Yıldız Holding Godiva’nın Belçika fabrikasını sattı!

Yıldız Holding Godiva’nın Belçika fabrikasını sattı!

Yıldız Holding, Godiva’nın, dört ülkedeki operasyon ve Belçika’daki fabrikasını MBK Partners’a satmak için bir anlaşma yaptığını duyurdu. Yıldız Holding, Godiva’nın global ölçekte marka sahibi olarak 100’den fazla pazardaki operasyonlarını yönetmeye devam edecek. Satış anlaşması Godiva’nın faaliyet gösterdiği 100’den fazla pazar içerisinden; Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda olmak üzere dört pazardaki perakende ve dağıtım operasyonlarını ve bu bölgelere ürün tedariki sağlayan Belçika’nın Brüksel kentindeki sadece üretim tesisinin satışını kapsıyor.

 

Jolly’denTürkiye’nin tanıtımına büyük destek

Jolly’den Türkiye’nin tanıtımına büyük destek

“Hadi Gidelim” sloganı ile bu yıla yenilenerek giren Jolly, kültür turlarına farkındalığı artırmak için yeni bir Türkiye tanıtım kampanyasına başladı. Türkiye’nin birçok noktasına düzenlediği tur sayısını da arttırarak, Türkiye’nin her noktasının gezilmeye ve keşfedilmeye değer olduğundan hareket eden Jolly, bu farkındalığa katkı sunmak amacıyla kültür turlarına özel bir kampanyaya imza attı.

Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar, “ Jolly olarak 33 yıldır, gönülden hizmet sunduğumuz turizm sektöründe, 2019 yılı hedefimiz Türkiye’nin sahip olduğu tüm güzellikleri daha geniş kitlelere tanıtabilmek. Kültür turlarını Jolly olarak bir sosyal sorumluluk projesi olarak ele alıyor ve Türk misafirlerimizi önce kendi değerlerimizi keşfetmeye davet ediyoruz. “ dedi.

 JOLLY OLARAK KÜLTÜR TURLARINI GELİŞTİRMEYİ MİSYON EDİNDİK

Kültür turlarına ticari kaygı gütmeden adım attıklarını ifade eden VARDAR, yıllar içerisinde ulaşan talep sonucu tur destinasyon sayısının hızla arttığını ve yüksek müşteri memnuniyetinin de 15 yıldır kültür alanına yapılan yatırımda kendilerini haklı çıkarttığını ifade etti. Seyahat acenteleri genelinde toplam 500.000 Türk misafirin kültür turlarından yana tercihini kullandığına değinen Mete VARDAR, sözlerini şöyle sürdürdü:

“ 2019 yılı itibariyle bu sayısının 1 milyon kişiyi aşabileceğine inanıyoruz. Jolly olarak kültürel değerlerimize sahip çıkmayı misyon edindik ve bu alandaki yatırımlarımıza da hız vereceğiz.  Amacımız kültür turlarının ne kadar önemli ve keyifli olduğunu göstermek. Çünkü Türkiye’nin sadece deniz, kum ve güneşinin güzel olmadığını bunun yanında tarihinin, doğasının ve kültürel mirasının da paha biçilmez olduğunu biliyoruz. Temel amacımız kültür turlarını geniş kitlelere duyurmak Türkiye’nin dört bir noktasında çok farklı, çok keyifli tatiller yapılabileceğini göstermek”.

Türkiye’de nüfusun yalnızca yüzde 10’unun seyahat ettiğine ve önemli bir turizm ülkesi olarak bu oranın oldukça düşük olduğuna değinen Vardar, önceliklerinin bunu arttırmak için çalışmak olduğunu da kaydetti. “Özellikle son 15 yıldır kültür turlarına başta Jolly olmak üzere yaptığımız yatırımların ve gösterdiğimiz önemin,  tüketici tarafında bir karşılık bulduğunu görüyoruz” diyen Vardar, önceden tatili deniz, kum, güneş olarak algılayıp yatıp dinlenmeyi tercih eden Türk insanının da artık keşfetme isteğinin yükseldiğini belirtti.

Vardar, “Türk insanı artık ülkesini, doğayı, bilgiyi ve en önemlisi kendini keşfetmek, farklı deneyimler tatmak istiyor. Fransa’da Louvre Müzesi’ni görmek istediği kadar Rize’de Ayder yaylasının havasını da koklamak istiyor. Avusturya’da Fındıkkıran balesini izlemek istediği kadar Fethiye’den Antalya’ya uzanan Likya Yolu’nda tarihe yürüyerek şahitlik etmek istiyor. Türkiye’nin her noktası tarih, müzik, el sanatları ve bin bir güzellik ile dolu. Kısacası Türk halkı yurtdışını keşfetmek için önce ülkesini keşfetmesi gerektiği noktasında yüksek bir farkındalığında sahip” dedi.

 

BÖLGE EKONOMİSİNE KATKI SAĞLIYOR

Türkiye’nin kültür turları için çok geniş bir kaynak sunduğunu dile getiren Vardar, “Türkiye bu noktada çok geniş ve güzel bir yelpazeye sahip. Kültür turları ile beraber insanlar hem yeni keşifler yapabiliyor hem yeni lezzetler, yeni deneyimler, yeni kurallar, görgüler, yeni ortamlar ve yeni insanlar tanıma fırsatı buluyor. Biz düzenlediğimiz bu kültür turları ile sadece ülkesini keşfetmek isteyen insanlara keyifli bir tatil yapma fırsatı sunmuş olmuyoruz, Türkiye’nin 80 iline yaptığımız bu organizasyonlarla ekonominin, ticaretin, oradaki gelenek göreneklerin devamlılığını sağlamak gibi çok önemli bir görevimiz de olduğunu düşünüyoruz. Örneğin Harran’lı bir misafirimiz 30 yıl önce İstanbul’ u ziyaret etmiş.  Kendisi Ayasofya’ yı ziyaret ettikten sonra ilham alarak, Harran’ a dönmüş ve evini Ayasofya’ nın mimarisinden esinlenerek inşa etmiş, bu sayede Harran Konuk Evi ortaya çıkmış. 33 senedir Jolly’ nin bölgeye düzenli tur gerçekleştirmesi ile ekonomik açılım sağlanmıştır. İşte böyle başarı hikayeleri ile motivasyonumuz artıyor ve Türkiye’yi 33 yıldır karış karış gezen bir turizm şirketi olarak bu çok özel destinasyon ve değerlerin yaşatılmasını daha çok kişi ile tanıştırılmasını kendimize misyon edinmiş olmanın haklı gururunu yaşıyoruz.” diye konuştu.

 

JOLLY KÜLTÜR TURLARI PAZAR PAYINI 2019’ DA YÜZDE 30’A ÇIKARTACAK

Kültür turlarının her yıl giderek büyüdüğünü belirten Vardar, “Bu yıl 2018’ de yüzde 20 olan kültür turları pazar payımızı yüzde 30’ a çıkartmayı hedefliyoruz. Deniz, kum, güneş tatilini tercih eden misafire kıyasla, kültür turu tercihi olan misafir hemen hemen yarı yarıya bir bütçe ile tur satın alabiliyor. Bugün GÖBEKLİTEPE gibi bir rota insanlık tarihinin ezberini bozmuş durumda. Dünyanın radarına giren bu değeri önce bizlerin sahiplenmesi gerektiğini düşünüyoruz. 200’ün üstünde tur programı, destinasyon üretiyoruz. Dolayısıyla deneyimleyecek daha çok yer var, deneyimleyecek daha çok tur var. Misafirlerimizin, insanlarımızın Türkiye’yi keşfetmelerini bekliyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

Hayalim Türkiye’nin Kokusu’nu hazırlamak…

İnsanlar; tutku ile bağlanabilecekleri işi yaparak hayatlarında bir yol çizerlerse mutlaka başarılı olurlar. Ben kendimi ruhen ve bedenen bu iş için yaratılmış gibi hissediyorum.

—-Sevgili eşim Doğan Gündoğdu;  Fiolas’ın marka yolculuğunda yanımda olan en büyük destekçim. Doğan beyi her yönüyle örnek alırım… O benim; hem rol modelim, hem ruh ikizim, hem diğer yarım.

—-Ruhlarımızın bedenimizle buluşmasını beklemeye gittik. Buradaki insanların ritmi çok yavaş… Yürüyüşleri, hareketleri her şey yavaş… Hiçbir şey bizdeki gibi telaş içinde yapılmıyor. Dinginlik her şeyin içinde var.  Bu çerçeveden bakınca; Phuket doğru bir tercih oldu.

—-Fuarlara katılıyorum. Bir Türk markası olarak hem ülkemi anlatıyorum. Hem de markamı tanıtıyorum.  Pazar araştırmaları yaptırıyorum.  En önemlisi de işimi bilerek ve konusunda uzman olan bir ekiple hayallerimi gerçeğe dönüştürüyorum.

Firmaların verdikleri kurumsal bilgileri inceleyip, hedef kitlelerine kadar araştırıp, satış potansiyelini artıracak çeşitlilikte imza koku yapıyoruz.

 

Hayalim Türkiye’nin Kokusu’nu hazırlamak…

Şahane bir kadın…  Mücadeleyi seviyor, sabırlı ve cesaretli…  Özel hayatındaki saygınlığını ve mesleğinde itibarını yüksek ihtimamla koruyarak, kendini sürekli geliştirerek uzmanlık alanında tutkuyla ilerliyor. Çocuklarını dünyaya getirdiğinde ara verdiği iş hayatına, “Fiolas” adını verdiği markasıyla dönen genç girişimci sevgili arkadaşım Fulya Gündoğdu bu ayki PAUSE City’s dergimizin kapak konuğu…  Altı yıldır emek verdiği markasına ait çalışmalarını, küresel boyutta sürdürmeyi hedefleyen kadın girişimci Fulya Gündoğdu; yaptığı işin bir tarafında mutlaka kadınlara ve çocuklara destek olmayı kurumsal sosyal sorumluluk prensibi gereği atlamıyor. Mücadeleden, seçtiği alanda tutkuyla çalışmaktan, iş etiğinden vazgeçmemiş özgüveni yüksek kadınların, evlerinden çıkıp, gerçek bir girişimci olarak ekonomiye katkı sağlayabileceğinin altını çiziyor. Bunları söylerken; insanların tutku ile bağlanacakları kokular üzerinde çalışmalarını sürdürdüğünü anlatıyor. Hatta hayalinde öyle bir koku var ki; işte o  “Türkiye’nin kokusu “ olarak ev kozmetiği sektöründe tüm dünyayı sarsın istiyor. Üzerinde  “Made in Turkey” yazan her şeyi çok önemsediğini bundan gurur duyuyor.   Sevgili Fulya ile yaptığımız söyleşide; İş hayatını, ailesini, markasını ve sömestr tatilinde gittiği Phuket seyahatini konuştuk…  Keyifle okumalar dileriz.

Bu macera nasıl başladı? Macera diyorum çünkü borsa, finans derken mesleğini kenara bırakıp, tutkunun yolunda ilerlemen cesaret gerektiren bir tercih diyebilir miyiz?

Kolay bir değişim değil ama yıllardır kendimi koku ve özellikle ev kozmetiği alanında tutku ile geliştirim. Güzel kokuyu çok seven bir insan olarak, sağlık açısından kokulu ortamlardan alerjik astım hassasiyetim sebebiyle uzak duruyordum.  Ancak; kendi evinizde uzak durabilirsiniz ama bu gün her yerde koku var.  Yolculuk yaptığınız araçtan, konaklama alanlarına kadar, bekleme alanlarından, çalışma mekânları, ev dışı tüketimin olduğu eğlence, dinlence, sağlık, eğitim ve benzeri alanların tamamında koku kullanılıyor.  İster istemez maruz kalıyorsunuz… Öyleyse; “ bu işe kafa yormalıyım” dedim ve işe giriştim.

 

İnsanlar; tutku ile bağlanabilecekleri işi yaparak hayatlarında bir yol çizerlerse mutlaka başarılı olurlar. Ben kendimi ruhen ve bedenen bu iş için yaratılmış gibi hissediyorum.  Sektör değiştirmek cesaret işi… Ancak; tutku varsa inanın cesaret sizi buluyor ve harekete geçiriyor zaten.  Bir de başıma iş açmayı seviyorum galiba…  Kendi kendime rahatlık vermeyen bir yapım var.

 

Başınıza iş açmak ne demek? Kendinize nasıl rahatlık vermiyorsunuz?

Değişime ve gelişime açık bir yapım var.  Var olandan farklı ne yapabilirim diye çok araştırım, düşünürüm. Örn. Öyle nitelikli bir iş oluşturmalıyım ki ilgi duyduğum bu konuda; geri dönüşümü olsun, organik olsun ama var olmayan bir yapıda olsun gibi hedeflerle yola çıkarım. Disiplinli ve çok çalışmayı severim. İş günü çalışırım hafta sonunda çalıştığım çok olur. Çocuklarım ve eşimle çokça hafta sonu Pazar günümü ofiste geçirdiğimi bilirim.  Oysaki insanların birçoğu tatil günlerini ayaklarını uzatıp dinlenmeyi ve veya keyfince eğlenceli etkinliklerle geçirmeyi tercih eder.. Doğal olanı da bu… Ama ben çalıştıkça daha da mutluluğu artan, çalışırken dinlenen bir yapıdayım. Belki de dinlenme şeklim böyle ki seviyorum..

 

En iddialı yanı nedir Fiolas’ ın?

Dünya koku devlerinin satın alma merkezleri Fransa ve İspanya’dan gelen alerjen içermeyen organik esans ham maddeleri, %100 doğal alkolle işlenerek ve el yapımı cam ambalajlarıyla ‘eco friendly’ niteliğiyle tüketiciye sunuyor olmamız diyebilirim. Kokuya olan ilgim ve merakım sonunda beni ciddi bir ekiple Ar-Ge çalışmaları noktasına taşıdı. Tamamı organik malzemelerden kendi üretimimiz olması…

 

Fiolas’ın anlamı ne? Ne satıyorsunuz? 

Markamızın adı; mitolojide “güç ve ışık anlamına geliyor”. Tamamı organik malzemelerden ürettiğimiz ev kozmetiği kapsamında; mum, diffuser, kolonya, oda spreyi ve pozitif enerji spreyinin yanı sıra, sıvı sabun ve kremi kapsayan kişisel bakım seti Fiolas’ın ana ürün grubunu oluşturuyor.

 

Fiolas ile başlayan marka yolculuğunuzda en büyük destek kimden geldi?

Sevgili eşim Doğan Gündoğdu…  O benim diğer yarım ve her konuda en büyük destekçim. Yoğun iş hayatı döneminde Doğan beyi her zaman hayranlıkla izledim. Yüksek sabrı, vazgeçmeyen sağlam karakteri,  iş hayatının farklı durumlarındaki tutum ve davranışları, ekibini yönetmesi, vefalı tutumu gibi pek çok yaşanana şahit oluyordum. Bu anlamda yaşadıklarım bana çok şey kattı. Ayrıca; Fiolas yolculuğumda eşim;  atacağım adımların sağlam olması için yoluma ışık tuttu. Markam; böylesine başarılı bir tecrübenin öğretileri ile kuruldu.  Bu sebepledir ki; hep ileriye bakıyorum. Ekip olarak da böyleyiz. Hayallerimizi gerçeğe dönüştürmek bizim ruhumuzdan bedenimize yaptıklarımıza taşınan motivasyon. Türkiye’ nin kokusunu üretmek hayali ile çalışmalar yapar bir noktaya geldim.  Eşime tüm kalbimle ve başarılarımla minnettarım.

 

Hayal kurmayı seviyorsunuz…

Hayaller olmadan insanlar nasıl düşüncelerini gerçeğe dönüştürebilir ki…

Hayal dünyanız ne kadar genişse, o kadar büyük bir istekle hayalinizi gerçeğe dönüştürüyorsunuz. Yani ben im yapım bu şekilde işliyor. Çocuklarıma da aşılıyorum. Hayalleri ne kadar büyük olursa çalışma istekleri de o kadar yoğun oluyor.

 

Ne güzel bir ailesiniz?… Ailenizden bahsederken gözleriniz ışık ışık oluyor.  Phuket seyahatinize de çocuklarla beraber ailece bir arada olmanız pozitif enerjinizi daha da güçlendirmiştir.

Aynen dediğiniz gibi… Karneler alındı. Güzel karnelere olabildiğince güzel ödüllendirmeler gerek. Bizim en güzel ödülümüz; zaman buldukça ailecek birlikte vakit geçirmek. Çocuklar; yoğun bir eğitim döneminin ilk ara tatilindeler. Çocuk deyip geçemiyorum çok ciddi mesai harcıyorlar. Okul sonrası ve hafta sonları eğitimleri oluyor.  Ev çalışmaları veya tekrarları yoğun geçiyor…  Tatil dönemi bizim için berber olmak, birbirimize uzun uzun vakit ayırmak ve ailecek aktiviteler yapmak, enerji depolamak için keyifli bir fırsat.

 

Neler yaptınız, nasıl geçti?

Bisiklet sürdük, yeşilin kaç tonu vardı sayamadığım muhteşem bir doğa ortamında yürüyüşler yaptık. Çocuklarımın deyimiyle çiçek ve koku araştırması yaptık. Eşim yoğun çalıştığı dönemlerde veya şimdi çocuklarla vakit geçirmeye hep özen gösterir. Bizleri hiç ihmal etmez. Sevgisini hep çok yoğun hissederiz. Bu konuda çok şanslıyız. Böyle okul tatillerinin olduğu, bir arada geçirdiğimiz zamanlarımız ise ailece en kıymetli zamanlarımız.

 

Phuket’e gitmenizin özel bir sebebi var mı?

Ruhlarımızın bedenimizle buluşmasını beklemeye gittik. Buradaki insanların ritmi çok yavaş… Yürüyüşleri, hareketleri her şey yavaş… Hiçbir şey bizdeki gibi telaş içinde yapılmıyor. Ruhumuz çok geride kalırken, beyin beden kilometrelerce ileriden koşuyor. Günümüz insanın en büyük derdi bu… Doğal olarak burada bir dinginlik var…  Bu bakımdan Phuket; bizim için doğru bir duraklama yeri oldu.

 

Bildiğim kadarıyla Fiolas markasının ambalajlarından, tasarımlarına, sunumundan satış pazarlamasına kadar her yerindesin?

Doğru, işimin her aşamasında varım. Yurtiçi ve yurtdışında kurslara katıldım. Okuyorum, seminerlere katılıyorum, Fransa’da, İtalya’da, İsviçre’de konun uzmanlarıyla görüşüyorum.  Fuarlara katılıyorum. Bir Türk markası olarak hem ülkemi anlatıyorum. Hem de markamı tanıtıyorum. Araştırıyorum, inceliyorum. Pazar araştırmaları yaptırıyorum. Her şeyi nabız yoklaması ile sürdürüyorum. En önemlisi de işimi bilerek ve konusunda uzman olan bir ekiple hayata geçiriyorum. O zaman da durum öyle bir hal alıyor ki; firmaların hedef kitlesine kadar araştırıp, satış potansiyelini artıracak çeşitlilikte imza koku yapıyoruz.

 

En iddialı hayaliniz nedir diye sorsam?

Sınırları aşıp Türk kokusunu dünyaya yaymak, “bunu yapabilir miyim” diye hayalini kurmak, inançla ve istekle bu konu için vakit ayırıp Ar- GE’sini emek vermek. Her gün üretmek duygusunun verdiği  umutla güne başlamak, heyecan duyarak çalışmak; ekibimi, ailemi çocuklarımı bile heyecanlandırmak kendimi iyi hissettiriyor. Özellikle bir ülkenin kimliğini taşıyabilecek ağırlıkta bir marka olması için zaman tüketmek, Türkiye’nin kültüründen ve doğasından ilham alarak ev kozmetiğinde “ Türkiye’nin Kokusunu” hazırlamak bugüne kadar ki en iddialı hayalim.  Bu kokunun tüm dünyada made in Turkey olarak tanındığını görmek gibi değerleri çok önemsiyorum. Neden olmasın? Ülkemizin bu sektörde dünya markası çıkarabilecek teknoloji ve insan kaynağı mevcut.  Niye üretmeyelim?… Neden dünyanın ilk beş yüz markası içinde olmayalım? Üretmek ekonomiye güç katar. Ben bir kadın girişimci olarak her fırsatta dile getiriyorum; bizim kadınlarımızın ruhunda çalışkanlık, dayanıklılık var. Evlerinde veya evlerinden çıkarak, ne yapabiliyorlarsa o konuda ilerlesinler.  Dünyada kadın nüfus oranın geçtiğini hep duyarım. Düşüne biliyor musunuz bu rakamın yarısı iş dünyasına dahil olduğunda ülkemizde oluşabilecek dayanışmanın gücünü? Böyle bir şeyin hayalini düşünmek bile insanı nasıl güzel heyecanlandırıyor…

 

Bu tip ürünler üreten başka markalar yok mu?  Markanız için sizce günümüzdeki en büyük tehlike nedir?

Elbette var. Olmalıdır da… Ama benim markam gibi tamamen organik olmaya odaklanmış, sadece ürün sunmakla kalmayıp, bu işi bir “koku dünyasına” dönüştürmüş olabilme konusunda tekiz.  Ciddi bir yaşam tarzı yerleştirme tasarımı yapıyoruz. Farkındalık oluşturuyoruz.  Biz öylesine tutkuyla yapıyoruz ki bu işi; gelecek dönemde “koku” tutkusunun eğitimlerini, psikolojik faydalarını, Filos kullanıcısı ve ya kullanıcı adayı olarak gördüğümüz kurum ve kuruluşların kullanıcılarına, iç ve dış müşterilerine anlatmayı ajandamıza aldık. Koku merakı olanlar, gelişime ve değişime destekleyecek sürprizlerimizi beklesinler.   Diğer soruya gelince; bana göre günümüzün en büyük tehlikesi bir markanın “ imaj tehdidine” yenik düşmesidir. Fiolas bu tehdide yenik düşmeden, modern ve özgün adımlarla yoluna devam ediyor olması, çağımızın markalar açısından en büyük tehdide karşı galip gelme başarısıdır.

 

Türk kokusu… Bir markanın DNA’sında ülkesinin yer alması zengin bir içerik sağladığı kadar, doğru kimlik yaratmayı zorlaştırabilir de aslında… Bunu nasıl hazırlamayı düşünüyorsunuz?

Her zaman ülkemin kendi özelliklerini daha fazla öne çıkarmamız  gerektiğini düşünürüm. Osmanlı’dan günümüze, temizlik, güzellik, güzel koku sürme, alanlarda kullanma günümüze kadar gelen toplumsal özelliklerimizdir. Fiolas’ın modern ve özgün bir marka olması kolaylık sağlıyor. Çünkü imaj tehdidinden etkilenmiyoruz.  Bu sebeple; ürünlerin kalitesi, kendilerine özgün tasarımı ve işlevsellik, üzerinde durduğumuz en önemli unsurlar oluyor. Örneğin mumlarımız…  Yaktığınızda çırasının çıkardığı çıtır çıtır sesler bir şöminenin yanındaymış gibi kendinizi hissetmenizi sağlayabiliyor. Mum tamamen yanıp eridiği zaman krem olarak kullanabiliyorsunuz. Bu sevdiğiniz bir kokunun daha uzun süreli sizinle birlikte kalması demek. Tıpkı kurumsal bir kimlik gibi kokunun da kimliği vardır. Onu doğru belirleyecek şekilde ürün guruplarımızı hazırlıyoruz. Bir Türk markasının ve Türk ürünlerinin çok farklı uluslar tarafından kullanılarak dünyaya yayılmasını hayal ettim, hedefledim… “Made in Turkey’ etiketi benim için çok değerli, bizim için çok önemli. Markamızın ürünleri; her zaman yaşadığımız coğrafyanın içinden seçtiğimiz detayları kendi beğenilerimizi, zevkimiz doğrultusunda rafine ederek günümüze uyarlamamızın sunumu olmuştur.

 

Mumlar eridiğinde krem olarak kullanılabiliyor dediniz. Nasıl bir şey anlatır mısınız?

Yaptığımız iş müşteri odaklı… Ancak; bizim için eş değer bir odağımız daha var. O da kurumsal sosyal sorumluluk çalışması olarak gördüğümüz tercihlerimizin olması. Hazırladığımız mumların krem haline dönüşebilmesi için satın aldığımız ham madde sayesinde dünya genelinde kimsesiz çocukların eğitimine katkıda bulunmanın yanı sıra, kadınlara da istihdam sağlıyoruz. Çırayı aldığımız uluslararası firma, tarımı desteklemek adına çiftçiye yardım ediyor ve yılda 10 bin ağaç dikiyor. Bunu yıllık cirosunun yüzde 10’uyla hayata geçiriyor. Sosyal sorumluluk anlamında markamız için önemli bir tutum. Mumların eridiğinde krem haline dönüşmesi, haliyle ürünümüzü daha fonksiyonel kılıyor.

 

Girişimcilik ruhu işte böyle bir şey sanırım?

Evet… Kendi kendinizi rahat bırakmayan bir yapınız varsa aslında girişimci bir ruha sahipsiniz bir an önce bunun fakına varmak önemli. Özellikle kadınların iş hayatına daha fazla katılımı ekonomimiz için gereklilik. Düşünün iş gücüne neredeyse toplumun yarıdan fazlasının katkısı… Bütün bu süreçlerdeki öğrenimlerim; düşüncelerim, hayallerim ve en önemlisi de “ heyecan ve inancım” insanın girişimci tarafını harekete geçiren çok önemli duygular. Eğer doğru işi, doğru insanlarla yapıyorsanız   yolunuzun çok açık ve uzun olacağı artık küresel bir gerçek. Hedeflerimizi ekibimle birlikte koyduk, birlikte büyütüyoruz.

 

Nasıl bir iş insanısınız?

Dinlemeyi ve hızlı karar almayı seviyorum. İş hayatında ileriye bakmayı seviyorum. İnsanız… Hata yapabiliriz. Hatanın olabileceğine inanırız ama tekrarını yaşamak istemem. Kabul etmem. Bunu hiç sevmem.  Açık konuşmaktan yanayım her zaman, profesyonel bir iş yapıyoruz sonuçta. Herkesi olduğu gibi kabul edip mesafemi de buna göre ayarlarım. Bir işi yaparken de; gerek kişisel gerek marka boyutunda nasıl bir etki ve fayda yarattığımıza çok dikkat ederim. Ortaya çıkan sonuca ne anlam ifade ettiğini çok ciddi önemserim. Notumu alırım. Bunlar Eşim Doğan beyden edindiğim, iş hayatımda beni başarıya taşıyan öğretiler

 

Modayı takip eder misiniz? Kişisel olarak moda ile aranız nasıl? Kendi modanızı kendiniz mi tasarlarsınız?

Modayı takip ederim ama kendi seçtiğim kıyafetlerin içinde kendimi hissetmek benim için önemli. kişisel tarzımı, beğenilerimi, tavrımı tamamlamalı. Böyle olunca zaten kendi tarzım var olan modayla örtüşebiliyor da, hiç alakasız ama çok beğenilen, övgü toplayan bir hal de alabiliyor.

 

Beslenmenize dikkat ediyor musunuz?

Elbette…  Ailecek sağlıklı beslenmeye, sağlıklı yaşamaya özen gösteriyoruz. Her sabah düzenli yürürüm. Açık havada yürüyüş vaz geçilmez tutkum. Fırsat buldukça çocuklarla doğa yürüyüşleri yapıyoruz.  Phuket’te her sabah ailecek bu keyfimizi de yaptık.

 

Rol modeliniz var mı?

Eşim…  Doğan Gündoğdu… Dürüst, sevgi dolu ve tam bir ev insanı, iş insanı, aile babası, arkadaş, dost, sevgili… Her yönüyle örnek alırım kendisini… Hem rol modelim, hem ruh ikizim, hem diğer yarım.

 

Süper gücünüz olsaydı ne yapardınız?                                                                             

Öncelikle insanlara ama en çok da kadınlara; mücadeleden, seçtiği alanda tutkuyla çalışmaktan, iş etiğinden vazgeçmemiş özgüveni yüksek kadınların, evlerinden çıkıp, gerçek bir girişimci olarak ekonomiye katkı sağlayabileceklerini anlatmak isterdim. Düşünsenize neredeyse toplumun yarıdan bile fazlası… Nasıl güzel bir güç birliği ve kadın erkek dayanışması olurdu.

 

Sizce başarının sırrı nedir?                                                                                                                              

İnanmak. Hayal etmek. İnandığın hedefe doğru prensipli bir şekilde kendini geliştirerek yol almak.   Takım arkadaşlarını doğru seçmek.

 

Lüksün merkezi Courchevel

 

 

Lüksün merkezi Courchevel

Kayak tatili denilince ilk akla gelen, Türk ve dünya sosyetesinin en çok rağbet ettiği Courchevel, biraz yakından tanıyalım.

Courchevel, dünya standartlarında bir kayak merkezi ve 600km uzunluğundaki pistlere erişebileceğiniz ünlü Three Valleys kayak bölgesinin bir parçası. Lüksün gerçekten lüks olduğu bir yer. Courchevel, mükemmel bakımlı pistlerden ve modern asansörlerden, Michelin yıldızlı restorana, seçkin otel ve dağ evlerine ve şık butiklere kadar en üst düzeyde.

 

Dağ köyünden, turizm merkezine uzanan yol;

Kayak merkezi olarak gelişmesinden önce, Courchevel küçük koyun çiftçilerinden oluşan minik bir dağ köyüydü. 1942’de Fransız Turizm Komisyonu, ‘süper kayak merkezi’ yaratmaya kara verdi. Yüksek irtifada devasa bir uyumlu kayak alanı yaratmak istediler ve bu proje için Courchevel’i seçtiler. Courchevel altiport inşaatı 1961’de başladı ve kayak alanı 1973’te Val Thorens ve Meribel’e bağlandı. Parisien seti. Bu, daha sonra zengin ve ünlülerin yeni bir dalgasını çeken daha lüks otel ve dağ evlerinin eklenmesine yol açtı. Ve bu dünyada tanınmasına ve popüler olmasına neden oldu.

 

Kaliteli kar;

Kayak alanlarının popüler olması gelen konuklardan değil, iyi birer piste sahip olduğundandır. Courchevel size tertemiz tımar edilmiş harika geniş ve yumuşak pistler sunar. Pistlerin birçoğu güzel ormanların içinden ve adrenalin yaşayacağınız yamaçlardan geçiyor. Kar, tartışılmayacak kadar kaliteli.

 

Courchevel 5 köye bölünüyor;

Poüler Courchevel (1850) ‘nin cazibesi veya Le Praz’ın daha rustik bir cazibesi siz etkileyebilir yada dağın aşağısında seçim yapabilirsiniz. Küçük gruplar için Courchevel Moriond’daki canlı gece hayatı popüler bir seçenektir. Uygun fiyat ve konaklama imkanı sunan Courchevel Village ilginizi çekebilir. La Tania, trafiğe kapalı ve aileler için mükemmel bir tatil bölgesi. Tercih sizin.

 

Courchevel’de kayak;

Dünyanın en büyük kayak alanı…  Courchevel, herkese hitap eden gerçekten evrensel bir tesistir. Dağda, yeni başlayanlar, orta dereceli ve gelişmiş kayakçıları memnun etmek için çok çeşitli pistler bulacaksınız. Courchevel, 1350m ila 2738m rakım ve 150km pist arasında değişen kayak alanlarına erişim sağlayan 52 teleferik bölgesindedir.

Kayak alanı, birbirine bağlı üç ana kayak alanına bölünebilir. La Tania, tesisin yukarısındaki ağaçlarla kaplı güzel parkurlara sahiptir ve Meribel ile Three Valleys’e kolay erişime sahiptir. Courchevel (1850) uzun parkur sizi bekliyor. Courchevel Moriond hoş bir ara pist seçkisine sahip. Modern telesiyej sistemi, tüm Three Valleys kayak alanını keşfetmeyi daha da kolaylaştırıyor. İlk defa gidenler otelden çıkmadan önce pistleri anlatan haritalardan temin etsinler.

 

Courchevel gezilecek yerler;

Courchevel’in güzel bakımlı pistler dışında size sunabileceği daha çok şey var. Aquamotion merkezi, yamaçlarda geçen bir günün ardından veya kayakçı ve aileler için gevşemek için harika bir yerdir. Yaz ve kış aylarında açıktır ve vahşi bir nehir, saunalar, sörf alanı ve açık ve kapalı havuzlar içerir. Tesisteki diğer olanaklardan sadece bazıları bowling salonu, buz pateni pisti, sinema (İngilizce filmleri gösteren) ve bir kapalı tırmanma duvarı mevcut.  Aileler ve arkadaşlar, Courchevel Köyü’ne doğru koşan Luge kızağının heyecanının tadını çıkarabilir veya nefes kesici manzarayı izlemek için rahatlatıcı bir atlı kızak yolculuğu yapabilir.

Courchevel yazında popüler;

Courchevel ayrıca yaz boyunca popüler bir destinasyondur ve konukları eğlendirecek çok şey var. Courchevel’i kış tatili yeri olarak konumlandırıyoruz. Oysaki Courchevel, yazında çok keyifli bir tatil beldesi. Courchevel’de yürüyüş, tırmanma ve dağ bisikletinin yanı sıra tesiste 9 delikli bir golf sahası mevcut. Ziyaretçiler ayrıca sadece kanyon, rafting, yamaç paraşütü ve paintball gibi etkinliklere katılabilir. Tatilinizi daha yavaş bir hızda geçirmeyi tercih ediyorsanız,  Michelin yıldızlı şeflerden aşçılık kursları alabilirsiniz.

 

Courchevel restoranları;

Courchevel’deki restoranlar sadece yemek yemek için mükemmel bir yer değil, aynı zamanda mükemmel bir kaliteye sahip restoranlar. Michelin yıldızlı restoranları ile meşhur Courchevel’de hangi restoranlar var? Üç yıldızlı Le 1947 restoranı en bilenenler arasında. Le Praz ve La Tania’nın her biri tek yıldızlı Michelin restoranına sahiptir. Tabii ki diğer lezzetler de var. İtalyan ve burger mekânları gibi… Savoyard restoranları (fondü!) Birkaç tanınmış Asya restoranı da mevcut. Koori, Le Tigrr ve Le Grand Cafe, Courchevel topları arasında. Öğle yemeği molası için geleneksel La Cave des Creux’u ya da daha modern ve canlı bir şeyler için Le Cap Horn’u seçe bilirisiniz.

Courchevel gece hayatı;

Courchevel 1850m’deki gece hayatı. Barların çoğunu lüks otellerin içinde bulunuyor. Courchevel Moriond hava karardıktan sonra Courchevel’in resmi olmayan merkezi haline geldi. Après grupları, rustik Fransız barları ve dans pistini erken saatlere kadar dolduran DJ’lerle her zevke uygun geniş bir bar yelpazesi bulacaksınız. Le Praz ve La Tania, tatiliniz boyunca sizi kolayca görmesi gereken kendi gece hayatı seçkisine sahip. Diğer tatil yerlerindeki birinde gece hayatını keşfetmek istiyorsanız, kış mevsiminde sabah saat 2’ye kadar köyler arasında giden ücretsiz bir servis otobüsü vardır.

Courchevel’de nerede kalınır?

Her biri kendi karakterine sahip beş ana köyden oluşan Courchevel’de konaklama seçenekleri her bütçeye göre var.

Courchevel (1850m) en pahalı kısımdır. Burası lüks otelleri ve özel yamaç tarafındaki dağ evlerini bulabileceğiniz yerdir. Aynı zamanda en büyük köydür ve en geniş mağaza ve restoran seçeneklerine sahiptir. Courchevel’de gece hayatı biraz sınırlıdır, barların çoğu lüks otellerde bulunur ve gece baykuşları için havalı kulüpler vardır.

 

Courchevel Moriond (1650m) orta sınıf konaklama birimleri, hareketli bir kayak sahnesi ve gece yarısı partileri ile hareketli bir köydür. Üç Vadi’nin en solunda yer alır, bu nedenle Meribel ve Val Thorens kayak bölgelerine kayak yapmanız biraz daha uzun sürer. Pistlerin dibinde yeni otel ve dağ evleri açıldıkça, Moriond her sezon daha da gelişiyor.

 

Courchevel Village (1550m) orta sınıf konaklama birimlerine göre daha uygun fiyatlı bir seçenektir. Diğer köylerden çok daha sessiz ve konaklama çoğunlukla daireler ve dağ evleri. Yüksek hızlı asansörler ve 19: 30’a kadar çalışan bir baloncukla doğrudan bağlanan 1850’ye bağlı olarak, Courchevel’in sunduğu en yüksek fiyatı ödemek zorunda kalmadan zevk alabilirsiniz.

 

Courchevel Le Praz (1350m), çok sayıda daimi ikamet sahibine sahiptir ve komşu köylere kıyasla en çok gerçek bir Alp köyü gibi hisseder. Son yıllarda lüks dağ evlerinin açıldığını ve yepyeni bir spor merkezinin inşasını gördük. Courchevel’in kayak eğitmenlerinin çoğunun yaşadığı yer burasıdır, ayrıca canlı bir gece hayatı sahnesi ve bazı mükemmel restoranlar bulacaksınız.

 

La Tania, 1992 Albertville Kış Olimpiyatları için inşa edildi. Aile pazarına hizmet vermek için biliniyor ve dağ evi şirketleri, burada çocuk bakım ptatili için seçilen bir bölge. Her zamanki popüler Folyer’ler de dahil olmak üzere her seviyedeki insanlara uyacak şekilde yapılan çeşitli tesislerle karışık bir yetenek grubu için mükemmel bir üstür. Courchevel’in uzak tarafındaki konumundan dolayı Üç Vadi’deki diğer tatil yerlerine La Tania’dan kolayca ulaşılabilir.

 

 

Courchevel şehrine seyahat;

Three Valleys için en uygun havaalanı 109 km (1/4 saat) uzaklıkta bulunan Chambery’dir . Buradan, sizi tesise götürmek için seçebileceğiniz çeşitli ulaşım yöntemlerine sahipsiniz. Chambéry’e uçuş alamıyorsanız, bir sonraki en iyi seçenek Grenoble  (2 saat),  Lyon  (2 saat) veya  Cenevre  (3 saat) – tüm bu havaalanları belli başlı havayollarına hizmet veriyor. Tabii ki Courchevel’in özel uçak veya helikopterle gelenler için kendi Altiportu da var.

Pause “20 Soruda Ben” Aslı Mavitan

Pause City’s 20 Soruda Ben; Aslı Mavitan

 

1-Savurganlık yaptığınız olur mu? Hayatınızda havalı gösterişli ama “bu benim ilk savurganlığım” diyebileceğiniz ne var?

Kendimi bildim bileli savurgan olmadım. Savurgan bir insan değilim

2-Kendinle yüzleşir misin?

Evet kendimle yüzleşirim. Çoğu insan gibi bende dönem dönem kendimle yüzleşir, kendi kendime kritikler yaparım.

3-Keşke yapsaydım dediğiniz oldu mu? Ne için düşündünüz?

Yapmasaydım dediğim bazı şeyler var ama yapsaydım dediğim bir şey yok.

 

4-İnsanlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığınızı düşünüyorsunuz?

Arkadaşlarım, dostlarım beni samimi ve doğal bulur. İnsanlar üzerinde iyi bir etki bıraktığımı düşünüyorum. Yaklaşımlarından anlıyorum.

 

5-Size bile garip gelen bir huyunuz var mı?

Her insanın bir huyu var tabi ki. Benimde var. Garip bir huyum yok. Biraz inatçıyım o kadar.

 

6-Neyi romantik bulursunuz?

Ben pek romantik değilimdir. İçtenliği ve samimiyeti hissetmek benim için yeterli.

 

7-En çok neyi harcıyorsunuz: giysi, parfüm veya başka herhangi bir şey?

Kozmetik , mum, yemek ve içme bunların hepsini fazlasıyla harcadığımı düşünüyorum.

 

8-En büyük, en tuhaf korkunuz nedir?

Haşere türü böceklerden çok korkarım . En fazla korktuğum bir diğer şey elden ayaktan düşmek. Birine bağımlı yaşamak… Düşünmek bile istemediğim bir korku bu.

9-Sınırsızca yaptığınız bir şey var mı?

Bunun için tek bir şey söylemek yeterli diye düşünüyorum; “her şey dozunda güzel”

 

10-Ünlü biri olmak sizce nasıl bir durum?

Buna şöyle yada böyle diye cevap vermeyi çok isterdim ama ben o kadar ünlü biri değilim.  Sorunuz yanıtsız kaldı.

 

11-Ünlülerin etkileyici olduğuna inanıyor musunuz?

Etki kime göre, neye göre… Mutlaka bir etkileri var.

 

12-Aksanını iyi bildiğiniz başka hangi dilde konuşuyorsunuz?

Aksanımın iyi olduğuna inandığım dil İngilizce.

 

13-Hayatta yedek planlarınız var mıdır?

Hayır. Benim yedek planlarım yoktur. Çünkü uzun vadeli planlar yapmam ben.

 

14-Şuan da sizinle ilgili; benim ve hiç kimsenin bilmediğim bir şeyi bana söyleyebilir misiniz?

Düşünüyorum. Hayır, söyleyebileceğimi sanmıyorum.

 

15- Süper gücünüz olsaydı ne yapmak isterdiniz?

Eğer süper güçlerim olsaydı, kesinlikle zihin okuyabilmeyi çok isterdim. Düşünsenize böyle bir gücünüz olduğunu…

 

16-Kahramanlarınız var mıdır?

Hayır. Kahramanım yada kahramanlarım yoktur. Hiç olmadı.

 

17-Hayattaki altın kuralınız nedir?

Benim altın kuralım “sadakat” olmuştur.

 

18-Yemek yapar mısınız? Yapabildiğiniz en güzel yemek nedir?

Çok yemek yapma fırsatım olmuyor ama elim lezzetlidir. Her yaptığım yemek lezzetlidir

 

19-Hangi şehri sever ve yaşamak istersiniz? Ve neden?

İstanbul’dan başka bir şehirde yaşamak istemem. Ne onla ne onsuz!

 

20-En sevdiğiniz yâda maceralı tatili nerede geçirdiniz?

Birçok yer var tabi…  Bende güzel anılar bırakan ama bence en maceralı olanı Amsterdam tatilimdi

Barlas Günebak, “Türkiye’nin ilk ve tek Omakese şefiyim”

“Türkiye’nin ilk ve tek Omakese şefiyim”

 Pause  Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef’in bu ayki konuğu Barlas Günebak. Genç ve başarılı şef Barlas ile kariyerini ve gastronomi yolculuğunu konuştuk. Keyifle okumalar.

 —Barlas Şef, okuyucularımıza kendini tanıtır mısın?

 1983 Mersin doğumluyum. Yemek yapmakla ilk etkileşimim ailede başladı. Şu anda Healthish’in şefliğini yapan abimle ben çocukluğumuz boyunca annemize mutfak konusunda yardım ettik. Farkına varmadan kendi kariyerimizi çocukken belirlemişiz. İlerleyen zamanlarda abimin aşçı olarak kariyer yapması, benimde bu mesleğe adım atmamda vesile oldu.

—Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

 2003 yılı yaz ayında Antalya’daki Martı Myra Otel’de komi şef olarak başladım. Üçüncü haftasında sushi ile ilk tanıştım. Japon mutfağının çok artisan bir iş olup daha sanatsal gelmesi beni çok etkilemişti. Kesinlikle yapmak istediğim işin bu olduğuna karar verdim.

2003 yılı sonlarına doğru japon mutfağı ile başladığım Çırağan Sarayının içindeki Japon restoranı Benihana kariyerim gerçek başlangıcı. İki sene burada çalıştıktan sonra Japon şefin referansıyla Itsumi’de sushi şefi olarak kariyerime devam ettim. 6 yıl boyunca hem sıcak mutfak hem de sushi barda yoğun şekilde çalıştım. Amerika’dan gelen Japon şef Okita san ile beraber İoki’nin açılışında yer aldım. Orada bireysel mönü denemelerim ile kendimi kanıtlama fırsatım oldu. Burada misafirim olan iş adamı Aycan Akdağ ile yollarımızın kesişmesiyle İnari’nin temelleri atıldı. 2012 yılından bu yana Kuruçeşme’de faaliyetlerini sürdüren İnari, ikinci şubesini de Vadistanbul’da açtı.

—Sushi konusunda sushi master olan pek Türk yok hatta genelde Japonların sahiplendiği bir mertebe. Sen bu konuda inanılmaz lezzetlere lezizlik seviyelerine taşıdığını kendi reçetelerinde dahil olmak üzere üst bir dereceye ulaştın. Bu nasıl bir disiplin?

Evet, şu anda Japon ve daha çok Asyalı şeflerinin tercih ettiği bir mutfak… Çünkü öncelikle bir işte ustalaşmak için onu gerçekten çok sevmeniz ve yaptığınız işe saygı duymak gerekir. Ben bu mesleğe başladığım zamanlarda sushi ve Japon mutfağı çok tercih edilen bir mutfak değildi. Maalesef çalışanlar sadece para kazanmak için tercih ediyorlardı. Benim artım severek hatta aşk ile yapmam. İşkolik olmam ve yeni bir şeyler yaratmamdır. Bu mutfağı geliştirme arzum ile farklı tatlar yaratmam beraberinde geliyor.

Gerçek Japon sushisi veya Avrupaya ABD ye uyarlanmış sushiler derken acaba sushinin Türklere uyarlanmışı varmı dır?

Aslında mutfaklar yapıldıkları ülkelerin damak tadına ve malzeme durumlarına göre üzerinde oynanma ve değişiklikler gösterme durumundadırlar. Türkleşme benim görüşümce daha avrupa hatta Amerikan sushisi dediğimiz pişmiş ve soslu ya da mayonezli sushiler olarak görülmektedir. ilk olarak benim başlattığım lokal balıkları kullanarak yaratılan sushiler bunlara örnek gösterilebilir.

Gerçek sushi ustası değerlendirmek için sashimi çok önemlidir ama nigiri gerçek bir ustalık gerektirir şu anda ülkemizde yapabilen sayısı bir elin parmağını geçtiğini düşünmüyorum bu sebeple gerçek masterlık nigiri ile belli olur.

—Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir methodoloji verir misin? Aslında artık sende orta yaşa doğru adım atıyorsun?

Genç şefler ilk olarak çok sevdikleri mutfağa yönelmeleri tavsiye ederim.  İtalyan ise İtalyan, Çin ise Çin hangisinde ustalaşmak istiyorlarsa ona yönelmeleri ve iş ahlakına ve disiplinine sahip olmaları onların gelişimi için en önemli… Açık fikirli olsunlar, ben oldum demesinler ve güzel lezzetli yemek yesinler denemeye açık olup, damaklarını güçlendirmek için bol bol farklı lezzetleri tatsınlar.

—İnari’de tekel olan bir lezzet var mı? Varsa hangisi?

İnari’de klasikleşmiş lezzetler dışında mönüde benim reçetelerim mevcut. Ama benim için çok ayrı yeri olan bir lezzet var ki oda tam bir fusion sushi olan “Foie Gras” ızgara kaz ciğerli sushim. Tabi İnari’ye gelenlerin mutlaka yediği Kirohana Roll ve Corn Kagiage benim klasiklerim arasında.

—Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor? İlham nereden hangi an çıkıyor?

Yaratma süreci şöyle gelişiyor. Herhangi bir zamanda yolda yürürken gördüğüm bir nesneden yada gittim bir sanat galerisinden. Resimden veya yediğim başka bir tabaktan. Daha doğrusu doğadan ve ruh halimden… Çünkü doğaçlama sushi yapan bir sushi master olduğum için anlık lezzetler yaratabiliyorum. Bu sebeple ilk ve tek omakese şefiyim.

 

İç huzurumu yakalayıp bu dünyadaki yolculuğumun tadını çıkarmak istiyordum…

İç huzurumu yakalayıp bu dünyadaki yolculuğumun tadını çıkarmak istiyordum…

 

Haber spikeri, Tv. programcısı, sunucu, tiyatro oyuncusu, eğitimci ve kitap yazarı… On parmağında on marifet ekranların bayan kahkahası sevgili dostum Saba Tümer; Pause City’s derginin bu ay ki söyleşi konuklarından. “21 Günde Mutluluk” kitabını, hayatını, yaşam tarzını ve bir çok formülü konuştuk. Keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.

 

—Yapmam gereken şey hedef değiştirmekti. Ben de değiştirdim. Bir de içimdeki cevheri, kendimi biliyordum ama birinin de keşfetmesi lazımdı. Nitekim o gün de geldi.

—Bana  “haber sunmak senin için leblebi yemek gibi bir şey başka bir şey yapman lazım geliyor” denilerek gelindi.  Ben inanamadım. Çünkü içimdekini gören bir ben değilmişim. Ondan sonra oturup plan yapmaya başladım.

—Sonuçta hayatın planına geliyor insan. Teslim olmaktan başka bir şey kalmıyor. O zaman da her şey beraberinde geliyor aslında…

—Hayat benden ne bekliyorsa, onu hayata vermeye çalışıyorum. Onun için onu yapacağım, bunu yapacağım diye plan yapmıyorum. Kitap yazmak gibi de bir planım yoktu.

—Hayat benim için plan yapmış. Benim tek yapmam gereken şey, o  hazır planın ne olduğunu anlayıp. O yolda ilerlemek…  Aslında hepimiz için de aynı…

—-Baktım ki eskisi gibi kahkaha atamaz oldum. Kahkaha benim içimden gelen bir şeydi ve bitti. Bir problem vardı bende… “Ne oluyorum ben” diye düşünmeye başladım. Acaba “ben” mutlu mu değilim? Niye mutlu değilim? Bütün bunların arayışları ile başladı her şey.. Benliğimin derinlerde hissedebileceğim, daha kalıcı bir mutluluğun arayışına girdim. Bu arayış içinde deneyimlediğim ve işe yarayan yol ve yöntemleri, süreçleri, süreçler içinde aldığım notları paylaştım. Kitapta bütün bunları anlattım.

—Özel hayatımda yanımdaki kişiyle gündeme gelme ihtiyacım hiç bir zaman olmadı. Ben bana yettim hep.

—Ben affetmenin gücüne çok inanıyorum. Çok güzel bir şey affetmek, affedebilmek. Hem insanoğlu kim ki affetmesin…

P: Sürekli değişen bir kariyere sahipsin… Dönemin en prestijli “haber kanalında” haber sipikerliği. Ciddi bir ortam  Sonra tv programı “bayan kahkaha” ile çok farklı bir Saba Tümer…  Ve kitap…  On parmağında on marifet…  Nasıl oldu bu dönüşüm?

S: Türkiye’nin en prestijli haber kanalında mesleğimi yaparken, en büyük hedefim ana haber sunmaktı. Bir türlü ana habere çıkartılmadım. İyi olmadığım için değil. Çıkartılmadığım için, ben o hedefime ulaşamadım. Önüme taş konulduğu için ana haber sunamadım. Yapmam gereken şey hedef değiştirmekti. Ben de değiştirdim. Bir de içimdeki cevheri, kendimi biliyordum ama birinin de keşfetmesi lazımdı. Nitekim o gün de geldi.

 

Bana  “haber sunmak senin için leblebi yemek gibi bir şey başka bir şey yapman lazım geliyor” denilerek gelindi.  Ben inanamadım. Çünkü içimdekini gören bir ben değilmişim. Ondan sonra oturup plan yapmaya başladım. Yapmam gereken kariyer planlarımdan biri buydu. En önemlisi buydu. Hayat da; beni o noktaya taşıdı. İçimde bu ışık olmasa, belki halen haber sunuyor ve içimdeki yolculuğa çıkamamış olabilirdim. İyi ki insanlar benim önüme taş koymuş da, ben o arayış içine girmişim… Sonuçta hayatın planına geliyor insan. Teslim olmaktan başka bir şey kalmıyor. O zaman da her şey beraberinde geliyor aslında…

 

Plan yapar mısın?

S: Hayat benden ne bekliyorsa, onu hayata vermeye çalışıyorum. Onun için onu yapacağım, bunu yapacağım diye plan yapmıyorum. Kitap yazmak gibi de bir planım yoktu. Çıkı verdi bir anda…  Sadece ben kendimi nasıl mutlu edebilirim diye bir arayış içindeydim. Kendim için bir şeyler yaparken; çıktığım iç yolculuğumda,  ben bunu yapabildiysem, işe yaradıysa, bunu herkes yapabilir dedim. Paylaşmak istedim. Sonuçta ben iç sesimi dinleyip ona kulak verip, o yolda ilerlemeyi seviyorum. Kendim, inadına bir şey yapmak ısrarıyla kendime hiçbir şey dayatmıyorum. Hayatın  yönlendirmesi ile “an” ne getiriyorsa onu yaşamayı tercih ediyorum. Hayat benim için plan yapmış. Benim tek yapmam gereken şey, o  hazır planın ne olduğunu anlayıp. O yolda ilerlemek…  Aslında hepimiz için de aynı…

 

P:Karar alma süreçlerin hızlı mıdır?

S:Karar alama sürecim çok uzun gibi görünür ama kendim uzatırım onu… İlk anda kararımı veririm fakat çok tartardım. Çok düşünürdüm. Kendi kendime çok uzatırdım.  Ama artık öyle değilim. İç sesimi dinliyorum. İçimde olumlu hoş bir kıpırtı olursa, tamamdır diyorum. Hiç bekletmeden kararımı paylaşıyorum. Kitabımın yayınına karar vermem de bu şekilde oldu. Bu bir yolculuk… Kendimi mutlu etmek için iç sesimi dinleme kararı alarak çıktığım bir süreç. Deneyimlerimle ilgili notlar da alıyordum bu zaman içinde ve bir gün paylaşmaya karar verdim.

 

P: Kitabından bahseder misin?

S: Hayatımızda yaşadığımız bazı şeylerin üstünü örtüyoruz ya da örtmeye çalıyoruz. Yani o tarz şeyler… Ben yıllarca bir çok kayıplar ve acılar yaşadım. Her şeyin üzerini de gülerek örttüm ve gayet de iyiydim.  Herkes bana mutluluğun formülünü soruyordu. Ben de cevap olarak, “ gülün kahkaha atın” diyordum. Kendim de bunu uyguluyordum. Yani dıştan içe doğru gidiyordum. Bu yöntem, yıllarca işime yaradı ve aslında bir yere kadar götürdü beni bu… Şükür ki çok da iyi getirdi ama sonra baktım ki eskisi gibi kahkaha atamaz oldum. Kahkaha benim içimden gelen bir şeydi ve bitti. Bir problem vardı bende… “Ne oluyorum ben” diye düşünmeye başladım. Acaba “ben” mutlu mu değilim? Niye mutlu değilim? Bütün bunların arayışları ile başladı her şey.. Benliğimin derinlerde hissedebileceğim, daha kalıcı bir mutluluğun arayışına girdim. Bu arayış içinde deneyimlediğim ve işe yarayan yol ve yöntemleri, süreçleri, süreçler içinde aldığım notları paylaştım. Kitapta bütün bunları anlattım.

 

P: Mutluluğa giden yollarda döngülerden bahsediyorsun. Süreçler var nedir bunlar? Sen ne istiyordun?

S: Mutluluk yolculuğuna çıkarken nereden başlamam gerektiğini arıyordum.  İçten dışa mı, dıştan içe mi? Sonuçta dört bedeniniz. Enerji bedeni, ruhsal bedenimiz, spiritel bedenimiz ve fiziksel bedenimiz… Hepsine hitap etmem lazımdı. Nasıl başlasam dedim. Düşündüm. En güzeli fiziksel bedenimden enerjimi yükseltecek şeyler yapayım deyip, yola çıktım. Yürüyüşe başlayayım, vermek istediğim kiloyu vereyim. Evimi temizleyeyim, istemediğim eşyalardan arınayım, hayatımı bir düzene sokayım. Erken yatayım, erken kalkayım gibi şeylerle döngüler süreçler başladı. Hepimiz insanız, benim Saba Tümer olmam hiç bir şeyi değiştirmiyor. Hepimizin derdi de, tasası da, kederi de hepsi aynı, ortak… Hiç bir şey değişmiyor. Çok paran olsa da aynı güneşin altında güneşleniyorsun. Hiç paran olmasa da aynı güneşte güneşleniyorsun. Sonra dedim ki bana negatif enerji veren etrafımdaki insanları arındırmam lazım deyip arkadaş detoksuna girdim.  Hayat karşıma ne çıkarırsa çıkarsın, iç huzurumu yakalayıp bu dünyadaki yolculuğumun tadını çıkarmak istiyordum…

 

P: Mutluluğun tanımı nedir sana göre?

S: Ne yaşarsan yaşa, bir şekilde sana verilen sunulan hayattan değer alarak,  keyif alarak, başını akşam yastığına huzurlu koyabilmektir. Vicdanınla baş başa kaldığında, huzurla şükürle dolu olabilmektir.  Bu benim mutluluk tanımım…

 

P:Mutsuzluğunu nasıl yaşarsın?

S: Mutsuz olduğum zamanlar olur ama kendi içimde onu çözümlerim. Çevremdekileri dertlendirmek istemem. Analtmam… Belli de etmem çözerim. Mutluluğumu da mutsuzluğumu da paylaşmayı sevmem.

 

P:Başarısızlık seni mutsuz eder mi?

S:Bence hayatta başarısızlık diye bir şey yoktur. Başarısızlık; hayatın insanlara ” yanlış yolda ilerliyorsun” deme şeklidir. “Yolunu değiştir ya da bu yaptığına bir şeyler ekle” diyor. Ona ses vermek, kulak vermek lazım. Sonuçta her şey göreceli…Örn. benim ana habere çıkmamamı beni tanımayan bir insan başarısızlık olarak algılayabilir ama benim için hayatın sunduğu en büyük ödüllerden bir tanesiydi. Bana bir şekilde yol göstermesiydi. Bu herkes için geçerli. Bir insan yaptığı işte başarısızsa ve ya şöyle söyleyeyim istediğini alamıyorsan demek ki; başka bir şey yapması lazım. Kendi kendisine “ne yapmam lazım” diye sorması gerekiyor. Dingin ve sakin bir şekilde, içinden ruhen ve bedenen gelecek cevaba kendimizi açtığımızda, zaten her şey otomatikman geliyor. O kadar da karmaşık değil. Kendini dinlemeyi bilirsen eğer…

 

P: Aşık mısın? Hayatında kimse var mı?

S: Değilim. Hayatım da hiç kimse yok. Hayatımda bir insan olsaydı, bu kitap çıkmazdı. Onun için de bu yolculuğa çıktığım süreçte de, kitabımı yazarken de hiç kimsenin hayatıma girmesine izin vermedim. Yemeğe dahi çıkmadım. İstemedim.

P: Kitap bittiğine göre??

S: Durun bakalım kitap yeni bitti…

P: Özel hayatınla hiç gündem olamadın bunun için de bir yöntemin var mı? Anlatır mısınız?

S: Özel hayatımda yanımdaki kişiyle gündeme gelme ihtiyacım hiç bir zaman olmadı. Ben bana yettim hep.  Özel hayatımla bir çok ilişkileri, deneyimlerimi de kitapta açtım, yazdım hep.

 

P: Özel hayatınla gündem olmamamana rağmen kitabında;  “Saba Tümer” ve “saba “ tercih etme boyutunda karşılaştırmaların var. Anlatır mısın?

S:Kitabımda aslında ben şunu anlatmak istedim. Ben mutlu olma yolculuğuma çıkarken, aktif bir iş yapıyor olsaydım ya da hayatımda sevdiğim bir kişi olsaydı, bu yolculuğu öteleyecektim. Erteleyecektim. Benim o tercihi yapmam gerekirdi. Herşeyden kendimi geri çekip, kendimi bulma sürecimdi bu. Yoksa Saba Tümer’de, Saba’da aynı… Buradaki şey “saba” olarak profesyonel hayatıma bir dur demem gerekiyordu. O koşuşturmanın içinde kendimle ilgili yapmak istediğim şeyleri askıya almalıydım. Bir süre kendimi dinlemem, kendime vakit ayırmam gerekiyordu. O… Yoksa her şey devam ederken ben o iç yolculuğma çıkamazdım. Deneyimleyemezdim.

 

P: Pişmanlıkların var mıdır?

S: İzmir’den ayrılışım…  Kitabımı teyzem ve anneme ithafen yazdım.  Işık teyzemle çok yakındım.

Beni uğurluyorlardı, ayrılacağımız için çok üzgündük. Ben ona çaktırmamaya çalışıyordum ama ondan çok kötüydüm. Yıllar sonra başka bir şehre yaşamaya gidiyordum. İşkoş vedalaşırken bana daha sıkı sarılmak istedi. Öyle yaparsak, hüngür hüngür ağlamaya başlayacaktım. Onun için “Aman ne var bunda!  İki ay sonra geleceğim ” deyip,  sarılmadım. Sarılsak hüngür hüngür ağlayacaktım. Beni göz yaşlarıyla görmesin, üzülmesin diye istemedim.  İki ay sonra değil, bir ay sonra İzmir’e döndüm.  Döndüm ama teyzemin cenazesine… Kitabımda da yazdım zaten. En büyük pişmanlığım oydu.

 

P: Kendini nasıl tanımlarsın?

S: Özgürlüğüne düşkün, eğlenmeyi seven, kafasına koyduğunu yapan bir yapım var. Vefalıyım.. İyiliği hiç unutmam… Önceleri yapılan kötü şeyleri de unutmuyordum. sonra baktım ki kendi üzerimde bir yük.. Kitapta bu bölüm de var. Dedim ki; hiç kimse affedilmemeye değmez. O’nu affetmek illa ki; canım cicim bir tanem demek değil. O’nu gördüğün veya onunla ilgili herhangi bir şey duyduğunda sinirlerinin oynamaması.. Bu da kendine zarar vermemen anlamına gelir. Onun için de ben affetmenin gücüne çok inanıyorum. Çok güzel bir şey affetmek, affedebilmek. Hem insanoğlu kim ki affetmesin…

 

P: Mutluluğa giden yollar nedir?

S: Mutluluğun formülü kendin olmak, kendini bilmek, kendini sevmek, kendine değer vermek. Hayır demeyi öğren… Kendini mutlu et… Sen mutlu olursan etrafında herkes mutlu olur. Mutluluk bir tercih… Acıdan hüzünden beslenmeyi bırakmak gerekiyor. Senin acın benim acım olmaz… Olmaması lazım.

P:Tarzını çaktırmadan değiştiriyorsun… Tanıdığımdan bu yana çok değiştin. Çok çekicici hoş bir Saba oldun. Stilettolar, kırmızı rujlar,  omuzu açık pozlar… Neyin etkisi ile?

S:Bunun için aslında bir şey yapmadım. O bahsi geçenler, olmaya çalışmakla olan bir şey değil. Var olan bir şeydi. İçimde olandı. Haber sunarken daha fomal olmak gerekiyordu. Program daha renkli olan kişiliğimi, orataya koyabileceğim bir ortamdı.

 

P:Alış veriş sever misin?

S: Çılgınca düşünmeden alış veriş yapanlardan değilim. Bir yaz bir de kış başı gibi zamanlarda yaparım. Genelde boşu boşuna saçma sapan paralar ödememek için, indirimleri, ucuzluk dönemlerini beklerim. Bu konuda çılgınlığım yoktur. Ama şöyle bir huyum var.  Alırım, alırım amaa hep aynı şeyi giynirim.

 

P: Sosyal medyayı yoğun kullananlardansın… Kitap tanıtımına yönelik video paylaşımını eleştirenler gündemlerine taşıyanlar da oldu. Ne diyorsun?

S: Sosyal medyada insanların yaptığı eleştirleri görmezden geliyorum. Saygı duyuyorum. Empati yapıyorum beni eleştiren kişilere… Bilmiyorum ki o eleştiriyi yapan, nasıl bir ruh haliyle yazdı, neden yazdı. Sonuçta yazdığı kendi duygularıyla alakalı.. Paylaştığım benimle alakalı. Bu da benim hayatım. Saygı ile karşılıyorum.

P: Dünya liderlerinden en beğendiklerin hangileri?

S: Siyaset veya politika açısından değil ama bir kadın gözüyle Rusya Devlet Başkanı Putin’i çok beğeniyorum. Gerçekten çok hoş bir adam… Çok yakışıklı ve seksi bir erkek bence…

 

P: Hayranı olduğun ünlü var mı?

S: Hayranlık demiyim ama keşke onların sahip olduğu imkanlar burada da olsaydı da, biz de onlar kadar güzel işler yapabilsek dediğim isimler var.  Yaptığı işleri çok beğendim Oprah Winfrey, Ellen Degeneres, Jimmy kimmel…

 

P: Süper gücün olsa ne yapardın?

S: Her kesi mutlu ederdim…

 

P: Nasıl beslenirsin? Buzdolabında ağırlıkla neler olur?

S: Her şeyden beslenirim aslında ama çok yemem… Tatlı yemeyeyim diye badem, kapak çekirdeği içi gibi kuru yemişlerden de yerim.

 

P: Turşu sever misin?

S: Çokk ama ödem yapar diye yiyemiyoruz ki …

 

P:Kendini sever misin? Kendine özel bir davranışından bahseder misin?

S: Evet hem de çok severim kendimi…  Sabah yatak keyfim… Çayımı yatağımda içmeden, gazetemi yatağımda okumadan güne başlamam… Bu keyfim benimiçin çok önemlidir. Uyandığımda yatağımda biraz kendimle vakit geçiririm.  Kahvaltımı alır yatağıma gelirim. Günü yatağımda planlarım. O gün bir yere yetişeceksem, bir işim varsa sırf bu keyfimi yerine getirmek için saatimin alarmını on beş dakika öne alırım. Zaten yataktan çıkınca, hazırlanıp evden çıkmam on dakika…

 

P: Can sıkıcı bir huyun var mı? Seni bile kızdıran?

S: Endişelerim vardı. Kaygılarım vardı. Onlar üzerine çok çalıştım ve halen de çalışıyorum. Onları bertaraf edip hayatımdan çıkarmak için çok uğraşıyorum. Evhamlıyım… Onu yenmek istiyorum.

 

P: Spor yapar mısın? Özel bir tercihin var mı?

S: Yürüyüş ve plates yapıyorum. İnsan yapısına en uygun olan spor yürüyüş olduğu için yapıyorum.    Plates de yatarak yapıldığı için seviyorum…

 

P: Öncelikler listende neler var? Yapmakta kararlı olduğun?

S: Hep mutlu kalmak…

 

P: Nazara inanır mısın?

S:Nazar’a inanırdım. Artık inanmamayı tercih ediyorum. Ama şöyle huylarım var. Çok haz etmediğim biri bana bir hediye verse evime sokmama gibi bir huyum vardır. Her şeyin bir enerjisi vardır. Olumlu olanları almak isterim.

 

P: “Bence başarının sırrı” diye bir sorumuz var. Onu da alabilirsek teşekkürler.

Başarının sırrı kendini bilip kendi hayat yolculuğunda amacını anlayıp, iç sesini dinleyebilmek ve o doğrultuda  yol alabilmek.

Altın Mimir “Kadının özgürlük anahtarı işidir”

“Kadının özgürlük anahtarı işidir”

Altın Mimir

Kendi efsanesini yazan nadir isimlerden… Toplumu değiştirmek ve cinsiyet ayrımcılığı sonlandırmak için çalışan, üreten kadına ihtiyacın önemini her fırsatta anlatıyor. Kadına yatırımın her manada geleceğe yatırım olduğuna inanıyor. Toplumların tam refahı için, toplumun yarısını oluşturan kadınların iş dünyasında olması kaçınılmaz olduğunu savunuyor. PAUSE Dergi bu ay ki kapak konuğu sevgili Avukat Altın Mimir.   Kendisiyle mesleğini, hayatını, kadının iş hayatına dahil olması hususunu, toplumumuzdaki hukuksal reflekslerin gelişimini, Emek’i ve daha bir çok şeyi siz değerli okuyucularımız için konuştuk. Keyifle okumalar dileriz.

—-Çocukluk hayalim olan bir işi yapıyorum. Bence işin sırrı bu… Sevdiğin, hayalini kurduğun işi yapmak en önemlisi… Çok çalışıp işimi büyük bir aşkla, tutkuyla yapıyorum ve asla taviz vermiyorum. Bu ilk gün de böyleydi, şimdi de böyle

 —-Hukuk bir toplum mühendisliğidir. Nasıl bir toplum inşa edersen, öyle bir toplumsal refleksle karşılaşırsın. Hukuksal refleks de o toplumun, hukuka bakış açısıyla endekslidir. Hukuksal refleksin gelişmesi, şüphesiz ki hak bilincine sahip olmaktan geçer.

—-Tüm dünyada bilim dili dahil sadeleştirilirken, bizim ülkemizde hukuk dili ne yazık ki  sadeleştirilmemekte..

—–Kadının önündeki en büyük engel yine kadının kendisidir. Öncelikle kadının kendisiyle alakalı kabullenişinden vazgeçerek, toplumsal algıyı, önyargıları yıkması gerekiyor. Bu ön yargıları parçalamak Einstein’ın dediği gibi atomu parçalamaktan daha zordur.  Yoksa kadının önünde hiçbir engel olamaz.

—-Ben asla kararlarımda pişmanlık duymam. Her neticenin, gerçek kazanımını anlamaya çalışırım. Görünen gerçeklik her zaman, hakiki gerçeklik olmayabilir. Kararım hatalıysa dahi pişman olmam. Ders çıkarırım hatalarımdan.

 Kendi efsanesini yazan nadir isimlerden birisiniz. Bana göre de Altın Mimir ismi önemli bir marka… Kolay olduğunu düşünmüyorum. Özelikle bir hanım avukat olarak. Şimdi biz sizi dinleyelim mi? 

Wouuuu! Başım döndü. Efsane olmak, marka olmak… Sanırım bunlar benim için epeyce bol tanımlamalar. Öyle olabilmek için, daha kırk fırın ekmek yemem lazım. Aslında ben kendimi daha çok bir atom karınca olarak tasvir ederim. Yok öyle hem her gece diskoya gideceksin, hem Harward’a. Öncelikle ben çok sevdiğim, çocukluk hayalim olan bir işi yapıyorum. Bence işin sırrı bu… Sevdiğin, hayalini kurduğun işi yapmak en önemlisi… Çok çalışıp işimi büyük bir aşkla, tutkuyla yapıyorum ve asla taviz vermiyorum. Bu ilk gün de böyleydi, şimdi de böyle.  Avukatlık aşırı konsantrasyon ve emek işi, ben işime yoğunlaşmışken dış dünyadaki hiç bir şey dikkatimi dağıtamaz.

Ve tabi ki bilgi… Bilmek kişiyi özgürleştiriyor, her insanı güçlü kılıyor. Hele avukatlar için bilgi, mesleğimizin icrası için olmazsa olmaz. Bir futbolcu için krampon, dalgıç için oksijen tüpü, nusret için et, ne ise avukat için bilgi o dur. Salt  bilgi de yeterli değil.  Sahip olduğun bilgiyi yaşanmış olaylar ile sentezleyebilmek önemli. Avukatlar için bilgi; yasalar, yaşanmış olaylarda; müvekkillerinin uğramış olduğu haksızlıklardır. Ancak bu sentezlemenin doğru hedefe ulaşabilmesi için, içsel sezgilerimizin yol göstericiliğinden faydalanmamız gerekir.

 

Karşınıza çıkan barikatları nasıl aştınız?

Asla vazgeçmeyerek. Hayat bana şunu öğretti; bir şeyi gerçekten yapmak istiyorsanız dağlar, okyanuslar aşarsınız. Yok, eğer yapmak istemiyorsanız öyle bahaneler uydurursunuz ki, döner bu bahanelere herkesten çok siz inanırsınız. Hep önce barikatın, sorunun varlığını kabul ettim. Bir sorun varsa çözümü de mutlaka vardır.  Bu arada sorunların varlığının süreklilik arz ettiğini hatırlatırım. Sorunu anlamaya çalışırım; okurum, araştırırım, karşımdakini dinlerim, ardı arkası kesilmeyen sorular sorarım. Doğru teşhis, doğru tedaviyi getirir. Bilgi, iç seziler, akılla kalbi birleştirme, azim ve olası ‘raunt’ kayıplarını netice olarak görmeyip, sonraki rauntlara eksiklerimi tamamlayarak çıkmak olarak formülleyebilirim.

 Toplumsal ya da kurumsal ortamlarda; bireye de indirseniz genel çerçevede de baksanız hukuksal reflekslerin  gelişmediğini gözlemleyebiliyoruz. Niye böyle oluyor? Çözümü nedir?

Hukuk bir toplum mühendisliğidir. Nasıl bir toplum inşa edersen, öyle bir toplumsal refleksle karşılaşırsın. Hukuksal refleks de o toplumun, hukuka bakış açısıyla endekslidir. Hukuksal refleksin gelişmesi, şüphesiz ki hak bilincine sahip olmaktan geçer. Ve tabii ki gelişmiş olan toplumda. Bu noktada sorulması gereken en önemli husus, hukukun ne için var olduğu ya da kimler için ayakta tutulduğu yani gerçekte neye hizmet ettiğini bilmemiz gerekmektedir. Tüm dünyada bilim dili dahil sadeleştirilirken, bizim ülkemizde hukuk dili ne yazık ki  sadeleştirilmemekte.. Hal böyle olunca, toplumun hukuk dilini anlaması, bundan sonuç çıkarması pek tabii ki olanaklı değildir. Anlamadığı kanun metniyle, sahip olduğu bir hak olduğundan dahi habersiz olan toplumun, pek tabii ki refleksi olmayacaktır. Bilmek, insanın refleksini geliştirir. Yegane çözüm, hukuk dilinin anlaşılır kılınmasıyla,  hukukun yönetenlerin katından alınıp, toplumun geneline yaymaktır.

 

İş sebebiyle uykunuzun kaçtığı oldu mu?

Olmaz mı, hiç uymadığım,  uykumun kaçtığı zamanlar o kadar çok ki. Gecenin 3’ünde ofisi açtırmışlığım var benim. Deliyim yani. Boyun fıtığı ameliyatım var. Doktor yüz diyor. Yüzmeyi yarım bırakıp, havuzdan çıkıp dosyaya ilişkin sorular sormuşluğum da var. Artık bende, bunun delilik boyutuna geçtiğinin kanıtı.

 

Kadınların iş dünyasına dahil olması, hususunda düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? 

Kadının iş dünyasında olması, mutlak bir zorunluluktur. Bir ülkenin, hatta dünyanın zenginliği ve buna bağlı olarak barışını kadının çalışmasıyla sağlanacağına inanıyorum. Çünkü savaşların neredeyse tamamı ekonomik kaynaklıdır. Kadının gerçek özgürlüğünün, ekonomik olarak bağımlılıktan kurtulmasından geçtiğine inanıyorum. Aksi takdirde kadın, herhangi bir erkeğin karısı, sevgilisi, metresi, kızı, kız kardeşi hata annesi olarak o erkeğin her türlü şiddetine maruz kalmaya devam edecektir. Yani kadının özgürlük anahtarı işidir. Ve kadınlar, bilin ki; iş dünyası kötü bir yer olsaydı, erkekler sizi oradan uzak tutmak için değil, kendilerini oradan uzak tutmak için çabalarlardı.

Dünyanın en zengin insanlarından biri olan Waren Buffete başarısının ve servetinin sırrını sorduklarında, bunu dünyanın sadece yarısıyla rekabet içerisinde olmasından kaynaklandığını açıklaması, sanırım yeterince açık bir cevaptır. Toplumların tam refahı için, toplumun yarısını oluşturan kadınların iş dünyasında olması kaçınılmazdır. Ben kadın ve erkeği, kuşun iki kanadına benzetiyorum. Nasıl ki tek kanatlı kuş uçamazsa, eve mahkum edilen kadınların yaşadığı bir toplumda asla ve asla gelişemez.

Ben bir kadınım ve kadının isterse neler yapabileceğini çok iyi biliyorum. Kadına yatırımın her manada geleceğe yatırım olduğuna inanıyorum. Kadının iş hayatında daha başarılı olduğuna görüyorum. Üreten kadın mutlak manada çevresine rol modeli oluyor. Onun yetiştirdiği çocukların hayattaki misyonu da kendisiyle örtüşüyor. Toplumu değiştirmek ve cinsiyet ayrımcılığı sonlandırmak için çalışan, üreten kadına ihtiyacımız büyük. Üretimin hayatta karşılığı manevi tatminle birlikte maddi güç ve paradır. Ben parasını yöneten kadının, hayatını da yönettiğine inanıyorum.

 

Kadın liderliğinin önündeki en önemli engel nedir sizce?

Bir kadını, doktor, avukat, öğretmen, polis, ceo, olmaktan alıkoyacak hiçbir şeyin olmadığı, tüm yolların açık olduğu zamanlarda bile, onun önüne çıkan pek çok engel ve hayaletler vardır. Kadının önündeki en büyük engel yine kadının kendisidir. Öncelikle kadının kendisiyle alakalı kabullenişinden vazgeçerek, toplumsal algıyı, önyargıları yıkması gerekiyor. Bu önyargıları parçalamak Einstein’ın dediği gibi atomu parçalamaktan daha zordur.  Yoksa kadının önünde hiçbir engel olamaz. Kadın aklına koyduğu ve istediği her şeyi yapabilecek kudrete sahiptir, engel mengel tanımaz.

 

Pişman olduğunuz bir karar verdiğiniz oldu mu?

Ben asla kararlarımda pişmanlık duymam. Her neticenin, gerçek kazanımını anlamaya çalışırım. Görünen gerçeklik her zaman, hakiki gerçeklik olmayabilir. Kararım hatalıysa dahi pişman olmam. Ders çıkarırım hatalarımdan. Kadere çok inanırım. Mutlak ve muğlak kaderlerimiz vardır. Mutlak kader benim nazarımda sadece doğum ve ölüm. Onun dışındaki muğlak kaderimiz, bizlerin elindedir. Kararlarımızın sonuçlarını doğru değerlendirip, kaderimizin rotasını çizebilmek için pişmanlık duymakla vakit harcamayıp, öğrenmemiz gerekeni öğrenerek sınavımızı vermeliyiz ki, aynı kaderi bir daha yaşamayalım.

 

Kariyer hayatınızda yaşadığınız en şaşırtıcı unutamadığınız an nedir Unutamadığınız? 

 Aslında bunu tek bir anla sınırlamak çok zor. Çünkü her şey bir bütün… Hele bu yaşa gelince neredeyse her konuyla alakalı bir yaşanmışlığın var seni sen yapan. Tek bir anla sınırlamam, diğerlerine haksızlık olur. Sadece şunun söylemek isterim dönüp geri baktığımda, 5 yaşında ne olacağımı hayal etmem ve 13 yaşımda bunun yol haritasını çizmem hakikatten unutulmamaya değer. 5 yaşında savcı olmaya karar verdim. 13 yaşında, hukuk okuyabilmek için gece çalışıp, gündüz okula gitme gerekliliğini görüp, lise eğitimimi Sağlık Meslek Lisesinde tamamlayıp hemşire çıkmam ve aynı yıl İstanbul Hukuku kazanıp 17 yaşında Sağlık Bakanlığının kapısında çalarak tayınımı İstanbul’a aldırmam tabiki bir tık sürrealist gelebilir ama hepsi gerçek. Ve küçücük bir kız çocuğu yaptı bunu. Sonrası, aslında öncesinin tekrarı…

 

Sizce gelecekte kadınlar için en büyük zorluk ne olacak?  

“Cam Tavan” sendromunu bilirsiniz, bu benzetme, kadınların yükselmelerini önleyen “görünmez” engelleri tanımlamaktadır. Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersine sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir.

Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Maalesef bizim toplumumuzda kadınların evde, sokakta, iş yerlerinde hep kendilerine koydukları yasakları, cam tavanları var. Altını çizmek istiyorum, bu zorluklar dayatılan, öğretilmiş zorluklardır.  Tabiki gerçek zorluklar da var. Cinsiyet ayrımcılığı. Örneğin; günümüzde kadın çalışsa da, evdeki rolü hala birincil derecede öncelikli konumdadır. Bir kadının mutlaka, iş hayatı ile aile hayatını dengelemesi gerekiyor. Hele bir de işin içerisine çocuklar girdiği zaman, kadınların aile sorumluluklarını ikinci plana atmaları neredeyse imkansız hale geliyor. Dolayısıyla kadınlar, çalıştıkları alanlarda yükselmek için mücadele verirken,  aslında erkek meslektaşlarıyla adil olmayan koşullarda yarışıyorlar. Bir ülkede kadınların statüleri erkeklerle eşit seviyeye gelmezse o ülke gerçek anlamda medeni bir ülke olamaz.

Hayatınızı %100 planlı programlı mı yaşarsınız yoksa “ amaaan boş ver “ dediğiniz esneme payı var mıdır? Ya da olmalı mıdır?

Aşırı programlıyım. Güne her sabah 6.30 da başlar, sporumu yapar işime giderim. Yemem, içmem her şeyim planlıdır. Ancak her zaman acil çıkacak durumlara karşı önlemler alabilirim. Gideceğim seyahat, izleyeceğim film, dinleyeceğim konser çünkü büyük bir bilgi kirliliği var. Seçici olmak ve faydana olacakları tercih etmezsen kaybolursun. Hayatım çok kıymetli, aman boş ver dersem, kıymetsiz hale getiririm. Esneme payım mutlaka vardır ama amaaaan boşverim hiç yoktur.

 

Bu yaz ne sıklıkta tatil yapabildiniz? En yeni nereye gittiniz? 

Ben uzun tatil yapamayanlardanım. Hafta sonlarını değerlendiriyorum. Uzun tatillerim sadece herkesin tatilde olduğu bayramlarda olabiliyor. Yazın ülkemizin sahilleri şahane. Bu yaz henüz yurtdışı yapamadı. Ancak kurban bayramında oğlumla Tanzanya’ da safari ve arkasından Zanzibar olacak şekilde programlandık. O vakte kadar hafta sonları Bodrum, Çeşme kaçamaklarıyla idare edeceğiz. Ramazan Bayramı’nda da Marmaris’teydik. D Maris Bay’de. Ben kalabalıkları, yüksek sesli ve bitmek bilmeyen müziği sevmiyorum. Sakin ve yavaş yaşamayı seviyorum tatilde. Temalı seyahatler hariç tabiki…

 

Çok renkli bir hayat hikayeniz var… Roman gibi. Bir gün yazacak mısınız?

Evet dolu dolu geçiyor. Sıkılmak mümkün değil. Değme reality showlara taş çıkaracak cinsten. Hani hep dinleniyoruz diye bir endişe içerisindeyiz ya, eminim beni dinleyenler acayip heyecanla takip ediyorlardır. Arkası, yarın modunda. Yazacağım tabii. Çok teklif alıyorum da, yaz yaz bitmez diye öteliyorum hep. İçerisinde emek, umut, sevinç, cesaret , aşk, ihanet , zaman zaman dram olan çok ciltli bir şey olacak, ellimden sonra inşallah.

 

 “Emek” in hayatınızdaki tanımı, anlamı nedir?

Her şeyim… Aslında kelimelerle anlatılamayacak kadar her şeyim. İki ay süren kanamam sebebiyle kanser olduğumu düşünerek, etrafımdakilerin baskısıyla doktora gittiğimde, kanser değil, hamile olduğumu öğrenince, çifte bayram dedikleri şeyi yaşadım. Aynı anda hamileliği devam ettiremeyeceğimi de öğrendiğimde, her zamanki ben; “hayır ben bunu istiyorum, siz sadece bana ne yapmam gerektiğini söyleyin” dedim. 21 yaşındaydım, bebeğimin dünyaya gelme ihtimali %1’di, stajyer avukattım, yüksek lisans tezimi hazırlıyordum, eşimden ayrılıyordum.  Bunların hiçbiri Emek’le buluşmamıza engel olamadı. 5 ay hastanede her ihtiyacım yatakta giderilerek, 7,5 aylık Emek dünyaya geldi. O zaman okuduğum bir kitapta “Emek koymuşlar yavrumuzun adını.” diye bir satır okudum. Yıllarca bu kitabı  aradım sonunda bir üniversiteli kızımın yardımıyla buldum. Ve dedim ki; bebeğim kız ya da erkek ne olursa olsun adı Emek olsun. Sonra erken doğan Emek pek tabii ki yaşama hazır değildi. Kuvezlerde kaldı, ışın tedavileri gördü, beyin ameliyatları geçirdi. Ameliyatlar sonrası kafasındaki dikişlerin açılmaması için ağlamaması gerekiyordu. Beni görünce ağladığı için yoğun bakım kapılarının arkasında ağlayarak iyileşmesine dua ettim. Tabi bir de para kazanmam gerekiyordu. Pahalı ve zor ameliyatlar ve tedaviler geçiriyordu. Hani hep derler ya ismin kaderindir. Emek tam bir Emek. 5 yaşına geldikten sonra kötü günler geride kalmıştı. Tanrı hadi artık cefa kısmı bitti az birazda evladının sefasını sür der gibi sonrası su gibi geçti. O şahane bir evlat, Tüm anne ve babalara Allah böyle evlat versin. Sevgi dolu ve ışıl ışıl… Artık birbirimizin her şeyi olmuştuk. Çoklu ilişki sendromu yaşıyoruz çoğu zaman. Birbirimizin annesi, babası, kardeşi, ablası, sevgilisi, meslektaşı, partnerı, çırağı, ustası olduk. Sizce de her şeyim değil mi?

 

İş hayatınız la gündeme geliyorsunuz özel hayatınız nasıl gidiyor? Yoksa erkekler sizden korkuyor mu?

Hahahah bence her ikisi birbiri ile kapışır. Çok çalışıyorum ve yaptıklarımdan büyük keyif alıyorum. Ve bundan vazgeçmem söz konusu dahi olamaz.  Tabii ki çalışmak aşka engel değil. Aslında ben aşık halimi daha çok seviyorum. Herkese, her şeye ve hatta kendime bile daha iyi oluyorum ve her şeye yetişiyorum. Hatta onlar her şeye nasıl yetiştiğimi şaşkınlığından bir türlü çıkamıyorlar. Ben hayatımda neyi istediğini çok iyi bilen ve bunu açıklıkla dile getiren biriyim. Zor severim ama sevince de tam severim. Erkeğin bitmek bilmeyen bir iktidar mücadelesi var. Güçlü, akıllı, zeki, e az birazda güzel, kendi ayakları üzerinde duran kadına sahip olamayacakları korkusu onları hayli zorluyor ve saçma sapan şeyler yaptırıyor. Bildiği ve kafasındaki kadın ile karşısındaki kadının çatışması bünyede ağır hasarlara sebebiyet veriyor. Sonuçta senden gidemiyor, senle de olamıyorlar. Bende yaradılış olarak hiç kimsenin kompleksini ya da kaprisini çekemiyorum.

“Bence başarının sırrı”

Başarının tek bir sırrı var ki, o da sır değildir; ÇALIŞMAK, ÇALIŞMAK ve bi daha   ÇALIŞMAK…

Dünyanın en güzel 25 dalış noktası

Dünyanın en güzel 25 dalış noktası

Türkiye’de dalmak ne spor, nede hobi olarak çok rağbet görmese de dünyada en çok ilgi çeken aktiviteler arasında. Dalış tutkunları su altının sürprizlerle dolu dünyasını keşfetmek için farklı rotalarda seyahat ediyor. Dünyanın en güzel dalış noktaları, su altını keşfe çıkanlara unutulmayacak maceralar ve deneyimler sunarken, binlerce farklı türdeki balık ve sualtı canlısı bu keşif yolculuğunda dalış tutkunlarına eşlik ediyor. Tropik bir adaya gittiyseniz burada yapılacak en iyi aktivite dalmaktır. Kendiniz bir akvaryum içinde sanacaksınız. Balıklarla ve su kaplumbağaları ile oynaya bilirsiniz. Ben cesaretliyim diyorsanız köpek balıkları ile de yüze bilirsiniz. En renkli en güzel 25 dalış noktasını sizler için araştırdık ve listeledik.

 

1-La Paz, Meksika

2-Blue Corner Wall, Palau, Mikronezya

3-Barracuda Point, Sipadan Adası

4-Yongala, Avustralya

5-Sipadan, Malezya

6-Boracay, Filipinler

7-Shark ve Yolanda Reef, Kızıldeniz, Mısır

8-Great Blue Hole, Belize

9-Navy Pier, Batı Avustralya

10-Fernando de Noronha, Brezilya

11-President Coolidge, Vanuatu

12-Manta Ray Night Dive, Kailua Kona, Hawaii

13-Big Brother, Kızıldeniz, Mısır

14-Elphinstone Reef, Kızıldeniz, Mısır

15-Liberty, Bali, Endonezya

16-Richelieu Rock, Tayland

17-Tiputa Pass, Rangiroa, Polinezya

18-Tubbataha, Palawan, Filipinler

19-Osprey Reef, Coral Sea, Avustralya

20-Ras Mohammed, Kızıldeniz, Mısır

21-Great White Wall, Taveuni, Fiji

22-Gordon’s Rock, Galapagos Adaları

23-Bloody Bay Wall, Little Cayman

24-Great Barrier Reef, Avusturya

25-Namena Reef, Fiji

 

 

 

 

 

 

Türkiye’nin televizyon yıldızları belli oldu

 

 Türkiye’nin televizyon yıldızları belli oldu

Ipsos tarafından her yıl tekrarlanan Türkiye Barometresi Yeni yıl Özel Araştırması kapsamında Türkiye’nin en beğenilen TV Dizileri, Oyuncuları ve Televizyoncuları belirlendi. Bu sene ayrıca en beğenilen Sosyal Medya Fenomenleri de araştırma kapsamında kamuoyuna soruldu.

 

Ipsos Türkiye Barometresi’ne göre Türkiye’nin en beğendiği TV Dizisi “Çukur” (%11) olarak belirtilirken, bu diziyi “Avlu” ve “Arka Sokaklar” (%7) dizileri takip etti.

 

Ipsos’un Türkiye İcra Kurulu Üyesi ve Sosyal Araştırmalar Hizmet Birimi Lideri Özlem Bora şu değerlendirmeleri iletti:  “Türkiye’de yerli dizi seyretme oranı %90’a yakın. Diğer bir deyişle hepimiz en az bir yerli dizi seyrediyoruz. Öne çıkan dizilere baktığımızda ise aksiyon ve polisiye ağırlıklı dizileri görüyoruz.

Çukur başladığı ilk günden beri oldukça sadık bir izleyici kitlesine sahip ve karakterleri ile öne çıkan ve anılan bir dizi haline geldi. 2 senedir yayında olan bu dizi  özellikle erkekler ve  millenials kitlesi tarafından ilgiyle izleniyor. Dizide mahalle kavramı, dayanışma ve dışarıdan gelen tehditlere karşı birlikte durulması dizinin çekim noktalarının başında gelmekte.

13 senedir yayında olan Arka sokaklar ise Türk izleyicileri için fenomen bir dizi olmuştur.

Son dönemlerde kadınların başrolde olduğu dizilerin sayısında artış görüyoruz. Çoğunluğu kadın karakterlerden oluştuğu Avlu dizisi bu yıla damgasını vuran dizilerden birisi oldu. Hapishanede geçen dizi, kadın mahkumların hapishane öncesi  yaşadıkları şiddete ve hapishanedeki kadınlar arasındaki güç savaşlarına dair hikayesi ile ilgi çekiyor.”

Türkiye Barometresi Araştırmasına göre Türkiye’nin en beğendiği kadın dizi oyuncusu Avlu dizisindeki rolüyle Demet Evgar (%7) olurken en beğenilen erkek dizi oyuncusu ise Çukur dizisinde rol alan Aras Bulut İynemli (%14) oldu.

Ipsos Türkiye Barometresi’ne göre; Türkiye’nin En Beğendiği Televizyoncu ise %17’lik bir oranla Acun Ilıcalı olarak belirtildi. Ilıcalı, aynı araştırmanın bir önceki yılında da yine Türkiye’nin en beğenilen televizyoncusu olarak belirtiliyordu.

Ipsos Türkiye Barometresi’nin bu yılki özel raporunda Türkiye’nin en sevdiği sosyal medya fenomenleri de araştırıldı. Buna göre Aykut Elmas, en beğenilen sosyal medya fenomeni olarak belirtildi.

 

 

 

 

Araştırma Künyesi

Her iki ayda bir yürütülen Türkiye Barometresi Araştırması Ipsos’un finansmanında Ipsos’un Sosyal Araştırmalar hizmet birimi tarafından gerçekleştirilmektedir. 2018’in Barometre Araştırmasının sahası 24 Kasım – 13 Aralık tarihlerinde yüz yüze görüşme yöntemi ile gerçekleştirildi. 12 IBBS bölgesinden seçilen 15 ilde gerçekleştirilen çalışmanın örneklem sayısı 1320 ve araştırmanın hata payı %95 güven aralığında +/- 2,5’tur.

 

 

 

Ipsos Hakkında:

Ipsos, dünyanın lider araştırma şirketlerinden Ipsos Grubunun bir parçası olarak reklam, müşteri ve çalışan memnuniyeti, pazarlama, medya, kamuoyu araştırmaları ve geleceği tahmin, modelleme ve danışmanlık uzmanlıkları sunan global bir pazar araştırma şirketidir. 500’e yakın çalışanı ile Türkiye’nin en büyük araştırma şirketidir.

 

Kendisini tutkulu araştırmacıların ve araştırmanın evi olarak tanımlayan Ipsos, TÜİK’den sonra ülkemizin en fazla araştırmacıya sahip olan kuruluşudur. Deneyimli araştırmacıları ile müşterilerinin işlerini geliştirmeleri için, ilk yaratıcı aşamadan,  marka / hizmet / ürün gelişme evrelerine kadar olan tüm süreçte ileri araştırma araçlarıyla, yüksek kalitede çözüm üretir. Ipsos, hızlı tüketim, perakende, dayanıklı tüketim, sağlık, teknoloji, finans, otomotiv, medya, turizm ve daha pek çok alanda müşterileri ile çözüm ortağı olarak çalışır.

 

ISO9001:2015, ISO20252 ve Güvenilir Araştırma Belgesi (GAB) sahibi olan Ipsos, çalışmalarını bu kalite standartları ve ESOMAR kuralları çerçevesinde yürütür.