır. Uçuşunuzun ertelenmesini önlemek için, genellikle kalkıştan 24 saat önce, mümkün olan en kısa sürede online check-in yapın. Ayrıca, havayolunun ücretsiz sık uçan yolcu programına katılmayı veya fazla rezervasyon olasılığı daha düşük olan daha yüksek bir ücret sınıfında rezervasyon yapmayı da düşünebilirsiniz.

Hane tüketimleri artış gösterdi

Haneler geçen senenin aynı dönemine göre 21 kez daha fazla alışveriş yaparak 124 kez alışverişe gittiler; böylece pandemi öncesi seviyeye yeniden gelindi. Hanelerin her bir alışverişte yaptığı ortalama harcama geçen yıla kıyasla %17 artarak 266 TL oldu.

Pazardaki Nabzı Yakalamak: Ipsos’un Tüketici Davranışları Analizi

Hızlı tüketim dünyası, her zamankinden daha dinamik ve değişken. Dünyanın ve ülkemizin önde gelen araştırma şirketi Ipsos, bu değişimin nabzını tutmak, tüketicilerin tutum ve davranışlarını, yaşam tarzlarını, alışkanlıklarını derinlemesine anlamak için sürdürüyor. Bu rapor, Türkiye temsili 14.000 hanelik dev bir örneklemden düzenli olarak toplanan hane içi satın alma verilerine dayanıyor. Her bir alışveriş sepeti, her bir satın alma kararı, tüketici davranışlarının ardındaki büyük resmi ortaya koyan değerli birer parça.  Bu raporun içeriğinde Ocak-Haziran 2024 ve Ocak-Haziran 2025 dönemlerinin karşılaştırmalı sonuçlarından derlenen bulgular yer almaktadır. Bu veriler ışığında, son bir yılda Türkiye’deki hanelerin neleri daha çok tercih ettiğini, hangi kategorilerin öne çıktığını ve tüketim alışkanlıklarının nasıl bir değişim geçirdiğini ortaya koyuyor

Ipsos Türkiye

Sepetler; hanelerin alışveriş alışkanlıklarında belirgin değişimin bilimsel ölçümleme göstergesi… Tüketici bir yandan marketlere daha sık gidiyor ama diğer yandan alışveriş sepetlerinin boyutu küçülüyor. Eskiden haftalık veya aylık büyük market alışverişleri yapılırken, artık daha küçük ama daha sık sepetler görüyoruz. Tüketiciler, büyük harcamalardan kaçınıp, daha çok ihtiyaç anı alışverişlerine yöneliyor. Bunun nedeni belki yüksek fiyatlar ya da sadece daha az israf etme çabası. Sonuç olarak, market koridorları daha sık adımlanırken, sepetlere giren ürün çeşitliliği azalıyor. Her şeyden biraz almak yerine, sadece o gün veya o hafta için en gerekli olanlar sepete atılıyor. Bu, bir nevi mikro alışveriş çağına girdiğimizin bir işareti olarak yorumlanabilir.

Ipsos Türkiye

Atıştırmalıklar Zirvede ilk altı aylık hane içi harcamalara baktığımızda, alışveriş sepetlerinin büyük bir kısmının  (%83) gıda ve içecekten oluştuğunu görüyoruz. Ancak bu ana kategorinin içinde, en dikkat çekici yükselişi atıştırmalıklar yaşadı.  Tüketiciler, ana öğünler yerine veya aralarına serpiştirilmiş küçük keyif anları için atıştırmalıklara daha sık yöneldiği şeklinde düşünülebilir. Dolayısyla bu durum atıştırmalıkların sadece ciroda değil, aynı zamanda miktar bazında da büyümesini sağladı. Bu trendin en net örneği ise bisküviler. Tüketiciler bisküvileri daha sık satın alarak frekans artışına en yüksek katkıyı sağladı. Miktar bazında büyümeye en çok destek verenler ise kuruyemişler ve dondurmalar oldu. Gıda dışı kategorilerde ise tablo şöyle: İçecekler, tıpkı atıştırmalıklarda olduğu gibi, hem fiyat artışlarından hem de alışveriş frekansındaki yükselişten güç kazandı.  Ev bakım kategorisindeki büyümeyi, hijyene verilen önemin artmasıyla popülerliği yükselen temizlik mendilleri ve çamaşır suları yönelim ağırlık kazandığı izlenmektedir. Kişisel bakım ürünlerinde ise deodorantlar, kozmetik ürünleri ve diş macunları büyümenin ana kaynakları oldu. Bu veriler, tüketicilerin küçük keyiflere daha sık harcama yaptığını ve temel ihtiyaçların yanında kişisel hijyen ve ev temizliğine de daha büyük bütçe ayırma eğiliminde olduğunun öne çıkarıyor.

Ipsos Türkiye

İndirim marketleri de markalı ürünleri tercih ediyor. Son dönemde, tüketicilerin tercihlerinde net bir değişim gözlemliyoruz: markalı ürünler her zamankinden daha popüler. Ocak-Haziran 2025 kümüle dönemine baktığımızda, hızlı tüketim ürünleri harcamalarının yarısından fazlasının markalı ürünlere ayrıldığını görüyoruz. Bu oran, geçen yıla kıyasla %4’lük önemli bir artışla %56’ya ulaştı. Bu yükseliş sadece belirli kanallarla sınırlı kalmadı. Markalı ürünler, özellikle fiyat odaklı alışverişin kalbi olan indirim marketleri de dahil olmak üzere, neredeyse tüm perakende kanallarında büyüme gösterdi. Bu durum, tüketicilerin artık sadece fiyata değil, aynı zamanda markaların sunduğu güvene ve kaliteye de daha fazla önem verdiğini ortaya koyuyor. Markalar, ekonomik zorluklara rağmen tüketicinin vazgeçilmezi olmaya devam ediyor.

Ipsos Türkiye

 Türk tüketicisinin alışveriş tercihleri, son dönemde yeni bir tüketim haritası ortaya koyuyor… Her ne kadar indirim marketleri alışveriş kanalları arasındaki liderliğini kararlı bir şekilde sürdürse de, Ocak-Haziran 2025 döneminin asıl sürprizi, yerel zincirlerin gösterdiği dikkat çekici büyüme denilebilir. Diğer yandan, ulusal zincirler istikrarlı bir şekilde büyümeyi sürdürerek ortalama pazar performansına paralel bir seyir izledi. Ancak pazarın diğer ucunda, zor zamanlar geçiren kanallar da mevcut. 2024’te başlayan bağımsız süpermarketlerin küçülme eğilimi bu dönemde hız kazandı. Tekil marketlerin oluşturduğu bu grup, pazar payını hızla kaybediyor. Aynı şekilde, bakkal ve pazar gibi geleneksel kanallardaki harcamaların da azalmasıyla, geleneksel perakendenin toplam payı geriledi. Bu genel düşüşe rağmen, geleneksel kanallar arasında bir istisna parladı: kasaplar, geçen seneki pazar payını korumayı başardı ve bu zorlu dönemde ayakta kalabildi.

Ipsos Türkiye

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik; Hane Tüketim Panelinin altı aylık verilerini şöyle yorumladı; 2025 yılının ilk altı ayında hanelerin hızlı tüketim ürünleri harcamaları, geçen yılın aynı dönemine göre %42 oranında arttı. Artış, geçen yıllardaki enflasyon üzerindeki seyrini bırakarak, on iki aylık ortalama enflasyon seviyesine paralel bir seviye göstermiş oldu.

Pandemi sonrası azalan alışveriş sıklığı toparlanmayı sürdürdü; haneler bu beş aylık dönemde 124 kez alışverişe çıkarak pandemi öncesindeki alışveriş sıklıklarına geri döndüler. Her alışverişte ortalama 266 TL harcayan haneler, geçen yıla kıyasla alışveriş başına %17 daha fazla ödeme yaptı. Daha sık alışveriş, aynı zamanda daha az ürün çeşidi içeren, daha küçük sepetlerin de alışverişlerde daha fazla yer tutması demek.

Bu dönemde harcama artışında en çok öne çıkan kategoriler atıştırmalıklar, vücut bakım ürünleri ve ev temizlik ürünleri oldu. Atıştırmalık büyümesinde fiyat artışlarının yanı sıra kategorinin daha sık satın alınması etkili olurken vücut ürünleri kategorisindeki büyüme fiyat artışına rağmen daha fazla talep ile gerçekleşti, ev temizlik ürünleri de özellikle temizlik bezlerine bağlı olarak büyüyor.

Alışverişte en fazla tercih edilen kanal indirim marketleri olmaya devam ederken yerel zincirler 2025’in ilk yarısında en çok pay artıran kanal olarak öne çıktı. Bu büyümede kredi kartı ve nakde ek olarak yemek çeki gibi farklı ödeme yöntemlerinin birlikte kullanılabilmesinin etkisi de var. Geleneksel kanalda ise kasaplar dışındaki tüm kanallar pay kaybetmeye devam etti.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

2025’in öne çıkan tatil rotaları

Turizm dünyasında hem geleneksel tatil anlayışlarını hem de yeni trendleri bir araya getirerek seyahat severlere zengin ve çeşitli deneyimler sunuyor. Bu yılın öne çıkan destinasyonları, fiyat değerlendirmeleri, turist beklentileri ve seyahat alışkanlıkları üzerine kapsamlı bir bakış sunan bu yazı, seyahat planlarınızı şekillendirmede yardımcı olabilir.

  1. Kültürel ve Gurme Deneyimlerle Öne Çıkan Şehirler
  • Trieste, İtalya: İtalyan, Sloven ve Avusturya kültürlerinin harmanlandığı bu liman kenti, alternatif rotalar arayanlar için ideal.
  • Chiang Mai, Tayland: Geleneksel Tay mutfağı ve kültürel etkinlikleriyle dikkat çeken bu şehir, özellikle gurme gezginlerin ilgisini çekiyor.
  1. Doğa ve Macera Arayanlar İçin
  • Tromsø, Norveç: Kuzey Işıkları’nın izlenebileceği en iyi yerlerden biri olan bu şehir, doğa tutkunları için vazgeçilmez.
  • Krabi, Tayland: Beyaz kumsalları ve karstik kaya oluşumlarıyla ünlü bu bölge, macera arayanlar için cazip.
  1. Ekonomik ve Alternatif Tatil Noktaları
  • Marrakeş, Fas: Zengin kültürel mirası ve uygun fiyatlı konaklama seçenekleriyle öne çıkan bu şehir, özellikle İngiliz turistler arasında popüler.
  • Tunus ve Mısır: Avrupa’ya kıyasla daha ekonomik tatil seçenekleri sunan bu ülkeler, tarih ve kültür meraklıları için ideal.

Fiyat Değerlendirmesi ve Tatil Tercihleri

2025 yılında ekonomik belirsizlikler ve artan yaşam maliyetleri, turistlerin tatil planlarını etkiliyor. Birçok gezgin, uygun fiyatlı ve kaliteli hizmet sunan destinasyonlara yöneliyor. Özellikle Kuzey Afrika ülkeleri, uygun fiyatlı tatil paketleri ve zengin kültürel deneyimleriyle öne çıkıyor.

Turistlerin seyahat Alışkanlıkları

Turistlerin seyahat tercihleri, ekonomik durum, güvenlik endişeleri ve kültürel ilgi alanlarına göre şekilleniyor:

  • İngiliz Turistler: Avrupa’daki yüksek fiyatlar nedeniyle Fas, Tunus ve Mısır gibi daha ekonomik destinasyonlara yöneliyorlar.
  • Amerikalı Turistler: Düşen benzin fiyatları ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle yurt içi yolculukları tercih ediyorlar.
  • Asyalı Turistler: Wellness ve doğa temalı tatiller, özellikle Bali, Kerala ve Chiang Mai gibi destinasyonlarda popülerlik kazanıyor.

Yaz tatilinde turistlerin beklentileri

Modern turistler, tatillerinde sadece dinlenmek değil, aynı zamanda yeni deneyimler kazanmak istiyorlar:

  • Kültürel ve Gurme Deneyimler: Yerel mutfakları keşfetmek ve kültürel etkinliklere katılmak, turistlerin öncelikleri arasında.
  • Doğa ve Macera: Doğayla iç içe aktiviteler, özellikle genç gezginler arasında popüler.
  • Wellness ve Sağlık: Yoga, meditasyon ve spa gibi rahatlatıcı aktiviteler, stresli yaşamdan uzaklaşmak isteyenler için cazip.

Gurme ve Tarihi Alanlar: Turistlerin Çekim Merkezleri

Gurme ve tarihi alanlar, turistler için önemli çekim merkezleri olmaya devam ediyor:

  • Gurme Deneyimler: Yerel pazarlar, sokak lezzetleri ve geleneksel yemekler, turistlerin ilgisini çekiyor.
  • Tarihi Alanlar: Antik kentler, müzeler ve tarihi yapılar, kültürel zenginlik arayan turistler için vazgeçilmez.

Dip not:

2025 yazında turizm, çeşitlenen destinasyonlar ve değişen turist beklentileriyle şekilleniyor. Ekonomik, kültürel ve deneyim odaklı tatil anlayışları, seyahat planlarını etkiliyor. Bu yıl hem geleneksel hem de alternatif rotalarla zengin bir tatil deneyimi sunuyor.

Turizm sektörü önümüzdeki yıllarda hem teknolojik gelişmeler hem de değişen tüketici alışkanlıklarıyla birlikte önemli dönüşümler yaşayacak. İşte öne çıkan bazı trendler: 

  1. Kişiselleştirilmiş Seyahat Deneyimi

18-34 yaş arası gezginlerin seyahat pazarında büyük bir paya sahip olması, otellerin ve seyahat firmalarının bu yaş grubunun dijital alışkanlıklarına göre hizmet sunmasını gerektiriyor. Sosyal medya üzerinden planlama, mobil uygulamalarla rezervasyon ve kişiselleştirilmiş öneriler öne çıkıyor.

  1. Teknoloji Odaklı Konaklama

Akıllı odalar, mobil check-in, dijital anahtarlar ve sanal asistanlar gibi teknolojiler artık lüks değil, beklenti haline geliyor. Konuklar, oda servisi siparişinden spa rezervasyonuna kadar her şeyi mobil cihazlarıyla yapmak istiyor.

  1. Sağlık ve Wellness Turizmi

SPA merkezleri, yoga alanları, sağlıklı menüler ve doğa ile iç içe konaklama seçenekleri giderek daha fazla tercih ediliyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde sağlıklı yaşam arayışı, tatil tercihlerine yön veriyor.

  1. Sürdürülebilirlik ve Çevre Duyarlılığı

Güneş panelleri, su tasarrufu sistemleri, çevre dostu temizlik ürünleri gibi uygulamalar artık sadece çevreci değil, aynı zamanda rekabet avantajı sağlayan unsurlar. Gezginler, doğaya zarar vermeyen tesisleri tercih ediyor.

  1. Aktif ve Pasif Tatil Arasındaki Denge

2025 trend raporlarına göre gezginlerin %70’i tatilde aktif olmayı tercih ederken, %20’si “hurkle-durkling” yani tüm günü yatakta geçirme fikrine sıcak bakıyor. Bu da otellerin hem macera hem de dinlenme odaklı hizmetler sunmasını gerektiriyor.

  1. Evcil Hayvan Dostu Tatiller

Tek başına seyahat edenlerin %25’i evcil hayvanlarını da yanlarında götürüyor. Bu da otellerin evcil hayvan dostu hizmetler sunmasını zorunlu kılıyor.

  1. Uluslararası Seyahatlerde Artış

Yıllık %6 oranında artması beklenen uluslararası seyahatler, çok dilli hizmet, kültürel hassasiyet ve esnek ödeme sistemleri gibi yeni ihtiyaçları beraberinde getiriyor.

Yabancı turistlerin beklentileri!

Ekoturizm ve kültür turizmi, seyahat edenlerin farklı beklentilerine hitap eden iki önemli turizm türüdür. İşte bu iki kavramın tanımları ve aralarındaki farklar:

Ekoturizm Nedir?

Ekoturizm, doğal güzellikleri koruyarak ve yerel topluluklara fayda sağlayarak yapılan turizm olarak tanımlanır. Bu tür turizm, çevreye zarar vermeden doğayla iç içe olmayı amaçlar. Ekoturizmin temel ilkeleri şunlardır:

  • Doğal alanlara zarar vermemek ve ekosistemi korumak.
  • Yerel kültüre ve topluluklara saygı göstermek.
  • Eğitici ve bilinçlendirici bir deneyim sunmak.
  • Sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunmak.

Ekoturizm kapsamında yapılan aktiviteler arasında doğa yürüyüşleri, kuş gözlemciliği, milli park ziyaretleri, sürdürülebilir tarım deneyimleri ve ekolojik konaklama gibi etkinlikler bulunur.

Kültür Turizmi Nedir?

Kültür turizmi, bir bölgenin tarihini, sanatını, geleneklerini ve yaşam tarzını keşfetmeye yönelik seyahatler olarak tanımlanır. Kültür turizmi, turistlerin farklı kültürleri deneyimlemesini ve yerel halkla etkileşim kurmasını sağlar. Kültür turizminin temel unsurları şunlardır:

  • Tarihi yapılar ve müzeler (antik kentler, saraylar, tapınaklar).
  • Sanat ve festivaller (tiyatro, konserler, geleneksel dans gösterileri).
  • Yerel mutfak deneyimleri (gurme turları, yöresel yemekler).
  • El sanatları ve geleneksel üretim süreçleri (halıcılık, seramik yapımı)

Ekoturizm ve Kültür Turizmi Arasındaki Farklar

Özellik; Ekoturizm Kültür Turizmi Odak Noktası Doğa ve ekosistem Tarih, sanat ve gelenekler Aktiviteler Doğa yürüyüşü, kuş gözlemciliği, ekolojik konaklama Müze gezileri, festivaller, yerel mutfak deneyimleri Amaç; Çevreyi koruma ve sürdürülebilirlik Kültürel mirası keşfetme ve öğrenme Turist Profili Çevreye duyarlı gezginler Sanat ve tarih meraklıları Her iki turizm türü de sürdürülebilir seyahat anlayışını destekler ve turistlere unutulmaz deneyimler sunar. Senin ilgini çeken turizm türü hangisi?

Bütçene uygun en iyi tatil destinasyonunu seçmek için birkaç strateji kullanabilirsin. İşte bazı ipuçları:

 Bütçeni Belirle ve Önceliklerini Netleştir

Öncelikle tatil için ayırabileceğin bütçeyi belirle. Konaklama, ulaşım, yemek ve aktiviteler için ne kadar harcayabileceğini hesapla. Eğer deniz tatili mi, kültürel gezi mi, doğa kaçamağı mı istediğine karar verirsen seçeneklerini daraltabilirsin.

  1. Bütçe Dostu Ülkeleri Araştır

Bazı ülkeler, diğerlerine göre daha uygun fiyatlı tatil imkânları sunar. Örneğin:

  • Vietnam: Uygun fiyatlı konaklama ve yemek seçenekleriyle popüler.
  • Endonezya (Bali): Hem doğal güzellikleri hem de ekonomik konaklama seçenekleriyle dikkat çekiyor.
  • Türkiye: Hem tarihi hem de sahil tatili için uygun fiyatlı seçenekler sunuyor.
  • Portekiz: Avrupa içinde uygun fiyatlı tatil destinasyonlarından biri.
  • Gürcistan: Yemekleri, doğası ve konaklama fiyatları oldukça makul.
  1. Uygun Fiyatlı Sezonları ve Erken Rezervasyonu Takip Et
  • Düşük sezon (sezon dışı dönemlerde) seyahat etmek, fiyatları ciddi şekilde düşürebilir.
  • Erken rezervasyon fırsatlarını takip ederek uçak bileti ve otel fiyatlarını daha uygun hale getirebilirsin.
  • Alternatif konaklama seçenekleri (hosteller, Airbnb, kamp alanları) ile bütçeni koruyabilirsin.
  1. Yerel Lezzetleri ve Ulaşımı Planla
  • Yerel yemekler genellikle restoranlara göre daha uygun fiyatlıdır.
  • Toplu taşıma kullanarak ulaşım masraflarını azaltabilirsin.
  • Ücretsiz aktiviteler (müzeler, doğa yürüyüşleri, plajlar) ile tatilini ekonomik hale getirebilirsin.

Hangi tür tatil seni daha çok cezbediyor? Deniz, kültür, doğa veya gastronomi odaklı bir tatil mi?

2025 Yazında Turizm Trendleri: Lokasyonlar, Tercihler ve Beklentiler

Turizm sektörü, küresel ekonomik dalgalanmalara ve jeopolitik gelişmelere rağmen 2025 yazında da canlılığını koruyor. Seyahat edenlerin tercihleri, beklentileri ve harcama alışkanlıkları değişirken, bazı destinasyonlar öne çıkıyor. Bu yazıda, trend lokasyonlardan fiyat değerlendirmelerine, turistlerin beklentilerinden gurme ve tarihi alanların cazibesine kadar birçok başlığı ele alacağız.

Trend Olan Lokasyonlar ve Neden Tercih Ediliyor?

2025 yazında öne çıkan destinasyonlar arasında İstanbul, Barselona, Dubrovnik, Mikonos, Tayland ve Endonezya gibi şehirler yer alıyor. Bu şehirler, kültürel çeşitlilik, doğal güzellikler ve gastronomik zenginlikleriyle dikkat çekiyor. Özellikle İstanbul, 67 farklı ülkeden turist ağırlayarak “yeme-içme” kategorisinde küresel gurme destinasyonları arasında zirveye yerleşti.

Neden bu şehirler seçiliyor?

  • Kültürel miras: Tarihi yapılar, müzeler ve anıtlar turistler için büyük çekim gücü oluşturuyor.
  • Gastronomi: Yerel mutfakların çeşitliliği ve kalitesi, seyahat kararlarında belirleyici oluyor.
  • Doğal güzellikler: Deniz, dağ ve doğa ile iç içe tatil imkânı sunan destinasyonlar öne çıkıyor.

Fiyat Değerlendirmesi ve Ekonomik Dinamikler

2025 yılında turizm fiyatları hem döviz kurlarındaki dalgalanmalar hem de ülkelerin enflasyon oranlarına göre şekilleniyor. Türkiye gibi destinasyonlarda otel fiyatları, yaz aylarında doluluk oranlarını artırmak için erken rezervasyon seviyelerine çekiliyor. Ancak yüksek maliyetler ve düşük döviz kuru politikaları, kârlılığı sınırlıyor.

Turistlerin harcama eğilimleri:

  • Katılımcıların %46,9’u “ihtiyaç odaklı tasarrufçu” olarak tanımlanıyor.
  • %28,6’sı “ihtiyaç dışı harcama yapmam” diyor.
  • 3eTatil harcamalarında en çok artış gösteren alanlar: ulaşım, konaklama ve yeme-içme.

Hangi Ülke Vatandaşları Hangi Ülkelere Tatil Yapmaya Gidiyor?

Turist akışları hem ekonomik hem de kültürel bağlara göre şekilleniyor. Örneğin:

  • Japon turistler, Türkiye’ye özellikle Kayseri, Nevşehir ve İzmir gibi kültürel zenginliği yüksek şehirlere ilgi gösteriyor.
  • Birleşik Krallık vatandaşları, Antalya’yı tercih ederken; ABD ve Kanada’dan gelen turistler İstanbul’a yöneliyor.
  • Avrupa ülkeleri, yaz tatillerinde Akdeniz kıyılarını (İtalya, Yunanistan, İspanya) tercih ediyor.

Yaz Tatilinde Turistlerin Beklentileri

2025 yazında turistlerin beklentileri ekonomik koşullarla şekilleniyor. Yapılan araştırmalara göre:

  • Tatilcilerin %65,3’ü geçen yaz da tatil yaptı.
  • %34,4’ü aile evi/yazlık konseptini tercih etti.
  • %40,8’i kendini “kontrollü ama dengeli” olarak tanımlıyor.

Beklentiler arasında öne çıkanlar:

  • Uygun fiyatlı ama kaliteli konaklama
  • Doğayla iç içe, huzurlu ortamlar
  • Yerel deneyimler: yemek, kültür, el sanatları
  • Sağlık ve kişisel bakım olanakları (spa, doğa yürüyüşleri)

Gurme ve Tarihi Alanlar: Turistlerin Gözdesi mi?

Kesinlikle evet. Gurme destinasyonlar ve tarihi alanlar, turistlerin seyahat kararlarında önemli rol oynuyor. İstanbul’un gurme şehirler listesinde zirvede yer alması, bu eğilimi açıkça gösteriyor. Aynı zamanda, tarihi yapılar ve kültürel miras unsurları, turistik çekim merkezlerinin temelini oluşturuyor.

Turistik çekicilik unsurları:

  • Tarihi yapılar (saraylar, kaleler, antik kentler)
  • Doğal oluşumlar (şelaleler, milli parklar)
  • Kültürel etkinlikler (festivaller, sergiler)
  • Gastronomi (yerel mutfaklar, sokak lezzetleri)

Sonuç

2025 yazında turizm, ekonomik belirsizliklere rağmen canlılığını sürdürüyor. Turistlerin beklentileri daha bilinçli ve deneyim odaklı hale gelirken, destinasyonlar da bu taleplere göre şekilleniyor. Tarihi ve kültürel zenginlikler, gurme deneyimler ve uygun fiyatlı tatil seçenekleri, turistlerin kararlarını etkileyen başlıca faktörler arasında yer alıyor.

“Her bir eserim benim ruhumu taşır”

Heykelin sessiz diliyle konuşan bir ruh: Nurdan Uzel

Taşın, bronzun, kiliğin dili yoktur derler… Ama Nurdan Uzel’in ellerinden geçince hepsi anlatmaya başlar; bazen acıyı, bazen doğumu, bazen suskun bir çığlığı. Onun eserleri sadece şekil değil, his taşır. Biz de bu özel röportajda, Nurdan Uzel’in ellerinden çıkan formların ardındaki görünmeyen hikâyelere, duygulara ve iç dünyasına dokunmak istedik. Sadece sanatını değil, ona yön veren ruhu da konuştuk…

Röportaj: Ahu Çağdaş

Nurdan Uzel

Sanat yolculuğunuzda sizi en çok etkileyen dönüm noktası neydi?

Sanat yolculuğunda beni en çok etkileyen Riva’daki atölyemde bilgi ve becerilerim den faydalanmak isteyen iki dostumla eğitmenlik hayatıma atılmamdır. Çünkü o güne kadar duygularımı düşüncelerimi maddeye dönüştürmek, çamurun, ahşabın, metalin kalbinde saklı olan özgürlüğü dışarıya çıkarmaktı yolculuğum.

Fakat bir başkasına bir şeyler öğretebilmek, onun başarısıyla mutluluğuna şahit olmak bambaşka bir duygu.

Suskunlukların dışa vurumu inanılmaz bir his yaratıyor.

11 yıldır birçok hayata dokunmak, onların kendi gelişimlerine kendilerinin bile inanmadığı bir sürece şahitlik etmek beni çok etkilemiştir.

Heykel yaparken sizi en çok ne motive eder? Sessizlik mi, müzik mi, bir duygu mu?

Heykel yaparken olmazsa olmazım klasik müziğimdir. Benim en sevdiğim çalışma şeklim, benim bile bilmediğim bir yolculuğa çıkmak. Çamuru yığarak elimin beni özgürce götürdüğü yere gitmektir. Buradaki bana yoldaş klasik müziğimdir.

Nurdan Uzel

Sanat eğitimi verirken öğrencilerinizde en çok neyi geliştirmeye çalışıyorsunuz?

Öncelikle atölye de geçirdikleri 4 saatin kendilerine inanılmaz bir hediye olarak görmelerini isterim. Çünkü dışarda bu kadar çok uyaran varken tüm engellere rağmen gelip vakit geçirmeleri çok kıymetli. Ben özellikle çamura boyut kazandırırken, zamana iz bıraktıklarını, aslında günümüzün en ciddi problemi sabırsızlığın aşınmasını çok önemsiyorum. Her şeyin çok çabuk elde edildiği bu dönemde saatlerce bir göz ile uğraşıp, sonunda başarabildiği hissini onlara yaşattığım da çok mutlu oluyorum.

Görünmezi görünür kılmak inanılmaz bir his, bunun da zamana sair emekle olduğunu kabul edip terapiye dönüşmesini görmek en mutlu anım.

Sizce heykel sanatı Türkiye de yeterince değer görüyor mu?

Türkiye de heykel sanatı gün geçtikçe hakkettiği yere doğru sağlam adımlarla ilerliyor. Özellikle gençlerin ilgisi artış göstermekte. Ancak sadece sergilere müzelere gidince görülebilir bir disiplinden çıkıp sokaklarda daha da fazla heykel görmek isterim. Malzeme çeşitliliği ile teknolojinin entegrasyonu ve birçok uluslararası bağımsız sanatçının projeleriyle ülkemizde heykelin gün geçtikçe yerini bulmaya çalıştığını görüyoruz.

Nurdan Uzel

Toplumun sanatla ilişkisini güçlendirmek için sizce neler yapılmalı?

Öncelikle sanata genç yaşta ulaşılabilirliği arttırmak çok önemli. Okullarda daha fazla sanatsal etkinlikler olmalı. Ben köy okulları dahil birçok kez ilkokullarda workshoplar yaptım. Onların vizyonlarını biraz olsun geliştirmek ilerde potansiyel heykeltıraşları gelecekte görmemizi sağlar. Sanatın ulaşılabilirliği çok kıymetli. O yüzden park ve bahçelerde daha fazla heykel görmeliyiz. Birde dijital sanatın küçük yaşlarda eğitimi de çok değerlidir. Sanatı hayatın doğal bir parçası haline getirdiğimiz de toplumla bağı inanılmaz güçlenecektir.

Sizin için başarılı sanatçı tanımı nedir?

Sanatçı öncelikle kendini ifade etmesiyle başlayan yolculuğunda değişik malzemelere ruh katarak dokunulmaz düşünceye dokunabilir kılık ve görünebilirlik sağlamakta. Değişim ve dönüşüm içinde olan sanatçı zaten fark edilse de edilmese de bir başarı için değil kendi yolculuğu için bu yoldadır. Topluma dokunabilir orda hele insanlığa kattığı farklı düşünme biçimleriyle zaten başarıyı içinde yakalamıştır. Hayatta iz bırakmak çok kıymetli. Birde zamana meydan okuyup güçlü bir etki yaratabiliyorsa harika bir iş başarmış oluyor bence.

Nurdan Uzel

Gelecekte gerçekleştirmek istediğiniz bir proje yada hayaliniz var mı?

Yakın gelecekte uluslararası bir platformda yer almak hedefim. Kızım Aleyna bu sene Parsons School of Design Dan mezun oldu. Onunla sanat üzerine sanatın dünyadaki yeri ve gelişimi üzerine çok konuşuyoruz. Başka bir dil ve üslupları var. Bayılıyorum ve onlara ayak uydurmak çok enteresan bir süreç benim için. Kendimi ve sanatımı entegre etme surecim çok keyifli. Ben hayatta yaşanan tüm süreçlerin bizleri bugünkü bizler yaptığına inanıyorum. O yüzdendir ki sanatı başka boyutlarda sorgulayan ve biçimleyen bir nesille çalışmak çok keyifli. Ayrıca hala daha öğrenmeyi çok seviyorum. Bu arada benim tüm hayallerim gerçekleşir çünkü olacağına inanırım ve bu yolda emek veririm. Dolayısıyla çalışalım ve görelim diyorum…

Sanatınızın bir gün bir müze de sergilenmesi mi, yoksa sokakta halkla buluşması mı sizi daha çok heyecanlandırır?

Tabi ki ikisi de çok kıymetli ancak ben her zaman herkesin ulaşabileceği yerlere heykeller koymak istiyorum. Hayatım boyunca herkese bir şekilde dokunmuşluğum vardır.

Bu yolculuğumda sanki bana ihtiyacı olanın beni kolaylıkla bulup gelmesi bendeki bir ihtiyacı da hep besledi. Dolayısıyla meydanlarda bu duygum inanılmaz tatmin olur diye düşünüyorum. Her eserim bulundukları yere bir beni götürüyor o yüzden sokaklar çok daha beni çekiyor.

Nurdan Uzel

Heykele ilk dokunduğunuz anı hatırlıyor musunuz? O an sizde neyi tetikledi?

Heykel her zaman insanları ürküten bir sanat dalıdır. Çünkü çok da kolay değildir. Ancak doğru ellerdeyseniz yolculuğunuz daim olur. Ben ilk çamura dokunduğumda inanılmaz bir bağ duydum ve bu bağ 25 yıldır devam etmekte. Sabrımın çok sınandığı zamanlar oldu tabi ki ama hiç vaz geçmedim. Hobim işim oldu dolayısıyla severek yaptığım iş bana başarı ve mutluluk getirdi. Ben özgürlüğüne düşkün bir insanım heykel benim sonsuz özgürlük alanımdır. Canımın istediğini o an yapmak ve yapabileceğimi bilmek büyük bir lüks. Hayattan korkmamayı da bu sayede öğrendim.

Taşa, kile yada bronza ruh üflediğiniz bir esriniz var mı?

Her bir eserim benim ruhumu taşır. Ben sadece kendi ruhumun ve bedenimin yansımalarını çıkartıyorum. Onlar yeni mekanlarında nasıl görünüyorlarsa öyle varlar.

Dolayısıyla eserlerimdeki ruh benim üflediğim değil ona bakanın hissettiği gibidir.

Nurdan Uzel

Bir heykelin doğuşu sizin için nasıl başlar? Önce bir fikir mi, yoksa bir form mu?

Açıkçası her heykelde farklıdır benim için. Bazen kendiliğinden ellerimin götürdüğü yolda yürüyorum ve görmek istediğim formu yakalayınca bambaşka bir hal almasını izliyorum.

Bazen de bir projede yol alıyorsam oraya gidip oranın ruhunu hissedip ben burada olsaydım nasıl bir form olmak isterdi mi diye düşünürüm eskizlerle yoluma devam ederim.

Heykellerinizde yüz ifadeleri ve beden dili çok güçlü. Bu anlatımı nasıl kurtuluyorsunuz?

Güçlü bir anatomi bilgisine sahipseniz heykelde ifadeleri vermek aslında çok da zor değil. Mesela büstlerde burun kanatlarının ince ve kalın olması daha sınırlı veya yumuşak ifadeyi yansıtıyor. Burun dudak arasındaki mesafe gençlik yaşlılık ifadesinde çok önemlidir. Dudakların gerginliği öfkeyi yada sabırla bastırılmış acıyı çağrıştırır.

Heykelin dokulu veya pürüzsüz olması gerilimi yada huzuru hissettirir. Figüratif eserlerimde anlatımının doğru kurgulanması ile gerçeklik çok daha çarpıcı olur.

Soyut eserlerde ise daha keskin ve köşeli hatlarla modernliği yakalayabiliyorum

Özellikle Tangram adlı eserimde bu çok belirgindir.

Aslında önemli noktalardan biriside eserin doğru malzemeyle buluşmasıdır.

Figuratif işlerde daha çok bronz tercih ederim. Çünkü iş doğru malzemeyle kendini daha iyi ifade eder.

Nurdan Uzel

Bir formu oluştururken mi, yoksa bozarken mi daha çok kendinizi hissediyorsunuz?

Formu ilk oluşturduğumda daha kütlesel oluyor ama o kütleden keserek parçalayarak yaptığın zaman tabii ki o daha çok beni yansıtıyor. Her neyi hissediyorsam kütleden bozduğumda Tam da beni hissettiriyor, sonlara doğru Tam da kendime yaklaştığımı hissederim.

Sanatınızda hiç kimsenin fark etmediği gizli bir imza, sembol ya da tekrar eden bir tema var mı?

Hayır benim her bir eserim birbirinden bağımsız. O an ne hissediyorsam o çıkıyor. Tabii ki abstract işlerimde çizgim çok daha belirli. Bence 25 yıllık sanat yolculuğunda her bir eserimde o dönem yaşadığım olumlu veya olumsuz tüm duygularım mutlaka eserlerime yansır.

Sizi en çok etkileyen boşluk bir tuvalin mi, bir kütlenin mi, yoksa bir insanın mı içindeki boşluk?

Bence insanın içindeki boşluk en etkileyici. Çünkü bizler içimizdeki boşluğu bir şekilde kapatmak isteriz, kimisi yemekle doldurur duygusal boşluğunu, kimisi işiyle kimisi sanatıyla. Ben heykel yaparken hayatla bütünleştiğimi hissederim doğal akışında birbirimizi tamamlarız.

Nurdan Uzel

Kadın bir sanatçı olarak malzemeye hükmetmenin en zor ve en keyifli yanı sizce ne?

Ben heykel hayatıma girdiği an itibarıyla doymak bilmeyen bir eğitim hayatı geçirdim. 4 yıl İrfan Korkmazlar, 4 yıl Yunus Tonkuşla ve daha sonra kaynağı da Bülent Çınar’la çalışarak yaklaşık 10 yıl değişik malzeme ile haşır neşir oldum. Kendi gücüm yettiğince birçok işi altına girdim. Gerçekten öyle bir an geliyor ki yapamayacağım hiçbir şey yok gibi hissediyorum. Yaptığım eserlerde final aşamaları beni çok heyecanlandırır kadın olarak bu güçte olmak hoşuma gitmiyor değil.

Bir duyguyu   bir bedenden daha güçlü anlatan bir heykeliniz oldu mu?

Evet çok sevdiğim bir eserim Reenkarnasyonda dünyaya defalarca gelmek ve farklı deneyimlerle dolu yaşamlar sürmeyi bu heykelde çok güçlü bir şekilde anlattığımı hissederim.

Hangi eserinize geri dönüp onu kırmak, değiştirmek ya da yeniden doğurmak isterdiniz?

Her eserim o dönemki bilgi, beceri ve duygumu barındırır. Her birinin bendeki yeri farklıdır. Ben geriye bakmak yerine anda kalmayı çok önemsiyorum. Dünü, yarını değil anı düşünür ve yaşarım. O yüzden hiçbir eserimi yeniden yaratmak istemem eğer farklı bir şey yapmak istiyorsam o benim yeni başlangıcım olur.

Nurdan Uzel

Heykelleriniz hiç konuşsaydı, hangisinin sesi sizi en çok ürpertirdi?

Covid dönemi yaptığım bir eserde, herkesin korkuyu yaşama şeklinin farklı olduğunu hissettirmiştim yaptığım bir eserde, Ölüm korkusunu bambaşka duygularla yaşayan evden çıkmayan bir anneanne ve kulaklıklarıyla devamlı müzik dinleyen torunu yapmıştım. İşte o eserin sesi beni ürpertirdi.

Bir eserinizi tamamladığınızda hissettiğiniz ilk duygu genellikle ne olur?

Bittiğini düşünmem demek o işle vedalaşmam demektir. Çünkü ben bitirdiğimde artık Eser sadece bana ait değildir. Bağımsız bir varlık gibidir benim gözümde, sanırım gurur duyarım. Kalıcı bir eser daha bıraktım duygusu beni çok mutlu eder. Defalarca doğum yapmış hissini yaşatan heykellerimle her zaman gurur duyarım. Çünkü yeni bir doğuma hazırlanma süreci de beni ayrıca çok heyecanlandırır.

Nurdan Uzel

Sizce yetenek mi, sebat mı?

Yetenek doğuştan gelir veya erken yaşta fark edilen bir potansiyeldir. Sabır ve sebat ise o potansiyeli, emekle, sabırla ve disiplinle sonuca erdiren yolculuktur. Ben hep öğrencilerime derim ki yetenek eseri başlatır ama Sebat bitirir.

Sanatta gelinebilecek en yüksek mertebe yetenek ile Sebat’ın kesiştiği noktadır.

Heykel uzun soluklu bir iş olduğu için kararlılıkla devam etmek, yılmadan direnmek ve azim ister. O yüzden yetenekle birleşirse işte o zaman harika olur.

“Her rolde farklı bir ‘ben’i keşfediyorum”

Latin danslarından reklam setlerine, oradan televizyonun sevilen dizilerine uzanan bir yolculuk… Hatice Deniz, “Kızılcık Şerbeti”nden “Siyah Kalp”e uzanan kariyerinde, rol aldığı her karakterle kendi iç dünyasında yeni kapılar açtığını söylüyor. Sanat filmlerinden çok katmanlı rollere, geleceğe dair hayallerini ve oyunculuğa bakışını Pause Dergisi’ne anlattı.

RÖPORTAJ: NAZAN ORTAÇ

Hatice Deniz

Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunusunuz. Oyunculuğa nasıl başladınız? Bu alanda sizi en çok motive eden şey neydi?

Üniversite yıllarımda Latin danslarıyla ilgileniyordum. O sıralar Elidor reklamında yer almıştım. Zamanla bu deneyimlerin çok daha derin bir anlam taşıdığını gördüm. Kamera karşısına geçtiğim her an, kendimin başka bir versiyonuyla tanışıyordum. Her rol hem bambaşka dünyalarla hem de içimde keşfetmediğim yönlerle karşılaşmamı sağladı. İşte bu keşif hâli ve her seferinde yeniden öğrenme süreci, oyunculuğa olan en büyük motivasyonum oldu.

“Begüm” karakteriyle “Kızılcık Şerbeti” gibi çok izlenen bir projede yer almak size neler kattı? Gelen izleyici tepkileri sizi nasıl etkiledi?

İlk etapta bazı kaygılarım vardı. Fakat zamanlama olarak tam da ihtiyacım olan bir dönemde girdiğim bir projeydi. “Kızılcık Şerbeti”nin samimi set ortamı, insanların yaklaşımı ve doğaçlamaya alan tanıyan yapısı, beni çok rahatlattı. Oyunculuklarına hayranlık duyduğum isimleri sahnede birebir gözlemleyebilmek, yeni bir oyuncu olarak benim için büyük bir avantajdı.

Begüm, hayatın doğru–yanlış çizgilerini netleştirememiş, tecrübesiz bir genç kızdı. Yaptığı hatalar, onun öğrenme sürecinin bir parçasıydı. İzleyiciler de bu yönünü gördükleri için öfke yerine daha çok anlayışla yaklaştılar. Bu nedenle sert eleştirilerden çok, yumuşak tonda geri dönüşler aldım.

Hatice Deniz

 “Siyah Kalp” dizisinde “Peri” karakterine hayat verdiniz. Bu karakterin sizin kişiliğinizle örtüşen veya taban tabana zıt yönleri neler?

Peri, dişiliği ve zekâsıyla hayatında istediklerini elde etmiş, yoldan çok amaca odaklanan, güçlü görünen bir karakterdi. Ancak kırılgan bir egosu ve empatiden uzak bir bakış açısı vardı. İnsanlarla kurduğum ilişkiler, kendi değerlerim, seçimlerim ve en önemlisi yöntemlerim onunla taban tabana zıt kalıyor. İş konusundaki ciddiyeti dışında ortak bir yanımız olduğunu söyleyemem. Dizi final verdi ama Peri karakterinin bana hayat yolculuğumda öğretecekleri olduğuna inanıyorum.

Şu ana kadar canlandırdığınız roller arasında sizi en çok etkileyen veya zorlayan karakter hangisiydi?

Bütün işlerim beni ayrı ayrı heyecanlandırdı. Ama en çok “Adsız Âşıklar” projesi beni etkiledi. Karakterin derin duygularının yanı sıra, fiziki bir engelini inandırıcı şekilde yansıtma sorumluluğu vardı. Kısa sürede tamamlanması gereken yoğun bir kurgu ve tek sahnede tüm hikâyeyi izleyiciye geçirme zorunluluğu, benim için ayrı bir heyecandı.

Gaye’nin içindeki yaşam sevinci, abisine duyduğu sevgi ve hayata bakışı, bu rolü canlandırırken bana bambaşka bir derinlik kattı.

Hatice Deniz

Bir role hazırlanırken izlediğiniz özel bir yöntem ya da ritüel var mı?

Önce projenin dünyasını kurarım. Hikâyenin geçtiği yerleri, ilişkileri, atmosferi zihnimde canlandırırım. Sonra karakteri bu dünyanın içine yerleştiririm. Onun geçmişi, kişiliği ve tepkileriyle harmanlayarak çalışırım. En çok da şu soruya odaklanırım: “Verdiğim tepki doğal mı?” Seyirciye “oynuyormuşum” hissi vermeden, karakterin kendi reflekslerini yansıtabilmek için çalışırım.

Oyunculuk yolculuğunuzda sizi etkileyen, örnek aldığınız bir sanatçı ya da idol var mı?

Tek bir isimden ilham aldığımı söyleyemem. Daha çok, birlikte çalıştığım ya da izlediğim oyuncuların farklı özelliklerinden besleniyorum. Kimi zaman bir oyuncunun sahneye hazırlanma biçimi, kimi zaman da bir başkasının duyguyu izleyiciye geçirme şekli beni etkiliyor. Bazen de karakterlerine bakış açıları ve iş disiplinlerine hayranlık duyuyorum. Aslında birlikte çalıştığım insanları gözlemleyip, kendi yöntemlerimi sorguluyorum. Bu sorgu bana farklı bakış açıları kazandırıyor. Ve böyle böyle kattığım şeyler bende ilhama dönüşebiliyor.

Hatice Deniz

Oyunculuk dışında ilgilendiğiniz hobileriniz ya da tutkularınız neler?

Spor, çocukluğumdan beri hayatımın içinde; neredeyse her dalıyla. Yüzmek ise bambaşka… Suyun içinde, sanki dünya ile bağım kopuyor. Denizaltının dingin sessizliği içinde zaman yavaşlıyor, bedenim ve zihnim rahatlıyor. Benim için tam bir terapi hissiyatı oluşturuyor. Hobilerimde en sevdiğim nokta, sadece yapıyor olmaktan ziyade; öğrenme süreci, tekniği ve disiplinini deneyimlemek. Kick boks, binicilik, tenis, dans gibi pek çok alanla ilgilendim. Edebiyat da hayatımın vazgeçilmezlerinden. Deneyimlerimi yazarak ifade etmek, insanları gözlemlemek, hikâyeler dinlemek ve bunları öyküleştirmek, oyunculuğuma ve bana yeni katmanlar kazandırıyor.

Hatice Deniz

“Katmanlı karakterler ilgimi çekiyor”

Gelecekte yer almak istediğiniz özel bir proje türü ya da canlandırmak istediğiniz bir karakter var mı? Birlikte çalışmak istediğiniz bir yönetmen/oyuncu var mı?

Geçen her süre içinde, deneyimledikçe ve anlamlandırdıkça oyunculuğun ritmini biraz daha buluyorum. İlerleyen süreçlerde, çok fazla söze ihtiyaç duymadan, bakışlarıyla duygusunu ifade edebilen karakterleri canlandırmak isterim. Gözle anlatım biçimi beni çok etkiliyor. Daha çok sanat filmi türünde… Bunun yanında, duygusunu uçlarda yaşayan, çok katmanlı karakterler de ilgimi çekiyor.

Bana benzeyen ya da hissiyle kendimden parçalar bulduğum rollerden ziyade, benden çok farklı karakterleri anlamaya çalışarak bir şey inşa etmek istiyorum. Bu muhtemelen zorlayıcı olacak ama aynı zamanda çok öğretici olacağı için buna karşı büyük bir hevesim var. Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Yeşim Ustaoğlu gibi karakter derinliğine ve hikâyenin katmanlarına önem veren yönetmenlerle çalışmak beni çok heyecanlandırır. Özellikle Yeşim Ustaoğlu’nun kadın karakterlere yaklaşımı, duyguyu derinlemesine işleyişi ve oyuncuya alan tanıyan sinema dili benim için çok değerli.

“Her değişim küçük bir adımla başlar”

Günümüz Türkiye’sinde birey olmanın anlamı, giderek karmaşıklaşan sosyal dinamikler, ekonomik dalgalanmalar ve dijital çağın getirdiği yeni kimlik arayışlarıyla yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün en sessiz ama en derin izleri ise insan ruhunda saklı. Pause Dergi olarak, bu izleri anlamak ve görünür kılmak adına Klinik Psikolog İrem Erdinç ile bir araya geldik.

İrem Erdinç, sadece bireysel terapi odasında değil, toplumun ruhsal nabzını tutan bir gözlemci olarak da dikkat çekiyor. Türkiye’de psikolojik farkındalık, terapiye bakış açısı, gençlerin ruhsal ihtiyaçları ve kültürel kodların psikoloji üzerindeki etkileri gibi pek çok başlıkta derinlemesine bir sohbet gerçekleştirdik.

Bu röportajda, hem bireyin iç dünyasına hem de toplumun kolektif ruh haline dair çarpıcı tespitler bulacaksınız. Hazırsanız, Türkiye’nin ruh haritasını birlikte keşfetmeye başlayalım.

Klinik Psikolog İrem Erdinç

Psikolog olarak çalışma alanlarınız nelerdir?

Bireysel psikoterapi, yeme davranışı bozuklukları, bağımlılık süreçleri, anksiyete, duygusal regülasyon zorlukları ve yaşam krizi gibi alanlarda çalışıyorum. Psikodinamik yönelimli terapi sürecine ek olarak, bireyin bütüncül iyilik halini destekleyecek tamamlayıcı yaklaşımları da değerlendirmeye açığım.

Son zamanlarda danışanlarınızda en sık karşılaştığınız konular nelerdir?

Duygusal yeme, stres kaynaklı iç huzursuzluk, dijital bağımlılık ve ilişkisel sorunlar oldukça yaygın. Ayrıca içsel boşluk hissi, hedef yoksunluğu ve anlam arayışı gibi varoluşsal temalar da günümüzde çok görünür hale geldi.

Klinik Psikolog İrem Erdinç

Bir terapi sürecinde sizin için en önemli unsur nedir?

Danışanın kendilik deneyimine saygı duyulması, terapötik ilişkinin güvenli ve açık olması ve kişinin kendi değişim temposuna sadık kalınması çok kıymetli. Her birey biricik ve süreci benzersizdir.

Bağımlılıkla çalışan bir psikolog olarak danışanlara nasıl bir yol haritası sunuyorsunuz?

Bağımlılıkları sadece “bırakma” davranışı üzerinden değil, kişinin iç dünyasındaki ihtiyaçlar ve çatışmalar üzerinden ele alıyorum. Psikoterapi süreciyle birlikte davranışsal yapılandırma, destekleyici günlük rutinler ve gerektiğinde psikiyatri desteğiyle entegre bir yaklaşım sunuyorum.

Klinik Psikolog İrem Erdinç

Psikolojik sürece destek olarak kullandığınız tamamlayıcı bir yöntem var mı?

Evet, son dönemde uygulamalarıma feedback yöntemini ekledim. Feedback, vücudun elektromanyetik frekans yapısını esas alarak çalışan, tanı ve tedavi amacı taşımayan tamamlayıcı ve destekleyici bir uygulamadır. Özellikle bağımlılık, duygusal yeme ve stres yönetimi gibi konularda farkındalık geliştirmeye katkı sağlayabileceğini gözlemliyorum. Bu yöntem, psikolojik danışmanlık sürecine eşlik eden, kişisel farkındalığı ve içsel dengeyi desteklemeye yönelik bir araçtır. Uygulama mutlaka bireyin onayıyla, klinik değerlendirme sonrası planlanmaktadır.

Feedback’in psikolojik sürece nasıl katkı sağladığını düşünüyorsunuz?

Bazı danışanlar, bu uygulamadan sonra kendilerini daha sakin, odaklı ve bedensel olarak dengede hissettiklerini ifade ediyor. Bu da psikoterapide ele aldığımız temaların içselleşmesini ve davranışa geçişini kolaylaştırabiliyor. Elbette feedback, tıbbi tedavi yerine geçmez; sadece süreci destekleyen bir araçtır.

Klinik Psikolog İrem Erdinç

Son olarak, psikolojik destek almak isteyen bireylere ne söylemek istersiniz?

Kendini keşfetmek bir cesaret eylemidir. Her değişim küçük bir adımla başlar. Terapi, kişinin kendine duyduğu saygının bir ifadesidir ve zamanla içsel gücünü yeniden keşfetmesini sağlar.