“Eğitim ve sağlık İPKB ile güçleniyor”
İPKB Direktörü Kazım Gökhan Elgin “Eğitim ve sağlık İPKB ile güçleniyor”
—İPKB olarak ana hedefimiz risk azaltma olduğu için sadece ona odaklanarak çalıştık ve başarılı bir model ortaya koyduk.
—İSMEP Projesi ile dünyadaki risk azaltma projelerine veya benzer hazırlık yapan ülkelere de bir ilham kaynağı olduk ve örnek teşkil ettik. Geçtiğimiz yıl Filipinler, Nepal ve Pakistan’dan ziyaretçilerimiz geldi. Bu amaç ile çeşitli ülkelerden gelen misafirlerimize hem projemizin sunumunu veriyoruz, hem de sahada yapılan çalışmaları gösteriyoruz ve onların ülkelerinde neler yapılabilir onun istişaresini yapıyoruz.
—Bizim yaptığımız okullar birer toplanma alanı olarak İstanbul afet müdahale planlamasına tanımlandı. Her mahalledeki sağlamlaştırdığımız okullarımız toplanma ve barınma alanları olarak planlamamızda mevcut…

-İSMEP projesi dünyaya örnek olan bir proje… Proje hakkında bilgi verir misiniz? Son iki yılda bunun gibi kaç projeniz tamamlandı ve şu anda çalışmaları devam ediyor?
Biz Proje Koordinasyon Birimi olarak uluslararası standartlarda kaliteye önem veren, vizyoner projeler yapmayı hedefliyoruz. Bugüne kadar güçlendirerek ya da yıkıpyeniden yaparak depreme hazır hale getirdiğimiz okulları ve hastaneleri hep bu standartlarda ve de bu bakış açısında öne çıkarmaya çalıştık. Şu anda 1150 adet okul binasının güçlendirme ve yeniden yapım çalışmalarını tamamlamış bulunuyoruz. Bu okullarda 1.6 milyon öğrenci eğitim görmekte, dolayısıyla depreme karşı sağlam bu yeni binalarda eğitim görüyorlar diyebiliriz. Önceliğimiz 1999 yılından önce yapılan kamu binaları ve biz 99 öncesi yapılmış okulların-%90’ını depreme karşı güvenli hale getirdik. İSMEP projesi ile dünyadaki risk azaltma projelerine veya benzer hazırlık yapan ülkelere de bir ilham kaynağı olduk ve örnek teşkil ettik. Geçtiğimiz yıl Filipinler, Nepal, Tacikistan ve Pakistan’dan ziyaretçilerimiz geldi. Projelerimizi incelemek için Güney Doğu Asya’dan ve diğer bölgelerden gelen misafirlerimiz oluyor. Gelen misafirlerimize hem projemizin sunumunu veriyoruz, hem de sahada yapılan çalışmaları gösteriyoruz ve onların ülkelerinde neler yapılabilir onun istişaresini yapıyoruz.
-İPKB olarak hastane yenileme ve güçlendirme çalışmalarında çok önemli noktalara geldiniz. Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mart ayında açıldı. Hastalar artık daha güvenli hastanelerde sağlıklarına kavuşacaklar. İstanbul için bu hastane güçlendirme çalışmalarının önemini vurgulamak için neler söylemek istersiniz?
12 hastane ve 59 adet polikliniğin güçlendirmesini tamamladık. Ayrıca 6 hastanenin de yeniden yapımını gerçekleştiriyoruz. Özellikle Okmeydanı, Göztepe ve Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastaneleri çok özellikli ve önemli hastaneler diyebilirim. Çünkü bunlar İstanbul’un ana arterlerinde olan ve havadan ulaşılabilirlikleri olan ihtisas hastaneleridir. Biz de bu 3 hastanenin depreme karşı dayanıklı hale gelmesi aynı zamanda da uluslararası standartlarda hastane hizmetini çok etkin, verimli verebilecek hastaneler olmasını çok önemsedik. Bunu da projelendirirken sismik izolatörler ile tasarladık. Deprem anında deprem yükünü izolatörler alsın istedik. Dolayısıyla üst yapıya deprem yükü daha az gelecek ve yer değiştirmeler bu binalarda çok azalacak. Peki, bu bize neyi getirecek? Yapısal olduğu kadar yapısal olmayan elemanlar da hasar görmeyecek, deprem sırası ve sonrası bu binalar kesintisiz hizmet vermeye devam edecek. Yani bu da bizim ana amacımızı, hazırlanan tasarım kriterleri karşılıyor demektir. Bu binaları sıradan bir bina şeklinde yapamazdık. Uluslararası standartlarda ve yine yeşil bina konseptine uygun LEED Gold sertifikasını alacak düzeyde yaptık. Şu anda da Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin sertifikalandırma işlemi devam ediyor. Bunlar çok önemli detaylar çünkü kamuda bu sertifikayı alacak ilk hastaneler. Mühendislik ve mimari olarak bu hastaneleri planlarken bu hizmeti aksatamazdık, çünkü İstanbul’un en önemli hastaneleri bahsettiğimiz hastaneler. Her birinin yıllık 1,5 milyon poliklinik hastası, 45 bin ameliyatı, 700 bin civarında da acil servis hastaları var. Dolayısıyla bu hastaneleri kapatarak çalışmak mümkün olmazdı, bu sebeple etaplı olarak planladık. Boş arazide yapıp mevcut binayı transfer ederek ve yıktığımız eski yere de 2. etabını yaparak ilerliyoruz. Şu an Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni tamamladık. Poliklinik kısmını ve idari binayı teslim ettik. Diğer kısımları da Sağlık Bakanlığı’na teslim aşamasında… Şu anda ana binaya eski binadan taşınma işlemleri devam ediyor. Onunda en kısa sürede tamamlanacağını umuyoruz. Ayrıca bu hastanemiz LEED Gold sertifikası alacağı gibi, Dünya Bankası’nın IFC adındaki kuruluşu, yeşil binaları sertifikalandırmak için verdiği EDGE Sertifikasını Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi için uygun görerek, verdiler. Bu da bizim için ayrı bir gurur vesilesi oldu.

-Okmeydanı Hastanesi’nin çalışmalarına devam ediyorsunuz ve son gelişmeler mevcut. Hastanenin son gelinen son aşamasından bahseder misiniz?
Okmeydanı Hastanemiz, İstanbul’un en önemli ve özellikli hastanelerinden biri. Yıllık 1,5 poliklinik hastası bulunuyor ve 700 bin civarı da acil bölümündeki hastalarımız hizmet alıyor. Bunların dışında 40-50 bin civarında ameliyatgerçekleşiyor. İstanbul’un Avrupa Yakasındaki en çok nüfusa hizmet veren hastanesi diyebiliriz. Bu hastanemiz deprem riski taşıyordu, güvenliğini kaybetmişti ve tam anlamıyla sağlık hizmeti sağlayamıyordu. Bu sebeplerden binayı yeniden yapma kararı aldık. Yeniden yapmayı planladık ama hastanenin hizmetini aksatmadan bu yapım çalışmasının devam etmesi gerekiyordu. Buna istinaden projeyi yaparken iki etaplı olarak ilerledik. 1. etapta hastanenin %80’ini inşa etmek ve sonrasında mevcut hastaneyi yaptığımız binaya transfer ederek kalan %20’lik kısmını tamamlamak şeklinde programladık. Ve nihayet Piyale Paşa Bulvarı tarafında bu hastanemize başladık ve şu an teslim aşamasına kadar geldik. Hakikaten dünyanın en modern, en fonksiyonel ve deprem anında operasyonda kalacak hastanesini inşa etmiş buluyoruz. Hastane 180 bin m² kapalı alana ve 800 civarında kapalı otoparka sahip olacak. Bu hastanemizi iki açıdan çok önemsiyoruz. Birinci özelliği olarak şu an yaptığımız kısımda 385 adet deprem izolatörü kullandık. Bu izolatörler depremi yükünü alarak binaya daha az salınım ve yük getirecek. Diğer özelliği ise çevreci ve yeşil hastane konseptine uyumlu bir hastane olmasıdır.
-Çocuklarımızın daha iyi şartlarda daha iyi şekilde eğitim görebilmesi için ‘’Geleceğimizi güçlendiriyoruz ‘’sloganı ile tam kapsamlı projeler yürütüyorsunuz. Bize eğitim alanındaki projelerinizin son durumlarını paylaşır mısınız?
Özellikle belirtmek isterim ki okullarımız çevresine değer katan okullar olsun istiyoruz. Çocukların sosyalleşebileceği, aktivite yapabilecekleri, geniş alanların olduğu, enerji tasarruflu, bakım gerektirmeyen okullar yapıyoruz. Çocuklarımızın başarı derecelerini etkileyeceğine inandığımız çalışmalar yapıp çocukların iyi ki burada okuyorum demesini sağlıyoruz. Burada emek veren tüm mimar arkadaşlarımıza, İPKB’de çalışan müteahhitlerimize, müşavirlerimize ve tüm ekip arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bunun dışında şu anda 35 adet okulun projesi yapılıyor, gelecek yıl içerisinde ihalesine çıkacağız.
Kamu binaları olarak deprem çalışmalarında çok önemli noktalara geldik. Depreme hazırlık konusu kolay bir çalışma değil. Her bina %100 depreme hazır olduğunda ancak depreme hazırız diyebiliriz. Bu alandaki çalışmalarımızın daha da hızlanarak devam edeceğini umut ediyorum. Şunu da unutmamamız gerekiyor, depreme hazırlık çalışmaları kısa vadeli çalışmalar değil, orta ve uzun vadeli planlar dâhilinde olması gerekiyor.
Bunun dışında Atatürk Öğrenci Yurdumuzda 3555 kız öğrencimiz eğitim görüyor. Yurdumuzun çatısında güneş panellerimiz mevcut, sıcak suyu onlardan sağlıyoruz. Yağmur suyunu toplayıp yeşil alanların sulamasını yapıyoruz. Ayrıca içerisinde kütüphanesinin, konferans salonunun, spor salonunun ve idari binasının olduğu tam bir kompleks yapı halinde. Türkiye’nin şu anda en modern yurdu diyebiliriz.

-İstanbul yeni bir deprem geçirdi. Peki diğer okullar, hastaneler ve topluma açık yerler ne kadar güvenli? Bu deprem projelerinizi nasıl etkiledi?
Son yaşadığımız deprem, projelerimizin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Özellikle okullar, hastaneler, yurtlar, sosyal hizmet binaları ve idari binalar başta olmak üzere kamu binalarının güçlendirilmesi veya yeniden yapılması amacıyla ISMEP Proje’sine başladık ve şu ana kadar 1380 tane kamu binasını güçlendirdik ya da yeniden yaptık. Ayrıca 1150 tane de okul binasına ulaştık. Bunlardan 801 okul binasını güçlendirdik, 349 tanesini de yıkıp yeniden yaptık. Okulları yaparken de depreme dayanıklı olduğu kadar çevreci, teknolojik, enerji tasarruflu ve bakım gerektirmeyen okullar inşa etmeye çalışıyoruz. Velilerden, öğrencilerden ve idarecilerden çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Bizim için bu okulların depremde can kaybı olmayacak şekilde yapılması çok önemli. Çünkü 5.8 büyüklüğündeki bir deprem aslında bizim beklediğimiz İstanbul depremine göre küçük ölçekli bir deprem olsa da insanlara korku veriyor. Dolayısıyla bu yaşanan korku da bizim yaptığımız çalışmaların ne kadar önemli olduğunu ve devletimizin de bu konuda çalıştığını gösteriyor.
-Peki İstanbul tam anlamıyla depreme hazır olması ne kadar zaman alır bu sürede herkese düşen yükümlülükler nedir?
Genel olarak değil herkesi ayrı ayrı değerlendirdiğimizde her birey depreme hazırım dediği zaman İstanbul depreme hazır olacaktır. ‘Bu da nasıl olur ve bize düşen görev nedir’ diye soracak olursak öncelikle bu görevlerin bilincinde olmamız gerekiyor. Bu bilincin de aile, yaşadığımız çevre, iş yerimiz, mahallemiz vs. olarak geniş ölçeğe yayılması gerekiyor.
Depreme hazırlık çalışmaları kısa vadede olan çalışmalar değil orta ve uzun vadede olan çalışmalardır. İSMEP kapsamında 13 yılda geldiğimiz noktayı az önce size sayılarla özetlemeye çalıştım. Dolayısıyla İstanbul’un depreme hazırlık için önünde uzun bir yolu var. Ama 15-20 sene önceye göre çok daha iyi durumdayız diyebiliriz. Ama tabi ki bu yeterli değil daha yoğun ve çeşitli alanlarda çalışılması gerekiyor. Bunun için de çok iyi bir koordinasyon ve iş birliği şart.
Bizim yaptığımız okullar birer toplanma alanı olarak İstanbul afet müdahale planlamasına tanımlandı. Her mahalledeki sağlamlaştırdığımız okullarımız toplanma ve barınma alanları olarak planlamamızda mevcut. Dolayısıyla biz toplanma alanlarından ziyade sağlam binalarda oturuyor muyuz? Binamız nasıl? Bunlara öncelik vermemiz gerekiyor. Bu noktada kentsel dönüşüme önem verilmeli ve insanlara kentsel dönüşüm doğru anlatılmalı. İnsanları kendi yerinden etmeyen ve kendi içerisinde çözen mahalle ve bölge bazlı çözümler ile bu işinde üstesinden gelineceğine inanıyorum.

-Projelerinizdeki başarıyı gelecek nesillere aktarmak için üniversitelerde konferanslara ya da farklı etkinliklere katılıp öğrencilere güçlendirme ve yeniden yapım çalışmaları hakkında bilgi veriyor musunuz?
Tabi ki gençlerimize bu konuda bilgilendirme yapıyoruz. En son Eskişehir Teknik Üniversitesi ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nin düzenlediği uluslararası bir kongre vardı. Burada İPKB olarak İSMEP Projemizi en üst düzeyde anlattık. Moderatörlüğünü ben üstlendim. İSMEP örneğimiz ile risk azaltmanın çeşitli yönlerini üniversitelilerimiz ve akademisyenlerimiz ile paylaştık. Bu tür kongreler ve konferanslar gerçekten çok önemli. Çünkü afet sektörü tek bir sektörü ilgilendirmiyor, birçok sektörün bir araya gelip birlikte çalışması gereken bir sektör diyebiliriz. Dolayısıyla bu tür konferanslarda yapılanlar paylaşılınca hem aydınlanma oluyor, hem de daha başka neler yapılabilir onları görebiliyorsunuz.
-Aynı zamanda Kızılay’ın Şişli Şubesi’nin Başkanlığına da geçtiniz, bu ulvi görev hakkında neler söylemek istersiniz?
Benim için ve her Türk vatandaşı için çok önemli olan Kızılay teşkilatının delegelerinin teveccühü ile Kızılay Şişli Şubesi’nin başkanı seçildim. Şubat 2019’dan bugüne başkanlığı yürütmekteyim. Kızılay yurt içi ve yurt dışında Türkiye’nin merhamet elidir. Dolayısıyla elimizden gelen her şeyi yapmamız gerektiğine inanıyorum. Afet bilinçlendirme eğitmenlerimizin olduğu Kızılay Şişli Şubesi’nin işlettiği bir huzur evi var. Bir gün sizleri de orada ağırlamak isterim. Orada 72 yaşlı konuğumuzun her türlü bakım hizmeti sağlanıyor. Görevimizi layığı ile yerine getirmeye çalışıyoruz.
-Özel yaşamınızda vakit buldukça yurt dışına seyahatlerde bulunuyorsunuz. Kaç ülkeyi gezme fırsatınız oldu ve oralarda neler keşfettiniz?
Gezmeyi seviyorum. İş ya da vakit buldukça özel seyahatlerimde gittiğim yerlerin kültürünü görmeyi, insanları ile konuşmayı, şehrin olabildiğince farklı noktasına gidip oraları keşfetmeyi isterim. Şehrin ve kültürün endine özgü şeylerini almak beni çok mutlu eder. Bizim damak zevkimize uygun olan yiyeceklerinden tatmayı asla ihmal etmem. Uzak Doğu’ya iş sebebiyle seyahatlerim oluyor. Pasifikten başlayıp Japonya, Malezya, Vietnam, Filipinler, Hindistan gibi çok çeşitli ve değişik kültürleri olan ülkeleri gezme fırsatı yakaladım. Bunların dışında Orta Doğu, Güney Amerika ve Avrupa’da da birçok ülkeye gittim. Benim için iz bırakan en özel yerlerden biri ise Afrika’daydı. Afrika’da Malavi’yi hiç unutmuyorum. Akvaryum balıkları özellikle okyanus balığı dediğimiz renkli balıklar Malavi Gölü’nden çıkıyor. O renk cümbüşüne şahit olma fırsatım oldu. Bir de buna ilave olarak dünyada gördüğüm en parlak yıldızlar Afrika’daydı. Çünkü elektrik imkanı çok olmadığı için hiç ışık yok. Gece üzeri açık bir araçta seyahat ettiğimde gökyüzünün o görüntüsünden büyülenmiştim. Adeta samanyolunu izler gibiydim.
Dünyanın her noktası keşfedilmesi gereken bir yer. İmkanı olan herkesin zaman buldukça gezip farklı yerler görmesini tavsiye ederim.
Röportaj: Zehra Sadıç
+90 544 455 22 63














